Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/117 E. , 2024/12071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1264E., 2022/629 K SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yöneli
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/117 E. , 2024/12071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1264E., 2022/629 K SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) madde 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı ... veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde daha da açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı ... veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, Ankara, 2018, s. 74; Özgenç İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı, Seçkin, Ankara, 2021, s 168 vd; Tezcan/.../Önok, s. 704; Koca/Üzülmez, TCK Genel Hükümler, Seçkin 9. Baskı, s. 583) Cebir veya tehdit kullanılması malın alınmasında araç olarak kullanılması yağma suçunun ayırıcı unsurudur. Dolayısıyla iki hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani malın alınması kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olmalıdır. Kullanılan cebir veya tehdit mağduru malı ... veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olmalıdır. Teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit suçun oluşumu bakımından yeterli değildir. Kullanılan zor ile malın alınması arasında nedensellik ilişkisi yoksa (sebep-sonuç) fail yağma suçundan cezalandırılmaz. (benzer görüşler için bkz. Özbek, /.../Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. bası, Ankara, s. 657; Gökçek vd, s.88) Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır. Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Mesela konut veya iş yerine girmek isteyen birine karşı konulması halinde mağdura yönelen cebir eylemi yağmaya dönüştürmez. Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur. Bunun gibi bir mal almaya yönelik olmayan cebir eylemi yağmaya dönüştürmeyecektir. Mesela cinsel istismara karşı koyan mağdura uygulanan cebir de olduğu gibi. Bu gibi durumlarda yağma değil cebren cinsel saldırı suçları oluşacaktır. (Benzer görüşler için bkz. Artuç, Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, 2011, s. 231; Gökcan/Artuç, s. 5348) Doğrudan malı almaya yönelik olmayan zor eylemi yağmaya dönüştürmez. Mesela başka nedenle kavga ettikten sonra giderken mağdurun mallarının alınması halinde yağma değil gerçek içtima kuralları uygulanmalıdır. Cebir veya tehdidin cezasına ilave olarak hırsızlıktan ceza verilmelidir. Ancak bura da dikkat edilmesi gereken husus mağdurun malın alındığını görmemesi gerekir. Eğer mağdur malın alındığını gördü ama az önce uğradığı saldırının etkisi ve korkusu ile kendisini savunamayacak durumda, direnci kırılmış olduğu için müdahale edemeyecek durumda ise artık yağma oluşacaktır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır ve bu cebrin mal alma tamamlanmadan önce yapılması, malın bu cebir veya tehdidin etkisiyle alınmış olmasıdır. Kişinin kastı iç dünyasında meydana geldiğinden niyet okuyuculuk yapılamayacağından kastını tespit için dış dünyaya yansıyan, olay öncesi olay sırasında ve olay sonrasında gerçekleşen söz, davranış ve hareketlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Tüm hususlar birlikte değerlendirilerek eylemin başlangıçtan itibaren malı almak amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılıyorsa mağdurun malın alındığını görmesine bile gerek olmadan eylemi yağma olarak kabul etmek gerekir. Ancak eylem başlangıçta malı almak için değilde başka bir nedenle başlamış ve mağdur cebir veya tehdide maruz kalmış direnci kırılmış ise bu takdirde malın alındığını görmesi en azından malın alınacağını bilmesi gerekir ki az önce uğradığı cebir veya tehdidin etkisiyle karşı koyamamış olsun ve yağma suçu yasal unsurları itibariyle oluşsun. Aksi takdirde cebir veya tehdidin etkisiyle malın tesliminden bahsedilemeyecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, şikayetçi ile sanıkların akraba oldukları, olay günü alkollü oldukları, birlikte de alkol aldıkları, bu alkol alma sırasında müştekinin montunu çıkararak sandalyenin üzerine astığı, sanık ... 'in oğlunun önceden darp edilmesi nedeni ile tartışmaya başladıkları, sonra sanıkların bu olay nedeniyle darp etmeye başladıkları; sanıkların savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmediği, şikayetçiyi darp etmek niyetiyle hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Yağma suçunda cebir veya tehdidin malı almaya yönelik olması, malın bu cebir ve tehdit etkisiyle verilmesi gerekir. Malın götürülmesine yönelik olmayan cebir veya tehdidin yağma suçunu oluşturmayacağı anlaşılmakla somut eylemde; Vezirköprü Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2019 tarihli iddianamesi ile sanıklar hakkında mağdur ...'e yönelik" ...'in yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı şüpheli ...'ın aracına zarar vermesi üzerine müştekinin evli bir kadınla görüştüğünü de bilen şüpheli ...'in müşteki ...'in hem evli kadınla görüşmesine ilişkin fotoğrafları şüpheli ...'e atıp hem de şüpheli ...’u arayarak şüpheli ...'nin aracının camlarını kırması olayını anlattığı, ...'un ise gerek bilgi sahibi ... aracılığıyla gerekse de doğrudan müşteki ile görüşerek müşteki üzerinde yukarıda belirtildiği şekildi korku ve baskı uyguladığı, şüpheli ...'in doğrudan müşteki ... ile görüşerek müşteki üzerinde yukarıda belirtildiği şekilde korku ve baskı uyguladığı ve müşteki ...'in emniyette alınan ifadesinde işyerinin kasasında bulunan yaklaşık 7500 TL parayı alarak şüpheli ...'a verdiği, müştekinin vermiş olduğu paradan kendisine menfaat temin edemeyen şüpheli ...'in söz konusu olayın devamında müşteki ...'i telefon ile arayarak hem evli bir kadınla görüştüğünü başkalarına açıklamakla tehdit ederek hem de bilinen kişiliği itibariyle fiili tehditkâr tavırlar içerisinde müşteki ile görüşerek müşteki üzerinde baskı uygulayarak para ve müştekinin aracını istediği, Müştekinin İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde ve Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan beyanında özetle; şüpheli ...'nin aracının camlarını kırması üzerine şüpheli Mert'in doğrudan kendisiyle görüşerek yüksük sesle ve sert tonda konuşarak baskı kurduğunu, şüpheli ...'un ise ...'i vasıtasıyla kendisini tehdit ettiğini, olayın kapanması için Emniyette alınan beyanına göre 7500 TL'yi ...'a verdiğini, ancak müştekinin Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan beyanında İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde beyanı alındığı sırada sarhoş olması sebebiyle yanlış beyanda bulunduğunu, parayı vermesinden sonra şüpheli Mert'in kendisini arayarak ısrarlı bir şekilde ve baskı kurarak yeniden para talebinde bulunduğunu, parası olmadığı için kendisinin para vermediğini beyan ettiği,..." iddiası ile nitelikli yağma suçundan cezalandırılması maksadıyla dava açıldığı anlaşılmıştır. İddianamenin anlatım kısmında mağdurun ne şekilde yağma suçunun unsurlarını taşıyan bir "cebir, tehdit" eylemine maruz kaldığının anlaşılamadığı görülmüştür. Yargılama aşamasında Mağdur ...'in mahkemede alınan beyanında: "Ben kimseye para vermedim, sadece ...'ın aracının camını kırdığım için onun maddi zararını giderdim, olay nedeniyle kimseden şikayetçi değilim, davaya katılmak istemiyorum, beni de kimse korkutmamıştır, tehdit etmemiştir." şeklinde beyanda bulunduğu, mağdurun mahkeme huzurunda vermiş olduğu ifadesi ile aşamalarda vermiş olduğu ifadeleri arasında çelişki bulunduğu görülmekle mağdurun daha önce vermiş olduğu ifadeleri okunup çelişki nedeniyle mağdurdan sorulduğunda: "Mert beni aradığında sarhoştu, kendisini ciddiye almadım, ben kimseye 7500 TL vermedim, aramızda geçen para muhabbetleri ...'ın aracının camını kırmama ilişkin olup ...'nin masrafına ilişkindir, ben de bu zararı zaten giderdim, neden önceki ifadelerimde bu şekilde yazılmış bilemiyorum, mahkeme huzurunda vermiş olduğum ifadem doğrudur." şeklinde beyanda bulunduğu, ayrıca sanıkların mağdurun dövüleceğine ilişkin aradıkları tanık ...'in de mahkemedeki beyanında: "Ben daha önce gerek karakolda, gerekse de savcılıkta ifade vermiştim, olayın üzerinden zaman geçti, detayları hatırlamıyorum, o ifadelerimin okunmasını talep ediyorum, bilgi ve görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunduğu, tanığın daha önce alınan ifadeleri okunup tanıktan sorulduğunda: "Doğrudur, aynen tekrar ederim." şeklinde beyanda bulunduğu, tanıktan sorulduğunda: "Ben ... ile telefonda görüştüğümde ...'i döveceğiz şeklinde bir ifade kullandı ancak ben bunu ...'e söylemedim zira çok alkollüydü, bu nedenle kendisine söylemedim, daha sonra görüşürsünüz deyip geçiştirdim." şeklinde beyanda bulunduğu da dikkate alındığında tanığın mağdurun beyanlarını doğruladığı görülmektedir. Hal böyle iken sanıklar tarafından mağdura karşı malı almaya yönelik bir cebir ve tehdidin ne şekilde oluştuğunun karar yerinde incelenip, taraflara ayrıntılı olarak açıklattırıp tartışılmadan sanıklara nitelikli yağma suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.11.2024 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/15 Esas, 2019/113 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...'e yönelik olarak TCK'nın 149/1-c, 62. maddeleri gereğince ayrı ayrı 8 er yıl 4 er ay hapis cezası, sanık ... hakkında ise mağdur ...'e yönelik TCK'nın 149/1-c, 29, 62. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair kararın Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi 2020/1264 Esas, 2022/629 Karar sayılı esastan reddi kararı ile dava dosyası dairemize gelmiş olmakla, Sanıkların mağdura karşı mal almaya yönelik bir cebir ve tehditin ne şekilde olduğunun, kararı yerinde incelemeden, incelenip araştırılmadan, eksik soruşturma ile karar verildiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de dosyanın incelenmesinde tebliğnamenin de onama talepli olduğu, Vezirköprü Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında yağma, uyuşturucu madde temini, tefecilik, suç işleme amacıyla örgüt kurma, 6136 sayılı Kanun gereğince soruşturma başlatıldığı, bununla ilgili dinleme kararının alındığı ve daha sonra da Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında yağma suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, her ne kadar çoğunluk tarafından mala yönelik bir tehditin olmadığı belirtilmiş ise de, hazırlıktaki ifadeler, dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde örgütlü bir suç kapsamında mala yönelik bir tehditin bulunduğu ve buna göre Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinin kararının ve buna uygun olarak Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin esastan reddine yönelik kararında bir isabetsizlik bulunmadığı buna göre istinaf kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.