Karar Özeti
1. Ceza Dairesi 2023/5213 E. , 2025/5674 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/1160 değişik iş TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Silahlı gasp ve muhtelif suçlardan hükümlü ...’ın, cezalarının 36 yıl ağır hapis cezası olarak toplanmasına dair Kırklareli Ağır Ceza Mahke
Karar Detayı
1. Ceza Dairesi 2023/5213 E. , 2025/5674 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/1160 değişik iş TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Silahlı gasp ve muhtelif suçlardan hükümlü ...’ın, cezalarının 36 yıl ağır hapis cezası olarak toplanmasına dair Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 10.11.2003 tarihli ve 2003/470 müteferrik sayılı içtima kararının infazı sırasında 23.05.2002 tarihi itibariyle şartla tahliye edilmesini müteakip, deneme süresi içerisinde 17.06.2004 tarihinde işlemiş olduğu silahlı örgüt kurma ve yönetme suçundan dolayı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması sebebiyle, şartla tahliye kararının geri alınarak ikinci suçun işlendiği 17.06.2004 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 25.11.2025 tarihi arasındaki sürenin aynen infazına dair Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2015 tarihli ve 2015/66 değişik iş sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, hükümlü müdafii tarafından şartla tahliyenin geri alınması yönündeki kararın kaldırılmasına yönelik talebinin reddine ilişkin anılan Mahkemenin 29.09.2016 tarihli ve 2016/1162 değişik iş sayılı kararına yapılan itirazın reddine dair Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2016 tarihli ve 2016/1160 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bila tarihli ve 94660652-105-39-10485-2018-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 19.06.2023 tarihli ve 2023/57851 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü; I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma isteminin; Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 18/02/2008 tarihli ve 2008/1705 esas, 2008/1080 karar sayılı ilâmında ‘’765 sayılı TCK’nun 68–77. maddelerinde cezaların toplanması kurumu düzenlenmiş olup, temel ilke olarak toplama sistemi benimsenmekle birlikte toplama işlemi sonucunda 77. maddesiyle öngörülen üst sınırın aşılamayacağını belirtmiştir. 5237 sayılı TCK’da bir kimsenin işlediği birden fazla suçtan dolayı mahkûm olduğu cezaların ne şekilde toplanacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. 5275 sayılı CGTİK’nun 99. maddesinde ise: “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsız varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme karşısında sanığın, işlediği birden fazla suçtan dolayı verilen cezaların belirli bir üst sınır olmaksızın hepsini çekmesi gerekmektedir. Ancak koşullu salıverilme aşamasında uygulanacak üst sınırlar saptamıştır. Cezaların toplanması (içtiması) koşullu salıverilme hükümleriyle yakından ilişkili olup uygulanması zorunludur. 5237 sayılı TCK’nun 7/3. maddesinin hükmü karşısında, suç tarihi göz önünde bulundurularak koşullu salıverilmeye ilişkin uygulanacak yasa, hükümlünün özgürlüğünü en az kısıtlayacak şekilde belirlenmeli, buna göre de cezaların ne şekilde toplanacağı saptanmalıdır. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.1992 tarihli ve 1/67–129 sayılı kararında açıklandığı gibi, “cezaların toplanmasına konu olabilecek hüküm veya ceza kararnamelerin fiilen ve hukuken infazının olanaklı bulunması zorunludur. Yasada düzenlenen belli bir infaz şekli olan koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmasından sonra cezanın fiilen ve hukuken infaz edildiğinin kabulü gerekir. Böylece hukuken ve fiilen infaz edilmiş bir ceza nedeniyle hükümlünün tekrar cezaevine alınmasına olanak yoktur. Öyleyse koşullu salıverilmesine karar verilen hükümlünün, o suç nedeniyle bir daha cezaevine alınamayacağı gözönüne alındığında, koşullu salıverme tarihinden sonra bihakkın salıverme tarihinden önce kesinleşen mahkûmiyetlerinin, koşullu salıverme kararı verilen kararlarlarla toplanmasına yasal olanak bulunmamaktadır...” şeklinde belirttiği açıklamalar karşısında, Somut olayda, sanığın deneme süresi içerisinde 17.06.2004 tarihinde işlemiş olduğu silahlı örgüt kurma ve yönetme suçundan mahkûm olduğu anlaşılmakla, önceki şartla tahliyeye konu olan içtimalı 36 yıl hapis cezasının, uyarlama yargılaması sonucunda 12 yıl 6 hapis cezası ve 7 ay hapis cezası olmak üzere toplam 12 yıl 13 ay hapis cezası olarak infaz edilmesi gerektiği, bu durumda ikinci suçun işlendiği 17.06.2004 tarihi ile yeni belirlenen 17.11.2007 bihakkın tarihi arasındaki sürenin aynen infaz edilmesi gerektiği, bu cezasının infazını müteakip, bu kez deneme süresi içerisinde kesinleşerek gelen 9 yıl 8 ay 21 gün hapis cezası ve 8 yıl 4 ay hapis cezaları ile deneme süresi içerisinde işlenen suçtan dolayı hükmedilen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezalarının tâbi olduğu infaz rejimlerine göre infaz edilmesi gerektiği gözetilmeden şartlı tahliye öncesi kesinleşen cezalar ile şartlı tahliye sonrası kesinleşerek gelen cezaların içtima edilerek infazına karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları; (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. Şeklinde düzenlenmiştir. 2. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 68-77. maddelerinde cezaların toplanması kurumu düzenlenmiş olup, temel ilke olarak toplama sisteminin benimsemekle birlikte toplama işlemi sonucunda 77. maddesiyle öngörülen üst sınırın aşılamayacağını belirtilmiştir. 3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun da bir kimsenin işlediği birden fazla suçtan dolayı mahkûm olduğu cezaların ne şekilde toplanacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. 4. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesinde ise, "Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir" hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme karşısında sanığın işlediği birden fazla suçtan dolayı verilen cezaları belirli bir üst sınır olmaksızın hepsini çekmesi gerekmektedir. Ancak koşullu salıverilme aşamasında uygulanacak üst sınırlar saptanmıştır. 5. Cezaların toplanması (içtimaı) koşullu salıverilme hükümleriyle yakından ilişkili olup uygulanması zorunludur. 6. 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 3 fıkrasındaki düzenleme gereğince, suç tarihi göz önünde bulundurularak koşullu salıverilmeye ilişkin uygulanacak kanun hükümlünün özgürlüğünü en az kısıtlayacak şekilde belirlenmeli, buna göre de cezaların ne şekilde toplanacağı saptanmalıdır. 7. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.1992 tarihli ve 1/67-129 sayılı kararında açıklandığı gibi, "cezaların toplanmasına konu olabilecek hüküm veya ceza kararnamelerinin fiilen ve hukuken infazının olanaklı bulunması zorunludur. Yasada düzenlenen belli bir infaz şekli olan koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmasından sonra cezanın fiilen ve hukuken infaz edildiğinin kabulü gerekir. Böylece hukuken ve fiilen infaz edilmiş bir ceza nedeniyle hükümlünün tekrar cezaevine alınmasına olanak yoktur. Öyleyse koşullu salıverilmesine karar verilen hükümlünün, o suç nedeniyle bir daha cezaevine alınamayacağı göz önüne alındığında, koşullu salıverme tarihinden sonra bihakkın salıverme tarihinden önce kesinleşen mahkûmiyetlerinin, koşullu salıverme kararı verilen kararlarlarla toplanmasına yasal olanak bulunmamaktadır". 8. 22.12.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanun'un 1/2 maddesi, "müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların çekmeleri gereken toplam cezalarından; şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezalarının toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez" denilmektedir. Bu haliyle, hükümlünün ancak bir kez kanun hükmünden faydalanması gerektiği ise kanunun amir hükmüdür. 9. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.02/2002 tarih ve 2002/6-42-156 Esas-Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere, 4616 sayılı Kanun'un 1/2 maddesinden istifade edebilmek için; a- Suçun 23.04.1999 tarihinden önce işlenmiş olması, b- Suçun türü itibari ile 4616 sayılı Kanun'un 1/5 fıkrası kapsamındaki istisnalar içinde olmaması, c- Muhtelif suçlardan dolayı cezaların ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile indirimin bir sefere mahsus olmak üzere en fazla 10 yıl olarak yapılması öngörülmüştür. 10. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.01.2004 gün 2003/6-292 Esas, 2004/5 Karar sayılı kararına göre, 4616 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan verilen cezalar ile bu yasa kapsamına tabi olmayan cezaların toplanmasına yasal engel bulunmamaktadır. 11. Anayasa Mahkemesinin 18.07.2001 tarihli ve 4-332 sayılı kararında vurgulandığı üzere, "4616 sayılı Yasanın 4758 sayılı Yasayla düzenlenen 2. bentteki kurallar, müebbet ve 10 yıldan fazla süreli hükümlülükler bakımından cezadan indirim öngören, tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından veya toplam hükümlülük sürelerinden on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi veya hükümlülük süresi dolmuş olanlar bakımından ise, belirli bir süreyle suç işlemelerine bozucu koşuluna bağlanmış toplu özel af niteliğindedir. 12. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.01.2004 tarihli, 2003/6-392 Esas, 2004/5 sayılı kararında, "bazı suçlar yönünden verilen cezaların 10 yıllık bölümünün çekilmiş sayılması gibi hükümlü lehine sonuçlar doğuran ve hukuki niteliği toplu özel af olarak belirlenen bu yasal düzenlemelerle cezaların infazı konusunda 647 sayılı Kanundan farklı bir sistem öngörülmediği gibi cezaların toplanmasına engel bir hüküm de sevkedilmemiştir. Öte yandan, gerek hükmedilen ağır hapis cezaları toplamının 36 yılla sınırlandırılmasına ilişkin TCY'nin 77/1. maddesinde öngörülen kural, gerekse 4616 sayılı Kanun da öngörülen ve yukarıda açıklanan kurallar hükümlü lehine getirilen yasal düzenlemeler olduğundan, bu kuralların hükümlü aleyhine sonuç doğuracak biçimde yorumlanmasına da olanak bulunmamaktadır" denilmiştir. 13. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.04.2007 gün ve 32-97 ile 06.11.2007 gün ve 190-228 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; Gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen ilkeler şunlardır. a- Cezaların içtimai bir infaz kurumu ve işlemidir. b- İçtimaya dahil olan suçlar hukuken bağımsızlıklarını korurlar ve her suç yönünden ayrı ayrı sonuçlar doğururlar, c- İnfaza ilişkin uygulamalar kazanılmış hak oluşturmadığından, içtimaya ilişkin uygulamalar da lehe oluşan hatalar kazanılmış hakka konu olmazlar, d- Sonradan yürürlüğe giren ve lehe hükümler içermesi nedeniyle uygulanması gereken yasanın tatbikinde infaza ve bu kapsamdaki içtima hükümlerinin gözetilmesiyle sonraki yasanın lehe olduğunun reddinin ve önceki yasanın lehe kabulünün olanaklı sayılması kabul edilemez. 14. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu 647 sayılı Kanun döneminde kabul edilen bu ilkeler, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu ve 5275 sayılı Kanun döneminde de geçerliliğini korumaktadır. 15. Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde, hükümlü hakkında Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 09.09.1997 tarihli ve 1995/33 Esas, 1997/102 Karar sayılı kararı ile verilen, 21.01.1998 tarihinde kesinleşen 36 yıl hapis cezasının, Kırklareli Asliye Ceza Mahkemesinin 11.05.1999 tarihli ve 1995/472 Esas, 1999/111 Karar sayılı kararı ile verilen, 29.09.1999 tarihinde kesinleşen 7 ay hapis cezasının, Çorlu Askeri Mahkemesinin 17.05.2001 tarihli ve 2001/118 Esas, 2001/431 Karar sayılı kararı ile verilen, 30.06.2001 tarihinde kesinleşen 8 yıl 4 ay hapis cezasının Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 28.09.2001 tarihli ve 2001/441 Müteferrik sayılı kararı ile 765 sayılı Kanun'un 68, 74, 77. maddeleri gereğince 44 yıl 4 ay ağır hapis ve 7 ay hapis cezası olarak içtimaına ve 77/1, 2. maddesi gereğince 36 yıl ağır hapis cezası olarak infazına karar verildiği görülmektedir. 16. Hükümlünün içtimalı bu cezasının infazı sırasında Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2002 tarihli ve 2002/114 müteferrik sayılı kararı ile 4616 sayılı Kanun hükümleri de dikkate alınarak şartla tahliyesine karar verildiği ancak şartla tahliye tarihinden önce kesinleşen ve 4616 sayılı Kanun kapsamında kalan başka bir mahkumiyetinin içtimaya dahil edilmediği anlaşılmakla, hükümlü hakkında verilen şartla tahliye kararının kaldırıldığı ve daha önce verilen içtima kararının çözülerek çözülen içtima kararına konu cezaları ile Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 22.05.2001 tarihli ve 1997/147 Esas, 2001/128 Karar sayılı kararı ile verilen, 18.07.2001 tarihinde kesinleşen 9 yıl 8 ay 21 gün hapis cezasının Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 10.11.2003 tarihli ve 2003/470 müteferrik sayılı kararı ile 765 sayılı Kanun'un 68, 74, 77. maddeleri gereğince 53 yıl 12 ay 21 gün ağır hapis ve 7 ay hapis cezası olarak içtimaına ve 77/1, 2. maddesi gereğince 36 yıl ağır hapis cezası olarak infazına karar verildiği ve Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 20.11.2003 tarihli ve 2003/140 müteferrik sayılı kararı ile 23.05.2002 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 17. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.1992 tarihli ve 1/67-129 sayılı kararında açıklandığı gibi, ".... koşullu salıverilmesine karar verilen hükümlünün, o suç nedeniyle bir daha cezaevine alınamayacağı göz önüne alındığında, koşullu salıverme tarihinden sonra bihakkın salıverme tarihinden önce kesinleşen mahkûmiyetlerinin, koşullu salıverme kararı verilen kararlarla toplanmasına yasal olanak bulunmamaktadır". Hükümlü hakkında şartla tahliye tarihinden önce kesinleşen ve şartla tahliyeye konu içtimalı cezaları ile içtima ettirilerek birlikte infaza konu edilmesi gereken cezasının içtima ettirilerek hükümlü lehine uygulama yapıldığı, somut olayda hükümlü hakkında verilen şartla tahliye tarihinden sonra kesinleşen ve içtimaya dahil edilen bir hüküm olmadığı anlaşılmakla, kanun yararına bozma istem yazısında şartla tahliye tarihi, hükümlerin kesinleşme tarihleri konusunda somut bir tarih açıklanıp, değerlendirme yapılmaksızın hükümlü hakkında verilen 9 yıl 8 ay 21 gün hapis ve 8 yıl 4 ay hapis cezalarının kesinleşme tarihlerinin şartla tahliye tarihinden sonra olduğu yönündeki soyut değerlendirme ve açıklamanın doğru ve yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. 18. Hükümlü hakkında verilen ve 4616 sayılı Kanun kapsamında kalan ancak 4616 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra kesinlen mahkumiyet hükümleri ile 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce kesinleşen ve 4616 sayılı Kanun kapsamında olan mahkumiyet hükümlerinin içtima edilerek şartla tahliye tarihinin belirlenmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, hükümlü müdafinin 4616 sayılı Kanun kapsamında olsa da, 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce kesinleşen hükümler ile 4616 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra kesinleşen hükümlerin ayrı ayrı içtima edilerek ayrı ayrı şartla tahliye kararı verilmesi gerektiğine yönelen talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. 19. Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 20.11.2003 tarihli ve 2003/140 müteferrik sayılı kararı ile 23.05.2002 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilen hükümlünün, bihakkın tahliye tarihinden önce denetim süresi içerisinde 17.06.2004 tarihinde işlemiş olduğu kasıtlı suçtan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 7242 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin 13 fıkrasında yapılan değişiklik, hükümlünün denetim süresi içerisinde işlediği suçun cezası ve bihakkın tahliye tarihi dikkate alındığında hükümlü lehine ise de, kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmış olup, 7242 sayılı Kanun hükümleri ile yapılan değişiklik dikkate alınarak, lehe aleyhe kanun karşılaştırılması yapılması ve lehe kanunun tespiti ile aynen infazına karar verilmesi gereken sürenin belirlenmesi konusunda değerlendirme yapılması zorunlu ve bu konuda her zaman karar alınması mümkün olduğundan, mahkemenin karar tarihi itibariyle 7242 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin 13. fıkrasında yapılan değişiklik öncesi düzenleme dikkate alınarak, hükümlü hakkında daha önce verilen şartla tahliye kararının geri alınmasına, ikinci suçun işlendiği tarih ile bihakkın tahliye tarihi arasında kalan sürenin aynen infazına dair verilen kararda ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair itiraz merciince verilen karar da usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, haklı sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.07.2025 tarihinde karar verildi.