Karar Özeti
1. Ceza Dairesi 2024/5887 E. , 2025/6347 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/797 E., 2024/862 K. SUÇLAR : Kasten öldürme ve bu suça yardım HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince ver
Karar Detayı
1. Ceza Dairesi 2024/5887 E. , 2025/6347 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/797 E., 2024/862 K. SUÇLAR : Kasten öldürme ve bu suça yardım HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.03.2024 tarihli ve 2016/373 Esas, 2024/191 Karar sayılı kararı ile; a.Sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 62, 53. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, b.Sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçuna yardımdan 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 39, 62, 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 23.05.2024 tarihli ve 2024/797 Esas, 2024/862 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik sanıklar müdafiileri ve Cumhuriyet savcısının (..... aleyhine) istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, eksik incelemeye, sanığın suça katılmadığına, aksi kanaatte yardım eden olarak kabulü gerektiğine, 2.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; olayın ani geliştiğine, sanığın bu eyleme katılmadığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. III.GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eksik inceleme bulunmadığı, eylemin sanık ... tarafından gerçekleştirildiği, sanık ...'in bu eyleme yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 23.05.2024 tarihli ve 2024/797 Esas, 2024/862 Karar sayılı kararında sanıklar müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Başkan sayın ... ve üye sayın ...'ın "sanıkların eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 82/1-i maddesinde düzenlenen bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle kasten öldürme suçunu oluşturduğundan" bahisle hükümlerin suç vasfından bozulması gerektiği yönündeki karşı oyları ve üye sayın ... ve üye sayın Doç. Dr. ...'ün sanık ...'in atılı suçtan beraati gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulması yönündeki karşı oyları ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.09.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, Maktulün uyruklu olup çalışmak amacıyla Türkiye'ye geldiği, sanıkların tefrikli fail ... ... ile birlikte daha önce maktulü kaçırdıkları ve ailesinden fidye almayı amaçladıkları ancak maktulün bir fırsatını bulup kaçtığı ve sanıklardan korktuğu için kendisi gibi göçmen olan tanıkların yanına sığındığı ve başından geçenleri onlara da anlattığı, ancak sanıkların araştırıp maktulün kaldığı yeri tespit ettikleri ve olay günü maktulü ve arkadaşlarının uyuduğu sırada 5 kişi gelerek maktulü uyandırdıkları ve "hadi kalk gidiyoruz" dedikleri, maktülün gelmeyeceğini söylemesi üzerine zorla götürmek istedikleri maktulün direnmesi nedeniyle arbede çıktığı, sanık ...'ın yanında getirdiği bıçakla maktulü bıçakladığı, tefrikli sanık ... ......... ise maktule tabanca ile ateş ettiği, maktulün aldığı bıçak yaraları ve ateşli silah yaraları nedeniyle hayatını kaybettiği olayda, Sayın çoğunluk eylemin TCK 81/1. maddesi kapsamında kaldığına hükmetmiş ise de bu görüşe katılmıyoruz şöyle ki; sanık savunmalarının olayın nedenine ilişkin kısmının gerçeği yansıtmadığı mahkemenin kabulü ile ve heyetimizin kanaatine göre sabittir. Sanıkların maktulü alıkoymak amacıyla oraya gittikleri ve maktulü korkutmak amacıyla yanlarına tabanca ve bıçak aldıkları ancak maktulün onlarla birlikte gitmeyi kabul etmemesi ve direnmesi üzerine götüremedikleri ve işlemeyi kast ettikleri kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı, sanıkların bu suçu işleyememekten dolayı duydukları infialle maktulü öldürdüklerinin anlaşıldığı başka bir öldürme nedeninin bulunmadığı bu haliyle eylemin TCK 82/1-i maddesi kapsamında kaldığı ve suç vasfında hataya düşülmesi nedeniyle kararın bozulması gerektiği ayrıca kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan da açılmış bir dava olmadığından bu suçtan da dava açılmasınin sağlanarak her iki dosyanın birlikte görülmesinin sağlanması gerektiğini ve kararın bu yönüyle bozulması gerektiğini düşündüğümüzden Sayın çoğunluğun görüşüne muhalefet ediyoruz. KARŞI OY Kabule göre daha önceki bir husumet nedeniyle inceleme dışı sanıklarla birlikte beş sanığın maktulü kaçırmak amacıyla maktulün arkadaşlarıyla yaşadıkları yere geldikleri, maktulün ve arkadaşlarının direnmesi sonucu çıkan kavga sırasında, inceleme dışı sanık ...’in silahla maktulu vurduğu ve dosya sanığı ...’ın da maktule yönelik bıçak kullandığı olayda, dosya sanığı ....’a verilen ceza yönünden bir ihtilaf bulunmamakla birlikte, sanık ...’in öldürme fiili nedeniyle yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulmaması gerektiği kanaatiyle bu karşı oy yazılmıştır. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. Şerikliğin diğer bir şekli de yardım etmedir. Bir suçun işlenişine yardım niteliğindeki fiillerle katılanlar, bu iştirakleri nedeniyle yardım eden olarak sorumlu tutulacaklardır. Yardım eden, hareketleriyle failin suç tipini gerçekleştirmesini teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır. Faillik ve azmettirme olarak nitelendirilmeyen her türlü katkı, yardım etme kapsamında değerlendirilebilir. Yardım etme, yardım edenin suç tipinin icrası üzerinde bizzat hâkimiyet kurmaması yönüyle faillikten ayrılmaktadır. Bu şeriklik türünün ilk şartını, yardım niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır. Suç tipinin gerçekleştirilmesini mümkün kılan, kolaylaştıran, yoğunlaştıran veya garantileyen fiiller yardım niteliğindeki katkıyı belirtir. Kanun koyucu yardım şekillerini, TCK'nın 39. maddesinin 2. fıkrasında göstermiştir. Bir suçun işlenişine gerçekleştirilebilecek maddi yardımlar; "suçun işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak" ve "suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak"tan ibarettir. Manevi yardım şekilleri ise; "suç işlemeye teşvik etmek" ve "suç işleme kararını kuvvetlendirmek", "fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek" ve "suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek"ten oluşmaktadır. Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, yardımın maddi şeklini oluşturmaktadır. Suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak niteliği itibarıyla müşterek failliği oluşturmayan her türlü katkı bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir suçun işlenişine, yukarıda ifade edilen nitelikteki farklı şekillerde yardım mahiyetindeki hareketlerle katılmak mümkündür. Asıl fail tarafından kasten ve hukuka aykırı bir şekilde işlenen ve en azından teşebbüs aşamasına varmış bir fiilin varlığı yardım edenin sorumluluğu için gerekli ve yeterlidir. Yardımda bulunmanın kasten gerçekleştirilmesi yardım eden olarak bir suça katılımın diğer şartını oluşturmaktadır. Yani kişinin suçun işlenişine yardım eden olarak katılmaktan dolayı cezalandırılabilmesi kasten hareket etmesine bağlıdır. Sorumluluğun doğumu bakımından, şerikliğin diğer türü olan azmettirmedeki gibi olası kast yeterlidir. İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli ve 145 - 116 sayılı kararında belirtildiği üzere; bir suçta iştirakin varlığını kabul edebilmek için iştirak iradesi, birden fazla suça katılan tarafından yapılan birden fazla hareketin bulunması, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve illiyet bağının varlığı gereklidir. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bağdır. İştirak iradesinin varlığı için belli bir suçun gerçekleştirileceğinin bilinmesi ve istenmesinin yanında, suça katılanın da kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesinin de olması gerekir. İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından kasten icra edildiğinin kabulü için sanığın taksirle hareket edebileceğine ilişkin şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu bağlamda, her ne kadar .... diğer sanıklarla aynı suçu işleme kararı kapsamında olay yerine geldiği gerekçesiyle yardım eden sıfatıyla cezalandırılmış da, kabule göre sanıkların olay yerine maktulü öldürmek amacıyla değil, kaçırmak amacıyla geldikleri, öldürme fiilinin maktulün direnmesi sonucu orada bulunan sanıklarda oluşan ani bir kastla işlendiği, olay sırasında ...’in arabada beklediği ve kamera kayıtlarına göre olayın bitmesine doğru olay yerine geldiği ve olayın büyüdüğünü gördüğünde hemen olay yerinden kaçtığı hususları karşısında, sanığın öldürme fiilinin gerçekleşeceğini bildiğinin ve bu fiile katkıda bulunmak bilinç ve iradesiyle hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak şekilde ispatlanamadığı kanaatiyle sanığın öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla katıldığına karar veren sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.