Karar Özeti
1. Ceza Dairesi 2024/6144 E. , 2026/2619 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2064 E., 2024/2415 K. SUÇLAR : Olası kastla öldürme, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun reddi, temyiz başvurularının esastan reddi ile hükmün
Karar Detayı
1. Ceza Dairesi 2024/6144 E. , 2026/2619 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2064 E., 2024/2415 K. SUÇLAR : Olası kastla öldürme, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER: İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun reddi, temyiz başvurularının esastan reddi ile hükmün onanması Katılanlar vekilinin, sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen hükme yönelen temyiz istemi yönünden; Katılanlar vekilinin, sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin, sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan verilen hükme yönelen temyiz istemleri yönünden; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü; I. HUKUKÎ SÜREÇ 1....Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.05.2024 tarihli ve 2024/81 Esas, 2024/142 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 21/2, 62/1, 53/1, 58/6. maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. 2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.07.2024 tarihli ve 2024/2064 Esas, 2024/2415 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik katılanlar vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri özetle; 5237 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinin uygulanması sırasında alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir ceza yerine eksik ceza tayini yapıldığına ilişkindir. 2. Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri özetle; 5237 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi alt sınırdan uygulanarak eksik ceza tayin edildiğine, indirim uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. 3. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, taksire, tekerrüre ilişkindir. III. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, sanığın eylemine uyan suç vasfı ve yaptırımın doğru şekilde belirlendiği, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği, mükerrir olan sanık hakkında cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinin isabetli olduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR A. Katılanlar vekilinin, sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen hükme yönelen temyiz istemi yönünden; Katılanlar vekilinin, sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, bu suça yönelen temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin, sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan verilen hükme yönelen temyiz istemleri yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.07.2024 tarihli ve 2024/2064 Esas, 2024/2415 Karar sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca...Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2026 tarihinde karar veriydi. (Karşı oy K A R Ş I O Y 06.09.2023 tarihinde...ilçesinin ... Mahallesinde düzenlenen kına töreninde sanık ...'ın belinden çıkarmış olduğu tabancayı ateşlemesi neticesinde, tabancadan çıkan merminin maktul ...'in baş bölgesine isabet ettiği, ...'in...Devlet Hastanesine kaldırıldığı, sevk olduğu... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen vefat ettiği olayda sanığın bilinçli taksirle öldürmeden sorumlu olduğu kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır. TCK m. 21/1’e göre, failin suçun maddi unsurlarını tamamen kesin olarak öngörmesi ve bunlar hakkında bilgiye sahip olarak hareket etmesi halinde doğrudan kast söz konusu olacaktır. Burada fail düşündüğü, kesin olarak öngördüğü ve bildiği bir hareketi veya neticeyi gerçekleştirmek için iradesini kullanmaktadır. Buna göre, fail suçun maddi unsurlarının tamamını düşünmüş, öngörmüşse ve ayrıca bu unsular hakkındaki bilgisi tam ve kesinse doğrudan kastla hareket etmektedir. Doğrudan kastla hareket eden fail, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların mevcut olduğunu veya fiilin icrası sırasında gerçekleşeceğini ve neticeli suçlarda neticenin meydana geleceğini muhakkak surette (zorunlu olarak) öngörmekte ve istemektedir. Olası kast ise TCK’nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında, “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halindeolası kast vardır.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, failin suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceğini ciddi biçimde öngörmesine rağmen, fiili işlemek suretiyle tipikliğin gerçekleşmesini kabullenmesi, fiili işlemekten kaçınmaması ve olursa olsun demesi durumunda olası kast söz konusu olacaktır. Bu itibarla, suç teşkil eden bir neticenin gerçekleştirilmesi amacıyla hareket eden failin, bu fiilin aynı zamanda muhtemelen başka neticelere neden olabileceğini öngörmesine rağmen, bu yan neticeleri kabullenerek fiili işlemesi durumunda, bu yan neticeler bakımından olası kastla hareket etmiş olacaktır. Buna göre somut bir olayda failin olası kasttan sorumlu tutulabilmesi için, failin neticeyi kabullendiğinin, “ne olursa olsun” veya “olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiğinin, diğer bir ifadeyle neticeyi göz aldığının tespit edilmesi gerekmektedir. Fail, gerçekleşmesini göze aldığı, ancak gerçekleşmeyen neticelerden sorumlu tutulmayacağından, olası kastta failin sorumluluğu meydana gelen neticelere göre belirlenecektir. TCK’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Bilinçli taksiri, bilinçsiz taksirden ayıran en önemli özellik, her iki durumda da istenmeyen neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemediğidir. Fail suç tipinin gerçekleşeceğini mümkün görmüş, ancak şans, bilgi, kullanılan vasıtanın kalitesi, deneyim veya yetenek gibi özel nedenlerle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak bunun gerçekleşmeyeceğine güvenmiştir. Buna göre, eğer somut olayda fail neticeyi öngörmüş ise bilinçli taksir, öngörmemiş ise bilinçsiz taksir söz konusu olacaktır. Bilinçli taksir durumunda fail istemediği neticenin (ve suçun diğer maddi unsurlarının) gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, bu neticenin gerçekleşmeyeceği hususunda kendine güven duymaktadır. Kişide oluşan bu güven, kişisel kabiliyetlerinden, olayın özelliklerinden veya tecrübelerinden kaynaklanabilir. Fail özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda meydana gelebilecek zarar veya tehlikeyi öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmeyeceğine güven duyarak, olayı seyrine bırakarak özen yükümlülüğünü ihlal eden davranışı işlemekten vazgeçmemektedir. Neticenin gerçekleşmesi muhtemel öngörülmekle birlikte, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba gösterilmemekte, diğer bir ifadeyle fail fiili işlemekten geri kalmamaktadır. Nitekim madde gerekçesinde de bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olması olarak açıklanmıştır. Bu noktada birbirine çok yakın cezai sorumluluğu belirleyen olası kast ve bilinçli taksirin nasıl ayırt edileceği üzerinde durulmalıdır. Kanuni tanımlarına bakıldığında her iki durumda da failin tipikliğin gerçekleşeceğini ciddi olarak mümkün gördüğü anlaşılmaktadır. Olası kast ile bilinçli taksirin ortak noktası olan öngörme iki kavramın birbirinden ayrılmasını zorlaştırmasına rağmen, tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmemesi, iki kavramı birbirinden ayırmaktadır. Bu nedenle failin tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini öngörüp öngörememesi dikkate alınarak bu ayrımın yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla bu ayrım ancak tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmediği, diğer bir ifadeyle isteme unsuru üzerinden yapılabilecektir. Olası kast halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenirken veya göze alırken, bilinçli taksir halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenmez, aksine onun gerçekleşmeyeceğine, her şeyin yolunda gideceğine güvenerek hareket eder. Buna göre, bilinçli taksirde, fail öngördüğü neticenin gerçekleşmemesini istemekte ve kendine güvendiğinden neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünmektedir. Bu itibarla fail olası kast durumunda muhtemel gördüğü neticeyi göze alarak kabullenirken (olursa olsun derken), bilinçli taksir durumunda neticeyi öngörmesine ve neticenin gerçekleşmeyeceği konusunda kendisine güvenmesine (inşallah olmaz veya yok canım bir şey olmaz derken) rağmen, korkulan olmakta ve netice gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, “fail her durumda neticeyi gerçekleştirirdi” diyebiliyorsak olası kast, “fail neticenin gerçekleşeceğini bilseydi fiili işlemezdi” diyebiliyorsak bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Ayrıca, kast ve taksir ayrımı bakımından dikkate alınması gereken diğer temel bir ölçüt, failin hareketinin neye yönelik olduğudur.Kasten işlenen suçlarda failin iradesi kanuni tarifteki neticeye (olası kastta bu neticenin yanında ortaya çıkması muhtemel olan ve kabullenilen başka neticelere) yönelik iken, taksirli suçlarda irade, hukuken önem arz etmeyen bir neticeye yöneliktir. Diğer bir ifadeyle taksirli suçlarda yönlendirici irade ceza hukuku bakımından önem taşıyan bir neticeye yönelik değildir. Nitekim TCK m. 22/2’de taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre kasti suçlarda fail, haksızlığı bilerek ve isteyerek gerçekleştirirken, taksirli suçlarda haksızlık failin hukuk düzeninin gereklerine aldırmaması, haksızlığın gerçekleşeceğini düşünmemesi veya haksızlığı engelleyecek davranış içinde olmaması nedeniyle meydana gelmektedir. Dolayısıyla taksirle işlenen fiillerin haksızlık unsuru, objektif özen yükümlülüğünün (dikkat ve özen yükümlülüğünün) ihlali oluşturmaktadır. Taksirli suçlarda hareketin yöneldiği netice, tipikliğin dışında bulunmaktadır. Taksirin cezalandırılmasının nedeni, belirli bir amaca yönelik olarak hareketi yönlendirememekten kaynaklanmaktadır. Hukuken kişiye yüklenen özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı için, hukukun önem verdiği başka bir netice gerçekleşmektedir. Bu bağlamda, olası kastın, taksirin değil kastın bir türü olması ve olası kastta isteme unsurunun doğrudan kast kadar yoğun olmasa da “neticeyi kabullenme” şeklinde bulunmasının zorunluluğu karşısında, aralarında husumet ve öldürmesi için bir neden bulunmayan ve ölüm neticesinin kabullendiğine dair dosyada bir delil bulunmayan, aksine neticeyi bilmesi halinde silahı kullanmaktan vazgeçeceği kanımızca kesin olan sanığın, somut olayda öngördüğü ancak gerçekleşmeyeceğini düşündüğü ve öldürmeye yönelik bir irade sebebiyle değil, dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sonucu ortaya çıkan ölüm neticesi nedeniyle bilinçli taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği kanaatiyle, sadece olaydakikusurunun ağırlığı ve neticenin öngörülebilirliği esas alınmak suretiyle söz konusu neticenin gerçekleşeceğini bilseydi dahi fiiline devam edeceği kabul edilerek, olası kastla öldürmeden sorumlu olduğuna karar veren sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.