İçeriğe geç
AC
1. Ceza Dairesi Esas: 2025/1080 Karar: 2025/8202 Tarih: 2025

Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2025/1080 K.2025/8202

1. Ceza Dairesi 2025/1080 E. , 2025/8202 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/131 E., 2024/2958 K. SUÇ : Nitelikli olası kastla öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan

Karar Özeti

1. Ceza Dairesi 2025/1080 E. , 2025/8202 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/131 E., 2024/2958 K. SUÇ : Nitelikli olası kastla öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan

Karar Detayı

1. Ceza Dairesi 2025/1080 E. , 2025/8202 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/131 E., 2024/2958 K. SUÇ : Nitelikli olası kastla öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 286/2-a maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.11.2023 tarihli ve 2022/204 Esas, 2023/496 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında maktule karşı nitelikli olası kastla kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-e, 21/2, 29, 62... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11.09.2024 tarihli ve 2024/131 Esas, 2024/2958 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik nitelikli olası kastla kasten öldürme suçundan ilk derece mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekili ve sanık müdafinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi suretiyle düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Katılan vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanığın eylemini doğrudan kastla işlediğine, haksız tahrik hükümlerinin alt sınırdan uygulanması, takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. 2.Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; kararın yetersiz gerekçe ile verildiğine, 5271 sayılı Kanun'un 23/2. maddesine aykırı davranıldığına, ek savunma hakkı verilmeksizin tekerrür hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği, mükerrir olan sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasının isabetli olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 23/2. maddesinin, 5320 sayılı Kanun'un 11. maddesi gereğince, 5271 sayılı Kanun'un 163. maddesi dışında uygulanamayacağı anlaşıldığından katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2.Dosya kapsamına göre, olay tarihinde sanığın işlettiği işyerinin önünde, sipariş servisi için bulunan motosikletin maktul tarafından çalınması üzerine, işyeri çalışanı ...'ın diğer motosiklete binerek maktulün peşinden gittiği, ardından sanığın da aracıyla arkalarından gittiği, tanık ...'ın maktulü yakaladığı, yolda durdurduğu, maktulün yanında bulunan bıçakla tanığı bacağından yaraladığı, tekrar motosiklete binerek uzaklaşmaya çalıştığı, sanığın da arabasıyla maktulü takibe devam ettiği, maktulün motosikletle ara sokaklarda hızlı bir şekilde ilerlediği, sanığın da aracıyla maktule çok yakın ve hızlı bir şekilde giderek takibini sürdürdüğü, akabinde sanığın kullandığı aracın önce park halinde olan başka bir araca çarptığı ardından maktulün kullandığı motosiklete ve duvara çarptığı, apartman duvarı ve araç arasında kalan maktulün olay esnasında vefat ettiği, sanığın kullandığı aracın ise takla atarak ters döndüğü olayda; sanığın karanlıkta ve dar sokaklarda yüksek hızda güvenli ve yeterli mesafe olmadan maktulü çok yakın mesafeden takip ederek kendisinin de yaralanarak kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiği, sanık hakkında olayın kasten gerçekleştirildiğine dair delil ve iddia bulunmadığı, ölüm sonucunu istemediği, sanığın tehlikeli eylemi ile ölüm ya da yaralanma neticesinin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen, ölüm veya yaralanma ile neticelenebilecek herhangi bir sonucun meydana gelmeyeceğine inanarak hareketine devam etmek suretiyle, öngördüğü ancak gerçekleşmesini istemediği neticeye sebebiyet verdiği belirlenmekle, sanık hakkında bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 85/1. ve 22/3. maddeleri gereği 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesinde yer alan ölçütlerden failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanun'un 3. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı olacak şekilde belirlenecek üst sınıra yakın bir ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde (2) numaralı bentte açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi suç vasfı yönünden yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11.09.2024 tarihli ve 2024/131 Esas, 2024/2958 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.11.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kasıt", "olası kasıt", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kasıt, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kasıt tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Verilen bu örnekte kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamaya yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kasıt; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kasıt söz konusu olacaktır. Olası kasıt ile doğrudan kasıt arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasıttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kasıtla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasıttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kasıtta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Olası kastla bilinçli taksiri ayırt etme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.) Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kasıt, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Dava konusu olay olayda; Dosya kapsamına göre, olay tarihinde sanığın işlettiği işyerinin önünde, sipariş servisi için bulunan motosikletin maktül tarafından hırsızlanması üzerine, işyeri çalışanı ...'ın diğer motosiklete binerek maktulün peşinden gittiği, ardından sanığında aracıyla arkalarından gittiği, tanık ...'ın maktulü yakaladığı, yolda durdurduğu, maktulün yanında bulunan bıçakla tanığı bacağından yaraladığı, tekrar motosiklete binerek uzaklaşmaya çalıştığı, sanığında arabasıyla maktulü takibe devam ettiği, maktulün motosikletle ara sokaklarda hızlı bir şekilde ilerlediği, sanığın da aracıyla maktule çok yakın ve hızlı bir şekilde giderek takibini sürdürdüğü, akabinde sanığın kullandığı aracın önce park halinde olan başka bir araca çarptığı ardından takibe devam ederek maktulün kullandığı motosiklete ve duvara çarptığı, apartman duvarı ve araç arasında kalan maktulün olay esnasında vefat ettiği, sanığın kullandığı aracın ise takla atarak ters döndüğü kabul olunan olayda; sanığın karanlıkta ve dar sokaklarda yüksek hızda güvenli ve yeterli mesafe olmadan maktulü çok yakın mesafeden takip ederek kendisininde yaralanarak kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiği, sanık hakkında olayın kasten gerçekleştirildiğine dair delil ve iddia bulunmadığı, ölüm sonucunu istemediği, sanığın tehlikeli eylemi ile ölüm ya da yaralanma neticesinin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen, ölüm veya yaralanma ile neticelenebilecek herhangi bir sonucun meydana gelmeyeceğine inanarak hareketine devam etmek suretiyle, öngördüğü ancak gerçekleşmesini istemediği neticeye sebebiyet verdiği, tüm bu sebeplerle sanık hakkında bilinçli taksirle öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 85/1. ve 22/3. maddeleri gereği 5237 sayılı Kanun'un 61. ve 22/4. maddelerinde yer alan ölçütlerinden failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanun'un 3. Maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı olacak şekilde belirlenecek bir ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş ise de; İlk derece mahkemesinin isabetli gerekçesinde belirtildiği üzere; Tanıkların sanığın aracıyla önünde seyreden motosikleti yüksek hızla çok yakın adeta bir karış mesafeden takip ettiğini belirlemeleri, Olayın gerçekleşme anının bazı kısımlarını barındıran görüntü kayıtlarının mahkeme heyetince ve Yargıtay 1. Ceza Dairesi heyetince izlenmesinde maktul ve sanığın sevk ve idarelerinde bulunan araçlarla görece şehir trafiğinin içinde bulunan sağlı sollu araçların park edilmesi nedeniyle zaman zaman yol genişliği daralan yolda yüksek hızda yakın mesafelerden akşam saatin havanın karardığı vakitte birbirlerinin peşi sıra gittiklerinin ve sanığın maktulü ısrarla çok yakın mesafelerden takip ettiğinin saptanması, Dosyadaki 1. Video'nun izlenmesinde; olayın video saatine göre 20.58. 18... .58.25 arasında gerçekleştiğinin, yaklaşık 7sn lik görüntüde motosikletli bir şahsın seyir halinde olduğunun, sollu halde park halinde araçların daralttığı yol üzerinde beyaz renkli bir aracın önünde giden motosikletliye yakın takip mesafesi ile takip ettiğinin, hem motosikletlinin hem de aracın hızının yüksek olduğunun, motosiklet ve aracın peş peşe görüntüye girdikten yaklaşık 3 sn kadar sonra sanığın kullandığı aracın yolun sağında park halinde başka bir araca hafifçe temas ettikten sonra takibin devam ettiğinin, yaklaşık 3 sn kadar sonra da kaza anının gerçekleştiğinin, sokak lambasının görüntüyü parlatması nedeniyle kaza anının tam olarak görülemediğinin, ancak otomobilin savrulduğunun ve motosikletli şahsın havaya uçtuğunun seçilebildiğinin görülmesi, Her ne kadar bilirkişi raporunda iyileştirilmiş görüntü kayıtlarından hareketle maktulün sevk ve idaresindeki motosikletin kovalamaca anında yolun sağında bulunan kaldırıma çıktığı arkasından da sanığın aracının ön kısmıyla maktulün kullandığı motosiklete çarptığı ve motosikletin duvar ile araç arasında sıkıştığı yönünde bir anlatım var ise de, bu görüntü kayıtlarının heyetçe yapılan izlemesinde sanığın sevk ve idaresindeki araçla maktulün sürdüğü motosiklete "çarpma anının" her türlü şüpheden uzak ve tam bir vicdani kanaat oluşturacak şekilde tespit edilememiş olması nedeniyle bilirkişi raporunda yer alan bu kabulun mahkemece esasa alınmaması, Bilirkişi raporunda yer alan kovalamacanın başladığı nokta ve bitiş noktası göz önüne alındığında sanığın bu eyleminin neticeye elverişli aracıyla yakın mesafeyle çarpma anından önceki takip sırasında da gerçekleştirme olanağının var olması, ancak sanığın bunu gerçekleştiremediğinin izlenerek değerlendirilmesi, Hatta takip esnasında motosiklete çok yaklaştığı bir yerde frene basmış olduğunun dikkate alınması , Sanığın maktulü akşam saatinde karanlıkta takip anında dar sokaklarda yüksek hızda ısrarla ve çok yakından takip etmesi, maktulü kovalamayı kısa sürede bırakmayıp çok tehlikeli şekilde takip etmeye uzun süre devam etmesi, kaza anından hemen önce takip esnasında yolun sağında park edilmiş olan 16... plakalı araca sürtme şeklinde çarpmasına rağmen araç hakimiyetini kaybetmeksizin seyre ve takibe devam etmesi, kaza anından önce maktulün motosikletle kazanın meydana geldiği binanın zeminindeki kaldırıma doğru ( sağ tarafa ve yolun dışına doğru çıkmasına rağmen) olan çıkıntıya doğru hamle yapmasının akabinde sanığın da araçla bu yönde hamle yapması, maktulün sevk ve idaresindeki motosikletin niteliği ve emniyetsizliği karşılık sanığın sevk ve idaresindeki aracın meydana gelen neticeye çok elverişli olması , Sanığın çalınan motosikletin teslimine yönelik olarak maktulu trafik kurallarına uygun olarak takip mesafelerini de koruyarak maktulu korna çalarak uyarmaya devam etmesi, Polise haber verip onu yakalattırma cihetine gitmesi gerekirken amansız bir takip sonucu akşam saatlerinde hava karardığında normal şehir trafiğinin aktığı, sağlı sollu araç park edilmesi itibariyle zaman zaman daralan sokak/caddeler de çok yakın mesafeden ısrarla ve betonarme bir duvara çarparak yıkılmasını sağlayacak düzeyde yüksek hızda kendisinden ve olaydan motosikletle herhangi bir koruyucu ekipmanı olmaksızın kaçmakta olan maktulu neticeye elverişli araçla takibi sırasında bir her ikisi açısından direksiyon hakimiyetinin kaybedilebileceği, bunun neticesinde bir kazanın meydana gelebileceği ve bu kaza sebebiyle ölüm neticesinin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen sonucu göze alarak eylemine devam ettiği, neticesinde maktulün kazanın meydana geldiği noktada yer alan binanın zeminindeki yola paralel zeminden yüksekliği 54 cm olan betonarme yükseltiye doğru kaçmak zorunda kalmasına rağmen takip eden sanığın da aracını bu yöne doğru yönlendirmesi sonucu aracın önce betonarme zemindeki yükseltiye ardından zaten yakın mesafeden takip etmesi nedeniyle kaçınılmaz olan maktulün kullandığı motosiklete çarpıp ardından beraberce yükseltinin bitişindeki konut duvarına çarparak oldukça sağlam olan bu duvarın delinerek yıkılması, maktulün sevk ve idaresindeki motosikletle duvar ve araç arasında anlık olarak sıkıştıktan sonra kendi sürücülüğünü yaptığı aracın ve dahi kazaya karışan aracın ivmesiyle ileri doğru fırlaması ve yine sanığın da kullandığı aracın hızının ivmesiyle takla atarak yola düşmesi sonrası maktulun ölmesine sebebiyet verdiği, sanığın eylemini doğrudan kast ile gerçekleştirdiği hususunda mahkumiyetine yeterli deliller bulunmadığından doğrudan kast ve olası kast arası olan ve trafik kazasına benzemeyen bu olayda sanığın neticeyi öngörmesine rağmen neticeyi kabullenerek eylemi gerçekleştirdiği ve olası kast ile sorumlu tutulması gerektiği kabul edilerek TCK'nın 21/1. maddesi ile maktulun motosikleti çalmasının haksız tahrik oluşturması nedeniyle TCKnın 29 . maddesi uygulanması gerektiği, Sonuç olarak sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla