İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2024/13266 Karar: 2024/21411 Tarih: 2024

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2024/13266 K.2024/21411

2. Ceza Dairesi 2024/13266 E. , 2024/21411 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2519 E. 2023/2318 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verile

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2024/13266 E. , 2024/21411 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2519 E. 2023/2318 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verile

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2024/13266 E. , 2024/21411 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2519 E. 2023/2318 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafinin temyiz isteminin "alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin isabetsiz olduğuna, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine" yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK'nın 176/1. maddesi gereğince, duruşma gününü bildiren çağrı kağıdı ile birlikte iddianamenin sanığa tebliğ edilemediğinin anlaşılması karşısında, ilk defa sorgusu sırasında okunan iddianame ile sorgu arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği yönündeki aynı Kanun'un 176/4. maddesine uyulmadığı gibi sanığa duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun da hatırlatılmaması suretiyle CMK'nın 190/2. maddesine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Sanık müdafiinin temyiz istemi bu sebeple yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Besni Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.12.2024 tarihinde, Daire üyesi Sn. ...'un karşı oyu ile oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) KARŞI OY Gece bina içinde 19.06.2020 günü işlediği hırsızlık suçundan sanık ... hakkında Besni Asliye Ceza Mahkemesinin TCK’nın 142/2-h, 143/1 ve 62 maddelerini uygulayarak 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Sanık müdafiinin kararı istinafı etmesiyle inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş ve bu karar da sanık müdafi tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz sebebi, sanığa iddianame tebliğ edilmediği ve duruşma günü ile iddianame tebliği arasında savunmayı hazırlamak üzere bir haftalık sürenin tanınmadığı iddiasıdır. Tebliğnameye uygun olarak sayın çoğunluk hükmün bozulmasına karar vermiştir. Dava dosyasında sanığa duruşma gününü bildirmek ve iddianame tebliğ edilmesi için adresine gönderildiği, adresinden ayrıldığı için tebliğ edilmediği, adres araştırması yapıldığı sırada davadan haberdar olan sanık ile barodan tayin edilen müdafi birlikte 12.04.2021 günü gelerek duruşması 22.04.2021 tarihine bırakılmış davada savunma yapmışlardır. Sanık avukatıyla birlikte sorgusunda işlediği suçu ikrar etmiştir. Sanığa iddianame tebliğ edilmediği için bir haftalık süre konusu duruşmada müdafi, sanık, savcı ve hakim tarafından üzerinde hiç durulmadan yargılamaya devam edilmiştir. Sonraki duruşmalara sanık katılmamış ve müdafi hazır bulunmuştur. İlk derecede yargılama sırasında müdafi katıldığı hiçbir celsede savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmemiştir. Esas hakkında son savunmasında da bu konuyu dile getirmemiştir. Yine müdafi istinaf başvurusunda sanık sorgusu ile iddianame tebliği arasında geçmesi gereken bir haftalık süreden dolayı bir itiraz ileri sürmemiştir. Dolayısıyla istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi de esastan ret kararı vermiştir. Nihayet sanık müdafi temyiz sebebi olarak bu hususu öne sürmüştür. Sanığa iddianame ile birlikte gönderilen çağrı kağıdı tebliğ edildikten sonra duruşmada sorgusunun yapılmasına kadar en azından bir haftalık bir süre verilmesi CMK’nın 176/4 fıkrasında düzenlenmiştir. Eğer çağrı kağıdı (iddianame) tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık süre geçmemişse CMK 190/2 fıkrasına göre de duruşmada hâkim, sanığa savunmasını hazırlamak üzere duruşmaya ara verilebileceğini hatırlatılmalıdır. Duruşmaya verilecek aranın süresi savunmayı hazırlamaya yeterli birkaç saat olabileceği gibi birkaç gün veya haftalar bile olabilir. İster zorunlu ister vekâletnameyle davayı takip eden bir avukatı varsa iddianamenin müdafiye tebliği bile yeterlidir. Esasen müdafiinin ceza davasında bulunmasının asıl sebebi sanık adına tebligatı alıp hukuki yolları kullanmasıdır. Çağrı kâğıdı (ve iddianame) tebliği ile sanık sorgusunun yapılıp savunmasının alındığı gün arasında geçmesi gereken bir haftalık süre savunmasını hazırlaması için sanığa tanınmış ortalama bir süredir. Davanın karmaşıklığı, iddiaların çeşitliliği, delillerin çokluğu ve dosyanın birçok belgeden oluşması sebebiyle okunup incelenmesinin süre gerektirdiği durumlarda bu sürenin uzatılması mümkün olduğu gibi sanık tarafından süreye gerek duyulmadan savunma yapılması da mümkündür. Hukuken bu süre kullanılması gereken ve davanın adilliğini etkileyen zorunlu bir koşul değildir. Sanık, süreden vazgeçebilir. Sanığın ve müdafiinin süreye ihtiyaç duymayıp savunma yapması, süre konusunda sessiz kalması da zımnen vazgeçmedir. Süreyi kullanıp kullanmamak savunmayı hazırlama imkanıyla ilgilidir. Savunması hazır olan sanıktan ille de süreyi sonuna kadar kullanması istenemez. Çağrı kağıdı tebliği ile sorgulama arasında geçmesi gereken bir haftalık süreye uyulmaması ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeli, savunma yapmak için süreye ihtiyaç olduğu ifade edilmeli ve hakim bunu dikkate almayıp davayı o celse karara bağlarsa savunma hakkı kısıtlandığı için hükmün adil olamayacağı kabul edilmelidir. Fakat ilk derece hakiminden savunma için süre talep etmeyip sonraki celselerde yeterli zaman olması ve savunma için yeterli süre de verilmesi sebebiyle bu noksanlığın tamamlandığı görülmektedir. Dava karmaşık değildir. Suç ve sanık sayısı tek olup dava dosyası oldukça basit belgelerden oluşmaktadır. Okuryazar herkesin anlayıp kavrayacağı basitlikte bir dava dosyasıdır. Kaldı ki hukuki konularda sanığa yardımcı olmak üzere profesyonel bir avukat müdafi olarak atanmıştır ve sanık ondan hukuki yardım da almıştır. Davanın hiçbir aşamasında savunma hazırlamak için süre eksikliği dile getirilmemiştir. İstinaf kanun yolunda da bu konu başvuru nedeni değildir. Temyiz kanun yolunda daha önceden itiraz edilmeyen bu konunun dile getirilmesi, davayı uzatma ve hükmün bozulmasını sağlamaya yönelik tuzaktır. Gerçekte mahkemelerden hukuka aykırılık bulunmayan hiçbir hüküm verilemez. Mahkemelerin her kararında hukuka aykırılık aranırsa mutlaka bulunur. Mahkemelerden hukuka tamamen uygun saf karar bulma imkanı olmadığından kanun koyucu bütün hukuka aykırılıkları aynı değerde görmemiştir. Hukuka aykırılık kavramı bu yüzden izafi (rölatif), nispi ve tedrici özellikler taşır. Bazı hukuka aykırılıklar önemli olup hükmü büsbütün hukuka aykırı hale getirebilir. Hukuka kesin aykırılık sayılan hükmü batıl kılan kimi sebeplere 5271 sayılı CMK’nın 289 maddesinde gösterilmiştir. Bu sayılan hukuka aykırılıklardan daha ağır nitelikte olanlara elbette rastlanmaktadır ve bunlar kanunda sayılmayarak öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Bazı durumlarda hukuka aykırılık nispi olup ilgilisi dile getirmişse davada nazara alınabilir. Bazı hukuka aykırılıklar davanın belirli aşamasında veya süresi içinde ileri sürülmediği zaman dikkate alınmazlar. Bazı hukuka aykırılıklar, yargılamada ilk derece dile getirilmemişse bir daha dinlenemez ve giderilemez. Bazı hukuka aykırılıklar davanın esasını etkilemediği için önemsiz görülerek göz ardı edilirken bazı hukuka aykırılıklar, hükme etkisi önemli görülerek ileri sürülmese bile resen dikkate alınırlar. Kimi hukuka aykırılıklar ise hükme etkisi olsa bile ancak ilgili tarafın iddiası üzerine dikkate alınıp giderilebilir veya kanun yolu incelemesinde üzerinde durulabilir. Ancak ülkemizde hukuka aykırılığın tedriciliği üzerinde oldukça sınırlı durulmakta, hemen her hukuka aykırılık eşit özgül ağırlıkta görülerek bozma gerekçesi yapılmaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yerleşmesi ve uygulamanın tarafları tatmin edebilmesi için hukuka aykırılık, felsefi, ahlaki, hukuki ve siyasi esaslarından koparılmamalıdır. Hukuka aykırılık, yalnızca hakimlerin hukuk kuralına şeklen aykırı işlemlerinden ibaret değildir. Yüksek yargının tekelinde olan bir tespit işlemi hiç değildir. Hukuka aykırılık tespiti yaparak alt mahkemelerin boş yere meşgul edilmesi hukuk uygulaması olamaz. Mahkemeler, hukuka uygun olarak yargılama yaparlar. Hakimin gözünden kaçan hüküm esasına etki eden hukuka aykırılıklar istisna olup kanun yolunda bunlar da düzeltilip giderilir. Mahkemelere aşırı güvensizlik duymak, her kararda mutlaka hukuka aykırılık yapıldığı önyargısıyla hareket etmek, her hukuka aykırılığı gidermek için gereksiz gayret göstermek ve masraf yapmak mantıklı ve makul bir düşünce değildir. Genişletilmiş temyiz incelemesi devam ettirilmemeli, temyiz başvurusunda gösterilen sebeplerin sınırları aşılmamalı, temyize gelen her mahkeme kararı didik didik edilip hukuka aykırı bir noksanlık aranmamalıdır. Bulunan hukuka aykırılığın hükme etkisine bakılmalı, ileri sürülmeyen nispi hukuka aykırılık halleri bozma gerekçesi yapılmamalıdır. Temyize kanun yolu başvurusuyla gelen hükümlerin büyük bir yekûnu bozulmamalı, evrensel standartlar gözetilmeli, ülke şartlarının arkasına sığınılmamalıdır. Temyiz sebeplerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, hükme etkisi olmayan hukuka aykırılıkları eleyerek, içtihat birliğini sağlamak dışında amaç gütmeden, adaleti sağlamakla görevli ilk derece mahkemesi durumuna düşmeden, kanun hükümlerini tevil etmeden, eski alışkanlıkları terk edip, hiçbir mazeret üretmeden evrensel adalet ölçülerine göre kararlar üretilebilir. Bilgi birikimi, tecrübe ve kaynaklara hakimiyeti yeterli olduğundan yüzyıllık adaptasyon devri artık tamamlamalıdır. 5271 sayılı CMK’nın açık hükümlerini uygulamak yerine yürürlükten kalkmış eski kanunun mantığı ve uygulaması, sürdürülmemelidir. Bütün temyiz incelemeleri, kanunun ruhuna, lafzına ve kuralın muhtevasına sadık kalınarak yapılmalıdır. Ceza muhakemesi hukukunda kanunun bazı kuralları, ceza davasının varlığına ilişkin olup ilgilisinin lehine veya aleyhine olmasına bakılmaksızın kamu düzeniyle ilgilidir. Bu tür emredici ve düzenleyici kuralların ihlal edilmesi halinde davanın sonucuna bakılmaksızın temyizde genelde bozma gerekçesi yapılır. İkinci aşamada sanık lehine konulmuş kurallar yer alır ve sanık lehine kanun yolu başvurusunda aleyhe cezada ağırlaştırma yapılamaz. Üçüncü sırada nispi hukuka aykırılık oluşturan ancak ileri sürüldüğü zaman dikkate alınacak hukuka aykırılık grubu yer alır. Muhakeme kuralı sadece iddia, savunma veya mağduru ilgilendirip aykırılığı halinde ilgilisini etkilediği durumlardır. Ceza davasının bütün taraflarını etkileyen hukuka aykırılıklar, adil ve dürüst muhakeme yapmanın şartı olduğundan ileri sürülmese bile kanun yolunda gözetilir. Ancak iddianame ve çağrı kağıdı tebliği ile savunma yapılan gün arasında geçmesi gereken bir haftalık süre sanığın savunmayı hazırlaması maksadıyla konulmuştur ve aykırılık sadece sanığı ilgilendiren nispi bir kural ihlalidir. Mağdur, suçtan zarar gören, vekil, diğer suç ortakları, savcı yani sorgusu yapılan sanık hariç davanın diğer ilgililerinin haklarıyla bu düzenlemenin hiçbir ilgisi yoktur. Savunmasını henüz hazırlayamayacak durumdaki sanığın makul durumunu kanun ifade etmektedir. Savunma yapabilecek durumdaki sanığı bu düzenleme etkilemez. Kuralın ihlal edilmesi, davanın bütününü zedelemez ve adilliğine helal getirmez. Bazı özel daireler, çağrı kağıdının tebliği ile duruşma günü arasında geçmesi gereken süreye hükmü bozacak derecede hukuka aykırılık sonucu bağlamadıkları da görülmektedir. Bu hususa işaret edilerek hükme yönelik temyiz talebi esastan reddedilmektedir. Hüküm, çağrı kağıdının tebliği ile savunma yapılan duruşma günü arasında bir haftalık süreye uyulmadığı gerekçesiyle bozulsa bile artık bunu geriye dönüp fiilen düzeltme ve giderme imkanı yoktur. Çünkü iddianame ve çağrı kağıdı tebliğ edilip süre verip savunmanın yeniden alınması davada mantıksız ve gereksiz bir tekrar olacak, davaya hiçbir katkısı olmayacaktır. Gereksiz yere bozulan hükmü aynen kurmak zorunda kalan ilk derece mahkemesinin artık giderebileceği bir hukuka aykırılık kalmamıştır. Müdafi, ilk duruşmada hakimi ikaz edip süre istemek yerine hakimin fark etmediği bu noksanlığı sır gibi saklayıp ta temyize davayı taşımak için kullanması kötü niyet veya görevini zamanında yapmamak sayılmasa bile en azından hukuken korunmaya değer bir erdem de değildir. Telafisi davada artık mümkün olmadığından tebliğnamede ifade edilen ilk derece hakiminin uymadığı hukuki gerekliliğe işaret edilerek yargılamanın önceki hiçbir aşamasında ileri sürülmeyen bu durumun hükmün bozulmasına yeterli olmadığından başka bir hukuka aykırılıkta bulunmayan hükmün onanması yerine bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum. ... (Üye)

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla