Karar Özeti
2. Ceza Dairesi 2025/2197 E. , 2025/5684 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI: 2023/182 E., 2024/374 K. SUÇ : Hırsızlık KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bo
Karar Detayı
2. Ceza Dairesi 2025/2197 E. , 2025/5684 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI: 2023/182 E., 2024/374 K. SUÇ : Hırsızlık KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2025 tarihli ve KYB-2025/11217 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre; katılana ait banka hesabından katılanın bilgisi ve rızası dışında kredi çekilerek bu kredinin bir kısmının inceleme dışı sanığın hesabına gönderilmesi akabinde İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, Akbank Çiftehavuzlar Şubesi'ndeki ATM'den çekilmesi ve katılanın kredi kartı ile sanık ...'in adına kayıtlı GSM hattına tanımlı üç farklı paycell kartına altı adet yükleme yapılmasını takiben bu tutarların da Aydın ili, Kuşadası ilçesinde bulunan Akbank ATM'sinden çekilmesi şeklinde gerçekleşen olay sebebiyle sanık ...'in ilgili GSM hattının kullanıcısı olduğu ve hattın aktif olduğu gözetilerek paycell kartlarındaki tutarları nakit olarak çekerek kendisine yarar sağladığından bahisle Mahkemesince müsnet suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de; 1- Sanığın aşamalardaki savunmalarında paycell kartlarının bağlı olduğu GSM hattının kendisi adına kayıtlı olduğunu, ancak paycell kartlarının ne şekilde hattına tanımlandığını bilmediğini beyan ederek üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi karşısında; Turkcell Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri Anonim Şirketinin 19/10/2020 tarihli yazısı uyarınca katılanın kredi kartından paycell kartlarına yüklenen paraların Aydın ili Kuşadası ilçesindeki Ege Port'ta bulunan Akbank ATM'sinden çekilmiş olduğu anlaşılmakla, suça konu paraların çekildiği tarihlerdeki kamera kayıtlarının temin edilerek söz konusu paraların sanık tarafından çekilip çekilmediği hususunun araştırılması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde, 2- Katılanın kredi kartından 27/08/2020 tarihinde sanık adına kayıtlı telefon hattına tanımlı paycell hesaplarına yapılan transfer işlemlerinin hangi IP numarasından yapıldığının ilgili GSM şirketinin 19/10/2020 tarihli yazısı ile sabit olması sebebiyle bu IP numarasının sanık tarafından fiilen kullanılıp kullanılmadığı veya sanıkla herhangi bir irtibatının bulunup bulunmadığı hususlarında araştırma yapılması, gerekli görülmesi halinde bu hususta bilirkişi raporu alınması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde, 3- Sanığın kullandığını kabul ettiği telefon hattına ilişkin HTS kayıtlarının ilgili kurumdan temin edilerek suçun işlendiği 27/08/2020 tarihi itibariyle sanığın kullandığı bu hatta herhangi bir banka veya kurumdan mesaj gönderilip gönderilmediği, paycell kart oluşturulurken şifrenin sanığın kullandığı bu telefon hattına gönderilip gönderilmediği, mesaj gönderilen telefon ile sanığın telefonunun aynı olup olmadığı, baz istasyonu bilgilerinin paranın çekildiği ATM'nin bulunduğu adresteki baz istasyonuyla uyumlu olup olmadığı hususlarının tespit edilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukukî durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen hüküm ve kararlardaki hukuka aykırılıklara yönelik olarak gidilebilir. 2. Her ne kadar sanığın yokluğunda verilen kararın, savunması sırasında bildirmiş olduğu bilinen en son adresine tebliğe çıkarılmasının ardından yurt dışında olduğundan bahisle 07.06.2024 tarihinde tebliğ imkânsızlığı nedeniyle bila-tebliğ iade edilmesi üzerine, aynı zamanda MERNİS adresi olan aynı adrese çıkarılan tebligatın muhtar imzasına tebliği suretiyle 19.08.2024 tarihinde tebliğ edildiğini gösterir şekilde yapılan tebligattan sonra istinaf edilmeden kesinleştiğinden bahisle 10.09.2024 tarihli kesinleştirme şerhi düzenlendiği anlaşılmış ise de; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10. maddesinde; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. ” hükümleri yer almaktadır. Yine 7201 sayılı Kanun’un “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Anılan Kanun'un aynı başlık altındaki 21/2. maddesi ise "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. " şeklindeki hükmü düzenlemiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi iki hâli birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” hükmüne yer verilmiş, yine anılan maddenin ikinci fıkrasında “Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten sürekli olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tespit edilememişse tebligat evrakı, tebligatı çıkaran mercie geri gönderilir.” hükmüne yer verilmiş ve beşinci fıkrasında ise “...yeni adresin yabancı bir ülkeye ait olması durumunda PTT merkezi tebliğ evrakını tebligatı çıkaran mercie geri gönderir.” şeklindeki düzenleme yer almıştır. Tebligat Kanunu'nun ''Tebligat Mazbatası'' başlıklı 23. maddesinin 7. bendinde; ''21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara müteallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının" emredildiği, “Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi” başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesinin (f) bendinde ise; “30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının" hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f bendi gereğince; tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usûlüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri hâlinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesi gereğince; muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hâkimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır. Bu açıklamalar ışığında incelenen somut dosyada, sanığa yapılan gerekçeli kararın tebliğine ilişkin 07.06.2024 tarihli tebliğ mazbatasının incelenmesinde; " Muhatap yurt dışında olup tebliğ imkânsızlığı" nedeniyle tebligatın çıkış merciine iadesi üzerine 19.08.2024 tarihli tebligat ile "adresin kapalı olması" sebebiyle 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre tebliğ evrakının muhtar imzasına tebliğ edildiğinin, oysa hükümlüye 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi kapsamında tebliğ yapılmasına kanunen imkân bulunmadığının, zira muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin, bilinen en son adresi olarak kabul edilip tebligatın buraya yapılması için aranan "Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması" durumlarından birinin gerçekleşmediğinin, çünkü muhatabın adresten sürekli olarak ayrılması ve yeni adresinin de yabancı bir ülkeye ait olması durumunda ancak tebligat merciine iade edilebilecekken, hükümlünün geçici süreli olarak yurt dışına çıktığının, dolayısıyla hükümlünün o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olma gibi bir durumunun da söz konusu olmadığının, bu durumda tebliğ memurunca hükümlüye yapılacak tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 21/1. maddesi uyarınca yapılıp bu doğrultuda tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirmesi gerektiği gözetilmeden 07.06.2024 tarihinde usûlsüz olarak yapılan iade işleminden sonra 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre gerçekleştirilen 19.08.2024 tarihli tebliğ işleminin usûlsüz olduğunun, ayrıca sanık tarafından inceleme konusu karara yönelik 13.11.2024 tarihli dilekçe ile eski hâle iade talebinde bulunulduğunun anlaşılması karşısında; eski hâle getirme isteği hakkındaki karar verme yetkisi, 5271 sayılı Kanun'un 42/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesine ait olduğu için dosyanın istinaf yoluyla Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesi gerektiğinden inceleme konusu hükmün kesinleşmediği anlaşılmıştır. 3. Henüz kesinleşmediği belirlenen inceleme konusu hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 272 vd. maddeleri uyarınca istinaf yoluna tabi olduğu, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.