İçeriğe geç
AC
3. Ceza Dairesi Esas: 2024/23150 Karar: 2025/25930 Tarih: 2025

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2024/23150 K.2025/25930

3. Ceza Dairesi 2024/23150 E. , 2025/25930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/284 E., 2024/111 K. SUÇLAR : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini or

Karar Özeti

3. Ceza Dairesi 2024/23150 E. , 2025/25930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/284 E., 2024/111 K. SUÇLAR : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini or

Karar Detayı

3. Ceza Dairesi 2024/23150 E. , 2025/25930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/284 E., 2024/111 K. SUÇLAR : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : I-) Sanıklar ..., ..., ..., ... .. ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında hakkında: TCK’nın 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet; II- ) Sanıklar ..., ... ,..., ... ,..., ..., ..., ..., ..., ..., .. ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında: TCK’nın 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 5/1, TCK’nın 39/1-2,62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet; III-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .. .., ..... ...., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ......,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...)..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ... ... ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında; "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarından; Ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığı, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 08.03.2021 tarihli ve 2020/84 - 2021/1909 sayılı bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatları, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Bir kısım sanıklar ile müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, ilk derece mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299. maddesi gereğince takdiren REDDİNE, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: I- A) ...'nın sanıkların üzerine atılı tüm suçlar; katılan ...'nın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları dışında kalan suçlar bakımından doğrudan doğruya zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılma hakları bulunmadığı gibi davaya katılmalarına ilişkin verilen kararın da hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; Belirtilen konularla ilgili temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE, II- Katılan ...'nın temyiz isteminin, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları ile sınırlı olduğu belirlenerek, anılan katılan vekilleri ile sanıklar ve müdafiilerinin ve Cumhuriyet savcısının temyiz istemlerinin incelenmesinde; Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; III- HUKUKİ AÇIKLAMALAR: Ayrıntıları Dairemizin 22.03.2019 tarih ve 2018/71 03... /1953 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış ...... silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765 esas - 2019/8453 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (......, age, s. 252; Prof. Dr. ........ Av. ..... ................., Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450). 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasının 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, ASCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevk etmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeğe yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. .. ... Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.). Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (... Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.). Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (........., age s.344). Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. IV- SOMUT OLAY: Yukarıda belirtildiği şekilde ..... silahlı terör örgütü ve bu örgütün Türk Ordusu içine sızarak yerleştirdiği kişilerce 15.07.2016 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı karargahı ele geçirilmiş ve bu kişilerce "Yurtta Sulh Konseyi" adı verilen yasadışı bir oluşumun yönetime el koyduğuna dair mesaj formuna ve ekindeki sözde atama listesine göre, olay tarihi itibariyle Tümgeneral rütbesi ile Topçu Füze Okulu Komutanı olarak görev yapan sanık ... ...., "4'üncü Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlıklarına”; olay tarihi itibariyle Tuğgeneral rütbesi ile 58. Topçu Tugay Komutanı olarak görev yapan sanık ... ... de “mevcut görevine ilave olarak Topçu ve Füze Okul Komutanlığına” atanmışlardır. Söz konusu bu yazılı bildirim 15.07.2016 tarihinde saat 22.43’de ..... ve Füze Okul Komutanlığı ile 58. Topçu Tugay Komutanlığına ulaşmıştır. Söz konusu bu bildiriye ve atamaya uygun olarak sanık ... ...., 16/07/2016 tarihinde saat 00.30’da sözde atandığı 4. Kolordu Komutanlığına gitmiş; burada bulunan 28. Mekanize Tugay Komutanlığındaki komutan odasına geçerek zırhlı birlikleri ve darbe sürecini sevk ve idare eden firari Tuğgeneral ... ... ile bir arada bulunarak süreci onunla birlikte takip etmiştir. Sanıklardan .. ..... 11.07.2016 tarihinde (Pazartesi günü, olay tarihi öncesinde) yıllık izinde bulunmasına rağmen yıllık iznini keserek görevine dönerek, kendisi gibi darbeye katıldıkları anlaşılan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürlüğünde Kurmay Albay olarak görev yapan ... ... ile bizzat görüşmeler yaparak darbe sırasında yapılacakları planlamıştır. Sanık ... ... 15.07.2016 tarihinde gece eğitimi yapılacağından bahisle birliklerin silah, teçhizat ve mühimmatlarını almalarını, ayrıca intikalde kullanılacak araçların telsizleriyle birliklerin hazır edilmesi talimatını vermiştir. Aynı gün saat 21.15 sıralarında başka dosya sanığı olan ... ... ile yaptığı telefon görüşmesi ile saat 03.00 itibariyle yapılması planlanan darbe girişiminin öne çekildiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine, sanık ... ... 15.07.2016 tarihinde saat 21.33 itibarıyla mahiyetindeki birlik komutanları ve şube müdürleri olan bir kısım rütbeli sanığın katılımı ile toplantı yapmış ve “Arkadaşlar Genel Kurmay Başkanlığından ve Kara Kuvvetleri Komutanlığından almış olduğum emre göre, silahlı kuvvetler ülkede yönetime el koymuştur ve sıkı yönetim ilan edilmiştir. Ben Garnizon Komutanı ve Sıkıyönetim Bölge Komutanı oldum. Topçu Okul Komutanı da 4. Kolordu Komutanı oldu. Görevlendirdiğim birlikler takviye maksatlı olarak Ankara'ya gidecek” şeklinde açıklamada bulunmuş; sıkıyönetim direktifleri gereği kendilerine Ankara il merkezinde kontrol ve asayişin sağlanması görevi verildiğinden bahisle daha önce kendisinin bizzat hazırladığı yeni oluşturulmuş birliklerin intikali suretiyle TÜRKSAT ve TİB başkanlığının ele geçirilmesi ile birlikte Ankarada ana arterlerin kesiştiği kavşakların kontrol altına alınarak trafiğe kapatılması amacıyla birliklerin derhal hazırlanması ve görev yerlerine intikali ile kontrolün sağlanması talimatını vermiştir. Sanık ... ...’ün darbe teşebbüsü eylemi kapsamında hazırladığı tespit edilen iş bölümüne göre; Ankara’da TÜRKSAT, TİB, Çevreyolu, Bağlıca, Ümitköy, Beysukent, Bilkent, ODTÜ, Söğütözü, AŞTİ, Samsun-Konya yolu, AK Parti kavşak ve yerleşkelerinin ayrı ayrı kontrol altına alınması, yolların trafiğe kapatılması için 240 personel ve 45 araçtan oluşan birlikler görevlendirilmiştir. Birliklerin kışladan çıkışları sırasında ve sonrasında nizamiye kapısında bulunan sanıklardan ... .. ... tarafından ve intikal süresince de telefon irtibatı kurularak bizzat veya tugay harekat merkezinde görevlendirilen bir kısım sanıklar aracılığı ile sanık ... ... tarafından birlik komutanlarına, polis veya halk engeli ile karşılaşmaları halinde silah kullanılması talimatları verilmiştir. Yine, darbe teşebbüsü eylemi kapsamında sanık ... ... tarafından, 58. Topçu Tugayında 2 adet fırlatma aracına bora füzesi yüklenmesi, Topçu ve Füze Okul Komutanlığına bağlı Gösteri ve Tatbikat Alayının bulunduğu Sakarya kışlasından fırtına obüslerinin çekici araçla alınarak Ankara Mamak'ta bulunan 28. Mekanize Piyade Tugayına gönderilmesi yönünde talimatlar da verilmiş, ancak bora füzesi atışa hazır hale getirilmediği ve fırtına obüslerinin de götürülmediği anlaşılmıştır. Ayrıca, sanık ... ..., sözde sıkıyönetim direktiflerine uygun olarak 16.07.2016 tarihinde saat 01.35 sıralarında yine sözde yeni görev yeri olan Topçu ve Füze Okul Komutanlığının Polatlı ilçe merkezinde bulunan İnönü Kışlasına gitmiştir. İnönü Kışlası çevresindeki okul yakınında bulunan Askeriye Camisinde okunan selanın susturulması emrinin ikinci kez tekrar edilmesine rağmen yerine getirilememesi üzerine sanık ... ...'ün talimatı doğrultusunda olay tarihinde Okul Kurs Tabur Komutanı olan sanık ... Ceyhan, ilçenin kontrolün sağlamak, emniyeti ele geçirmek ve de salaları susturmak üzere hazırlattığı kursiyer uzman çavuşlardan oluşan birlikle okuldan çıkarak Merkez camiine ve ilçe merkezine gitmiştir. Darbe teşebbüsü kapsamında yapılan iş bölümüne uygun olarak Polatlı’dan Ankara istikametine zırhlı araçlarla hareket eden sanıkların oluşturduğu konvoyların büyük bir kısmının Yapracık yokuşu mevkisinde kara yolunu kapatan halk ve kolluk görevlileri tarafından engellenerek ilerleyişleri durdurulmuş, dönmek istemişlerse de dönüş yolunun da aynı şekilde kapatılmış olması nedeniyle bulundukları yerlerinden hareket edemedikleri, küçük bir kısmın birliğine geri döndüğü, bir kısmının ise Polatlı çıkışında herhangi bir çatışmaya girmeksizin bilahare darbe teşebbüsünün başarısız olduğunun anlaşılması üzerine halkın ve kolluk güçlerinin müdahalesi ile yakalandıkları anlaşılmaktadır. Özetle; sanıklar darbeye teşebbüs kapsamında yapılan sözde atamalara ve görevlendirmelere uygun eylemlerde bulunmuşlar, üst rütbeli olan sanıklar emirleri altındaki birlikleri darbeye teşebbüs kastıyla sevk ve idare etmişler, bazı sanıklar tarafından darbe girişiminde yararlanmak amacıyla bir kısım personel tugaya çağrılmış, bu kapsamda bazı sanıkların da bu şekilde tugaya gitmişler, darbe teşebbüsü kapsamında mevzuata aykırı birlikler oluşturulmuş ve bu birliklere suçun icrasında kullanacakları araç, teçhizat ve mühimmat tahsis edilmiş, söz konusu birlikler verilen talimat ve yapılan iş bölümü üzerine tugay dışına intikal etmişler, sanık ... .... tarafından darbe teşebbüsü kapsamında fırlatma aracına Bora füzesi yüklenmesi gibi vahim talimatlar verilmiş, yine darbe teşebbüsü kapsamında yasa dışı bir oluşum olan Yurtta Sulh Konseyi tarafından yayınlanan sözde sıkıyönetim direktiflerine uygun olarak Topçu ve Füze Okulunda emir ve komutayı ele geçirmeyi sağlamaya yönelik eylemlerde bulunmuş, bir kısım sanıkları da koruma kapsamında emir almaya ve vermeye hazır halde bekletmiş; bir kısım sanıklar askeriye çevresi ve ilçe merkezinde keşif çalışmalarında bulunmuş, bazı sanıklar tarafından tugay harekat merkezi ile tugay içinde kalarak dışarı çıkan birlikler ile tugay komutanı arasında koordinasyon sağlamaya çalışılmış, izindeki personeller kışlaya çağrılmış, amaca ulaşmak için cebir ve şiddet uygulanması yönünde talimatlar verilmiş, Topçu ve Füze Okul Komutanlığına bağlı Gösteri ve Tatbikat Alayının bulunduğu Sakarya Kışlasından Ankara 28.Mekanize Piyade Tugayına fırtına obüsü taşınması için çekici gönderilmiş, Topçu ve Füze Okul Komutanlığında görevli olanlar sözde sıkıyönetim direktiflerini bildirmek üzere ana ast birlik komutanları olan sanıklar ile toplantı yapılmış, tugay dışına intikal edecek olan sanıkların silahlandırılarak bu birliklere mühimmat dağıtılmıştır. D-)HUKUKİ AÇIKLAMALAR, SOMUT OLAY,DAİREMİZİN BOZMA KARARI , YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN 01.06.2023 TARİH VE 2021/16-1 83... /328 KARAR SAYILI KARARI ,DAİREMİZİN BOZMA KARARI SONRASI MAHKEMENİN KABULÜ ÇERÇEVESİNDE HÜKÜMLERİN İNCELENMESİ: I-)Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan hükmedilen mahkumiyet,sanıklar ..., ... ,..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım suçundan hükmedilen mahkumiyet kararları ile Sanıklar; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., .. .., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .. (..)..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .. .., ..., ..., ..., .. ... ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, Silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümler ile Sanıklar ...,...,...,...,...,...,...,...,...,...,...,... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme , Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük MilletMeclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, suçlarından verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümler yönünden yapılan incelemede: Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların her bir sanık ve suç yönünden ayrı ayrı temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu ,haklarında ceza verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulan sanıkların eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu ancak hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz yanılgıya düştükleri gerekçe gösterilerek ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkemece verilen mahkumiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlerde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; sanıklar ve müdafilerinin, katılan ... vekillerinin, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle mahkumiyet kararlarına ve ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlerin ayrı ayrı ONANMASINA, II-) Sanıklar ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ... yönünden Cumhuriyet savcısının silahlı terör örgütüne üye olma suçuna yönelik temyiz isteminin incelenmesinde: Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 13.11.2019 tarih ve 2018/5526 esas, 2019/6842 karar sayılı ilamında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere; asker bir şahsın; örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı, "her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olacağı" hususu gözetilerek; Kullanımında bulunan GSM hattına ilişkin HTS dökümlerine göre birçok kez arandı kaydı bulunan sanıkların HTS kayıtları üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda "gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, sanıkların farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığı, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı" hususlarını gösterir bir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi, ayrıca sanığın görev yaptığı yerlerin tespiti ile ilgili yerlere yazı yazılmak suretiyle, görev yaptıkları yerler itibariyle haklarında ankesör veya sabit hatlardan periyodik ya da ardışık aramalarının olduğuna yönelik herhangi bir kayıt, soruşturma veya kovuşturmanın olup olmadığının saptanması, varsa buna ilişkin bilgi ve belgelerin getirtilmesi yine sanıklar ile birlikte ardışık arandığı tespit edilen diğer şahıslar var ise bu şahıslarla ilgili herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı belirlendikten sonra şahısların tüm aşama ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmelerinin sağlanması, keza UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında araştırma yapılarak sanıklar ile ilgili herhangi bir beyan olup olmadığının tespiti ile varsa ifade sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenmeleri suretiyle tüm delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılmasından sonra sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafileri, katılanlar TBMM Başkanlığı, Mille Savunma Bakanlığı ile O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla