İçeriğe geç
AC
3. Ceza Dairesi Esas: 2024/4838 Karar: 2024/8689 Tarih: 2024

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2024/4838 K.2024/8689

3. Ceza Dairesi 2024/4838 E. , 2024/8689 K. "İçtihat Metni" KATILANLAR : T.C. ..., Cumhurbaşkanı ... MÜŞTEKİ : ... SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme HÜKÜM : Sanığın TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 39, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, Cumhurbaşkanı ... vekili,

Karar Özeti

3. Ceza Dairesi 2024/4838 E. , 2024/8689 K. "İçtihat Metni" KATILANLAR : T.C. ..., Cumhurbaşkanı ... MÜŞTEKİ : ... SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme HÜKÜM : Sanığın TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 39, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, Cumhurbaşkanı ... vekili,

Karar Detayı

3. Ceza Dairesi 2024/4838 E. , 2024/8689 K. "İçtihat Metni" KATILANLAR : T.C. ..., Cumhurbaşkanı ... MÜŞTEKİ : ... SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme HÜKÜM : Sanığın TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 39, 53, 58/9, 63 maddeleri gereğince mahkumiyetine, Cumhurbaşkanı ... vekili, müşteki ... vekili, o yer Cumhuriyet savcısı İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle; Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine, I- Milli Savunma Bakanlığının sanığa yüklenen suçtan niteliği itibariyle doğrudan zarar görmediği ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmadığı ve bu kapsamda davaya katılmasına ilişkin karar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 22.03.2019 tarih 2018/7103 Esas, 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000’in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000’e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4’ü asker, 63’ü polis ve 183’ü sivil olmak üzere toplam 250’den fazla kişi şehit edilmiş, 23’ü asker, 154’ü polis ve 2.558’i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, 5237 sayılı TCK’nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek 5237 sayılı TCK’nın 37. maddesi kapsamında “doğrudan fail” olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde (faillerle birlikte) fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. 5237 sayılı TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükârda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 24/3. maddeleri). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). İlk Derece Mahkemesince Kabul Edilen Somut Olay; Olay tarihi olan 15.07.2016 günü, 47. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı tarafından yapılacak devir teslim töreni için yapılan hazırlıklar tören iptal edildiğinden bahisle yarıda kesilerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ak Parti ve Valilik binası işgali görevini üstlenen 47. Motorlu Piyade Alayı komutanı olan ve yurtta sulh whatsapp grubuna ekli başka dosya sanığı albay ... tarafından Koktod çalışması yapılması emri verildiği, öğleden sonra Koktod çalışması yapıldığı, rütbeli personele tatbikat nedeniyle mesainin devam edeceğinin ve tekrar alarm verileceğinin söylendiği, bu nedenle rütbeli personelin kışladan ayrılmadığı, saat 19.55 sıralarında alay komutanı tarafından alarm verilerek içtimaya çıkan birliklere mühimmat dağıtıldığı, yeni atanan alay komutanı göreve başlayıncaya kadar olay günü komutayı devralacak olan ancak devir teslim töreninin iptali nedeniyle komutayı devir alamayan ve 2. tabur komutanı olarak görev yapan sanık yarbay ...'ın, alay komutanı olan ...'nin DEAŞ’a operasyon olabileceği için Koktod faaliyeti icra edileceği söylemi ve emri üzerine Kara Harp Akademisi’nden gelen ve olay günü başka dosya sanığı albay Ahmet Zeki Gerehan tarafından görevlendirilen bozma öncesi dosyada yer alan sanık subaylar ile birlikte toplam 90 asker olduğu halde teçhizatlı şekilde saat 21.30 sıralarında bozma öncesi dosyada yer alan sanık Albay Nizamettin Aydın komutasında kışladan çıkış yaptığı, 22.00-22.10 sıralarında İstanbul Valiliğine ulaşıldığı, olay yerine gelen İstanbul il emniyet müdür yardımcısı tanık ...’ın sanıklara darbe yaptıkları hususunda uyarılarda bulunduğu, olay yerine gelen vatandaşların sözle, telefondan görüntüler göstererek bunun bir darbe olduğunu söyledikleri halde valilik dışında barikat kurulduğu, araç ve yaya geçişlerinin engellendiği, eş zamanlı olarak bozma öncesi dosyada yer alan sanık Nizamettin Aydın'ın emir ve komutasında bir kısım asker tarafından valilik binasına geçişi olan caminin içerisine girildiği, vatandaş sayısının artması, askerlerin oluşturduğu barikatları yararak tepkilerini sertleştirmesi üzerine sanık ...'ın üstleriyle telefonla irtibat sağlamaya çalıştığı, bu kapsamda alay komutanı ... ile yaptığı görüşmede “komutanım, bu bir eğitim değilse ben birliğimi alıp geri dönüyorum”, keza görüntü kayıtlarından orada bulunan vatandaşlara da “biz eğitim için geldik, komutanlarımdan durumu öğrenmeye çalışıyorum” şeklinde sözler söylemesi akabinde saat 00:10-00:20 sıralarında emrindeki askerlere şarjör boşalt emri ile birlikte birliklerine dönmelerini söylediği ve akabinde dönüşe geçtikleri, bu kapsamda Kara Harp Akademisinden gelen bir subay ile bir kısım askerlerin Birliğe dönmeyi başardıkları, ancak bozma öncesi dosyada yer alan diğer sanıkların kışlaya dönüş yolunda Unkapanı Köprüsü üzerinde sıkışarak ilerleyemedikleri ve polise teslim oldukları şeklinde gerçekleşen olayda; II- Sanığın Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüse Yardım Etme suçundan mahkumiyetine yönelik sanık müdafii, katılan T.C. ... vekili, katılan Cumhurbaşkanı ... ... ... vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemlerinin incelenmesinde; Bozmaya uyularak yapılan yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, verilen mahkumiyet kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; sanık müdafii, katılan T.C. ... vekili, katılan Cumhurbaşkanı ... ... ... vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla