Karar Özeti
4. Ceza Dairesi 2023/12922 E. , 2023/26306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/225 E., 2017/448 K. SUÇ : Hakaret KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Hakaret suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci madde
Karar Detayı
4. Ceza Dairesi 2023/12922 E. , 2023/26306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/225 E., 2017/448 K. SUÇ : Hakaret KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Hakaret suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin ikinci fıkrası yollamasıyla 125 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü ve 62 nci maddeleri gereğince 3 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının 58 inci maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/448 Karar sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.07.2023 gün ve 2023/61941 sayılı Tebliğname'si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre, sanık ile müşteki ... arasında araç alım-satım ilişkisinden kaynaklı aralarında husumet bulunduğu, sanığın bu husumet nedeniyle kullanımında bulunan telefon ile 19.01.2016 ve 20.01.2016 tarihlerinde mesajlar atarak hakaret ve tehdit ettiğinden bahisle yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine karar verilip, sabıkasında tekerrüre esas ilamlar bulunduğundan bahisle cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; anılan kararın tehdit suçu yönünden istinaf edilmesi üzerine duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde, önceki hükmün kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, verilen cezasından Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/255 Esas, 2018/107 Karar sayılı ilamı ile almış olduğu cezasının mahsubuna karar verildiği gözetilerek yapılan incelemede; 1-Sanık hakkında müştekiye yönelik 19.01.2016 ve 20.01.2016 tarihlerinde işlediği hakaret ve tehdit suçlarından Nurdağı Cumhuriyet Başsavcılığının 14.04.2016 tarihli ve 2016/99 soruşturma sayılı iddianamesiyle açılan kamu davası ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda anılan Mahkemenin 28.12.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/448 Karar sayılı kararı ile sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, Diğer taraftan sanık hakkında yine aynı müştekiye karşı 27.02.2016 tarihinde işlediği hakaret suçundan Nurdağı Cumhuriyet Başsavcılığının 28.04.2016 tarihli ve 2016/336 soruşturma sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasına ilişkin yargılama neticesinde sanığın mahkumiyetine karar verildiği, anılan kararın Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/1417 Esas, 2018/1921 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleştiği, Sanığın katılanlara karşı, 19.01.2016, 20.01.2016 ve 27.02.2016 tarihlerinde işlemiş olduğu hakaret suçları nedeniyle, hakkında ilk olarak 14.04.2016 tarihinde iddianame düzenlendiği, anılan dosyalardaki suçların tarihlerinin yakınlığı dikkate alındığında, bu eylemlerin bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlendiği cihetle, dosyaların birleştirilmesi ve sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43 ncü maddesinde öngörülen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, 2- Sanığın mükerrir olduğu kabul edilerek cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, tekerrüre esas alınan Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/746 Esas, 2014/425 Karar sayılı ve Bursa 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/422 Esas, 2014/312 Karar sayılı dosyalarında, Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.02.2017 tarihli ve Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin ise 20.01.2017 tarihli ek kararlarıyla uzlaşma nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi, tekerrüre esas alınan Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.09.2013 tarihli ve 2011/408 Esas, 2013/404 Karar sayılı kararına konu 3.000,00 TL adlî para cezasının, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305/1 nci maddesi gereğince miktar itibariyle kesin olması ve sanığın adlî sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.03.2015 tarihli ve 2012/730 Esas, 2015/262 Karar sayılı kararının da 27.11.2017 tarihinde kesinleştiği, yargılama konusu suçun ise kesinleşmesinden önce 2016 tarihinde işlenmesi nedeniyle tekerrüre esas alınamayacakları, sanığın adli sicil kaydında da başka tekerrüre esas mahkûmiyeti de bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE İlk İstem Yönünden 5237 sayılı Kanun'un “Zincirleme Suç” başlıklı 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı neviden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir. 5237 sayılı Kanun'un sistematiğinde, kural olarak yasadaki suç tanımına uygun her bir netice ayrı bir suç oluşturmasına karşın, bu kuralın istisnalarına, 5237 sayılı Kanun'un “Suçların içtimaı” bölümünde, 42, 43 ve 44 üncü maddelerine yer verilmiştir. Aynı nev’iden fikri içtima halinde, fiil yani hareket hukuksal anlamda tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Bu durumda hareket tek olduğu için, fail hakkında tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza mağdur sayısı fazla olduğu için, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre artırılacaktır. (Ceza Genel Kurulunun 05.06.2012 tarih ve 15/491-219 sayılı ilamı da bu doğrultudadır.) Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 gün ve 384-2, 03.12.2013 gün ve 1475-577, 30.05.2006 gün ve 173-145, 08.07.2003 gün ve 189-207, 13.10.1998 gün ve 205-304, 20.03.1995 gün ve 48-68 ile 02.03.1987 gün ve 341-84 sayılı kararlarında "Aynı suç işleme kararı" kavramından, Kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir. Ceza Genel Kurulu'nun 15.03.2016 tarihli ve 2014/10-847 Esas, 2016/128 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. Görüldüğü üzere, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. Zincirleme suçla bağlantılı olması nedeniyle "Hukuki kesinti" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır. Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu ahvalde sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasında artırım yapılacaktır. Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır. Yine sanığın, birden fazla mağdura yönelik, birden fazla ve farklı zamanlarda eylemlerini gerçekleştirmesi durumunda, sanığın bu eylemleri, aynı kast altında tek bir suç olarak kabul edilerek, 5237 sayılı Kanun'un ilgili maddesi uyarınca belirlenecek temel ceza, zincirleme suç hükümleri gereği aynı Kanunun 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre artırıldıktan sonra, belirlenen ceza üzerinden anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca artırım yapılarak bulunacak miktarın, önceki cezaya ilavesiyle sonuç cezanın saptanması gerekecektir. Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Sanığın incelemeye konu Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2017 tarihli 2016/225 Esas, 2017/448 Karar sayılı hükmüne konu olan hakaret eylemlerinin 19.01.2016 ve 20.01.2016 tarihlerinde gerçekleştiği ve 14.04.2016 tarihli iddianamenin düzenlendiği, Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08.03.2021 tarihli 2020/799 Esas, 2021/318 Karar sayılı dosyasına konu eyleminin ise 27.02.2016 tarihinde, 14.04.2016 tarihli iddianameden önce gerçekleştiği ve her üç eylem arasında hukuki kesintinin bulunmadığı, bu nedenle her iki dosya arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, hüküm kurulurken sanığın aynı eylemini aynı mağdura karşı hukuki kesinti olmaksızın birden fazla kez gerçekleştiği gözetilerek 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesi uyarınca hükmolunan temel ceza, zincirleme suç hükümleri gereği Aynı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince artırıldıktan sonra, belirlenecek cezadan, Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12.02.2018 tarihli 2016/255 Esas, 2018/107 Karar sayılı hükmüne konu cezanın mahsup edilmesi gerektiği nazara alınmayarak ceza tayin edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. İkinci İstem Yönünden Sanığın tekerrüre esas alınan Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/746 Esas, 2014/425 Karar sayılı kararı hakkında 10.02.2017 tarihli ek karar ile uyarlama yapıldığı ve düşme kararı verildiği ve bu sebeple tekerrüre esas alınamayacağı, Bursa 19. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/422 Esas, 2014/312 Karar sayılı kararı hakkında 20.01.2017 tarihli ek karar ile uyarlama yapıldığı ve düşme kararı verildiği, Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 05.09.2013 tarihli ve 2011/408 Esas sayılı kararı ile doğrudan verilen 3.000,00 TL adli para cezasının verildiği tarihte miktar itibarıyla kesin nitelikte olduğu, Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.03.2015 tarihli ve 2012/730 Esas sayılı kararının suç tarihinden sonra 27.11.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından bu sebeplerle adli sicil kaydındaki kararların tekerrüre esas alınamayacakları gözetilmeden, cezanın 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinin altıncı fıkrası gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezaların infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2017 tarihli 2016/225 Esas, 2017/448 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin 4-b fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.12.2023 tarihinde karar verildi.