Karar Özeti
5. Ceza Dairesi 2025/8112 E. , 2025/14079 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/218 Esas, 2021/279 Karar SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumh
Karar Detayı
5. Ceza Dairesi 2025/8112 E. , 2025/14079 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/218 Esas, 2021/279 Karar SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 07.05.2025 tarihli Kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/1. maddesinde belirtilen kanuni süre içerisinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ A. İtiraz Sebepleri İtiraza konu uyuşmazlık; bozma kararının mahiyetine göre resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünü temyiz etmeyen sanık ...'a CMUK'nın 325. maddesi gereğince teşmiline karar verildikten sonra verilen hükmü sanığın temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Sanık ... hakkında, Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının 26/04/2011 tarih ve 2011/1159 esas sayılı iddianamesi ile resmi belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2013 tarih ve 2010/483 esas, 2013/288 karar sayılı hükmü ile TCK'nın 204/1, 62, 53/1, 51/1 maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ertelemeye, 3 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/03/2020 tarih ve 2019/6126 Esas, 2020/10083 Karar sayılı ilamı ile sanıklar ... ve ... hakkındaki mahkumiyet hükümleri eksik inceleme ve gerekçesizlik nedeniyle bozularak, bozma kararının hükmü temyiz etmeyen sanık ...'a teşmiline karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılamada Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/09/2021 tarih ve 2020/218 esas, 2021/279 karar sayılı hükmü ile sanığın TCK'nın 204/2, 62/1, CMUK 326/son, TCK'nın 51/1-3, 53/1-3 maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ertelemeye, 2 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, sanığın temyiz talebini inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 07.05.2025 tarih ve 2022/3858 Esas, 2025/6136 Karar sayılı ilamı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE karar verildiği, katılan .. ve .. Bakanlığı vekili ile ... vekilinin temyiz istemleri hakkında ise herhangi bir karar verilmediği anlaşılmıştır. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.01.2017 tarihli ve 2016/13-982 Esas, 2017/29 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere; sanıkların her birinin birbirlerinden bağımsız olarak kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu, kural olarak sanıklardan birinin verilen karara karşı yaptığı kanun yolu başvurusunun, diğer sanıklar hakkında verilen hükümleri kapsamadığı ve hükmün kanun yoluna başvuru için öngörülen sürenin sonunda kesinleştiği ancak temyiz kanun yolu bakımından gerek 1412 sayılı Kanun'un 325. gerekse 5271 sayılı Kanun'un 306. maddelerinde yer alan ve hükmün bozulmasının diğer sanıklara sirayetini düzenleyen hükümlerdeki koşullar gerçekleştiği takdirde temyiz edenler lehine oluşacak durumdan temyiz yoluna başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyize başvurmakla beraber talebi kabul edilmeyen sanıkların da yararlanmalarının sağlanması suretiyle bu kişilerin temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğinin giderilmesinin amaçlandığı ve bozmanın sirayetinde yerel mahkeme hükmünün, temyiz etmeyen sanık yönünden bozulmayıp sanığın sadece bozma kararının sonucundan yararlandırıldığı dikkate alındığında, 22.10.2013 tarihli ilk hükmü yasal süresinde temyiz etmeyen sanık ...'un sirayet nedeniyle bozma sonrası verilen hükmü temyiz etme hakkı hukuken mümkün olmadığından, bozma sonrası verilen hükme yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi gereğince REDDİNE karar verilmesi yerine kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İtirazın konusu; önceki hükmü temyiz etmeyen sanığın, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 325. (Aynı kural 5271 sayılı Kanun'un 306. maddesinde de muhafaza edilmiştir.) maddesi uyarınca lehe yapılan bozmanın sirayeti sonrasında kurulan yeni hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığına ilişkindir. Bir görüşe göre; kanun yolu başvurusu sirayet etmeyeceğinden, başvuru hakkını kaybetmiş sanığa sirayetli bozma kararı sonrasında kurulan hükme yönelik kanun yoluna başvurma hakkı kazandırmaz. Örneğin; temyiz süresini kaçıran sanık, süresinde kanun yoluna başvuran sanığın temyiz talebinin incelemesi aşamasında dilekçe vermek suretiyle kararı temyiz edemez (Aldemir, Hüsnü, Ceza Yargılamasında Kanun Yollarına Başvurunun Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, 2020, s. 49). Diğer bir görüşe göre ise bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucu verilen karar yeni bir karar olduğundan, önceki kararı temyiz etmeyen diğer sanıkların da bu karara karşı temyiz yoluna gitmelerine bir engel bulunmamaktadır (Erdem, Mustafa Ruhan/Candide Şentürk, Ceza Muhakemesinde Kanun Yolları, 1. Basım, Ankara 2018, s. 215). Bozma kararının etkisinden (sirayetinden) yararlanan kimselerin bozmadan sonra verilecek hükmü temyize haklarının olmadığı ifadesi ve yaklaşımının hatalı olduğu ifade edilmektedir (Ünver, Yener/Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, 24. Bası, Ankara-2025, s. 809). Öğretideki genel kabule göre; "Bozmanın sirayetinden faydalanan kimselerin bozmadan sonra verilecek hükmü temyize hakları olmadığına karar verilmiştir. Bu kararın haklı olduğunu sanmıyoruz. Zira Kanun temyiz etmemiş olan sanıkların da “temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade edeceklerini” bildirmektedir. Bu ibareyi manaca daraltmaya sebep yoktur. Bu hükmün esası “adalet fikri” ise mananın daraltılması yorum kaidelerine de uygun değildir."(Erem, Faruk, Ceza Usulü Hukuku, 4.B. Sevinç Matbaası, Ankara-1973, s. 554). “Şunu da söyleyelim ki temyiz mahkemesi, hükmün bozulmasının diğer maznunlara da sirayet etmesi lazım geldiğini gördüğü takdirde bunlar hakkında da mutlaka bozma kararı vermeğe mecburdur (Kantar, Baha, Ceza Muhakemeleri Usulü, 3.B., Güney Matbaacılık, Ankara-1950, s. 87.). Hükmün diğer maznunlar hakkında da bozulması halinde yapılacak muamele onların temyiz yoluna müracaat eylemiş olmaları takdirinde yapılacak muamelenin aynıdır. Mesela, eğer temyiz mahkemesi, davayı hükmü veren mahkemeye göndermiş ise diğer maznunların da bu mahkemede yapılacak duruşmaya davet edilmeleri lazımdır. Maznunlar bu mahkemenin haklarında vereceği hükmü temyiz edebilirler.” (Kantar, Baha, Ceza Muhakemeleri Usulü, 3.B., Güney Matbaacılık, Ankara-1950, s. 88.). 1412 sayılı Kanun'un 325. maddesinin uygulanma koşulları ile sonucunu bir başka deyişle Kanun maddesinin varlık nedenleriyle sonucunu birbirine karıştırmamak gerekir. Uygulama koşulları olunca, sanık, Kanun'un anlatımına göre “temyiz isteğinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından” yararlanacaktır. 1412 sayılı Kanun'un 325. maddesi ile 326. maddelerini birlikte yorumlamak gerekir. Hükmün sirayet ile bozulması sonrasında mahkemenin yapacağı işler ve vereceği karar ile ilgili olarak, hükmün temyizi ile bozulması ile sirayet suretiyle bozulması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Hukukun üstünlüğünü benimsemiş sistemlerde olduğu gibi ülkemizde yargı makamlarının vermiş olduğu kararlar da dahil olmak üzere kamunun her türlü eylem ve işlemi hukuk denetimine tabidir. Bu bağlamda hukuk devletinde mahkemelerin vermiş olduğu kararlar, kural olarak kanun yolu denetimine tâbidir. İstisna ise kararların kesin olmasıdır. Adil yargılanma hakkının en önemli başlıklarından birini oluşturan savunma hakkı, temel bir insan hakkı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. ve 2709 sayılı Anayasa’mızın 36. maddeleriyle 5271 sayılı Kanun'un çeşitli hükümlerinde güvence altına alınmıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı da hak arama hürriyetinin en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddede (ya da 1412 sayılı Kanun'un 305/son maddesinde) belirtilen istisnalar dışında, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerinden verilen bütün nihai kararlar yâni hükümler temyiz kanun yolu denetimine tâbidir. İstisna kapsamında kalan hükümler ise kesindir. Mahkemeye erişim hakkı bağlamında, kanun yoluna etkin başvuru imkânından faydalanabilme, adil yargılanma hakkı kapsamında teminat altına alınmış temel haklardandır (Anayasa madde 36, AİHS madde 6, Ek protokol madde 7). Genel olarak teminatın kapsamını, bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkûm edilen her kişinin, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olması oluşturur. Bir kararın kanun yoluna tabi olup olmadığı yönünde tereddüt yaşandığı takdirde, kanun yoluna etkin başvuru hakkının kısıtlanmasına ilişkin istisnai hükümler genişletici yoruma tabi tutulamayacağı için kanun yolu incelemesine tabi olduğunu kabul etmek gerekir. AİHS ek 7 No.lu Protokol 14... tarihinde imzalansa da 10... tarih ve 6684 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu'nu 25... tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış, 1 Ağustos 2016 tarihi itibariyle resmi olarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Protokolün 2/1. maddesi; "...mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkum edilen herkes mahkumiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımının dayanakları dahil kanunla düzenlenir..." hükmünü içermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.11.2022 tarihli ve 2022/11-436 Esas, 2022/705 sayılı Kararında da açıklandığı üzere Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanmaları mümkün ise de kanunlarla getirilen düzenlemelerin bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkını daraltıcı şekilde yorumlanamayacağı, kanuni düzenlemeler yorumlanırken Anayasa ve uluslararası sözleşmeler gibi üst normların da gözetilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Aksinin kabulü, Anayasa'mızın temel hak ve hürriyetler arasında yer verdiği "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ile AİHS'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilecektir. Bozma kararının etkisinden (sirayetinden) yararlanan kimselerin bozmadan sonra verilecek hükme yönelik kanun yoluna başvurma hakları olmadığına ilişkin açık bir düzenleme olmaması karşısında aksine görüş ve uygulamaların isabetli olmadığını kabul etmek gerekir. Sirayet üzerine 5271 sayılı Kanun'un 306. maddesinin "...temyiz isteminde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından yararlanır." hükmü uyarınca hakkında verilen karar bozulan ve yeniden yargılanan sanığın, verilen yeni mahkumiyet hükmünü AİHS 7 No.lu ek Protokolün 2/1. maddesi uyarınca üst derece mahkemesinde inceletme hakkı vardır. 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici (ya da 1412 sayılı Kanun'un 305/son maddesinde) maddesinde belirtilen istisnalar dışında, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerinden verilen bütün nihai kararlar yâni hükümlerin temyiz kanun yolu denetimine tâbi olması, AİHS ek 7 No.lu Protokolün 1 Ağustos 2016 tarihi itibariyle resmi olarak yürürlüğe girmiş bulunması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.11.2022 tarihli ve 2022/11-436 Esas, 2022/705 sayılı Kararında da açıklandığı üzere Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanmaları mümkün ise de kanunlarla getirilen düzenlemelerin bir temel hak ve özgürlük olan mahkemeye erişim hakkını daraltıcı şekilde yorumlanmasının mümkün olmaması, sirayet üzerine bozulan karar sonrasında verilen hükmün temyiz edilemeyeceğine dair açık bir kısıtlayıcı yasa hükmü bulunmamasına göre Dairemiz kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının oy birliğiyle yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. II. KARAR 1. Değerlendirme ve gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Dairemizin 07.05.2025 tarihli ve 2022/3858 Esas, 2025/6136 Karar sayılı, sanık ... hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine dair karar ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde karar verildi.
İlgili Makaleler
- TCK m.282 Aklama Suçu Savunması: Yargıtay 5. Ceza Dairesi Kıstasları TCK m.282 aklama suçunda Yargıtay 5. CD. içtihadı: öncül suç, kasıt, kalıp ve savunma stratejisi.