İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/6153 Karar: 2025/2442 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/6153 K.2025/2442

6. Ceza Dairesi 2024/6153 E. , 2025/2442 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/213 E., 2024/113 K. SUÇLAR : Yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/6153 E. , 2025/2442 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/213 E., 2024/113 K. SUÇLAR : Yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/6153 E. , 2025/2442 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/213 E., 2024/113 K. SUÇLAR : Yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanıklar müdafiilerinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Mağdur beyanı, sanıklar beyanları, tanıklar beyanları, bilirkişi raporu, İlk derece Mahkemesi kararları, Bölge Adliye Mahkemesi kararları ve Yargıtay ilamları birlikte değerlendirildiğinde, Sanık ...'nin ortağı ve yetkilisi olduğu İstanbul Bilişim A.Ş.nin ithalat yapmak için katılan ile yaptığı anlaşma sonucu, sermayesi İstanbul Bilişim A.Ş. /sanık ... tarafından ödenerek 21/01/2010 tarihinde katılanın ortağı ve yetkilisi olduğu İnteraktif Elektronik Ürünleri Tic.Ltd.Şti'nin kurulduğu, katılanın da 4.000,00 TL maaşla bu şirketin faaliyetlerini yürüttüğü, bu şekilde kurulan, katılanın ortağı ve yetkilisi olduğu İnteraktif Elektronik Ürünleri Tic.Ltd.Şti. ile İstanbul Bilişim A.Ş. Arasında ürün tedariki amacı ile 09/06/2010 tarihinde sözleşme yapıldığı, mağdur ile sanıklar arasında iş bölümü gereği kurulan sembolik şirket üzerinden yurt dışından mal alım satımının yapıldığı getirilen elektronik eşyaların yani televizyon ve benzeri eşyaların mağdura ait şirket üzerinden girişinin yapıldığı ancak bu şirketin bandrol alımı sırasında televizyon ve benzeri ürünlere göre daha düşük ücretli radyo veya MP3 gibi bandroller yapıştırmasından dolayı çok sayıda kişiyle sıkıntı yaşadığı bu nedenle vergi ve benzeri suçlardan dolayı sanıklar hakkında soruşturma açılıp mağdur ile sanıkların birlikte yargılanmaya başladıkları, bu olaylar nedeniyle mağdurun iş yerini bırakıp kendisini arayan şahıslardan dolayı kaçmaya başladığı ve 2011 yılı Mart ayından itibaren zaman zaman sanık ...'a mesajlar çekerek kendisini kurtarmasını istediği, kendisinin müdahale etmezse kurtulamayacağını insanlardan artık kaçamayacağı mealinde mesajlar gönderdiği, ancak sanığın bu meseleye ve mesajlara kayıtsız kalması üzerine bu kez 2011 yılı sonlarına doğru şikayet tarihinden kısa bir süre önce Cem'in dilekçesini imzalamak zorunda kalacağım mealinde mesaj çekerek artık kendisine yardımcı olmazsa şikayette bulunacağını ima eden açık mesajının bulunduğu anlaşılmıştır. Mağdur bu mesajlardan ve olaydan yaklaşık 8 ay sonra 07/12/2011 tarihli dilekçe ile sanıklar hakkında şikayetçi olmuş 13/01/2012 tarihli ikinci beyanında ise bu şikayetinden vazgeçerek kendi isteğiyle gittiğini ve kendi isteğiyle ibraname imzaladığını beyan etmiş 19/09/2012 tarihli ifadesinde ise tekrar özetle yağma olayı olduğunu anlatmıştır. Mağdurun şikayetten vazgeçip vazgeçmemesi hususunda istikrar bulunmadığı gibi beyanları arasında da gerek İstanbul Bilişime gidişi gerek oradan ayrılışı, tanıklarla buluşması gibi hususlarda da çelişkiler bulunmaktadır. Yaralanma iddiasına ilişkin olarak dokor raporu bulunmamaktadır. Dosyanın en önemli delili mağdur tanıkları ... ve ... ilk aşamalarda mağduru destekler nitelikte beyanda bulunarak mahkemede olayı ayrıntıları ile anlatmasına rağmen daha sonra yine mahkeme huzurunda iftira attıklarını beyan etmeleri üzerine haklarında yalan tanıklık gerekçesiyle dava açıldığı, dava sırasındaki savunmalarında da tanık Barbaros haricindekilerin yalancı tanıklık suçundan yargılandıkları İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.07.2022 tarihli, 2019/144 E, 2022/612 K. sayılı davanın yargılaması sırasında da yine sanıklara iftira attıklarını gerçekte böyle bir olayın gerçekleşmediğini beyan ettikleri buna rağmen mahkeme tarafından 5271 sayılı Kanunun 223 /2-e maddesi uyarınca şüpheli bir durum kaldığından bahisle beraatlerine karar verildiği anlaşılmıştır. Soruşturma aşamasında dinlenmeyen sadece Mahkeme aşamasında dinlenen tanık ... ve yargılama aşamasında vefat eden tanık ... katılanın iddialarını doğrular nitelikte beyanda bulunmuşlardır. İşlemi yapan noter katibi tanık ..., katılanı darp edilmiş bir halde, hırpalanmış şekilde görmediğini gayet normal olduğunu, ibranamenin hazır olarak geldiğini, herhangi bir sorun görmediğini, silahlı herhangi bir kimse görmediğini beyan etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, Somut olayda, sanıkların aşamalarda atılı suçlamayı ısrarla kabul etmediği, mağdurun olay sonrası sıcağı sıcağına şikayetçi olmadığı, mağdur ve bir kısım tanığın aşamalarda değişen beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanıkların yüklenen suçu işlediğini gösterir, hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı gözetilmeden “şüpheden sanık yararlanır” evrensel ceza hukuku ilkesi uyarınca sanıkların beraati yerine yazılı biçimde mahkûmiyetlerine karar verilmesi, Kabule göre de; Mağdurun da İnteraktif Elektronik Ürünleri Tic.Ltd.Şti' de maaşlı olarak çalıştığını beyan etmesi karşısında Mahkemece " İnteraktif Elektronik Ürünleri Tic.Ltd.Şti'nin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre Üsküdar 7.Noterliğinin 19/01/2010 tarih ve 2312 yevmiye nolu ana sözleşmesine istinaden 21/01/2010 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunca tescil olunan ve aynı kanuna göre alacak ve borçları bulunan tüzel kişi olduğu, alacağın katılana değil, tüzel kişiliğe ait olduğu izahtan vareste olmakla" şeklindeki yanlış gerekçeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 150. maddesinin uygulanmaması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 19.02.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla