İçeriğe geç
AC
9. Ceza Dairesi Esas: 2022/11755 Karar: 2023/2723 Tarih: 2023

Yargıtay 9. Ceza Dairesi E.2022/11755 K.2023/2723

9. Ceza Dairesi 2022/11755 E. , 2023/2723 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebil

Karar Özeti

9. Ceza Dairesi 2022/11755 E. , 2023/2723 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebil

Karar Detayı

9. Ceza Dairesi 2022/11755 E. , 2023/2723 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilerek gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 31.03.2017 tarihli iddianamesi ile sanıkların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.2018 tarihli ve 2017/100 Esas, 2018/345 Karar sayılı kararıyla sanıkların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmalarına karar verilmiştir. 3. Adana Bölge Adliye Mahkemesinin 18.01.2019 tarihli ve 2019/121 Esas, 2019/149 Karar sayılı kararıyla sanıklar ... ve ... hakkında müsnet suçlardan İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, sanık ... hakkında müsnet suçtan İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine dair karar verilmiştir. 4. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 09.01.2020 tarihli ve 2019/5096 Esas, 2020/215 Karar sayılı kararıyla "...Sanıklar haklarında atılı suçlardan dolayı ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurusunun esastan ve düzeltilerek esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların sanıklar ..., ..., ... müdafileri, katılan mağdure vekili ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirme sonucunda katılan Bakanlığı temsilen Osmaniye Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü vekili Filiz Kargalı'nın temyiz isteminin süreden reddine dair verilen 03.04.2019 tarihli ek kararın adı geçen vekil yerine sehven Adana Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü vekili Zekiye ... Gülnar'a tebliğ edildiği anlaşıldığından, öncelikle ek kararın katılan Bakanlık vekili Filiz Kargalı'ya usulünce tebliğiyle tebellüğ belgesi ile verildiği takdirde ek karara dair temyiz dilekçesinin eklenip, ek kararın temyizi halinde bununla ilgili ek tebliğname düzenlenmesinden sonra Dairemize iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,..." karar verilmiştir. 5. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 02.03.2022 tarihli ve 2021/12640 Esas, 2022/1845 Karar sayılı kararıyla hükümlerin "...Sanık ... yönünden; yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, ilk derece mahkemesinin soruşturma ile kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdiriyle anılan hükme ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı nazara alındığında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Mağdurenin aşamalardaki ifadeleri, doktor raporu, savunma, tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesince sanığın olay gecesi mağdureye yönelik cinsel istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve mevcut haliyle mağdurenin göğüslerine ve cinsel organına dokunma şeklinde sübuta eren eylemin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Sanıklar ... ile ... yönünden yapılan değerlendirmede; olay tarihinde on beş yaşından küçük mağdurenin ifadeleri, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, adları geçen sanıkların olay gecesi diğer sanık ...’un evde mağdureye karşı işlediği çocuğun cinsel istismarı suçuna iştirak ettiklerine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan ve düzeltilerek esastan reddedilmesi,..." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. 6. Bozma kararı sonrası Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2022 tarihli ve 2022/149 Esas, 2022/225 Karar sayılı kararıyla sanıklar ... ve ... haklarında çocuğun cinsel istismarı suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine, sanık ...'un çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin altıncı fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Sanıklar haklarında verilen kararların usul, kanun ve hakkaniyete aykırı olduğuna, mağdurenin beyanlarının istikrarlı olduğunu ve itibar edilmesi gerektiğine, mağdure ile sanıklar arasında husumet olmadığına, sanıkların beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğine, sanıklar haklarında ceza belirlenirken suçun konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının göz önünde bulundurulmasının kanunun emredici hükmü olduğuna, sanık ... hakkında takdiri indirim hükmünün sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri gerekçe gösterilerek uygulanmasının isabetli olmadığına, verilen cezanın ceza hukukunun caydırıcılığı ve genel önleme amacı ile bağdaşmadığına, sanıkların üst hadden ve takdiri indirim uygulanmadan cezalandırılmaları gerektiğine, kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir. B. Katılan mağdure Vekilinin Temyiz İstemi Beraat kararının usul ve kanuna aykırı olduğuna, eylem ve fiillerin suç oluşturduğuna, mahkumiyet kararında verilen cezanın ise çok az olduğuna, eylem ve filler ile verilen ceza arasında uyumsuzluk olduğuna ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir. C. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yöneliktir. D. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığa atılı suçun vasıf ve mahiyetinin somut olayda oluşmadığına, sanığın kasıt ve iradesinin oluşmadığına ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin Kapsamına Göre; İlk Derece Mahkemenin kabulü; 1. Bozma öncesi yapılan yargılama, istinaf kararı ve Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğinden bahisle dava açılmış ve bozma öncesinde Mahkemece bu doğrultuda hüküm kurulmuş ise de; mağdurenin aşamalardaki ifadeleri, doktor raporu, savunma, tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay gecesi mağdureye yönelik cinsel istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve mevcut haliyle mağdurenin göğüslerine ve cinsel organına dokunma şeklindeki eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kanaati oluşmuş ve sanığın eylemine uyan 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Aynı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek, cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sonuç ceza tayin edilmiş ve verilen ceza miktarı itibarıyla sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 50 ve 51 inci maddeleri sanık hakkında uygulanmadığı belirtilmiştir. 2. Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi delaletiyle 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri gereğince çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; olay tarihinde on beş yaşından küçük mağdurenin ifadeleri, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, adları geçen sanıkların olay gecesi diğer sanık ...’un evde mağdureye karşı işlediği çocuğun cinsel istismarı suçuna iştirak ettiklerine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması, sanıkların üzerine atılı suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği belirtilmiştir. IV. GEREKÇE Tüm dosya kapsamı ve gerekçe içeriğine göre; yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, 5271 sayılı Kanun'un 237 ve devamı maddelerindeki katılma hakkına ilişkin suçtan zarar görme şartının katılan Bakanlık için söz konusu olmadığı ve Devletin kanundan kaynaklanan koruma yükümlülüğünü yerine getirmesi nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olduğu hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamış, Mahkemece sanık ... hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan dolayı beraat hükmü kurulmuş ise de kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün daha önceden kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, müdafii tarafından sunulan avukatlık hizmetinin bölünememesinden dolayı beraat edilen suç yönünden vekalet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiş, katılan Bakanlık vekili, katılan mağdure vekili, sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, Tebliğname'ye kısmen iştirak edilmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2022 tarihli ve 2022/149 Esas, 2022/225 Karar sayılı kararında katılan Bakanlık vekili, katılan mağdure vekili, sanıklar ... ve ... müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen aykırı olarak, vekalet ücretine ilişkin üye ...’un karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.05.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan açılan kamu davasından beraat, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılan kamu davasından bozma öncesi yapılan yargılama sonucu mahkumiyet kararı verilen sanığa beraat ettiği suçta vekalet ücreti verilip verilemeyeceği hukuki sorunu oluşturmaktadır. Ceza davası, açıldığı andan itibaren sonuçlandırılıncaya kadar, kişi hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde etkileyen, kişileri lekeleyen, psikolojik yönden tedirgin eden, maddi ve manevi kayıp ve katlanmayı ifade eden, iş ve güçten ederek ekonomik kayıplar verdiren, savunma için hazırlık nedeniyle vakit kaybettiren, dava sürecinde rencide ederek maddi ve manevi sıkıntılara sokan, zorlu bir süreci ifade eder. Ceza davasının ciddi delillere dayanmadan veya iddialar yeteri kadar incelenmeden açılması ve sonuçta sanığın beraat etmesi önemli bir hukuki sorundur. Hakkında dava açılan sanık beraat kararıyla sevinirken diğer yandan ise dava sürecinde kaybettiklerine de üzülmektedir. Spinoza’dan mülhem olarak, “hiç kimse beraat ederek sevinmek için hakkında bir ceza davası açılmasını istemez (Benedictus de Spinoza-Ethica-Trc Çiğdem Dürüşken-Kabalcı Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2012). Beraat etmek her ne kadar iyi bir şey gibi görünse de sanık açısından aslında böyle bir davanın hiç açılmaması gerektiği ve yargılamanın fuzuli yapılması nedeniyle de kötüdür. Bir kişi suç işlemekle itham edilerek hakkında ceza davası açılmış ve yargılama sonucu beraat kararı verilmişse, haksız çıkan taraf suçları takip ve suçluları cezalandırma tekelini elinde tutan devlet olduğu için yargılama masrafına ve bu kalem içinde yer alan vekalet ücretine de katlanmalıdır. 5271 sayılı CMK’nun 327 maddesinde beraat eden sanıklar hakkında açık bir düzenlemeye yer verilmiştir. Hukuk düzeninde bir kişiye suç isnat ederek kamu davası açılmışsa mahkumiyet yolu gözüktüğü ve hiç kimse beraat etmesi için kamu davasına nesne yapılamaz. Sanığın savunmasını hazırlamak için avukat yardımı alması ve sonuçta da beraat etmesi halinde hukuk siteminin kusuruna katlanmak zorunda değildir. Beraat etmek için çabalayan ve bu kararı elde eden sanık hukuk düzeninin görmediği ve farkında olmadığı hususları avukat tutup gösterdiği için çabası takdir edilmelidir. Böyle bir sanık, vekalet ücretinden mahrum edilmemelidir. Vekil ile kendisini temsil ettiren ve beraat eden sanığa vekalet ücreti ödenmesi, savunmayı ödüllendirme, hukuk siteminin gözünden kaçan konuyu savunan müdafaaya bir mükafat verme, bir nevi hakkında dava açılan sanıktan özür dileme, katlandığı sıkıntıları telafi etme ve uğradığı maddi kayıpları az da olsa tazmin etme amacını doğal olarak taşımaktadır. Sanık hakkında bir çok suçtan dava açılmış ve bir kısmından beraat kararı verilmişse somut davada olduğu gibi mahkumiyet veya beraat kararı verilen suçlarla birlikte aynı iddianamede kamu davası açıldığı gerekçesiyle beraat ettiği suçtan sanığa vekalet ücreti ödenmemektedir. Kamu davalarının tek bir iddianamede açılmış olmasına hukuki sonuç bağlanıp sanık aleyhine fiili durum yaratılarak vekalet ücreti verilmemesi kabul edilebilir bir hukuki yorum değildir. 5271 sayılı Kanun'un 324 üncü ve 330 uncu maddeleri arasında düzenlenen yargılama masrafları kural olarak devlet hazinesinden yapılmalıdır. Ancak tarafların yaptığı harcamalar da aynı Kanun'un 324 üncü maddesinin birinci fıkrasında yargılama masrafına dahil olduğu yazılıdır. Beraat eden sanığın aynı Kanun'un 327 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre de önceden ödenmek zorunda kaldığı giderler devlet hazinesinden ödeneceği için beraat eden ve vekalet ücreti ödemesi de bu giderlere dahil olduğu için lehine hükmedilmelidir. 5271 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesi birleştirilerek görülen davalarda yargılama giderinin ve bu arada vekalet ücretinin de sanık tarafından ödenmek zorunda olmadığını düzenlemektedir. Bu hüküm kanunun başarısız ve meramı ifade etmeyen bir düzenlemesidir. Bundan sanık yararına vekalet ücreti ödenmeyeceği çıkarımı yapılamaz. Tersine vekalet ücreti ödemesi gerektiği yorumu ise rahatlıkla yapılabilir. Hukuki sorun, birden çok dava açılan hallerde çıkmaktadır. Bir kimse hakkında ister ayrı ayrı iddianame düzenlensin, isterse tek bir iddianamede birden çok suç anlatılsın o kişi hakkında kaç suç işlendiği iddia ediliyorsa hukuken o kadar dava var demektir. Sanığa isnat edilen her bir suçtan ayrı hukuki işlemler yapılmakta her bir suç ayrı yargılama masrafına yol açmaktadır. Nitekim hukuk muhakemesinde daha açık ve kesin olarak yargılama masrafları her dava yönünden hatta karşılıklı davada bile belirli ve adilane tespit edilmiştir. Ceza yargılamasında savcının tavrına, olayı birleşik veya ayrı iddianamelerde anlatmasına hukuki sonuç bağlanamaz. Sırf bir metinde birden çok suçu anlattı ve bazılarından mahkum oldu veya düştü diyerek beraat ettiği suçlardan vekalet ücreti vermemek mantıksız ve tutarsızdır. 5271 sayılı Kanun, birlikte görülen davalarda vekalet ücretinin nasıl verileceğini ayrıntılı düzenlememiştir. Kanun, birden çok suçtan hakkında kamu davası açılan sanığın beraat ettiği suçlarda vekalet ücreti alıp almayacağı konusunda açık hüküm getirmemiş suskun kalmıştır. Kanunun açıkça düzenlemediği bir konuda sanığa dolaylı mali külfet yüklenemez. Yine kanunun düzenlemeleri bir bütün olarak ele alındığında da, beraat ettiği suçlarda sanığa vekalet ücreti ödenmesini engelleyen, ima eden veya yorumla bu sonucu çıkarmaya elverişli hiçbir hüküm yoktur. Ceza davası açılıp bir kısım suçlardan beraat eden sanık lehine vekalet ücreti ödemesi halinde ise bir çok hukuki fayda doğacaktır. İlk olarak kanunun suskun kaldığı bir husus eşitlik ve adalet ilkeleri ile kişi hak ve özgürlüklerinin korunması esaslarına göre içtihaden sanık lehine yorumla doldurulacaktır. İlerde beraat etmesi mümkün davaların açılması bir nebzede olsa önlenecek, savcılara dava açarken çeki düzen verecektir. Savcılara mahkum olmayacak suçtan dava açılmaması gerektiği aksi takdirde vekalet ücreti ödenerek hazinenin fuzuli masrafa sokulacağı hatırlatılacaktır. Vekaletli avukatla savunma teşvik edilecektir. Gereksiz yere suçlanan sanığa en azından vekalet ücreti ödenecektir. Bir başka açıdan ise hazineye ciddi bir yük gelmeyecektir. Kişi hakkında açılan kamu davalarının bazısından beraat ve bazısından mahkum olacağı ve vekalet ücretleri her bir dava için verilip mahsup edildiğinde beraat kararı sayısından mahkumiyet kararı verilmesi daha çok verilmesi beklendiği için daima hazine kazançlı çıkacaktır. Devlet hazinesini koruma endişesi bu nedenle gereksizdir. Nihayet, onama kararında geçen “vekalet hizmetinin bölünmezliği” kavramı ve gerekçesi hakiki ve hukuki değildir. Vekalet hizmetinin bölünmezliği ifadesi hukuki terminolojiye aykırı olup böyle bir ilke konulamaz. Vekalet hizmeti, her bir suç için davada ayrı verilmektedir. Sanık dilerse bir avukatla dilerse her bir suç için farklı avukatları vasıtasıyla savunma yapabilir. Vekalet hizmeti verilmesinin vekalet ücretiyle ilgisi mantıken kurulamaz. Her ceza davası bir isnadı barındırdığı ve sanığın işlediği bir kötülüğü ifade ettiği için vekalet hizmetinin bölünememe mantığı izaha muhtaçtır. Bu kavramın hukuki, ilmi veya mantıki izahı yapılamaz. Hakkında açılan suçların birinden mahkumiyet ve diğerinden beraat kararı verilen sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 5271 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin birinci fıkrası, 326 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ile 327 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ruhuna aykırı olarak vekalet ücreti vermeyen mahkeme kararını düzeltmeden onayan sayın çoğunluk düşüncesine katılmıyorum.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla