İçeriğe geç
AC
9. Ceza Dairesi Esas: 2025/6589 Karar: 2025/8513 Tarih: 2025

Yargıtay 9. Ceza Dairesi E.2025/6589 K.2025/8513

9. Ceza Dairesi 2025/6589 E. , 2025/8513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2025/1153 E., 2025/1108 K. SUÇLAR: Çocuğun cinsel istismarı, müstehcenlik HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar temyiz edilmekle dosya incelendi. Sanık mü

Karar Özeti

9. Ceza Dairesi 2025/6589 E. , 2025/8513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2025/1153 E., 2025/1108 K. SUÇLAR: Çocuğun cinsel istismarı, müstehcenlik HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar temyiz edilmekle dosya incelendi. Sanık mü

Karar Detayı

9. Ceza Dairesi 2025/6589 E. , 2025/8513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2025/1153 E., 2025/1108 K. SUÇLAR: Çocuğun cinsel istismarı, müstehcenlik HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar temyiz edilmekle dosya incelendi. Sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunmayı kullanabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı ile müstehcenlik suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Silivri 2. Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın atılı suçlardan mahkumiyetine dair hükümlerin istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafilerinin Temyiz İstemleri Özetle, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, müstehcenlik suçu yönünden verilen kararın da bozulması gerektiğine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/4. maddesinin yasal koşullarının oluşmadığına, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, sanık ile katılan ... arasında boşanma davasından kaynaklı husumet bulunduğuna, katılan ...’nın müşterek çocuğun velayetini almak için sanığa iftira attığına, mağdure beyanlarının çelişkili olduğuna, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf dilekçesi ekinde sunulan mesajlaşma kayıtları araştırılmadan ve tanıklar dinlenmeden karar verilmesinin hatalı olduğuna, usul ve kanuna aykırı kararın bozularak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE A. Müstehcenlik Suçundan Verilen Karar Yönünden Sanık hakkında müstehcenlik suçundan 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin istinaf başvurusunun aynı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 231/ 12... . maddeleri uyarınca kesin olup temyizinin mümkün olmadığı belirlenmekle anılan suça yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Verilen Karar Yönünden 5271 sayılı Kanun'un 2 88... . maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR A. Müstehcenlik Suçundan Verilen Karar Yönünden Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin kararına yönelik sanık müdafilerinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Verilen Karar Yönünden Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin kararında sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesiyle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Sayın Üye ...'nın karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Silivri 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.11.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanık ile katılan anne, her ikisi de İran vatandaşı olup uzun süre evli kalmış; müşterek çocuk Türkiye’de eğitim görmekte ve müzik alanında başarılı olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır. Tarafların, müşterek çocuğun eğitimi ve özellikle piyano alanındaki başarısını geliştirme amacıyla Türkiye’ye göç ettikleri anlaşılmaktadır. Taraflar arasında evlilik birliği ciddi şekilde sarsılmış, boşanma süreci başlamış ve özellikle velayet hususu ihtilaf konusu hâline gelmiştir. Dosyadaki beyanlardan İran hukukunda 15 yaşından küçük erkek çocuğun velayetinin babaya bırakılma ihtimalinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İran Medenî Kanunu’nda erkek çocuk bakımından reşitlik yaşının 15 kamerî yıl olarak düzenlendiği; küçük üzerindeki kanunî velayetin baba veya baba tarafından büyükbabaya ait olduğunun hüküm altına alındığı dikkate alındığında, taraflar arasındaki velayet ve ülkeye dönüş ihtilafının mağdur yönünden somut bir risk algısı yaratmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu görülmektedir. Mağdurun İran’a gitmek istemediği ve katılan annenin çocuğu babaya bırakmayacağı yönünde ifadeler kullandığı anlaşılmaktadır. Sanığın işlerinin bozulduğu, ekonomik durumunun zayıfladığı ve İran’a dönme ihtimalinin bulunduğu dosya kapsamıyla sabittir. Taraflar arasındaki mesaj içeriklerinde katılan annenin sanığa yönelik tehdit ve sert ifadeler kullandığı görülmektedir. Bu yazışmalar, velayet ve ülkeye dönüş meselesi nedeniyle taraflar arasında ciddi bir çatışma zemini bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Katılan annenin bir dönem evi terk ederek tanık ...’ın evinde kaldığı, sonrasında tarafların yeniden birlikte yaşamaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Aile içi ilişkinin bu şekilde istikrarsız ve gerilimli bir seyir izlediği dönemde isnadın ortaya çıkmış olması, olayın bağlamını değerlendirmede göz ardı edilemez. Mağdur ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; isnadın doğrudan adli makamlara yapılan bir başvuru ile değil, aile içindeki gerilimli süreç içerisinde ve katılan annenin yönlendirmesiyle ... isimli şahsa aktarılan anlatım üzerinden ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Mağdurun ilk anlatımını, annenin ortamdan uzaklaştığı bir esnada, tercüman sıfatıyla da sürece katılan bu kişiye yaptığı; anılan şahsın hazırlık aşamasında tercüman olarak ifade sürecine katıldığı ve sonrasında tanık sıfatıyla dinlendiği sabittir. Belirleyici delilin ortaya çıkış sürecine aktif biçimde katılan ve tercüman sıfatıyla ifade sürecinde yer alan bir kişinin sonradan tanık olarak dinlenmesi, delilin güvenilirliği ve saflığı bakımından ciddi tereddüt oluşturur. Delilin hangi koşullarda, hangi çatışmalı ortam içerisinde ve hangi yönlendirme ihtimali altında şekillendiği hususu açıklığa kavuşturulmadan mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Bu tereddüt giderilmeden verilen mahkûmiyet hükmü, kesinlik standardını karşılamamaktadır. Söz konusu tanığın yeniden dinlenme talebinin karşılanmamış olması, savunmanın isnadın ortaya çıkış koşullarını etkin biçimde sorgulama imkânını daraltmıştır. Belirleyici delilin güvenilirliğini doğrudan etkileyen bu hususun yeterince araştırılmaması, delil değerlendirmesinde eksiklik oluşturmaktadır. Öte yandan mağdur ile katılan annenin beyanları arasında olayın gerçekleşme koşullarına ilişkin çelişkiler bulunmaktadır. Mağdur annenin uykusunun ağır olduğunu belirtmiş; anne ise uykusunun hafif olduğunu ifade etmiştir. İddia edilen eylemlerin gece saatlerinde ve aynı ev ortamında gerçekleştiği ileri sürüldüğü hâlde, bu çelişkilerin mahkûmiyet üzerindeki etkisi yeterli biçimde giderilmemiştir. Bu durum, anlatımın dış doğrulama imkânı bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Adli Tıp raporunda tespit edilen bulgunun özgül olmadığı açıkça belirtilmiştir. Özgül olmayan ve alternatif açıklamalara açık bir tıbbi ihtimal, belirleyici nitelikteki beyanı destekleyen kesin ve inandırıcı bir dış doğrulama unsuru olarak kabul edilemez. Dosyada, mağdur anlatımını her türlü makul şüpheden uzak biçimde destekleyen kesin nitelikte maddi delil bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında mağdur beyanı tek başına mahkûmiyete esas alınabilir ise de, bunun için beyanın ortaya çıkış koşullarının, iç tutarlılığının ve dış destek unsurlarının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta olması gerekir. Somut olayda isnadın ortaya çıkış şekli ve bağlamı; taraflar arasındaki velayet ve ülkeye dönüş ihtilafı, ekonomik gerilim, evin terk edilmesi süreci, mesaj içeriklerinde yer alan tehdit ifadeleri ve beyanlar arası çelişkiler birlikte değerlendirildiğinde, alternatif açıklama ihtimali makul düzeyde varlığını korumaktadır. Mahkûmiyet için kuvvetli ihtimal yeterli değildir. Ceza yargılamasında aranan, kuşkuyu tamamen ortadan kaldıran kesin ve inandırıcı delillerdir. Somut olayda delil zincirindeki tereddüt giderilmemiştir. Giderilemeyen şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Bu nedenle, sanığın yüklenen suçu işlediği sabit olmadığından CMK’nın 223/2-maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla