Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2022/138 E. , 2025/201 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 16-109 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2-3-c, 53/1 maddeleri uyarınca 21 yıl hapis cezasıyla cezalandırılması
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2022/138 E. , 2025/201 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 16-109 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2-3-c, 53/1 maddeleri uyarınca 21 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.03.2019 tarihli ve 54-214 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 03.07.2019 tarih ve 1298-642 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.11.2020 tarih ve 7817-5123 sayı ile; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 12.07.2011 gün ve 2011/126-171 sayılı Kararında da belirtildiği gibi ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan 'in dubio pro reo' yani 'kuşkudan sanık yararlanır' kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksekte olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Bu bilgiler kapsamında değerlendirildiğinde; olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalarda değişkenlik arz eden beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, eylemin suç tarihinde reşit olan mağdurenin rızası dışında gerçekleştirildiğine dair mahkumiyete yeter söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine düzeltilerek esastan reddedilmesi..." isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 11.02.2021 tarih ve 16-109 sayı ile; "Mağdur ilk aşamadan itibaren dayısı olan sanığın kendisine tecavüz ettiğinden bahsederken sanık böyle bir olayın gerçekleşmediğini beyan etmekle birlikte aralarında sevgiye dair bir ilişkinin bulunmadığını, mağdurun kendisi ile içeceğine hap atarak ilişkiye girdiğini beyan etmiştir. Sanık ile mağdurun beyanları arasında ikisinin de beyanlarının çelişkili olduğu, mağdurun çocuğunun sanık olduğu, mağdur ile sanığın arasında cinsel saldırı konusunda iftira atmayı gerektirir bir nedenin bulunmadığı, mağdurun dayısı olan sanıkla rıza ile ilişkiye girdiğine dair bir ibarenin, dosyaya yansıyan bir durumun bulunmadığı ve mağdurun dayısı ile ilişkiye rıza göstermemesinin hayatın olağan akışına uygun düştüğü rıza gösterme eylemi için dosya da delil olması gerektiği, iki tarafın beyanları çelişkiliyken cinsel saldırı suçlarında mağdurun beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği bu nedenle sanığın üzerine atılı suçun sübut bulduğu..." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet Savcısı sanık ... müdafii ile katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2021 tarihli ve 53240 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.02.2022 tarih ve 24946-762 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve anılan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihi itibarıyla katılan mağdurun 18 yaşını doldurduğu, öz dayısı olan sanığın ise 23 yaşında olduğu, Başka bir nedenle hastaneye gittiğinde 27 haftalık hamile olduğunu öğrenen katılan mağdurun maruz kaldığı cinsel saldırı olayını korktuğu için kimseye anlatamadığını, sanığın kendisine bir kez cinsel saldırıda bulunduğunu ifade ederek şikâyetçi olduğu, ... ... ... Devlet Hastanesinin 18.01.2019 tarihli ve ****** sayılı raporu ile katılan mağdurda darp ve cebir izine rastlanmadığının tespit edildiği, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 31.01.2019 tarihli raporu ile katılan mağdurun kan örneği, fetüsten alınan doku örneği ve sanığın kan örneği üzerinde yapılan incelemelerde anne-baba-çocuk ilişkisi bakımından uyum bulunduğunun tespit edildiği, Dicle Üniversitesi Hastanesi Sağlık Kurulunca düzenlenen 15.02.2019 tarihli raporda; sanığın işlediği iddia olunan suçla ilgili cezai ehliyetinin tam olduğunun bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur aşamalarda; sanığın bekar olması nedeniyle anneannesi ile birlikte yaşadığını, olay günü teyzesinin düğünü olduğu için anneannesinin evine annesiyle birlikte gittiklerini, evin kalabalık olduğunu ve misafirlerinde terasta oturduklarını, çay demlemek için alt katta yer alan mutfağa indiğinde sanıkla karşılaştığını, sanığın elinde bulunan siyah bir kabloyla kendisine vurduğunu, aralarında çıkan tartışma nedeniyle odaya kaçtığını ancak kapıyı kapatamadığını, sanığın odaya girerek kendisini ittirmesi üzerine yatağın üzerine düştüğünü, ellerini arkasında birleştirip ağzını kapatarak ırzına geçtiğini, sanığın ağzını eliyle kapatması nedeniyle sesini duyuramadığını, olay sonrası ağladığını ve yüzünü yıkayıp kimseye bir şey söylemeden çay servisine devam ettiğini, sanığın kendisine bir defa cinsel saldırıda bulunduğunu, 11.01.2018 tarihinde başka bir sebeple kadın doğum hastanesine gittiğinde 27 haftalık gebe olduğunu öğrendiğini ifade etmiştir. Sanık aşamalarda; öz yeğeni olan katılan mağdur ile anlaşamadıklarını, hatta son dönemde telefon numarasını değiştirdiğini, katılan mağdura yeni numarasını vermediği için kendisine husumet beslemiş olabileceğini, olay günü de katılan mağdurun içeceğine hap attığını, kendinden geçtiğini, sonrasında katılan mağdurun bir şekilde kendisiyle ilişkiye girmiş olabileceğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayası’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve AİHS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Katılan mağdurun farklı bir nedenle hastaneye gittiğinde 27 haftalık gebe olduğunu öğrenip sanığın, ırzına geçtiğini ifade ederek şikâyetçi olması üzerine başlatılan soruşturmada yapılan DNA testinde mağdurun kan örneği, fetüsten alınan doku örneği ve sanığın kan örneğinin analizinde anne-baba-çocuk ilişkisi bakımından uyum bulunduğunun tespit edildiği olayda; suç tarihinde katılan mağdurun eylemin gerçekleştiği evin kalabalık olmasına rağmen sesini duyuramadığına, olaydan hemen sonra toparlanıp bir şey olmamış gibi misafirlere çay ikram ettiğine dair ifadesi ile olayın ortaya çıktığı tarihte yaklaşık yedi aylık gebe olduğunun farkında olmadığına ilişkin genel hayat tecrübelerine aykırı beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın mağdura yönelik eylemini onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdiği hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin de sanık lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle müsnet nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmündeki gerekçelerinin isabetli olmadığına ve mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli ve 16-109 sayılı direnme kararına konu hükmün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- Söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.05.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.