İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/273 Karar: 2025/530 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/273 K.2025/530

Ceza Genel Kurulu 2022/273 E. , 2025/530 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 44-777 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4-son, 29/1, 62/1, 53, 54... . maddeleri uyarınca 8 yıl 10... gü

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/273 E. , 2025/530 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 44-777 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4-son, 29/1, 62/1, 53, 54... . maddeleri uyarınca 8 yıl 10... gü

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/273 E. , 2025/530 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 44-777 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4-son, 29/1, 62/1, 53, 54... . maddeleri uyarınca 8 yıl 10... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.12.2017 tarihli ve 187-246 sayılı hükme yönelik sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince yapılan duruşmalı inceleme sonucu 13.04.2018 tarih ve 44-777 sayı ile; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılması ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan TCK'nın 87/4-2 cümle, 29/1, 62/1, 53, 54... . maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.10.2021 tarih ve 8571-13071 sayı ile onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; '' ... Maktulün vücudundaki salt bıçak darbelerinin vurulduğu bölge nazara alınarak suç vasfının nitelendirilmesinde yanılgıya düşüldüğü, bıçak darbelerinin bir tanesinin de fermoral arter ve ven’e isabet ederek büyük damar yaralanmasına sebebiyet verdiği gözetilerek eylemin kasten öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiği ve sanığın TCK’nin 81, 29. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği '' düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.12.2021 tarih ve 63503 sayı ile; "...Sanıkla maktul arasında taciz sebebiyle uzun süredir süren ve rahatsız edici boyuta uluşan hareketler sebebiyle bir husumet olduğu ve sanığın çözüm bulamayınca olay sabahı erkenden maktulun çalıştığı iş yerine giderek her hangi bir dışarından müdahale olma ihtimalini ortadan kaldırmış maktulu yakaladıktan sonra Adli Tıp raporunda da görüleceği üzere onu bir hayli dövmüş akabinde de hamili olduğu bıçakla bir - iki seferle yetinmeyip tam altı kez sağ ve sol uyluklara vurmuş bu vuruşlardan biri cilt cilt altı, kas doku ile femoral arter ve ven alt uçta tam kat inkomplet kesi oluşturduğu bu yaranın ölüme yol açtığının Adli Tıp raporu ile belirlenmiş olması, maktulun tedaviye bile götürülemeden olay mahallinde ölmüş olması da göz önüne alınarak sanığın başlangıç kastının öldürme olmasa dahi hareketin yapılmasından sonra fakat sonucun gerçekleşmesinden önce çıkan ve sonradan ortaya çıkan kast tabir edilen şekilde sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği.." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.02.2022 tarih, 12922-1165 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 23.10.2017 tarihli Ankara Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının otopsi raporunda; maktulün vücudunda altı adet kesici delici alet yarası bulunduğunun, bu yaralardan sadece sol uyluk arka kısımda tarif edilen yaranın cilt, cilt altı, kas doku ile femoral arter ve ven alt uçta tam kat inkomplet kesi oluşturduğunun ve müstakilen öldürücü nitelik taşıdığının, diğer yaraların cilt, cilt altı kas dokuda kanamalı kesiye yol açtığının ve ölüm neticesi üzerinde etki göstermediğinin, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar harabiyetinden gelişen dış kanama sonucu meydana geldiğinin belirtildiği, 16.02.2017 tarihli adli muayene raporunda; sanığın sağ dudak alt tarafta sıyrık, sağ yüzünde ve sağ göğsünde kızarıklık tespit edildiği, yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu tespitlerine yer verildiği, 16.02.2017 tarihli ses CD çözüm tutanağında; sanığın olay günü saat 10.08'de 112 nolu acil çağrı merkezini arayarak ... kasabasında bir olayın meydana geldiğini bildirdiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...: oğlu olan maktul ile birlikte sanıkla aynı mahallede oturduklarını, kendi evlerine gitmek için oğlunun sanığın evinin önünden geçtiğini, oğlunun başkalarına küfür edecek birisi olmadığını, olay tarihinden yaklaşık bir hafta önce sanık ile buluşup konuştuklarını, sanığın kendisine oğlunun yaptıklarını anlattığını, kendisine ''Oğlunun terbiyesini ver, yoksa ben oğlunun terbiyesini veririm!'' dediğini, konuşulanları anlattığı oğlunun ise kimseyi rahatsız etmediğini söylediği, Tanık ... ... (...); maktulün eski nişanlısı olduğunu, maktul ile anlaşamadığı için olaydan bir yıl kadar önce nişanı bozduğunu, ancak maktulün peşini bırakmadığını, telefonla ve sosyal medya üzerinden kendisini rahatsız etmeye başladığını, hakaret içeren sözler söylediğini, bir defasında maktulün bu eylemleri sebebiyle şikâyette bulunduğunu, babasının da darbedilmesi sebebiyle şikâyetçi olduğunu, olaydan dört ay kadar önce sanık ... ile evlendiğini, evlendikten sonra da maktulün zaman zaman mesaj atmak suretiyle kendisine rahatsızlık verdiğini, olay tarihinden yaklaşık iki ay önce evlerinin duvarına büyük harflerle "... E kalp'' yazdığını, eşinin bu yazıyı boyayarak sildiğini, yine olaydan bir ay kadar önce İnstagram hesabında kendisi ile nişanlı olduğu zamandan bir fotoğrafını paylaştığını, bu olayların üzerine sanığın, maktulün babası ile konuştuğunu, ne konuştuklarını bilmediğini, olay günü saat 07.30 sıralarında sanığın işe gitmek için evden çıktığını, tahminen saat 10.00 sıralarında eve geri geldiğini, ayakkabı ve pantolonunun kanlı olduğunu, ne olduğunu sorduğunda anlatmak istemediğini, ayakkabısını peçeteyle sildiğini, üzerini değiştirdiğini, annesi ısrar edince de kavga ettiğini söylediğini, kiminle kavga ettiği sorulduğunda ise ''Duvara yazı yazan o sıpayla kavga ettim!'' dediğini, durumundan şüphelenerek babasını telefonla aradığını ve onu evine çağırdığını, babası eve gelince sanığın kavga ettiği maktulü bıçakladığını anlattığını, sonra polislerin gelip, sanığı alarak gittiklerini, Tanık ...; maktulün, kızının eski nişanlısı olduğunu, kızı ile anlaşamadıkları için kızının isteği ile nişanı bozduklarını, kızı ile sanığın üç dört ay önce evlendiklerini, ancak maktulün, kızının peşini bırakmadığını, sosyal medyadan rahatsız ederek kızına hakaretlerde bulunduğunu, olay günü sabah saatlerinde kızının kendisini arayarak evlerine çağırdığını, gittiğinde ne olduğunu sorduğu sanığın; maktulle kavga ettiğini ve onu bıçakla yaraladığını, yere yığılan maktulü olay yerinde bırakıp eve geldiğini söylediğini, sanığı sakinleştirdiğini ve eve gelen polislere teslim ettiğini, olay anını görmediğini, kızı evlenmeden önce de maktulün rahatsızlık vermesi nedeniyle karakola iki defa şikâyette bulunduklarını, Tanık ...; sanığın arkadaşı olduğunu, maktulü bu olay nedeniyle tanıdığını, sanık ile bir keresinde maktulün babası ile oturduklarını, sanığın, maktulün babasına; oğlunun eşini rahatsız ettiğinden, telefon açtığından, bu işlerin namusla alakalı olduğundan, bunları bir daha yapmaması gerektiğinden bahsettiğini, maktulün babasının ise ''Benim oğlum öyle şeyler yapmaz.'' dediğini, on on beş dakika konuşup ayrıldıklarını, İfade etmişlerdir. Sanık ...; maktulü daha önceden tanıdığını ancak samimiyeti olmadığını, yaklaşık dört ay önce ... ile evlendiklerini, evlenmeden önce ...'nın maktul ile nişanlı olduğunu ve nişanı bozduklarını bildiğini, yaklaşık iki ay kadar önce evlerinin bitişiğindeki evin duvarında kırmızı sprey boya ile yapılmış bir kalp, kalbin içinden geçen ok işareti ve içinde yine eşinin baş harfi olan "K", ...'in baş harfi olan "E" harfleri ile kalbin altında "97/3", yanında ise "..." yazdığını gördüğünü, bu yazıyı eşinin eski nişanlısı ve askere gidecek olmasından dolayı maktulün yazdığını tahmin ettiğini, bu yazıyı gördükten sonra duvarı boyadığını ve konuyla ilgili maktulü aradığını, aradan bir hafta geçtikten sonra maktul ile karşılaştıklarını, baktığı maktulün ''Neden bakıyorsun?'' diyerek kendisine tepki gösterdiğini, tepkisinden yazıyı yazanın maktul olduğunu anladığını, o gün aralarında herhangi bir tartışma veya kavga çıkmadığını, bir iki hafta sonra da evinden çıkarken maktul ile yanında bulunan tanımadığı bir arkadaşının evin önünden araç ile geçtiklerini gördüğünü, ancak bir şey demediğini, aradan bir kaç gün geçtikten sonra maktulün kendisine ait Facebook adresine eşi ile nişanlı olduğu dönemde birlikte çekildikleri bir fotoğraf gönderdiğini, fotoğrafta kendi yüzünü kapatarak gülücük işareti koyduğunu, eşinin yüzünün ise net şekilde göründüğünü, altına da ''Bunu da tanıyor musun?'' yazdığını, gönderdiği iletiyi silip gönderici hesabını engellediğini, maktulün tahrik edici davranışlarını sineye çekemediğini ve babasıyla oturup konuştuklarını, maktulün babasına kendilerini rahatsız etmemesi için oğlu ile konuşmasını söylediğini, maktulün babasının da oğlu ile konuşacağını, ''Eğer rahatsız etmeye devam ederse sıkıştırın bir tarafta, ağzını burnunu kırın, bana getirin!'' dediğini, kendisinin de ''Artık bundan sonra oğlun bizi rahatsız ederse ben senin oğlunun canını yakacak bir şeyler yaparım!'' dediğini, bu konuşmadan yaklaşık bir iki gün sonra maktulü tekrar evinin civarında gördüğünü, maktulün babasının oğlunun ... Kasabasında dükkan açtığını elektrik işi yaptığını söylediğini hatırlayınca, olay günü 07.45 sıralarında aracıyla ... kasabasına gittiğini, ... Meydanı pazar yerine arabayı park ederek yaklaşık iki saat beklediğini, saat 09.30 sıralarında maktulün olayın gerçekleştiği sokaktan yaya olarak caddeye doğru geldiğini, kendisinin de arabadan indiğini ve ''... gel buraya!'' şeklinde seslenmesi üzerine maktulün yanına geldiğini, maktule ''Arabaya bin de konuşalım!'' dediğini, maktulün ise ''Burda olmaz, gel aşağıya doğru gidelim, orda konuşalım!'' biçiminde karşılık verdiğini, birlikte maktulün geldiği sokağa doğru konuşarak yürümeye başladıklarını, maktule; "Neden bizi rahatsız ediyorsun, evimizin ordan gelip geçiyorsun, komşumuzun duvarına kalp işareti çizip adınızı niye yazdın? Baban seninle konuşmadı mı?'' diye sorduğunu, maktulün ''Sen karışma!'' diyerek kendisini iteklediğini, sonra kavga etmeye başladıklarını, ilk olarak maktulün kendisine yumrukla vurduğunu, yumruğun dudağına isabet ettiğini, kendisinin de maktulün suratına attığını, yere düşen maktulün; "Sizin huzurunuzu bırakmayacağım, bu iş burada bitmez!" dediğini ve eşine karşı ağır şekilde küfür ettiğini, bunun üzerine maktulü yakasından tutarak kaldırdığını ve dar bir yere çektiğini, burada maktulü yumruklamaya devam ettiğini, cebindeki bıçağı açarak maktulün bacaklarına doğru vurunca maktulün yere yığıldığını, kendisinin de aracına binerek evine geldiğini, cebinde sürekli olarak bıçak taşıdığını, ağır bir şekilde küfür ettiği için maktulü bıçakladığını, öldürme kastı olmadığını, sadece yaptığı hareketlerden dolayı maktulün canını yakmak istediğini, eve gelince 112'yi aradığını ve ... kasabasında bıçakla yaralama olayı olduğunu ihbar ettiğini, sonra evdekilere olayı anlattığını, eve gelen polislere de bilgi vererek olayda kullandığı bıçağı ve o sırada üzerinde bulunan kıyafetleri teslim ettiğini, ... kasabasına maktul ile konuşmak amacıyla gittiğini, olayların kendiliğinden geliştiğini, eşine karşı ağır küfür etmesi üzerine de cebinde taşıdığı bıçakla onu yaraladığını ve pişman olduğunu, Cumhuriyet Savcılığında diğer beyanlarından farklı olarak; sanayide tornacı olduğu için yanında bıçak taşıdığını, maktulün; "O...pu, ondan bir şey olmaz!" dediğini, kendisine ve eşine küfür ettiğinden dolayı sinirine hâkim olamayıp maktulü bıçakladığını, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.02.2024 tarihli ve 116-84, 20.12.2023 tarihli ve 312-679 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Bir eylemin öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı icra edildiğinin belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olay bazında ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın eşi olan ...'nın maktülün eski nişanlısı olduğu, ...'nın sanık ile evlenmesinden sonra olay tarihinden yaklaşık iki ay önceye rastlayan süreçte maktulün, sanığın evinin karşısındaki duvara kalp resmi çizmek, ...'nın adını yazmak ve Facebook hesabından ... ile olan resimlerini yayınlamak gibi eylemlerde bulunduğu, bu durumdan rahatsız olan sanığın duvar yazısının üstünü boyadığı ve durumu maktulün babasına bildirdiği, ancak maktulün sanık ve eşini rahatsız etmeye devam ettiği, bunun üzerine sanığın maktulle konuşmak için olay günü maktulün iş yerinin bulunduğu kasabaya gittiği ve maktulü görünce konuşmak istediğini söylediği, olayın meydana geldiği sokağa yürürlerken tartışmaya başlayan sanık ve maktul arasında kavga çıktığı, karşılıklı yumruklaşmanın ardından maktulün sanığın eşine hakaret ettiği, bunun üzerine sanığın yanında bulunan bıçakla maktulü yaraladığı, sağ uylukta iki, sol uylukta dört adet olmak üzere altı bıçak darbesi ile yaralanan maktulün, büyük damar kesisi nedeniyle gelişen dış kanama sonucu olay yerinde öldüğü Derece Mahkemelerince kabul edilmiştir. Sanık ile maktul arasındaki husumetin nedeni ve derecesi itibarıyla öldürmeyi gerçekleştirecek boyuta varmaması, maktulün uyluk bölgesine isabet eden ve büyük damar harabiyetine neden olan tek darbe sonucu hayatını kaybetmiş olması, maktule isabet eden diğer tüm yaraların yaşamsal tehlikeye yol açmaması, sanığın maktulün hayati organlarının bulunduğu bölgeyi özellikle hedef aldığına ilişkin net bir tespitin yapılamaması, sanığın engel bir durum olmamasına rağmen savunmasız hâlde olan maktulü yaralı hâlde bırakarak olay yerinden uzaklaşmak suretiyle eylemine kendiliğinden son vermesi ve olay yerinden ayrılmasından kısa bir süre sonra acil çağrı merkezini arayarak maktülün bulunduğu yeri bildirmesi gibi hususlar dikkate alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın öldürme kastı ile hareket ettiği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetildiğinde, sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğu ve eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle ile karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla