İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/339 Karar: 2025/209 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/339 K.2025/209

Ceza Genel Kurulu 2022/339 E. , 2025/209 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2018/24009 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 492-429 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 35, 62 ve 53.

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/339 E. , 2025/209 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2018/24009 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 492-429 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 35, 62 ve 53.

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/339 E. , 2025/209 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2018/24009 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 492-429 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 35, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan aynı Kanun'un 103/1-a, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2015 tarihli ve 557-159 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.04.2016 tarih ve 2628-3871 sayı ile; "Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:5271 sayılı CMK.nın 225/1. maddesine göre, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği, iddianamede bir suçtan dava açılırken başka bir eylemden bahsedilmesi, o eylemden de dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, dava konusu yapılan eylemin açıkça ve bağımsız olarak gösterilmesi gerekeceğinden, somut olayda, sanığa atılı cinsel istismar eylemlerinin açıklanması sırasında 'mağdureyi evine aldığından' bahsedilmesinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da dava açıldığını göstermeyeceğinden kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan iddianame ile açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden ek savunma hakkı verilerek bu suçtan da mahkumiyet hükmü kurulması, sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı ve çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, sanık müdafiin sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi, ancak; oluşa ve dosya içeriğine göre, sanığın komşularının kızı olan 02/01/2005 doğumlu mağdurenin 2012 yılından itibaren kendi evinde üzerini çıkartıp cinsel organını, göğüslerini ellediği, vücudunu okşadığı, kendi cinsel organını mağdureye tutmasını sağladığı, cinsel organını mağdurenin ön ve arka taraflarına sürttüğü, mağdurenin ağzına sokmak istediği ancak sokmadığı, bir defasında da cinsel organına krem sürüp mağdurenin poposuna sokmaya çalıştığı, ancak mağdure "Acıdı." şeklinde bağırınca ağzını kapattığı ve cinsel organını sokmadan mağdureyi bıraktığının sabit olduğu olayda, sanığın nitelikli cinsel istismar eylemini tamamlamasına ciddi bir engel neden olmadığı, hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunduğu halde mağdurenin acıdığını söylemesi üzerine icra hareketlerine kendiliğinden son verdiği anlaşıldığından hakkında 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesi hükmü uyarınca gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanmak suretiyle, sanığın tüm eylemlerinin eylemlerinin zincirleme şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçunun oluşturduğunun kabul edilmesi ve eylemlerine uyan TCK.nın 103/1, 43/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs ve zincirleme şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçlarından iki ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 06.09.2016 tarih ve 195-466 sayı ile; çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-a, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 08.11.2017 tarih ve 3287-5433 sayı ile; "Dosyanın tetkikinde, gerekçeli kararın mahkeme başkanı ile üye Hakim ... tarafından ıslak veya elektronik imza ile imzalanmayıp yargılamaya ve hükme katılmayan başka bir mahkeme üyesi tarafından elektronik imza ile imzalandığının anlaşılması karşısında, gerekçeli karardaki hatalı imza ile mevcut imza eksikliklerinin usulüne uygun şekilde giderilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 219, 232/7. maddelerine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 28.12.2017 tarih ve 492-429 sayı ile çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-a, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün sanık müdafii, katılan vekili ve katılan ... Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.11.2021 tarih ve 6003- 8753 sayı ile; "Mağdurenin aşamalarda başka delillerle desteklenmeyen ifadeleri, savunma, tanık beyanları, doktor raporu ve tüm dosya içeriği nazara alındığında sanığın, değişik tarihlerde mağdureye cinsel istismarda bulunduğuna dair soyut iddia dışında cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.01.2022 tarih ve 24009 sayı ile; "..Sanığa suç atfı için bir nedeni bulunmayan mağdurun itibar edilmesi gereken birbiri ile uyumlu anlatımlarına, Adli Tıp Kurumu raporuna, mağdurun anlatımlarındaki bir kısım ayrıntıların yaşı itibarıyla mağdur tarafından bilinmesinin mümkün olmamasına, 12 yaşından küçük çocukların soyut düşünce yeteneklerinin gelişmemiş olması ve bu nedenle kurgu yapmasının mümkün bulunmamasına, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 18/04/2016 tarih ve 2016/2628 Esas, 2016/3871 Karar sayılı kararında sübuta dair açıkça bir kabulün ortaya konulmuş olmasına göre, sanığın mağdurun 7-9 yaşları arasına denk gelen dönemde 2012 ve 2014 yılları arasında, birden fazla kez mağdurla kendi evinde yalnız kaldığında veya mağdurun kardeşi yanlarında ise mağduru başka bir odaya alarak mağdurun üzerini çıkartıp cinsel organını, göğüslerini ellediği, vücudunu okşadığı, kendi cinsel organını mağdurenin tutmasını sağladığı, cinsel organını mağdurenin ön ve arka taraflarına sürttüğü, bir defasında da cinsel organına krem sürüp mağdurenin poposuna sokmaya çalıştığı, ancak mağdure "Acıdı." şeklinde bağırınca ağzını kapattığı ve cinsel organını sokmadan mağdureyi bıraktığı, böylece atılı zincirleme cinsel istismar suçunu işlediğinin sabit olduğu..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.04.2022 tarih ve 472-3149 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 11.11.2014 tarihinde adli tıp uzmanınca katılan mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; anal muayenede anüs ve çevresinde ödem, fissür ve ekimoz izlenmediği, fiilî livataya maruz kaldığının kesin delillerinin bulunmadığı, 10.11.2014 tarihinde uzman psikolog tarafından düzenlenen rapora göre; katılan mağdurenin istismara bağlı travmaya dair belirtiler sergilediği, 20.03.2015 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; katılan mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu, 16.09.2015 tarihinde Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapora göre; sanığa ait dijital materyal üzerinde yapılan incelemede pornografik görüntüler ve erişim kayıt bilgilerinin ele geçirildiği, 15.02.2021 tarihinde katılan mağdurun beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurenin yaşı gereği bu denli cinsel bilgiye sahip olamayacağı, bu kapsamda cinselliğe ilişkin olayı bu kadar ayrıntılı anlatabilmesi ve her anlatımının tutarlı olması nedeniyle beyanlarına itibar edilebileceği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... kollukta; ilkokul 2. sınıftan 3. sınıfa gidene kadar komşuları olan sanığın, çırılçıplak şahısların filmlerini izlettirdiğini, bunları korktuğundan dolayı kimseye anlatamadığını, sanığın, eve çağırıp kendisine çikolata verdiğini, söz konusu eve gittiğinde yanında kardeşi ...'nun da olduğunu, sanığın ...'ya bilgisayar açıp oyun oynattığını, kendisini ise küçük bir odaya götürüp kilitlediğini ve odada üzerindeki kıyafetleri çıkartıp cinsel organını ve göğüslerini okşadığını, "Al sana bir şeyler vereceğim!" diyerek cinsel organını çıkartıp kendisine tutturduğunu, ağzına sokmaya çalıştığını, ancak bunu istemediğini, yine iç çamaşırlarını yarıya kadar indirip ön ve arka tarafına cinsel organını sürttüğünü, bir seferinde cinsel organını arkasından sokmaya çalıştığını, ancak "Acıdı!" diye bağırınca ağzını kapattığını ve kendisini bıraktığını, bu olayın 10-15 kez yaşandığını, sanığın bunları yaparken kendisine çikolata aldığını, kardeşi ...'nun kendilerini görmesinin mümkün olmadığını, yazın okul başlamadan önce sanığın aynı eylemleri birkaç kez daha yapmaya çalıştığını, ancak "Bir daha yaparsan, bağırırım!" demesi üzerine sanığın kendisini bıraktığını, sanıktan korktuğu için bunu kimseye anlatamadığını, geceleri korkunç rüyalar gördüğünü, en sonunda dayanamayarak bütün olanları 01.11.2014 tarihinde annesine anlattığını, mahkemede; 2. sınıftan beri rüya gördüğünü, sapığın yanına geldiğini, kapıyı çaldığını ve kendisini kaçırmaya çalıştığını, "Sana bir şeyler vereceğim. Kardeşine bir şeyler vereceğim." dediğini, sanığın rüyasına girdiğini, sapık olan şahsın sanık olduğunu ve rüyasında ondan korktuğunu, kardeşinin sanığın evine gittiğini ve sanığın, kardeşine bir şey yapacağından korktuğunu, sanığın, kendisini de eve çağırdığını, geri geri geldiğini ancak sanığın arkasından çektiğini, kendisini bir odaya kilitlediğini, fermuarını açıp cinsel organını çıkardığını ve külodunu indirerek cinsel organını kendisine sürttüğünü, öpmeye çalıştığını ancak sanığa karşı çıktığını, mutfaktan bıçak getirdiğini ve "Bıçağı batırırım!" dediğini, sanığın ikinci sınıftan beri bunları yaptığını, sonra belirttiği şekilde rüyalar görmeye başladığını, annesine anlattıktan sonra da rüyalarının devam ettiğini, sanığın hem bilgisayardan hem televizyondan kendisine açık saçık filmler seyrettirdiğini, birkaç kez de cinsel organını poposuna sokmaya çalıştığını, bunu istemediğini ve kaçtığını, Katılan ...; kızı olan katılan mağdurenin 01.11.2014 tarihinde saat 03.00 uykusundan uyanarak yanına geldiğini ve kötü bir rüya gördüğünü anlattığını, isim vermeden rüyasında "Seni öldüreceğim. Anneni öldüreceğim. Kız kardeşini taciz edeceğim!" diyen bir şahsın olduğunu kendisine anlattığını, katılan mağdurenin bu rüyasını önceki evlerine hırsız girmesinin etkisiyle gördüğünü düşündüğünü, aynı gün öğle saatlerinde katılan mağdure ile sohbet ettiklerini, katılan mağdurenin yine korktuğunu söylediğini, "Tekrar rüyanı anlat." dediğinde katılan mağdurenin; "Anne bu sesler ...Amcamın sesiydi." dediğini, konuyu geçiştirmeye çalıştığını ancak katılan mağdurenin ağlayarak devam ettiğini; "Anne, ...amca bana açık saçık filmler izletti. Bu filmlerde kadın ve erkeklerin cinsel organları da açıktı ve bu rüya değil gerçekti. ...amca beni kendi evini salonuna götürdü, orada bu açık saçık filmleri izlettikten sonra cinsel organını gösterdi ağzıma sokmaya çalıştı. Vücudumun değişik yerlerini elledi, bu olayları yaparken cinsel organından beyaz bir şey aktı" dediğini söylediğini, Tanık ...; sanığı 18 yıldan beri tanıdığını, kızı olan katılan mağdurenin sanığın evine gelip gittiğini, olanları eşi olan katılan ...'dan öğrendiğini, sanıkla aralarında herhangi bir husumetin bulunmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; katılan mağdure ile evlerinin karşılıklı olduğunu, o katta başka bir dairenin bulunmadığını, katılan mağdurenin zaman zaman evine ablası ya da kardeşiyle birlikte geldiğini, evin kapısının açık olduğunu, çikolatanın yerini bildiklerini ve oradan çikolata aldıklarını odaların içten ve dıştan kilitlenebilir olduğunu, katılan mağdure ve kardeşinin en son 2014 yılı Ramazan Bayramında evine geldiklerini, terasta yaklaşık on dakika oturduklarını, katılan mağdurenin babası tanık ...’nin kendisini eşinden kıskandığı için böyle bir iftira atıldığını, söz konusu bilgisayarı üç yıldan beri kullandığını, tek başına porno film izlediğini ancak çocuk pornosu izlemediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Katılan mağdurenin aynı apartmanda oturan karşı komşusu sanık tarafından zincirleme biçimde çocuğun cinsel istismarı suçuna maruz kaldığı Yerel Mahkemece kabul edilen olayda; 15.02.2021 tarihli ifadesi sırasında hazır bulunan psikolog tarafından katılan mağdurenin beyanlarına itibar edilebileceğinin belirtildiği, uzman psikolog tarafından alınan 10.11.2014 tarihli rapora göre katılan mağdurenin istismara bağlı travmaya dair belirtiler sergilediği, Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 20.03.2015 tarihli raporunda olay nedeniyle katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu ve katılan mağdurenin anlatımlarını destekler şekilde sanığın bilgisayarında pornografik görüntüler tespit edildiği anlaşılmış ise de Adli Tıp Uzmanınca düzenlenen 11.11.2014 tarihli rapora göre katılan mağdurenin iddia edildiği üzere fiilî livataya maruz kaldığına dair delillere rastlanmaması, sanığın pornografik sitelere internet üzerinden giriş yapmasının, isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiği yönünde tek başına kanaate ulaşılmasını sağlayacak nitelik taşımaması, bu hususların dosya kapsamındaki tüm delillerle birlikte ele alınmasının zorunlu olması ve katılan mağdurenin olayın meydana geliş şekline yönelik gördüğü rüya ile karışık şekildeki anlatımına karşılık sanığın tüm aşamalarda isnat edilen suçu inkâr etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire kararındaki gerekçenin isabetli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 14.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla