Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/109 E. , 2025/528 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 11-112 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, mağdura karşı 2009-2011 yıllarındaki eylemleri nedeniyle zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sa
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/109 E. , 2025/528 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 11-112 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, mağdura karşı 2009-2011 yıllarındaki eylemleri nedeniyle zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 103/1-a maddesi delaleti ile 103/1-1.cümle, 103/3, 103/4, 43/1, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 7 yıl 10 gün; 04.01.2019 tarihindeki eylemi yönünden ise cinsel saldırı suçundan TCK'nın 102/1,102/3-c, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Erzincan 1.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.04.2019 tarihli ve 39-125 sayılı hükümlere yönelik, sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 09.07.2019 tarih ve 1311-604 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 17.11.2020 tarih ve 245-5056 sayı ile; sanık hakkında cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün onanmasına; çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün ise; "Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, ilk derece mahkemesinin soruşturma ile kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdiriyle anılan hükme ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı nazara alındığında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Olayın intikal şekli, mağdure, müşteki ve tanık anlatımları, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında ilk derece mahkemesince sanığın atılı suçu cebirle işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden temel cezanın 5237 sayılı TCK'nın 103/4. maddesi ile artırılması karşısında söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü gerekirken esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince 04.02.2021 tarih ve 11-112 sayı ile; sanığın, mağdura karşı 2009-2011 yıllarındaki eylemleri nedeniyle zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 103/1-a maddesi delaleti ile 103/1-1. cümle, 103/3, 43/1, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.03.2022 tarih ve 24426-3007 sayı ile; "...Mahkemece sanık hakkında gerçekleştirilen yargılama neticesinde 2009-2011 yıllarında işlediği çocuğun cinsel istismarı ve 2019 yılında işlediği cinsel saldırı suçlarından mahkûmiyetine dair kurulan hükümlerin temyiz incelemesini yapan Yargıtay kapatılan 14. Ceza Dairesinin 17.11.2020 günlü ilamıyla cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün onanıp, çocuğun cinsel istismarı suçundan verilen mahkûmiyet kararının bozulması üzerine mahkemece gerçekleştirilen yargılamada ilk olarak on beş yaşından küçük mağdureye cinsel istismarda bulunan sanığın, bu eylemlerine devam ederek reşit olduktan sonra da cinsel saldırı suçunu işlediği ve mevcut hâliyle araya hukuki veya fiili kesinti girmeksizin bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde sanığın gerçekleştirdiği temas içerikli cinsel davranışlarının bütün hâlinde daha ağır cezayı gerektiren zincirleme şekilde cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilip, 6545 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı TCK'nın 102/1-c.1, 102/3-c, 43/1, 62/1. maddelerine göre belirlenecek cezadan temyiz incelemesinde kesinleşen cezanın mahsubuyla kalan miktara hükmedilmesi gerekirken önceki eylemlerin ayrıca çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.05.2022 tarih ve 32111 sayı ile; "...Dosya kapsamına göre; mağdur 9 yaşında iken Tercan ilçesinde ... köyünde ailesi ile birlikte yaşadıkları dönemde bir gece kardeşleri ile yer yatağında uyuduğu sırada gece hatırlamadığı bir saatte uyandığında ağabeyi olan sanık ...'in mağdurun yanına yattığı, mağdurun uyandığında kendisinin ve ağabeyinin kıyafetlerinin çıkarılmış olduğunu farkettiği, sanık ...'in cinsel organını mağdurun cinsel organına sürttüğü, yaşı küçük mağdurun sesini çıkaramadığı, bir müddet sonra sanığın mağdurun yanından ayrıldığı, bir iki yıl sonra mağdur 10 ya da 11 yaşlarındayken yaz mevsiminde mağdur ve sanık hayvan otlatmak için dağa gittiklerinde sanığın mağduru buğday tarlalarının olduğu yere götürdüğü, orada alt kıyafetlerinin tamamını çıkarttığı, mağduru sırt üstü yere yatırdığı, kendi kıyafetlerini de çıkartarak cinsel organını mağdurun cinsel organına sürttüğü, bu şekilde mağdurun göbeğine boşaldığı, mağdurun ailesinin inanmayacağını düşünerek bu olayı kimseye anlatmadığı, bu olayın üzerinden yaklaşık 3-4 ay geçtikten sonra sanığın gündüz vakti mağduru zorla ilk olayın yaşandığı odaya çektiği, kapıyı kilitlediği, kendisinin alt kıyafetlerini çıkarttığı, kendisini sırt üstü yere yatırdığı, kıyafetlerini çıkartarak üzerine uzandığı, kendisinin ellerini tutarak karşı koymasını engellediği, bir süre sonra göbeğine boşaldığı, bu olaylardan sonra değişik zamanlarda odasında kıyafetlerini değiştirdiği zaman abisinin odaya girdiği, dışarı çıkmasını istediğinde de 'ne olacak ben senin abinim' dediği, abisinin kendisi ile şakalaşır gibi sarılarak cinsel bölgelerine göğsüne ve vücuduna dokunmaya çalıştığı, mağdurun sanıkla yalnız kalmamaya çalıştığı, daha sonra sanığın çalışmak için Tercan dışına gittiği, sanığın bir daha bir eylemde bulunmadığı, mağdurun 2016 yılında eğitim için Erzincan'a geldiği, burada eğitim gördüğü ... Lisesinin Kız Pansiyonunda kalmaya başladığı, burada kaldığı süre boyunca sanıkla ile aynı ortamda bulunmadığı, 04.01.2019 günü sanığın Erzincan'da kiralamış olduğu evi temizlemek için okulundan da izin alarak mağduru bu eve götürdüğü, eve gittiklerinde abisine nereyi temizleyeceğini sorduğu, sanığın da 'temizlenecek bir yer yok' dediği, sadece perdeleri takmasını istediği, abisine evde nerede yatacağını sorduğu, sanığın da 'evin soğuk olduğunu, tek bir ısıtıcı olmasından dolayı kanepede birlikte yatacaklarını' söylediği, aynı kanepede yattıkları sırada sanığın mağdurun cinsel bölgelerine dokunmaya başladığı, mağdurun sanığı iteklediği ve yapmamasını istediği, sanığın farklı bir amaç için kendisini eve çağırdığını anladığı ancak telefonu arızalı olmasından dolayı kapandığı için kimseyi arayamadığı, gece olmasından dolayı da korktuğu için dışarıya çıkamadığı, uyuduktan sonra sanığın cinsel bölgelerine ve göğsüne dokunmasıyla uyandığı, yatakta kendisinden uzaklaştığı, en son sanığın elini kıyafetlerinin içine sokmak istediği sırada uyanmış numarası yaparak yataktan kalkıp, lavaboya gittiği, geri geldiğinde de ters şekilde yatağa yattığı, sanığın mağdura 'öyle yatamazsın bu tarafa doğru yat' dediği, bir süre sanığın uyumasını beklediği, onun uyuduğundan emin olduktan sonra kendisinin de uyuduğu, sabah olduğunda evden ayrıldığı ve kalmış olduğu pansiyona döndüğü, bu olaydan sonraki hafta arkadaşlarının kendisine 'niye durgun olduğunu' sordukları, 12.01.2019 günü başından geçenleri arkadaşı ...'a anlattığı, ertesi gün de öğretmeninin duruma vakıf olmasından sonra olayın intikal ettirildiği, Sanığın mağdurun 15 yaşından küçük olduğu dönemde kısa zaman aralıkları ile mağdurla yalnız kaldığından çocuğun cinsel istismarı eylemlerini gerçekleştirdiği, bu eylemlerin kendi aralarında aynı suç işleme kararı altında işlendiğinde şüphe bulunmadığı, nitekim hem ilk bozmaya konu kararda hem de son kararda mahkemenin kabulünün hukuka uygun olduğu, bu eylemlerin 2011 yılında son bulmasından sonra sanığın çalışmak üzere evden ayrıldığı, 2016 yılında da mağdurun okumak için il merkezine gittiği ve yatılı kaldığı, bu zaman zarfında sanığın mağdura karşı bir eylemde bulunma fırsatının olmadığı, mağdurun 18 yaşını ikmalinden sonra Erzincan merkezde kaldığı yurttan sanık tarafından alınarak sanığın kiraladığı evi temizleme bahanesi ile götürüldüğü evde fırsatını bulan sanığın bu kez de bir kez cinsel saldırı eyleminde bulunduğu, aradan geçen sürenin yaklaşık 8 yıl olması, önce kendisinin sonra mağdurun evden ayrılması ile suç işleme fırsatı bulunmayan sanığın 8 yıl sonra ilk fırsat bulduğunda cinsel saldırı eyleminde bulunduğu, arada gerçekleşen fiili kesinti nedeniyle 2019 yılında gerçekleşen eylemde suç işleme kararının yenilendiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu, Yargıtay (kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 17.11.2020 tarih ve 2020/245 Esas, 2020/5056 Karar sayılı kararındaki kabulün de bu yönde olduğu, sanık hakkında bozma üzerine verilen mahkûmiyet hükmünün onanması gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.11.2022 tarih ve 8420-10702 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, mağdura yönelik 2009-2011 yıllarındaki cinsel istismar ve 2019 yılındaki cinsel saldırı suçuna konu eylemlerinin zincirleme şekilde işlenen cinsel saldırı suçunu mu yoksa iki ayrı suç mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.02.2019 tarihli ve 417-67 sayılı iddianame ile; sanığın, kız kardeşi olan mağdura yönelik 2009-2011 yılları arasında gerçekleştirdiği eylemleri nedeni ile çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 43/1. maddesinin tatbiki suretiyle; her ne kadar suç tarihi olarak 04.11.2018 tarihi olarak yazılmış ise de 04.01.2019 tarihinde gerçekleştirdiği eylemi nedeni ile de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmasının istenildiği, Yapılan yargılama neticesinde, İlk Derece Mahkemesince sanığın, zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı ve cinsel saldırı suçlarından ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince onanması üzerine, İlk Derece Mahkemesince sanığın 04.01.2019 tarihinde gerçekleştirdiği eylemine ilişkin olarak cinsel saldırı suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği; ancak, sanık hakkında zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise, atılı suçun cebirle işlendiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, temel cezanın TCK'nın 103/4. maddesi uyarınca artırılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Bozma ilamına uyan İlk Derece Mahkemesince sanığın zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün de, Yargıtay 9. Ceza Dairesince bu kez; ilk olarak on beş yaşından küçük mağdureye cinsel istismarda bulunan sanığın, bu eylemlerine devam ederek reşit olduktan sonra da cinsel saldırı suçunu işlediği ve mevcut hâliyle araya hukuki veya fiili kesinti girmeksizin, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde gerçekleştiği, temas içerikli cinsel davranışlarının bütün hâlinde daha ağır cezayı gerektiren zincirleme şekilde cinsel saldırı suçunu oluşturduğu ve anılan suçtan belirlenecek cezadan, kesinleşen cezanın mahsubuyla kalan miktara hükmedilmesi gerekirken, önceki eylemlerin ayrıca çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Safahatte ayrıntılarına yer verilen kararlar kapsamında, sübut bakımından herhangi bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda; 06.04.1991 doğumlu sanığın, köylerinde ailesi ile birlikte yaşadığı dönemde, 13.05.2000 doğumlu kardeşi olan mağdura yönelik, çocuğun cinsel istismarı suçuna konu eylemlerinden; cinsel organını sürtmek suretiyle gerçekleştirdiği ilk eylemini 2009 yılında gece vakti uyuyan mağdurun yanına gelerek, ikinci eylemini mağdur 10-11 yaşlarında iken buğday tarlasında, bu olaydan iki-üç ay sonrasında ise üçüncü eylemini ikametlerinde, ayrıca 2009-2011 yılları arasında ikametlerinde mağdurun üzerini değiştirdiği sırada cinsel bölgelerine dokunmak suretiyle; mağdurun cinsel bölgesine ve göğsüne dokunma şeklindeki cinsel saldırı suçuna konu edilen eylemini ise mağdurun 18 yaşını doldurduğu döneme denk gelen 04.01.2019 tarihinde, Erzincan ilinde kiraladığı evinde gerçekleştirdiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 12.06.2024 tarihli ve 108-188; 18.12.2024 tarihli ve 184-410; 08.11.2023 tarihli ve 306-5 90... .07.2023 tarihli ve 199-380 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." biçiminde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Konumuza ilişkin olan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesindeki düzenlemeden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır. a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi; Aynı suç, TCK’nın 43. maddesinde; "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." denmek suretiyle belli ölçüde açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre öncelikle aynı kanun maddesinde düzenlenmiş olsun ya da olmasın bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılacaktır. Nitekim 765 sayılı TCK'nın 80. maddesinde yer alan; "... kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi..." ibareleri yerine TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "...aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda," denilmek suretiyle suçun aynı olması için kanunun aynı hükmünün ihlal edilmesinin gerekmediği sarahate kavuşturulmuştur. Bunun yanında doktrinde "aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu", kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceğini savunarak sorunun, suç adının aynı olması gereği üzerinden çözülmesi gerektiğini önerenler (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2012. s. 339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 7. Bası, Ankara, 2014, s. 484-487; Türkan Yalçın Sancar, "Yeni Türk Ceza Kanunu'nda 'Zincirleme Suç' ", TBB Dergisi, Sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253) olduğu gibi suçların koruduğu hukuki değer ile tipikliğin, maddi ve manevi unsurları bakımından genel hatlarıyla ayniyet arz edip etmediğine göre bir saptama yapılması gerektiğini düşünenler (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 15. Bası, Ankara, 2022, s. 535-536) de vardır. Ceza Genel Kurulunun 25.04.1988 tarihli ve 313-166 sayılı kararında da; "Suçların birinin teşekkül edebilmesi için temadi edenlerin dışında bazı hareketlerin yapılmasına ihtiyaç varsa, icra hareketlerinin her iki suç içinde ortak olduğu kabul edilemez." denilerek, fiillerin ayniyetinin tespiti bakımından yardımcı bir kriter olarak, ikinci ve/veya teselsül eden sonraki suçlar için, ilk/önceki suçu oluşturan fiillerden ayrı ve ek olarak yeni bir hareketin gerekip gerekmediğinin belirlenmesi benimsenmiştir. Şu hâle göre meseleye özellikle zincirleme suç kurumunun suç/ceza politikası bağlamında amacı, orantılılık (TCK'nın 3. maddesi) ve ceza adaleti ilkeleri ışığında bakıldığında; aynı kanun maddesinde düzenlenmiş olsun ya da olmasın bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri yanında, aynı hukuki değeri koruyan, işlenen fiillerin doğal mahiyetinde ve seyrinde bir değişikliğin söz konusu olmaması, ikinci ve/veya teselsül eden sonraki suçlar için, ilk/önceki suçu oluşturan fiillerden ayrı ve ek olarak yeni bir hareketin icrası gerekmemesi itibarıyla da maddi ve manevi unsurları bakımından genel hatlarıyla ayniyetini sürdüren suçların, aynı suç kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Esasen bu çerçevede kalan suçların, aynı suç tiplerinde olup (kimi nüanslar barındırsa da) aynı adı taşıdıkları da vakıadır. Uygulamada Ceza Genel Kurulu, 15.03.2023 tarihli ve 303-151 sayılı, 24.05.2023 tarihli ve 46-303 sayılı, 26.11.2019 tarihli ve 208-666 sayılı kararlarında; çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçları ile cinsel taciz ve çocuğun basit cinsel istismarı suçları arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağını benimserken, 23.01.2018 tarihli ve 651-22 sayılı kararında ise (suç adında da ayniyet bulunmamasına rağmen) resmî belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçları arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Keza 06.12.2022 tarihli ve 39-775 sayılı kararında, mağdurun evlenerek evden ayrıldığı 2015 yılı ile tekrar sanığın evine döndüğü 2017 yılının Ramazan ayından 24.10.2017 tarihine kadar devam eden eylemlerde sanığın aynı suç işleme kararıyla hareket edip etmediği tartışılmış olup çocukların cinsel istismarı ve cinsel saldırı suçlarının aynı suç olup olmadığı konusu uyuşmazlık konusu yapılmayarak anılan suçların birbirine teselsül ettiği hususu zımnen kabul edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi de 08.02.2021 tarihli ve 5799-974 sayılı ile 02.02.2017 tarihli ve 10406-408 sayılı kararlarında, tartışmaya açık farklı gerekçe ile mağdurenin onsekiz yaşından küçük olduğu dönemde başlayıp onsekiz yaşını doldurmasından sonra da devam eden eylemleri yönünden TCK'nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçu ile 103. maddesinde yer alan çocuğun cinsel istismarı suçları ilgili olarak sanığın daha ağır olan ve zincirleme surette gerçekleşen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan dolayı cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesindedir. Aynı düşünce sonuçları itibarıyla doktrinde de savunulmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, 16. Bası, s. 629), (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, 3. Baskı, s. 293), (..., Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, Ankara 2017, 1. Baskı, s. 275). Nitekim, Ceza Genel Kurulu 12.06.2024 tarihli ve 108-188 sayılı kararında ise nitelikli cinsel saldırı suçu (TCK'nın 102/2. maddesi) ile çocukların nitelikli cinsel istismarı (TCK'nın 103/2. maddesi) suçlarının, suç adlarında ayniyet bulunmasa da suç tipi olarak; aynı hukuki değeri koruyan, maddi konusu değişmeyen, doğal mahiyetinde ve seyrinde bir değişiklik arz etmeyen, ikinci ve/veya teselsül eden sonraki suçlar için, ilk/önceki suçu oluşturan fiillerden ayrı ve ek olarak yeni bir hareketten bahsedilmeyen her iki suçun maddi ve manevi unsurları bakımından genel hatlarıyla ayniyetlerini koruduklarında kuşku bulunmadığından TCK'nın 43. maddesinin ilk fıkrası kapsamında "...aynı suç" olarak kabul edilmeleri gerektiğine hükmetmiştir. Diğer taraftan, 765 sayılı TCK’da yer alan "muhtelif zamanlarda vaki olsa bile" denildiğinden, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK'nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan "değişik zamanlarda" ifadesinin sarahatine nazaran, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır. b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması; Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecektir. Tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur, suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Ankara, 2017, s. 303-306; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Ankara, 2015, s. 214-216; Koca-Üzülmez, s. 507-508; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Ankara, 2014, s.7958-7959.). Yapılan açıklamalara göre, Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda ihlali aynı kişiye karşı olmalıdır. Kanun’daki bu açık ifade nedeniyle, aynı suçu işleme kararı ile Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda, ancak farklı kişilere karşı ihlâl edilmesi hâlinde müteselsil suçtan söz edilemeyecektir. Örneğin, aynı suçu işleme kararı ile farklı zamanlarda birden fazla kişinin malına kasten zarar verilmesi hâlinde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanamayacaktır. Bunun yerine fail, her bir fiilinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Bununla birlikte bir fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun'un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi; Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 tarihli ve 384-2, 03.12.2013 tarihli ve 1475-577, 30.05.2006 tarihli ve 173-145, 08.07.2003 tarihli ve 189-207, 13.10.1998 tarihli ve 205-304, 20.03.1995 tarihli ve 48- 68... .03.1987 tarihli ve 341-84 sayılı kararlarında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir. Doktrinde ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (Sulhi Dönmezer- Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 1, 14. Bası, İstanbul, 1999, s. 398 vd.), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, s.70 vd.), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 136-137; Koca-Üzülmez, s. 508-510.), Kanun'da kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Bası, Ankara, 2015, s. 612-613.), zincirleme suç hâlinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. Bası, İstanbul, 2015, s. 456.), zincirleme suçun sübjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (Özgenç, s. 564.), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ve suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlal etmek hususundaki failin genel planı olduğu (Artuk-Gökcen-Alşahin-Çakır, s. 718-719.) görüşleri ileri sürülmüştür. Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. Yapılan açıklamalara göre, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. B. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, 13.05.2000 doğumlu kardeşi olan mağdura karşı 2009-2011 yılları arasında zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu, 04.01.2019 tarihinde ise cinsel saldırı suçunu işlediği kabul edilen somut olayda; Sanığın, ailesiyle birlikte yaşadığı dönemde, henüz on beş yaşını ikmal etmemiş olan kardeşi mağdura yönelik 20 09... yılları arasında gerçekleştirdiği istismara konu fiillerinin ardından, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle birbirlerinden ayrı kaldıkları ve aradan makul sayılamayacak derecede uzun bir sürenin geçmesini müteakip, artık on sekiz yaşını doldurmuş ve eğitimi nedeniyle yurtta kalmakta iken bu kez 04.01.2019 tarihinde yurttan izin alarak götürdüğü meskeninde cinsel saldırıda bulunması karşısında; vukû bulan fiili kesintiye müteallik olarak eylemlerini, yeni bir suç işleme kararı altında gerçekleştirdiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğundan, zincirleme suç hükümlerinin tatbikine imkân bulunmamaktadır. Bu cihetle aralarında sübjektif bir bağ da bulunmayan eylemlerinin birbirinden bağımsız iki ayrı suçu oluşturduğunun kabulü gereklidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29.03.2022 tarihli ve 24426-3007 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.