Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/217 E. , 2025/74 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/15511 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 246-677 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/217 E. , 2025/74 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/15511 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 246-677 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Anayasayı ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309/1, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-h, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca altı kez müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; kasten öldürmeye teşebbüs suçundan TCK'nın 82/1-h, 35/1-2, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca altı kez 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/1-2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasayı ihlal suçundan TCK'nın 309/1, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/1-2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 62, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin İstanbul 27.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.04.2018 tarihli ve 31-61 sayılı hükmün sanıklar ve müdafiileri, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 07.11.2019 tarih ve 246-677 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Kararın sanıklar ve müdafiileri, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 30.06.2022 tarih ve 3815-4208 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin "...Olay yeri inceleme tutanakları, maktüllerin ölümlerine ve mağdurlarına yaralanmalarına ilişkin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal raporlar, güvenlik kamera kayıtları ve vatandaşlar tarafından çekilen görüntüler, sanık savunmaları, mağdur ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamının incelenmesinden; yukarıda isimleri zikredilen maktüller ve mağdurlar yönünden ölüm ve yaralanma neticesini meydana getiren atışların hangi sanığın kullandığı silahtan yapıldığının tespit edilememiş olması, söz konusu sanıkların hedef gözeterek ateş ettiklerine dair diğer sanık beyanı, mağdur veya tanık anlatımı ve kamera görüntüsünün bulunmuyor olması, sanıkların savunmalarında yalnızca havaya ateş ettiklerine dair beyanlarda bulunmuş olmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların söz konusu eylemleri gerçekleştirdiklerine veya TCK'nın 37/1 maddesi kapsamında iştirak iradelerini ortaya koyacak şekilde hedef gözeterek ateş ettiklerine dair cezalandırılmalarına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin elde edilemediği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi" şeklinde gerekçeyle bozulmasına karar verilmiş; yine sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında maktul ve katılanlar ... ve ...'na yönelik eylemler nedeniyle kasten öldürme suçundan kurulan hükümlerin "...Olay yeri inceleme tutanakları, maktüllerin ölümlerine ilişkin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal raporlar, güvenlik kamera kayıtları ve vatandaşlar tarafından çekilen görüntüler, sanık savunmaları, mağdur ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamının incelenmesinden; maktüllerin vücudunda bir adet ateşli silah yaralanmasının bulunduğunun tespit edilmiş olması, diğer sanıkların maktüllere ateş etme eylemlerinin bulunmaması, maktüllerin ... tarafından vurulduklarını gösteren güvenlik kamerası ve cep telefonu görüntü kayıtlarının bulunması, söz konusu öldürme eylemlerinin askeri birliğin olay yerine intikalinden kısa süre sonra ve ... tarafından ani şekilde gerçekleştirilmiş olması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, maktüller ... ve ...'nun ... tarafından vurularak şehit edilmelerinde adı geçen sanıkların TCK'nın 37/1 maddesi kapsamında iştirak iradelerinin bulunduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla sanıkların maktüller ... ve ...'na yönelik işlenen kasten öldürme suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi" şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiş; diğer hükümlere ilişkin temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.12.2022 tarih ve 15511 sayı ile; "1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin olarak; Sanık askerlerin birlikten çıkış yaptıkları anda darbe girişimine ilişkin bilgiler kitle iletişim araçları ve sosyal medyaya henüz yayılmaya başlamış ancak toplanma alanında bulunan ve internete bağlanma özelliği olan telefonları kullanmaları yasak askerler bu ilk bilgilerden haberdar olmamıştır. Darbe girişimini önceden bilen rütbeli sanıklarca askerlere girişim hakkında hiçbir bilgilendirme yapılmamıştır. ... binasına gelen erlerin darbe girişiminden habersiz, iletişim ve haberleşme imkanlarından yoksun ve tamamen izole durumda oldukları anlaşılmaktadır. ... binasının önünde, yolda, bina arkasındaki alanda erler başlarında rütbeli askerler bulunarak konuşlandırılmışlardır. Bu kapsamda bir kısım askerler Telekom binasının arkasında olayların yaşandığı ön taraftan izole şekilde başlarında rütbeli bir asker eşliğinde sabaha kadar havaya da ateş etmeksizin beklemişler, Telekom binasının arka tarafına konuşlandırılan yaklaşık bu 8-10 kişilik erlerden daha sonra yüzbaşı ...'in talimatıyla 3-4 kişi olayların olduğu ön tarafa geçmişlerdir, arka kısımda kalan erler beyanlara göre darbeden haberdar olmaları üzerine hiçbir eyleme iştirak etmeksizin bulundukları yerde kalmışlar, hatta bir er karşı apartmanda gördüğü sivil bir şahıstan yardım talep etmiş, kaçmayı düşünmüş ancak bulundukları yerden sağlıklı çıkış imkanının olmaması, asıl çıkış yerinin olayların cereyan ettiği binanın ön kısmı olması, yine rütbeli askerlerin ve özellikle birliğin başındaki (Güvenlik kuvvetlerince sabaha karşı etkisiz hale getirilip ölen) yüzbaşı ...'in emirlerine uyulması hususundaki tehditvari konuşmaları sebebiyle kaçma girişiminden vazgeçtikleri, ön taraftaki bir kısım erlerin ise verilen emir doğrultusunda havaya ateş ettikleri, bir kısım erlerin ise silah kullanmaksızın bulundukları yerde kaldıkları, zaten ilk derece mahkemesi tarafından ateşli silah kullanılması olayında yüzbaşı ... ve iki rütbeli asker dışında, erlerin doğrudan hedef gözeterek silah kullandıklarına ilişkin bir tespitte bulunmamaktadır. Daha sonra darbe girişiminden haberdar olarak olay yerine gelen sivil halkla darbeci askerler arasında başlayan çatışma sürecinde güvenlik kamera görüntüleri ve erlerin beyanlarına göre, bazı erler ilk anda gelen silah sesleri ve emirlerin etkisiyle havaya ateş etmişler, bazı askerlerin tüfekleri havaya doğrulttukları, askerlerin emirlere rağmen ateş etme konusunda tereddüt yaşadıkları, rütbelilerin ise askerleri kandırmaya dönük, karşıdakilerin polis değil terörist olduğu gibi ifadeler kullanmışlar ve ... itaatsizliğin sonuçlarıyla tehdit etmişlerdir. Beyanlara göre bu konuda özellikle daha sonra güvenlik kuvvetlerince etkisiz hale getirilen yüzbaşı ... rütbesi ve konumu ile elindeki tüfeği kullanmak suretiyle erlere baskı uygulamıştır. Hatta beyanlara göre bir kısım erler kaçmayı düşünmüş ancak darbeciler tarafından vurulacaklarını düşünerek vazgeçtiklerini beyan etmişlerdir. Yargılama aşamasında silahlarından ateş edildiği anlaşılan askerlerin rütbelilerin söylediği yanıltıcı ifadeler ve tehditlere rağmen dışarıda bulunan polisler ve insan kalabalığının mahiyetini tam olarak kavrayamadıkları ve emrin hukuka uygunluğundan şüphe duydukları cihetle hem karşılarındakilere zarar vermemek, hem de komutanlarını yanıltmak ve olası tepkilerini yatıştırabilmek amacıyla havaya doğru ateş ettiklerini beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Mahkûmiyetine karar verilen ve yukarıda isimleri yazılı 33 erden bir kısımının polislere ve vatandaşlarımıza değil, havaya doğru ateş ettikleri yönündeki beyanlarının açıkça aksini gösteren nitelikte bir delil ya da beyan bulunmamaktadır. Bazı görüntülerde askerlerin tüfeklerinin havaya doğru tutulması, vatandaşların protestoları ve polisle çatışma gece boyu sürdüğü halde askerlerin üzerindeki merminin sadece bir kısımının atılmış olması, bazı askerlerin tüfeklerinden yalnızca bir kaç mermiyi havaya sıkıp, daha sonra bulunduğu yere sindiklerini beyan etmeleri, bir kısım askerlerin silahlarından çıkan kovanların bulundukları yerler esas alındığında tüfeklerin dikey pozisyonda kullanıldığını göstermesi karşısında bir kısım askerlerin yalnızca az sayıda mermilerini havaya doğru ateşlediklerine ilişkin savunmaların doğru olduğu anlaşılmaktadır. İlerleyen saatlerde gerek iletişim araçlarındaki haberler gerekse vatandaşlarla muhatap olduklarında darbeye teşebbüs edildiğini öğrendikleri, yerel mahkemenin kabulü ve dosya kapsamındaki delillerden anlaşılmakla bu kabule göre hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu sanıkların; Askeri darbeye teşebbüs suçunu işleyen terör örgütüne mensubiyeti tespit edilemediği, zorunlu askerlik hizmeti nedeniyle er olarak görev yapmakta iken, bir suç işlemek kastı olmaksızın, üstlerinden aldıkları emrin hukuka uygun olduğu zannı ile tatbikat yapma veya terör saldırısına müdahale edileceği gerekçesi ile olay gecesi silahlanarak, zırhlı araçlarla bağlı bulunduğu kışladan ayrıldıktan sonra gecikmeli de olsa darbeye teşebbüs suçunun icrai hareketlerinin gerçekleştirildiğini farketmeleri üzerine, bir kısım erin üstleri tarafından verilen halka ve güvenlik görevlilerine yönelik ateş etme emrine uymadıkları, bir kısım erin ise amirlerin ısrarlı kanunsuz emirleri karşısında hal ve koşullara göre başka şekilde davranma olanağının bulunmadığı düşüncesi sonucunda, olay mahalinde kalarak silahla havaya ateş etmenin bir haksızlık oluşturmayacağı sonucuna varan sanıklardan bir kısmının "dolaylı haksızlık (izin) yanılgısı" içinde bulundukları, bir başka deyimle hukuka uygunluk nedenlerinin hukuki varlığında hataya düştükleri, bu hatanın ex ante bir değerlendirme ile faillerin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları, somut olayın özellikleri göz önünde bulundurulduğunda kaçınılmaz olduğu, suça ilişkin tipik hareketi gerçekleştirmiş olmalarına rağmen faillerin kusurluluğu tamamen ortadan kaldıran sebepler gerçekleştiğinden TCK'nın 30/4. maddesi yollamasıyla CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken oluşa uymayan ve yetersiz gerekçelerle, (Bir kısım sanıklar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs, haberleşmeyi engelleme suçlarından beraat kararları da verildiği gözetildiğinde) atılı suçlardan mahkûmiyetlerine karar verilmesi, İlk derece yargılaması sırasında diğer sanıklar hakkında deliller değerlendirilip olayla illiyet bağı kurulurken sanık ... hakkında bu hususlara riayet edilmeyerek sanık bakımından delillerin değerlendirilmesi ve illiyet bağının kurulmaması usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir. 2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suçu bakımından: Her ne kadar ilk derece mahkemesi gerekçesinde "Sonuç olarak darbe girişiminde zaten bu birliğin tevdi edilmiş görevi bu stratejik haberleşme binasının kontrol altına alınmasıdır. Askeri birlik çevirme yaparak binanın dört bir yanını arka bahçe dahil sabaha kadar kontrol altında tutmuştur. Darbe girişiminden sonra yani ana suçtan sonra bu davadaki temel stratejik ikincil ana suç bu binanın teslim alınmasıdır ve dolayısıyla binayı korumakla görevli güvenlik görevlilerinin etkisiz hale getirilmesi onların hürriyetlerinin ve hareket kabiliyetlerinin bina içine nitelikli olarak sokularak yok edilmesidir. Bu gerekçe ile olayın oluşu, her bir failin olay içindeki pozisyonu, dikkate alındığında her bir sanığın TCK 37/1 maddesi uyarınca bu eylemden dolayı sorumlu olduğu tespiti yapılmıştır." şeklindeki gerekçeyle sanıklar hakkında atılı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de; Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Söz konusu suç işlenmekle kişinin bir yerde kalma ve bir yere gitme hürriyeti ihlal edilmiş olmaktadır. Suçun cebir, tehdit veya hile kullanarak işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halini oluşturmaktadır. Suça iştirakten söz edebilmek için ise; kanunda suç olarak tanımlanan bir fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi gerekir. Bu durumda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillikte, failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunması gerektiği gibi suçun işlenişi üzerinde de birlikte hakimiyet kurulmaları gerekmektedir. Bu nedenle müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail konumuna gelmektedir. Müşterek faillikte, suçun icrai hareketleri faillerce birlikte gerçekleştirilmektedir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulacaktır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğer suç ortağının fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olabilecektir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması da gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde de müşterek fail olarak sorumlu olacaktır. Buna karşılık suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan fiiller müşterek faillik için yeterli olmayacaktır. Suçun işlenmesine verilen katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan söz edilemeyecektir. Faillerin birlikte suç işleme kararlarının bulunmadığı ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmadıkları durumlarda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik değil, TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça yardım eden olarak sorumluluk söz konusu olacaktır. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların yukarıda arz ve izah edilen şekilde gerçekleşen eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, bu eylemlerinin atılı suç yönünden TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik için yeterli olmadığı, zira sanıklar ile amirleri olan derdest eden grup arasında birlikte suç işleme kararlarının bulunduğuna, suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurduklarına ve suçun icrai hareketlerini birlikte gerçekleştirildiğinin kabulüne yeterli fiiller olmadıkları, ayrıca sanıkların atılı suç yönünden aşamalardaki atılı suçun işlenişine katılmadıklarına ilişkin savunmalarının aksine de, somut deliller bulunmadığı gibi, derdest edilen kişiler ve olaya karışan itiraz dışı diğer sanıklarında sanıkların bu olaya karıştığına dair aleyhine beyanlarının bulunmaması gözetildiğinde, sanıkların cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet kararının 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanması, usul ve Kanuna aykırı bulumuştur. -İlk derece yargılaması sırasında diğer sanıklar hakkında deliller değerlendirilip olayla illiyet bağı kurulurken sanık ... hakkında bu hususlara riayet edilmeyerek sanık bakımından delillerin değerlendirilmesi ve illiyet bağının kurulmaması usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir. 3- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktüller ..., ..., ... ve ...'a yönelik işlenen kasten öldürme ve mağdurlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a yönelik işlenen kasten öldürmeye teşebbüs etme suçları bakımından ise; Olay yeri inceleme tutanakları, maktüllerin ölümlerine ve mağdurlarına yaralanmalarına ilişkin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal raporlar, güvenlik kamera kayıtları ve vatandaşlar tarafından çekilen görüntüler, sanık savunmaları, mağdur ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamının incelenmesinden; yukarıda isimleri zikredilen maktüller ve mağdurlar yönünden ölüm ve yaralanma neticesini meydana getiren atışların hangi sanığın kullandığı silahtan yapıldığının tespit edilememiş olması, söz konusu sanıkların hedef gözeterek ateş ettiklerine dair diğer sanıklar beyanı, mağdur veya tanık anlatımı ve görüntülerin bulunmuyor olması, havaya dahi ateş etmeyen sanıklar dışında bir kısım sanıkların savunmalarında yalnızca havaya ateş ettiklerine dair beyanlarda bulunmuş olmaları, maktüllerin ... tarafından vurulduklarının ilk derece mahkemesince tespit edilmiş bulunması, söz konusu öldürme eylemlerinin askeri birliğin olay yerine intikalinden kısa süre sonra ve ... tarafından ani şekilde gerçekleştirilmiş olması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, maktüllerin ... tarafından vurularak şehit edilmelerinde adı geçen er-erbaş olan sanıkların TCK'nın 37/1 maddesi kapsamında iştirak iradelerinin bulunduğundan bahsedilemeyeceği bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların söz konusu eylemleri gerçekleştirdiklerine veya TCK'nın 37/1 maddesi kapsamında iştirak iradelerini ortaya koyacak şekilde hedef gözeterek ateş ettiklerine dair cezalandırılmalarına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin elde edilemediği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.02.2023 tarih, 40531-620 sayı ve oy birliğiyle itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasayı ihlal suçundan açılan davada TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânı bulunup bulunmadığının, sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyip işlemediklerinin, sanıklardan ... yanında sanıklar ... ve ... hakkındaki hükümlerin yasal ve yeterli gerekçe taşıyıp taşımadığının ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını işleyip işlemediklerinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR A. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; Altın Nesil adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, ... Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemelerine" ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (... ve ...)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı) B.15.07.2016 tarihli askeri darbe girişiminde yaşananlar genel hatlarıyla aşağıda özetlenmiştir: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne müzahir ... Danışmanlık isimli şirket adına örgüt mensupları tarafından kiralanan ... Mahallesi ... Sokak No.... Ankara adresindeki bir villada 2016 yılının Temmuz ayı başında başlayan ve 10.07.2016 Pazar gününe kadar süren toplantıların gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıların katılımcıları arasında örgütün üst düzey TSK imamlarından firari durumdaki ... ve Hava Kuvvetlerindeki sözleşmeli subayların imamı olan ... isimli sivil şahıslar ile Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 esas sayılı dosyasında görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıklarından olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay ..., Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Kurmay Albay ..., Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğamiral ..., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ..., İstanbul Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral ..., Jandarma İstihbarat Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral ..., Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapan Kurmay Albay ... ve Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay ...'ın oldukları, bu toplantılarda her kuvvetten askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaparak darbe girişiminin detayları ile bu eylemlerde görev alacakların görev ve sorumluluklarını belirlediği, Yıllık izinde olan Kurmay Yarbay ...'ın, Ankara Mamak'taki 28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı 2. Mekanize Piyade Taburu Komutanı Kurmay Yarbay ... tarafından çağrılması üzerine 11.07.2016 tarihinde Ankara'ya geldiği, firari bir örgüt mensubu tarafından kiralanan ... Mahallesi .... Cadde No.46/... ... Ankara adresindeki eve aynı gün akşam saatlerinde ...'yle birlikte gittikleri, burada asker kişiler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın yer aldıkları bir toplantıya katıldıkları, bu toplantıda Tuğgeneral ... tarafından yönetime el koyacaklarının söylendiği ve Ankara'daki kritik noktalarla kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl konuşlanılacağı gibi hususlar konuşularak darbe girişimine ilişkin planlamalar yapıldığı, bu plan çerçevesinde harita üzerinde Ankara'nın ikiye bölündüğü ve her bir bölümün hangi birliklerin kontrolünde olacağının belirlendiği, Kurmay Yarbay ...'ın Ankara'daki birliğine henüz katılmamış olması nedeniyle kendisine eski çalıştığı yer olan İstanbul'da görevli olduğu söylendiği ve darbe girişiminin İstanbul ayağıyla ilgili planlama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Proje Yönetim Şube Müdürü Kurmay Albay ... ...'nin yanına götüreceklerinin belirtildiği, akabinde Kurmay Yarbay ...'ın Kurmay Albay ... tarafından Kurmay Albay ... ...'nin olduğu ve firari Kurmay Albay ...'in ikamet ettiği Ümitköy semtindeki bir eve götürüldüğü, 12.07.2016 tarihinde akşam saatlerinde Kurmay Yarbay ... ile firari Kurmay Albay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...'nun katıldıkları ve Kurmay Albay ... ... tarafından yönetilen toplantının bu evde gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıda Kurmay Albay ... ...'nin; İstanbul'a ilişkin planlamaların yapıldığını, hangi birliklerin nereleri kontrol altına alacağını, alıkonulacak askerî personelin kimler olduğunu, aralarındaki haberleşme için bir WhatsApp grubu kurulması gerektiğini ve İstanbul Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından gelişmeleri takip ederek Ankara'daki Genelkurmay Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine bilgi aktarımında bulunmalarını ifade ettiği, Bu toplantıyı müteakiben Kurmay Yarbay ... ile firari Kurmay Albay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...'nun, kendilerine verilen görevi yerine getirmek amacıyla 13.07.2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında İstanbul'a doğru hareket ettikleri, Darbe girişiminin İstanbul ayağındaki eylem ve faaliyetlerin koordine edilmesi noktasında görevli Kurmay Albay ... ...'nin de 13.07.2016 tarihinde Ankara'dan İstanbul'a geldiği, 13.07.2016 tarihi saat 19.00 ile 14.07.2016 tarihinde saat 01.30 arasında İstanbul Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yaptıkları toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Tugay Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ..., 1. Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., 1. Ordu Komutanlığı Harekât Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., firariler 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ..., 2. Tank Tabur Komutanı ..., Cizre 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekât Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay ... ...'nin katıldıkları, Kurmay Albay ... ...'nin koordinesinde geçen bu toplantıda darbe girişimine yönelik hazırlıkların ne seviyede olduğu, ne kadar personel, araç ve gereç sevk edileceği, ifşa olunmaması için personelin hangi gerekçelerle birliklerine çağrılmaları ve görev alanlarına sevk edilmeleri gerektiği gibi konuların konuşulmasının yanı sıra sorumluluk alanlarının belirlendiği, Kurmay Albay ... ...'nin darbe girişiminin 15 Temmuz gecesinde gerçekleşeceğini söylediği, Tuğgeneral ...'nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları yönünde talimat verdiği ve Kurmay Albay ... ... tarafından "Ateş açana ateşle karşılık verileceği" hususunun tebliğ edildiği, Kurmay Yarbay ... ile firariler Kurmay Albay ... ve Binbaşı ... ...'nun, 14 Temmuz 2016 tarihinde öğle saatlerinde Esenler'deki Topkule Kışlasında bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında firari Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ...'in ev sahipliğinde Tugayın birlik komutanlarının da katıldığı ve aynı konuların gündemde olduğu bir toplantı daha gerçekleştirdikleri, Bu toplantı sonrasında Kurmay Yarbay ...'ın, Kara Harp Akademisi Komutanlığına giderek firari Baş Hoca Kurmay Albay ... ile görüşüp yönetime el konulacağını ve bu kapsamda Hava Harp Okulunda saat 21.00'de koordinasyon toplantısı icra edileceğini bildirdiği, akabinde Hasdal Kışlasındaki 6. Motorize Piyade Alayına giderek alayın eski ve yeni alay komutanları olan Kurmay Albay ... ile ...'ye toplantının yerini ve zamanını söylediği ve Kurmay Albay ... ile birlikte Hava Harp Okuluna gittiği, Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasının sanığı Hava Kuvvetleri Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ...'in, Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ...'ın makam aracıyla hava alanından alınarak saat 19.47'de okula geldiği ve Tuğgeneral ...'ın makam odasında toplantıyı beklemeye başladığı, 14.07.2016 tarihinde saat 21.00'de Hava Harp Okulundaki şeref salonunda başlayan ve katılımcılarının nizamiye girişinde "...'in misafiriyiz." demeleri üzerine kayıt yaptırmaksızın içeri alındıkları bu toplantıya Kurmay Yarbay ..., firariler Kurmay Albay ... ve Binbaşı ... ..., 1. Ordu Komutanlığı Harekât Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ..., 6. Motorize Piyade Alayının eski ve yeni alay komutanları Kurmay Albay ... ile ..., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., firariler 172. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay Albay ..., Kara Harp Akademileri Komutanlığında Baş Hoca Kurmay Albay ... ile öğretim görevlisi Kurmay Binbaşı ... ve ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay ... ... ile Tuğgeneral ...'in iştirak ettikleri, Toplantının koordinatörlüğünü Tuğgeneral ..., Tuğgeneral ... ve Kurmay Albay ... ...'nin yaptıkları, toplantıda darbe girişiminin 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03.00'te icra edileceğinin tebliğ edildiği, Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin takviye personel olarak görevlendirilmesine karar verildiği, Alınan karar uyarınca Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin, 15.07.2016 tarihinde öğle saatlerinde firari Baş Hoca Kurmay Albay ... tarafından başlarında öğretim görevlisi subaylar olmak üzere gruplara ayrılarak İstanbul'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ve Selimiye Kışlası gibi çeşitli birliklerde görevlendirildikleri, Kurmay Albay ... ...'nin gerçekleştirilen toplantılar sonrasında Ankara'ya döndüğü ve darbe girişimi esnasında Akıncı Üssünde olduğu anlaşılmıştır. Ailesiyle birlikte askerî bir kampta tatilde bulunduğu esnada telefonla aranıp birliğine çağrılması üzerine Ankara'da konuşlu Kara Havacılık Komutanlığına gelen Binbaşı O.K.'ya 15.07.2016 tarihinde saat 10.30 sıralarında Tabur Komutanı Binbaşı ...'in arabayla alay komutanına gittikleri esnada telefonunu kapattırarak ve aracın radyosunun sesini açarak "Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Mesela ben Cooger helikopteriyle ... ...'ı alacağım, sen de ...'la uçacaksın. Çok kan akacak!" dediği, akabinde Binbaşı O.K'nın öğleden sonra mesaiyi terk ederek bir taksiye binip Millî İstihbarat Teşkilatına gittiği, burada kendisiyle ön görüşme yapan görevlilere "Bir helikopter ... ...'ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum." dediği, akabinde MİT Müsteşarı ... ...'ın Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral ...'i arayıp durumu aktardığı ve teferruatını anlatması için bir yardımcısını gönderdiği, MİT Müsteşar Yardımcısı ile görüşen Orgeneral ...'in konuyu Genelkurmay Başkanı Orgeneral ...'a aktardığı, konunun önemine binaen MİT Müsteşarı ... ...'ın Genelkurmay Başkanlığına davet edildiği, yapılan toplantıda söz konusu durumun daha büyük bir olayın parçası olabileceğine kanaat getirildiği, bunun üzerine Genelkurmay Başkanı ...'ın Cari Harekât Daire Başkanı Tuğgeneral ...'a "..., Türk hava sahasını her türlü askerî uçuşa yasaklıyorum." demesi üzerine bu emrin Hava Kuvvetleri Harekât Merkezine iletildiği, ayrıca Kara Havacılık Komutanlığını denetleme görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral ...'a, Etimesgut Zırhlı Birliklerini denetleme görevini ise Ankara Garnizon Komutanı ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral ...'a verdiği, Saat 21.00 sıralarında Tümgeneral ... ...'nin "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz." diyerek darbe girişimini tebliğ ettiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral ...'ın söylenenlere tepki göstermesi üzerine makamında rehin alındığı, Saat 21.30'da İstanbul Beylerbeyi civarında bir grup askerin, sivil araçların önünü keserek "Darbe yaptık, kimlik soruyoruz." dedikleri ve bazı araçları da geri gönderdikleri, Saat 22.00 civarında Boğaziçi ve Fatih Sultan ... Köprülerinin bir grup asker tarafından tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral ... ile Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral...'in derdest edilip askerî cezaevine konuldukları, Moda Deniz Kulübünde bir düğünde bulunan, aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral ...'ın da olduğu çok sayıda üst düzey komutanın rehin alınıp darbe girişiminin komuta merkezi konumundaki Akıncı üssüne götürüldükleri, Ankara'daki birçok üst düzey komutanın, ... Genel Sekreteri ...'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı ...'ın da rehin alındıkları, İstanbul'da Valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Afet Koordinasyon Merkezi, Sabiha Gökçen Havalimanı, Borsa İstanbul binası, Ak Parti İl Başkanlığı, Taksim Meydanı, Digitürk binası, Hürriyet Gazetesi ile ... ve Kanal D televizyonu binalarının; Ankara'da ise ... Külliyesi, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı, İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türksat ve ... Ulus binasının işgal edilmeye çalışıldığı, İstanbul Atatürk Havaalanının giriş ve çıkışlara kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilip uçuşların durdurulduğu, İstanbul ve Ankara'da yerleşim yerleri üzerinde alçaktan uçan savaş uçaklarının sonik patlamalara neden olduğu, Adana'da bulunan İncirlik üssünden kalkan tanker uçakların F-16 uçaklarına yakıt ikmali yaptığı, bu sırada keşif ve koordinat belirleme görevi ifa eden uçakların da kullanıldığı, Saat 23.02'de Başbakan ...'ın bir televizyon kanalındaki açıklamasında yaşananları kalkışma olarak nitelendirerek hükûmetin iş başında olduğunu ve bu kanunsuzluğa iştirak edenlerin cezalandırılacağını belirttiği, Saat 23.18 ve 00.00 sıralarında Ankara Gölbaşı'ndaki Özel Harekât Daire Başkanlığı ve Polis Havacılık Daire Başkanlığının iki farklı saldırıyla F-16 uçakları tarafından bombalandığı, 16.07.2016 günü saat 00.02 sıralarında MİT yerleşkesinin helikopterle ateş açılarak tarandığı, Ankara'daki ... yerleşkesinin bir grup asker tarafından ele geçirildiği, saat 00.13'te olağan yayın akışının kesilerek ... spikeri tarafından "Sevgili seyirciler, bu metnin tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayınlanması Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir emridir." denildikten sonra darbe bildirisinin okunduğu, Saat 00.24'te Cumhurbaşkanı ...'ın, internet vasıtasıyla ... kanalına verdiği demeçte darbe girişimini silahlı güçler içerisindeki küçük bir azınlığın kalkışması olarak niteleyip vatandaşlardan hükûmete destek için sokağa çıkmalarını istediği, Saat 00.52'de 1. Ordu Komutanı Orgeneral ...'ın bir televizyon kanalına bağlanarak askerî kalkışmaya ilişkin "Bu, TSK tarafından desteklenen bir hareket değildir. Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip İstanbul üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz." şeklinde açıklama yaptığı, Saat 01.10 sıralarında Sikorsky tipi askerî helikopter tarafından Ankara'daki TÜRKSAT uydu istasyonunun ve aynı sıralarda Ankara Emniyet Müdürlüğünün uçak ve helikopterlerden atılan mühimmatla vurulduğu, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ve beraberindeki rütbeli personelin uçakla Diyarbakır'dan hareket edip Ankara Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığına saat 02.00 civarında geldikleri, Saat 02.15'te Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ... komutasına giren ve içinde MAK ve SAT timlerinde yer alanların da olduğu askerî personeli taşıyan üç helikopterin Cumhurbaşkanının bulunduğu Marmaris'e gitmek üzere Çiğli üstünden kuleyle temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan kalktıkları, Saat 02.50 sıralarında F-16 uçakları ve askerî helikopterlerle TBMM binasının vurulmaya başlandığı, binaya aralıklarla dört bomba atıldığı, bu nedenle milletvekilleri ve basın mensuplarının sığınağa geçmek zorunda kaldıkları, Saat 06.19 sıralarında ... Külliyesinin önünün F-16 uçakları tarafından bombalandığı, Darbe girişimi teşebbüsünün ilk anları olan saat 21.15'te Binbaşı ... ... tarafından kurulan, katılımcıları Ankara ve İstanbul'da görevli bazı subaylar olan, darbe girişimi esnasındaki gelişmelerin aktarılmasına ve buna göre gerekli eylemlerin icra edilmesine yönelik olarak "E5 ve TEMden istanbul disina cikan trafik serbest birakilacak, istanbul icine giren trafik engellenecek ve geri cevirilecek; AKOM'a müdahale edildi; 1.koprunun avrupa istikameti durduruldu; Alademi takviye ekibi hadimkoyde; Tanklar b.paşada; Ataturk hava limani tamam. Hava limanina girisler yasaklandi. Cikislar serbest; geçirmeyin ateş serbest; Bayrampasadan bir tane bile polis cikmayacak; tüm zırhlı unsurlar sahaya insin; AKP İstanbul il teşkilatı kontrol altında; sakın tereddüt etmeyin çakın; İstanbul moda deniz kulübüne müdahale lazım. Generaller var.derdest edilecek; Taksime takviye istiyoruz kalabalik toplanıyor; toplanan kitlelere ve askeri kuvvetlere karşı duran polislere silahla, tanklarla sert şekilde müdahale edilecek; bu tvlerin susturulması gerekiyor; Çengelköy de direnen 4 kişiyi vurduk; ... camisini susturuyoruz" şeklinde mesajlar paylaşılan ve darbe girişiminin başarısızlıkla neticeleneceğinin anlaşılması üzerine saat 05.48'de "faaliyet iptal, hayatta kalın" şeklindeki mesajla sona eren Yurtta Sulh Biziz isimli bir WhatsApp grubunun mevcut olduğu dosya kapsamı ile başka dava dosyalarındaki bilgilerden ve açık kaynaklardan tespit edilmiştir. C.15.07.2016 tarihli askerî darbe girişimi sırasında İstanbul ili, Üsküdar İlçesi, ... Mahallesinde bulunan ... A.Ş.'ye ait hizmet binası ve çevresinde yaşanan uyuşmazlık konusu olay; 1-... A.Ş.'ye ait hizmet binasına gönderilen askeri birliğin kışladan çıkışı ve binaya gelişi; 15.07.2016 tarihinde yaşanan askerî darbe girişimi sırasında iletişim araçlarını kontrol altına almak isteyen darbeci askerler Üsküdar ilçesi ... Caddesinde bulunan ... A.Ş.'ye ait hizmet binasını ele geçirmeye çalışmışlardır. Darbeci subaylar tarafından bu amaçla yönlendirilen iki subay, bir astsubay, beş uzman çavuş ve otuz dört erden oluşan, bir otomobil ve dört zırhlı araçla sevk edilen birlik saat 22.45'te İstanbul ili Maltepe ilçesinde bulunan kışlasından ayrılmış ve saat 23.45 sıralarında ... A.Ş.'ye ait hizmet binasına ulaşmıştır. Binada görevli altı güvenlik personelinin alıkonulmak suretiyle binadan ayrılmalarına izin verilmemiştir. Darbe girişimini protesto eden vatandaşlara açılan ateş sonucu altı vatandaş ölmüş, on dokuz vatandaş yaralanmıştır. 16.07.2016 günü sabah saatlerinde polis tarafından yapılan operasyon sonucu darbeci birliğin başındaki Yüzbaşı ... ölü ele geçirilmiş, geri kalan tüm askerler teslim olmuşlardır. İstanbul ili Maltepe ilçesinde bulunan 2. Zırhlı Tugaya bağlı birlikler darbe girişimi sırasında İstanbul ili Anadolu yakasındaki hedeflere yönlendirilmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre bu Tugaydan Şehitler Köprüsü, Fenerbahçe Orduevi, Çekmeköy, Üsküdar Meydanı, ve Sabiha Gökçen Havalimanı gibi bölgelere 21 tank ve 24 zırhlı araç eşliğinde çok sayıda birlik sevk edilmiştir. Girişimden önce FETÖ/PDY mensubu subaylarca 13.07.2016 tarihinde Tugay karargâh binasında darbe girişimiyle ilgili geniş katılımlı bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıya Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., Kurmay Başkanı ..., 1. Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral ..., Ankara'da görev yapan ve koordinasyon amacıyla İstanbul'a gelen Albay ... ve Yarbay ... gibi darbeci subaylar katılmışlardır. Bu toplantıda darbe girişimi sırasında hangi birliğin hangi bölgeye gideceği ve kimler tarafından komuta edileceği hususlarının karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ... ... binasını ele geçirme görevi Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında Harekât ve Eğitim Şube Müdürü olarak görev yapan Yüzbaşı ...'e verilmiştir. Bu amaçla Tugay Komutanlığına doğrudan bağlı birliklerden olan Keşif Bölüğü Yüzbaşı ...'in emrine verilmiştir. Denetleme ve tatbikat bahanesi ile yürütülen ön çalışmada bölükte komutan vekili olarak görev yapan inceleme dışı sanıklar Teğmen ..., Astsubay ..., Keşif Bölüğü Uzman Çavuşları ..., ... ve ... da söz konusu birlikte görevlendirilmişlerdir. Denetleme ve tatbikat başlığı altında hazırlanan listeye bölükten katılan erbaş ve erler ise ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... olarak belirlenmiştir. Tugay Karargâh Bölüğünde şoför olarak görev yapan sanık ... olayda kullanılan ve kurmay başkanına tahsisli otomobilin şoförlüğünü üstlenmiştir. Darbeciler tarafından planlanan işgal eylemi için yirmi askerin yeterli bulunmadığı değerlendirildiğinden hazırlanan iki mangaya ek olarak başka bir bölükten takviye amacıyla iki manga daha hazır hâle getirilmiştir. Tugayın piyade bölüğüne bağlı bu iki mangadan ilki Uzman Çavuş ...'ın mangası olarak belirlenmiştir. Onbaşılar ... ve ..., erler ..., ..., ..., ..., ... ve ... bu mangada yer almışlardır. İkinci manga komutanı ise Uzman Çavuş ...'dır. Onbaşılar ... ve ...'in yanında erler ..., ..., ..., ... ve ... da bu mangada yer almışlardır. Zırhlı araçların kullanımı için tank bölüğünden erler ... ve ... listeye eklenmiştir. Tüm askerlerin birliğin personeli olup özel bir saikle değil, gelişigüzel görevlendirildikleri anlaşılmaktadır. 15.07.2016 günü sabah saatlerinde keşif bölüğündeki askerlere rutin olarak yapılan silah bakımı dışında künye ezberletilmiştir. Akşam içtimasına kadar sıra dışı herhangi bir durum yaşanmamıştır. Akşam saatlerinde Kolordu Komutanlığınca rütbeli askerlerin cep telefonlarına İstanbul'un değişik semtlerinde terör eylemleri olabileceğine dair mesajlar gönderilmiştir. Askerî birlikleri terör bahanesiyle kışlalarından çıkarmayı amaçlayan darbeci subayların bu mesajları, kandırmacanın bir parçası olarak gönderdikleri anlaşılmaktadır. Bu kapsamda askerlerin çarşı izinleri de iptal edilmiştir. Akşam yemeğinden önceki içtimada Keşif Bölük Komutanı Teğmen ... tarafından rütbeli askerlere mesaiden çıkış yapılmayacağından ve birliğe terör saldırısı olabileceğinden söz edilmiştir. Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında akşam saat 20.30 sıralarında alarm verilmiştir. Kurmay Yarbay ..., Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Albay ... başka il ve birliklerde görevli oldukları hâlde Tugayın darbe girişiminde yerine getireceği faaliyetleri denetlemek ve koordine etmek için Tugay karargâh binasına gelmişlerdir. Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ve Kurmay Başkanı Yarbay ... girişimi karargâh binasından yönetme görevini üstlenmişlerdir. Alarm durumundaki birlikler önce zırhlı araçlara bindirilmişlerdir. Piyade bölüğünün askerleri birliğe ait tatbikat alanına sevk edileceklerini, keşif bölüğü askerleri ise bir terör saldırısına ilişkin olarak Tugayın Gülsuyu ve Sultanbeyli semtlerine bakan bölgelerine yerleştirileceklerini düşünmüşlerdir. Bu aşamada Tugaydan çıkış yapılacağına ilişkin herhangi bir bilginin askerlere iletilmediği anlaşılmıştır. Zırhlı araçlarla Tugayın içinde bulunan tatbikat bölgesine sevk edileceğini düşünen askerler cephaneliğe getirilmişlerdir. Aynı zaman diliminde tank taburunun içtima alanında toplanan bazı rütbeli askerlere ise Yarbay ... tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulduğu açıklanmıştır. Dosyaya konu olay nedeniyle yargılanan sanıklar ise bu duyurudan haberdar olmamış olup bu sırada cephanelik bölgesine bulunmaktadır. Hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri kesinleşen inceleme dışı sanıklardan Uzman Çavuş ... saat 22.10 sıralarında cephanelik bölgesinde bulunduğu sırada kız kardeşine gönderdiği mesajlarda büyük bir terör saldırısı beklendiğini belirterek annesinin camlardan uzak kalmasını istemiş, yine başka bir sosyal medya paylaşımında ise polisin dışarıdan, kendilerinin ise Tugayın içinden güvenlik önlemleri aldıklarını ifade etmiştir. Oluşturulan birlikler cephanelikten nizamiyeye sevk edilmişlerdir. Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından darbe girişimi kapsamında birliklerin çıkışı saat 22.18'de başlamıştır. Saat 22.45'te ... A.Ş'ye ait hizmet binasına gönderilen birlik nizamiyeye gelmiştir. Zırhlı araçların önündeki Clio marka otomobil içinde Yüzbaşı ..., ve Teğmen ...'ın bulundukları, aracı sanık ...'in kullandığı belirlenmiştir. Yüzbaşı ... hemen arkasında bulunan zırhlı aracın makineli tüfeğini kullanmakla görevli ve hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri kesinleşen inceleme dışı sanık Uzman Çavuş ...'ya "Ben nereye ateş edersem sen de oraya ateş edeceksin." demiştir. Uzman Çavuş ...'in kullanıldığı anlaşılan bu zırhlı araç otomobili hemen arkasından takip etmiştir. Askerî birlik, farklı hedeflere yönlendirilen çok sayıda başka birlikle beraber Tugaydan çıkış yapmış ve Üsküdar ilçesinde bulunan binaya E-5 Karayolu üzerinden ilerlemeye başlamıştır. Zırhlı araç konvoyunun ikinci sırasında sanık ... tarafından kullanılan araç içinde. manga komutanının Uzman Çavuş ... olduğu ikinci manga, üçüncü sırada sanık ... tarafından kullanılan araç içinde, manga komutanının Astsubay ... olduğu üçüncü manga, dördüncü sırada ise sanık ... tarafından kullanılan zırhlı araçta, manga komutanının Uzman Çavuş ... olduğu dördüncü manga yer almıştır. Dosyada mevcut deliller, aksi kanıtlanamayan tüm sanık savunmaları ve olaya ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulüne göre askerlerin bu aşamada darbe girişiminden haberdar olmadıkları anlaşılmaktadır. Darbe girişiminin öğrenilmesiyle birlikte İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı birimler girişimin önlenmesi amacıyla harekete geçmiştir. Bostancı Köprüsünü geçerek Tuzcuoğlu Köprüsü civarına gelen birliğin önü Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü ... ve beraberindeki İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı ..., polis memurları ... ve ... tarafından kesilmiştir. İki araçla gelen ve darbe girişimini engellemeye çalışan emniyet mensupları arasında yer alan bu dört görevliden üçünün trafiği keserek konvoyun yolunu sivil araçlarla kapatmaya çalışırken, tanık ...'in konvoyun en önünde yer alan Clio marka araca yaklaşıp gelenlere kanunsuz faaliyete son vererek kışlalarına dönmelerini, polis olduklarını da belirtilmek suretiyle yüksek sesle ifade etmiştir. Emniyet mensuplarının araçlarındaki çakar lambaların yanar vaziyette olduğu belirlenmiştir. Bu uyarı üzerine aracından inen Yüzbaşı ..., tabancayla ...'i yakın mesafeden karnından vurarak yaralamıştır. Bundan sonra da polis memuru ...'ye yönelmiş ve ona doğru ateş etmeye başlamıştır. Bu sırada Teğmen ...'a da emniyet mensuplarına ateş etmesi emrini vermiştir. İki darbeci subay, ...'ye doğru ateş açmaya başlamışlar ve adı geçeni dirseğinden vurarak yaralamışlardır. Seken kurşunlardan kopan şarapnel parçaları nedeniyle polis memuru ... bacaklarından da yaralanmıştır. Arka tarafta trafiği kesmeye çalışan İlçe Emniyet Müdürü ... ise sivil araçları siper alarak darbeci subaylara ateş açmış, onun ve yanındaki polis memuru ...'ın da üzerlerine ateş açılmıştır. Emniyet mensuplarının olay yerine geldikleri polis araçlarına çok sayıda mermi isabet etmiştir. Olay sırasında yere düşen polis memuru ...'ye ait beylik tabancası Teğmen ... tarafından alınmıştır. İlk Derece Mahkemesi kabulüne göre çatışma sırasında zırhlı araçlardan inen asker olmamış, sanık ... çatışmayı aracının yanında, ayakta izlemiştir. İstanbul ilinde darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne mensup ve girişimde öncü konumda bulunan subaylar tarafından oluşturulan Yurtta sulh biziz isimli WhatsApp grubuna dâhil olan Yüzbaşı ... gruba saat 23.34'te darbe girişimine karşı çıkanlara ateş açtığını ve yaralıların olduğunu belirten bir mesaj yazmıştır. Çatışmadan sonra yoluna devam eden birlik, bina güvenlik kamera saati olan 23.55 civarında (güvenlik kamera saatinin gerçek zamandan birkaç dakika ileri olduğu değerlendirilmektedir) binaya ulaşmıştır. 2-... A.Ş'ye ait hizmet binasının kuşatılması Telekom çalışanları binadaki güvenlik görevlileri tarafından darbe girişimi öğrenildikten sonra tahliye edilmiş olup askerî birliğin binaya geldiği saat 23.45 sıralarında binada yalnızca altı güvenlik görevlisi yer almıştır. Anılan güvenlik görevlileri ..., ..., ..., ..., ... ve ...'dür. Yüzbaşı ... güvenlik görevlilerine Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yönetime el koyduklarını ve binanın içine girerek orada beklemeleri gerektiğini söylemiştir. Durumu sorgulamak isteyen güvenlik görevlileri Yüzbaşı ... tarafından silah gösterilerek tehdit edilmiştir. Güvenlik görevlileri, Clio marka askerî plakalı aracı içeri almış, gelişen durum karşısında herhangi bir direniş göstermeden binayı askerî birliğe teslim ederek bina içinde bulunan güvenlik odasına girmişlerdir. Güvenlik görevlilerinin silahları Teğmen ... tarafından toplanarak Clio marka araca konulmuştur. Dosyada mevcut kamera görüntüleri, şikâyetçi ve sanık beyanlarına göre inceleme kapsamında yer alan sanık erbaş ve erlerden ... haricinde kalan diğer tüm erbaş ve erlerin, güvenlik görevlilerinin silahlarının teslim alınarak binanın içinde kalmaya zorlanmaları şeklinde gerçekleşen eyleme şahit olmadıkları ve görevlilere karşı herhangi bir eylemlerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yüzbaşı ... binanın çevresinde dört bölge belirlemiş ve birliklerin bu bölgelere yerleşmesini emretmiştir. İlk çeyrek saat geçtikten sonra yavaş yavaş araçlarından inen askerler dört manga hâlinde dört bölgeye yerleşmişlerdir. Binanın arka bahçesine Uzman Çavuş ...'a bağlı olan sanık askerler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yerleşmişlerdir. Geldikleri zırhlı araç bu alana park edilmiştir. Gece boyu burada vatandaş ya da polisle karşılaşmadıklarını beyan eden askerler, bulundukları yerden ön bölgede gerçekleşen olayları görme imkânına da sahip olmamışlardır. Ön aşağı bölgeye Astsubay ... ve Uzman Çavuş ...'ın bulundukları araçla gelen mangadaki askerler yerleştirilmişlerdir. Söz konusu askerler ..., ..., ..., ..., ... ve ...'dur. Astsubay ... ve Uzman Çavuş ... ise ön orta bölgede kalmışlardır. İlk Derece Mahkemesi kararında belirtildiği üzere bu bölgede görece erken bir zaman diliminde protestolar başladığından Yüzbaşı ... ve Teğmen ... bu bölgeyi bizzat kontrol etmişlerdir. Sanık ... de çoğunlukla bu bölgede yer almıştır. Ön orta bölgede Astsubay ... ve Uzman Çavuş ...'ın yanı sıra Uzman Çavuşlar ... ve ... yer almışlardır. İki zırhlı araç bu bölgede bulunduğundan ve rütbeli askerler araçlardaki silahlardan sorumlu olduklarından belirtilen şekilde konumlanıldığı anlaşılmıştır. Bu bölgede sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... bulunmuşlardır. Ön yukarı bölgeye ise Uzman Çavuş ... ve mangası yerleşmişlerdir. Bu mangadaki askerler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'tır. Bahse konu bölgede yer alan ve bütün gece bulunduğu zırhlı araçtan hiç dışarı çıkmayan sanık ..., hakkında açılan davalardan beraat etmiş ve bu hükümler kesinleşmiştir. Gecenin ilerleyen saatlerinde güvenlik görevlileriyle olup bitenler hakkında konuşmak amacıyla binaya giren astsubay ve uzman çavuşlar haricinde diğer darbeci subaylar tarafından binaya girilmemiş ve bina içinde herhangi bir faaliyette bulunulmamıştır. Birlikte yer alan astsubay, uzman çavuş ve erlerin kışladan çıktıkları saat 22.45 sıralarında darbe girişiminden haberdar olmadıkları anlaşılmıştır. Kendilerine yapılan bilgilendirmeler çerçevesinde bazı askerlerin Tugayın içinde tatbikat yapılacağını düşündükleri, bazılarının ise Gülsuyu ve Sultanbeyli tarafından Tugaya yapılacak bir terör saldırısına karşı önlem alınacağını düşündükleri ortaya konulmuştur. İki ayrı bölükten gelen askerler arasında Keşif Bölüğü askerleri terör saldırısına önlem alınacağını zannetmişlerdir. Darbe girişimini önceden planlayan subaylar arasında yer alan Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı ..., 13.07.2016 tarihinde Tugayda yapılan darbe toplantısında askerlerin hangi bahaneyle kışladan çıkartılacakları hususunda yapılan tartışma sonucunda karara bağlandığı üzere dışarı çıkacak birlik komutanlarına terör tehdidinden söz etmiştir. Bazı askerler, bu bilgiden haberdar olunmadığı için tatbikat yapacakları düşüncesiyle zırhlı araçlara bindirilmiş ve kışladan dışarı çıkarılmışlardır. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü subaylar arasında geniş kadrolaşsa da bu durum Türk Silahlı Kuvvetlerinin alt rütbelerinde, subaylara oranla daha sınırlı olarak görülmüştür. Erbaş ve erler arasında ise hiç kadrolaşma bulunmaması nedeniyle terör örgütünün darbe girişimini terör saldırılarına yönelik bir önlem bahanesi altında gerçekleştirmeye çalışmasının bilinçli bir tercih olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle 13.07.2016 günü Tugayda yapılan toplantıda alınan karar çerçevesinde birlikler terör saldırılarına yönelik olarak düşünülen bir önlem bahanesiyle kışladan çıkarılmışlardır. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca 15.07.2016 günü gerçekleştirilen askerî darbe girişiminin ilk saatlerinde yaşanan bilgi kirliliğini ortadan kaldırarak kamuoyunu girişim hakkında resmî olarak bilgilendiren ilk açıklama Başbakan ... tarafından saat 23.02'de ... televizyonu canlı yayınında yapılmıştır. Başbakan ..., bu açıklamasında, darbe girişimine karşı güvenlik güçlerine gerekli talimatların verildiğini ifade etmiştir. Açıklama TV, Radyo ve internet sitelerinde yer bulmuş, darbe girişimiyle ilgili yapılan soruşturmalarda elde edilen delillere göre subay, astsubay ve uzman çavuşların telefon haberleşme programlarında paylaşılmıştır. Böylece saat 23.00'ten itibaren kamuoyu ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları darbe girişiminden haberdar olmaya başlamışlardır. Saat 00.05'te ... televizyonunda darbeci subayların zorlamasıyla darbe bildirisi okunmuştur. Saat 00.30 sıralarında ise Cumhurbaşkanı ... ... canlı yayınında halkı kendileriyle birlikte darbe girişimine karşı durmaya davet etmiştir. Bu açıklama, vatandaşların daha büyük topluluklar oluşturarak sokağa çıkmalarını sağlamıştır. Kışladan çıkarıldıkları saat diliminde darbe girişiminden haberi bulunmayan askerler girişime ilişkin ilk bilgileri saat 00.00'dan sonra almaya başlamışlardır. Sanık ... saat 23.54'te ağabeyiyle yaptığı telefon konuşmasında köprüye çıkan askerler hakkında konuştuklarını ifade etmiştir. Birlik henüz dışarıda konumlanmaya başladığı anda Astsubay ..., Uzman Çavuş ...'a Cumhurbaşkanının gözaltına alındığına ilişkin bir haber göstermiş, sanık ... da bu haberi gördüğünü ifade etmiştir. Astsubay ... ve Uzman Çavuş ... ise haberin Genelkurmay Başkanını konu aldığını beyan etmişlerdir. Saat 00.01'de eşine gelişmelerden bilgisi olup olmadığını soran Uzman Çavuş ..., böylelikle darbe girişimiyle ilgili haberleri öğrenmiş, yazılı telefon mesajı içeriğinden anlaşıldığına göre Uzman Çavuş ... eşinin ilettiği darbe girişimine ilişkin haberleri şaşkınlıkla karşılamıştır. Ön bölgede bulunan askerlerin aksine cep telefonlarını daha rahat bir şekilde kullanabildikleri anlaşılan arka bölgedeki askerlerden sanık ...'in saat 00.20 ve devamında farklı kişilerle gerçekleştirdiği ve darbe girişimini konu alan çok sayıda telefon mesajı görülmüştür. Yine aynı zaman diliminde sanık erlerden ..., ağabeyiyle darbe girişimi hakkında konuşmalar yapmıştır. Arka bölgede yer alan askerlerden sanık er ... de saat 02.00 sıralarında er ...'un telefonu aracılığıyla babasıyla darbe girişimi hakkında konuşmuştur. Böylece sanık erler arasında yalnızca arka bölgede bulunan az sayıda askerin bölgeye konumlandıktan sonra darbe girişimini öğrenebildikleri belirlenmiştir. Ön bölgede üç grup hâlinde konumlanan askerlere hitaben Yüzbaşı ... tarafından; bir terör saldırısını önlemek için bölgeye geldikleri, canlı bomba ya da bomba yüklü araçla saldırı yapılabileceği, bölgeye provokatör grupların gelebileceği, bunların içinde canlı bombaların olabileceği, yaklaşan kişileri engellemek için önce havaya, sonra ayağa ve daha sonra ise şahsa doğrudan ateş edilebileceği ifade edilmiştir. Güvenlik kamera kaydına göre saat 00.10'dan itibaren sanık erlerden ... ve ..., ön orta bölgede trafiği keserek araçları Çamlıca Lisesi tarafına yönlendirmişlerdir. Birlik, binanın girişine yaklaşılmasını engellemeyi amaçlamıştır. Ön aşağı bölgede ise gelen araçlar doğrudan geri çevrilmiştir. Ön yukarı bölgede, ilk anlarda trafiğe müdahale edilmemiştir. Ön aşağı bölgede terör saldırısı beklentisi içinde olan ve henüz girişimden haberi bulunmayan askerlerin bazı vatandaşların çantalarını aradıkları, sanıkların ilk saat dilimi içinde terör eylemlerine yönelik olarak bölgeye geldiklerini düşünen vatandaşların kendilerine sevgi gösterilerinde bulunduklarını ifade etmişlerdir. Sanık savunmalarına göre vatandaşların bu olumlu tutumu askerlerde bir terör eylemini önlemek için bölgeye getirildiklerine ilişkin düşüncenin pekişmesine yol açmıştır. İlk Derece Mahkemesinin kararında "kafeler bölgesi" olarak adlandırılan ön aşağı bölgede bulunan kafelerdeki bazı vatandaşlar ise darbe girişimine karşı çıkarak birliğin başında bulunan Yüzbaşı ...'e tepki göstermiş, bu tepkilere karşı Yüzbaşı ... elindeki tüfekle havaya ateş açarak karşılık vermiştir. Tanık beyanlarından anlaşıldığına göre Yüzbaşı ... saat 00.30'dan itibaren bireysel olarak girişime karşı çıkan vatandaşları uzaklaştırmak için havaya ateş açmaya başlamıştır. 3-... binası çevresinde gerçekleştirilen kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama eylemleri; a) Maktul ...'ın öldürülmesi; Üsküdar İlçesi ... Mahallesi Muhtarı olarak görev yapan maktul ..., girişimi televizyondan öğrenmiş, gelen bir telefon üzerine evinden çıkmıştır. Olay yerine gelen ... ön aşağı bölgede güvenlik çemberi oluşturan askerlerle karşılaşmıştır. 00.30'dan sonra bölgeye girişimi protesto eden vatandaşlar gelmeye başlamışlardır. Katılan ..., bu bölgeye gelen vatandaşları uzaklaştırmaya çalışan Teğmen ...'a "Darbe mi yapıyorsunuz?" şeklinde sorduğu soruya olumlu yanıt almış, bunun üzerine Teğmen ...'ı girişimden vazgeçirmeye çalışmıştır. Yüzbaşı ...'in havaya ateş ettiğini gören muhtar ... vatandaşların zarar görmesinden endişe etmiş, Teğmen ...'dan Yüzbaşı ...'i sakinleştirmesini istemiştir. Oluşa dair farklı anlatımlar bulunsa da ortak anlatıma göre Yüzbaşı ..., Teğmen ...'a muhtar ...'la konuştuğu için kızmıştır. Muhtar ... konuşmaya dâhil olmuş ve kendini tanıtarak Yüzbaşı ...'den olup bitenler hakkında açıklama istemiş, Yüzbaşı ... ise ...'ı terslemiş ve sert bir ifadeyle bölgeden uzaklaşmasını istemiştir. Bunun üzerine ... mahallenin muhtarı olduğunu ifade etmiş ve askerlerin bölgeden gitmesini istemiştir. Yüzbaşı ... bu tavır üzerine yakın mesafeden ...'ın göğsüne bir el ateş etmiştir. Aldığı kurşun yarasıyla arkasını dönerek birkaç adım atabilen ... çok fazla ilerleyemeden yere düşmüştür. Yüzbaşı ...'in bu eyleminin, çevresinde bulunan Teğmen ... da dâhil tüm askerlerde ve girişimi protesto eden vatandaşlarda büyük bir şaşkınlığa yol açtığı, herkesin şok ve korku içerisinde etrafa dağıldığı, olay anını açıkça gösteren dosyada mevcut amatör kamera kaydından anlaşılmıştır. Yüzbaşı ..., Teğmen ...'a "İşte, yapacağın bu!" diyerek yurttaşlara ateş açmasını istemiştir. Olayın hemen akabinde Teğmen ... da tabancasıyla havaya ateş açmış, açılan ateşler sonucu vatandaşlar bölgeden uzaklaşmış, katılan ... de açılan bu ateş sonucu bacağından yaralanmıştır. Ön aşağı bölge askerlerinin tamamı olaya tanık olmuştur. Erler ... ve ... ağlamaklı şekilde duvar dibine çöktüklerini beyan etmişlerdir. Mahalle muhtarı olduğunu söyleyen ve sakin şekilde konuşma yapan silahsız bir kişinin yakın mesafeden acımasızca vurulması, böyle bir olayı beklemediği anlaşılan askerlerde korku ve paniğe sebep olmuş, askerler bu durumu kendilerine tevdi edilen görevle de bağdaştıramamıştır. İlk anın şoku atlatıldıktan sonra sanık ... saat 00.53'te ambulansı aramış, birkaç aramadan sonra ulaşabildiği operatörden bölgeye ambulans göndermesini istemiş, İstanbul ilini bilmediğinden Teğmen ...'ın yardımıyla bulundukları bölgeyi tarif edebilmiştir. Teğmen ... yaşanan olay üzerine vatandaşlara karşı öncesine göre daha sert bir tutum almış, tabancayla havaya ve araçları hedef alarak ateş açmış, mermisi biten silahı sanık ...'a teslim etmiştir. Bu tabancanın polis memuru ...'den gasp edilen tabanca olduğu ve sanık ...'dan askerleri teslim alan polislerce ele geçirildiği anlaşılmıştır. Yüzbaşı ... de, ilk şoku atlattıktan sonra bölgeye dönerek protestoya devam eden ve muhtar ...'ı hastaneye götürmek isteyen kalabalığı uzaklaştırmak için ateş açmaya devam etmiştir. İtiraza konu sanık erlerin, muhtar ...'ı hastaneye götürmek isteyen vatandaşları engellemeye dönük bir davranışına ilişkin herhangi bir delil mevcut olmayıp bu husustaki tanık anlatımlarında Yüzbaşı ... ve Teğmen ...'ın isimleri geçmiştir. Özel Daire tarafından İlk Derece Mahkemesince itiraza konu askerler hakkında maktul ...'a yönelik eylem nedeniyle kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, dosyada bulunan delil ve anlatımlara uygun şekilde eylemin Yüzbaşı ... tarafından tek başına gerçekleştirildiği düşüncesiyle bozulmasına karar verildiği ve bu hususun itiraz kapsamında bulunmadığı, hülasa Özel Dairenin de erlerin maktul muhtara tıbbi yardımı engellediklerine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünü yerinde bulmadığı anlaşılmaktadır. Maktul ...'ın yaralı şekilde yatarken bölgeye gelen ve doktor olduğunu ifade eden bir vatandaşın ısrarı sonucu sanık ... tarafından bir arabaya bindirilerek hastaneye gönderildiği, bu sırada Yüzbaşı ...'in bölgede bulunmadığı anlaşılmıştır. b) Maktul ...'nun öldürülmesi; ... Caddesi boyunca .../Telekom binasını çevreleyecek şekilde yerleşen askerî birlik, darbe girişiminden erken saatlerden itibaren haberdar olan vatandaşların bireysel protestolarıyla karşılaşmış, girişimden haberdar olmayan bazı vatandaşlar ise birliğe sevinç gösterilerinde bulunmuşlardır. İlerleyen saatlerde ise çok sayıda vatandaş girişime karşı sokağa çıkmış, sayısı gittikçe artan kalabalık gruplar oluşturmuşlardır. ... Caddesinde vatandaşlar ön yukarı bölgede yoğunlaşmışlar, Üsküdar Kısıklı semtinden bölgeye yoğun bir vatandaş akımı yaşanmıştır. Semt sakini ... da bölgeye gelenler arasındadır. Arkadaşları ... ve ... ile birlikte araçlarını bölgeye yakın bir sokağa bıraktıktan sonra birlikte Uzman Çavuş ...'ın mangasının yanından geçerek herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan ön orta bölgeye doğru ilerlemeye başlamışlardır. Tanık anlatımlarına göre ... ilerlediği sırada darbe girişimini ve girişimi gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünü yüksek sesle protesto etmiş ve askerleri girişime son vermeye çağırmıştır. Er ...'tan Yüzbaşı ...'in silahsız ve sivil bir kişiyi acımasızca vurduğunu henüz öğrenen Uzman Çavuş ..., ...'na "Gelme, gelme!" diyerek seslenmiş ve onu tutarak engellemeye çalışmıştır. Vatandaşlara ateş açılması emrini veren ve durumu geriden takip eden Yüzbaşı ... "..., neden vurmuyorsun?" şeklinde bağırmıştır. Bu emir üzerine Yüzbaşı'ya dönen ... kollarını sallayarak "Vuracaksan beni vur!'' şeklinde karşılık vermiştir. Yüzbaşı ... yakın mesafeden ...'nun karın bölgesine elindeki tüfekle bir el ateş etmiştir. Yaralanan ... yere düşmüş, aynı anda bölgedeki askerlerin bazıları tüfekleriyle havaya ateş açmaya başlamışlar, bunun üzerine ...'nun arkadaşları bölgeden uzaklaşmışlardır. Bina güvenlik kamera saatine göre olay saat 01.21'de yaşanmıştır. Ön orta bölgede bulunan askerlerin yanı sıra ön yukarı bölgedeki tüm askerler olaya tanık olmuşlardır. ... yerde yaralı vaziyette yatarken askerlerce yol kenarına taşınmıştır. Bu sırada arkadaşı onu aramış, maktul ... arkadaşına yaralandığını ve ölmek üzere olduğunu söylemiştir. Teğmen ... maktulün yaralı vaziyette yattığını görmüştür. Maktul ... için çağrılan ancak ... hastaneye vatandaşlarca götürüldüğünden olay yerine yönlendirilen ambulans ...'nu saat 01.38'de olay yerinden alarak hastaneye götürmüş ise de kurtarılamayan semt sakini ... hastanede hayatını kaybetmiştir. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince itiraza konu sanık erler hakkında bu olay nedeniyle kasten öldürme suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise de Özel Daire tarafından eylemin Yüzbaşı ... tarafından tek başına gerçekleştirildiği gerekçesiyle bu hükümler bozulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu hususa bir itirazı olmamıştır. Dosya içerisinde itiraz kapsamındaki askerlerin maktul ...'na tıbbi yardımı engellediklerine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Keşif Bölük Komutan Vekili Teğmen ... bu olaydan sonra olay yerini terk etmeye karar vermiştir. Önce olay yerine yakın bir kafeye giren ... burada bir vatandaşın telefonundan ağabeyini aramış ve yardım istemiştir. Ağabeyi, intihar etmeyi düşünen ve dinlenen tanık beyanlarına göre korku içinde olan ...'a olay yerine göndereceği bir tanıdığı vasıtasıyla onu bölgeden aldıracağını ve uzaklaştıracağını söylemiştir. Kafeden dışarı çıktıktan sonra darbe girişimine karşı çıkmak amacıyla sokağa çıkan vatandaşlardan birinin aracıyla olay yerinden uzaklaşan Teğmen ..., bilahare ağabeyinin olay yerine gönderdiği başka bir araçla semti terk etmiştir. 16.07.2016 günü birliğine dönen ve bir gün burada görev yapan Teğmen ... ertesi gün polise teslim olmuş ve tutuklanmıştır. Teğmen ...'ın henüz iki yıldır görevde bulunduğu ve yargılama aşamasında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle bağlantısına dair bazı delillerin elde edildiği anlaşılmıştır. Teğmen ...'ın olay yerinden kaçarken henüz darbe girişiminden haberi bulunmayan askerlerine girişimden bahsetmediği, tek düşüncesinin Yüzbaşı ... tarafından fark edilmeden olay yerinden uzaklaşmak olduğu anlaşılmaktadır. Teğmen ... olay yerinden kaçtıktan sonra ön orta bölgede iki kasten öldürme eylemi yaşanmıştır. c) Maktul ...'in öldürülmesi; Maktul ... darbe girişimi üzerine evinden çıkmış, arkadaşları olan tanıklar ... ve ... ile katılan ...'la birlikte otomobille önce Cumhurbaşkanı ...'ın konutunun bulunduğu Üsküdar ilçesi, Kısıklı semtine gitmiştir. Burada çok sayıda vatandaşın konutu korumak üzere toplandıklarını görmüşlerdir. Semte geldiklerinde vatandaşlardan ve polislerden darbecilerin .../Telekom binasına geldiklerini ve iletişimi kesmeyi amaçladıklarını öğrenmişlerdir. Yanlarına aldıkları kimliği belirlenemeyen beşinci bir vatandaşla birlikte yine otomobille ... Caddesine yönelmişlerdir. Kısıklı'dan ...'e aynı düşünceyle yönelen çok sayıda vatandaş araçlarla ve yaya hâlde bölgeye hareket etmişlerdir. Araçlarla ilerleyen vatandaşlar araç lambalarını yakarak ve kornalara basarak girişime karşı çıktıklarını belli edecek şekilde etrafı askerlerce çevrilen binanın civarına gelmişlerdir. Tanık ... ön yukarı bölgede askerleri vatandaşa ateş etmemeleri konusunda uyardıktan sonra havaya açılan ateş nedeniyle yoluna devam etmek durumunda kalmıştır. Birkaç dakika sonra ise bölgeye maktul ...'in içinde bulunduğu araç ulaşmıştır. Tanık ...'in kullandığı aracın ön yolcu koltuğunda katılan ..., arka sol koltukta maktul ..., yanında kimliği bilinmeyen vatandaş, arka sağ koltukta ise tanık ... bulunmaktadır. Araç Çamlıca Lisesine doğru döneceği sırada önünde duran bir araç nedeniyle durmak zorunda kalmıştır. Bu anda aracın ön ve arka sağ koltuklarında oturan katılan ... ve tanık ... araçtan yarı bellerine kadar sarkarak girişimi protesto etmeye başlamışlardır. Orta bölgede bulunan er ve rütbelilere hitap eden maktul ... de girişimi protesto etmeye başlamıştır. Bölgeye yakın konumda bulunan ve protestoyu duyan Yüzbaşı ... "Ateş ateş!" şeklinde bağırmıştır. Görüntülere göre bu emir üzerinde bir anda konvoya dikkat kesilen askerler tüfekle havaya ateş etmeye başlamışlardır. Çok sayıda tüfekten aynı anda ateş açıldığını gören maktul ve arkadaşları olay yerinden ayrılmak istemişlerdir. Bu sırada Yüzbaşı ... maktulün içinde bulunduğu araca nişan almaya başlamış, tüfeğini hedefe doğru araç bölgeden ayrılana kadar tutmaya devam etmiş ve olay başından sonuna kadar güvenlik kameraları tarafından kayıt altına alınmıştır. Araç saat 01.54'te orta bölgeden ayrılmak üzere iken maktul ...'in sol gözünün altınından giren kurşun başının arka kısmında geniş bir çıkış deliği yaratarak çıkmış, maktulün yanında oturan tanığın kolunu sıyırarak ön sağ koltukta araçtan sarkar vaziyette girişimi protesto eden katılan ...'in kasığından girerek alt batın kısmından çıkmıştır. Bu mermi çekirdeğinin aracı terk ettiği anlaşılmış, zira araçta yapılan aramada bulunamamıştır. ... kurşunun başında yarattığı harabiyet nedeniyle olay anında hayatını kaybetmiştir. Katılan ... ise kasık damarlarını parçalayan kurşun nedeniyle ağır yaralanmıştır. Her ne kadar katılan ve tanık atışın bölgede bulunan binaların üst katlarında konumlanan bir keskin nişancı tarafından yukarı bir açıdan yapıldığına dair tahminlerini beyan etmiş iseler de elde edilen delil ve beyanlara göre bölgede bir keskin nişancı bulunmadığı (bu hususa dair anılan olay haricinde sanıklar ve tanıklarca verilmiş başka bir anlatım da bulunmamaktadır) maktulün ölümüne ve katılanın yaralanmasına sebebiyet veren atışın olay anında araca nişan alan Yüzbaşı ... tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Zira diğer tüm askerlerin havaya ateş ettikleri hem görüntülerden hem de aynı yöndeki tanık beyanlarından açıkça anlaşılmaktadır. Yüzbaşı ...'in olay anında bölgede bulunmadığına ilişkin mahkeme kabulü ise dosya içindeki delillerle uyuşmamaktadır. d) Maktul ...'in öldürülmesi; ..., maktul öldürüldükten iki dakika sonra ön orta bölgeye kurum servis şoförü ...'in kullandığı servis aracı gelmiştir. Araçta ön yolcu koltuğunda Telekom binasında güvenlik şefi olarak çalışan katılan ... da bulunmaktadır. Bu olay da önceki olay gibi güvenlik kamera kayıtlarına yansımıştır. Araç, konvoydaki diğer tüm araçlar gibi lambalarını yakmış, kornaya basarak caddede ilerlemiş ve araçları yönlendiren askerlerin bulunduğu kavşağa gelmiştir. Bu sırada Yüzbaşı ... "Bomba yüklü araç!" diye bağırmıştır. Rütbeli ve rütbesiz sanıkların ifadelerinde yer alan bu sesleniş, dağınık ve ilgisiz vaziyette duran askerlerin aniden yukarıdan gelen araca dönerek hedef gözetmeye başlamalarından da anlaşılmaktadır. İlerleyen birkaç saniye içinde Yüzbaşı ...'in diz çökerek araca doğru nişan aldığı ve ateş ettiği, aracın, adı geçenin karşısına denk gelen şoför mahallindeki kurşun deliklerinden anlaşılırken, aracın sol tarafındaki kurşun deliğinin ise bu bölgeye doğru ateş ettiği görüntülerden açıkça anlaşılan Uzman Çavuş ...'in silahından çıkan kurşun tarafından oluştuğu değerlendirilmektedir. Sanıklar ... ve ...'ın araca dikkat kesilseler de ateş etmedikleri görülmektedir. Kamera açısı dışında bulunan sanık erler ... ve ...'ün ise olay anında havaya ateş ettiklerini ileri sürmüş olup, savunmalarının aksine dosyaya herhangi bir delil yansımamıştır. Yüzbaşı ...'in bulunduğu ve tüfeğini doğrulttuğu yerin tam karşısındaki maktul ..., boynunun sol yanından girip sağ köprücük kemiğinden çıkan mermiyle hayatını kaybetmiştir. Şoför koltuğuna doğru yapılan bu atışlar arka camı da kırarak araçtan çıkmıştır. Katılan ...'un oturduğu koltuğa doğru da bir el ateş edildiği sonucuna, bu koltuğun önündeki camda bulunan kurşun giriş deliği nedeniyle ulaşılabilmektedir. Yüzbaşı ... tarafından yapıldığı anlaşılan bu atış, katılan ...'a isabet etmemiştir. Maktul ..., muhtemelen atışlardan kaçınmak için arkasını döndüğü sırada boynundan vurulmuş, boynunu tutarak ayağa kalkmış, araçtan çıkmaya çalışırken aracın içine düşerek olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Araç durduktan kısa bir süre sonra araçtan elleri havada inen katılan ... askerlerden ateş etmemelerini istemiştir. Katılanın tam karşısında sanık er ... bulunmakta olup katılana olay yerinden ayrılmasını söylemiştir. Sanık ... maktul ...'i işaret eden ve tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu bildiren katılan ...'a "Git, yoksa sıra sana gelecek!" şeklinde cevap vermiştir. Askerler tarafından durdurulan bir taksiye binen katılan ... herhangi bir yara almadan olay yerinden bu şekilde ayrılmak zorunda kalmıştır. Olaydan sonra Uzman Çavuş ... Yüzbaşı ...'e araçta yer alan kurşun deliklerinden birinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüş, sanık er ... ise Uzman Çavuş ...'in Yüzbaşı ...'e şoförü kendisinin vurduğunu söylediğini duyduğunu beyan etmiştir. Olaydan sonra maktul ...'in içinde bulunduğu minibüs sanık er ... tarafından ön yukarı bölgeye araç trafiğini engellemek amacıyla çekilmiş, maktul, sabah olay yerine gelen vatandaşlarca araç içinde bulunmuştur. Ön orta mevzide itiraza konu sanıkların herhangi bir ölüm ya da yaralanmaya sebebiyet vermedikleri bu şekilde anlaşılmış olup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin aksi yöndeki kabulünün dosyadaki delillere uygun bulunmadığı belirlenmiştir. e) Maktul ...'in öldürülmesi; Üsküdar, Kısıklı semtinden Telekom binasını işgal eden darbeci birliği protesto etmek amacıyla gelen vatandaşlar, semtte oturan vatandaşların da kendilerine katılmasıyla kalabalık bir grup oluşturmuşlardır. Maktul ... de bu amaçla sokağa inen semt sakinleri arasında yer almakta olup bir süre protestoda bulunmuş, askerlerin havaya ve vatandaşlara doğru ateş ettiklerini gördükten sonra ailesini arayarak sokağa çıkmamalarını istemiştir. Maktul ...'nun öldürülmesine yönelik eyleme şahit olan ön yukarı bölge mangasındaki askerler, o andan sonra yukarıdan aşağıya inmeye çalışan araç ve yayalara karşı onları caydırmak amacıyla havaya ateş açmaya başlamışlardır. Vatandaşlarla yer yer diyaloglara giren ve henüz darbe girişiminden haberleri bulunmadığını savunan askerler ısrarla bağırarak kimsenin aşağıya doğru inmemesini istemişlerdir. Mağdur, katılan ve tanık beyanları, güvenlik kamera kayıtları ile dosyaya bilahare sunulan amatör kamera kayıtlarına göre saat 01.50 sıralarında elinde Türk bayrağı taşıyarak ve tekbir getirerek aşağıya inen katılan ..., kimliği belirlenemeyen bir asker tarafından ayağından vurulmuştur. Bazı sanık askerler bu atışın Yüzbaşı tarafından yapıldığını beyan etmişler, güvenlik kamera ve amatör kamera kayıtlarına göre ise Yüzbaşı ...'in olay anında ön orta bölgede bulunduğu (olay yerine nispeten uzak ancak yine de tüfeğin etkili menzili içinde yer aldığı) tespit edilmiştir. Olaya ilişkin altı dakika kırk yedi saniyelik amatör kamera kaydı duruşmalar sırasında izlenerek usulünce tartışılmıştır. Kayda göre kimliği bilinmeyen bir askerin sert ifadelerle kendilerini protesto eden kalabalığa doğru "Teröristsiniz oğlum teröristsiniz!" şeklinde bağırmaktadır. Ön yukarı bölgede protestoların arttığını gören Yüzbaşı ..., yaralı vaziyetteki katılan ...'in başındaki kalabalığın önüne gelerek küfür etmiş, yaralıyı taşırken acele etmelerini istemiş ve kendisine cevap veren vatandaşlara bir el ateş açmıştır. Yüzbaşı ... askerlere uçaksavarın çalışıp çalışmadığını sormuş, muhtemelen uçarsavarla yapılacak bir atışa mani olmak isteyen askerlerden olumsuz yanıt almıştır. Askerlere kalabalığın üzerine doğrudan ateş etmeleri emrini vermiştir. Amatör kamera kaydını çeken aile üyeleri bu emir üzerine dehşete kapılmış ve kendileri açısından daha güvenli ancak oldukça kısıtlı bir açıdan kaydı çekmeye devam etmişlerdir. Yüzbaşı ...'in bir süre bekledikten sonra iki el ateş ettiği ve dokuz saniye sonra arkasında olduğu anlaşılan ancak kimler ve kaç kişi oldukları anlaşılmayan askerlerin de onun emriyle hangi yöne doğru olduğu anlaşılamayacak şekilde toplam beş el ateş ettikleri belirlenmiştir. Henüz atışlar başlamadan önce kimliği belirlenemeyen bir kadına ait gittikçe yükselen bir sesin duyulduğu yine kayıttan anlaşılmaktadır. Bu kadının sesini ve çocuğuna ilişkin durumunun feryadını kalabalığın "Terörist ve provokatör" olduğu iddiasıyla bağdaştırmayan bir askerin ifade ettiği tereddütleri Yüzbaşı ... tarafından "Getirmesin çocuğunu buraya, benim çocuğum evde!" ifadeleriyle gidermeye çalışmıştır. Kaydın sonunda kimliği belirlenemeyen bir asker "... sen de vurdun mu?" şeklindeki sorusuna karşı taraftan olumlu cevap alamamış ve kayıt bu şekilde sona ermiştir. Yukarıda açıklanan kayıtla aynı anlarda çekilen iki dakika on altı saniyelik ikinci amatör kamera kaydı da dosyaya ibraz edilmiş, duruşmalarda izlenmiş ve usulünce tartışılmıştır. Yüzbaşı ...'in ateş açtığı bölgede bulunan ve yaşananları sosyal medya aracılığıyla duyurmayı amaçlayan bir protestocu vatandaş tarafından çekilen kaydın başında askerlerin hedef gözeterek atış yaptıkları ve yaralı vatandaşların bulunduğu ifade edilmektedir. Ayağından yaralanan katılan ...'ın çevrede bulunan vatandaşlarca hastaneye götürülmek üzere bir arabaya bindirilmeye çalışıldığı görüntülere yansımıştır. Dehşet ve panik içindeki vatandaşların üzerlerine önce iki el ateş edildiği duyulmaktadır. İlk iki atışın Yüzbaşı ... tarafından yapıldığı, sonraki beş adet atışın ise askerler tarafından gerçekleştiği, göğsünü tutarak kanlar içinde yere düşen maktul ...'in sanık erler henüz ateş etmeye başlamadan ... tarafından yapılan iki atış sonucu vurulduğu kayıtta görülmektedir. Her iki kayıt birlikte izlendiğinde ... tarafından yapılan ilk iki atış kesildikten tam dokuz saniye sonra askerlerin atışa başladıkları duyulmakta, maktul ...'in söz konusu atışlar başlamadan önce göğsünü tutarak yere düştüğü görülmektedir. Müdahale etmeye çalışan vatandaşlar maktulün vurulduğunu gördükten sonra dehşet içinde bağırarak uzaklaşmakta ve bu andan sonra kayıt kesilmektedir. Göğsünden tek kurşunla vurulan semt sakini ... kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Haklarında kurulan mahkûmiyet hükümleri itiraza konu edilen askerler arasında yer alan yukarı bölgedeki erler, vatandaşları hedef alarak ateş ettiklerini kesinlikle kabul etmemişlerdir. Mahkemece yapılan keşif sırasında dinlenen tanık ..., Yüzbaşı ...'in vatandaşları hedef alarak ateş ettiği bölgede olduğunu ifade etmiş ve kamera kaydında nereye ateş ettikleri tam olarak belirlenemeyen askerlerin halkın üzerine ateş etmediklerini, aksi hâlde insanlarla dolu caddede başka ölenlerin de olacağını ifade ederek askerlerin savunmalarını doğrulamıştır. Sanık ..., olay anında vatandaşların üzerine doğru ateş etmediğini savunmuştur. Sanıklar ... ve ..., Uzman Çavuş ...'in beyanlarının aksine kayıtlardaki seslerin kendilerine ait olmadığını belirtmişler, sanık ... ise olay anında elinde MG3 marka kullanmayı bilmediği tüfeğin olduğunu ileri sürülmüştür. Kamera kaydına göre maktul ...'in Yüzbaşı ... tarafından vurulduğu açık olduğu hâlde kim tarafından vurulduğunun anlaşılamadığı kanaatine varan İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararındaki kabulün bu yönüyle de dosyada mevcut delillerle uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. f) Maktul ...'ın öldürülmesi; Saat 02.30 sıralarında Uzman Çavuş ...'ın bulunduğu arka bölgeye gelen Yüzbaşı ..., buradaki on askerden dört tanesini ön bölgeye çekmiştir. Bu bölgedeki sanık erlerden ... ve ... yukarı bölgeye gönderilirken, ... ve ... ise aşağı bölgeye gönderilmişlerdir. Arka bölgede bulunan zırhlı araç ön yukarı bölgeye çekilmiş, maktul ...'in kullandığı aracın da söz konusu bölgeye çekilmesiyle birlikte bu yol araç trafiğine tamamen kapatılmıştır. Kendilerine MG3 marka tüfek verilen sanık erler ... ve ..., komutanlarının emriyle kullanmayı bilmedikleri bu silahları bırakıp, sanık ... ... ve sanık er ...'nın piyade tüfeklerini almışlardır. Beraat eden itiraz dışı sanık ... gibi sanık ...'nın da olay sırasında ateş etmediği anlaşılmaktadır. Ön yukarı bölgeye gelen sanık er ... "Terörist ve provokatörler" in üzerlerine ateş etmesini emreden Yüzbaşı ...'in emrine topluluktaki insanların "Sıradan halka" benzediğini söyleyerek karşı çıkmış, bunun üzerine Yüzbaşı ... tarafından ölümle tehdit edilmiştir. Bu tartışmaya yukarı bölgede bulunan askerler şahit olmuşlar, sanık er ... yine de halka ateş etmediğini öne sürmüştür. Bu bölgede görev yapan askerler orta bölgeden gelen Astsubay ... ve Uzman Çavuş ...'in zaman zaman bölgeye gelen Yüzbaşı ...'le birlikte halkın üzerine hedef alarak ateş ettiklerini belirtmişler, Astsubay ... ve Uzman Çavuş ... ise bu bölgede bulunan askerlerin, halkın üzerine hedef alarak ateş ettiklerini beyan etmişlerdir. Anılan bölgede görev yapan sanık askerler bu beyanları kabul etmemiş, Astsubay ... ve Uzman Çavuş ... ise hangi askerin halkın üzerine ateş ettiği hususunda açık isim vermemişlerdir. Askerlerin açtığı ateş sonucu ölen ve yaralılar bulunduğu hâlde darbe girişimine karşı çıkan vatandaşlar bütün gece bölgeyi terk etmemişlerdir. Ön aşağı bölgede de aynı şekilde protestolar devam etmiş, buraya motosikletle gelen katılan ... da darbe girişimine karşı çıkan vatandaşlara katılmış, Yüzbaşı ... tarafından hedef alınarak kolundan vurulmuş, bu sırada sanık er ...'nın "Abi kaç, seni öldürecek!" diyerek havaya ateş etmesi üzerine bölgeden uzaklaşmıştır. Ön aşağı bölgede bulunan katılan ... ön yukarı bölgedeki tanık ... gibi erlerin halka kesinlikle ateş etmediklerini beyan etmiştir. Olay yerine gelen bir polis aracının teröristlerce kullanıldığını söyleyen Yüzbaşı ... bu araca doğru ateş açmıştır. İstanbul ilinde darbe girişimini yönetmek üzere kurulan WhatsApp grubuna üye olan Yüzbaşı ...'in girişimle ilgili diğer birliklerin eylemlerini takip ettiği de belirlenmiştir. Bu gruptaki yazışmalarda darbeci birlik komutanları halkın protestoları nedeniyle amaçlarına ulaşamadıklarını haber vermekte, Yüzbaşı ... ise halkın üzerine acımasızca ateş edilmesi gerektiğini yazmakta ve kendi eylemlerinden bahsetmektedir. Darbe girişimine karşı koyan vatandaşların pek çok birliğe engel oldukları bu yazışmalardan anlaşılmaktadır. Darbecilerin kontrolünde bulunan savaş uçakları ... semtinin üzerinde alçak uçuşlar gerçekleştirmektedir. Saat 02.00'den sonraki zaman diliminde Astsubay ..., Uzman Çavuşlar ... ve ..., ... hizmet binasına girerek güvenlik odasında bulunan güvenlik görevlileriyle temas kurmuşlar, burada telefonlarını şarj etmişler ve darbe girişiminin akıbetini takip etmişlerdir. Rütbeli askerler binada tutulan güvenlik görevlilerine darbe girişiminden haberleri bulunmadığını ve terör saldırısı nedeniyle bölgeye getirildiklerini iddia etmişlerdir. Yüzbaşı ...'in isteği üzerine arka bölgeden ön bölgeye gelen sanık er ... 03.30 sıralarında ön aşağı bölgede bulunmaktadır. Sanık er ... orta bölgeden aşağı bölgeye kaydırılmıştır. Sanık er ... görev yeri olan ön aşağı bölgeyi terk ederek sanık er ...'la birlikte hizmet binası bahçesindeki nizamiyede bulunmaktadır. Sanık er ... ise sıklıkla bulunduğu aşağı bölgededir. Saat 03.30 sıralarında serbest meslek sahipleri maktul ... ve katılan ...'ün içinde bulundukları Ford marka araç ön aşağı bölgeye gelmiştir. Dosyada mevcut mağdur beyanları, sanık savunmaları ve birkaç saniye süren görüntü kaydı ile yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan anlaşıldığına göre; Ford marka ticari aracı sanık erler ... ve ... karşılamışlardır. Olaylar hakkında yaptıkları telefon görüşmelerinde askerlerin halka ateş açtığını öğrenen mağdurlar bunun üzerine bölgeden uzaklaşmak istemişlerdir. Arka tarafta bulunan askerlerin beyanına göre araç birden hızlanmış, bunun üzerine sanık er ..., hızlanan aracın ön camına doğru elinde bulunan ve güvenlikçilerden alınan Kırıkkale marka tabancalardan biriyle tabancadaki tüm kurşun bitene kadar arkaya arkaya ateş etmiştir. Aynı anda sanık er ... panikle önce havaya doğru, sonrasında yere doğru birkaç el ateş etmiştir. Sanık ... arabaya doğru ateş açmıştır. Diğer askerler ise korku içinde arkaya doğru kaçmışlardır. Araç, açılan ateşten sonra birkaç metre gidebilmiş ve sonrasında yol kenarında durmuştur. Olay anında bölgedeki kafelerin önünde bulunan Yüzbaşı ... koşarak gelmiş ve aracın arkasına nişan alarak ateş etmeye başlamıştır. Aracın ön yolcu koltuğunda bulunan maktul ..., sanık er ...'in ilk anda açtığı ateşle omzundan iki kurşunla vurulmuştur. Maktul ..., katılan ...'e "Buradan gidelim, bizi öldürecekler!" demiş, ancak bacağı isabet alan katılan ... ayağını hareket ettiremediğinden gaza basamadığını söylemiştir. ... eğilerek eliyle gaza basmak istemiş ise de başarılı olamamış, araçtan inerek "Biz Türk'üz, bize neden ateş ediyorsunuz?" diye bağırmıştır. Aracın arkasından ateş ederek gelen Yüzbaşı ..., ...'a "Bu saatte burada ne işin var?" dedikten sonra arka arkaya üç el ateş etmiş ve ... bu atışlar sonucu hayatını kaybetmiştir. Bir süre sonra araçtan inen ve sürünerek ilerlemeye çalışan katılan ...'ü gören sanık erler ... ve ..., Yüzbaşı ...'e "Burada yaralı bir kişi var!" demişler, Yüzbaşı ... ise onlara hitaben "Sıkın kafasına ölsün!" dedikten sonra bölgeden ayrılmıştır. Bu emri yerine getirmeyen askerlere seslenen bölgedeki vatandaşlar yaralıyı teslim almak istemişlerdir. Bu sırada katılan ... kan kaybından dolayı bilincini kaybetmek üzere iken kendisine yardım edilmesini istemiştir. Bu durum birkaç saniyelik görüntü kaydına yansımış, acı içinde kıvranan katılanın sesi bu kayıttan duyulmuştur. Bir süre tereddüt geçiren ve vatandaşların yaklaşmasına izin vermeyen sanık er ...'in canlı bombadan çekindiğini ifade etmesi üzerine giydiği tişörtü çıkartan bir vatandaş canlı bomba olmadığını söyleyerek olay yerine gelmiş, katılan ...'ü sürükleyerek askerlerin bulunduğu bölgeden uzaklaştırmış ve ilk yardımda bulunmuştur. Bacağında parçalı kırık bulunan ve aşırı kan kaybeden katılan ...'ün bacağı diz bölgesinden kesilmiştir. Olay sırasında adeta yaylım ateşe tutulan araçta otuz dört adet isabet izi ve on yedi adet mermi giriş çıkış deliği tespit edilmiştir. Yapılan kriminal inceleme sonucu araç içinde üç adet 7.62 mm çapında mermiye ait mermi gömlek parçaları tespit edilmiş, araca ateş eden askerler içinde yalnızca sanık er ...'ın 7.62 mm çapında mermi atabilen G-3 marka tüfek kullandığı anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında dosyada mevcut tüm beyanlar, ulaşılan deliller ve güvenlik kamera kayıtlarına göre darbe girişimine engel olmak amacıyla bölgeye gelen altı vatandaşın tamamının Yüzbaşı ... tarafından öldürüldüğü belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince altı katılana yönelik eylem nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Anılan katılanlar; maktul ...'ın kardeşi olan ..., maktul ... ile aynı araçta bulunan ve kendisinin de üzerine ateş açılmasına karşın isabet almayan ..., protesto sırasında kim tarafından vuruldukları belli olmayan ve göğsünden vurulan ..., yüzünden vurulan ..., maktul ...'in aracında bulunan ... ve aracına öldürme kastı anlaşılacak şekilde Yüzbaşı ... tarafından ateş açılmakla birlikte olaydan yara almadan kurtulan ...'tir. Olay sırasında katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e yönelik ateşli silahlarla gerçekleştirilen yaralama eylemlerinin, itiraza konu sanık erler tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir delil, beyan ya da tespit bulunmamaktadır. Ön yukarı bölgede bulunan askerlerin duruşmalarda alınan beyanlarında Uzman Çavuş ... ve Astsubay ...'ın Yüzbaşı ...'le birlikte burada toplanan kalabalığa ateş açtıklarını beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Sanık er ..., Uzman Çavuş ...'in bu bölgede halka ateş ettiğini ve "Birini vurdum, Allah affetsin!" dediğini iddia etmiş, Uzman Çavuş ...'ın da Yüzbaşı ...'in isteği üzerine kalabalığa doğru hedef gözeterek ateş ettiğine ilişkin yukarı bölge askerlerince istikrarlı beyanlarda bulunulmuştur. 4-Darbeci Yüzbaşı ...'in öldürülmesi ve birliğin teslim olması ...'ın hayatını kaybettiği, katılan ...'ün ise yaralandığı olay sırasında yaşananlar ve olay yerine gelen polis aracına Yüzbaşı ... tarafından ateş açılması vatandaşların devam eden protestolarıyla birleştiğinde sanık erlerde içinde bulundukları olaya ilişkin yaşadıkları tereddütlerin güçlenmesine neden olmuştur. Bina içinde bulunan güvenlik görevlilerinin kaldığı odadaki televizyondan darbe girişiminin gidişatını öğrenen keşif bölüğü rütbelileri ise kendilerine çıkış yolu aramaya başlamışlardır. Saat 04.30 sıralarında Bölük Astsubayı ..., telefonda görüştüğü Astsubay ...'tan Yüzbaşı ...'in askerlerine Cumhurbaşkanının darbeciler tarafından gözaltına alındığını söylediğini öğrenince telefona Yüzbaşı ...'i istemiş ve "Personelime Cumhurbaşkanının gözaltına alındığını söylüyorsunuz ama şu anda televizyonda açıklama yapıyor!" demiş, Yüzbaşı ... ise bunların yalan ve elektronik harp taktikleri olduğunu beyan etmiştir. Sanık ...'ın beyanlarına göre Yüzbaşı ... tereddütlerini gördüğü erleri, bulundukları bölgeyi savaş uçaklarına bombalatmakla tehdit etmiştir. Sanık erler ... ve ... telefonla ulaştıkları polis memurundan kendilerini kurtarmalarını talep etmişler polis memuru ise onlara bulundukları bölgede emniyet içinde kalmalarını tavsiye etmiştir. Arka bölgedeki askerler silahlarından şarjörlerini çıkarmışlar, yakın bir binanın balkonunda bulunan bölge sakininden polis çağırmasını istemişlerdir. Bazı askerler olaylardan uzak kalmak için zırhlı araçların içinde ya da Clio marka aracın içinde uyuduklarını beyan etmişlerdir. Olayların akışını Yurtta sulh biziz WhatsApp grubundan takip eden Yüzbaşı ..., bulunduğu bölgede işlediği kasten öldürme eylemlerinden bahsetmiş, devamında meskûn mahallere topçu atışı istemek gibi diğer darbeci subayların bile cevaplamadığı mesajlar yazmış, darbe girişiminin başarısızlığa uğradığı açıkça anlaşılan bu süreçte daha ziyade telefonuyla ilgilenmiştir. Keşif Bölüğü rütbelileri Astsubay ..., Uzman Çavuşlar ..., ... ve ... ise bölük komutanları Teğmen ... gibi bölgeden kaçmaya karar vermişlerdir. Binadaki güvenlik görevlilerine darbeden haberleri olmadığını söyleyen söz konusu dört asker, bina güvenliğinden bölgede görevli polis komiserinin telefonunu istemişlerdir. Polis Komiseri ...'le irtibat kuran dört asker teslim olmak istediklerini söylemişler, yaşanan olayları dinleyen komiserin kendilerinden Yüzbaşı ...'i öldürmelerini istemesi üzerine bunun mümkün olmadığını beyan etmişlerdir. Israrla teslim olmak istediklerini beyan eden rütbeliler, sabah saat 05.00 sıralarında bulundukları bölgeden Yüzbaşı ...'e fark ettirmeden ayrılmışlar ve onları takip eden sanık er ... ile birlikte görüştükleri polis memurlarıyla kararlaştırdıkları şekilde bölgeye en yakın caminin avlusunda polise silahlarıyla birlikte teslim olmuşlardır. Teslim olan keşif bölüğü rütbelilerinin, anılan dört askerin savunmalarından ve dosyada mevcut diğer delillerden girişimi en geç bölgeye konuşlandıktan hemen sonra öğrendikleri anlaşılmaktadır. Bölgeye gelen birlikte yer alan sanık erler, savunmalarında, Yüzbaşı ... ve Teğmen ... gibi bu rütbeli dört askerin de kendilerine darbe girişimi hakkında hiçbir bilgilendirme yapmadıklarını beyan etmişlerdir. Bu yönde beyanlarda bulunan erlerden sanık ... başlarındaki tüm rütbeli askerlerin kendilerine olay yerine gelen topluluğu terörist olarak tanıttıklarını, hatta kendilerini tebrik ettiklerini belirtmiştir. Saat 05.00'ten itibaren bölgede keşif bölüğünden herhangi bir rütbeli asker kalmadığı, Yüzbaşı ... dışında rütbeli olarak sadece piyade bölüğü Uzman Çavuşları ... ve ...'ın mangalarının başında kaldıkları belirlenmiştir. Darbe girişiminin başarısızlığa uğradığını ve polisin olay yerine geldiğini anlayan Yüzbaşı ... ise olay yerinden kaçmak için hazırlıklara başlamıştır. Bu sırada askerlerin bazıları nizamiyede, bazıları zırhlı araçların içinde, bazıları ise bölgelerinde dağınık vaziyette bulunmuşlardır. Saat 05.30 sıralarında Yüzbaşı ..., askerlere 1. Ordu Komutanlığına gidileceğini ve ona göre hazırlık yapılmasını emretmiştir. Hazırlıklar devam ederken yukarı bölgedeki askerlere ateş açılmaya başlanmıştır. Kısmen binanın güvenlik kameralarına yansıyan olay anında bölgeye doğru hareketlenen Yüzbaşı ... bu atışlardan biri neticesinde saat 05.48'de karnından vurularak ağır yaralanmıştır. (Dosya kapsamındaki anlatımlara göre atışın polis özel harekât tarafından yapıldığı değerlendirilmektedir. Askerler yanlarındaki zırhlı aracın konumu dikkate alındığında atışların yüksek bir noktadan yapıldığını beyan etmişlerdir). Bu sırada zırhlı araca doğru koşmaya başlayan sanık er ... her iki ayağından vurularak, olay sırasında bu bölgede olan sanık er ... da ayaklarına isabet eden şarapnel parçalarıyla yaralanmışlardır. Kamera açısı dışında olan bu olayların hemen sonrasında bölgede bulunan askerlerin Yüzbaşı ...'i sürükleyerek üst bölge nizamiyesinin olduğu bölgeye getirdikleri görüntülere yansımıştır. Görüntülere göre sanık er ..., Yüzbaşı ...'in gömleğini açarak yarasını kontrol etmiş, ağır yaralandığını anlamıştır. Duruşma zabıtlarına yansıyan tespitlerde Uzman Çavuş ... olduğu değerlendirilen bir asker bu sırada rastgele bir el ateş etmiş, yoğun ateş altındaki sanık er ... can havliyle koşarak aşağı orta bölgeye ulaşmış, burada Uzman Çavuş ...'a Yüzbaşı ...'in vurulduğunu ve ağır yaralandığını bildirmiştir. Yoğun ateş altında olduklarını söyleyen ve ön yukarı bölge askerlerinin başlarında bulunan Uzman Çavuş ...'ın emriyle Yüzbaşı ... zırhlı araca bindirilmiştir. İçinde hâlihazırda sanık erler ... ve ...'nın bulundukları ve sanık er ...'nın kullandığı araca erlerden ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve bu bölgeye zırhlı araç bulmak için ... tarafından gönderilen sanık ... binmişlerdir. Araç, birliklerine dönme amacıyla saat 06.10 sıralarında E-5 karayoluna çıkmış, çok sayıda polis aracı zırhlı aracı takibe almıştır. Bu sırada ... Bölük Komutanı Üsteğmen ...'la temas kurmuş, mesaj tutanaklarına göre Üsteğmen ... birliklerine dönmeye çalışan askerlere teslim olmalarını tavsiye etmiştir. Bu tavsiyeye uymak isteyen Uzman Çavuş ...'ı vurmak için tabancasına uzanan yaralı durumdaki Yüzbaşı ...'in ellerini tutan askerler onu engellemişlerdir. Takibe alınan zırhlı araca polisler tarafından çok sayıda uyarı atışı yapılmış ve anonslara rağmen durmayan araç, ancak önüne çekilen tır dorsesine çarpması sonucu durdurulabilmiştir. Uzman Çavuş ...'ın talebi üzerine Üsteğmen ...'ın araya girmesiyle ateşi kesen polisler, zırhlı aracın kapısını açan askerleri duman kullanmak suretiyle teslim almışlardır. Araçta bulunan yaralı iki asker hastaneye kaldırılmış, Yüzbaşı ... ise hastaneye kaldırılırken hayatını kaybetmiştir. Telekom binası önünden zırhlı araç ayrıldıktan sonra olay yerinde tanıdığı herhangi bir asker bulunmayan ve gece boyu doğrudan Yüzbaşı ...'den emir alan sanık er ..., operasyon anında kendi birliğinden uzak kalan piyade bölüğü askeri sanık er ...'yı da yanına alarak Clio marka araçla saat 06.12'de bölgeden ayrılarak birliğine dönmek üzere yola çıkmıştır. Tugayın önü halk tarafından kapatıldığından dolayı birliğin yanındaki boş arazide arabalarının içinde beklemeye başlayan iki asker burada kendilerini gören polisler tarafından yakalanmışlardır. Uzman Çavuş ... teslim olmaları amacıyla anons yapan polislere saat 06.15 sıralarında yanında kalan on dokuz askerle birlikte teslim olmuştur. Bölgedeki kalan grupların hiçbirinin polisle çatışmaya girmediği anlaşılmaktadır. 15.07.2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün sabah saatlerine kadar devam eden askerî darbe girişimi kapsamında gerçekleştirilen Üsküdar ilçesi ... semtindeki ... A.Ş.'ye ait hizmet binasını işgal eylemi bu şekilde sona ermiştir. 5- Sanık savunmaları ile tanık ve katılan beyanları; A- ... Binası önünde ön aşağı bölgede konumlanan sanıklardan; 1- ...; Marangoz olduğunu, altı aylık asker olduğunu, kendi şoförlüğünü yaptığı zırhlı araç bozuk olduğundan ...'in şoförlüğünü yaptığı araca bindiklerini, ... ve ...'la aynı araçta yer aldıklarını, yolda durakladıklarını, Uzman Çavuş ...'a "Komutanım, nereye gidiyoruz?" diye sorduğunu, adı geçenin "Terör saldırısı var!" diye cevapladığını, olay yerine gelince zırhlı araçtan hemen inmediklerini, 10-15 dakika beklediklerini, indikten sonra aşağı tarafta yolu kestiklerini, muhtarın orada bulunduğunu, komutanlarla konuştuğunu, daha sonra Yüzbaşı'nın muhtarı vurduğunu, kendisinin olay yerinden uzaklaşarak duvar dibinde ağlamaya başladığını, bilincini kaybettiğini, ilk kez ölmüş bir insan gördüğünü, Yüzbaşı'ndan çok korktuğunu, ...'ın Ford marka araca ateş etmeye başladığını, kendisinin bu sırada ... ile birlikte kaçtığını, Yüzbaşı'nın da arabaya çok fazla ateş ettiğini, aracın sağ tarafının karanlık olduğunu, yukarıdan gelen bir kişinin yaralıyı alıp götürdüğünü, bu olaydan sonra güvenlik kulübesine gittiğini, ... ve ...'nin de orada bulunduklarını, Yüzbaşı vurulduktan sonra ...'la birlikte polise teslim olduklarını, ...'in kendisine verdiği tabancayı polise teslim ettiğini, muhtar için çağırdıkları ambulansın ...'nu aldığını, darbeyi karakolda öğrendiğini, kendisine verilen emirlerin yolu kesip çantalara bakmak olduğunu, Tugayda üç aydır bulunduğunu, terör saldırısı bahanesiyle dışarı çıkarıldıklarını, muhtar ... ve ...'ın öldürülmelerine şahit olduğunu, olay sırasında yalnızca havaya üç el ateş ettiğini, saat 04.30'a kadar aşağıda bulunduğunu, üzerinde telefon olmadığını, askerlik hayatı boyunca silah eğitimi almadığını, 2- ...; Fabrikada işçi olarak çalıştığını, akşam yemeğinden önce Teğmen ...'in Tugaya Gülsuyu ve Sultanbeyli'den saldırı olacağını söylediği, zırhlı araca bindirildiklerini, Tugayın içinde devriye atacaklarını düşündüklerini, indikleri yerin ... olduğunu başlangıçta bilmediğini, ön aşağı bölgede bulunduğunu, ...'in ateş ettiğini, bir grup insanın toplandığını, Yüzbaşı'nın Teğmen'e "Neden bunlarla diyaloğa giriyorsun?" diye kızdığını ve muhtara "Uzaklaş!" dediğini, muhtarın "Neden uzaklaşayım, buranın muhtarıyım!" şeklinde karşılık verdiğini, Yüzbaşı'nın hiç tereddüt etmeden muhtara ateş ettiğini, bu sırada Yüzbaşı'nın 3-4 metre arkasında olduğunu, ...'in de gelen bir arabaya ateş ettiğini, Ford marka aracın, askerlerin "Uzaklaş!" demesi üzerine panik yaparak üzerlerine geldiğini, ...'ın ve Yüzbaşı'nın araca ateş ettiklerini, askerler arasında da karşıya doğru ateş edenler olduğunu, yüzleri kendisine dönük olmadığından ateş edenlerin kim olduklarını göremediğini, maktul ...'ı sabah yerde yatarken gördüğünü, sonrasında kulübeye gittiğini, sabahleyin Yüzbaşı'nın gelerek Kolorduya gideceklerini söylediğini, Yüzbaşı vurulduktan sonra ...'la birlikte teslim olduğunu, Astsubay ...'ın aracın içinde kendilerine terör olayı olduğunu söylediğini, nereye geldiklerini bilmediklerini, komutanların kendilerine darbe hakkında bir şey söylemediklerini, ...'ın hayatını kaybettiği olayda hiçbir şekilde silah kullanmadığını, araçtaki mermi izinin ...'a ait olabileceğini, olayda Yüzbaşı'nın emrine bırakıldıklarını, ölüm tehdidi altında olduklarını, o gecenin karmaşıklığını ancak yaşayanın bilebileceğini, oy verdiği Hükûmeti yıkmaya çalışmasının söz konusu olamayacağını, 3- ...; Keşif bölüğünde silahçı olarak görev yaptığını, olay akşamı bölükteki tüm erlerin G-3, rütbeli askerlerin ise HK-33 marka silah aldıklarını, kendilerine terör saldırısı olduğunun söylendiği, yolda giderken Uzman Çavuş ...'nin kulede olduğunu, durduktan sonra on beş yirmi dakika kadar araçtan çıkmadıklarını, Teğmen ...'in geldiğini, Yüzbaşı'nın askerleri konuşlandırdığını, ...'in sürekli olarak elindeki telefona baktığını, gelen herkesin üzerinin aranmasını ve kimsenin geçmemesini istediğini, bir süre sonra vatandaşların toplanmaya başladıklarını ve kalabalığın oluştuğunu, vatandaşların Teğmen ...'le konuştuğunu ve "Ne oldu komutanım?" diye sorduklarını, Yüzbaşı'nın koşarak gelip, "..., ne muhatap oluyorsun?" dediğini, muhtarın "Siz niye geldiniz komutanım?" şeklindeki sorusuna "Genelkurmay Başkanının ailesi kaçırıldı!" biçiminde karşılık aldığını, bunu kesinlikle hatırladığını, sonra ateş sesi geldiğini, dönüp bakınca muhtarın sallanarak yürüdüğünü gördüğünü, şuurunu kaybettiğini, olayı hatırladıkça şoka girdiğini, ...'yle gözlerinin dolduğunu, ...'nin telefonla ambulansı aradığını, muhtarı ...'ın durdurduğu bir araca bindirdiklerini, ağlayarak orta bölüme yöneldiğini, ...'in olaya hiç tepki göstermediğini, bu nedenle ona güveninin kalmadığını, Uzman Çavuş ...'e apoleti olan komutanın bir adamı vurduğunu anlattığını, onun da şok olduğunu ve kendisine "Ağlamadan anlat!" dediğini, bir doktorun muhtarın başına geldiğini, Teğmen ...'in havaya ateş ettiği silahı ...'a verdiğini, aralarında darbeye ilişkin bir konuşma geçmediğini, aşağı bölgeye döndüğünde muhtarın orada olmadığını, Yüzbaşı'nın ... ve kendisinin yanına gelerek, "Canlı bomba ihbarı aldık!" dediğini, "Millet gelirse önce havaya sıkın, daha sonra üzerilerine sıkın!" ...'ye silahını doğrultup, "Seni görüyorum, hep havaya ateş ediyorsun, bir daha havaya ateş edersen kafana yersin!" dediğini, araçtan aldığı bir tabancayı Astsubay ...'a götürdüğünü, ...'ın kendisine ...'in askerî mahkemede idam edileceğini söylediğini, kendisinin de korktuğunu, sonrasında kulübede ...'nin yanına gittiğini, bir daha aşağıya dönmediğini, ...'yle birlikte 155 numaralı telefonu aradıklarını, ...'ın da geldiğini, üçüncü aramada hattı düşürdüklerini, olayları anlatmaya başladığını, polisin "Oradan çıkmayın!" dediğini, ... ve ...'ın da yanlarında oturduklarını, orada uyukladığını, o gece ateş ettiğini ama silahını hiçbir canlıya doğrultmadığını, sabah olunca ...'ın koşa koşa geldiğini ve Yüzbaşı'nın vurulduğunu söylediğini, Uzman Çavuş ...'ın da teslim olacaklarını belirttiğini muhtarın vurulmasından başka olay görmediğini, 4- ...; Olay günü birlikte henüz beş gündür bulunduğunu, Birliğe ...'yla birlikte geldiklerini, mangaya izne çıkan bir askerin yerine adının son anda eklendiğini, yolda giderken kısa bir süre durduklarını, Yüzbaşı'nın kapıyı açarak ...'a "Üç asker indir!" dediğini, ...'nin kendilerine birer adet şarjör verdiğini ve güvenliği sağlayacaklarını söylediğini, üç dört vatandaşın çantasını aradığını, önce ...'la ...'in, sonrasında ise ...'nun geldiklerini, olay yerine gelen ve muhtar olduğunu söyleyen bir vatandaşa Yüzbaşı'nın "Bana ne muhtarsan!" diyerek muhtara bir el ateş ettiğini, ambulansı kendisinin aradığını, olay yerine bir doktorun geldiğini, Yüzbaşı'nın doktoru yaklaştırmadığını ve gelen gruba hedef alarak ateş ettiğini, kendisinin de halk yaklaşmasın diye iki üç el havaya ateş ettiğini, arkasını döndüğünde Yüzbaşı'nın tüfeğini kendisine doğrulttuğunu ve küfür ederek "Bir daha havaya ateş ettiğini görürsem kafana sıkarım!" dediğini, ilerleyen zaman diliminde üzerinde polis yazan bir araba geldiğini, Yüzbaşı'nın "Böyle polis aracı olmaz, bunlar terörist!" diyerek araca ateş ettiğini, Ford marka ticari aracın yaklaştığını, ...'ın tabancayla bu araca yedi sekiz el ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın ateş ederek araca yaklaştığını, çok miktarda silah atıldığını, kimin attığını görmediğini, ..., ..., ..., ... ve ...'ın orada olduklarını, ... ve ...'ın aracı birlikte karşıladıklarını, bu olaydan sonra orta bölgeye kaçtığını, çiçekçinin orada yan yana iki zırhlı araç olduğunu, kulübedekilerin polisi aradıklarını ve burada saklandıklarını söylediklerini, sabah ...'la birlikte teslim olduklarını, Yüzbaşı kendisini tehdit ettikten sonra hiç ateş etmediğini, kendilerine önce tatbikat, sonra "Tugaya saldırı olacak!" dendiğini, "Terör saldırısı olacak!" diye kendilerine güvenlik aldırdıklarını, Yüzbaşı'nın muhtar ...'ı öldürdüğünü, olayda sadece havaya ateş ettiğini, insanların yaklaşmasına engel olmaya çalıştığını, çünkü Yüzbaşı'nın gelen kişileri vurduğunu, kendisini de doğrudan insanlara ateş etmesi için tehdit ettiğini ve ayrıca halka ateş etmediği için kendisine silah doğrultup küfür ettiğini ve kendisini vuracağını söylediğini, tüm arkadaşlarının bu duruma şahit olduklarını, tehditlere rağmen kimseye ateş etmediğini, güvenlik kulübesine gittiğini, ...'ın burada kendisine polisi aradıklarını ve polislerin "Kulübeden çıkmayın!" dediklerini söylediğini sabaha kadar kulübede beklediğini, Yüzbaşı vurulunca teslim olduklarını, muhtar ... ve ...'ın öldürülmelerine şahit olduğunu, bu olaylar sırasında kesinlikle ateş etmediğini, sanık, tanık beyanları ve kamera kayıtlarında aleyhine bir husus tespit edilmediğini, darbeden haberlerinin olmadığını, komutanlarının kendilerine bir şey söylemediğini, darbenin ne olduğunu televizyondan öğrendiğini, 5- ...; Kamyon şoförü olduğunu, ...'ın bulunduğu zırhlı araçla olay yerine geldiğini, manga komutanının ... olduğunu, Tugaydan çıktıktan ...'e gelene kadar bir şey görmediğini, kendi araçlarının şoförünün ... olduğunu, Yüzbaşı'nın muhtarı öldürdüğünü gördüğünü, araçları yönlendirdiğini, ...'in ortadan kaybolduğunu duyduğunu, Yüzbaşı'nın kalabalığın içinde teröristler olduğunu ve kimsenin yaklaştırılmayacağını söylediğini, ...'ye silah doğrulttuğunu da gördüğünü ama ne dediğini duymadığını, kendisinin de korkudan havaya bir iki el ateş ettiğini, ...'ın öldüğü, ...'ün ise yaralandığı olayda Ford marka ticari aracı ... ve ...'ın karşıladıklarını ve araba hızlı şekilde gelince ateş ettiklerini, nereye doğru ateş ettiklerini görmediğini, ... ve ...'ın da ateş etmiş olabileceklerini, ...'ın yanında ... ve ...'ın bulunduklarını, Yüzbaşı'nın gelir gelmez aracı taradığını ve inen vatandaşlara ateş ettiğini, bulunduğu nokta itibarıyla kendisinin ateş etmesi hâlinde arkadaşlarını vurabileceğini, bu nedenle ateş etmediğini, Yüzbaşı "Bomba yüklü araç!" diye bağırınca kaçtığını, Yüzbaşı'yı dizlerinin üzerinde ateş ederken gördüğünü, bu olaydan sonra yukarıya güvenlik kulübesinin oraya gittiğini, ... ve ...'nin de orada olduklarını, polisi aradıklarını, polislerin ...'a "Oradan çıkmayın!" dediğini, Uzman Çavuş ...'ı görünce "Komutanım neden kimse bize bir şey söylemiyor?" dediğini, onun da kendisine "... ve ... nerede?" diye sorduğunu, ...'ün kendisine "Şimdi sana anlatamam, uzun mesele!" dediğini, polislerle konuştuğunu ve polislerin yanlarına gitmeleri gerektiğini söylediğini, saat beş civarında bahçe duvarından atladıklarını, kötü bir şey olduğunu karakolda televizyon seyrederken anladığını, o zamana kadar hiçbir komutanından darbe sözünü duymadığını, kendisinde telefon bulunmadığını, hiçbir arkadaşının da kendisine telefondan bir şey göstermediğini, terör, tatbikat ve denetleme gibi bahaneler uydurularak zırhlı araca bindirildiğini, Yüzbaşı'nın kendilerine terör saldırısı olacağını söylediğini, Tugayda da komutanların terör saldırısı olacağını belirttiklerini, güvenlik kulübesi ve ... Kafe arasında devriye attığını, muhtar ...'ın öldürülmesine tanık olduğunu, başka olay görmediğini, silah kullanmadığını, başka bölgede bulunmadığını, diğer yerlerdeki olayları kamera görüntülerinden öğrendiğini, Connect marka aracın olayından sonra kaçtığını, darbenin ne olduğunu ve neden yapıldığını bilmediğini, hiçbir komutanın kendisine darbeden bahsetmediğini, kimseye silah doğrultup ateş etmediğini, teslim olduktan sonra polislere Yüzbaşı hakkında bilgiler verdiğini, polisin bu bilgileri kullanarak Yüzbaşı'yı etkisiz hâle getirdiklerini, 6- ...; Keşif bölüğünde görev yaptığını, olay günü sabahleyin kendilerine künye ezberletildiğini, tatbikattan bahsedildiğini, Astsubay ... ve Uzman Çavuş ...'nin aracında bulunduğunu, yolda silah sesi duymadığını, kendilerine Gülsuyu'na gidileceğinin söylendiğini, ...'ın "Komutanlar öyle söyledi!" dediğini, ...'de inerek, aşağı bölgeye gittiklerini, araçları yoldan çevirdiklerini, Yüzbaşı'nın "Genelkurmay Başkanının eşi kaçırıldı!" dediğini ve muhtarla konuşan ...'e kızdığını, on on beş kişilik bir vatandaş grubunun toplandığını, muhtarın "Bu mahallenin muhtarıyım, hiçbir yere gitmeyeceğim!" dediğini, Yüzbaşı'nın bu anda ateş ettiğini, bu sebeple şoka girdiğini, Yüzbaşı'nın vatandaşların yaralıya müdahale etmelerine izin vermediğini, bir doktorun gelip kalp masajı yaptığını ve onu araçla alıp götürdüğünü, Yüzbaşı'nın toplanan gruba ateş edilmesini istediğini ve ateş etmeyenlere kızdığını, korku içinde olduklarını, bu nedenle havaya üç el ateş ettiğini, Connect marka araç geldiğinde yukarıdaki duvarın önünde ...'le yan yana olduklarını, ...'ın aracın ön camına ateş ettiğini, aracın durduğunu ve Yüzbaşı'nın geldiğini ve aracın arkasından pek çok kez ateş ettiğini, aracı ...'ın park ettiğini, ...'le yan yana olmadıklarını, Yüzbaşı'nın alçaktan uçan uçaklar için "Bizim uçaklarımız!" dediğini ve kendilerine "Çok sesiniz çıkarsa burayı bombalatırım!" diye söylediğini, korktuğu için kaçamadığını, başlarındaki rütbelilerin kendilerini bırakıp kaçtıklarını, erlerin nereye ateş ettiklerini görmediğini, sabah saatlerinde bir arkadaşının yukarıdan gelerek "Yüzbaşı vuruldu!" dediğini, ...'la birlikte teslim olduklarını, Yüzbaşı ve ... hariç başka ateş eden görmediğini, "Ordu yönetime el koydu!" diye bir şey duymadığını, komutanlarının terör ve tatbikat bahanesiyle kendilerini zırhlı araca bindirdiklerini, kendilerine hiçbir bilgi verilmediğini, muhtar ... ve ...'ın öldürülmelerine şahit olduğunu, silah kullanmadığını, görüntülerde de silah kullanmadığının belli olduğunu, Yüzbaşı'nın baskı ve küfürlerine rağmen kimseye zarar vermediğini, komutanlardan darbe hakkında bir şey duymadığını, ne olduğunu da bilmediğini, komutanların kendilerine haber vermeden oradan ayrıldıklarını, 7- ...; Olay günü terhisine beş gün kalmış olduğunu, birlikten çıkmadan önce telefonlarının toplandığını, Tugay Karargâh Bölüğünde şoför olarak görev yaptığını, toplam beş şoför olduğunu, Clio marka aracı kullandığını, Yüzbaşı'nın Türk Telekoma gideceklerini ve belge alacaklarını söylediğini, yolu bilmediğini, önlerini sivil bir aracın kestiğini, yolu kesen şahsın vurulduğunu gördüğünü, yere düşen silahı ...'in aldığını, başka bir zırhlı araç grubunun önünü kesenlere de ateş açtıklarını, Yüzbaşı'nın güvenlik kulübesine giderek dört ya da beş silahla dışarı çıktığını, olay sırasında kaçmak istediğini ama tehdit edildiği için kaçamadığını, Yüzbaşı'nın konuşan bir kadını vurmasını istediğini ama vurmadığını, servis aracına Yüzbaşı'nın ateş ettiğini, Ford marka ticari araca doğru ateş etmediğini, olay sırasında havaya ateş ettiğini, arkasındaki askerlerin ise rastgele ateş açtıklarını, araç durduktan sonra Yüzbaşı ve askerlerin nişan alarak ateş etmeye başladıklarını, Yüzbaşı'nın araca yaklaşarak içine doğru ateş ettiğini, yaralı kişiyi diğer vatandaşların uzaklaştırdıklarını, Yüzbaşı'nın vurulma anını görmediğini, olayı başka bir askerden duyduğunu, silahı bulunmayan ... ile Clio marka araca binerek uzaklaştıklarını, araca ateş ettiğini iddia eden askerlerin cezaevinde aynı yerde kaldıklarını ve kendisi aleyhine anlaşarak beyanda bulunduklarını, Savunmuşlardır. B- ... Binası önünde orta bölgede konumlanan sanıklar savunmalarında özetle; 1- ...; Ayakkabı tamircisi olduğunu, olay sırasında kendisine teslim edilen HK-33 marka tüfeğin kendisine zimmetli olmadığını, Telekom binası önünde toplanan insanların kendilerine ilk başlarda destek verdiğini, yarım saat sonra toplanan insanlar tarafından kendilerine küfür edildiğini, bütün gece zırhlı aracın içinde beklediğini, silahını ...'a verdiğini, Yüzbaşı'nın ara sıra gelip kendilerini tehdit ettiğini, olay sırasında askerlerin havaya ateş açtıklarını, teslim oldukları polislerin kendilerini halkın elinden kurtardıklarını, olayda hiçbir şekilde silah kullanmadığını, kendilerine bombalı saldırı olacağının söylendiğini, arkadaşları arasında halka ateş eden kimse görmediğini, kendilerine olayla ilgili hiçbir bilgi verilmediğini, silah kullanmayı dahi bilmediğini, ameliyatlı olduğundan geride tutulduğunu, havaya dahi ateş etmediğini, kendilerini resmen kandırdıklarını, vatandaşların vurulmalarına tanık olmadığını, 2- Beraat eden sanık ...; oto kaportacı olduğunu, ...'ın mangasında bulunduğunu, silahını ...'a verdiğini, zırhlı araçtan hiç çıkmadığını ve silah kullanmadığını, 3- ...; Bilgisayar satış elemanı olduğunu, askerde yazıcı olarak görev yaptığını, altı aydır askerde olduğunu, olay günü sabahleyin kendilerine künye ezberletildiğini, Tugaya Gülsuyu Sultanbeyli taraflarından saldırı olabileceğinin söylendiğini, rütbelilerin telefonlarına terör eylemi gerçekleştirilebileceğine dair mesajların geldiğini, yolda giderken silah sesi duymadığını, yaklaşık bir saat yol gittiklerini, zırhlı araçlardan bir süre çıkarılmadıklarını, ...'ın kendilerine haber vermesiyle araçlardan çıktıklarını, ... ve ...'ın kendilerine terör saldırısı olabileceğini belirttiklerini, Yüzbaşı'nın da terör saldırısı olacağını söylediğini ve korkmamalarını istediğini, ilerleyen zamanda ...'ın biriyle tartıştığını gördüğünü, silah sesi duyunca birden dönüp baktığını, Yüzbaşı'nın ateş ettiğini görünce sıçradığını, ateş açılan servisin kornaya basarak geldiğini, Yüzbaşı'nın "Ateş!" diye bağırdığını, Yüzbaşı ateş edince kendisini arkaya attığını, olaydan sonra ...'ın arabadaki kurşun deliğinin kendisine ait olabileceğini söylediğini, bir askerin yoldan geçen bir taksiyi durdurduğunu, hiçbir şey yapmadan durduklarını, tekbir getiren bir kişinin ayağından vurulduğunu, Ford marka ticari araçla ilgili olayı cezaevinde duyduğunu, ...'la birlikte siyah Clio aracın içinde sabahladıklarını, Yüzbaşı'nın daha çok ... ve ...'a emir verdiğini ve onları yukarı tarafa yönlendirdiğini, ...'i hiç görmediğini, saat 05.30'da silah sesiyle uyandığını, Yüzbaşı'nın 1. Ordu'ya gideceklerini söylediğini, ...'ın "Herkes kendi zırhlı aracına gitsin!" dediğini, ...!ın bahçeye gelerek ...'a "Yüzbaşı vuruldu!" diye söylediğini, ...'ın önce nizamiye kapısına gittiğini daha sonra gelerek "Teslim oluyoruz!" dediğini, bulundukları zırhlı araçta ...'ün kulede olduğunu, şoför koltuğunda ise ...'in oturduğunu, yaşadıkları psikolojik durum nedeniyle kimsenin kimseyle konuşmadığını, insanların sürekli sigara içtiklerini, Yüzbaşı'ndan kaçmak için birbirlerinden de uzaklaştıklarını, ...'ın nişan alarak ateş ettiğini, "Fetö'nün askeri olmayın!" şeklinde bir şey duymadığını, servis olayında yukarı bölgeden ateş gelmediğini, Tugaydan çıkmadan önce kendilerine bildiri okunmadığını, sadece terör saldırısı olacağının söylendiğini, zırhlı araçlara bindirildiklerini, gözünü ...'de açtığını, iki ölüm olayına tanık olduğunu, görüntülerden de anlaşıldığına göre kimseye silah doğrultmadığını, teslim olmaya giden komutanların kendilerine bir şey söylemediklerini ve kaçarken kendilerini kalkan olarak kullandıklarını, ...'la birlikte teslim olduklarını, zırhlı araçtan, olay yerine geldikten yarım saat sonra indiğini, binanın güvenlik görevlilerini hiç görmediğini, 4- ...; Zırhlı araç şoförlüğü yaptığını, dokuz aylık asker olduğunu, kullandığı zırhlı aracın konvoyun üçüncü sırasında gittiğini, E-5 karayolunda beş dakika durduklarını, en arkada olduğu için bir şey görmediğini, iki üç el silah sesi duyduğunu, Astsubay ...'ın kendisine "Kafanı içeri sok!" dediğini, yola devam ederken yerde yatan bir kişi gördüğünü, Passat marka bir araç görmediğini, gri bir Fluence markalı araç gördüğünü, ...'a sorması üzerine onun da "Bilmiyorum!" diye cevap verdiğini, olay yerine geldikten sonra Yüzbaşı'nın kendisine "Genelkurmay Başkanı kaçırılmış!" dediğini, ...'nin kendilerine "Kimseye ateş etmeyin!'' şeklinde emir verdiğini, sabah saatlerinde Yüzbaşı'nın vurulduğunu öğrendiklerini, Yüzbaşı'nın minibüse ateş ettiğini, ondan başka ateş eden görmediğini, kendilerine "Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu, kaçanlar idam edilecek!" diyerek aşağı bölgeye gittiğini, burada Yüzbaşı'nın şoförünün bir arabaya dokuz on el ateş açtığını, sonra da Yüzbaşı'nın ateş ettiğini, yaralıyı olay yerine gelen vatandaşlara teslim ettiklerini, Yüzbaşı'nın ...'ye silah doğrultarak "Bir daha havaya ateş ettiğini görürsem kafana sıkarım!" dediğini, minibüs gelirken duvar dibinde olduğunu, saat 03.45 sıralarında polis aracının anons yaptığını duymadığını, ...'la birlikte teslim olanlar içinde olduğunu, Yüzbaşı'nın araçtan inen ve yardım isteyen yaralı ...'ı bir kez daha vurduğunu, hiçbir canlı varlığa silah doğrultmadığını, sonraki aşamalardaki beyanlarında; yolda gelirken bir kişinin yerde yattığını gördüğünü, ... ve ...'ın öldürülmelerine şahit olduğunu, ...'in öldüğü servis aracına ateş etmediğini, ...'ın hayatını kaybettiği olayda yere ateş ettiğini, (3. celse de sıktığı kurşunun aracın sol tarafından girip sağ tarafından çıktığını, katılan ...'in ayağına geldiyse cezasına razı olduğunu ileri sürmüştür), 5- ...; Olay yerine geldikten sonra yaklaşık bir saat zırhlı araçtan inmediklerini, vurulan vatandaşlara tanık olmadığını, ...'ün havaya ateş ettiğini, ilerleyen zamanda güvenlik kulübesinden polisi arayıp er olduklarını ve korktuklarını söylediklerini, olay yerinde iken ... ve ...'nin Cumhurbaşkanının alındığına dair ... isimli internet sitesinin haberini kendisine gösterdiklerini, (haberin Genelkurmay Başkanına ilişkin de olabileceğini), telefonun ...'a ait olduğunu, kendisinde telefon bulunmadığını, darbenin ne olduğunu bilmediğini, ...'ı sabah teslim olmaya giderken gördüğünü, nöbet kulübesine Yüzbaşı'ndan korktukları için sığındıklarını, Yüzbaşı'nın kendilerine "Taksim'i bombalattım, köprüyü bombalattım, son çare olarak burayı bombalatırım!" dediğini, çatışma görmediğini, kimin kime ateş ettiğini bilmediğini, Cumhurbaşkanıyla ilgili haberi kimseyle paylaşmadığını, 6- ...; Keşif bölüğünde görev yaptığını, olay günü sabahleyin kendilerine künye ezberletildiğini, denetleme için iki manga oluşturulduğunu, ...'in Tugaya saldırı olabileceğini söylediğini, bindikleri zırhlı aracı ...'ın kullandığını, uçaksavarın başında ...'ün olduğunu, cephaneliğe geldiklerini, tam motorun dibinde olduklarından bir şey göremediklerini, olay yerine geldiklerinde komutanların kendilerini önce indirmediğini, ...'ın üçüncü gelişinde araçtan indiklerini, ...'ün kendilerini duvarın dibine yerleştirdiğini ve "Terörist saldırısı olabilir!" dediğini, araç çevirmesini ilk başta başka bölüğün askerlerinin gerçekleştirdiklerini, organizasyonu Yüzbaşı'nın yaptığını, daha sonra kendilerinin de çevirmeye katıldıklarını, araçlara "Geç geç!" dediklerini, vatandaşların başlangıçta kendilerine destek verdiğini, daha sonra söylenenlerin olduğunu, ...'nun yukarıdan geldiğini, Yüzbaşı'nın bağırarak "... neden vurmuyorsun?" diye sorduğunu, bir el ateş sesi geldiğini, on beş dakika sonra ambulansın geldiğini, olay sırasında maktullerden birinin "Beni mi vuracaksın, vur!" diye bağırdığını, motosikletli şahıslar geldiklerinde uyarı için havaya ateş açtıklarını, servise ateş açıldığında araç çevirme noktasında bulunduğunu, yanında ...'ın olduğunu, konvoyun önünde servis aracının yer aldığını, Yüzbaşı'nın "Bombalı araç!" diye bağırdığını ve ateş ettiğini, başka kimseyi ateş ederken görmediğini, ...'ın aracın üzerindeki kurşun deliklerinden birini göstererek kendisininki olduğunu söylediğini, Yüzbaşı'nın "Aferin!" dediğini, arabadan inen diğer kişinin taksiye binip gittiğini, sanık er ...'ün aracı çektiğini, transit çekildikten sonra orta bölgede başka bir şey olmadığını, saat 04.00 sıralarında ...'ın kendilerini alarak yukarı götürdüğünü, burada kalabalık görmediğini, orada uyuyakaldığını, silah sesleriyle uyandığını ve koşmaya başladıklarını, kendisine üç şarapnel parçasının isabet ettiğini, ...'ın yanına kadar koştuklarını ve polise teslim olduklarını, karakolda darbe olduğunu öğrendiğini, yanındaki tuşlu telefonu uygun hattı olmadığından kullanamadığını, karşılarındakileri terörist ve provokatör zannettiklerini, kimseye ateş etmediğini, kendisinin yaralandığını, 7- ...; Uzman çavuşlar ... ve ... ile aynı zırhlı araçta bulunduğunu, yolda aniden durduklarını, ön orta bölgede olduğunu, ...'nun Uzman Çavuş ...'e "Siz kimsiniz, bizi mi vuracaksınız?" diye sorduğunu, Yüzbaşı'nın ateş ettiğini, bu olaydan sonra kalabalık bir araç grubunun toplanmaya başladığını, Yüzbaşı'nın bu sırada "Bombalı araç!" diye bağırdığını ve ateş ettiğini, bu nedenle geriye kaçtıklarını, olaydan sonra ...'ın minibüsü çekmesini istediğini, içeride her yerin kan olduğunu, ölen bir vatandaşın aracın içinde bulunduğunu, ilerleyen saatlerde Çiçekçi Bölgesine gelerek burada sabah ateş sesi gelene kadar uyuduğunu, ateş edilmesi nedeniyle arkadaşı ...'ın yaralandığını, ...'ın "Teslim olacağız!" dediğini, ateş sırasında süründükleri için Yüzbaşı'nın vurulduğunu görmediğini, servis minibüsü hakkında konuşan ...'ın ön camdaki deliklerden birinin kendisine ait olabileceğini söylediğini, minibüse Yüzbaşı'nın ateş ettiğini, kendisinin havaya ateş açtığını, sabaha kadar orta bölgede kaldığını, 8- ...; ...'ın bulunduğu zırhlı araçla geldiğini, maktul ...'in vurulduğu servis aracının bulunduğu yerde olduğunu, ...'ın gelerek kendilerini zırhlı araçtan indirdiğini, ... ve ...'ün yanında olduklarını, ...'nun geldiğini, ...'ın "Gelme abi, gelme!" diye bağırdığını, maktulün Yüzbaşı'na "Beni mi vuracaksınız?" dedikten sonra Yüzbaşı'nın maktulü vurduğunu, bu olaydan sonra araçların gelmeye başladığını, Yüzbaşı'nın "Bombalı araç!" diye bağırdığını ve ateş ettiğini, şoförün boynunu tuttuğunu gördüğünü, ...'ın olaydan sonra Yüzbaşı'na "Komutanım şoförü ben vurmuş olabilirim!" dediğini, aynı şeyi kendisine de söylediğini, ...'ın kendisine "Aracı yukarı çek!" dediğini ama araba kullanmayı bilmediğinden aracı ...'ün çektiğini, ...'ın araç çekilirken ...'ya eşlik ettiğini, ilerleyen saatlerde güvenlik kulübesinde sızdığını, zırhlı araçlarına giderken ateşin başladığını, sürünmeye başladıklarını, ...'la birlikte teslim olduklarını, 9- ...; Cephanelikte bulundukları sırada Kurmay Başkanı ...'nın "Bunlar Gülsuyu'na gidecek!" dediğini, Yüzbaşı'nın çıkarken ...'e "Ben nereye ateş edersem sen de oraya ateş edeceksin!" diye söylediğini, olay yerine geldikten sonra yirmi dakika zırhlı araçta kaldıklarını, ...'ın gelerek inmelerini istediğini, ...'ün kendilerini başlangıçta indirmediğini, saçı sakalı uzun bir adam aşağı gelirken Yüzbaşı'nın diz çökerek ona ateş ettiğini, ...'nun öldürüldüğü olayı gördüğünü, araçların geçtiğini gören Yüzbaşı'nın kendisine kızarak "Bak ne yapacaksın sana göstereyim!" dediğini ve bir arabanın içine tüfeği doğrultarak beş altı el ateş ettiğini, bu siyah aracın içindekileri görmesi hâlinde tanıyacağını, birkaç arabaya daha silahını çevirdiğini ama ateş edip etmediğini, sonra servis aracının geldiğini, bombalı araç patlatılacağını düşündüklerini, Yüzbaşı'nın önce uyardığını, daha sonra ateş etmeye başladığını, inen diğer kişiye de "Seni vururum!" dediğini, yukarı bölgede ..., ... ve Yüzbaşı'nın ateş ettiklerini, ...'ın yukarıda bir kişiyi vurduğunu, ... ile birlikte Clio marka araçta uyuduklarını, Yüzbaşı'nın ikişer ikişer uyumalarına izin verdiğini, sabah Yüzbaşı'nın vurulduğunu öğrendiğini ve ...'la birlikte teslim olduklarını, üzerinde saat ya da telefon bulunmadığını, yukarı bölgeye giderek ...'a "Ateş etmek istiyoruz!" demediğini, 10- ...; Olay günü akşam yemeğinden sonra Teğmen ...'in "Gülsuyu tarafından saldırı olacak, alarm verilecek, hazırlıklı olun!" dediğini, akşam cephaneliğe geçtiklerini, birinci zırhlı araçta olduğunu, yolda silah sesi duymadığını, hafif bir yavaşlama olunca indiklerini, ...'ün kendilerine "Terörist saldırısı olabilir!" dediğini, zırhlı araçlarının orta bölgede durduğunu, yolda çevirmeyi başlangıçta ... ve ...'ın yaptıklarını, ...'ın arabalara "Geç geç!" dediğini, servis olayı sırasında ... havaya ateş ettiğinde çöktüklerini, Yüzbaşı'nın ateş ettiğini gördüğünü, kafası eğik olduğundan ...'ın ateş edip etmediğini görmediğini, Yüzbaşı'nın "Boşa mühimmat harcamayın, önce ayağa sonra kafaya atın!" dediğini, maktul ...'nun ...'la tartıştığını, Yüzbaşı'nın bu sırada onu vurduğunu, kimsenin canına malına zarar vermediğini, Yüzbaşı'nın tehditlerinden dolayı havaya ateş ettiğini, Savunmuşlardır. C- ... Binası önünde yukarı bölgede konumlanan sanıklardan; 1- ...; O gün nizamiyede görevli olduğunu, ...'in kendisini mangaya dâhil ettiğini, zırhlı aracın şoförünü tanımadığını, hep Çiçekçi Bölgesinde bulunduğunu, toplanan vatandaşları gördüğünü, üç rütbelinin ateş ettiklerini, (Yüzbaşı ..., Uzman Çavuş ..., Astsubay ...) "Oğlum, oğlum!" şeklinde bir ses duymadığını, havaya bir iki el ateş ettiğini, ...'ın ...'a "Bundan sonra maaşlarımız on milyar olur!" dediğini, ...'nun vurulduğunu gördüğünü, servis olayının bundan sonra olduğunu, Yüzbaşı'nın kendilerine "Bunlar terörist, boşa mühimmat harcamayın!" dediğini, Yüzbaşı'nın vurulup düştüğünü gördüğünü, vurulmadan önce kendilerine nereden ateş edildiğini sorduğunu, bilmediklerini söylediklerini, o anda vurulup düştüğünü, çatışma olmadığını, Yüzbaşı'nın zırhlı araç içinde ...'in tabancasına "Teslim olacağız!" dediği için uzanmış olabileceğini, tır dorsesine çarptıkları anda kulede olduğunu ve çarpışmayı gördüğünü, ...'ın vurulduğu sırada Yüzbaşı'yla birlikte hareket etmediğini, açılan ateşte halktan vurulanlar olup olmadığını bilmediğini, tekbir getirirken ayağından vurulan kişiyi gördüğünü, ...'in ''Birliğe gidelim, yol üstünde polis görürsek teslim oluruz!" dediğini, olay günü Tugayda ... ile birlikte saat 19-21 nöbetini tuttuklarını, tatbikat olduğu söylenerek zırhlı araca bindirildiklerini, çiçekçinin önündeki sokağa konuşlandırıldıklarını, zırhlı aracın sokağın başına çekildiğini, Yüzbaşı'nın kendilerine "Terör saldırısı olabilir, bombalı araç var, gelen aracı geri gönderin!" dediğini, kamera görüntülerinde kendisinin görülmediğini, darbeden haberdar olmadığını, darbe nedir bilmediğini, cezaevine girdikten sonra öğrendiğini, hiç kimseye ateş etmediğini, (sonraki celsede bir arabanın motoruna doğru ateş ettiğini ileri sürmüştür), 2- ...; Yüzbaşı'nın kendilerine terör saldırısı olacağını söylediğini, olayın başlangıcında yanlarına gelen bazı vatandaşların kendisiyle fotoğraf çektirdiklerini, ilerleyen zamanda Yüzbaşı'nın bir kişiyi karnından vurduğunu ve servis aracına ateş ettiğini uzaktan gördüğünü, markete servis şoförü vurulduktan çok sonra gittiğini, binada bulunan güvenlik görevlilerini hiç görmediğini, terhisi yaklaştığından dolayı üzerindeki zimmetli her şeyi teslim ettiğini, kendilerine terör saldırısı ve bombalı eylem olacağının söylendiğini, telefonunun yanında olmadığını, cana veya mala zarar vermediğini, bulunduğu bölgede yalnızca maktul ...'ın öldüğünü, onu da Yüzbaşı'nın vurduğunu, olay sırasında başlarında bulunan tüm komutanların halkı terörist olarak tanıttıklarını ve kendilerini tebrik ettiklerini, 3- ...; Duvarcı olduğunu, yolda araç sesinden dolayı silah seslerini duyamadığını, maktul ... vurulmadan önce ...'in havaya ateş açtığını, Yüzbaşı'nın "Vatandaşa yardım eden olursa vuracağım!" dediğini, ambulansın vurulan yaralıyı aldığını, arkadaşı ...'in tüfeğini aldığını, Yüzbaşı'nın kendilerini yere yatırdığını ve yaklaşan olursa vurmalarını istediğini, ...'ın kendilerini kaldırdığını, daha sonra ...'in yanına gittiklerini, minibüse Yüzbaşı'nın ateş ettiğini, sabah saatlerinde Yüzbaşı ile ...'in vurulduklarını gördüğünü, sabahleyin ...'ın komutanı olduğu zırhlı araca bindiğini ve diğerleriyle birlikte olay yerinden ayrıldığını, 4- ...; Mesleğinin çiftçilik olduğunu, askerî birlikte üç haftadır bulunduğunu, zırhlı araçlara bindirildikten sonra tatbikat alanına gittiklerini düşündüğünü, aracın komutanının ... olduğunu, kırk beş dakika yol gittiklerini, yolda bir iki silah sesi duyduğunu, olay yerinde başında kompozit başlık olan birinin kendilerine "Aslanlarım size sıkanlara siz de sıkın!" dediğini, çiçekçinin olduğu yere çıktıklarını, Yüzbaşı'nın geldiğini ve kendilerine "Buranın güvenliğini sağlayacaksınız!" diye emir verdiğini, gelen araçları geri çevirmeye başladıklarını, halkın başlangıçta kendilerini alkışladığını, bir terör olayı olduğunu zannettiklerini, beyaz bir arabanın geldiğini, dört beş kişinin araçlardan inerek bağırmaya başladıklarını, onları uzaklaştırmak için havaya ateş ettiklerini, aralarından bir vatandaşın aşağıya doğru inmeye başladığını ve Yüzbaşı'ya "Hadi vur!" dediğini, Yüzbaşı'nın onu vurduğunu, ...'ın bu kişiyi durdurmaya çalıştığını, kötü şeyler yaşandığını anladığını, bu vatandaşı ambulansın alıp götürdüğünü, ... ile birlikte zırhlı aracın içinde uyuduklarını, sabah Yüzbaşı'nın gelerek Kolorduya gideceklerini söylediğini, olay sırasında ... ve ...'ın halka ateş açtıklarını, ...'ın "Allah affetsin, birini vurdum!" dediğini, Yüzbaşı'nın ...'ın atışlarını beğenmediğini, "Oğlum, oğlum!" diyen kadının Yüzbaşı'nın atışları sırasında feryat ettiğini, sabah ateş açıldığında ...'in "Ayaklarım!" diye bağırdığını, zırhlı araca bindiklerini, Yüzbaşı'yı da içeri aldıklarını, Yüzbaşı'nın ...'in tabancasını almaya çalıştığı anda ... ve ...'ın ellerini tutarak buna engel olduklarını, zırhlı araçlarını ...'nın kullandığını, üç haftalık askerken başlarına bu olayın geldiğini, Yüzbaşı'nın "Terör saldırısı var, bombalı saldırı olabilir!" diye kendilerini uyardığını, ... ile zırhlı aracın yanında durmaya başladıklarını, bir arabadan dört beş kişinin inerek havaya ateş açtıklarını, bir vatandaşın "Beni vur!" dedikten sonra öldürüldüğünü, Yüzbaşı'nın kendilerini yere yatırıp halka ateş etmelerini istediğini, ancak kendisinin yolun sağ tarafında park eden araca ateş açtığını, Yüzbaşı gidince zırhlı aracın arkasına kaçtığını, ondan sonra hiç ateş etmediğini, ... ile zırhlı aracın içine girdiklerini, Yüzbaşı'nın vurulduktan sonra askerlere de ateş etmeye çalıştığını, ...'in Yüzbaşı'yı araca almalarını emrettiğini, insanlara zarar verecek hiçbir harekette bulunmadığını, 5- ...; Kendilerine tatbikat olacağının söylendiğini, akşamüstü silah almaya gittiklerini, kendisine MG3 marka tüfek teslim edildiğini, ...'ın mangasında onun zırhlı aracında bulunduğunu, yolda bulundukları sırada birkaç saniye durakladıklarını ve silah sesi duyduklarını, ...'la birlikte zırhlı araçtan indiklerini, Yüzbaşı tarafından çevre güvenliği için görevlendirildiklerini, daha sonra bindikleri zırhlı aracın yukarı bölgeye gönderildiğini, Yüzbaşı'nın gelip ateş etmelerini istediğini, MG3 marka silahı kullanamadığından ...'nın silahını aldığını, yukarı bölgeden aşağı bölgedeki Yüzbaşı'nın ateş ettiğini gördüğünü, servise ateş edildiği sırada kendisinin yukarı bölgede olduğunu, Yüzbaşı'ndan başka ateş eden kimseyi görmediğini, Yüzbaşı'nın devamlı kendilerini kontrol etmeye geldiğini, havaya ateş ettiklerini, yanında ..., ..., ..., ... ve ...'ın bulunduklarını, ..., ... ve ...'ın yukarıyı hedef alarak ateş ettiklerini, Yüzbaşı'nın kendisini tokatladığını, kendisinde telefon olduğunu, ... ve Yüzbaşı vurulduğunda bölük komutanını aradığını, ...'ın bulunduğu zırhlı araçta olduğunu, babasına "Çatışma bitti!" şeklinde mesaj gönderdiğini, 6- ...; Olay günü sabahleyin tatbikat yapılacağının söylendiğini, kendisinin zırhlı araç şoförü olduğunu, konvoyun ikinci sırasında bulunan zırhlı aracı kullandığını, aracın kulesinde ...'ın olduğunu, silah sesleri gelince durduklarını, kafasını içeri soktuğunu, beş on dakika sonra ...'in "Devam et!" dediğini, "Komutanım ne oluyor!" diye sorunca "Ben de bilmiyorum!" şeklinde cevap aldığını, yolun Passat marka araçla kapatıldığını gördüğünü, ...'in öndeki zırhlı aracın rütbelisine "Nereye gidiyoruz?" diye bağırdığını, öndeki zırhlı araçtaki rütbelinin "Bilmiyorum!" biçiminde seslendiğini, binanın önüne geldiklerinde Yüzbaşı'nın kendisini Çiçekçi Bölgesine gönderdiğini, araçtan sabaha kadar sadece bir kez indiğini, bu sırada bazı olaylara şahit olduğunu, BMW marka bir araçta çekim yapan bir kadın ve bir erkek gördüğünü, ...'nun öldürülmesine tanık olduğunu, yukarı bölgede ...'ın ateş ettiğini ve "Birini vurdum, Allah affetsin!" dediğini, bir de ...'ın dört beş kez ateş ettiğini, on beş yirmi kişilik bir halk topluluğu gördüğünü, Yüzbaşı'nın gelen vatandaşlara "Terörist ve provokatör!" dediğini, ayrıca sarhoş bir vatandaşı ayağından vurduğunu, erlerden birine "Ateş et!" diye emir verdiğini, er ...'un "Komutanım bunlar vatandaşa benziyor, vatandaşa ateş etmem!" demesi üzerine Yüzbaşı'nın "Bunlar provokatör, vatandaşın gece üçte sokakta ne işi var?" dediğini, ...'nın yine de ateş etmediğini, sabah saatlerinde üzerlerine yoğun ateş geldiğini, beş ya da altı askerin hızla zırhlı aracın içine doğru koştuklarını, Yüzbaşı vurulduğunda onu nizamiye kapısına ...'ın çektiğini, koşarak ...'a haber verdiğini, ...'in koşarken ayağından vurulduğunu, ...'in Tugaya döneceklerini söylediğini ve "Polis görürsek teslim olacağız!" dediğini, ateş edilince vurulmamak için uzaklaştığını, E-5 karayolunda tıra çarptığını, polisin "Teslim olun!" diye bağırdığını, zırhlı aracın kapısını onun açtığını, sabah zırhlı aracın içinden tüfekle bir kez havaya ateş ettiğini, başka ateş etmediğini, babasının kamyon şoförü olduğunu, askerde zırhlı araç kullanmayı öğrendiğini, darbeden beş gün önce usta birliğine geldiğini, olay günü ...'in komutanı olduğu zırhlı aracı kullandığını, silah sesi gelince başını aracın içine eğdiğini, yanından geçtikleri yaralılardan biri ile göz göze geldiklerini, nereye gittiklerini ...'in de bilmediğini, geldiklerinde Teğmenin, kendisine "Kesinlikle araçtan çıkmayacaksın!" dediğini, sabaha kadar araçtan bir kez indiğini, ... ve ...'nın da araçtan inmediklerini, ...'nun vurulduğunu gördüğünü, sabahleyin zırhlı aracın içinden havaya doğru ateş ettiğini, şokta olduğunu, arkadaşlarının sarsarak kendine getirdiklerini, Tugaya dönerken tıra çarptığını, darbe olduğunu sabah saatlerinde polisten öğrendiklerini, insanlara silah doğrultmadığını, 7- ...; Manga komutanının ... olduğunu, olay yerine varmadan önce araçta ...'in çatışma çıktığını söylediğini, Çiçekçi Bölgesinde araçtan indiklerini, ...'in yolu kapatmalarını istediğini, birkaç vatandaşın gelerek buradan gitmelerini söylediklerini, başka birkaç vatandaşın ise ATM'den para çektiklerini, bir vatandaşın gelmesiyle olay yerinde kargaşa çıktığını, Yüzbaşı'nın bu vatandaşı yakın mesafeden karnından vurduğunu, konvoy hâlinde araçların gelmeye başladığını, araçlara kimin ateş ettiğini bilmediğini, zırhlı araca doğru ateş açıldığını, Yüzbaşı'nın vatandaşların terör yandaşı olduklarını söylediğini, vatandaşların ise "Asker kışlaya!" diye bağırdığını, sabah kendisinin de vurulduğunu, bazen havaya ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın ...'a "Ateş et!" dediğini, onun da ateş ettiğini gördüğünü, sabah çatılardan ateş edildiğini, Yüzbaşı'nın bir el karşılık verdiğini, kendisinin kaçmaya başladığını, ATM'nin oraya gelmeden iki ayağından vurulduğunu, askerlerin kendisini zırhlı aracın içine aldıklarını, olay sırasında ...'in halka değil havaya ateş etmelerini istediğini, halk geldiğinde el işaretiyle kendilerini gönderdiğini, ağabeyi kendisini aradığında henüz zırhlı aracın içinde olduğunu (saat 23.54), "Köprüde askerler var, terör saldırısı olabilir!" dendiğini, olay sırasında yere yatarak mevzi almadığını, kasapta çalıştığını, Yüzbaşı kendisini tehdit ettiği hâlde hiç kimseye ateş etmediğini, Yüzbaşı'nın korkusundan havaya ateş açtığını, Çiçekçi Bölgesinde olduğunu, ara sokaktan hiç çıkmadığını, ...'nun öldürülmesine tanık olduğunu, hiçbir şeyden haberi yokken ayağından vurulduğunu (sonraki celsede ...'le birlikte bir aracın motoruna ateş ettiklerini belirtmiştir), Savunmuşlardır. D- ... Binası arka bahçe bölgesinde konumlanan sanıklardan; 1- ...; ...'e ...'ın zırhlı aracının içinde geldiğini, indiklerinde Yüzbaşı'nın canlı bomba saldırısından bahsettiğini ...'ın söylediğini, kendisine MG3 marka tüfek verdiklerini ama kullanmayı bilmediğini, bahçeden dışarı çıkmadığını, hiç ateş etmediğini, ...'ın havaya üç dört el ateş ettiğini, darbenin kelime anlamını bile bilmediğini, terör amaçlı operasyon yapıldığını düşündüğünü, kendisi telefonla mesajlaşmadan önce ...'nun ağabeyinin darbe olduğunu söylediğini, mesajlaştığı kişilerin ...'nın kız arkadaşı ile ...'ın ablası olduklarını, mesajlaşırken polise küfretmediğini, polisle birlikte teröristlere karşı çatışacaklarını düşündüklerini, polise zaten ateş etmeyeceğini, olayın ne olduğunu anlamadığını, ...'te bir lokantada bulaşıkçı olduğunu, "Tatbikat var!" denilerek kışladan çıkardıklarını, kendilerini gönderen bölük komutanının "Kahraman", kendilerinin ise "Hain" ilan edildiklerini, binanın bahçesinden dışarı çıkmadığını, 2- ...; Olay yerine vardıklarında ağabeyinin darbe girişimini haber verdiğini, birlikten çıkmadan önce yine ağabeyinin televizyonda "Köprüde terör alarmı!" olarak verilen bir olaydan bahsettiğini, ağabeyine kendilerinin de cephanelikte olduklarını söylediğini, zırhlı aracın içinde yoldayken dışarıdan silah sesleri gelmeye başladığını, bulundukları araçta ...'ın kuleci olduğunu ve kendilerine "Çatışma oluyor!" dediğini, bunu duyunca ağabeyinin bahsettiği terör saldırısı olduğunu düşündüğünü, olay yerine geldikten sonra beş on dakika aracın içinde beklediklerini, ...'ın kendilerini indirdiğini ve "Bomba ihbarı var, binanın güvenliğini alacağız!" dediğini, silah sesleri gelince ...'ın emriyle kendisine mermi verdiklerini, ...'ın havaya üç dört el ateş ettiğini, ağabeyiyle ikinci kez olay yerinde konuştuğunda "Darbe oluyor!" dediğini ve kesinlikle ateş etmemesini istediğini, darbenin kelime anlamını bilmediğinden Teröre darbe, uyuşturucuya darbe gibi şeyler düşündüğünü, silah sesleri yoğunlaşınca kendilerinin de tüfeklerine mühimmat koyduklarını, silah emniyetlerinin kapalı olduğunu ve kurma kolunu çekmediklerini, hiçbir şekilde ateş emri verilmediğini, Yüzbaşı'nın bir süre sonra yanlarından dört asker aldığını, en son ...'ın darbe yapıldığını söyleyerek tüfeklerindeki mermileri çıkarttırdığını, mühimmatları bilmediği bir askere teslim ettiğini, uçakların alçak uçuş yaptığını, kendilerinin polisi aradığı anda ...'ın koşarak geldiğini ve Yüzbaşı'nın vurulduğunu söylediğini, ...'la birlikte teslim olmaya gittiklerini, ağabeyiyle gece boyu beş on defa konuştuklarını, olay sırasında sürü psikolojisi içinde bulunduklarını ve tek başlarına hareket etmelerinin mümkün olmadığını, zırhlı araçta giderken dışarıyı görme imkânı bulunmadığını, ...'ın kendilerine terör saldırısı olduğunu, binanın güvenliğini alacaklarını söylediğini, Yüzbaşı'nın da kendilerine teröristlerin kendilerini öldürmeye geleceklerini belirttiğini, ilerleyen saatlerde on beş yirmi defa polisi aradıklarını, hattın düşmediğini, ağabeyine "Beni kurtar!" diye mesaj attığını, olaylara şahit olmadığını, insan topluluğu görmediğini, 3- ...; Olay günü sabahleyin tatbikat yapılacağını duyduğunu, ...'ın mangasında bulunduğunu, arka bahçeye geldiklerini, Yüzbaşı'nın indikleri zaman "Yukarıdan vur emri geldi, bunlar teröristler!" dediğini, saat 02.30 sıralarında Yüzbaşı tarafından ön yukarı bölgeye gönderildiğini, Çiçekçi Bölgesine gittiğini, servis taşıtının buraya çekilmiş bulunduğunu, Yüzbaşı'nın "Bu bölgeye terör saldırısı olacak, vurmayanı ben vururum!" dediğini, vatandaşa ateş etmeyeceğini söyleyince Yüzbaşı'nın kızdığını ve "Ateş etmezsen ben senin kafana sıkarım!" diyerek uçaksavarla ateş etmesini emrettiğini, ancak silahın bozuk olduğunu söylediğini, sivilde tekstil işiyle uğraştığını, halka ateş etmediğini, sabaha karşı üzerlerine ateş açıldığını, ... ve Yüzbaşı'nın vurulduklarını, yalnızca havaya ateş ettiğini, telefonunu ...'e verdiğini, ...'ün de bu telefonu kullandığını, terör ve tatbikat bahanesiyle Tugaydan çıkartıldıklarını, saat 03.00'e kadar Telekom bahçesinde beklediklerini, o saatten sonra Çiçekçi Bölgesine gönderildiğini, hiçbir ölüm ve yaralanma olayına tanık olmadığını, 4- ...; Zırhlı araç konvoyunda bulunan dördüncü aracın şoförü olduğunu, terhisine on beş gün kaldığını, başka bir bölükte görev yaptığı ... ile beraber Teğmen ...'in emrine verildiklerini, yolda silah sesleri duyduklarını, zırhlı aracı binanın bahçesine park ettiğini, bu zırhlı aracın sonradan ön bölgeye çekildiğini, araçta bulunanlardan ... hariç kimseyi tanımadığını, Yüzbaşı'nın indikten sonra yanlarına gelerek "Burası size emanet, gelen olursa sıkın!" diye emir verdiğini, ...'ın ise Yüzbaşı gittikten sonra "Halka sıkacağıma kafama sıkarım!" dediğini, bütün gece bir şey yapmadıklarını, sabaha kadar arka bahçeden ayrılmadığını, sabahleyin ...'ın "Kolorduya gideceğiz, bize başka zırhlı araç bul!" dediğini, dışarı çıktığını, Yüzbaşı vurulduğunda havaya bir el ateş ettiğini, daha sonra ...'in komutanı olduğu zırhlı aracın içine girdiğini, olay sırasında ölen veya yaralanan kimseyi görmediğini, polislerin içeriye duman bombası atarak kendilerini dışarı çıkardığını, yolda giderken dışarıyı sadece ...'nın gördüğünü, tır dorsesine iki kez çarptıktan sonra durduklarını, darbenin ne olduğunu bilmediğini, 5- ...; ...'ın zırhlı aracında bulunduğunu, giderken silah sesleri duyduğunu, Telekom bahçesine indiklerini, Yüzbaşı'nın sonradan aldığı dört askerden birinin de kendisi olduğunu, Yüzbaşı'nın "Buraya terörist saldırısı olacak!" dediğini, Connect marka araç geldiğinde ...'ın araca ateş ettiğini, şoförün yardım istediğini, Yüzbaşı'nın araca ateş ettikten sonra ...'a ve kendisine "Gidin yaşayan varsa kafasına sıkın!" dediğini, aracı kontrol ettiklerini, araçta bir ölü olduğunu, olaydan sonra ...'ın araçla yolu kapattığını, havaya bir el ateş ettiğini, bir de motosikletli bir şahıs geldiğinde Yüzbaşı yaklaşmadan havaya bir el ateş açtığını, sabahleyin ...'la birlikte otomobille olay yerinden ayrıldıklarını, Kartal'da sivil polislerin kendilerini aldığını, olayın şoku nedeniyle kaçtığını, 6- ...; İnşaatlarda çalıştığını, askerde bölük gazinocusu olarak görev yaptığını, komutanının ... olduğunu, arkadaşı ve üst devresi olan ... ile aynı bölükten olduklarını, olay akşamı komutanıyla birlikte cephaneliğe geçtiklerini, orada ...'ın emrine verildiğini, bulunduğu zırhlı aracı arkadaşı ...'ın kullandığını, araç komutanlarının Uzman Çavuş ... olduğunu, kendisinin de uçaksavarcı olduğunu ama uçaksavar kullanmayı bilmediğini, zaten bir rampada ...'la yer değiştirdiklerini, Telekoma giderken yolda durduklarını, ateş edenleri görmediğini, Telekoma geldiklerini ve binanın arka bahçesinde indiklerini, ...'ın terör eylemi olacağını söylediğini ve bir iki kez havaya ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın kendisini alarak aşağı mevziye götürdüğünü, burada belki yirmi dakika kadar kaldığını, bu sırada Connect olayının yaşandığını, bu bölgede askerlerden ... dışında ... ve ...'ı gördüğünü hatırladığını, Yüzbaşı'nın burada toplanan kalabalığı provokatör olarak nitelendirdiğini ve soğukkanlı şekilde ateş ettiğini, Connect geldiğinde ...'ın araca "Dur!" dediğini, bu sırada ateş etmiş olması gerektiğini, aracın panik yaparak üzerine gelmesi nedeniyle yere doğru ateş ettiğini, yerde parçalanan kurşunlardan çıkan kıvılcımları gördüğünü, ...'ın araca doğru tabancasındaki tüm kurşunlarını bitirene kadar ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın bu sırada yirmi ila otuz metre geride olduğunu ve geldikten sonra çömelerek aracın arkasından ateş edip araçtan inen maktul ...'ı vurarak öldürdüğünü, bu olaya tanık olduktan sonra psikolojisinin bozulduğunu, ...'ın yanına döndüğünü, olanları anlattığını, sabahleyin Yüzbaşı'nın habercisinin geldiğini ve "Kolorduya gidiyoruz." dediğini, kendi zırhlı araçlarının bozuk olduğunu, ...'la yukarı bölgeye gittiklerini, ilk kurşunun kendi üzerine geldiğini, Yüzbaşı'nın nereden ateş edildiğini sorduğunu, bilmediğini söylediğini, Yüzbaşı'nın çömelmiş vaziyette yavaşça ilerlerken vurulduğunu, çatıdan ateş açıldığını anladığını, Yüzbaşı'yı sürükleyerek çektiğini, bu sırada üzerilerine sicim gibi mermi yağdığını, koşarak ...'ın bulunduğu bölgeye geldiğini ve Yüzbaşı'nın vurulduğunu söylediğini, onun da "Teslim oluyoruz!" dediğini, ...'la birlikte teslim olduklarını, 7- ...; Kaynakçı olduğunu, askerde ise kantinci olarak görev yaptığını, ...'ın indiklerinde "Buranın güvenliğini sağlayacağız." dediğini, başlangıçta bahçede durduğunu, Yüzbaşı'nın daha sonradan ön bölgeye çektiği dört askerden biri olduğunu, ...'la birlikte Çiçekçi Bölgesine gittiklerini, kendisi geldikten sonra ...'in markete gidip sigara, su ve bisküvi aldığını, bulundukları bölgede ... ve ...'ın karşıya doğru ateş ettiklerini, ...'ın "Birini vurdum, Allah affetsin!" dediğini, ...'ın da çömelerek ateş ettiğini, karşıda kaçışan vatandaşlar olduğunu, Yüzbaşı'nın havaya ateş etmemelerini istediğini, kendisinin ise olay sırasında korkudan havaya ateş ettiğini, dinlenmek için ...'la zırhlı aracın içine girdiklerini, ...'in gelerek kendilerini kaldırdığını, sabah Yüzbaşı'nın geldiğini ve Kolorduya gideceklerini söylediğini, Yüzbaşı'nın kendilerini hedef alarak ateş etmeye zorlayıp ...'ı tokatladığını ve onun da zırhlı aracın yanında ağladığını, ...'ın havaya ateş ettiğini, telefonu olduğunu ama kontörü olmadığından ailesini arayamadığını, kendisi yukarı bölgeye gitmeden önce maktul ...'in servisinin bu bölgeye çekilmiş olduğunu, erlerden halka ateş eden kimseyi görmediğini, ...'nın darbeden bahsetmediğini, ...'ın kendilerine "Darbe oluyor!" demediğini, sadece "Canlılara ateş etmeyin!" şeklinde konuştuğunu, Yüzbaşı'nın kendilerini ön yukarı bölgeye gönderdiğini, servis aracında kurşun izleri gördüğünü, ölüm olaylarına şahit olmadığını, 8- ...; Yolda giderken silah sesleri duyduklarını, binanın bahçesine geldiklerini ve gece boyu oradan hiç ayrılmadıklarını, saat 04.00 sıralarında arkadaşının telefonundan polisi aradığını, başlarında bulunan ...'ın yanlarından birkaç kez ayrıldığını ama hemen döndüğünü, arkadaşı ...'un telefonundan görüştüğü babasının kendisine "Ortalık karışık, sakın halka ateş etmeyin!" dediğini ve halka ateş etmelerini emreden komutanları vurmalarını istediğini, binadaki görevlilerin varlığını bilmesi hâlinde gidip onlardan yardım isteyeceğini, kendisine MG3 marka tüfek verildiğini, Yüzbaşı'nın gelerek kendilerini tahrik eden halka ateş etmelerini istediğini, bulundukları bölgeye ne bir vatandaşın ne de polisin geldiğini, polisin gelmesi hâlinde teslim olacaklarını, ilerleyen zamanda halkın linç etmesinden korkmaya başladıklarını, olay sırasında hep arka bahçede bulunduğunu, hiç vatandaş görmediğini ve silah kullanmadığını, bahçeden polise teslim olana kadar çıkmadığını, birlikte yazıcı olarak görev yaptığını, bir kişi rahatsızlandığından kendisini mangaya dâhil ettiklerini, darbenin anlamını bilmediğini, 9- ...; Bölük Komutanı Üsteğmen ...'ın kendilerine tatbikat olacağını söylediğini, yolda giderken birkaç el silah sesi duyduklarını, araçların yavaşladığını hissettiklerini, ...'ın "Kafanızı dışarı çıkarmayın!" dediğini, teröristlerin ateş ettiklerini düşündüğünü, ...'ın buranın güvenliğinin kendilerinde olduğunu söylediğini, tüfeklerine mermi doldurduklarını, babasının, arkadaşı ...'e "Kimseye ateş etmeyin!" dediğini, Yüzbaşı'nın halka ateş etmelerini istediğini, ...'ın "Halka ateş edeceğime kafama sıkarım!" dediğini, darbenin kelime anlamını bilmediğini, ilerleyen saatlerde ...'in yanında bulunan cep telefonundan polisi aradıklarını, bulundukları yerde balkonda gördükleri bir kadından yardım istediklerini ve "Polis çağır!" dediklerini, bir taksiciden de aynı istekte bulunduklarını, sabah saatlerinde bir arkadaşlarının Yüzbaşı'nın vurulduğunu haber verdiğini, Yüzbaşı vurulunca teslim olduklarını, inşaat malzemeleri satan bir dükkânda hamal olduğunu, savunma yapmasını gerektirecek herhangi bir hareketi bulunmadığını, hiç ateş etmediğini, ölüm ve yaralama olayı görmediğini, başka dosyalarda ateş açmayan erlerin beraat ettiklerini, 10- ...; Piyade bölüğünde görev yaptığını, yoldayken bir silah sesi duyduğunu ama kimin ateş ettiğini görmediğini, ... binasının bahçesine geldiklerini, zırhlı aracın içinde bir süre beklediklerini, Yüzbaşı'nın gelerek kendilerini indirdiğini ve bir süre sonra götürüp "Herkese ateş edin!" dediğini yine bir şahsı koruduklarından bahsederek havaya ateş ederse kendisini vurmakla tehdit ettiğini, Yüzbaşı'nın halktan herkese ateş ettiğini, ...'in maktul ...'ın aracının içine doğru ateş açtığını, kendisinin ise önce havaya, sonra yere doğru ateş ettiğini, Yüzbaşı'yı arkasında görünce yeri hedeflediğini, ayağından vurulan şoförün indiğini, ...'ın bu yaralıyı almak için gelen kişinin tişörtünü çıkarttırdığını, vatandaşların yaralıyı sürükleyerek götürdüklerini, Yüzbaşı'nın şoför tarafındaki adama ateş ettiğini, ...'la birlikte yaralı kişiyi vatandaşlara teslim ettiklerini, sabaha kadar orada beklediklerini, kışlaya geleli bir buçuk ay olduğunu, darbeyle ilgili bir şey duymadığını, duysa da anlayamayacağını, darbe girişimi olduğunu polisten ve cezaevindekilerden öğrendiğini, saat 02.30'a kadar arka bahçede bulunduğunu, Yüzbaşı'nın tehditlerinden korktuğu için hedef gözetmeden ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın ...'ı öldürdüğünü gördüğünü, Savunmuşlardır. E- İtiraz kapsamında bulunmayan inceleme dışı sanıklardan; 1- ...; Tugayda idari işlerle görevli uzman çavuş olduğunu, cephaneliğe gittiklerinde Tugaya saldırı olacağının söylendiğini, silah sesi duyduğunda zırhlı aracın kapısını açtığını, polislere desteğe gittiklerini düşündüğünü, ...'la aynı zırhlı araçta olduklarını, olay yerine geldiklerinde on beş yirmi dakika zırhlı aracın içinde beklediklerini, ...'la kendisine Genelkurmay Başkanının rehin alındığını söylediğini, ...'un ...'e ve kendisine Yüzbaşı'nın muhtarı vurduğunu anlattığını, orta bölgede görev yaptığını, Yüzbaşı'nın herkesi tehdit ettiğini, herkesin birbirinden şüphe ettiğini, sabah saatlerinde ..., ..., ... ve er ...'la birlikte olay yerinden ayrılıp polise teslim olduklarını, Yüzbaşı'nın cinnet geçirdiğini sandığını, terör olayı bahanesiyle olay yerine gittiklerini, yaşananların darbe olduğunu anlamasını sağlamayacağını, düğün için izne ayrılan kişinin yerine tatbikata isminin yazıldığını, üzerinde telefon olmadığını, kimseye ateş etmediğini, askerleri ateş etmemeleri konusunda uyardığını, 2- ...; Keşif bölüğünde astsubay olarak görev yaptığını, kışladan "Polis ve jandarmaya yardım ediyoruz!" bahanesiyle çıkarıldıklarını, Bölük Astsubayı ...'ın kendisine "Genelkurmay Başkanı kaçırılmış!" şeklinde mesaj gönderdiğini, ...'ın kendi telefonunun yanında olmadığını söylediğini, internet sitesine baktıklarını, ... için Yüzbaşı'nın terörist dediğini, üç dört askerin mevzi aldıklarını gördüğünü ama ateş ettiklerini görmediğini, maktul ...'in öldürüldüğü olayda havaya ateş ettiğini, sadece Yüzbaşı'nın araca ateşe ettiğini gördüğünü, Cumhurbaşkanının gözaltına alındığına dair bir konuşma olmadığını, yukarı tarafta barikatın oradan ateş açılınca uyarı amaçlı havaya ateş ettiğini, "Maaşımız 10.000 TL olur!" şeklinde bir konuşma olmadığını, sabaha karşı Astsubay ...'la telefonda konuştuğunu, 3- ...; 2014 yılında uzman çavuş olarak atandığını, keşif bölüğünde görev yaptığını, öncesinde zaman zaman Tugaya taciz atışları yapıldığını, olay akşamı cephane almaya gittiklerinde "Çok büyük terör saldırısı var!" denildiğini, alarm verildiğini, Yüzbaşı'nın Tugaydan çıkarken ...'e "Ben nereye ateş edersem sen de oraya ateş edeceksin!" dediğini, yine Tugaydan çıkmadan önce ...'in yanlarına gelip polise ve jandarmaya desteğe gittiklerini söylediğini, Clio marka aracın kendilerine göre epey önden gittiğini, halkın kendilerine el salladığını, Yüzbaşı'nın ve ...'in yolda ateş açtıklarını, Yüzbaşı'nın ...'e ateş etmediği için kızdığını, ...'e geldiklerinde uzun süre araçtan çıkmadıklarını, terör saldırısına karşı önlem alacaklarının söylendiğini, bir kızın askerlerle fotoğraf çektirdiğini, ... ile konuştuğunu, onu uyardığını, vurulunca şoka girdiğini, Yüzbaşı'nın maktul için kendisine "Terörist ve yandaş!" dediğini, beş altı askerin mevzi alarak yukarı ateş ettiklerini, onların yanına çıkıp askerleri kaldırdığını ve "Sizin başınızda kim var?" diye sorduğunu, ATM'nin orada oturan ...'le tanıştığını, tüm askerleri ...'in bulunduğu ölü noktaya aldığını, Yüzbaşı'nın gelip kendisine kızdığını ve askerleri yeniden yola aldığını, aşağı indiğini, araçların konvoy yaparak aşağıya doğru gittiklerini, Yüzbaşı'nın "Bomba yüklü araç!" diye bağırmaya başladığını, kendisinin ve yanındaki askerlerin havaya ateş ettiğini, Yüzbaşı'nın araca doğru ateş edip durdurduğunu, Yüzbaşı'nın "Araca niçin ateş etmediniz?" diyerek kızdığını, servis aracından inen diğer adamın taksiye binerek gittiğini, bu olaydan sonra ...'nin gelerek "Darbe oluyormuş!" dediğini, sabah bulundukları yerden ayrılarak cami avlusunda polise teslim olduklarını, ATM'nin orada mevzi alan askerlerin yukarıya ateş ettiklerini, ateş ettiğini söyleyen askerlere "Allah korusun ya birine bir şey olursa!" diye kızdığını, "Allah beni affetsin!" demediğini, yukarı bölgeye çıktığında ateş etmediğini, olay yerinden polise teslim olmak üzere ayrılırken askerlerine bilgi vermediklerini, Yüzbaşı'ya fark ettirmeden hepsinin ayrılmasının mümkün bulunmadığını, Yüzbaşı'nın vurduklarına terörist dediğini, bahse konu örgütü devletin otuz yılda çözemediğini, 4- ...; Keşif bölük komutan vekili olduğunu, iki yıldır teğmen olarak görev yaptığını, Tugaydan ...'in kullandığı araçta Yüzbaşı ... ile birlikte çıktıklarını, polisler önlerini kestiklerinde ateş etmediğini, telefonunun şarjının az olduğunu ve Yüzbaşı'nın telefonda konuşmasına izin vermediğini, darbe olduğunu saat 00.30 sıralarında halktan öğrendiğini, halka terör saldırısına karşı önlem almak için geldiklerini söylediğinde halkın "Kandırılıyorsunuz!" dediğini, olay yerinden ayrılırken ... ve ...'a "Kimseye ateş etmeyin!" şeklinde emir verdiğini, askerlere darbe girişiminden bahsetmediğini, olayın zaten farkında olduklarını düşündüğünü, güvenlik görevlilerinin silahları alınırken olay yerinde olmadığını, ilk iki ölüm olayının arasında 10-15 dakikalık zaman dilimi olduğunu, Yüzbaşı'nın muhtarı vurduktan sonra ateş emri verdiğini, ... ve ...'in ağladıklarını, ... vurulduktan sonra yanına eğildiğini, Yüzbaşı'ya giderek "Yaptığınızın ...'nin yaptığından ne farkı var?" dediğini, olayların şoku ve üzüntüsü içinde intihar etmek için bir kafeye gittiğini, bir vatandaştan telefonunu aldığını, ağabeyini arayarak intihar etmek istediğini söylediğini, ağabeyinin "Seni alması için oraya birini göndereceğim!" dediğini, yoldan geçen bir aracı durdurduğunu, araçtakilerin kendisine "Darbeci değilsen gel!" dediklerini, bu vatandaşların evine misafir olduğunu, ağabeyinin bu eve yakın bir sokağa yönlendirdiği tanıdıklarının aracına binerek olay yerinden ayrıldığını, darbeciler tarafından takip edilmemek için telefonunu kırarak attığını, silahlarını ise kendisini olay yerinden alan ailenin evinde bıraktığını, ertesi gün birliğe gittiğini, olay yerinden ayrıldığı için komutanlarının kendisini takdir ettiğini, ifadesine başvurulacağı söylendiğinden karakola gittiğini, 5- ...; Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Piyade Bölüğünde uzman çavuş olarak görev yaptığını, Bölük Komutanı Üsteğmen ...'ın denetleme ve tatbikat kapsamında yapılacak görevde Keşif Bölük Komutanı Teğmen ...'ın emrine gireceklerini söylediğini, bindikleri zırhlı aracın şoförünün ve kulecisinin kendi bölüklerinden olmadığını, bölgeye geldiklerinde Yüzbaşı'nın bölgenin güvenliğini sağlayacaklarını söylediği, eşinin kendisine gönderdiği telefon mesajında Başbakan'ın darbe olduğuna dair açıklamasından bahsettiğini, Yüzbaşı'ya durumu sorduğunda "Olmaz öyle şey!" dediğini, ... ve ...'yle güvenlikçilerin yanına girdiklerini ve olan biteni öğrendiklerini, askerlerini bırakıp gitmesinin vicdanına sığmayacağını, ... ön bölgeye giderken "Oğlum, halka sıkmayın!" dediğini, bahçede kendisinden başka kimsenin havaya ateş etmediğini, 6- ...; 2014 yılında uzman çavuş olduğunu, bölük komutanlığını Üsteğmen ...'ın yaptığını, 15.07.2016 günü tatbikat yapılacağı bilgisinin geldiğini ve denetleme olacağının söylendiğini, iki üç ayda bir Tugayın içinde tatbikat yapıldığını, akşam mesaiden çıkmak üzereyken mesaiden çıkışın iptal edildiğini, terör eylemleri olacağına ilişkin kolordudan telefonlarına mesaj geldiğini, akşam içtimasından sonra Bölük Komutanı tarafından Tugaya saldırı olabileceğinin söylendiğini, tatbikat alanına giderken cephaneliğe döndüklerini, Clio marka aracı E-5 karayolu üzerinde giderken gördüklerini, hafif bir yavaşlama olduğunu, birkaç el silah sesi duyduklarını, aracın içine girdiğini, emir sorgulama yetkisi bulunmadığını, Yüzbaşı'nın bu bölgenin emniyetini alacaklarını söylediğini, araçları geri çevirmelerinin emredildiğini, ara sokakta durduklarını, kalabalık bulunmadığını, Yüzbaşı'nın "Vatandaşları yaklaştırmayın, aralarında provokatör olabilir!" dediğini, kimseye ateşe edemeyeceğini söylediğini, ...'nun vurulduğunu gördüğünü, yukarı bölgede 40-50 kişilik bir grup oluştuğunu, Yüzbaşı'nın devamlı kendilerini ateş etmeye zorladığını, sadece havaya ateş ettiğini, Yüzbaşı ..., Uzman Çavuş ... ve Astsubay ...'ın yukarı doğru ateş ettiklerini, Yüzbaşı'nın sürekli gelerek kendilerini kontrol ettiğini, Yüzbaşı vurulduktan sonra Bölük Komutanını aradığını, kendisine kumpasa düşürüldüklerini söyleyerek Tugaya geri dönmelerini istediğini, Yüzbaşı'nın zırhlı aracın içinde kendilerini vurmaya çalıştığını, Yüzbaşı'yı emniyete teslim etmek için araca aldığını, internete hiç bakmadığını, telefonunun şarjının az olduğunu, darbeyi Bölük Komutanıyla yaptığı konuşma sırasında saat 06.30'da anladığını, Yüzbaşı'nın insanlara ateş etmesine yönelik emrine uymadıklarını, Yüzbaşı'nın askerlerini yere yatırdığını gördüğünü, kaçan kişilerden haberi bulunmadığını, Yüzbaşı vurulduğu anda güvenlik kulübesinin orada saklandığını, o civarda tanımadığı iki üç askerin daha bulunduğunu, çatışma olmadığını, polisi ve binanın güvenlik görevlilerini hiç görmediğini, teslim olacaklarını belirtince aracın içinde yaralı hâlde yatan Yüzbaşı'nın silahını almaya çalıştığını ...'ın söylediğini, 7- ...; Keşif bölüğünde uzman çavuş olarak görev yaptığını, olay akşamı gittikleri cephanelikte G-3 taşıyan askerlere altı veya sekiz adet dolu şarjör verdiklerini, Yüzbaşı'nın Tugaydan çıkarken "Ben nereye ateş edersem sen de oraya ateş edeceksin!" dediğini, uçaksavarın nasıl kullanılacağını bilmediğini, Clio marka aracın hemen arkasındaki zırhlı araçta olduklarını, nereye gittiklerini bilmediklerini, telefonlarının şarjının olmadığını, Bostancı Köprüsü'nde siyah bir arabanın önlerini kestiğini, trafik nedeniyle dört beş araba geride kaldıklarını, tartışma olduğunu, silah sesleri gelmeye başladığını, nereye ateş edildiğini görmediğini, bir kişinin yerde yattığını gördüğünü, Telekom binasına geldiklerini, güvenlikçilerin silahlarının alındığını, ...'in "Bombalı saldırı olabilir!" dediğini, uzunca bir süre beklediklerini, askerlerin araçtan inmediklerini, askerlerin zırhlı aracın etrafına dağıldıklarını, halkın askerlerle fotoğraf çektirdiğini, kendi bölüklerinden olmayan iki tane askerin araçları aşağıya yönlendirdiğini, bir süre sonra korna çalan arabaların geçmeye başladığını, arabalardaki kişilerin "Sizi kandırıyorlar!" şeklinde söylemlerde bulunduklarını, Yüzbaşı'nın gelerek araçlara ateş etmeye başladığını, askerlerin havaya ateş ettiğini, ...'un yanlarına geldiğini ve Yüzbaşı'nın muhtarı vurduğunu söylediği, "Emin misin muhtar olduğuna?" diye sorduğunu, bir süre sonra binaya girdiklerini ve güvenlik görevlilerinin kaldığı odaya gittiklerini, güvenlikçilerin "Darbe yapıyorsunuz!" dediğini, haberleri olmadığını söylediğini, kaçmanın yollarını aramaya başladıklarını, darbenin başarısız olduğunu bilmediklerini, askerleri uyardığı için kendisine Yüzbaşı'nın silah doğrulttuğunu, kendisini vurmasın diye bir el havaya ateş ettiğini, ...'nin telefonunun Tugayda kaldığını, kendisinin telefonunun şarjının bittiğini, güvenlikçilerden yardım istediklerini, sanık er ...'in elinde bir telefon gördüğünü, o telefonla polisi aradığını ama görüşme yapamadığını, ...'ın numarasını güvenlikçilerden aldığı emniyet müdürünü aradığını, komiserin kendilerine sorular sorduğunu, saat 05.30 sıralarında polisin çağırdığı caminin avlusuna gittiklerini, iki polis ekibine teslim olduklarını, sanık er ...'in telefonunu yanına aldığını, darbe olduğunu saat 02.00 sıralarında öğrendiğini, teslim oldukları komiserin bile FETÖ'den tutuklandığını, darbe olduğunu anlayamamalarının çok normal olduğunu, 21. yüzyılda darbe olmayacağını düşündüğünü, İleri sürmüşlerdir. Dosyada mevcut bazı katılanlar ve tanıklardan; 1- ...; Kardeşi olan maktul ... ile birlikte serbest meslek sahibi olduklarını, olay yerine neler olup bittiğini öğrenmek için gittiklerini, yoğun ateşe maruz kaldıklarını, aracı kendisinin kullandığını, bacağından vurulduğunu, otomobilin durduğunu, gaza basamadığı için kaçamadıklarını, ...'un eğilerek gaza basmaya çalıştığını ancak yapamadığını, vitesin çalışmadığını, "Abi omzumdan vuruldum!" dediğini, kardeşinin bu şekilde araçtan indiğini, "Biz Türk'üz bize niye ateş ediyorsunuz?" dediğini, daha sonra dört beş el daha ateş edildiğini, kardeşinin ayakta iken arka arkaya atışlarla öldürüldüğünü, kendisinin bacağı parçalanmış durumda kan kaybından sersemlediğini, yürüyemediği için sürünerek uzaklaşmaya çalıştığını, üst tarafı çıplak bir vatandaş tarafından kurtarıldığını, askerler içinde alınmasına izin vermeyen bir grup olduğunu, o bölgede uzun süre kaldığı için bacağının kesildiğini, 2- ...; ... İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığını, saat 22.30 sıralarında Beylerbeyi'nde polisin silahlarını askerlerin aldığına ilişkin anons geçildiğini, anonsta ayrıca Kartal'dan tankların çıktığının belirtildiğini, basını takip ettiklerini, darbecileri durdurmak için ilçe emniyet müdürü ve iki polis memuruyla birlikte yola çıktıklarını, önde bir Clio marka araç, arkasında dört zırhlı araç olan konvoyu gördüklerini, araçla önlerini kestiğini, Yüzbaşı'nın araçtan indiğini, kendisinin de indiğini, çakar lambaların yanar vaziyette olduğunu, polis olduğunu söyleyip "Yaptığınız eylem kanunsuz!" dediğini ve kışlalarına dönmelerini istediğini, önce Yüzbaşı'nın ateş etmeye başladığını, Teğmenin de havaya ateş ettiğini, belinden vurulduğunu, şoförünün de vurulduğunu, çatışmanın, aralarında bir buçuk metre mesafe kalmışken başladığını, arabayı kullanan erin arabanın yanından ayrılmadığını, olay yerinden başka bir polisin yardımıyla alındıklarını, ilk zırhlı aracı kullanan askerin de olayı birebir yaşadığını, zırhlı araçlardan başka asker inmediğini, 3- ...; ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olduğunu, olay akşamı telsizlerden polislerin silahlarının alındığına dair anonsların gelmeye başladığını, konvoyun önünü kesmek için harekete geçtiklerini, Emniyet Müdürü ... konvoyu karşılarken kendisinin de sivil araçları durdurarak barikat oluşturmaya çalıştığını, iki üç el silah sesi geldiğini ve kolundan vurulduğunu, kendini başka bir aracın önüne attığını, silahının elinden düştüğünü, arabasının beş altı el isabet aldığını, kolu dışında bacaklarında şarapnel yaraları olduğunu, yere düşen silahını kepsiz birinin aldığını, yanına iki kişi geldiklerini, çatışmayı izleyen şoför erin herhangi bir hareketi olmadığını, zırhlı araçlardan inen başka asker görmediğini, araçların üzerindeki askerlerle yüz yüze geldiğini, hepsinin yüzünün bembeyaz olduğunu, 4- ...; Maktul ...'in arkadaşı ve olay anında onunla aynı araçta olduğunu, kendisinin kullandığı araçta katılanlar ... ve ...'in de bulunduklarını, darbe girişimine karşı çıkmak için kendilerine katılan ve ismen bilmedikleri başka bir vatandaşın daha yanlarında olduğunu, bu vatandaş ve katılan ...'ın da olayda yaralandığını, olaydan hemen önce maktul ...'nın direksiyonu kendisine teslim ettiğini, şoför koltuğunun arkasındaki koltukta maktul ...'nın oturduğunu, vurulma anının saat 01.45 sıraları olduğunu, saat 02.05'te ailesine haber verdiğini, ... Caddesi'ne yokuşun yukarısından girdiklerini, ilk zırhlı aracın yanından geçtiklerini, burada kendilerine ateş açılmadığını, önlerinde bulunan araç durduğu için durduklarını, olay anında ...'in iki üç merminin başının üzerinden geçtiğini söylediğini, olay yerinde altı yedi asker olduğunu, 5- ...; Kısıklı'ya gittiklerinde polisin ve vatandaşların kendilerini ...'e yönlendirdiklerini, olay yerine vardıklarında iki sıra askerin havaya ateş ettiğini, yavaşladıkları sırada aracın içine mermi geldiğini, maktul ...'nın başından vurulduğunu anladıklarını, olay yerinde bulunan askerlerin havaya ateş açtıklarını gördüklerini, maktul ...'nın askerlerle konuştuğunu ve "Güneydoğuda siz vurulduğunuz zaman biz üzülüyoruz!" dediğini, araç sağa dönerken atışın soldan geldiğini, 6- ...; Maktul muhtarın vurulduğu yere geldiğini, askerleri önce konuşarak ikna etmeye çalıştıklarını, Yüzbaşı'nın gelir gelmez muhtarı öldürdüğünü ve "Yaklaşanı vururum!" dediğini, hiçbir şey yapamadıklarını, bir süre sonra kendisinin ayağından vurulduğunu anladığını, 7- ...; Muhtarı almak istediklerinde tek yıldızlı rütbeleri bulunan askerin kendilerine engel olduğunu, Connect marka araç tarandığında ise sokağın başında olduğunu, ayağından yaralanan kişinin bağırarak yardım istediğini, onu almak istediklerini, kendilerini vuracaklarını söylediklerini, bir kişinin "Gelmeyin!" diye bağırdığını, ateş ettiklerini, kurma kolu çeken kişinin yıldızlı rütbesinin olduğunu, yaralıyı uzun süre vermediklerini, bir arkadaşlarının üzerini çıkardığını ve "Beni vuracaksınız vurun!" diyerek gidip yaralıyı çeke çeke getirdiğini, yaralının ayağının kopmak üzere olduğunu, 8- ...; Maktul ...'in vurulma anında kalabalığın arasında olduğunu, erlerin halka ateş etmediklerini, aksi takdirde daha çok kişinin öleceğini, 9- ...; Motosikletiyle olay yerine gelip darbe girişimini protesto ettiğini, Yüzbaşı'nın kendisine ateş açarak kolundan yaraladığını, askerlerden bir tanesinin "Abi kaç yoksa seni öldürecek!" dediğini, Yüzbaşı'nın kendisine nişan aldığını, bunun üzerine uzaklaştığını, askerlerin kesinlikle halka ateş etmediklerini, Beyan etmişlerdir. V. GEREKÇE Öncelikle ve özellikle (araç suçlar) yönünden ispat hukuku ile ilgili olarak, Yüksek Ceza Genel Kurulu'ca benimsenip uygulanagelen bazı hususların hatırlatılmasında fayda mülahaza olunmuştur. I. Ceza Yargılamasında İspat Hukukuna Dair Değerlendirmeler: Anayasa’nın 38 ve 138/1 ile CMK’nın 217/1 ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan vakıayı/maddi gerçekliği, insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılamasında taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sorunu mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Kural olarak her türlü delil aracı kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk nizamı belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin hayata nasıl geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek aynı düşünceyi benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Buna göre ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) şeklinde ulaşılabilecek olan temel prensipler aynı zamanda ceza yargılamasının da temel ilkelerini oluşturur. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada, suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale göre sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. II. Anayasayı İhlal Suçundan Kurulan Hükümlere Yönelik İtiraz yönünden A. İlgili Mevzuat Ve Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından Anayasayı ihlal suçu, bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu ve hata kurumları değerlendirilecektir. Zikredilen konulara dair Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 01.6.2023 tarih ve 2021/183-2023/328 sayılı, Özel (16.Ceza) Daire'nin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765 - 2019/8453 sayılı kararlarında ayrıntıları açıklanan ve prensip olarak kabul görüp uygulamaya yön veren temel teorik görüş ve ilkeler şöyledir: 1. Genel Olarak Anayasayı İhlal Suçu ve Somut Darbe Teşebbüsü: TCK'nın 309. maddesi şöyledir: "Anayasayı ihlal (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.". Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesi ise şöyledir; "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur". TCK'nın 309. maddesinin gerekçesinde; "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifadeyle siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. TCK'nın 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki ifadesiyle "tağyir", "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak" tabiriyle "ilga" ve "bu düzen yerine başka bir düzen getirmek" tabiriyle de "tebdil" kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur, ancak mülga 765 sayılı TCK'nın 146/2. fıkrasında ifade olunan "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" ifadesine 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, "yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur." ifadesiyle kalkışma suçunun hazırlık hareketini kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır. 1982 Anayasası'nın 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliği "hukuk devleti" olarak tayin edilmiştir. "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir." (Anayasa Mahkemesinin 11.10.1963 tarihli ve 124-243 sayılı kararı). Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen ... meleğidir (Ferraro). Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı, hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıklarıyla değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak, hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın, hukuk denetime alır. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerinin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir (Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 128). Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327). Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez (Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, Çetin Özek, 1976, s. 50). Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir. Doktrin de aynı görüştedir: "765 sayılı TCK'nın 146. (5237 sayılı TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve Anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem Anayasa'nın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır" (Özek, s. 51). "Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Bu husus, madde gerekçesinde de siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir." (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224). Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişliliğin, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Somut olayda olduğu gibi devletin, silahlı kuvvetlerini amacı dışında kullananlarca da işlenebilir. Keza darbeyi gerçekleştirmeye çalışan örgütle organik bir bağı olmayanlar da iştirak suretiyle bu suça katılabilirler. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükârda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebrî/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Somut olayın, devletin anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkânını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. maddesi) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, TCK'nın 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlar ile aralarındaki geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle anılan Kanun'un 314/2. maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkânı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan, dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 41/3-B maddesinde de TCK’nın 220/5. maddesine paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. 2. Bağlayıcı Emrin Yerine Getirilmesi Kapsamında Astların Hukuki Sorumluluğu: Özel Dairesince de benimsenip uygulanageldiği (09.12.2019 tarih ve 2019/6765-2019/8453 sayılı kararı) üzere; TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması hâlinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkân ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi hâlidir. İnsan ... iradeye sahip bir varlık olduğundan haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve ... iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu hâlde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma hâlinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca-Üzülmez, s. 252; Fatih Selami Mahmutoğlu, Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450). TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK madde 24/1), meşru savunma (TCK madde 25/1), hakkın kullanılması (TCK madde 26/1) ve ilgilinin rızası (TCK madde 26/2)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı ... muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (Anayasa'nın 137/2, TCK'nın 24/3. maddeleri). Askerî hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askerî bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Kanun'un 41/3-B maddesi). Amiri tarafından "askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum" olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, askeri ceza hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesine göre; "Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.". İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasa'mız, "Kanunsuz emir" kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra "Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır" dediği gibi, 1632 sayılı Kanun da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevketmiştir: "Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde madunada faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise". Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast ... mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeğe yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (madde 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (madde 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması hâlinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (1632 sayılı Kanun'un 41/2-3. Maddesi; Sahir Erman, Askeri Ceza Hukuku, s. 176 vd). Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK madde 30/1), suçun nitelikli hâllerinde (TCK madde 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK madde 30/1-3) hata hâlleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK madde 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK madde 27/1; Özel Dairenin uygulanmaya devam eden 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı da bu yöndedir). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen hâller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum/Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK madde 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı hâlinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK madde 30/4; CMK madde 223/3-d; Neslihan Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi s.125 vd). Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi hâli haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, s. 344). Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında genel olarak 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen darbe/ kalkışma olayı değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi öldürülmüş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. 15 Temmuz 2016 tarihinde işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler/araç suçlar vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Esas itibarıyla darbe girişim(ler)i, TCK'nın 309. maddesinin en tipik fiillerindendir. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hâllerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her hâlinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Genel olarak, 15 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personelin katılımıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde üstleri tarafından kullanılan erlerin de bulunduğu bir vakıa olmasına ve suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37-39.maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran: a- Sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun; Örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail, b- Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmaları, c- Anılan kalkışma ayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebrî/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, - Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı tespit edilirken, olağan dönemlerde de aranan failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihi itibariyle yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmesi, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirme ile belirlenmeli, - Bu değerlendirmeler yapılırken, askerî hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin ast kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı da gözetilmek suretiyle; aa- Sanığın, işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen bu fiili müşahhas olayda hukuka aykırı olmaktan çıkaran bir maddi sebebin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varıldığında bir hukuka uygunluk sebebi olarak yetkili amir tarafından verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan, hizmete ilişkin emrin ifasının (TCK madde 24) maddi şartlarında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek hatanın TCK'nın 30/3 delaletiyle 30/1. maddesi kapsamında kastı kaldıracak olması sebebiyle CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine, bb- Sanığın, işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, esasen hukuk düzeninde kabul edilmeyen "konusu suç teşkil eden emrin ifası"nın, askeri hiyararşi içinde mutlak itaat ve emrin muhtevasını sorgulayamama ilkelerinin sonucu olarak bağlayıcı olduğu hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varıldığında hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, kaçınılmaz izin yanılgısı kusuru tamamen ortadan kaldıracağından TCK'nın 30/4. maddesi delaletiyle CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme; Ayrıntılarına olay ve olgular bölümünde de değinildiği üzere; İlk derece mahkemesi de sanık erlerin kışladan dışarı çıktıkları anda darbe girişimini bilmediklerini kabul etmiştir. ...’e doğru ilerleyen birliğin yolda emniyet mensuplarıyla girdiği çatışmadan, bulundukları zırhlı araçların motorlarının aşırı gürültü yapması ve içeriden dışarıyı görme imkânı bulunmaması nedeniyle itiraza konu sanıkların çoğunun bilgisinin olmadığı, görenlerin ise çatışmanın mahiyetini o an itibariyle anlayamadıkları ve birliğin nereye gittiğini bilmedikleri sanık savunmaları yanında dosyada mevcut az sayıda telefon kaydından anlaşılmaktadır. ... binasında güvenlik görevlilerinin silahlarının teslim alınarak alıkonulması eylemini ise tıpkı Bostancı Köprüsündeki çatışma gibi itiraza konu sanıklardan ...’den başka gören olmamıştır. Binanın etrafında konuşlanan askerler ilk anda güvenlik için geldiklerini zanneden vatandaşların sevgi gösterileriyle karşılanmışlardır. Bu durum askerlerin bir terör eylemi nedeniyle kışladan çıkarıldıklarına ilişkin kanaatlerini pekiştirmiştir. Bu tespitler kapsamında itiraza konu sanıkların olayın en başından itibaren darbeci askerlerle fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiklerinden söz edilemeyecektir. Bina çevresine dağılan ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ... tarafından bölgeye bir terör saldırısı beklendiği, saldırının bomba yüklü araç ya da canlı bomba tarafından yapılabileceği yönünde uyarılan askerler, emredildiği şekilde trafiği yönlendirmeye ve vatandaşları uyarmaya başlamışlardır. Yüzbaşı ... ilk anda kafeler bölgesinde girişimi ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünü protesto etmeye başlayan vatandaşları korkutmak için havaya ateş açmış, ilerleyen zaman diliminde girişime engel olmaya çalışan vatandaşlardan önce ... Mahallesi Muhtarı ...’ı, daha sonra da semt sakini ...’nu bizzat tüfekle birer el ateş etmek suretiyle öldürmüştür. Bu eylemlerde Yüzbaşı ... haricinde yargılanan diğer tüm sanıkların hiçbir iştirakleri olmadığına işaret eden Özel Daire her iki eylemden dolayı tüm sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerini bozmuştur. İtiraza konu sanık erler ve itiraz kapsamında bulunmayan diğer rütbeli askerlerin her iki maktule yönelik tıbbi yardımı engellediklerine dair dosya içinde mevcut delillerce desteklenmeyen İlk Derece Mahkemesi anlatımı, Özel Daire tarafından da kabul edilmemiştir. Her iki olayda da büyük bir şok ve üzüntü yaşayan askerlerden bazılarının ağladıkları, er ...’nin ambulansı aradığı, maktul ...’ın olay yerine gelen bir doktor tarafından, maktul ...’nun ise çağrılan ambulansa bindirilmek suretiyle hastaneye götürüldükleri sabittir. Bu iki ölüm olayından hemen sonra darbe girişimini engellemeyi amaçlayan vatandaşlar özellikle Kısıklı'dan ...'e doğru araçlarla ve yaya olarak büyük bir kalabalık hâlinde gelmeye başlamışlardır. Olay yerine gelerek girişimi protesto eden maktul ...’in içinde bulunduğu araca Yüzbaşı ... tarafından ateş açılmış, açılan ateş sonucu ... hayatını kaybetmiş, araçta bulunan iki katılan ise aynı kurşunla yaralanmışlardır. Bu olaydan hemen iki dakika sonra ise Yüzbaşı ... darbe girişimini protesto eden maktul ... tarafından kullanılan aracı işaret ederek "Bomba yüklü araç!" diyerek bağırmış ve araca ateş açmıştır. Gerek kamera kayıtları gerekse sanık beyanlarından anlaşıldığı üzere Yüzbaşı ...’in açtığı ateş sonucu servis şoförü maktul ... ölmüş, aynı araçta bulunan katılan ... ise yaralanmıştır. İzlenen kamera görüntülerine göre her iki olay sırasında da olay yerinde bulunan itiraza konu sanıkların maktul ve katılanları doğrudan hedef alarak ateş ettikleri kesin olarak ortaya konamamaktadır. Yüzbaşı ... bir süre sonra yaya olarak girişime karşı çıkan vatandaşları dağıtmak amacıyla yukarı bölgeye gelmiş, burada da hedef gözeterek vatandaşlara ateş açmış, yaralı vatandaşlara yardım eden semt sakini maktul ... de Yüzbaşı ... tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiştir. Yüzbaşı ... tarafından vatandaşlara ateş açmaya zorlanan bölgedeki askerlerin vatandaşlara ateş açmadıkları gerek amatör kamera görüntüleri gerekse olay yerinde bulunan tanık beyanları ve savunmalardan anlaşılmış, bu minvalde Özel Daire tarafından verilen incelemeye konu kararda bu bölgede yer alan askerler hakkında da kasten öldürme ve kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hükümlerin bozulduğu anlaşılmıştır. İtiraza konu olay kapsamında gerçekleşen son eylem saat 03.30 sıralarında aşağı bölgede yaşanmıştır. Maktul ... ve katılan ... ticari araçlarıyla olay yerinden geçtikleri sırada bölgede bulunan askerler tarafından durdurulmak istenmişler, askerlerin gelişigüzel ateş açtıklarını önceden bilen maktul ve katılan, olay yerinden ayrılmak için hızlanmışlardır. Bu anda sanık ... ve sanık ... tarafından araca, sanık ... tarafından ise uyarı amaçlı havaya ve yere ateş açılmıştır. Erler ... ve ... tarafından açılan ateşte maktul ... omzundan, katılan ... ise ayağından yaralanmışlardır. Arabadan inen maktul ..., koşarak ardından gelen ve araca seri şekilde ateş eden Yüzbaşı ... tarafından üç el daha ateş edilmek suretiyle öldürülmüştür. ... ve ... haricinde kalan askerlerin, hayatlarını kaybeden vatandaşlara ya da diğerlerine doğrudan hedef gözeterek ateş ettiklerine ilişkin her türlü şüpheden uzak, yeterli delil ikame edilememiştir. Gece boyu darbe girişimine karşı koyan kalabalık vatandaş gruplarıyla dolu ... Caddesinde yüksek ateş gücüne sahip silahlarla donanmış otuz bir askerin vatandaşları hedef alarak ateş etmeleri hâlinde hiç kimseyi vuramamış olmaları genel hayat tecrübelerine de uygun düşmemektedir. İlerleyen zaman diliminde askerleri destekleyen vatandaş gruplarının yerini darbe girişimini protesto eden gruplar almıştır. Darbe girişimine karşı çıkan vatandaşların İstanbul ilinin başka bölgelerinde yaşandığı şekilde örgüt mensubu olmayan askerlere nüfuz ederek birliği darbeci askerlerin emir komutasından çıkarmalarını engellemek isteyen Yüzbaşı ... askerlerin katılan ... ... ... ve maktul ... gibi vatandaşlarla konuşmasını engellemek istemiş, bu durumda birliğin çözülebileceğini çok iyi bilen ... elindeki tüfekle maktul ...’ı yakın mesafeden ateş etmek suretiyle öldürmüştür. Bu olay üzerine ilk anda vatandaşlar bölgeden uzaklaşmışlar ve aşağı bölgede bulunan askerler içinde bulundukları olayın gerçek niteliğini öğrenebilecekleri bir diyalog imkânından mahrum kalmışlardır. Yüzbaşı ... ve birlikteki diğer rütbeli askerlerden bazılarının olay yerine gelen halkı, askerlere terörist ve provokatör olarak tanıtmalarının, başta keşif bölüğü rütbelileri olmak üzere bir astsubay ve beş uzman çavuşun Yüzbaşı ...’in emirlerini yerine getirmelerinin de erler üzerinde etkili olduğu söylenmelidir. Bu aşamadan itibaren tüm sanıkların olayın gerçek yüzünü öğrendiklerinin kabul edilmesi gerektiği yönündeki İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi yerinde ise de erlerin bu kez ...'in talimatı doğrultusunda hareket edip silah kullanmayana karşı kendisinin silah kullanacağı, hedefe değil havaya ateş edeni vuracağı tehdidi altında oldukları da bir vakıadır. ...'in maktul ...’ı yakın mesafeden ateş ederek öldürmesi tehdidin ciddiyetini göstermektedir. Somut olaya ilişkin bu tespit ve belirlemeler ışığında sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince; a. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan hükümler yönünden; Darbenin anlam ve sonuçlarının idrakinde olup olmadıkları bir yana, gerek iş bu dosyada gerekse temyiz incelemesi gören bir çok dosyada, hatta açık haber kaynaklarında görüldüğü üzere erlerin olayın başında bir terör saldırısına müdahale gerekçesiyle harekete geçirildikleri anlaşılmaktadır. Bu durumdaki erlerin, TCK'nın 30/3.maddesi kapsamında "hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata" içinde oldukları söylenmelidir. Ne var ki suç faili komutanlarınca/amirlerince sevk edildikleri görev bölgelerinde yaşananlar ve geçen süre zarfında, erlerin bir çoğunun da, somut olayda olduğu gibi, durumun farkına vardıkları açıktır. Bununla birlikte, toplumda yerleşen tabirle emrin demiri kestiği askerî hiyerarşide, bir haksızlığın ortasına sürüklendiklerini fark etmelerine (darbe yapıldığını anlamalarına) rağmen, olayın kaotik ortamında ... uymak dışında yapacakları bir şey olmadığına inandıkları ve bu inançla hareket ettikleri de ortadadır. Bu durumda er sanıkların, ... iradeleriyle bir haksızlıktan yana olduklarından değil ve fakat olayda kendileri bakımından bir hukuka uygunluk zemininin varlığına inandıklarından bahsetmek gerekir. Zira FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu oldukları, örgüte yardım kastıyla hareket ettikleri ya da suç failleri tarafından, anlam ve sonuçlarının idrakinde birer darbe gönüllüsü olmaları nedeniyle özel olarak seçildikleri yönünde hiçbir delil bulunmayan, ilgili bölümde gerekçelerine yer verildiği üzere kasten öldürme ve hürriyetten yoksun bırakılma suçlarını işledikleri de kanıtlanamayan er statüsündeki sanıkların bilgi düzeyleri, gördükleri eğitim, yaşları, rütbe ve görevleri, içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevre koşulları nazara alındığında; Kural olarak, zorunlu askerlik hizmetini vatani görev, kışlayı peygamber ocağı bilip, özü itibarıyla itaate dayalı bir kültürün evladı olan, devletin askerliğe çağrısını, sadakat borcu bilip varlığını feda etmesinin nişanesi olarak eline kına yakarak bir şölen havasıyla kışlaya koşan erlerin, bir gece yarısı örgütsel bir cinnet/istiğrak hâli ile etrafı kana bulayan darbecilerle aynı hukuki konuma sokulmaları toplum nezdinde baştan beri bir karşılık bulmuş da değildir. Ezcümle sanıkların ... iradeleriyle haksızlığı tercih ederek; belki adını bile duymadıkları, en azından hiçbir biçimde amaç ve yöntemlerini tasvip etmedikleri bir örgütün yanında, devletinin karşısında yer alıp, hükûmeti devirme, anayasal düzeni değiştirme bilinç ve amacıyla hareket ettiklerini ifade etmenin ve amirleri konumundaki komutanlarına karşı koymaları gerektiğini beklemenin, ülkenin siyasi tarihi ve sosyolojik gerçekleri karşısında savunulabilirliği olamaz. Başta keşif bölüğü rütbelileri olmak üzere bir astsubay ve beş uzman çavuşun, Yüzbaşı ...’in emirlerini yerine getirdikleri ortamda, erlerin ... karşı gelmelerini beklemenin mahşeri vicdanda karşılık bulması ve böylece ... karşı çıkmamanın kınanması beklenemez. Bu nedenlerle de komutanları tarafından kendilerine bir terör eylemi beklendiği, eylemin canlı bomba ya da bomba yüklü araçla gerçekleştirileceği, olay yerine provakatörlerin geleceği, bunlar içinde teröristlerin olabileceği, yaklaşan vatandaşları uzaklaştırmak için önce havaya, sonra ayağa, daha sonra ise doğrudan vücudun üst bölümlerine ateş etmeleri emri alan, safahatta gerçek durumun farkına varınca da amirleri ...'in tehdidi altında hareket ederek vatandaşlara ateş etmeleri yönündeki ısrarlı emirleri savuşturmak amacıyla ve yaklaşan vatandaşların zarar görmemesini de gözetecek şekilde silahla havaya ateş etmekle yetinen, bu suretle de hukuka uygunluk nedenlerinin hukuki varlığında kaçınılmaz bir hataya düşerek dolaylı haksızlık (izin) yanılgısı içinde bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 30/4. maddesi yollamasıyla CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle cezalandırılmalarına karar verilmesi, Hukuka aykırı bulunmakla sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değerlendirildiği tüm bölümlere ek olarak İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararının 543 ve 544. sayfalarında bir kısım erler hakkında mahkûmiyet hükümlerinde itiraz kapsamında işaret edildiği şekilde sanık ... yanında sanıklar ... ve ... hakkında da yasal ve yeterli gerekçe gösterilmediğinin anlaşılmış olması karşısında, adı geçen sanıklar hakkındaki itirazın bu gerekçeyle de kabulüne karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanıklar hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan itirazın reddine karar verilmesi düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. b. Sanıklar ... ve ... Hakkında Anayasayı İhlal Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden; Sanık ...’in karargâh bölüğünde şoför olarak görev yaptığı, olay günü Yüzbaşı ... ve Teğmen ...’ı ...’e getiren aracı kullandığı, konvoydaki diğer askerlerin aksine emniyet görevlileriyle yaşanan çatışmayı ve Telekom binasında güvenlik görevlilerinin silahlarına el konulmasını gördüğü ve güvenlik görevlilerinden alınan silahlardan birini alarak saat 03.30’da maktul ... ve katılan ...’ün içinde bulundukları aracın ön camına tabancadaki tüm mermileri bitirecek şekilde ateş açarak maktul ...’ın omzundan yaralanmasına sebep olduğu, katılan ...’e tıbbi yardımda bulunmak isteyen vatandaşları başlangıçta engellediği, dosyada mevcut güvenlik kamera görüntülerine göre elindeki piyade tüfeğiyle saat 05.21’de darbe girişimine karşı çıkan vatandaşlara hedef gözeterek ateş etmeye devam ettiği, Er ...’ın ise konvoyun üçüncü sırasında bulunan zırhlı araçta şoför olduğu, saat 01.56’da Yüzbaşı ...’in ...’i öldürdüğü olayda, sanığın aynı servis aracında bulunan katılan ...’u "Git, yoksa sıra sana gelecek!" şeklinde ifadelerle olay yerinden gönderdiği, sanık ...’ın saat 03.30 sıralarında ise bu kez aşağı bölgede maktul ...’ın içinde bulunduğu araca G-3 marka piyade tüfeğiyle ateş açarak katılan ...’ü yaraladığı, bu hususun araçta bulunan ve sanığın kullandığı tüfekle uyumlu mermi gömlek parçaları ile sanığın beyanlarından anlaşıldığı olayda; Davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek konumda bulunan sanıkların, eylemlerinin vahamet ve fonksiyonları da gözetildiğinde TCK'nın 30/3-4. maddesi kapsamında kaçınılmaz bir hata içinde oldukları söylenemez. Bu nedenle anayasayı ihlal suçundan mahkûmiyetlerine dair hükümlerin onanmasına ilişkin ilama vaki itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu anlaşılmakla; sanıklar ... ve ... hakkında da hata hükümlerinin uygulanması gerektiğini düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim.", Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanık ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına yönelik itirazın, itiraznamedeki yerinde gerekçeler nedeniyle kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi ise; Sanık ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına yönelik itirazın gerekçeleri yerinde görülmekle kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. III. Kasten Öldürme ve Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümlere Yönelik İtiraz Yönünden; İlk Derece Mahkemesince itiraza konu otuz üç sanıktan yalnızca yirmi sekiz sanık hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Özel Daire incelemeye konu kararında iki maktule yönelik eylem nedeniyle kurulan hükümleri tüm sanıklar yönünden bozmuş ve yine yirmi bir sanık hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlerin bozulmasına karar vermiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kararlara itiraz edilmemiştir. Özel Daire sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ise dört maktule yönelik eylemler nedeniyle kasten öldürme, altı katılana yönelik eylem nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlerin ise onanmasına karar vermiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca adı geçen yedi sanık hakkında verilen bu onama kararlarına itiraz edilmiştir. Dosya kapsamında yer alan tüm delil ve tespitlere göre altı maktulün tamamının Yüzbaşı ... tarafından öldürüldüğü, bunun dışında itiraza konu rütbesiz askerlerden sanıklar ... ve ... dışında kalan otuz bir askerin on dokuz kişiyi yaraladıklarını gösteren yeterli bir delilin de bulunmadığı görülmektedir. Sanıklar hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûmiyet kararı veren İlk Derece Mahkemesi de kararının 142. sayfasında, hangi maktulün kim tarafından vurulduğunun belli olmadığını tespit etmiş, ancak anılan erlerin kasten öldürme suçunu birlikte işlediklerini kabul etmiştir. Ne var ki oluş ve kabule göre, erlerin örgütsel bir organizasyon saiki ya da iştirak iradesiyle bu suçlara ilişkin fiiller üzerinde müşterek hâkimiyet kurarak, doğrudan hedef gözetip öldürme kastı ile hareket ettiklerine dair bir delil de ikame olunabilmiş değildir. Böyle olunca erlerin, örgüt mensubu fail Yüzbaşı ...’in öldürme eylemlerinden sorumlu tutulamayacakları açıktır. İlk Derece Mahkemesince itiraz kapsamında bulunan otuz üç askerden olay sırasında silah kullanmayan beş askerin (..., ..., ..., ... ve ...) ölüm ve yaralanma eylemlerinden sorumlu tutulmadıkları dosyada Özel Daire tarafından İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve cezai sorumluluğun bireyselliğine ilişkin ilkeyle bağdaşmayan gerekçelere itibar edilmeyerek yirmi bir askerin (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...) daha ölüm ve yaralanmalardan sorumlu tutulamayacakları düşüncesiyle bu askerler hakkında da tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış kasten öldürme suçlarından kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir. Özel Daire tarafından ayrıca maktuller ... ve ...’nun öldürüldükleri olaylarda Yüzbaşı ... dışındaki sanıklara toplu hâlde sorumluluk atfeden ve dosya içindeki delillerle uyuşmayan gerekçelere de itibar edilmemiştir. Anayasayı ihlal suçundan kurulan hükümlere yönelik itirazların değerlendirildiği bölümde de vurgulandığı üzere İlk Derece Mahkemesinin maktuller ..., ..., ... ve ...’ın ölümleriyle ilgili olaylarda ileri sürdüğü ve Özel Daire tarafından da kabul görmeyen gerekçeler dosyada mevcut delillerle uyuşmamaktadır. Yukarıda anayasayı ihlal suçuna ilişkin itirazın değerlendirildiği bölümde özetlenen oluşa göre yirmi bir asker hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin bozulmasına karar veren Özel Daire, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında incelemeye konu suçlardan verilen hükümlerin ise onanmasına karar vermiştir. Özel Daire kararının gerekçesinde, anılan yedi sanık hakkında kurulan hükümlerin onanmasına karar verilirken, dayanılan delillerin, somut olay ve netice arasındaki ilişkinin ayrıntısına yer verilmemiş ise de; İtiraza konu sanıklar ..., ... ve ... hakkında maktul ...’ın ölümüne, katılan ...’ün yaralanmasına ilişkin olay, İtiraza konu sanıklar ... ve ... hakkında maktul ...’in ölümüne neden olan olay, İtiraza konu sanıklar ... ve ...’ın bir aracın radyatörüne doğru ateş ettikleri yönündeki kendi beyanları, İtiraza konu sanık ... hakkında ise tüfeğini yatay şekilde tutarak duvara doğru ateş ettiğini beyan ettiği ifadesi, Nedenleriyle haklarında kurulan hükümlerin onanmasına karar verildiği değerlendirilmiştir. Somut olaya ilişkin bu tespit ve belirlemeler ışığında sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince; a. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlere yönelik itirazlar ile sanıklar ... ve ... hakkında maktul ... ve katılan ...'e yönelik eylemler dışında kalan eylemler nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlere yönelik itirazlar yönünden; Sanık ...’ın yalnızca maktul ...’ın öldüğü ve katılan ...’ün yaralandığı olayda yer aldığı, Uzman Çavuş ...’ın mangasında yer alan sanığın saat 02.30’a kadar Telekom binasının arka bahçesinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu saat itibarıyla Yüzbaşı ... tarafından ön aşağı bölgeye Er ... ile birlikte gönderilmiştir. Burada bekleyen askerler arasında bulunan sanık ... ve sanık ... tarafından durdurulmak istenen araç bölgeden uzaklaşmak istemiş, bu sırada ... ve ... tarafından araca doğrudan ateş açılmıştır. Sanık Er ... ise bir kısım tanık beyanıyla da desteklendiği üzere hemen arkasında bulunan Yüzbaşı ...’in tehditleri nedeniyle önce havaya sonra yere ateş açmış, dosya kapsamında bu sanığın doğrudan araca ateş ettiği yönünde savunmasının aksini gösterir her türlü şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delilin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle sanık ... hakkında maktul ...’ın öldüğü ve katılan ...’ün yaralandığı olay ve bu olay yanında herhangi bir eylemi bulunmadığı diğer tüm maktul ve katılanlara yönelik eylemler nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlerin onanmasına ilişkin itirazın kabulüne karar verilmiştir. Sanıklar ... ve ...’ın ise maktul ...’in öldürüldüğü olayda anılan maktul tarafından kullanılan minibüsün tam karşısında silahlı olarak bulundukları anlaşılmış ise de; dosyada mevcut güvenlik kamera görüntülerine göre araca ateş etmedikleri anlaşılmakla maktul ... ve katılan ...’a karşı kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin, Keza sanık ... hakkında ayrıca herhangi bir eylemi bulunmadığı anlaşılan diğer tüm maktul ve katılanlara karşı kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümler ile, Sanık ... hakkında ayrıca herhangi bir eylemi bulunmadığı maktuller ... ve ...’e ile katılanlar ..., ..., ... ve ...’e karşı kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçunda kurulan hükümlerin onanmasına ilişkin itirazın kabulüne karar verilmiştir. Yine sanıklar ... ve ...’ın bir aracın radyatörüne doğru ateş ettiklerini beyan ettikleri olay nedeniyle, sanık ...’in ise olay yerinde bulunan bir binanın duvarına ve yere ateş ettiğini beyan ettiği savunması sebebiyle Özel Daire tarafından haklarında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına karar verildiği görülmüş ise de; İlgili bölümde geniş şekilde açıklandığı üzere; oluş ve kabule göre, erlerin örgütsel bir organizasyon saiki ya da iştirak iradesiyle bu suçlara ilişkin fiiller üzerinde müşterek hâkimiyet kurarak, doğrudan hedef gözetip öldürme kastı ile hareket ettiklerine dair bir delil ikame olunabilmiş değildir. Böyle olunca erlerin, örgüt mensubu fail Yüzbaşı ...’in kasten öldürme eylemlerinden sorumlu tutulamayacakları açıktır. Zorunlu askerlik hizmetini ifa için görevde bulunan ve rütbesiz asker olan erlerin, komutanlarının halka ateş etmelerine ilişkin cebri emirlerini savuşturmak amacıyla vatandaşlara zarar vermemeyi de gözetecek şekilde ateş etmeleri eylemlerinin, örgüt mensubu Yüzbaşı ...'in fiiline iştirak kapsamında değerlendirilmesi mümkün olamaz. Bu nedenle sanık askerler ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan tüm hükümlerin onanmasına ilişkin itirazın kabulüne karar verilmelidir. Sanık ... hakkında da herhangi bir eylemi tespit edilemeyen maktuller ..., ... ve ...’e ve katılan ..., ..., ..., ... ve ...’e karşı kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına ilişkin itirazın da kabulüne karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlerin onanmasına yönelik itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. b. Sanıklar ... ve ...'ın maktul ... ve katılan ...’e yönelik eylemleri nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik itiraz yönünden; Olay sırasında saat 03.30 sıralarında içinde bulundukları ticari araç içinde aşağı bölgede görevli askerlerin bulunduğu yere gelen maktul ...’ın yolcu koltuğunda, katılan ...’ün ise şoför koltuğunda bulundukları, askerler tarafından durdurulmak istenen aracın bölgeden uzaklaşmaya çalıştığı sırada sanıklar ... ve ... tarafından yaylım ateşine tutuldukları, bu hususun ...’in tabancayla bir şarjör mermiyi bitirene kadar aracın camına ateş ettiğine ilişkin çok sayıda askerin beyanından ve aracın ön camındaki deliklerden, aracın içinde bulunan 7.62 mm çapındaki mermi gömlek parçalarının ise olayda kullanıldığı anlaşılan silahlardan sanık ...’ın kullandığı G-3 marka tüfekle uyumlu bulunmasından ve sanık ...’ın araca ateş ettiğine yönelik ikrarından anlaşılmıştır. Maktul ...’ın olay yerine koşarak gelen ve aracı yaylım ateşine tutan Yüzbaşı ... tarafından araçtan indikten sonra öldürüldüğü, katılan ...’ün ise vatandaşlarca güçlükle kurtarıldığı sabittir. Olay yerine Yüzbaşı ...’in bulunduğu araçla gelen ve yolda polislerle yaşanan çatışmaya tanık olan, yine Telekom binası güvenlik görevlilerinin tehdit edilerek alıkonulması eylemi sırasında Yüzbaşı ...’in hemen yanında bulunan ve güvenlik görevlilerinden alınan silahları olay yerine geldikleri aracın içinde muhafaza eden, tanık olduğu olaylar dikkate alındığında darbeci subayların eylemlerinin anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olan sanık ...’in binadaki güvenlik görevlilerine ait olduğunu ve yasal olarak kendisi tarafından kullanılmasının mümkün olmadığını da bildiği tabancayla maktul ... ve katılan ... ...’ün bulundukları araca yaylım ateşi açtığı olayda hem kasten öldürme hem de kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını işlediği anlaşılmakla, hakkında anılan maktul ve katılana yönelik eylem nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile, Olay sırasında elinde bulunan piyade tüfeğiyle aracın ön bölümüne ateş açarak katılan ...’ü yaralayan sanık ...’ın da, olayın gerçekleştiği saat itibariyle karşısında sıradan vatandaşların bulunduğunu ve darbeci subayların eylemlerinin anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda bulunduğu olayda, dosya kapsamındaki deliller itibarıyla sübuta eren müsnet kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını işlediği anlaşılmakla, hakkında maktul ... ve katılan ... ...’e yönelik eylemler nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin itirazın reddine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu anlaşılmakla; sanık ... hakkında maktul ... ve katılan ...’e yönelik kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince bozulması gerektiğini düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim.", Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanık ... hakkında maktul ... ve katılan ...’e yönelik kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına yönelik itirazın, itiraznamedeki yerinde gerekçelerle kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. IV. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hükümlere Yönelik İtiraz Yönünden 1. İlgili Mevzuat Ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi şöyledir; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.". 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir. Suçun temel şeklinin tipik eylemi, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Netice ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılmış olmasıdır. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Mütemadi/kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak kısıtlama devam ettikçe suç da işlenmeye devam eder. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-... Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle anılan maddenin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak sayılan tehdit kavramına değinilmesinde yarar bulunmaktadır. Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405). Tehdit, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olmalı, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelmelidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873). Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmelidir. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme a. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümler yönünden; Darbe girişimini haber alan ve ... semtinde bulunan ... A.Ş.’ye ait hizmet binasının güvenliğinden sorumlu olan altı güvenlik görevlisi tedbir amacıyla binadaki çalışanları önceden tahliye etmişlerdir. Güvenlik kamera kayıtlarına göre binaya önce Yüzbaşı ... ve Teğmen ... itiraz kapsamında bulunan sanık ...’in kullandığı Clio marka araçla gelmişlerdir. Yüzbaşı ... güvenlik görevlilerine Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime el koyduklarını ifade ederek binanın kontrolünün kendilerine geçtiğini açıklamış, kendilerine mukavemet edilmemesini istemiştir. Güvenlik görevlisi ...’in şaşkınlık içinde "Siz buraya Devlet adına mı geldiniz?" şeklindeki sorusu karşısında sinirlenen Yüzbaşı ... elindeki tüfeği havaya kaldırarak "Söylediklerim yeterli mi yoksa bunu kullanalım mı?" diye sormuştur. Bunun üzerine güvenlik görevlileri başka hiçbir direnme göstermemiş, kendilerinden istendiği şekilde silahlarını Yüzbaşı ...’e teslim etmişlerdir. Yüzbaşı ... tarafından silahlar Teğmen ...’a verilmiştir. Altı güvenlik görevlisi bundan sonra Yüzbaşı ...’in zorlamasıyla binanın içinde bulunan güvenlik odasına girmişler ve sabaha kadar buradan ayrılmamışlardır. Bu görevliler zaman zaman telefonlarını şarj etmek ve darbe girişiminin gidişatını öğrenmek isteyen keşif bölüğüne bağlı rütbeli askerlerin bulundukları odaya gelerek kendileriyle konuştuklarını beyan etmişler, bu hususun haricinde darbecilerin bina içinde başka herhangi bir faaliyetleri olmadığını ifade etmişlerdir. Güvenlik görevlileri 16.07.2016 tarihi sabah saat 06.20 sıralarında binaya yapılan polis operasyonu sonucu kurtarılmışlar ve olayda herhangi bir yara almamışlardır. Darbeci subaylar tarafından binanın kontrol altına alınması sürecinde kendilerinden faydalanılmak amacıyla alıkonulan güvenlik görevlilerine yönelik olarak atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlendiği hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak güvenlik kamera kayıtları ve dosyada mevcut tüm beyanlara göre darbecilerin binayı teslim aldığı anlaşılan zaman diliminde zırhlı araçlardan inen başkaca herhangi bir asker bulunmamakta olup, güvenlik görevlilerine yönelik alıkoyma eyleminin ilk anında olay yerinde yalnızca Yüzbaşı ..., Teğmen ... ve itiraz kapsamında bulunan sanık ... bulunmaktadır. İtiraz kapsamındaki sanık erlerden olayla ilgili beyanda bulunan erlerin tamamı binada güvenlik görevlisi bulunduğundan haberleri olmadığını beyan etmişlerdir. Güvenlik görevlileri de beyanlarında itiraz kapsamında bulunan sanıklardan herhangi birinin kendilerine yönelik bir eyleminden bahsetmemiştir. Buna mukabil ilk derece mahkemesi sanıkların müsnet suçtan mahkûmiyetlerine ilişkin "... En az 2 askeri personel ön safta yer almak suretiyle silahlı bir biçimde ve kendisini sorgulayan güvenlik görevlilerine silah doğrultarak askerin sıkı yönetim ilan ettiğini bildirerek bu eylemi gerçekleştirmekle burada Türk Ceza Kanunu'nun 109/2 madde uyarınca tehdit ve manevi cebir uygulanmıştır.... askeri birliğin her bir ferdini teşkil eden her rütbedeki diğer sanıkların bu eylemde Türk Ceza Kanunu'nun 37/1 maddesi uyarınca sorumlu tutulması gerektiği açıktır" düşüncelerine yer verdikten sonra gerekçe olarak eylemin altı buçuk saat sürmesi, tüm sanıkların bina çevresinde konuşlanmış olmaları, askerlerin içeride tutulan kişiler olduklarını bilmeme ihtimallerinin bulunmadığı, birliğin hâlihazırda binayı kontrol altında tutmayı amaçladığı düşüncelerine yer vermiştir. Hâlbuki, itiraza konu sanık ... dışında kalan ve olay yerine mağdurlar bina içine girdikten sonra gelen otuz iki sanık erin, güvenlik görevlilerinin tehdit edilerek silahları alındıktan sonra binanın içine girmeye ve orada kalmaya zorlanmaları şeklinde gelişen eylemin yaşandığı olay yerinde bulunmadıkları, olayı görmedikleri ve olaya katılmadıkları sabittir. Bu husus İlk Derece Mahkemesi kararında da kabul edilmiştir. Keza ilgili bölümlerde de açıklandığı üzere; oluş ve kabule göre, erlerin örgütsel bir organizasyon saiki ya da iştirak iradesiyle bu suçlara ilişkin fiiller üzerinde müşterek hâkimiyet kurarak, müsnet (araç) suçları işlediklerine dair bir delil ikame olunabilmiş değildir. Böyle olunca erlerin, örgüt mensubu fail Yüzbaşı ... ile Teğmen ... ve sanık ...'in hürriyeti tahdit fiillerine iştirak kapsamında katıldıkları da düşünülemez. Bu nedenlerle sanık ... haricinde kalan otuz iki erin varlığını bile bilmedikleri ve alıkonulmalarına hiçbir şekilde katılmadıkları mağdur güvenlik görevlilerine yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemedikleri hususunun sabit olduğu ve müsnet suçtan beraatlerine karar verilmesi gerektiği hâlde, somut hiçbir delile dayanmayan ve oluşa uymayan gerekçelerle mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı, bu hususu gözetmeden bahse konu mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetsiz bulunmakla, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının sanık Er ... haricinde kalan diğer otuz iki er bakımından kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değerlendirildiği tüm bölümlere ek olarak İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararının 543 ve 544. sayfalarında bir kısım erler hakkında mahkûmiyet hükümlerinde itiraz kapsamında işaret edildiği şekilde sanık ... yanında sanıklar ... ve ... hakkında da yasal ve yeterli gerekçe gösterilmediğinin anlaşılmış olması karşısında, adı geçen sanıklar hakkındaki itirazın bu gerekçeyle de kabulüne karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanık ... haricindeki otuz bir sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlerin onanmasına yönelik itirazın reddine karar verilmesi düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. b) Sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hüküm yönünden ise; Sanık ...’in ... binasında görev yapan güvenlik görevlilerinin silahlarının teslime mecbur bırakılarak binanın içine girmeye zorlanması şeklinde gelişen eylemde olay yerinde Yüzbaşı ... ve Teğmen ...’ın hemen yanında bulunduğu, silahlarının el konulmasına katıldığı, bu silahlardan birini alıp kullanarak ...’ın öldürüldüğü araca ateş ettiği, askerî birliğin olay yerine geliş aşamasında yolda polisle girilen çatışmaya da en önde şahit olduğu, bu suretle olayın geneli üzerindeki eylemlere ve bu kapsamda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına doğrudan fail olarak iştirak ettiği anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu suçlarla ilgili kurulan hükmün onanmasına ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu anlaşılmakla; sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince bozulması gerektiğini düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim.", Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu üyesi ise; sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün onanmasına yönelik itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle: Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30.06.2022 tarih, 3815-4208 sayılı kararında verilen onama kararlarına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazlardan; I- Anayasayı ihlal suçuna ilişkin yapılan itiraz bakımından; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin itirazın KABULÜNE, Özel Daire onama kararlarının KALDIRILMASINA, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 246-677 sayılı istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanıklar hakkında ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerektiğinin ve sanıklar ... ile ... ve ... hakkındaki hükümlerde Anayasa'nın 141/3 ile CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yasal ve yeterli gerekçe bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede oy çokluğuyla, 2- Sanıklar ... ve ... hakkında anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin itirazın REDDİNE, sanık ... bakımından 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede oy çokluğuyla, sanık ... hakkında ise 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından13.02.2025 tarihli ikinci müzakerede oy çokluğuyla, II- Kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarına ilişkin yapılan itiraz bakımından; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ... ile ... hakkında maktul ... ve katılan ...’e karşı işlenen suçlar haricinde diğer tüm maktul ve katılanlara yönelik eylemler nedeniyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin itirazın KABULÜNE, Özel Daire onama kararlarının KALDIRILMASINA, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 246-677 sayılı istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, sanıkların anılan kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından beraatlerine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... bakımından oy çokluğuyla, sanıklar ... ve ... bakımından ise oy birliğiyle, Özel Daire tarafından anılan suçlardan verilen bozma kararı ile birlikte bozma kararının katılan ...’a yönelik eylem nedeniyle kasten yaralama suçundan kurulan hükümlere SİRAYETİNE, 2- Katılan ...’e yönelik eyleminin sabit olduğuna 25.12.2024 tarihli ilk müzakerede oy birliğiyle karar verilen sanık ... ile 25.12.2024 tarihli ilk müzakerede her iki neticeden de sorumlu olduğuna oy birliğiyle karar verilen ... hakkında maktul ... ve katılan ...’e yönelik kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanması kararına yönelik itirazın REDDİNE, sanık ... bakımından ilk kez oylama yapılan 13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle; sanık ...'ın katılan ...’e yönelik eylemi açısından ilk kez oylama yapılan 13.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla; sanık ...'ın maktul ...'a yönelik eylemi açısından ise 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 13.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, III- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin yapılan itiraz bakımından; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin itirazın KABULÜNE, Özel Daire onama kararlarının KALDIRILMASINA, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 246-677 sayılı istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, sanıkların müsnet kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlerine karar verilmesi gerektiğinin ve sanıklar ... ile ... ve ... hakkındaki hükümlerde Anayasa'nın 141/3 ile CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yasal ve yeterli gerekçe bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede sanık ... bakımından oy birliğiyle, diğer sanıklar bakımından ise oy çokluğuyla, 2- Sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin itirazın REDDİNE, 25.12.2024 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 13.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, IV- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında, anayasayı ihlal, kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalarının infazına başlanmış ise İNFAZLARININ DURDURULMASINA ve sanıkların başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmadıkları takdirde TAHLİYELERİNE ve derhâl salıverilmeleri için MÜZEKKERE YAZILMASINA, V-Dosyanın İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, yukarıda belirtilen bir kısım uyuşmazlık konusu hakkında 25.12.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede; ilk müzakerede yasal ve yeterli yasal çoğunluk sağlanamayan ve yukarıda belirtilen diğer uyuşmazlık konuları bakımından ise 13.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.