İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2023/272 Karar: 2025/542 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2023/272 K.2025/542

Ceza Genel Kurulu 2023/272 E. , 2025/542 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2886-657 I. HUKUKÎ SÜREÇ Eşe karşı eziyet suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 96/2-b, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasın

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2023/272 E. , 2025/542 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2886-657 I. HUKUKÎ SÜREÇ Eşe karşı eziyet suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 96/2-b, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasın

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2023/272 E. , 2025/542 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2886-657 I. HUKUKÎ SÜREÇ Eşe karşı eziyet suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 96/2-b, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2017 tarihli ve 278-55 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 30.03.2017 tarih ve 491-509 sayı ile; duruşmadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına gerekçeli kararın tebliğ edilmesi için tevdi kararı verilmiş, hükmün tebliğ edildiği Bakanlık vekili tarafından da istinaf yoluna başvurulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 21.06.2017 tarih ve 1303-1212 sayı ile; sanığın istinaf isteminin Bakanlık vekiline tebliğ edilmesi için ikinci kez tevdi kararı verilmiş, sanığın istinaf isteminin Bakanlık vekiline tebliğ edilmesi üzerine de duruşma açarak inceleme yapan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 08.02.2018 tarih ve 2047-219 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarıca kaldırılmasına, sanığın eşe karşı eziyet suçundan TCK'nın 96/2-b, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Bu hükmün, katılan vekili ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.10.2021 tarih ve 12934-19228 sayı ile; "...Kovuşturma aşamasında şikâyetinden vazgeçen mağdur hakkında düzenlenen adli rapor içeriği ve UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre aralarındaki evlilik birliğinin hâlen devam ettiği gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nın 3. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi ile 61/1. maddedeki ölçütlere göre, temel cezanın belirlenerek hüküm kurulması gerekirken yasadaki ibareler tekrar edilerek yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan fazlaca uzaklaşılması suretiyle ceza tayin edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi ise 10.03.2022 tarih ve 2886-657 sayı ile; "....Dairemizce TCK 61. maddesinde düzenlenen temel cezanın belirlenmesine ilişkin 'suçun işleniş biçimi, suç sebebi ile doğan zarar ve tehlikenin ağırlığı ve sanığın kasta dayanan kusurunun ağırlığı' gerekçeleri esas alınarak atılı suçun düzenlendiği TCK 96/2-b maddesinde belirlenen 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasından alt sınıra yakın olan 5 yıl hapis cezasına hükmedildiği, bu itibarla Yargıtay bozma ilamında belirtilen alt sınırdan fazlaca uzaklaşıldığı gerekçesinin dosya kapsamına uygun olmadığı," gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili ve sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.10.2022 tarihli ve 58042 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 17.05.2023 tarih ve 5286-3375 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasını gerektiren eşe karşı eziyet suçundan sanık hakkında temel cezanın beş yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamına göre; Kolluk tarafından düzenlenen fezlekeye göre; mağdurun 12.05.2016 tarihinde saat 07.00 sıralarında sanıktan şikâyetçi olmak amacıyla jandarma karakoluna müracaat ettiği, Silifke İlçe Devlet Hastanesince düzenlenen 12.05.2016 tarihli rapora göre; mağdurun sol göz çevresinde morluk bulunduğu ve bu yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, Mağdurun Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesine hitaben düzenlediği 09.06.2016 havale tarihli dilekçesi ile sanığa ilişkin şîkâyetinden vazgeçtiği, UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre; sanığın mağdur ile 10.09.2012 tarihinde evlendiği ve hâlen evli oldukları, Bölge Adliye Mahkemesince, "...sanığın kişiliği, suçun işleniş biçimi, suç sebebiyle doğan zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayanan kusurunun ağırlığı," şeklindeki gerekçelerle temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak beş yıl hapis cezası olarak belirlendiği, Anlaşılmıştır. Mağdur kollukta; bir çimento fabrikasında işçi olarak çalıştığını, evlendikleri ilk günden itibaren eşi olan sanık tarafından birçok kez darbedildiğini, ailesi ile görüşmesini istemediği için sanığın sürekli kendisini tehdit ettiğini, korktuğu için kimseye bir şey anlatamadığını, iş yerindeki arkadaşları ile konuşmasına izin vermeyen sanığın bu nedenle kendisini ölümle tehdit ettiğini, 2014 yılında aynı iş yerinde birlikte çalıştığı babası ile görüşmemesi için işe kendi kullandığı araçla gitmesini istediğini, aracı kullanamayınca da sanık tarafından darbedildiğini, 2016 yılının Mayıs ayının başlarında iş yerinden arkadaşları ile konuştuğu için sanığın kendisini dövdüğünü, kavga esnasında gözüne doğru çatal fırlattığını, babasının kendisini darbedilmiş hâlde gördüğünü, ancak babasına merdivenden düştüğünü söylediğini, yine olay tarihinden yaklaşık iki gün önce kıskançlık ve ailesi ile konuşması nedeniyle eşi tarafından odunla darbedildiğini, 12.05.2016 tarihinde saat 02.30 sıralarında çıkan tartışmada ise kendisini bir kez evden dışarı atıp sonra tekrar içeri aldığını, ardından elini, ayağını ve ağzını bağladığını, elinde bulunan bıçağı boynuna dayayıp "Babanla konuşmayacaksın, sen serviste işe giderken babanın yanına oturmasını bekleyeceksin ve onu ittireceksin." dediğini, İlk Derece Mahkemesinde; eşine ilişkin şikâyetini geri aldığını, huzurlarının bozulmasını istemediğini, tüm kavgalarının ailelerinden kaynaklandığını, hâlihazırda onlardan uzakta ayrı evde yaşadıklarını, kollukta verdiği ifadesini kışkırtıldığı için abarttığını, eşinin kendisine herhangi bir kötü muamelesi bulunmadığını, şayet eşine ceza verilir ise kendisine bakacak kimse olmadığını, Tanık ...; kızı olan mağdura karşı sanığın evlendikleri günden itibaren şiddet uyguladığını düşündüğünü, durumu kızına sorduğunda bir şey anlatmadığını, ailesi olarak düzenlerinin bozulmaması için seslerini çıkarmadıklarını, 2016 yılı Mayıs ayının başlarında sanığın kızını darbettiğini yüzünde bulunan izden anladığını, kızına şikâyetçi olmasını söylediğini ancak kızının şikâyetçi olmadığını, 11.05.2016 tarihinde aynı şekilde sanığın kızını darbettiğini duyduğunu, bunun üzerine karakola müracaat ettiğini, evinden alınıp karakola getirilen kızının şikâyetçi olmadığını, 12.05.2016 tarihinde sabah saatlerinde evlerine gelen kızının, eşinin elini ayağını bağlayarak kendisini darbettiğini ve tehdit ettiğini söylediğini, bu nedenle tekrar karakola gidip şikâyetçi olduklarını, kızının sanık tarafından darbedildiğini bizzat görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık aşamalarda; mağdurun resmî nikahlı eşi olduğunu, eşi ile evliliklerinin ilk dönemlerinde çok mutlu olduklarını, ancak eşinin ailesinin mutlu olmalarını istemediklerini, bu kişilerin eşi ile sürekli konuşarak kendisini kötülediklerini, ayrılmalarını istediklerini, bu nedenle eşi ile sürekli tartışmaya başladıklarını, 2013 yılından sonra eşini çok kıskanmasından dolayı aralarında büyük tartışmalar yaşandığını, bazı tartışmaların sonucunda da eşini birkaç defa darbettiğini, yine 2016 yılı Mayıs ayı başlarında "İş yerinde çalışan şahıslarla konuşmayacaksın." demesi nedeniyle aralarında çıkan tartışma esnasında bir anlık sinirle elindeki çatalı eşine doğru attığını, çatalın eşinin başına doğru gittiğini ancak herhangi bir sorun olmadığını, yine olay tarihinden yaklaşık iki gün önce kıskançlık nedeniyle aralarında tartışma çıktığını, ancak eşini kesinlikle darbetmediğini, 12.05.2016 tarihinde saat 02.30 sıralarında aralarında çıkan tartışma sırasında da eşini evin dışına doğru ittirdiğini, sonrasında hemen içeriye aldığını, ardından da eşinin sürekli evden dışarıya çıkmaması için ellerini ve ayaklarını ip ile bağladığını, ancak ağzını bağlamadığını, eşini bağladıktan yaklaşık olarak 5-10 saniye sonrasında ipleri tekrar çözdüğünü, eşine kesinlikle bıçak göstererek tehdit etmediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 139. maddesinin birinci fıkrası; "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklindedir. Eşe karşı eziyet suçu ise TCK’nın 96/2-b maddesinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler aynı Kanun’un 61/1. maddesinde; "(1) Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler." şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nın "Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile de işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, TCK’nın 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kararı aydınlatma, keyfiliği önleme ve tarafları tatmin etme özelliklerini taşımasının yanında, hâkimin, aşağı ve yukarı hadler arasında takdir yetkisini kullanırken TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen kuralların dışına çıkıp çıkmadığının Yargıtayca denetleneceğini de göstermektedir. TCK'da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılmalıdır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530). B. Hukuki Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesince, sanığın mağdur ile evlendiği 2012 yılından itibaren ailesiyle görüşmesini ve iş yerindeki arkadaşları ile konuşmasını engellemek amacıyla mağduru sürekli tehdit edip zaman zaman darbettiği, diğer insanlarla irtibatını engellemek amacıyla kendi kullandığı araçla iş yerine gidip gelmesi hususunda mağduru zorladığı, bu kapsamda 2016 yılı Mayıs ayı içinde iş yerindeki arkadaşları ile konuştuğunu bahane ederek mağduru dövüp gözüne çatal fırlattığı, 12.05.2016 tarihinde ise bu kez ailesiyle görüştüğünü bahane ederek mağduru dövüp evden dışarı attığı, bir süre sonra eve alarak elini ve ağzını bağladıktan sonra bıçakla tehdit ettiği kabul edilen olayda, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasını gerektiren eşe karşı eziyet suçundan sanık hakkındaki temel ceza beş yıl olarak tayin edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince temel ceza belirlenirken, alt sınırdan ayrılma nedeni olarak "Sanığın kişiliği, suçun işleniş biçimi, suç sebebiyle doğan zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayanan kusurunun ağırlığı" hususlarının dikkate alındığı görülmektedir. "Sanığın kişiliği" dışındaki diğer gerekçeler, TCK’nın 61. maddesi hükümlerine uygun bulunmakla birlikte, somut olayın özellikleri itibarıyla bu gerekçelerin alt sınırdan ayrılmayı haklı kılacak nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Zira, eziyet suçunun oluşabilmesi için bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ya da aşağılanmasına yol açacak nitelikte olan fiilerin ani değil, sistematik bir şekilde ve belirli bir süreç içerisinde işlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, sanığın eşi olan mağdura yönelik olarak yaklaşık dört yıllık bir süreç içinde sistematik bir şekilde gerçekleştirdiği tehdit ve kasten yaralama eylemleri ile dosya kapsamına göre 12.05.2016 tarihinde çok kısa süreli olarak işlendiği ve mağdurun herhangi bir şekilde yaralanmasına neden olmadığı anlaşılan evden dışarı atma ve bağlama fiilerinin suçun işleniş biçimi ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri bakımından, eziyet suçunun oluştuğu benzer olaylardan farklılık arz etmediği değerlendirilmiştir. Diğer yandan, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralanması da, suç sebebiyle doğan zararın ağırlığı yönünden alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirir ölçüt olarak kabul edilemez. Bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün isabetli olduğu düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 10.03.2022 tarihli ve 2886-657 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla