İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2023/292 Karar: 2025/540 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2023/292 K.2025/540

Ceza Genel Kurulu 2023/292 E. , 2025/540 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1031-318 I. HUKUKÎ SÜREÇ Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/4, 29, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyl

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2023/292 E. , 2025/540 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1031-318 I. HUKUKÎ SÜREÇ Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/4, 29, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyl

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2023/292 E. , 2025/540 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1031-318 I. HUKUKÎ SÜREÇ Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/4, 29, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesince 11.04.2018 tarih ve 241-127 sayı ile kurulan hükme yönelik katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşmalı yapılan inceleme sonucu hükmün kaldırılmasına ve sanığın kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 29, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.12.2022 tarih ve 2009-9499 sayı ile temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Başkanı ...; "Sanık ile maktülün yerde boğuştukları sırada, sanığın elinden düşürdüğü çakı bıçağını alan sanığın boğuşma sırasında özellikle maktulün ... önem taşıyan bölgesini hedef alarak hareket ettiğinin saptanamaması, sanığın hiçbir engel bulunmamasına rağmen eylemine kendiliğinden son vermesi, maktülün ayağa kalkıp uzaklaştığı sırada maktüle yönelik herhangi bir eyleminin bulunmaması, sanığın olay öncesi, olay esnası ve sonrasındaki davranışları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, öldürme kastıyla değil yaralama kastıyla hareket ettiği, yaralama eylemiyle maktulün ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu anlaşıldığından eyleminin ‘kasten yaralama sonucu ölüm’ suçunu oluşturduğu" görüşüyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.01.2023 tarih ve 45675 sayı ile; "...Olay esnasında maktulün sanığa bıçakla saldırdığı, öncesinde de tanık ... ve maktulün birlikte sanığa vurdukları, tanık anlatımlarından da anlaşıldığı üzere zaten sanık ve maktul yere düştükten 3-5 saniye sonra etraftakilerin olaya müdahale ettikleri, sanığın hiçbir engel bulunmamasına rağmen eylemine kendiliğinden son verdiği, maktulün ayağa kalkıp uzaklaştığı sırada maktüle yönelik herhangi bir eyleminin bulunmadığı hususları ile olay öncesi, olay esnası ve sonrasındaki davranışları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastının şüpheli kaldığı, öldürme kastını açığa çıkaran herhangi bir delil bulunmadığı, ortaya çıkan kastının yaralamaya yönelik olduğu ancak yaralama olarak vasıflandırılan eylem sonucu maktulün öldüğü anlaşıldığından, eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu ve eylemine uyan TCK'nın 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği" düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.05.2023 tarih, 801-2984 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; 23.12.2016 tarihli ölü muayene tutanağında; 45 yaşlarında 166 cm boylarında 76 kg ağırlığındaki maktulün cesedi üzerinde yapılan muayenede, sağ gözde ekimoz ve ödem, göğüs solda ön aksiller hattın koltuk altı başlangıcına 3 cm medialde 5 cm altında transvers seyirli 1x2 cm kesici delici alet yarası olduğunun, göğüs solda midklavukilar hatta meme başının 7 cm altında oblik seyirli 16 cm uzunluğunda lateraldeki açısı geniş kenarları düzgün kesici delici alet yarası olduğunun, sol koltuk altında yaygın cilt altı ekimoz, yüzde sağ gözün 2 cm lateralinde 2 cm çaplı ekimoz, sol el sırtında, sağ ve sol ayak sırtında, sağ ön kol ön yüzde ekimozlu pikür izi bulunduğunun yazılı olduğu, 23.12.2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda; sanık ...’ın üzerinden alındığı belirtilerek cinayet büroda poşet içine konulan bir adet siyah renkli Fabrika marka kaban, bir adet Karaca ibareli siyah kazak, bir çift 42 numara ayakkabı ve bir adet Kiğılı ibareli yırtık pantolonun bulgu paketlemesi yöntemiyle incelenmek üzere muhafaza altına alındığının belirtildiği, 23.12.2016 tarihli tutanakta; hastaneye kaldırılan maktul ...’ın üzerinden alınan bir adet lacivert renkli, siyah astarlı, sol göğüs kısmında bir adet kesici delici alet izi bulunan sol göğüs kısmında kan izleri bulunan Calvin Dior marka ceketin hastane görevlisinden teslim alınarak delil torbasına konulduğunun bildirildiği, 29.12.2016 tarihli Adli Tıp Raporunda; sanık ...'ın muayenesinde, boyun sol yanda kızarıklık, sağ el 1/2 parmakta ağrı ve beşinci parmakta hassasiyet ile kontüzyon (yumuşak doku yaralanması) bulunduğu, fraktür saptanmadığı, vücudunda kırık tarif edilmeyen yaralanmasının; kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığının kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu tespitine yer verildiği, 14.03.2017 tarihli otopsi raporunda; maktulün cesedinin dış muayenesinde bir numarada; göğüs solda ön aksiller hattın koltuk altı başlangıcının 3 cm medialinde 5 cm altında transvers seyirli 1 cmlik bir açısı geniş diğer açısı dar olan kesici delici alet yarasıyla, iki numarada; göğüs solda midklavikuler hatta meme başının 7 cm altında oblik (eğik-dik olmayan) seyirli 1,6 cm uzunluğunda bir açısı geniş bir açısı dar kenarları düzgün kesici delici alet yarası bulunduğunun; sağ gözde ekimoz ve ödem görüldüğünün, göğüs solda cerrahi kesi bulunduğunun, sol el sırtında sağ ve sol ayak sırtında sağ femur proximal lateralde sağ el sırtında sağ ön kol yüzde ekimozlu pikür (ucu sivri cisim) izleri görüldüğünün, göğüste 5. interkostal aralıkta; kesici delici alet geçiş defekti izlendiği, sternal kapak kaldırıldığında perikard ön bölüm kesisi izlendiği, kalbin perikard dışında olduğu, kalp yüzeyinde apex lateralinde (en alt zirve noktası) 1,5 cmlik iki numarada tarif edilen kesici delici alet yarasıyla uyumlu defekt izlendiği, akciğer bronşlarının kanla dolu olduğunun, buna göre; bir numaralı yaradan giren kesici delici aletin cilt cilt altı seyirle ilerleyip kas içinde durduğunun ve müstakilen öldürücü mahiyette olmadığının, iki numaralı yaradan giren kesici delici aletin ise 6. interkostal aralıktan geçerek göğüs boşluğuna girdiğinin, perikardı keserek kalpte apexin sol lateralinden sol ventrikül duvarı kat edip sol ventrikül boşluğuna girdiği ve burada durmakla müstakilen öldürücü mahiyette olduğunun; maktulün kanında alkol bulunmadığının, zehirlenme bulgusu olmadığının, sonuç olarak kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı iç organ hasarından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun mütalaa edildiği, 30.03.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi raporunda; maktulden alınan ceketten elde edilen beş adet örnekte tespit edilen kan lekelerinden 1,2,6 ve 7 nolu lekelerin maktul ...'dan alınan DNA profilleriyle uyumlu olduğunun; sanığın üzerinden alınan siyah paltodan elde edilen 1, 2 ve 3 nolu lekelerin maktulden alınan DNA örneği ile uyumlu olduğunun; sanıktan alınan bir çift ayakkabının sol tekinden alınan örnek ile bıçağın namlu kısmından alınan örneğin maktul ...'ın DNA'sı ile major yoğunluk gösterdiğinin; olayda kullanılan bıçağın namlu kısmından alınan örnekle maktulün DNA örneğinin uyumlu olduğunun, bıçağın sap kısmından DNA profili elde edilemediğinin tespit edildiği, 27.10.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda; olayda kullanıldığı belirtilen bir tarafı keskin, bir tarafı künt, namlu uzunluğu 8,6 cm, tüm uzunluğunun 18,8 cm olduğu, bıçağın namlu ucundan başlayıp sap kısmına doğru değişik aralıklarla ölçüldüğünde; sivri uçtan birinci santime kadar 0.36 cm genişleyen, yedinci santimden aşağı artarak sap kısmında 0.86 cm genişliğine ulaşan, namlusu el yardımıyla kabzasına kapanıp açılabilen, sivri uçlu bıçağın sustasız bir çakı olduğunun belirtildiği, 06.11.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu raporunda; kişinin vücudunda iki adet kesici delici alet yaralanması bulunduğu ve haricen iki numarada tanımlanan kalbe nafiz kesici delici alet yaralanmasının tek başına ölüm meydana getirebilecek nitelikte olduğu, bir numaralı diğer yaralanmanın ise öldürücü nitelikte olmadığı, olayda kullanılan aletin bir kenarı keskin diğer kenarı künt bir kesici delici alet olduğu, iki numarada belirtilen kesici delici alet yaralanmasının trajesinin göğüs boşluğuna girerek perikardı kesip kalpte apeksin sol lateralinden sol ventrikül serbest duvarı kat edip sol ventrikül boşluğuna girdiği dikkate alınarak; ölümün, kesici delici alet yaralanması sonucu iç organ hasarından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu, ancak meydana geliş şeklinin mevcut verilerle bilinemediği, adli tahkikatle aydınlatılmasının mümkün olduğu ifadelerine yer verildiği, Dosyada mevcut tanık beyanlarından hareketle; tanık ...’ın 22.12.2016 tarihi saat 22.00 sıralarında işlettiği kahvehanedeyken birinin güvenlik kamerasına vurduğunu görmesi üzerine, yatacak yeri olmadığı için kahvehanede kalan ve tanığa yardım eden maktul ...’dan kamerayı kontrol etmesi için dışarı çıkıp bakmasını istediği, maktulün dışarı çıktığı ve o sırada yoldan geçmekte olan sanık ...’ın arkasından "Hişşt lan, baksana!" demesi üzerine çıkan tartışma sırasında kahveci tanık ...’in dışarı çıktığı ve sanıkla maktulün yanına gittiği, hemen arkasından tanık ...’in de geldiği, maktulün sanığa yumruk salladığı ancak sanık geri kaçınca isabet etmediği, tanık ...’in ise "Ne oluyor?" diyerek ve arkadaşı maktul ...’ı korumaya çalışarak sanığı iteklediği, sanığın tanık ...’e "Sen niye geldin?" dediği, karşılıklı birbirlerine "Şerefsiz" şeklinde küfürleştikleri, tanık ...’ın beyanına göre; tanık ...’in önceden mahalleden tanıdığını bildiği sanığa parmak sallayarak "Sen oğullarına mı güveniyorsun şerefsiz!" dediği, bu sırada tanık ...’in yanındakilere "Ben onu tanıyorum, adam alkollü, karışmayın!" diyerek araya girdiği ve sanığa doğru "Gel seni eve bırakayım.", maktule ve tanık ...’e doğru ise "Yeter gidin artık!" dediği, tam taraflar ayrılacakken maktul ...’ın cebindeki bıçağı çıkartarak tanık ...’in omzuna vurup geçtikten sonra diğer eliyle sanığın yakasından tuttuğu ve birlikte yere düştükleri, ayakta kalan tanıklar ... ve ...’in tarafları ayırmaya çalıştıkları sırada kahvedekilerin sesi duyarak yanlarına doğru koştukları, en son tanık ...’ın yerdeki maktulü tutup ayağa kaldırdığı ve "Koca adamlarsınız, size yakışmıyor." dediği, tanık ...’in ise yerdeki sanığı tutup ayağa kaldırdığı, akabinde kavga ve gürültüyü duyan sanığın oğlu ... ile kiracıları tanıklar ... ve ...’ın da sanığın yanına geldikleri, yerden kalkan maktulün bir iki adım ilerleyip "Ben yaralandım" diyerek yere yığıldığı, sanığın elinde tuttuğu ve maktule ait bıçağı olay sonrası polise teslim ettiği, Sanık ...'ın, soruşturma aşamasında; emekli olduğunu, tanık ...'ı kahve işlettiği için tanıdığını, maktul ... ve tanık ...'i tanımadığını, kahveye gitmediğini, olay günü saat 22.30 sıralarında her zaman gittiği ... Derneğinden çıkıp evinin önüne geldiğinde havanın hafif yağışlı ve karanlık olduğunu, arkasından birinin "Şşt lan, baksana!" şeklinde bağırdığını, gayri ihtiyari dönüp baktığını, kendisinden genç olan maktulün "Ulan sen mi yaptın?" sorusuna "Lan diye bana mı seslendin?" dediğini, maktulün "Evet sana diyorum, kamerayla sen mi oynadın?" dediğini, kendisinin "Ne kamerası? Sen kimsin de bana lan diyorsun? Terbiyesizlik yapma!" şeklinde cevap vermesiyle birlikte maktulün yüzüne savurduğu yumruğun geri kaçtığı için kendisine isabet etmediğini, sonra maktulün arkadaşları olduğunu düşündüğü iki kişinin daha gelip kendisine tekme tokat vurmaya başladıklarını, bu sırada kendini savunmak için bu kişilerle boğuşmaya başladığını, bir taraftan küfredip diğer taraftan kahvenin köşesine kadar kendisini sürükleyip vurmaya devam ettiklerini, köşeyi dönünce 3-4 kişinin daha gelip vurmaya başladığını, içlerinden birinin kendisini dizlerinin üzerine çöktürüp yerdeyken kafasına vurmaya devam ettiğini, bu sırada bir bıçağın yere düştüğünü gördüğünü ve kendisine birşey yapacakları korkusuyla bıçağı eline aldığını, mahalledekilerin bağırarak gelmesi üzerine saldıran kişilerin kahvehaneye doğru uzaklaştıklarını, yediği darbeler sonucu bir süre yerden kalkamadığını, sonra yanına oğlu ... ve komşularının geldiğini ve kendisini eve götürdüklerini, kendisine saldıran kişileri daha önce görmediğini ve tanımadığını, olay sırasında elindeki çakıyla kimseye vurup vurmadığını hatırlamadığını, amacının bıçağı polise teslim etmek olduğunu, yerden aldıktan sonra kimseye sallamadığını, darbelerden korunmak amacıyla hareket ettiğini, kavga esnasında etraftaki kimsenin "Ben polisim!" şeklinde bağırmadığını, suçlamayı kabul etmediğini; Kovuşturma aşamasında ise; sadece kendisine yumruk vuran maktule karşılık verdiğini, bu sırada ikinci bir kişinin koşarak kendisini yumruklamaya başladığını, binanın sol tarafından üç kişinin daha geldiğini, onlar da vurmaya başlayınca "Ne yapıyorsunuz?" diyerek yardım istediğini, diğerleri kendisine vurduğu sırada maktulün kendisiyle birlikte yere düştüğünü, yerden kalkmaya çalıştığı sırada parlak bir cisim gördüğünü ve bıçak olduğunu anlayıp kendisini korumak için yerden aldığını, sonra şikayet amaçlı polise vermeyi de düşündüğünü, maktulün ne şekilde yaralandığını ve ne şekilde öldüğünü bilmediğini, önceki beyanında elindeki bıçakla vurup vurmadığını hatırlamadığını söylemediğini, kimseye vurmadığına emin olduğunu, olay tarihinde alkollü olmadığını savunduğu, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 539-370 sayılı, 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 08.12.2022 tarihli ve 130-780 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; TCK’nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin dördüncü fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. TCK’nın 21. maddesinin birinci fıkrasına göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüsü oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. 2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme Sanık ve maktulün aynı mahallede yaşayan kişiler olup dosyaya yansıyan bilgilerden olay öncesinde aralarında herhangi bir husumet olduğunun ispatlanamamasına, olay günü akşam saatlerinde kamerayı kontrol etmek için kahveden dışarı çıkan maktulün, evine gitmek üzere yolda yürüyen sanığın arkasından kaba bir üslupla seslenmesi üzerine aralarında çıkan sözlü tartışmanın kavgaya dönüşmesine, maktulün sanığa yönelik agresif tavırlarını cebindeki bıçağı çıkartarak devam ettirmesine, sanığın birden fazla kişinin kendisini darp ettiğini, aralarında meydana gelen boğuşma sırasında yerde gördüğü bıçağı polise teslim etmek amacıyla aldığını ve kimseye vurmadığını savunmasına rağmen; Tanık ...'in tarafları aralaması ve sanığı evine götürmeyi teklif etmesi üzerine sanığın kendisinden genç olduğunu bildiği ve agresif davranışlarına devam ederek cebinde taşıdığı uzun ve ince bıçağı çıkartan ve dosyadaki rapora göre alkolsüz olduğu belirlenen maktulle birlikte yere düşerek boğuşmaya başladığının, ancak maktulün elindeki bıçağı sanığa saplamadığının veya bunu beceremediğinin tanık beyanları ve adli raporlarla sabit olduğunun, sanığın arbede sırasında maktulün elindeki bıçağı bir şekilde aldıktan sonra çevredekilerin ayırmak için yanlarına geldiğini görmesine rağmen içinde bulunduğu haksız tahrikin de etkisiyle maktulü göğüs sol kısmından tam kalbinin üstünden ard arda biri ... tehlike oluşturacak şekilde iki kez saplayarak ölümüne sebebiyet verdiğinin dosyada mevcut Biyoloji İhtisas Dairesi raporunda sanığın ayakkabısı ve paltosunun üzerindeki kan izlerinin maktulün DNA'sıyla uyumlu olduğu tespiti üzerine vuzuha kavuştuğunun, ayrıca maktulün sağ gözünde ekimoz ve ödem meydana geldiğinin ölü muayene raporuyla, sanığın ise sadece boyun sol yandaki kızarıklık ve sağ elinin iki parmağındaki hassasiyet tanısıyla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaralandığının olayın hemen akabinde alınan adli muayene raporuyla tespit edildiği, dolayısıyla sanığın olay sırasında birden fazla kişi tarafından yüzünden ve kafasından tekme, tokat veya yumruklarla sürekli darp edilmediğinin, bilakis maktule gözünde ödem oluşacak şekilde karşılık vererek etkisiz hâle getirip elindeki bıçağı aldıktan sonra maktulün kalbine doğru iki kez vurarak ölümüne sebebiyet verdiğinin, öte yandan çevreden ve sanığın evinden koşarak ayırmaya gelen kişilerin sayısı gözetildiğinde bıçağı aldıktan sonra da kendisini saldırı tehdidi altında veya güvensiz hissedebileceği bir ortamda bulunmadığının anlaşıldığı, Bu açıklamalar ışığında, suçta kullanılan aletin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, maktulün vücudundaki isabet ve yaralanma bölgelerinin nitelik ve niceliği ile sanığın olay anındaki ve sonrasındaki davranışları gözetildiğinde; sanığın boğuşma sırasında kendisinden zayıf olan maktule karşılık vererek gözünde ödeme yol açması, bir şekilde maktulün elinden aldığı bıçağı maktulü durdurma, geri çekilerek kavgayı sonlandırma veya hiç olmazsa maktulün başka bölgelerini hedef seçerek haksız davranışını ödetme amacıyla kullanma imkânı varken maktulün sol göğsüne doğru bir kez vurup bununla da yetinmeyerek ikinci kez bu defa kalbine nüfuz edecek şekilde şiddetli ve bir müddet içeride kaldığının hissedilebileceği oblik bir seyirle saplaması ile eylemine çevredekilerin ayırması üzerine son vermesi nedenleriyle, sanığın kendisine yönelen kaba sözler, boynunun solunda ve sağ elinde elinin serçe parmağında kızarıklığa yol açan haksız davranışın etkisi altında olay anında ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu ve eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "...Dosya kapsamına göre olay günü sanık ile maktul arasında, olaydan önceye dayalı, süreklilik arz eden, bilinen herhangi bir husumet, tehditle beslenen bir çekişme, daha önce yaşanmış ağır bir kavga yahut hesaplaşma ihtiyacı bulunmamaktadır. Sanık, ikametgâhına gitmek amacıyla günlük yaşamında da kullandığı olağan güzergâh olan kahvehane önünden geçerken, kahve önünde bulunan maktulün 'hişt, hişt, lan baksana' şeklindeki kaba ve küçültücü hitabına muhatap olmuş, bu sözlerin kendisine yönelip yönelmediği hususunda tereddüt yaşamıştır. Maktulün devamında 'Ulan sen mi yaptın?' demesi üzerine taraflar arasında tartışma başlamış, tartışmanın çıkış sebebini kahvehanedeki kamerayla oynandığına ilişkin iddia oluşturmuştur. Taraflar arasında önceden kararlaştırılmış bir buluşma, randevulaşma, planlı bir hesaplaşma, pusu kurma, silah veya benzeri bir vasıta temini söz konusu değildir. Olay, maktulün kahve önünden sanığa yönelttiği bu sözler üzerine aniden gelişmiş; sözlü tartışma çok kısa süre içinde itişmeye ve akabinde fiili müdahaleye dönüşmüştür. Tanık anlatımları ve görüntü kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, eylemin olay anında oluşan gerginlik ve öfke atmosferi içinde, kısa bir zaman diliminde gerçekleştiği; saldırının süreklilik kazanmadığı, yinelenmediği, soğukkanlı bir plan çerçevesinde sürdürülmediği, olayın herhangi bir hazırlık sürecine dayanmadığı anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun sistematiğinde 81. maddede kasten öldürme, 86. maddede kasten yaralama ve 87. maddede neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller birbirinden ayrı, her birinin koruduğu hukuki yarar, kusur düzeyi ve ceza tehdidi farklı olan suç tipleri olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu aynı fiilin hem baştan itibaren 'öldürmeye yönelik' olarak planlanıp icra edildiği hâllerle, ani gelişen bir tartışma ve kavga sırasında işlenen yaralama fiilinin öngörülebilir, fakat fail tarafından istenmeyen ağır neticesini aynı kefeye koymamış; bu iki durumu ayrı ayrı hükme bağlamıştır. Aksi yönde bir yorum, 87. maddenin büyük ölçüde işlevsiz kalmasına ve ölümle sonuçlanan her yaralama fiilinin otomatik olarak 81. madde kapsamında değerlendirilmesine yol açar ki, bu sonuç hem kanunun açık sistematiğiyle hem de ceza hukukunda kusur ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşmaz. Kasten öldürme suçu ile kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçu arasındaki temel ayrım, failin öldürme kastının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Failin kastı doğrudan saptanabilir bir olgu olmayıp, olayın tüm koşullarından, failin eylem öncesi, eylem sırası ve eylem sonrası davranışlarından çıkarılır. Ceza Genel Kurulunun ve Dairelerin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kastın belirlenmesinde taraflar arasında olaydan önce süregelen husumetin varlığı, failin olay öncesinde saldırıya hazırlık mahiyetinde davranışlarda bulunup bulunmadığı, silah temin edip etmediği, maktulü olay yerine çağırıp çağırmadığı, eylemin önceden tasarlanıp tasarlanmadığı, saldırının sayısı ve şiddeti, hedef alınan vücut bölgeleri, eylemin sürdürülüş biçimi ve süresi, olay sonrası failin davranışları gibi kriterler birlikte dikkate alınmalıdır. Bu ölçütler, failin sübjektif kastını nesneleştirmeye yarayan araçlardır; hiçbiri tek başına belirleyici değildir, ancak birlikte değerlendirildiklerinde failin öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yöneldiği konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşılmasına hizmet ederler. Bu çerçevede salt ölüm sonucunun gerçekleşmiş olması, failin baştan itibaren öldürme kastıyla hareket ettiğini zorunlu olarak göstermez. Eğer yalnızca ölüm neticesine bakılarak her olayda öldürme kastının var olduğu kabul edilecek olursa, kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçunun uygulama alanı büyük ölçüde ortadan kalkar; bu suç tipi neredeyse istisnai hâle gelir ve ağır neticeli tüm yaralama fiilleri kasten öldürme suçu içinde eritilmiş olur. Böyle bir yaklaşım, kanun koyucunun açık iradesine, suç tipleri arasındaki farkı gözeten sistematiğine ve kusura dayalı sorumluluk ilkesine aykırıdır. Ceza hukuku yalnızca gerçekleşen sonuca değil, o sonuca hangi kast ve kusur düzeyiyle gidildiğine de bakar. Failin kastının yok sayılması ve yalnızca sonucun esas alınması, objektif sorumluluk tehlikesini beraberinde getirir ki, bu da modern ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Somut olaya bu ilkeler ışığında bakıldığında, birincisi, sanık ile maktul arasında olaydan önceye dayalı, süreklilik arz eden, ağır bir husumetin varlığını ortaya koyan güvenilir bir delil bulunmamaktadır. Dosya kapsamında taraflar arasında daha önce yaşanmış ağır bir kavga, tehdit içerikli mesajlaşma, randevulaşarak hesaplaşma yahut benzeri olgulara rastlanmamaktadır. Sanık, maktulle buluşmak, hesaplaşmak veya maktule zarar vermek amacıyla olay yerine gitmemiş, günlük yaşamında her zaman kullandığı güzergâhı takip ederek evine gitmek üzere yola çıkmış, olay bu sırada maktulün kahve önünden sanığa yönelttiği kaba hitap üzerine spontan biçimde gelişmiştir. İkincisi, sanığın olay öncesinde maktule saldırmak için silah temin ettiğine, yanında öldürücü nitelikte bir alet taşıdığına, maktulü olay yerine çağırdığına, pusu kurduğuna ya da benzeri bir hazırlık yaptığına ilişkin dosyada bir delil bulunmamaktadır. Olayın çıkış sebebi, kahvehanedeki kamera ile ilgili bir ihtilaf ve maktulün 'hişt, hişt, lan baksana' ve 'ulan sen mi yaptın' şeklindeki ifadeleridir. Bu yönüyle bakıldığında, olay sanığın iradesiyle önceden planlanmış bir saldırının icrasından ziyade, maktulün hitabı ile tetiklenen ani bir tartışmanın sonucudur. Üçüncüsü, taraflar arasındaki tartışmanın çok kısa bir zaman dilimi içerisinde itişmeye ve fiili müdahaleye dönüştüğü, eylemin başından sonuna kadar geçen sürenin, önceden tasarlanmış bir öldürme fiilinin tipik görünümünden ziyade, anlık öfkeyle işlenmiş bir yaralama fiilinin görüntüsünü verdiği anlaşılmaktadır. Eylemin tekil ve kısa süreli oluşu, kavga atmosferi içinde gerçekleşmesi, olay öncesinde planlama ve hazırlık bulunmaması, olay sonrası sanığın davranışlarının da soğukkanlı ve tasarlanmış bir öldürme kastını destekler nitelikte olmaması birlikte değerlendirildiğinde, sanığın sırf maktulün hayatına son vermeyi baştan itibaren amaç edinmiş, bu yönde kastını yoğunlaştırmış bir fail görünümü sergilediği söylenemez. Elbette kullanılan darbenin ... bir bölgeye isabet etmiş olması ve ölüm neticesinin meydana gelmiş bulunması, eylemin ağırlığını artıran ve failin sorumluluğunu ağırlaştıran unsurlardır. Ancak yukarıda vurgulandığı üzere, bu ağır netice her durumda kastın öldürmeye yöneldiğini zorunlu olarak göstermez. Kanun koyucu, tam da bu tür olaylar için 87. maddede 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama' müessesesini öngörmüş; böylece bir yandan meydana gelen ağır neticeyi göz ardı etmemiş, diğer yandan da failin kastının yaralamaya yönelik olması hâlinde kusurun sınırını aşan bir cezalandırmaya gidilmesini engellemek istemiştir. Bu normatif tercih, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçu arasındaki ayrımın yalnızca teorik olmadığını, uygulamada da gözetilmesi gereken bir adalet ölçüsü olduğunu göstermektedir. Somut olayda, yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanan maddi olgular birlikte değerlendirildiğinde, sanığın fiilinin temelinde, ani gelişen bir tartışma ve öfke anında maktule yönelik yaralama kastının bulunduğu, ölüm neticesinin ise bu yaralama fiilinin öngörülebilir, fakat fail tarafından istenmeyen ağır sonucu olarak ortaya çıktığı kabul edilmelidir. Bir başka ifadeyle, sanığın öldürme kastıyla değil, kasten yaralama kastıyla hareket ettiği; ölüm neticesinin ise bu kastın ağırlaşmış sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesi ile 87. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçunun varlık nedeni de bu tür olayları sistematik içinde karşılayabilmektir. Ceza yargılamasında 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, özellikle kastın yönü ve yoğunluğunun belirlenmesinde ayrı bir önem taşır. Failin öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği konusunda, yukarıda açıklanan olgular karşısında giderilemeyen ciddi tereddütler bulunduğu hâllerde, bu tereddüdün sanık aleyhine yorumlanarak en ağır suç tipinin seçilmesi ve 81. maddenin uygulanması, hem kanunun sistematiğiyle hem kusur ve ölçülülük ilkeleriyle hem de ceza adaletine olan güvenle bağdaşmamaktadır. Benzer nitelikteki olaylarda farklı ve ölçüsüz sonuçlara yol açabilecek bir uygulama, öngörülebilirlik ilkesini de zedeleyecektir. Sonuç olarak; somut olayda sanığın eyleminin, dosya kapsamındaki deliller ışığında, maktulü kasten öldürme kastıyla gerçekleştirilmiş olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta ispat edilemediği, olayın ani gelişen bir tartışma ve kavga ortamında, kasten yaralama kastıyla işlenmiş bir fiilin ağır neticesi olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle sanığın eyleminin Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesi ile 87. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kanaatindeyim. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilerek sanığın hukuki durumunun kasten yaralama neticesi sebebiyle ölüme neden olma suçu çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekirken, Ceza Genel Kurulu çoğunluğunca itirazın reddedilerek kasten öldürme suçunun oluştuğunun kabulüne yönelik çoğunluk görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer iki Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla