İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2023/341 Karar: 2025/112 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2023/341 K.2025/112

Ceza Genel Kurulu 2023/341 E. , 2025/112 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-38 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların yardım eden sıfatıyla gebe olduğu bilinen kadına karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-f, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uy

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2023/341 E. , 2025/112 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-38 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların yardım eden sıfatıyla gebe olduğu bilinen kadına karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-f, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uy

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2023/341 E. , 2025/112 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-38 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların yardım eden sıfatıyla gebe olduğu bilinen kadına karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-f, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2014 tarihli ve 164-253 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.12.2017 tarihli ve 4178-4836 sayılı tevdi kararı sonrası Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.05.2018 tarih ve 908-2310 sayı ile; "Bakanlığın, bu suçun zarar göreni olup bu sıfatının gereği olarak CMK'nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMK’nın mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması," isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2018 tarih ve 284-275 sayı ile; eylemlerin yardım eden sıfatıyla gebe olduğu bilinen kadına karşı kasten öldürme suçunu oluşturmayacağı kabul edilerek bu kez sanıkların suçu bildirmeme suçundan TCK’nın 278/1 ve 278/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay; suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan ise TCK'nın 281/1 ve 281/3. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezaları ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve tüm suçlar yönünden aynı Kanun'un 53 ve 63. maddeleri gereğince hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Hükümlerin, katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.11.2019 tarih ve 2735-5226 sayı ile; "...Sanık ...'ın hamile olduğunu bildiği kız arkadaşını bıçaklamak suretiyle kasten öldürdüğü, yanında bulunan diğer sanıklar ... ve ...'in ise öldürme olayı öncesinden, öldürme anına ve sonrasına kadar sanık ... ile birlikte oldukları, kavga ve bıçaklama esnasında ve öncesinde sanık ...'a engel olmadıkları, sonrasında cesedi birlikte araca koyup yine birlikte gömdükleri, fırsatları olduğu hâlde ...'ın yanından ayrılmadıkları, olay sonrasında da kolluk kuvvetlerine haber vermemek suretiyle ...'ın kaçmasını sağladıkları, bu şekilde ortaya çıkan kastlarının ...'ın öldürme eylemine yardım etme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin takdirinde ve suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı biçimde hükümler kurulması, Kabul ve uygulamaya göre de; Sanıklar hakkında suçu bildirmeme ve suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından usulüne uygun olarak dava açılmadığı hâlde, kamu davasının açılıp açılmayacağının takdir ve ifası için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması yerine, ek savunma verilerek mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle CMK'nın 225/1. maddesine aykırı davranılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 04.02.2020 tarih ve 5-38 sayı ile; "Sanıkların eylemlerinin TCK’nın 39. maddesinde tahdidî olarak sayılan unsurlardan hiçbirisine uymadığı, olay sırasında orada bulunmaları nedeniyle suç işleme kararını kuvvetlendirmiş olabileceklerinden bahsedilebilecek ise de bir başkasının suç işlemesi hâlinde buna seyirci kalınmasının yardım etme olarak nitelendirilemeyeceği, ölüm olayı meydana geldikten sonra yapılan eylemlerin ayrı bir suçu oluşturduğu, diğer taraftan, sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede olayın nasıl gerçekleştirildiği, maktulün nasıl gömüldüğü hususlarının anlatılarak eylemlerin kasten öldürme suçuna yardım etme olarak nitelendirildiği, iddianamenin anlatım kısmının son cümlesinde suça iştirak edilmesi nedeniyle suç delillerini gizleme suçundan talepte bulunulmadığının açıkça belirtildiği," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu hükümlerin de katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2022 tarihli ve 78606 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 12.07.2023 tarih ve 7301-4995 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanık ... ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında verilen hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıkların eylemlerinin, inceleme dışı sanık ...'ın nitelikli kasten öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak suçunu mu yoksa suçu bildirmeme ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarını mı oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup nitelikli kasten öldürme suçuna iştirak etmediklerinin kabulü hâlinde suçu bildirmeme ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından açılmış kamu davaları bulunup bulunmadığı, bulunduğu sonucuna ulaşılması durumunda ise suçu bildirmeme suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı hususlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkların esasına geçilmeden önce Ceza Genel Kurulu Başkanınca, sanık ...’in tutukluluk durumunun devamına karar vermek suretiyle görüş bildiren hâkimin, Yargıtay üyesi seçilmesinden sonra temyiz aşamasında görev alıp alamayacağının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu husus görüşülmüştür. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İnceleme dışı sanık ... ile birlikte yaşayan maktulün yaklaşık beş aylık hamile olduğu, tanık ...'ün beyanlarıyla da doğrulandığı üzere olaydan bir gün önce maktulün valizi ile adı geçen tanığın evine giderek; "Yarın saat 22.30’da ... ile Ordu’ya gideceğiz, beraber gelir, valizi alırız." dediği, 19.03.2014 tarihinde saat 18.00 sıralarında ...'ın, sanık ...'nin çalıştığı iş yerine uğradığı, tesadüfen orada bulunan sanık ...'i de alarak birlikte araçla dolaşmaya başladıkları, devamında ...'ın Şelale Parkın önünde aracı durdurduğu, maktulün yanlarına doğru geldiğini gören sanıkların araçtan inmek istedikleri, ancak ...'ın; "Gerek yok, oturun." demesi üzerine birlikte alkol alıp gezmeye devam ettikleri, seyir esnasında maktul ile ... arasında olumsuz bir diyalog yaşanmadığı, saat 00.00 sıralarında ...'ın aracı sağa çekerek maktulü dışarıya çağırdığı, inceleme dışı sanık ... ve maktulün aracın arka tarafına geçip bir süre konuştukları, konuşmanın tartışmaya dönüşmesi ve gelen sesler üzerine araçtan inen sanıkların ...’ın elinde bıçak gördükleri, konuşarak sakinleştirdikleri inceleme dışı sanığı araca binmeye ikna ettikleri, akabinde ...’ın sağ ön, maktulü de sağ arka koltuğa doğru yöneldikleri, sanık ...’nin şoför tarafına, sanık ...’in de sol arka koltuğa oturdukları sırada ...'ın maktulü saçından tutarak aracın dışına çıkardığı ve onu bıçakladığı, geri dönen sanıkların bağırmalarına rağmen eylemine devam eden inceleme dışı sanığın; "Yaklaşmayın, sizi de vururum!" diyerek göğüs, karın ve sırt bölgelerinden yaraladığı maktulenin olay yerinde hayatını kaybettiği, daha sonra ...'ın; "Tutun şunu, araca koyalım!" dediği, sanık ...'nin kötü olması nedeniyle yardım etmediği, ancak ...’ın o anki hâlinden ve elindeki bıçaktan korkan sanık ...'in ayağından tuttuğu maktulü ... ile birlikte aracın bagajına koyduğu, akabinde olay yerinden ayrılıp aynı gece saat 02.00 sıralarında baraj gölü yakınlarında bir yere maktulün cesedini gömdükleri, 21.03.2014 tarihinde katılan ...’nin, kızı olan maktulün 18.03.2014 tarihinden bu yana kayıp olduğu; aynı tarihte ...’in de oğlu olan inceleme dışı sanık ...’dan 20.03.2014 gününden beri haber alamadığı yönünde müracaatta bulunmaları üzerine soruşturmaya başlandığı, tahkikat devam ederken sanıkların 24.03.2014 tarihinde polis merkezine gelerek arkadaşları olan ...’ın, kız arkadaşı olan maktulü öldürdüğünü ve ıssız bir yere gömdüğünü belirtmeleriyle ihbara konu yere gidildiği, yapılan yer gösterme işlemi sonrasında... Kasabası yol ayrımından 5 km içeride, baraj gölü kenarında kazı yapılarak maktulün cesedine ulaşıldığı, ölü muayene ve otopsi tutanaklarına göre, göğüs boşluğunda ve karın bölgesinde dört adet ve sırt kısmında bir adet olmak üzere toplamda beş adet kesici delici alet yarası mevcut olan maktulün tüm yaralanmaların müstakilen öldürücü nitelikte bulunduğu, ölümün, kesici delici alet yaralanmasına bağlı iç organ harabiyeti ve gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği, maktulün vajinal ve anal sürüntülerinden alınan numuneler ile fetustan alınan kemik örneğinin, inceleme dışı sanık ...’dan alındığı belirtilen kan örneği ile uyumlu olduğu, Tanık ...'ün aşamalarda; maktulün arkadaşı olduğunu, olaydan bir gün önce yanına gelen İnceleme dışı sanık ...'ın aşamalarda; olay günü araçla dolaştıkları sırada önce ... Parkına gittiklerini, ... ile ...'in parkın içinde oldukları sırada maktul ile arabada konuştuklarını, ardından da cinsel ilişkiye girdiklerini, sonra hep birlikte araca bindiklerini, alkol aldıklarını, tekrar bir araya gelip araçla giderken yol kenarında bir yerde aracı durdurup maktul ile konuşmaya başladıklarını, bir sebepten aralarında tartışma yaşandığını, bu sırada sanık ...’nin kendisine bıçak uzattığını, maktulenin bıçağı görünce korktuğunu, devamında araca binip "Beni eve götürün, bana bıçak gösterdiniz, polise gider, şikâyet ederim!" dediğini, bunun üzerine ...'nin de "Bu polise gidip bizi şikâyet edebilir!" şeklinde konuştuğunu, ...'in bu esnada hiç bir şeye karışmadığını, arka koltuğa oturan maktulenin kendisine hakaret etmesi üzerine bıçağı karnına vurduğunu, sonrasında maktulenin öldüğünü anlayınca sanıklarla birlikte onu başka bir yere götürüp cesedini gömdüklerini; kovuşturmada önceki beyanlarından farklı olarak; sanık ...'nin kendisine bıçak verip vermediği hususunu hatırlamadığını beyan ettiği, Sanık ...'nin aşamalarda; müsnet suçlamayı kabul etmediğini, ...'ın kendilerine herhangi bir durumdan bahsetmediğini, aksi hâlde olay yerine gitmeyeceklerini savunduğu, bu savunmanın sanık sıfatıyla ifadesine başvurulan ... tarafından da doğrulandığı, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A.Tutukluluk değerlendirmesine karar veren hâkimin, kanun yollarında görev alıp alamayacağına ilişkin ön sorun yönünden; 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, birbirlerinden farklı kavramlar olmalarına karşın, bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız bir hüküm vermesi beklenemeyeceğinden, bu kavramların aynı zamanda birbirleriyle iç içe geçmiş olduklarını ifade etmek mümkündür. Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasa'mızın 138. maddesinde "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde açıkça vurgulanmıştır. Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara subjektif değil objektif davranmasıdır. Tarafsızlıkla ilgili Anayasa'mızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde; "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde de; hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22.04.2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarihli ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin Bangolar Yargı Etiği İlkeleri olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu belgede, diğer kapsamlı açıklamaların yanı sıra bağımsızlık; "Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.", tarafsızlık ise, "Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır." şeklinde açıklanmıştır. Gelinen aşamada ceza muhakemesinde tarafsızlığın güvence altına alınmasına yönelik düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir. CMK'nın "Hâkimin davaya bakamayacağı hâller" başlıklı 22. maddesinde görev yasakları sayılmış; "Yargılamaya katılamayacak hâkim" başlıklı 23. maddesinde ise, bir karar veya hükme katılan hâkimin, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme iştirak edemeyeceği, aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkimin de, kovuşturma evresinde görev yapamayacağı hükme bağlanmıştır. Bahse konu maddenin gerekçesinde; "Hâkim verdiği itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Hâkimlerin bir işe müdahâle ettiklerinde önceden fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin altıncı maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hâkimler tarafından icra edilmesini ve böylece hâkimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamıştır. Öte yandan, CMK’nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesinin 1-b bendinde; "Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması" hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenerek, bu eksiklik Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir. 2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Sanık ...'in incelemeye konu suç nedeniyle Kahramanmaraş (Kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.03.2014 tarihli ve 31 sorgu sayılı kararı tutuklandığı, aynı Mahkemenin 21.05.2014 tarihli ve 330 değişik iş sayılı kararı ile tutukluluk hâlinin devamına dair karar verildiği, bu karara karşı sanık müdafiinin itiraz etmesi üzerine Kahramanmaraş (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2014 tarih ve 339 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilerek talep konusunda değerlendirme yapılması için dosyanın Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, Mahkeme Başkanı sıfatıyla Hâkim ...'in, 30.05.2014 tarih ve 1204 değişik iş sayı ile "Atılı suçun vasıf ve mahiyeti, dosyada kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin bulunması, mevcut delil durumu, tutuklu kalınan süre ve tahliye için yasal şartların dosyada mevcut olmaması," şeklindeki gerekçeler ile itirazın ve tahliye talebinin reddine karar verdiği, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 05.07.2017 tarihli ve 696 sayılı kararı ile Yargıtay üyeliğine seçilmesinin ardından görevli olduğu Yargıtay 1. Ceza Dairesinde, Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2018 tarihli ve 284-275 sayılı kararına yönelik temyiz incelemesine iştirak ettiği anlaşılan dosyada; Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı sırada sanık ...’in tutukluluk durumunun devamına karar vermek suretiyle görüş bildiren hâkim ...’in, Yargıtay üyesi seçildikten sonra hükmün temyiz incelemesi sırasında Yargıtay üyesi olarak görevli olduğu Yargıtay 1. Ceza Dairesindeki müzakerelerde oy kullanmak suretiyle 27.11.2019 tarihli ve 2735-5226 sayılı karara katılmasının, CMK'nın 23/1. maddesine aykırı olup aynı Kanun’un 289/1-b bendine göre hukuka kesin aykırılık hâlini içerdiğinde ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu hâline gelen AİHS’nin 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da ihlali niteliği taşıdığında kuşku bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Özel Dairenin 27.11.2019 tarihli ve 2735-5226 sayılı kararındaki iş bu hukuka aykırılık nedeniyle bu ilama karşı verilen direnme hükmünün de hukuki bir sonuç doğurmayacağı her türlü izahtan varestedir. Bu itibarla, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27.11.2019 tarihli ve 2735-5226 sayılı ilamı ile Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2020 tarihli ve 5-38 sayılı direnme kararına konu hükmün kaldırılmasına, sanık ... yönünden dosyanın Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2018 tarihli ve 284-275 sayılı kararına yönelik temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir. B. Sanık ... Yönünden Asıl Uyuşmazlık Konuları İle İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirak için faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren TCK'nın "Yardım etme" başlıklı 39. maddesi; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on beş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vadetmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Yerleşik uygulama ve doktrindeki görüşlere göre; suça yardım eden olarak sorumlu tutulabilmek için kanunda tek tek sayılan hareketlerin kasten gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde müşterek hâkimiyetinin bulunmamasıdır. İştirak hâlinde işlenen bir suçta, suçun işlenip tamamlanmasından sonraki suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (TCK madde 281) gibi davranışların, TCK'nın 39.maddesinin 2. fıkrası kapsamında yardım olarak değerlendirilebilmesi için, bu davranışları icra eden kişinin, işlenecek suçla ilgili delilleri yok edeceğini, gizleyeceğini veya değiştireceğini suçun işlenmesinden önce sanığa va'detmesi gerekir. Aksi hâlde suçun işlenip tamamlanmasından sonraki suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme gibi davranışlar TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suça temas eder. Fail herhangi bir suçun icrai hareketlerini gerçekleştirdiği sırada, suçun işlenmesini engellemeyen veya kayıtsız kalan kimsenin ihmali davranışla iştirak hâlinde sorumlu tutulabilmesi için, bu konuda bir yükümlülüğünün bulunması gereklidir. Bu bağlamda, babanın çocuğuna karşı müteselsilen cinsel istismarda bulunduğu, annenin bu durumdan haberdar olduğu ancak çocuğunun bu durumdan kurtarılması için herhangi bir girişimde bulunmadığı bir ihtimalde anne, babanın müteselsilen işlemekte olduğu cinsel istismar suçuna ihmali davranışla iştirak etmiştir (İzzet Özgenç Türk Ceza Kanunu, Genel Hükümler, 17. Basım, s. 622-623). Diğer taraftan, TCK'nın "Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrası ise şöyledir; "Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez." Madde ile daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulması, işlenen suçtan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Suçun konusunu, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserleri oluşturmaktadır. Bir suçtan elde edilmiş olan eşyayı da suçun eser ve delili olarak kabul etmek gerekir. Bu itibarla söz konusu suç, önceden işlenmiş bir suçun varlığını gerekli kılmaktadır. Söz konusu suçun oluşabilmesi için başka bir suçun delil ve eserlerinin yok edilmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulması şeklindeki seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi yanında failin gerçeğin meydana çıkarılmasını engellemek amacıyla da hareket etmesi gerekmektedir. Ancak fıkra metninde bir şahsi cezasızlık sebebine yer verilmiştir. Buna göre, kişiye kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçun delillerini yok etmesi, gizlemesi veya değiştirmesi dolayısıyla ayrıca ceza verilmez. Ancak kabul edilen bu şahsi cezasızlık sebebi sadece suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu ile sınırlı olup eylemin ayrıca başka bir suçu oluşturduğu hâllerde failin diğer suçtan sorumlu olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu aşamada "Suçu bildirmeme" başlığını taşıyan TCK’nın 278. maddesi hükümleri üzerinde de durulmalıdır. Bahse konu madde; "(1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." düzenlenmesini taşımakta olup maddenin 3. fıkrasında mağdurun on beş yaşını bitirmemiş çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olması ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunması hâllerinde verilecek cezanın yarı oranda artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu suçla korunmak istenen hukuksal yarar öncelikle, bildirim yükümlülüğüne bağlı suçla korunan hukuki yarar ile aynı olup ayrıca adliyeye yönelik güven duygusunun sağlanması da amaçlanmaktadır. Fail, bildirim yükümlülüğüne konu olan suçun neticesini önleme hususunda hukuki bir yükümlülük altında ve bunu önlememiş ise bu suçtan değil, işlenmesine engel olmadığı suçu ihmali hareketle işlemekten dolayı sorumlu tutulacaktır. Öte yandan, işlenmekte olan veya işlenmekle birlikte neticesinin sınırlandırılması hâlen mümkün olan suçun faili veya şeriki de bu suçun faili olamayacaktır. Bir suçla ilgili olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmesine gelince: Konuyla ilgili düzenlemeler ise şöyledir: Anayasa: "A. Hak arama hürriyeti Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi: "Adil Yargılanma hakkı ... 3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek,...", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu: "Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi Madde 225- (1) "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) - Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.", "Kamu davasını açma görevi Madde 170- (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler. (3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede; a) Şüphelinin kimliği, b) Müdafii, c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği, d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi, e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği, f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği, g) Şikâyetin yapıldığı tarih, h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, j) Suçun delilleri, k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, Gösterilir. (4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez. (5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür. (6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.", "Suçun niteliğinin değişmesi Madde 226 - (1) "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.". Ceza kovuşturmasının başlaması ve yargılamanın icrası, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame ya da iddianame yerine geçen belgenin varlığına, yani açılmış bir kamu davasının mevcudiyetine bağlıdır. Zira davasız yargılama olmaz. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK madde 170/1). Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK Madde 170/2). İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır (CMK Madde 170/4). Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225). Anılan düzenlemeler, bir yönüyle yargılamanın konu ve sınırlarını belirlerken diğer yandan da adil yargılanma hakkı (Anayasa madde 36, İHAS madde 6/3-a) bağlamında savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin teminatlarını oluşturur. Şöyle ki; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir (Anayasa madde 36). Bir suç ile itham edilen herkes kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek (İHAS madde 6/3-a) hakkına sahiptir. Savunma hakkı, öncelikle ithamın öğrenilmesi ile mümkün olur ve etkili biçimde kullanılabilir. Bu durumda Sözleşmenin, ithamı öğrenmenin asgari standardını, yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin, ayrıntılı ve anlaşılabilir bir dille açıklanması olarak belirlediği söylenmelidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış uygulamalarına göre ve tartışma konusu bağlamında iddianamede eylemle ilgili olarak açılmış bir davanın varlığından bahsedebilmek için; isnat edilen fiil (suç), fiilin dayandığı maddi olgular (İnceoğlu Sibel Adil Yargılanma Hakkı s.315 Ofner and Hopfinger/Austria, Appl. No 524/59 617/59 23.11.1962) ile bu maddi olguların hukuki nitelendirilmesine (İnceoğlu age s.315 Brozicek/Italy) açıkça ve anlaşılır biçimde (CGK 06.11.2007 tarihli ve 213-224, 16.4.2013 tarihli ve 49-146 sayılı) yer verilmesi gerekir. Hukuki nitelendirme/vasıflandırma; isnat edilen fiilin (suçun), maddi olgularla birlikte açıkça ve anlaşılır biçimde anlatılmak ön şartıyla, suç adının ve/veya sevk maddesinin gösterilmiş olmasını da zorunlu kılar (CGK 10.5.2022 tarihli ve 495-317). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK 13.5.1997 tarihli ve 76-114, 13.3.2018 tarihli ve 902-97, 24.3.2022 tarihli ve 527-208 sayılı) göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir. Mamafih, fiille bağlı olan mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir (CMK madde 225). Davaya konu edilen ve sabit görülen fiilin hukuki vasıflandırılması mahkemeye ait bir yetkidir. Ancak sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez (CMK madde 226). Bu nedenle mahkeme, sübut bulan fiilin, iddianamede anlatılan suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise CMK'nın 226. maddesi gereğince durumdan sanığı haberdar edip (ek) savunmasını sormalıdır. Her halûkârda, hukuki vasfı değiştiği kabul edilen fiilin, öncelikle yukarıda yer verilen usule uygun biçimde iddianamede anlatılmış olması gerekir. Aksi hâlde iddianamede usulünce anlatılmayan bir fiille ilgili olarak CMK'nın 226. maddesi gereğince sanığa (ek) savunmasının sorulması suretiyle hüküm kurulamaz (CGK 09.10.2007 tarihli ve 44-200, 20.01.2004 tarihli ve 313-6 sayılı). Diğer taraftan, kamu davasını açma görevi doğrudan doğruya Cumhuriyet savcısına verilmiş olup, mahkemelerin ve yargıçların Cumhuriyet savcılarının bir kişi hakkında kamu davası açma hususundaki takdirlerini zorlamaları olanaklı değildir. Öğreti ve yerleşmiş yargısal kararlarda da bir kişi ile ilgili dava açılmasının sağlanmasının mahkemenin görevi olmadığı, bu noktada mahkemenin rolünün yalnızca suç duyurusunda bulunmak olabileceği görüşü benimsenmiştir. Açılmış bir dava nedeniyle devam eden bir yargılama sırasında başka bir suç şüphesi ya da şüpheli kimliğine ulaşmaları halinde mahkemece suç duyurusunda bulunulacak, görülmekte olan bir dava ile ilgili bağlantılı olabilecek ve derdest yargılamayı da etkileyebilecek bir hâl var ise suç duyurusu sonucunda dava açılması hâlinde görülmekte olan dava ile birleştirilmek suretiyle sonucuna göre tüm delillerin birlikte tartışılması yoluna gidilecektir (CGK 02.10.2012 tarihli ve 1020-1799 sayılı). 1. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Olay günü akşam saatlerinde sanık ... ve ...'in yanına gelen inceleme dışı sanık ...'ın aracıyla gezmeyi teklif ederek adı geçenlerle birlikte şehir merkezinde dolaştığı sırada bir parkın yakınlarında aracı durdurması, maktulün kendilerine doğru gelmekte olduğunu gören sanıkların araçtan inmek istemelerine rağmen ...’ın gerek olmadığını söylemesi ve bunun üzerine maktulün de gruba dâhil olup onlarla birlikte alkol alması karşısında, sanık ... ve ...'in, inceleme dışı sanık ...’ın eylem öncesinde oluşan suç işleme kararını bildiklerinin ileri sürülememesi, kaldı ki seyir esnasında maktul ve inceleme dışı sanık ... arasında herhangi olumsuz bir konuşma geçmemesi, sanıkların parkta dolaştıkları sırada ... ve maktulenin araçta cinsel ilişkiye girdikleri hususunun sabit olması, tanık ...'in olay gününü kast ederek maktulenin kendisine ... ile şehir dışına gideceklerini söylediği yolundaki anlatımları da dikkate alındığında maktul ile ... arasında öldürmeyi gerektirebilecek düzeyde bir husumet olmadığından olayın aniden geliştiğinin kabulünde zorunluluk bulunması, bu manada, sanık ...'nin eylem aşamasında da fiilin icra hareketlerine iştirak ettiğinin ya da eylemin gerçekleştirilmesini mümkün kılan veyahut kolaylaştırıcı bir davranışta bulunduğunun yasal delillerle ortaya konulamaması, kendisi de alkollü olan, "olayı önleme yükümlülüğü de bulunmayan" sanığın, ...'ı engellemeye yönelik bir davranış geliştirmemiş olmasından tek başına öldürme fiiline yardım ettiği sonucuna ulaşılamaması ve olay anına ilişkin görgü tanığı veya başkaca da delil ikame olunamaması nedeniyle sanık ...'nin aksi ispat edilemeyen ve ...'in anlatımları ile doğrudan savunmalarına itibar edilmesinin gerekmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ...'ın maktulü öldürmesinden sonraki aşamada sanık ...'nin cesedin taşınmasına ve gömülmesine iştirak etmek şeklindeki eyleminin suç delillerini yok etme, gizleme ya da değiştirme suçuna mümas olduğunun kabulü gerekir. Ulaşılan bu sonuca göre; Dava açan belgede ... ve sanık ...'nin fiilleri ayrıntılarıyla tarif edilip sanık ...'nin cesedin olay mahallinden alınması ve başka bir yerde gömülmesi gibi hususlarda suç delillerinin gizlenmesini de sağladığının, ancak kasten öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak ettiğinden bahisle bu suçtan ayrıca cezalandırılmalarının talep edilmediği hususunun açıkça anlatılması karşısında usulüne uygun açılmış bir dava bulunan, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmasında usul hükümleri yönünden bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak, suçu bildirmeme suçundan yöntemine uygun şekilde açılmış bir kamu davası bulunmaması nedeniyle mezkur suçtan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki değerden yoksun olduğu, hukuken geçersiz olan bu karara yönelik Ceza Genel Kurulunca bir inceleme yapılamayacağı, kaldı ki, kimsenin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamayacağı (nemo tenetur se ipsum accusare) cihetle, kasten öldürme suçuna iştirak etmemekle birlikte ...'ın maktulü öldürme eyleminden sonra maktulün cesedinin saklanması suçuna ... ile birlikte asli fail olarak katılan sanık ...'nin bildirim yükümlülüğü altında olduğunu söylemek mümkün görünmediğinden suçun yasal unsurları itibarıyla da oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık ... hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan kurulan hükümlerin denetlenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine, suçu bildirmeme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise hukuki değerden yoksun olduğunun tespitine karar verilmelidir. Suçun niteliği bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu üyesi; sanık ...'nin eyleminin yardım eden sıfatıyla nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Sanık ... yönünden, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27.11.2019 tarihli ve 2735-5226 sayılı ilamı ile Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2020 tarihli ve 5-38 sayılı direnme kararına konu hükmünün KALDIRILMASINA, 2-Sanık ... yönünden, Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.02.2020 tarihli ve 5-38 sayılı, A-Suçu bildirmeme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLDUĞUNUN TESPİTİNE, hukuki varlık kazanmayan bu karara yönelik temyiz talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, B-Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 3-Dosyanın, sanık ... hakkında Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2018 tarihli ve 284-275 sayılı; sanık ... hakkında Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.02.2020 tarihli ve 5-38 sayılı, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından verilen hükümlere yönelik temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.03.2025 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun ile suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve suçu bildirmeme suçlarından kamu davası açılıp açılmadığı, suçu bildirmeme suçunun yasal unsurları itibarıyla da oluşup oluşmadığına dair uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, eylemin niteliğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla