Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/510 E. , 2025/554 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2576-2283 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık ...'ın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-d ve 29. maddeleri uyarınca 22 yıl hapis; sanık ...’ın kasten öldürm
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/510 E. , 2025/554 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2576-2283 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık ...'ın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-d ve 29. maddeleri uyarınca 22 yıl hapis; sanık ...’ın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1. maddesi gereğince müebbet hapis cezaları ile cezalandırılmalarına, her iki sanık yönünden aynı Kanun’un 53, 54... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba ilişkin Bergama 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.03.2021 tarihli ve 122-100 sayılı re’sen istinaf incelemesine tabi hükümlerin, sanıklar müdafiileri, katılanlar vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından da istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 10.06.2021 tarih ve 1728-1447 sayı ile; "Aralarında menfaat uyuşmazlığı bulunan sanıkların ayrı müdafiiler yerine ortak müdafii tarafından savunmalarının yapılması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyan Bergama 1. Ağır Ceza Mahkemesince 27.07.2021 tarih ve 212-254 sayı ile sanıkların önceki karar gibi cezalandırılmalarına ilişkin re'sen istinaf incelemesine tabi hükümlerin, sanıklar müdafiileri, katılanlar vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından da istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 10.11.2021 tarih ve 2576-2283 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanıklar müdafiileri ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.04.2023 tarih ve 2892-1786 sayı ile onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "Sanık ...'ın öldürme iradesiyle olay yerine geldiğine, babası olan sanık ...'ın öldürme eylemine katıldığına dair mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı; sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesinin, 'Sanığın davaya konu olaya yansıyan kişilik özellikleri, cezasının sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerine' ilişkin uygulama nedenlerinin olaya ve dosyaya yansıyan sanığın kişilik özelliklerine uygun düşmediği," açıklamasıyla karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.05.2023 tarih ve 612 sayı ile; "...Sanık ...’ın, babasının ani kastla gerçekleştirdiği öldürme eylemine ortak suç işleme kararına bağlı olarak müşterek fail sıfatıyla katıldığına ilişkin delil bulunmadığı, ancak maktulenin av tüfeği ile öldürülmesinden önce gerçekleşen kasten yaralama suçu kapsamında kalan eyleminden dolayı otopsi raporunda yazılı darp sonucu oluşan yaralanmaların niteliğinin belirlenmesinden sonra hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği; sanık ...’ın ise suç tarihi itibarıyla 51 yaşında olup sabıkasının bulunmadığı, olaydan sonra kendisinin teslim olduğu, aşamalarda samimi ve ikrar içeren savunma yaptığı, pişmanlığını dile getirdiğinin anlaşılması karşısında, İlk Derece Mahkemesinin takdiri indirim maddesi uygulamama nedenlerinin olaya ve sanığın dosyaya yansıyan kişilik özelliklerine uygun düşmediği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.10.2023 tarih, 4442-6187 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...'ın, sanık ...'ın kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi delaletiyle müşterek fail sıfatıyla iştirak edip etmediği, 2- Sanık ... hakkında hüküm kurulurken TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya muhteviyatından; Maktule ile sanık ...’ın 01.12.2015 tarihinde evlenip bu birliktelikten iki kız çocuklarının bulunduğu, ...’ın askerlik yaptığı dönemde maktulenin ... ile gönül ilişkisi yaşadığı, askerlik dönüşünde ...’ın bu durumu öğrendiği, tarafların ayrılmaya karar vererek maktulenin, annesi olan katılan ...’nin evinde yaşamaya başladığı, akabinde maktule ... ...’ın 26.06.2019 tarihinde imzaladıkları protokol ile anlaşmalı boşanma davası açtıkları, aynı gün gece saatlerinde ...’ın, ...’nin ikametine giderek "Bana karımı verin." şeklinde bağırıp maktulenin yanına gelmesini istediği, ... ve eşi olan tanık ...’in, maktulenin gitmesine izin vermedikleri, bunun üzerine ...’ın, ... ve eşini av tüfeği ile yaraladığı, bu olayla ilgili olarak ayrı bir soruşturma yürütüldüğü, Dikili Asliye Hukuk Mahkemesince 27.06.2019 tarih ve 294-287 sayı ile tarafların anlaşmalı boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetinin ...’a bırakılmasına karar verildiği, hükmün kesinleşmesine ilişkin süreç devam ederken 16.08.2019 tarihinde saat 00.30 sıralarında savunmasına göre ...’ın maktule ile konuşmak amacıyla ...’nin evine gitmek istediği, babası olan sanık ...’ın kendisinin de geleceğini söylemesi üzerine sanıkların birlikte araçla yola çıktıkları, bu esnada annesi ve tanık ... ile akraba ziyaretinden dönmekte olan maktulenin lavabo ihtiyacı nedeniyle önden yürüyüp ikamete ulaştığı ancak anahtarı almayı unutması nedeniyle içeri giremeyip ikametin dış tarafında bulunan merdiven basamaklarında beklemeye başladığı, ... ve tanığın ise arkadan yürümekte oldukları, bu sırada sanıkların araçla olay mahalline geldiği, ...’ın araçtan inmediği, ...’ın ise merdiveni çıkarak basamaklarda oturan maktule ile konuşmaya başladığı, konuşmanın tartışmaya dönüşmesi üzerine merdiven sahanlığında bulunan odunlardan birini alıp maktuleye birçok kez vurduğu, daha sonra maktuleyi korkuluğu bulunmayan ve yerden yüksekliği üç buçuk metre olan merdiven duvarından aşağıya attığı, maktulenin yüzüstü olacak şekilde toprak zemine düştüğü, devamında araçtan inip yanlarına gelen ...’ın av tüfeğini yerde yatmakta olan maktuleye doğrultarak tümü arkadan olmak üzere toplamda dört el ateş ettiği, maktulenin olay yerinde hayatını kaybettiği, sanıkların ise araca binerek hızlıca oradan uzaklaştıkları, ...’ın saat 00.40 sıralarında kolluğa giderek teslim olduğu, ...’ın ise aynı gece evinde yakalandığı, olay yerinde yapılan incelemede, ikametin yanında bulunan boş arazide 50 cm uzunluğunda ve üzerinde kan lekesi olan kırık tahta parçası ile av tüfeğine ait boş kartuşların ele geçirildiği, Otopsi raporunda; maktulenin sırtında sol skapula üzerinde iki adet, sol popliteal bölgede bir adet av tüfeği toplu saçma giriş yarası olduğu, sağ ve sol gluteusta bölgesinde de yüzeysel seyirli av tüfeği giriş yaraları bulunduğu, ilk üç yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelikte oldukları, saçma taneleri çıkışına bağlı olarak uyluk kemiğinde çok parçalı kırık bulunduğu, omurgada, omuzda, sırtta ve kollarda ekimotik ve parşömenleşmiş abrazyonlar görüldüğü, vücudunda künt travmatik yaralanma bulguları tespit edilen maktulenin ölümünün av tüfeği küçük saçma tanesi yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar yaralanmalarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktulenin vücudunda tespit edilen ekimoz ve abrazyonların öldürücü nitelikte olmadıkları, ancak akciğerde saptanan kontüzyonun av tüfeğinin basınç etkisiyle oluşabileceği gibi genel beden travması ile de oluşmasının mümkün olduğunun belirtildiği, kıyafetli bölgeye denk gelmesi ve yeterli karakteristik bulguya rastlanmaması nedeniyle atış mesafesi konusunda kanaat bildirilemediği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... aşamalarda özetle; kızı olan maktulenin lavabo ihtiyacı nedeniyle önden yürüdüğünü, bacaklarından rahatsız olduğundan kendisinin geride kaldığını, baston ile yürüyen eşinin de arkalarından gelmekte olduğunu, ancak kızını ve ikametini gördüğü bir mesafede bulunduğu esnada kızının birden "Anne" diye çığlık attığını, baktığında yanlarından hızlıca geçen araçtan inen ...’ın merdivene çıkarak kızına vurduğunu ve basamaklardan aşağıya attığını, araçtan inen ...'ın da yüz üstü yere düşen kızına av tüfeği ile ateş ettiğini gördüğünü beyan etmiştir. Sanık ... kollukta; babası ve büyük ağabeyi ile aynı apartmanda oturduklarını, askerden döndükten sonra eski eşi olan maktulenin birisiyle görüştüğünü öğrendiğini, maktule ile anlaşarak ayrılmaya karar verdiklerini, maktuleyi en son mahkemede gördüğünü, olay saatinde silah sesleri üzerine uyandığını, daha sonra babasının maktuleyi vurduğunu öğrendiğini, olayla ilgisinin bulunmadığını, Aynı ifade sırasında babasının beyanının okunarak sorulması üzerine; olay günü saat 23.30 sıralarında maktulenin hatırlamadığı bir telefondan kendisine mesaj atarak görüşmek istediğini belirttiğini, babasının ise tek başına gitmesine izin vermeyeceğini ve kendisiyle geleceğini söyleyerek daha önce hiç görmediği bir av tüfeği getirdiğini, araçla ...’nin evine gittiklerini, maktulenin merdivenlerin yukarısında kapı önünde oturmakta olduğunu, araçtan inerek maktule ile merdivende konuşmaya başladığını, aralarında kavga çıkmadığını, ona vurmadığı gibi yere de atmadığını, sadece maktuleye çocukları olduğunu söyleyip kendisini neden aldattığını sorduğunu, bu sırada maktulenin araçtaki babasını görüp "Pe...., şerefsiz" gibi sözler söylediğini, devamında "Seni aldattım, bunu annen de gördü, duydu." dediğini, "Çocukları hiç mi düşünmedin?" diye sorduğunda "Ne yapayım senin çocuklarını." diyerek bağırdığını, hakaret etmeye devam edince sözleri duyan babasının araçtan indiğini ve tüfeği alarak havaya doğru bir el ateş ettiğini, kendisinin tüfeği babasından almak için hamle yaptığını ancak alamadığını, maktulenin hakaretlerine devam etmesi üzerine babasının tüfeği doğrultup 2-3 el daha ateş ettiğini, maktulenin yüz üstü yere düştüğünü, daha sonra babası ile birlikte araca binerek oradan ayrıldıklarını, aynı ifadenin son bölümünde tüfeğin arabada olduğunu, evden çıkarken babasının elinde bir şey bulunmadığını, Savcılıkta farklı olarak; olay günü akşamüstü bir vakitte maktule ile bakkalda karşılaştıklarını, maktulenin; "Akşam gel çocuklarımızla ilgili konuşalım." dediğini, konuşacak bir şey olmadığını söyleyince "Sen erkek değil misin niye gelmiyorsun, benden mi korkuyorsun?" şeklinde karşılık verdiğini, aynı gün saat 23.30-24.00 sıralarında maktule ile herhangi bir iletişim kurmadan ...'nin evine gitmeye karar verdiğini, babasının nereye gittiğin sorduğunu, durumu anlatınca kendisini yalnız göndermeyeceğini söylediğini ve birlikte araca binerek ...’nin evine gittiklerini, vardıklarında maktulenin merdivenin başında oturmakta olduğunu, kendisini görünce aşağıya indiğini, evin yanındaki boş arazide konuşmaya başladıklarını, maktulenin küfür etmesi üzerine babasının tüfekle yanlarına geldiğini ve arkasını dönüp kaçmaya çalışan maktuleye ateş ettiğini, Kovuşturmada ilaveten ve farklı olarak; askerde olduğu dönemde maktulenin kendisini aldattığını öğrenmesi üzerine boşanmaya karar verdiklerini, anlaşma protokolünü imzalayıp mahkemeye verdikleri günün akşamında ...’ın maktuleyi alıp götürmek amacıyla evine baskın yaptığını, böylelikle mahallelinin olayı öğrenmiş olduğunu, utancından dışarıya çıkamadığını, kendi içine kapandığını, bakkalda gördüğü maktulenin çağırması üzerine yanına gidecek olduğunu, durumu annesine anlatıp evden çıktığını, annesinin söylemesi ile babasının da arkasından gelerek yolda kendisini aracıyla aldığını, maktulenin hakaret etmesi üzerine babasının araçtan indiğini, tüfeğin eylem anına kadar araçta olduğunu bilmediğini, bu sırada maktuleyi susturmaya, babasını da engellemeye çalıştığını, babasının ateş etmesiyle kendisinin de yaralandığını, Sanık ... soruşturmada; aynı apartmanda ikamet ettiği oğlu ve gelininin geçimsizlik nedeniyle ayrıldığını, ...’ın mahalleyi basmasından sonra ihanet olayını öğrendiklerini, olay günü gece yarısı bir vakitte oğlunun yanına gelerek maktulenin haber gönderdiğini, görüşmek istediğini anlattığını, kendisinin de hem oğlunu yalnız bırakmak istememesi hem de saatin geç olması nedeniyle "Ben de geleyim, herhangi bir tatsızlık olmasın." dediğini, aracı kendisinin kullandığını, oğlu ve maktulenin konuşacak olmaları nedeniyle araçtan inmediğini, konuşmanın tartışmaya dönüştüğünü, birbirlerine hakaret ettiklerini, aracın ikamete yakın olması ve camlarının açık bulunması sebebiyle maktulenin söylediklerini duyduğunu, devamında maktulenin kendisini görerek "Senin baban baş pe..., annen de baş or...., benim kimle sinkaf ettiğimi görmüş, seni gaza getirdiler, bütün sorumlu senin pe... baban ve annendir." dediğini, bu sözleri duyunca bir an kendini kaybettiğini, pazarcılık yapması nedeniyle kendisini koruma amacıyla aracında bulundurduğu tüfeği alarak önce havaya uyarı atışı yaptığını, maktulenin hakaretlerine devam etmesi üzerine onunla yan yana bulunan oğluna kenara çekilmesini söylediğini ve korkutmak amacıyla yüzü kendisine dönük olan maktuleye 3-4 el ateş ettiğini, neresine ateş ettiğini hatırlamadığını, olayın aniden geliştiğini, oğlunun kendisini engellemeye çalıştığını, ancak öfkeden onu dinlemediğini, olay nedeniyle pişman olduğunu, Kovuşturmada ilaveten ve farklı olarak; olay günü gece vakti yatmaya hazırlandığı sırada eşinin gelerek oğlunun maktule ile konuşmaya gideceğini söylediğini, maktulenin babasının yakınlarda oturup tek başına gitmesini istemediği için oğlunun peşi sıra kendisinin de evden ayrıldığını, aracının kavun yüklü olması nedeniyle yeğenine ait olan ve ara ara kendisinin de kullandığı araca bindiğini, tüfeğin her zaman aracın arka koltuğunun altında olduğunu, yürümekte olan oğluna yetişerek birlikte katılanın ikametine gittiklerini, maktulenin merdivende oturmakta olduğunu, oğlunun araçtan indiğini, ikisinin yan taraftaki boş arsada konuşmaya başladıklarını, oğlunun neden böyle yaptığını sorması üzerine maktulenin; "Sen beni iyi sinkaf edemiyorsun, o beni daha iyi sinkaf ediyor." dediğini, devamında olayı ilk öğrenen kendisi olduğu için "Senin o pe... baban yok mu pe.... baban, tüm olayı karıştıran o, annen yok mu senin, bunların hepsi baş or..." dediğini, bunun üzerine oğlunun sadece maktulenin kollarından tuttuğunu, sopa ile vurmadığını, kendisinin tüfeği alıp araçtan indiğini, "Yeter artık." diyerek on metre mesafeden tüfeği maktulenin ayağına doğrulttuğunu, oğlunun "Yapma, baba dur." dediğini, tüfeği görünce maktulenin sağ yanına doğru döndüğünü, bu nedenle atışın sol kalçasına isabet etmiş olabileceğini, devamını ise hatırlamadığını, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır. I- Sanık ...'ın, sanık ...'ın kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi delaletiyle müşterek fail sıfatıyla iştirak edip etmediği A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun başta 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayılı; 22.04.2025 tarihli ve 196-181 sayılı; 26.11.2025 tarihli ve 529-539 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında da belirtildiği üzere; TCK'nın "Faillik" başlıklı 37. maddesi; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. TCK'da suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Kanun’da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Doktrindeki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail konumundadır. İştirak iradesi karar ya da hazırlık hareketleri sırasında mevcut olabileceği gibi suçun tamamlanma anına kadar icra hareketleri aşamasında da ortaya çıkabilir. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde ise suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde sundukları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek failin suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme; Sanık ...’ın, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan ve hukuken hâlen eşi olan maktuleyi babası sanık ... ile birlikte kasten öldürdüğünün iddia ve kabul edildiği olayda; ...’ın soruşturmada, olay günü maktulenin mesaj atarak müşterek çocuklarla ilgili görüşmek amacıyla kendisini çağırdığını beyan etmesine karşın maktulenin kullandığı cep telefonu bilgilerinin sorulması üzerine bu kez bakkalda karşılaştığı maktulenin şifaen kendisini çağırdığını söylemesi, bir an için bu beyanın doğruluğu hâlinde, görüşmek üzere eşini davet eden maktulenin ikametinde ...’ı beklemesinin gerekmesi, oysa ki diğer aile üyeleri ile birlikte olay tarihinde saat 00.30 sıralarında akraba ziyaretinden dönmekte olduğunun anlaşılması, kaldı ki eylem vaktinin konuşma yapmak için mutat bir zaman dilimi de olmaması, ...’ın maktulenin annesinin evine gideceğini söylemesi üzerine babasının av tüfeğini getirerek araca koyduğunu ifade etmesine rağmen ilerleyen aşamalarda ise tüfekten haberinin olmadığı yolundaki savunmasının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olması, katılan ...’nin özde tutarlı anlatımları uyarınca ve otopsi raporu ile de doğrulandığı üzere ...’ın suç mahallinde ele geçirilen bir ucu kırık ve üzerinde kan lekesi bulunan sopa ile sırt, omuz, kol ve kalça bölgelerinden darp ederek merdiven basamaklarından maktuleyi aşağıya atması, bu sırada ...’ın da yanlarına gelip oğluna çekilmesini söyleyerek tüm atışlar arkadan olacak şekilde yerde yüzüstü yatar vaziyetteki maktuleye dört el ateş etmesi, hemen akabinde ...’ın maktuleyi olay yerinde bırakarak babası ile kaçmış olması nazara alınıp ...’ın babasını engellemeye çalıştığı yönündeki beyanına itibar edilemeyeceği gibi olay nedeniyle kendisinin de yaralandığını ileri süren ...’ın bizatihi darp etmekte olduğu maktulenin hemen yanı başında olduğunun kabulü gerektiği anlaşılmakla, Anlaşmalı boşanma davası açmakla birlikte yargılamanın bitip hükmün henüz kesinleşmediği bir aşamada maktulenin gönül ilişkisi yaşadığı iddia edilen ...’ın, ...’nin evini pompalı tüfek ile basarak "Bana karımı verin." şeklinde bağırıp kendisine engel olmaya çalışanları yaralamasından sonra ihanet olayının açığa çıktığı, maktulenin resmen son bulmamış evlilik birliği içindeki sadakat yükümlülüğüne aykırı hareketleri nedeniyle bu elem ve etki altında bulunan ...'ın, babası olan ... ile birlikte olay yerine gittiği, aralarında çıkan tartışma üzerine maktule ... ...'ın karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, bununla birlikte sanıklarca maktulenin sarf ettiği iddia olunan hakaret içeren beyanların birbirleriyle örtüşmediği, olayı duyan bir tanık beyanı bulunmaması da gözetildiğinde, maktulenin ...’a ve ailesine yönelik "pe...., şerefsiz." şeklinde karşılıklı hakaretin devamında söylemesi muhtemel sözlerine "Sen beni iyi sinkaf edemedin, o daha iyi sinkaf ediyor, bunlar hep babanın başının altından çıktı, baban baş p...., annen baş o...dur." dediği yönündeki ...’ın ilavelerinin haksız tahrik hükümlerinden faydalanma amacına dönük olduğu, nitekim ...’ın soruşturmada alınan ilk ifadelerinde bu yolda bir anlatıma yer vermediği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, Sanıkların olay yerine birlikte gitmeleri, ...’ın maktuleyi darp edip sonrasında merdivenlerden atmak suretiyle direncini kırarak tamamen savunmasız hâle getirmesi, bu esnada ...'ın yerde yüzüstü yatan maktuleye tamamı arkadan ve üçü müstakilen öldürücü nitelikte olacak şekilde av tüfeği ile dört el ateş etmesi ve maktulede tespit edilen hayati vasıftaki akciğer kontüzyonunun çoklu saçma girişine bağlı basınç etkisiyle oluşabileceği gibi darp ya da düşmeye bağlı genel beden travması neticesinde de husule gelebileceğinin bildirilmiş olması karşısında, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edip öldürme fiili üzerinde ortak hâkimiyet kurdukları, olay yerine giderken yanlarına av tüfeği almış olmaları dikkate alındığında olay yerine görüşmek amacıyla gittiklerinin ileri sürülemeyeceği, kastlarının konuşmaya değil öldürmeye yönelik olduğu, bu oluş karşısında ...’ın babasının tüfek getirdiğini bilmediğinden ve her iki sanığın hareketlerinin birbirinden bağımsız olduğundan da söz edilemeyeceği cihetle, sanık ...’ın TCK’nın 37. maddesi bağlamında müşterek fail sıfatıyla suça iştirak ettiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ...'ın, sanık ...'ın kasten öldürme suçuna iştirak ettiğine dair delil bulunmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II- Sanık ... hakkında hüküm kurulurken TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı İncelenen dosya kapsamından; TCK’nın 62. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesince; "Sanığın davaya konu olaya yansıyan kişilik özellikleri, cezasının sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri" gerekçelerine yer verildiği, Yargılama sürecinde olumsuz bir tavrı kayda geçmeyen ve sabıkasız olup olayın hemen akabinde kendiliğinden kolluk görevlilerine teslim olan sanığın, tüm aşamalarda suçu ikrar ettiği ve olay nedeniyle pişman olduğunu ileri sürdüğü, Anlaşılmaktadır. A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat Türk Ceza Kanunu’nun "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62. maddesi; "(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir. (2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir." şeklinde iken, 12.05.2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, ikinci fıkraya, "Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz." cümlesi eklenmiştir. Madde gerekçesi ise şöyledir: "Takdiri indirim nedenlerinin varlığı durumunda Tasarıda kabul edilen indirim oranlarında kısmen değişiklik yapılmıştır. Ayrıca, takdiri indirim nedenlerinin neler olabileceği, sınırlı olmamak üzere ve örnekler şeklinde belirlenmiştir. Bunlar, maddenin ikinci fıkrasında failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar olarak belirlenmişlerdir. Bu nedenler, Hükümet Tasarısında temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek hususlar arasında gösterilmişti. Ancak, yapılan değişiklikle, mükerrer değerlendirme yasağı dolayısıyla, bu nedenlerin temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmaması, sadece takdiri indirim nedenleri olarak göz önünde bulundurulması gereği kabul edilmiştir." Ceza Kanununa hakim felsefe ile suç ve ceza politikası doğrultusunda, suçlar tanımlanmış ve mülga 765 sayılı TCK'da ceza adaleti bakımından eleştirilen bazı aksaklıklar da gözetilerek korunan değerler ve haksızlıkla orantılı bir yaptırım sistemi kurulmuştur. Buna rağmen suç oluşturan her bir olayın kendine has özellikleri ve suç işleyen her insanın suç ve ceza hukuku karşısında özel durumlarının olduğu da bilinen bir gerçekliktir. Bu nedenle cezadan beklenen kişisel ve kamusal fayda her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli, kurulan hüküm; hâlin gereklerine/muktezayı hâle mutabık olmalıdır. İşte TCK’nın 62. maddesi, temelde bu amaca hizmet eden argümanlardan biridir. Kanun'un 61. maddesi esas itibarıyla fiili, haksızlığı değerlendirirken; 62. maddesinin faili konu edindiği görülebilir. Bu önem ve fonksiyonu itibarıyla 62. maddenin, ne kategorik olarak uygulanması gereken bir atıfet maddesi ne de keyfî ya da yerinde olmayan gerekçelerle uygulanmayan bir norm olduğu açıktır. Kanunda uygulanmama sebepleri doğal olarak belirtilmemişken ikinci fıkrasında uygulanma nedenlerine örnekler verilmiştir. TCK’nın 62. maddesindeki düzenleme, doğrudan ve münhasıran yargılama hâkimine tanınmış bir yetkiye ilişkindir. Hâkim bu yetkiyi normu uygulama noktasında kullanıp kullanmamak, kullanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi oranda uygulamak hususunda bir takdir hakkına sahiptir. Bu nedenle kural olarak, açık bir hukuka aykırılık ya da keyfîlik bulunmadıkça hâkimin, "Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatine göre..." (Anayasa madde 139) kurduğu hükme müdahale edilmemelidir (CGK'nın 31.01.1977 tarihli ve 574-36 sayılı kararı). Esasen yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan duruşma hâkimi, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığını ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdadır. Ancak her kararda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına, uygulanacaksa cezada iki sınır arasında öngörülen indirimi hangi gerekçeyle belirleyip uyguladığını çelişkiye de düşmeden açıklamalıdır (Anayasa, madde 141 ve CMK, madde 34). Makul ve makbul bir gerekçenin (CGK'nın 10.02.1992 tarihli ve 356-15 sayılı kararı); kanundaki soyut kriter ve ifadelerin tekrarından ibaret olmadığı gözetilmeli, dosya kapsamına uygun, somut olaya özgülenmiş ve maddi olgularla temellendirilmiş olması, normun amacına, hak ve nesafet kuralları ile çelişmemesine özen gösterilmesi gerekir (YİBK'nın 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı kararı). Takdirin takdiri olmaz ise de denetimi mümkündür ve denetlenmelidir. Hakimin vicdani kanaatinin, mahşeri vicdanda da bir karşılığı olmalıdır. Bu gereklilik ancak denetimle sağlanabilir. Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu yöndeki görüşü (CGK 17.03.1986 t, 446/127) hiç değişmemiştir. Netice itibarıyla, takdir hakkının kullanılmasında, yanılgıya düşülüp düşülmediği, cezanın kişiselleştirilmesinde hatalı davranılıp davranılmadığı, gösterilen gerekcenin yasal, yeterli ve oluşa uygun bulunup bulunmadığı hususlarının denetimi de açıklanan nedenlerle Yargıtaya aittir. Böylece ülkede hukuk uygulamasında birlik ve istikrarın sağlanması, takdirde yanılgıya düşülüp düşülmediği, kararlarda hak, nesafet ve adalet kurallarının isabetle uygulanıp uygulanmadığı denetlenecektir (CGK'nın 19.06.1995 tarihli ve 191-219 sayılı kararı) B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sabıkasız olup yargılama sürecinde olumsuz bir tavrı kayda geçmeyen ve aşamalarda olay nedeniyle pişmanlığını dile getiren sanığın, suçu işledikten sonra kendiliğinden güvenlik güçlerine teslim olması nedeniyle geçmişi, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları dikkate alınarak sanık hakkında hak, adalet ve nasafet kuralları gereğince TCK’nın 62. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden dosya kapsamı ile örtüşmeyecek ve denetim olanağını ortadan kaldıracak şekilde "Sanığın davaya konu olaya yansıyan kişilik özellikleri, cezasının sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri" biçimindeki gerekçeyle takdiri indirim maddesinin uygulanmamasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ... hakkında TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamasına yönelik gösterilen gerekçenin isabetli olup itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, A- Sanık ... yönünden REDDİNE, B- Sanık ... yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.04.2023 tarihli ve 2892-1786 sayılı onama kararının sanık ... bakımından KALDIRILMASINA, 3- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 10.11.2021 tarihli ve 2576-2283 sayılı kararının, sanık ... hakkında kurulan hükümde TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın gereği için İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi....
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.