İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/158 Karar: 2025/220 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/158 K.2025/220

Ceza Genel Kurulu 2024/158 E. , 2025/220 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 236-292 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis; kişiyi hürriyetin

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/158 E. , 2025/220 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 236-292 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis; kişiyi hürriyetin

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/158 E. , 2025/220 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 236-292 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.10.2022 tarihli ve 556-465 sayılı, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden resen istinafa tabi hükümlere yönelik sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.12.2022 tarih ve 1347-1747 sayı ile; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da sanık, sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.04.2023 tarih ve 2566-2410 sayı ile; "...İntikalin olaydan yaklaşık on iki yıl geçtikten sonra olması, intikalin şekli, iddia edilen olayın üzerinden geçen on iki yılın ardından alınan hastane raporu, sanığın inkara dayalı savunması ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında hafif derecede zeka geriliği tanısı olan mağdurenin soyut beyanları dışında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanığın müsnet suçlardan beraati yerine, yazılı şekilde ayrı ayrı mahkumiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 21.09.2023 tarih ve 236-292 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükümlerin, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.11.2023 tarihli ve 113338 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.02.2024 tarih ve 13578-1155 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdurenin 20.07.1989 doğumlu ve bekâr olduğu, babası ...'un 21.07.2008, annesi ...'nın ise 19.10.2015 tarihinde vefat ettikleri, dosyaya yansıyan bilgi ve ifadeler çerçevesinde suç tarihlerinde annesi ve kardeşleri ile birlikte Ankara ili sınırları içerisinde ... Mahallesinde bulunan konutta yaşadığı ve on yedi yaşında olduğu, evvelce düzenlenen sağlık raporlarında hafif derecede mental retardasyon tanısıyla müzmin sağlık engelinin bulunduğu, olayın adli makamlara intikali sonrası vaki müracaat ve ihbarlar üzerine TMK'nın 405. maddesince kısıtlanmasına karar verilerek vesayet altına alındığı, süreçte anne tarafından akrabası olduğu belirtilen ...'nin, dedesi ...'ın ve kardeşi ...'ın kendisine vasi olarak atandığı, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 18.10.2008 tarihli özürlü sağlık kurulu raporuna göre; katılan mağdureye zihinsel, ruhsal ve davranışsal faaliyetleri itibarı ile ''hafif derecede mental reterdasyon IQ 60-69'' ve "hafif zeka geriliği, davranışta bozulma olmadan ve %50 özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı'' teşhislerinin konulduğu, 26.01.2018 tarihli Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başvuru bilgi formuna göre; 11.07.2018 tarihinden itibaren bir müddet katılan mağdureye vasi atanan tanık ...'nin; uzaktan akrabası ve vasisi olduğunu belirterek zihinsel engeli bulunduğunu beyan ettiği katılan mağdurenin, sanık tarafından on yıl kadar cinsel istismara maruz kaldığını, konudan haberlerinin olmasını istemediği iki kardeşi ile birlikte yaşayan ve adres bilgilerini bilmediği katılan mağdurenin durumunun değerlendirilmesi ve destek almak maksadı ile arandığının belirtildiği, Keçiören Sosyal Hizmet Merkezince tanzim edilen 09.02.2018 tarihli sosyal inceleme raporuna göre; tanık ...'in, katılan mağdure ile konuştuğunda; 2012 yılına kadar ... isimli komşuları tarafından istismara maruz kaldığını, annesinin 2012 yılında olayı duyması üzerine bir daha görüşmediklerini, ailesinden kimsenin olayı bilmediğini, evlenmek istediği kişiye durumu anlattığını fakat annesinin rızası olmadığı için evlilik meselesinin kapandığını öğrendiğini belirttiği, 02.02.2018 tarihinde gelen, kendini ifade etmekte zorlanmadığı ve tarihleri kronolojik olarak hatırladığı gözlemlenen katılan mağdurenin; 2006 yılında ... Mahallesinde oturan, kırk beş yaşlarında ve evli olan ... isimli aile tanıdığının boşanacağını söyleyerek kendisini kandırdığını, eşi yokken zorla götürdüğü evinde kendisine tecavüz ettiğini, her defasında kendisine para verdiğini, bunun 2012 yılına kadar sürdüğünü, korktuğu için yaşananları ailesine anlatamadığını, 2012 yılında annesinin öğrenmesi üzerine ... ile bir daha görüşmediğini ifade ettiği, 27.04.2018 tarihinde yapılan adli görüşmeye istinaden tanzim olunan adli görüşme değerlendirme raporuna göre; katılan mağdureyle yapılan ön görüşmeden fiziksel gelişiminin gelişme dönemi ile uygunluk gösterdiği, bilişsel olarak %50 mental retardasyon gözlendiği, özel eğitim aldığı bilgisinin edinildiği, gerçek yalan ayrımını yapıp yapamadığını ölçmek amacıyla sorulan sorulara alınan cevaplardan "bu yeterliliğe kısmen sahip olduğu", sonuç olarak "....yapılan ön görüşme ile adli görüşmenin temel unsurları açısından tutarlı olduğu; anlama, kavrama ve kendisini ifade etme hususlarında normal sınırlar içerisinde olmadığı, anlatımları ve bu anlatımlara verdiği duygusal tepkilerin paralel olmadığı, sabit davranışlar olduğu, kendisine yöneltilen sorulara açık, anlaşılır yanıtlar verdiği, mağdurun mental reterde olmasına karşın, ifadesinde kullandığı özgün tanımlamalar (...'nin yuvarlak bir şeyle (erkek cinsel organı) kızlık zarını patlattığını), duygu aktarımları, olay örgüsü içindeki bütünlük göz önüne alındığında bu haliyle ifadesinin güvenilir olabileceği", Adli Tıp Uzmanınca düzenlenen 02.05.2018 tarihli raporda; "... genital muayenede; hymen anüler, orta yükseklikte kenarlı olup saat kadranına göre 7 hizasında kaideye inen ve tabanında sedefi nedbe dokusu bulunan laserasyon bulunduğu, tespit edilen lezyonun ereksiyon halinde penis yada benzer cesamette cismin duhulü ile husulünün mümkün olduğu; anal muayenede; anal mukoza ve sfinkter tonusu doğal bulunduğu, ancak ... livataya maruz kalıp kalmadığının tespitine tıbben imkan bulunmadığı; vücudunda haricen herhangi bir tıbbi müdahale gerektirecek travmatık değişim tespit edilmediği..." tespitlerine yer verildiği, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 02.05.2018 tarihli sağlık kurulu raporuna göre; katılan mağdurenin hafif zekâ geriliği, davranış bozulmaları ve diğer tanısı ile yapılan muayenesinde; "...mental kapasitesinin ifadesine güvenilir olup olmadığı maruz kaldığı iddia olunan fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve değerlendirme yeteneğine sahip olup olmadığı hususunda rapor tanzimi istenilen...mağdurenin...,incelemesi yapıldı, yakını ile görüşüldü...Yapılan ruhsal durum muayenesi ve psikometrik incelemesi sonucunda zeka seviyesinin 65-69 saptanmış olup hafif mental retardasyon tanrısı teyit edildi...,yapılan psikiyatrik değerlendirmesi sonucunda...mental kapasitesinin normalden geri olduğu, ifadesine güvenilir olduğu, (yalan söyleme ve kurgulama mental retardeler için karmaşık bir eylemdir) maruz kaldığı iddia olunan fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve değerlendirme yeteneğine kısmen sahip olduğu,(neden sonuç ilişkisini tam olarak kuramadığı için) sonuçlarına ulaşıldığı, Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 20.07.2020 tarihli ve ... karar sayılı raporunda, "...katılan mağdurda hafif derecede zeka geriliği saptandığı, bu zekâ geriliği ile katılan mağdurun olay tarihindeki yaşı birlikte değerlendirildiğinde, mağduru bulunduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasına ve fiile ruhsal yönden mukavemet etmesine mani olacak mahiyet ve derecede bulunduğu, kendisinde mevcut olan bu zeka geriliğinin hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılamayabileceği ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabileceği'' kanaatinin bildirildiği, Tanık ...'nin; Keçiören Sosyal Hizmet Merkezince tanzim edilen 09.02.2018 tarihli sosyal inceleme raporuna yansıtılan beyanları tekrarladığı, Anlaşılmıştır. Katılan mağdurenin soruşturma evresinde; 2006 yılında, on yedi yaşındayken mahalleden tanıdığı ve akrabaları olan sanığın kendisini aradığını, ...'de bulunan eski evine götürerek üstünü çıkarttığını, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, söz konusu eylemi kimi zaman kendi evlerinde de tekrarladığını, kendisine para verdiğini, olayı kimseye anlatmamasını tembihlediğini, yaşadıklarını sadece annesine anlattığını, annesinin durumu telefonla sanığın eşi olan ...’a söylediğini ve bu zamana kadar söz konusu olayı sakladıklarını, kovuşturma evresinde ise; sanığın, kendisini kimse yokken evine götürdüğünü, para verdiğini, kontör aldığını, evleneceğini ve eşinden boşanacağını söyleyerek kendisini kandırdığını, eve gittikleri gün ve sonrasında rızası dışında kendisiyle birçok kez cinsel ilişkiye girdiğini, Tanık ...; sanığın eşi olduğunu, olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, katılan mağdurenin annesinin de bu konuda kendisine herhangi bir şey söylemediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık; katılan mağdure ile ailesini aynı mahallede oturmaları sebebiyle tanıdığını, 2006 yılında ... Mahallesi’nde ikamet ettiğini, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, katılan mağdurenin özürlü olduğunu ve aralarında hiçbir yakınlık bulunmadığını, ne bahse konu tarihte ne de başka bir tarihte katılan mağdureyi evine aldığını, on yıldır ne katılan mağdureyle ne de ailesiyle bir temasının olduğunu, bu tür bir suçlamayla anılmak istemediğini, 2006 yılında gerçekleştiği iddia edilmesine rağmen bu kadar süre sonra şikâyette bulunulmasını anlamadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 26.01.2018 tarihinde Alo 183 hattına yapılan müracaatı müteakip, 02.02.2018 tarihinde icra olunan görüşme akabinde tanzim olunan sosyal inceleme raporu ile eki evraka istinaden 23.02.2018 tarihinde yapılan ihbar kapsamında, 27.04.2018 tarihinde alınan katılan mağdure beyanı ve sonrasında tertip edilen raporlar muvacehesinde; 2006 yılında, aynı mahalleden tanıdığı, 18.10.2008 tarihli sağlık kurulu raporu uyarınca hafif derecede mental retardasyonu ve %50 oranında engellilik hâli bulunan katılan mağdurenin, sanık tarafından eve götürüldükten sonra muhtelif zamanlarda birden fazla kez organ sokulması suretiyle istismara uğradığı iddia ve kabul konu edilen olayda, Katılan mağdurenin, fiilin vuku bulduğu ileri sürülen tarihten itibaren uzun yıllar boyunca sessiz kalması, olaydan haberinin olduğunu belirttiği müteveffa annesinin de vakıayı adli makamlara taşıma yönünde herhangi bir girişimde bulunmaması, beyanlara göre katılan mağdurenin ancak on iki yıl sonra önce tanık ..., ardından da 02.02.2018 tarihinde sosyal çalışmacı ile yaptığı görüşmede sanığın eylemlerinden bahsetmesi; tanık ... tarafından olayı ağlayarak anlattığı ancak müteakip evrelerde vermiş olduğu ifadeler ile raporlara aksetmiş anlatımlarına nazaran duygusal tepkilerinde uyum bulunmadığı ve sabit davranışlar sergilediği belirtilen katılan mağdurenin, isnada konu edilen fiillere dair yer, zaman, tekrar sıklığı ve eylem biçimi bakımından değişkenlik gösteren açıklamalarda bulunması, muayene raporunda hymen bölgesinde eskiye dayalı, sedefî nedbe dokusuyla iyileşmiş bir laserasyon izine rastlandığı belirtilmesine rağmen bu bulgunun zaman ve fail tayinine elverişli, kesin nitelikte bir değerlendirmeye imkân vermemesi, yalan söyleme ve kurgulamanın mental retardeler açısından karmaşık bir eylem olduğuna dair değerlendirmeyi içeren rapor da dâhil olmak üzere soruşturma ve kovuşturma evrelerinde düzenlenen raporların, katılan mağdurenin ifade yeterliliği ve algılama kabiliyetine ilişkin yekdiğerini nakzeden bulgular içermesi ve isnadı teyit eder nitelikte maddi vakıalarla teyit olunmuş başkaca delilin dosyada tebarüz etmemesi karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet suçları işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçlardan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2023 tarihli ve 236-292 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerine ilişkin gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen suçların sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliği ile karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla