İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/240 Karar: 2025/153 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/240 K.2025/153

Ceza Genel Kurulu 2024/240 E. , 2025/153 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1753-2113 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/240 E. , 2025/153 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1753-2113 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/240 E. , 2025/153 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1753-2113 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.06.2022 tarihli ve 176-309 sayılı resen istinafa tabi olan hükmün sanık müdafii ile katılanlar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 04.10.2022 tarih ve 1753-2113 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Kararın sanık müdafii ve katılanlar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.11.2023 tarih ve 15363-6709 sayı ile; "Maktul ... sanığın kardeş oldukları, olay günü aralarında çıkan tartışma sırasında sanığın maktulün boğazını sıkmak suretiyle öldürdüğü olayda, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği hususunun tespit edilemediği gözetilerek, mahkemece Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarih 2002/4-238 esas ve 2002/367 karar sayılı kararı gereğince şüpheli kalan bu hâlin sanık lehine değerlendirilerek, haksız tahrik nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18 yıldan 24 yıla kadar ceza öngören 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi gereğince asgari düzeyde bir ceza indirimi yapılması yerine yazılı şekilde fazla ceza tayininin, hukuka aykırı bulunduğu" gerekçesiyle bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; sanığın cezasından haksız tahrik nedeniyle indirim yapılmaması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.12.2023 tarih ve 151564 sayı ile; "(…)Maktulden kaynaklanan doğrudan sanığa yönelik haksız herhangi bir eylem bulunmadığı gibi sanığın haksız tahrike ilişkin iddialarını destekleyen başkaca herhangi bir delil de bulunmadığı, dolayısıyla ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği hususunda da bir belirsizlik bulunmadığından, sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanması koşullarının mevcut olmadığı," bu nedenle hükmün onanması gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.04.2024 tarih, 9667-2344 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay yeri inceleme raporundan; sanık ...’in 112 hattını arayarak zihinsel engelli kardeşi ...’in ablası ...’i boğarak öldürdüğünü ihbar etmesi üzerine olay yerine gidildiği, olayın meydana geldiği Sincan ilçesi, ... semtindeki apartman dairesinin önünde sanık ...’in beklediğinin görüldüğü, içeri girildiğinde dairenin düzenli olduğu, herhangi bir karışıklık, boğuşma, kavga emaresi tespit edilemediği, koridorun sonundaki odada sırtüstü yatar vaziyette bir kadın cesedinin bulunduğu, 17.03.2022 tarihli otopsi raporundan; 150 cm boyunda, 45 yaşlarında, 65-70 kg ağırlığındaki kadın cesedinin baş ve boyun bölgesinde, her iki kolda ekimoz ve sıyrıklar bulunduğu, kanda alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde bulunmadığı, maktulün sağ elinden alınan DNA profilinin maktul ile sanığa ait DNA profillerini birlikte içerdiği, maktulün tırnaklarından elde edilen Y- STR DNA profillerinin sanık ... ile katılan ...’in Y- STR DNA profilleri ile uyumlu olduğu, kişinin ölümünün elle boğmaya bağlı mekanik asfiksi nedeniyle meydana geldiği, Sincan Adli Tıp Şube Müdürlüğünce sanık hakkında düzenlenen 27.10.2021 tarihli rapordan; sanığın sol el sırtında ve sol kol üst dış kısmında, üstten aşağıya doğru lineer, oblik seyirli, birbirlerine paralel ekimozlar bulunduğu, bu ekimozların el tırnakları ile meydana getirildiğinin düşünüldüğü, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu; katılan ... hakkında düzenlenen aynı tarihli rapordan; sol kol üst arka kısımda üstten aşağıya doğru birbirine paralel lineer oblik seyirli, aralarında 1 cm mesafe bulunan hiperemik lezyonlar bulunduğu, şahsın yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, Polatlı Devlet Hastanesince katılan ... hakkında düzenlenen 20.08.2021 tarihli rapordan; spastik kuadriplejik serebral palsi, üriner inkontinans, nöromuskuler mesane disfonksiyonu teşhisi konan şahsın mesane ve rektum kontrol bozukluğu bulunduğu, günde 4 kez alt bezi kullanmasının uygun olduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... aşamalarda benzer şekilde; olay sırasında evde bulunmadığını, maktul kızı ..., sanık oğlu ... ve özürlü çocuğu ... ile birlikte yaşadığını, çocuklarının arasında herhangi bir sorun olmadığını, ...’in zihinsel engeli nedeniyle bu suçu işlemesinin mümkün olmadığını, ...’in önceden böyle bir eylem ve teşebbüsünün de bulunmadığını, sanık ...’in ise bir işte çalışmadığını, maddi sıkıntıları nedeniyle sürekli kendisinden ve maktul kızından para istediğini, kızı para vermediği zamanlarda aralarında sürtüşmeler yaşandığını, maktul kızının çeşitli borçlarının bulunduğunu, bu borçlar nedeniyle olay günü sanıkla tartışmış olabileceğini, kızının işten çıkarıldığında tazminatına karşılık olarak kendisine 45.000 TL tutarında senet verildiğini, kızı öldürülmeden bir gün önce diğer kızı ...’nın evlerine geldiğini, maktulün elbise dolabında bulunan çantasının yerinde olmadığını, sanıktan ve iş birliği içinde olduğunu düşündüğü kızı ...’dan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... kollukta ve mahkemede; sanığın ve maktulün kardeşi olduğunu, olayın meydana geldiği yere yakın başka bir dairede yaşadığını, olayı görmediğini, maktulün banka kartlarının sanıkta bulunduğunu, sanığın bu olaydan önce de maktulü birçok kez dövdüğünü ama maktulün sanıktan şikâyetçi olmadığını, babaları ...’ın da maktule psikolojik ve fiziki şiddet uyguladığını, maktulün asla ...’e küfretmediğini, annelerinin 8 sene önce ölmesiyle kendilerine annelik yaptığını, zaman zaman bağırıp çağırmasına karşın ...’e kıyıp hiç el kaldırmadığını, ... ona vurduğu zamanlar dahi "Olsun, o benim engelli kardeşim." diyerek sineye çektiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, verilebilecek en ağır ceza ile cezalandırılmasını istediğini, Tanıklar ... ve ... kollukta; maktul ile aynı apartmanda ikamet ettiklerini, sanığın evde huzursuzluk çıkardığına, saygısızlık yaptığına katılan ... ile olan konuşmalarından vakıf olduklarını, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; susma hakkını kullanmak istediğini, Aşamalarda benzer şekilde; 42 yaşında ve bekâr olduğunu, 2013 yılında annesinin vefat ettiğini, babası ..., ablası maktul ... ve ileri derecede zihinsel özürlü kardeşi ... ile birlikte bir apartman dairesinde yaşadıklarını, özürlü kardeşinin sürekli bakıma ihtiyaç duyduğunu bu nedenle annesinin ölümünden sonra 8 yıl boyunca kendisinin bu görevi üstlendiğini, kardeşinin günlük bakımı, yeme içmesi, eğitim ve sağlığıyla kendisinin ilgilendiğini, bu maksatla mesleğinden ayrılmak zorunda kaldığını, sosyal ortamlara giremediğini, yaşına münasip bir hayat tarzı kuramadığını, sağlıklı bir aile yapılarının olmadığını, ablası maktul ...’nin 15 yıl boyunca sigortalı olarak çalıştığını, ancak pandemi nedeniyle işten çıkarıldığını, bu durumun ablasının psikolojisini bozduğunu, ablasının kendisine ters ve sert tavır takınmaya başladığını, olay günü özürlü kardeşi ... ile maktul ablası arasında önce tartışma ardından da itişme kakışma yaşandığını, ablasının ...’e küfrettiğini, ...’in de ablasının boynunu sıktığını, araya girip ikisini ayırdığını, ablasının kendisine de küfredip bağırması üzerine ablasının boynunu sıktığını, ...’in de bu sırada yanlarında bağırıp zıpladığını, maktul ablası yere oturur bir pozisyona geldiğinde ablasını yere bırakarak odadan çıktığını, olayın parasal bir nedenden kaynaklanmadığını, bir anlık kızgınlıkla davrandığını, ablasını öldürme kastının bulunmadığını, çok üzgün ve pişman olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler İnsanın dış dünyaya yansıyan iradi davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim ..., Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225). Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14). Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. TCK'da, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan ağır-hafif tahrik ayrımına son verilerek tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanık ...’in 42 yaşında olduğu, babası ..., ablası maktul ... ve zihinsel özürlü kardeşi ... ile birlikte bir apartman dairesine yaşadığı, sanığın, annesinin 2013 yılında ölümüyle zihinsel özürlü kardeşinin bakımıyla ilgilenmek zorunda kaldığını, bu nedenle işinden de ayrıldığını ifade ettiği, pandemi nedeniyle işten çıkarılan maktul ...’nin olay günü evde bulunduğu, katılan ...’ın ise işe gittiği, olay sabahı evde çıkan tartışma sırasında sanığın maktulü boğarak öldürdüğü, sanığın özürlü kardeşi ... ile maktul arasında yaşanan itişme kakışma şeklinde başlayan kavgayı ayırmak için müdahale ettiği sırada, maktulün kendisine de hakaret etmesi üzerine maktulün boğazını sıktığını savunduğu, maktulün tırnaklarında sanık ile maktule ait DNA profillerine rastlandığı, gerek sanığın gerek ...’in vücutlarında tırnak ile oluşması mümkün lezyonların bulunduğunun ilgili adli raporlarda bildirildiği, ağır zihinsel engeli olan ...’in olayla ilgili olarak beyanda bulunamadığı anlaşılan dosyada; Ev içerisinde yaşanan ve tanığı bulunmayan tartışmada, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği hususunun tespit edilemediği gözetildiğinde; şüpheli kalan bu hâlin sanık lehine değerlendirilerek, TCK'nın 29. maddesi gereğince sanığın cezasında asgari düzeyde bir ceza indirimi yapılması yerine yazılı şekilde haksız tahrik hükmünün uygulanmamasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla