İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/275 Karar: 2025/150 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/275 K.2025/150

Ceza Genel Kurulu 2024/275 E. , 2025/150 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2187-2590 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son, 103/3-c, 43/1, 61/7, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 30 yıl

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/275 E. , 2025/150 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2187-2590 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son, 103/3-c, 43/1, 61/7, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 30 yıl

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/275 E. , 2025/150 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2187-2590 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son, 103/3-c, 43/1, 61/7, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.10.2022 tarihli ve 258-582 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 28.12.2022 tarih ve 2187-2590 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.06.2023 tarih ve 3951-4240 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.12.2023 tarih ve 23567 sayı ile; "...Sanığın atılı suçu işlediğine dair tıbbi bir delilin ve görgüye dayalı tanık anlatımının bulunmadığı, olayın tek delilinin suçun mağduru olan ...'ın anlatımlarının olduğu, mağdurun resmi makamlar önündeki oluşa ilişkin anlatımlarının kendi içinde çelişkili olduğu, keza dayısı ve anneannesi olan tanıklar ile annesi olan katılana anlattığı oluş şeklinin de resmi makamlar önündeki anlatımlarına uymadığı, mağdurun anlatımlarından sanığın parmağıyla mı yoksa cinsel organı ile mi eylemi gerçekleştirdiğinin anlaşılamadığı, bazen görmüş gibi, bazen kanaate dayalı imiş gibi anlatımlarda bulunduğu, bazen de sanığın kendi cinsel organı ile eylemde bulunduğu imasını taşıyan anlatımlarda bulunduğu, tanıklar ve katılanların olayları intikale götüren sürece ilişkin beyanlarının da kendi içlerinde çelişkiler barındırdığı gözetildiğinde, mağdurun aşamalarda değişen ve çelişen anlatımlarına itibar edilmek suretiyle sanığın mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf istemlerinin kabulü yerine esastan reddine karar verilmesi nedeniyle bölge adliye mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesi ile Yüksek Dairenin onama kararına itiraz etmek gerekmiştir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9.Ceza Dairesince 15.02.2024 tarih ve 14078-1246 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdura yönelik eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık ve katılan mağdurun annesi katılan ...'ın 04.08.2018 tarihinde evlendikleri ve 06.09.2019 tarihinde bir çocuklarının olduğu, sanığın ilk evliliğinden tanıklar ... ve..., katılan ...'ın ilk evliliğinden ise katılan mağdur ...'in dünyaya gelmiş oldukları, 24.06.2020 tarihinde Dr. ... tarafından katılan mağdur hakkında düzenlenen raporda; "14 Mayıs 2020 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ... tarafından Whatsapp uygulaması aracılığıyla tarafıma iletilen ve yeğeni ... ...’e ait olduğunu sonradan öğrendiğim görüntüler (rektal bölgeye ait olan) tarafımca fiili livata açısından değerlendirilmiş olup, fiili livata ile/lehine uyumlu bulguların varlığı konusunda görüş bildirilmiştir. Ayrıca ileri değerlendirme açısından adli tıp hekimi tarafından değerlendirilebileceği kanaati bildirilmiştir. Durum bildirir hekim raporudur." şeklinde bilgilerin yer aldığı, 26.06.2020 tarihinde adli tıp uzmanınca katılan mağdur hakkında düzenlenen genel adli muayene raporuna göre; sfinkter tonusunun gevşek olduğu, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediği, sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğu, Bila tarihli ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Gör. ... tarafından katılan mağdur ve tanık ... hakkında düzenlenen raporda; "..., 22/06/2020 tarihinde annesi refakatinde polikliniğimize başvurmuştur. Alınan öyküden; anne ve babasının ayrı olduğu, annesinin 2 yıl önce ... ile evlendiği, o zamandan beri İstanbul’da annesi, ... ve çocukları ile kaldığı, psikososyal gelişiminin normal olduğu, okuma yazmayı 1. sınıfta öğrendiği, 6. sınıfa geçtiği öğrenilmiştir. ... ile yapılan klinik değerlendirmede; iletişim becerileri göz önünde bulundurularak yaşıtları arasında normal zekâ düzeyinde olduğuna karar verilmiştir. Verilen bilgilerden annesinin eşi ...’in yaklaşık 2 yıldır hemen her gün olan özel bölgelere dokunma, annesinin evde olmadığı zamanlarda şortunu indirip arkadan parmaklarını birleştirip elleme, göğsünü sıkma, sertçe vurma şeklinde davranışları olduğu, ...’ın iki aydır anneannesinin yanında kaldığı, bu davranışların tekrarlayacağı korkusuyla eve dönmek istemediği, gün içinde yaşanan olayların aklına geldiği, gece uykuya dalmakta güçlük çektiği, uykusundan sıçrayarak uyandığı, tedirgin olduğu, ders başarısının düştüğü öğrenilmiş olup bu bilgiler ışığında ...’ya ‘Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ tanısı konularak gerekli tedavi başlanmış, poliklinik takibine alınmıştır. ...’in oğlu ... ... ile psikiyatrik görüşme yapılmıştır. Yapılan görüşmede; babasının kendisine karşı rahatsız edici davranışı olmadığı, küçüklüğünde koluna, göbeğine dokunma tarzında şakalar yaptığı artık büyüdüğü için yapmadığını ifade etmiştir. ... ...’in muayenesinde aktif patoloji saptanmamış olup görüşmede savunucu davranmış olabileceği düşünülmüştür." şeklinde bilgilerin yer aldığı, 03.07.2020 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın kullandığı materyal üzerinde yapılan incelemede çocuk istismarı ile ilgili bir veriye ulaşılamadığının bildirildiği, 06.10.2021 tarihli 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; katılan mağdurun iddia edilen son olay tarihinden üç ay sonra 26.06.2020 tarihinde Adli Tıp Uzmanı Dr. ... tarafından diz dirsek pozisyonunda yapılan anal muayenesinde; sfinkter tonusunun gevşek olduğunun, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediğinin, sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğunun bildirildiğinin, kişinin hazır edilememesi nedeniyle Kurulca muayenesinin yapılamadığının, iddia edilen son olay tarihinden 3 ay sonra 26.06.2020 tarihinde yapılan anal muayenesinde tarif edilen anal sfinkter tonusu gevşekliğinin kronik livataya maruz kalmış kişilerde görülmesi beklenen bulgulardan olduğunun ancak bu durumun tespitinin muayeneyi yapan kişinin deneyimine, mağdurun muayene esnasındaki defekasyon ihtiyacına (antrumun dolu olması) göre değişebildiğinin ve anal manometri incelemesi yapılarak desteklenmesi gerektiğinden kronik livatanın kesin delili olarak değerlendirilmesinin tıbben uygun olmadığının, ayrıca bu durumun anal yoldan cinsel istismar ile olabileceği gibi anal yoldan cinsel istismarın gerçekleşmediği durumlarda (kişiye özgü anatomik yapı, dışkılama farklılıkları (ishal, kabızlık vs) gibi fizyolojik özellikler veya var olan bir hastalığa bağlı olarak) da meydana gelebileceğinin, anal yolla cinsel istismar sonrası görülmesi beklenen ekimoz, mukoza veya sfinkter yırtığı gibi travmatik değişimlerin olaydan kısa bir süre sonra iz bırakmaksızın kaybolabileceği gibi, kişinin yaşı, fizik gelişimi, olay sırasında penis girişini kolaylaştırıcı kaygan madde kullanımı ile hile, tehdit gibi nedenlerle direncinin kırıldığı durumlarda anal sfinkterin çok büyük travmatik değişim olmaksızın penisin girişine müsait olacak şekilde genişleme yeteneğinin bulunmasının da tıbben mümkün olduğunun, olay tarihinde yapılmış bir anal muayenesinin bulunmaması ve son olay tarihinden yaklaşık 19 ay geçmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; katılan mağdurun mağduru bulunduğu cinsel istismar eylemine ilişkin fiili livata bulgu/bulgularının tespit edilemeyebileceğinin, olayın adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olduğunun, kişinin hazır edilememesi nedeniyle kurulca muayenesinin yapılamadığının, sorulan hususlarda görüş bildirilebilmesi için katılan mağdurun yaşadığı iddia edilen olayla ilgili psikiyatrik muayenesinin yapılması gerektiğinin dolayısıyla CD görüntüleri üzerinden bir değerlendirme yapılamadığının, bu nedenle katılan mağdurun 2020 yılı mart ayı ve iki yıl öncesinde mağduru bulunduğu olayda beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği hususunda görüş bildirilemeyeceğinin mütalaa edildiği, 08.07.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; katılan mağdurla yapılan görüşmede; olay sorulduğunda, "Annem babamdan ayrıldı. ... ... ...’la evlendi. ... ve ... (çocukları) ile bizde yaşamaya başladılar. Evliliklerinden ... isimli (şu an 2,5 yaşında) bir erkek çocukları oldu. Annemle evlendikten 1 ay sonra beni bacaklarının arasına sıkıştırıyordu. Elini sokup sokup çıkarıyordu. Tırnaklarını hissediyordum. Şortunu çektiğini görüyordum. Islaklık hissettim. Mememi, pipimi, popomu okşuyordu. ‘Bu benim seni sevme şeklim, aramızda kalsın’ diyordu. Ben de ‘Dayıma söylerim.’ diyordum. Dayım Savcı. ‘Bana savcı sökmez, seni, anneni öldürürüm.’ diyordu. Anneme söyledim. Annem onu uyardı ama yine gizli gizli yapıyordu. ... olunca yapmaz diye düşündüm. Yapmaya devam etti. Anneme, dayıma ve anneanneme söyledim. Dayım savcı, şikayetçi oldu. Sonradan ...’e de yaptığını öğrendim. Kilo almaya başladım. Derslerim düştü. Utanıyorum. Konuşmak, anlatmak istemiyorum. Adam nerede bilmiyorum. En ağır cezayı almasını istiyorum." şeklinde ifade ettiği, katılan mağdurun beyanlarına itibar edilmesine engel olacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya zekâ geriliği saptanmadığı, dolayısıyla katılan mağdurun 2020 yılı Mart ayı ve iki yıl öncesinde mağduru bulunduğu olayda beyanlarına itibar edilmesine engel tıbbi bir neden bulunmadığı, Bila tarihli sanık müdafiinin talebiyle ... Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı ... Prof. Dr. ..., Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ..., Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi ... imzalı, katılan mağdura yönelik düzenlenen rapora göre; tıbbi belgelerde akut fiilî livatanın tıbbi bulguları olan anal bölgede ekimoz, kanamalı yırtık ve enkoprezis (büyük abdestini kaçırma) ile birlikte seyreden anal sfinkter felci bulgularına, katılan mağdurda olduğu belirtilen anal sfinkter tonusu azalmasının tek başına akut fiili livata eyleminin kesin kanıtı olamayacağı, anal sfinkter tonusu azalmasının başka tıbbi faktörlere bağlı olarak da gelişebileceği, kronik fiili livata bulguları olan anal mukozada düzleşme ve kalınlaşma, pililerde silinme, skar dokusu, eski ve yeni laserasyonlar, anal dilatasyon gibi tıbbi bulgularla ilgili herhangi bir tıbbi kaydın olmadığı, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediği, bu cihetle tek başına anal sfinkter tonus azalmasının akut ve kronik fiilî livatanın kesin bir bulgusu olarak değerlendirilemeyeceği, yine Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Doktora Öğretim Üyesi ... tarafından yapılan inceleme sonucunda; katılan mağdurun 25.06.2020 tarihli yazılı ifadesindeki anlatımının ve anlatımda geçen kavramların yaşı ile uyumlu olup olmadığının, birbiriyle çelişkili olup olmadığının belirlenebilmesi katılan mağdurun mental durumu, bilişsel gelişim düzeyi, ruhsal muayene belirtileri gibi psikiyatrik değerlendirme yapılması gerektiği, bu değerlendirme yapılamadığı için söz konusu değerlendirme ile ilgili herhangi bir kanaate ulaşılamadığı, 15.02.2021 tarihinde katılan mağdurun talimat beyanının alınması sırasında hazır bulunan rehberlik öğretmeni bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurun olayı kurgulayacak bir şekilde zihinsel gelişime sahip olmadığı, beyanlarına itibar edilebileceği, olaydan psikolojik olarak olumsuz şekilde etkilendiği, ömrünün geri kalanında bu olayın yaralarını taşıyabileceği ve psikolojik destek alması gerektiği, Tanık ... tarafından Bakırköy 9.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazılan 21.09.2020 havale tarihli dilekçesinde; babasının iyi bir insan olduğunu, sanık hakkındaki tüm kötü ifadelerinin tanık ...'ın yönlendirmesi sebebiyle olduğunu belirttiği, Tanık ... tarafından sunulan dilekçede; katılan mağdurun yeğeni olduğunu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, katılan mağdurun, annesi ve sanığın evliliklerinin ortalarında tırnak yemeye, aşırı kilo almaya ve uykularında sıçramalar yaşamaya başladığını, yine katılan mağdurun sürekli kendilerinde kalmak istediğini ve eve gitmek istemediğini, mayıs ayında katılan mağduru alıp Sakarya'daki köylerine götürmek istedikleri için yola çıktıklarını ancak İstanbul'a vardıklarında yoruldukları için bir akşam İstanbul'daki evlerinde kalmaya karar verdiklerini, katılan mağdurun annesinin katılan mağduru çok özlemesi sebebiyle de bir geceliğine onu annesine bıraktıklarını, geri aldıklarında katılan mağdurun çok sinirli ve agresif olduğunu, bunun üzerine annesi tanık ...'den katılan mağdurun poposuna bakmasını rica ettiğini, poposuna baktığında makat bölgesinde kırmızılıkların, aşağı yukarı çizgi şeklinde yırtıkların ve peçete parçalarına benzer kaygan sarı parçacıkların bulunduğunu gördüklerini, bunun üzerine çektiği fotoğrafları doktor olan arkadaşına whatsapp üzerinden gönderdiğini, bunun büyük olasılıkla istismardan kaynaklı olabileceğini öğrendiğini, katılan mağdura farklı yöntemlerle bu hususu sorduğunu ancak katılan mağdurun poposunun pişik olduğunu, herhangi bir şey olmadığını söylediğini, ailesinin yanına döneceği gün sahilde yürüyüş yaparlarken katılan mağdurun, kendisini kenara çekip çok utandığını, yıllarca çok büyük dert taşıdığını söylediğini, sanığın evliliğin ikinci ayından itibaren annesi ...'ın olmadığı zamanlarda yalnız kaldıklarında yanına gelerek külodunu aşağıya kadar sıyırdığını, çok sert bir şekilde canını acıtarak elini poposunun içinden makatının en derinlerine kadar soktuğunu, bunu yaparken arkasına bakamadığını, ancak sanığın soktuğu şeyin eli olduğunu düşündüğünü, bunu ilk yaptığında "Poponda bir şey var alacağım." dediğini, sanığın belirtilen eylemlerinin 2020 Şubat ayına kadar devam ettiğini, bu olayın 6-7 defa daha yaşanmış olabileceğini, sanığa "Baba bunu neden yapıyorsun?" diye sorduğunda sanığın "Bu benim sevme şeklim. Erkek erkeğe yapıyoruz." dediğini, sanığın söz konusu eylemleri genelde evde kimsenin olmadığı zamanlarda gerçekleştirdiğini, bir keresinde çocuk odasında abisi tanık ...'in olmasına rağmen oturma odasında sanığın belirtilen eylemi gerçekleştirdiğini, evlerinin büyük olması sebebiyle tanık ...’in bunu duymamış olabileceğini, sanığın her yaptıktan sonra "Aramızda kalsın. Annene söyleme. Seni çok şımartmışlar. Dayını döverim. Kimseye söyleme!" diyerek uyarılarda bulunduğunu, yine annesi yokken sanığın, memelerini ve poposunu okşadığını, bazen de cinsel organını çok sert bir şekilde çektiğini, canının acıdığını, tüm bu okşama ve çekmelerinin yüzlerce defa tekrarlandığını, annesinin yanında sanığın bu okşama ve sıkıp çekmelerini şaka yapar gibi yapmaya devam ettiğini, annesinin sanığı yapmaması hususunda uyardığını ancak sanığın, "Ne var bunda. Şaka yapıyorum." dediğini, oğlu olan katılan mağdurun sanık tarafından anal bölgesine parmak sokmak suretiyle istismara uğradığını anlattığını, kendisinin arada sanık ...’ın katılan mağdur ...'in memelerini okşayıp pipisini sıkıp çekmelerini gördüğünü ve sanığı uyardığını, sanığın ise şaka olarak yaptığını söylediğini, tanık ...'in 14 yaşında olmasına rağmen ayda bir defa kakasını altına kaçırması sebebiyle istismara uğradığı düşüncesine kapıldıklarını ve ...'in de kendilerine istismara uğradığını anlattığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Belirttikleri, anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ...; üvey babası olan sanığın, poposunu ellediğini ve elini poposuna sokup çıkarttığını, bu eylemlerin beş altı kez gerçekleştiğini, olayın ilk ne zaman yaşandığını hatırlamadığını, 5. sınıfa giderken olabileceğini, 4. sınıftayken de sanığın, cinsel organını ellediğini, sanığın kendisini okuldan almaya geldiğinde cinsel organını kıyafetleri üzerinden avuçladığını, bu eyleme gerek annesi katılan ... gerekse abisi tanık ...'in şahit olduklarını, sanığın poposuna dokunduğunda "Bu aramızda kalsın. Kimseye söyleme!" dediğini, ayrıca üstü çıplakken veya giyinikken memelerini ellediğini, bu eylemleri evde yalnız olduklarında oturma odasında yaptığını, kendisinin o sırada cep telefonuna baktığını ve sanığın "Poponda bir şey var onu alacağım." dediğini, kıyafetlerini aşağıya indirdiğini ve eli olduğunu düşündüğü bir şeyi poposuna soktuğunu, bu kanıya tırnaklarını hissetmesi sebebiyle vardığını, söz konusu eylemin iki veya üç sefer yaşandığını, sanığın, annesi evde yokken bu eylemleri gerçekleştirdiğini, abisi olan tanık ...'in evde olduğunu ancak odasında bulunduğu için kendileri görmediğini, en son 2020 yılı Mart ayında evde bu olayın yaşandığını, evde abisi tanık ...'in bilgisayar oynadığını ve kendilerini görmediğini, Katılan ...; oğlu olan katılan mağdurun eve gelmek istemediğini, bilhassa üvey babasına karşı böyle davrandığını, sebebini sorduğunda katılan mağdurun ağlayıp terlediğini, dayısı olan tanık ...'ın katılan mağdur ile konuştuğunu, katılan mağdurun, ona babası olan sanık ... tarafından evliliğin ikinci ayından itibaren Şubat 2020 yılına kadar nitelikli bir biçimde cinsel istismarda bulunulduğunu anlattığını, Tanık ... savcılıkta; kız kardeşinin oğlu olan katılan mağdur ...'ın son zamanlarda birtakım psikolojik rahatsızlıkları olduğunu hissettiklerini, bu kapsamda birlikte yaşadığı üvey babası olan sanık ...'ın evine gitmek istememesinin dikkatini çektiğini, bunun üzerine katılan mağdur ile konuştuklarında katılan mağdurun sanık olan üvey babasının elini anal bölgesine sokarak istismarda bulunduğunu anlattığını, bunları anlatırken ağladığını, bu arada aynı evde yaşayan yine sanığın öz oğlu olan tanık ...'e de bu konu ile ilgili sorular sorduğunu, tanık ...'in de sanığın kendisini ellediğini ve organ soktuğunu anlattığını, Tanık ...; torunu olan katılan mağdurun, sanık ile annesi evlendikten sonra tırnaklarını yemeye, kilo almaya ve gözlerinin altının çukurlaşmaya başladığını, keza son zamanlarda katılan mağdurun kendi evinde kalmak istemediğini, sürekli kendilerinde, dayısı ya da teyzesinde kalmak istediğini, ancak sebebini sorduklarında herhangi bir sebep söylemediğini, sonrasında katılan mağdurun ilk önce dayısı tanık ...'a daha sonra da kendisine sanık tarafından istismara maruz kaldığını anlattığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; katılan mağdur ...'in iki yıl önce evlendiği katılan ...'ın önceki evliliğinden çocuğu olduğunu, çocuklarına karşı olumsuz bir davranışın söz konusu olamayacağını, memleketi olan Erzurum yöresinde çoğunlukla olduğu gibi çocukları severken vücutlarının belli yerlerine, bazen de şaka amacıyla erkek çocuklarının cinsel bölgelerinin ön taraflarına dokunduğunu, ancak bu dokunmalarının şefkat ve sevgi amacıyla olduğunu, bunun dışında katılan mağdura arka kısımdan herhangi bir şekilde dokunmasının söz konusu olmadığını, böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmediğini, belirttiği dokunma şeklini aile üyelerinin bulunduğu ortamda gerçekleştirdiğini ve kötü niyetinin olmadığını, katılan mağdurun anneannesi, dedesi ve dayısına çok düşkün olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Katılan mağdurun üvey babası olan sanık tarafından birden fazla defa çocuğun cinsel istismarı suçuna maruz kaldığının İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince kabul edildiği olayda; Katılan mağdur ile sanık arasında iftira atmasını gerektirir bir husumetin bulunmaması, katılan mağdurun yaşadıklarını önce dayısı tanık ...'a daha sonra diğer aile üyelerine anlatması ve tanık ... vasıtasıyla olayın adli makamlara intikalini sağlaması,15.02.2021 tarihinde katılan mağdurun talimat beyanının alınması sırasında hazır bulunan rehberlik öğretmeni bilirkişinin beyanına ve aynı içeriğe sahip Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 08.07.2022 tarihli raporuna göre olayı kurgulayacak bir şekilde zihinsel gelişime sahip olmayan ve beyanlarına itibar edilebileceği belirtilen katılan mağdurun tüm aşamalarda üvey babası olan sanığın kendisine yönelik cinsel davranışlarda bulunduğuna ilişkin beyanlarının ana hatlarıyla birbiriyle uyumlu olması, adli tıp uzmanlarınca katılan mağdur hakkında düzenlenen 26.06.2020 ve 06.10.2021 tarihli raporlarda sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğuna yer verilmesi ve sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında; "Memleketim olan Erzurum yöresinde çoğunlukla olduğu gibi çocuklarımızı severken vücudunun belli yerlerine bazen de şaka yollu erkek çocuğunun cinsel bölgesine ön tarafına kıyafetlerinin üzerinden dokunduğum olmuştur. Ancak bunu sadece şefkat ve sevme amacıyla yapmışımdır." ifadelerine yer vermek suretiyle tevil yollu ikrarda bulunması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığın katılan mağdura yönelik eylemlerinin sabit olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla