İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2025/194 Karar: 2025/342 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2025/194 K.2025/342

Ceza Genel Kurulu 2025/194 E. , 2025/342 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/103109 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 73-148 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beaatine; 237 sa

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2025/194 E. , 2025/342 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/103109 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 73-148 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beaatine; 237 sa

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2025/194 E. , 2025/342 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/103109 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 73-148 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beaatine; 237 sayılı Taşıt Kanunu'na muhalefet suçundan ise aynı Kanun'un 16. maddesi uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK'nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2018 tarihli ve 843-291 sayılı karar, sanık müdafiinin itirazı üzerine dosyayı inceleyen Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesince 13.07.2018 tarih ve 1341 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmesi suretiyle kesinleşmiştir. Bu karara karşı Adalet Bakanlığının 14.09.2018 tarihli ve 11998-2018 Kyb sayılı kanun yararına bozma talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.09.2018 tarihli ve 76871 sayılı ihbarnamede; "1- Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/05/2018 tarihli kararına karşı sanık müdafii tarafından yapılan itiraz üzerine mercii tarafından sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde belirtilen koşulların mevcut bulunduğundan bahisle itirazın reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararı ile itiraz merciinin sadece şekli olarak değil, hem maddi olay, hem de hukuki yönden inceleme yapabileceği yönündeki kararı nazara alındığında, itiraz mercii Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanığın esasa yönelik itirazları konusunda da inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların var olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılarak itirazın reddine karar verilmesinde, 2- 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 13. maddesinde yer alan 'Davaya bakmaya yetkili ve görevli mahkeme, genel hükümlere göre yetkili ve görevli mahkemedir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler için yetkili ve görevli mahkeme Yargıtayın ilgili ceza dairesi, kaymakamlar için ise il ağır ceza mahkemesidir.' hükmü nazara alındığında, hakkında soruşturma Muğla Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 03/06/2016 tarihli ve 27 sayılı 4483 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre verilen soruşturma izni üzerine yapılan soruşturma sonucunda görevli mahkemenin Muğla Ağır Ceza Mahkemesi olduğu gözetilmeksizin yargılamaya devamla yazı şekilde karar verilmesinde; 3- 237 Sayılı Taşıt Kanunu"nun 7/3. maddesinde yer alan; 'Bu taşıtlar münhasıran resmi hizmetin ifasında kullanılmak üzere daire veya kurumlarının sorumlu makamlarınca tevzii ve tahsis olunurlar' şeklindeki, 7/4. maddesinde yer alan 'şehir ve kasabalarla, demiryolları istasyonlarında ve gündelik muayyen tarifelerle işleyen Devlete, Belediyelere ait taşıt güzergahından uzak bulunan mevkiilerdeki teşkilat ve iş yerlerinde devamını veya geçici olarak görevli memur, subay ve hizmetlileri ve bu mevkiide oturan ailesi efradını ve okula giden çocuklarını oranın bağlı bulunduğu şehir ve kasabaya veya en yakın muayyen tarifeli taşıt güzergahına götürüp getirmek için birinci fıkrada yazılı taşıtlardan tahsis edilebilir' şeklindeki, 5442 sayılı İller İdaresi Kanunu'nun 'İlçe İdaresi ve Teşkilatı' başlıklı 27. maddesinde yer alan; 'İlçe Genel İdaresinin Başı ve Mercii Kaymakamdır', ve aynı Kanun'un 'Kaymakamların Hukuki Durumları Görev ve Yetkileri' başlıklı 31. maddesinin (A) fıkrasında yer alan 'Kaymakam, Kanun, Tüzük, Yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanının uygulanmasını sağlar ve bunların verdiği yetkileri kullanır ve ödevleri yerine getirir' şeklindeki düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; ... Kaymakamlığı emrinde yer alan tek tahsisli aracın İçişleri Bakanlığı tarafından hizmet alımı suretiyle 237 sayılı Taşıt Kanunu'nun 6. maddesine dayanak teşkil eden ekli 2 cetvelinde belirtilen ve Başbakanlık Genelgesi kapsamında kaymakamlık hizmetlerinde kullanılmak üzere havuza alınan suça konu binek tipi araç olduğu, sanık ...'in ... Kaymakamı sıfatıyla ilçe genel idaresinin başı ve mercii olarak kendisine verilen yetkiyi kullanmak suretiyle anılan kanunun 7. maddesinin 4. fıkrası kapsamında şifai (tahsisin yazılı olması gerektiğine ilişkin bir ibarenin yasada bulunmadığı) olarak verdiği talimat üzerine, kanunun da cevaz verdiği durumlardan olan okula servis ve dolmuş olmaması nedenleriyle çocuklarını evden aldırarak okula, okuldan aldırarak eve götürülmesini sağlamasının, sanık ...'in üzerine atılı Taşıt Kanununa Muhalefet suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 05.11.2018 tarih ve 6508-11287 sayı ile; "...4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un, 'Yetkili ve görevli mahkeme' başlıklı 13. Maddesi, 'Davaya bakmaya yetkili ve görevli mahkeme, genel hükümlere göre yetkili ve görevli mahkemedir. Ancak Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Bakan yardımcıları ve valiler için yetkili ve görevli mahkeme Yargıtayın ilgili ceza dairesi, kaymakamlar için ise il ağır ceza mahkemesidir.' hükmünü amirdir. Suç tarihinde ... ilçesi kaymakamı olarak görev yapmakta olan sanık hakkında 237 sayılı Taşıt Kanunu'na muhalefet etmek suçundan açılan kamu davasının 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 13. maddesi uyarınca il ağır ceza mahkemesinde görülmesi gerektiği halde, Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/05/2018 tarihli ve 2016/843 esas, 2018/291 sayılı kararı ile sanığın 237 sayılı Taşıt Kanunu 16... sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmesi ve bu karara karşı yapılan itirazın, 'Asliye Ceza Mahkemesinin davaya bakmakta görevli olmadığı' gerekçesi ile kabulüne dair karar verilmesi gerekirken, itirazın reddine dair verilen Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.07.2018 tarihli ve 2018/1341 değişik iş sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden, Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2018 tarihli ve 2018/1341 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, bozma sebebine göre kanun yararına bozma isteminin (1) ve (3) no’lu nedenleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir. Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.01.2019 tarih ve 41-23 sayı ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 13. maddesi uyarınca verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesince 09.04.2019 tarih ve 73-148 sayı ile; sanığın 237 sayılı Kanun'a muhalefet ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine ilişkin hükümlerin, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 10.10.2019 tarih ve 1915-3206 sayı ile; "01.07.2016 tarihli 6723 Sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değişik 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasına eklenen cümle uyarınca '5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemeleri'nin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin 4., 5. ve 6. fıkraları hariç olmak üzere 3 05... . maddeleri uygulanır. Bu kararlara ilişkin dosyalar Bölge Adliye Mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme karşısında, Mahkemenin önceki hükmüne (Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/843 Esas, 2018/291 Karar sayılı, 23/05/2018 tarihli kararı) yönelik kanun yararına bozma istemli incelemenin Yargıtay 19. Ceza Dairesi tarafından yapılmış olması (Yargıtay 19.CD'nin 2018/6508 Esas, 2018/11287 Karar sayılı, 05/11/2018 tarihli bozma ilamı) karşısında bozma kararı sonrası kurulan hükmün incelemesinin de Yargıtay ilgili Dairesince yapılması gerektiği gözetilerek dosyanın Yargıtay ilgili Ceza Dairesi'ne sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere incelenmeksizin mahalline iadesine," karar verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 25.11.2024 tarih ve 5061-10302 sayı ile; "5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'Bölge Adliye Mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar Bölge Adliye Mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme karşısında; Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden sonra 09.04.2019 tarihinde verilmiş olan hükmün istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla, istinaf incelemesinin yapılması için dosyanın görevli ve yetkili Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesine gönderilmek üzere Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle incelenmeksizin iadesine" karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.02.2025 tarih ve 103109 sayı ile; "Kanun yararına bozma istemi üzerine hükmün bozulması sonrasında duruşma açılarak Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önce verilecek hükümlere karşı temyiz kanun yoluna başvurulabileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu tarihten sonra kanun yararına bozma talebi üzerine hükmün bozulması sonrasında verilen kararların hangi yasa yolu denetimine tabi olduğu hususunda ise Kanunda açıkça bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yasa’da ki mevcut boşluğun, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü kıyasen uygulanmak suretiyle giderilebileceği, başka bir ifadeyle, daha önceden temyiz incelemesinden geçerek bozma ilamı sonrası verilen hükümlerde olduğu gibi kanun yararına bozma talebi üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen ilk derece mahkemesi kararlarının da dosyanın daha önce Yargıtay denetiminden geçmesi nedeniyle yine temyiz yasa yoluna tabi olması gerekecektir. Temyiz incelemesinden geçmek suretiyle verilen son karar hukuken kesinlik kazanıncaya kadar 'kesin hükmün otoritesinin sarsılmazlığı' ilkesi uyarınca etkisini sürdürmeye devam edecek olan ilk hükmün, üst dereceli Yargıtay tarafından incelenmesinin denetim hiyerarşisine ilkelerine de uygun olduğu, istinaf kanun yoluna başvurulmadan doğrudan temyiz incelemesi yapılmasının davanın makul sürede sonuçlandırılması amacına da işlerlik kazandıracağı dikkate alınmalıdır. Sanık hakkında kanun yararına bozma talebinin kabul edilerek hükmün bozulması sonrası verilen ilk derecesi mahkemesi kararının temyiz kanun yolu denetimine tabi olması gerektiği düşüncesiyle sanık lehine itiraz yasa yoluna başvurulmuştur. " görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 24.02.2025 tarih ve 417-2863 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2018 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararının itiraz merciince itirazın reddedilmesi suretiyle kesinleşmesinden sonra, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik kanun yararına bozma talebi üzerine Özel Dairece verilen bozma kararından sonraki 09.04.2019 tarihli ve 73-148 sayılı hükmün temyize mi yoksa istinafa mı tabi olduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılığın kanun yararına bozma yoluyla incelenip incelenemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde ... ilçesi Kaymakamı olan sanığın Kaymakamlık ve bağlı birimlerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilmesi gereken ... isimli çalışanı, İş-Kur aracılığıyla işe alınma amacına uygun olarak Kaymakamlık ve bağlı birimlerinde çevre temizliği alanlarında çalıştırması gerekirken Kaymakamlık konutu olarak kiralanan evde istihdam etmek suretiyle görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işlediği ve sanığın çocuklarını Kaymakamlık makam aracıyla evden aldırarak okula, okuldan aldırarak da eve götürtmek suretiyle Devlete ait resmî aracı özel işlerinde kullanmak suretiyle 237 sayılı Kanun'un 16. maddesine muhalefet ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı ve yargılama sürecinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE 1- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Kanun Yararına Bozma Konusu Edilip Edilemeyeceği A. Ön Soruna İlişkin Hukuki Açıklamalar Ayrıntıları, 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarında (05.02.2025 tarihli ve 375-53, 03.04.2012 tarihli ve 438-141, 10.05.2011 tarihli ve 80-90, 14.12.2010 tarihli ve 210-259, 15.06.2010 tarihli ve 117-146, 23.06.2009 tarihli ve 30-1 77... .02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı gibi) açıklandığı üzere; CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile hâkim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki, gerek maddi gerekse usule ilişkin, varlığı hukuk devleti ve düzeni için kabul edilemez boyuttaki hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de hukuk düzeni/kanun/toplum yönünden giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak, kesin kararlara/hükümlere karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan kanun yollarına göre kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi ve tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hâkim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi veya geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda kanunun aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hâkimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi ihtimali bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmelidir. İhtilafla doğrudan irtibatlı ve Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması ise Genel Kurulun müstakar uygulamalarına göre (CGK’nın 21.02.2024 tarihli ve 50-78, 17.02.2022 tarihli ve 90- 98... .11.2020 tarihli ve 56-438 sayılı kararları gibi) sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. Doktrinde de kabul edildiği üzere (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, İstanbul, 2016, s. 779-780), CMK'nın 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kısmen de olsa kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir. Nitekim Yüksek Kurulun 10.04.2018 tarihli ve 487-1 51... .02.2024 tarihli ve 50-78 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile ilgili olarak etkin bir kanun yolu başvurusunun bulunmaması ısrarla vurgulanarak anılan normun ilgili fıkraları iptal edilmiştir. Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile de; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde değiştirilmiştir. B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Açıklanan nedenle temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinden, Özel Dairenin (Kapatılan 19. Ceza Dairesi), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanarak, Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2018 tarihli ve 2018/1341 değişik iş sayılı kararını CMK’nın 309/4-a maddesi kapsamında,05.11.2018 tarih ve 6508-11287 sayı ile incelemesinde hukuka aykırılık yoktur. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı" düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır. Bu itibarla, esas uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmesi gerekmektedir. 2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik kanun yararına bozma talebi üzerine Özel Dairece verilen bozma kararından sonraki hükmün temyize mi yoksa istinafa mı tabi olduğu sorunu; A. Uyuşmazlığa İlişkin Hukuki Açıklamalar Bilindiği gibi 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul sisteminde, kanun yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Böylelikle kanun vazıı bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır. 7165 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makul sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir. Ceza Usul Hukukunda kıyas mümkün olduğundan kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay ilgili Dairesince verilen bozma kararı sonrasında 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir. Son kararın istinaf denetimine tabi olduğunun kabul edilmesi, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerine uygun olmadığı her türlü tartışmadan uzaktır. Kaldı ki, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin son kararının ortadan kaldırılarak kesinlik sınırları içinde kalacak şekilde başka bir hüküm kurulması da mümkündür. Bu hâlde olağan kanun yollarına gidilemeyeceğinden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluyla denetlenmesi de mümkün olamayacaktır. B. Uyuşmazlığa İlişkin Değerlendirme Temyiz denetiminden geçerek bozma sonrasında verilen hükümlerde olduğu gibi kanun yararına bozma üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmesi nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunması, bu kabulün kanun vazıının davanın makul sürede sonuçlandırılması ve adil yargılanma bağlamında, kanun yoluna etkin başvuru hakkı yönündeki amacına da uygun düşmesi, aksi düşüncenin ise Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükmüyle bağdaşmaması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde; Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.04.2019 tarihli ve 73-148 sayılı karara yönelik incelemenin temyiz denetimine tabi olduğu sonucuna varılmalıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının son değişiklikle istinaf ve temyiz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle gerek istinaf edilerek gerekse istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak kanun yararına bozma yolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, CMK'nın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle aynı Kanun'un 231. maddesinin 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi objektif hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen durumda ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Burada unutulmaması gereken husus, bu kanun yolunda denetlenenin hüküm olmayıp hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek ve ancak bu aşamadan sonra temyiz yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde, koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yolu ile denetlenebilecektir. Görüldüğü gibi hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü kanun yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü kanun yolu denetimine konu edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Kanun koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan kanun yolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz hukuken varlık kazanmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluyla denetlenebileceğini kabul etmek, kanun yollarında hâkim olan temel ilkelere açıkça aykırılık oluşturacağı gibi, temyiz ve kanun yararına bozma yollarının gerek başvuru koşulları gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir. Misalen Cumhuriyet savcılıkları tarafından verilen ve kesinleşen takipsizlik kararlarının kanun yararına bozulması sonucunda bu makamlarca açılan davaların tamamının Yargıtay incelemesine tabii tutulacağı düşünülmelidir. Bu durum temyiz incelemesinin konuluş amacına da aykırıdır. Bu itibarla; 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'Bölge Adliye Mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.)Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme karşısında; Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden sonra 09.04.2019 tarihinde verilmiş olan hükmün istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla, istinaf incelemesinin yapılması için dosyanın görevli ve yetkili Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesine gönderilmesi gereklidir. Bu itibarla Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddi gerekmektedir." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 25.11.2024 tarihli ve 5061-10302 sayılı incelenmeksizin iade kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, temyiz incelemesi yapılması amacıyla Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2025 tarihinde yapılan ilk müzakerede ön sorun yönünden oy çokluğuyla; asıl sorun yönünden ise yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 17.09.2025 tarihli ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla