İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.m.o. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/868)

1. Başvuru, tapu kaydı bulunan taşınmazın orman olduğu

Başvuru No2015/868Tarih9 Mayıs 2018Okuma26 dk · 5.124 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm A.M.O. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2015/868
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.124 kelime·26 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu kaydı bulunan taşınmazın orman olduğu

gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmesi üzerine açılan kadastro tespitine

itiraz davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucuların

Dayandıkları Tapu Kaydı

9. Ağustos 1332 tarihli, Cilt: 19, Sayfa: 28 ve 91 sıra numaralı

tapu kaydı İstanbul ili Beykoz ilçesi Anadolu Hisarı Göksu Boğaziçi mevkiinde "Maa müştemilat

hekimbaşı çiftliği demekle maruf çiftliğin tamamı" vasıflı

olarak Selim Sarı Fazluları ve Anadolu Hisar kalesi

Sipahi Vakıflarından mukataalı olarak Y.İ. mirasçılarından M.N., Ş. ve M.

adlarına tescillidir.

10. Maliye Bakanlığının 20/10/1943 tarihli yazısı ve İstanbul

Defterdarlığının 12/11/1943 tarihli talebi üzerine anılan taşınmaz; Aralık 1943

tarihli, Cilt: 6, Sayfa: 82 ve 2 sıra numaralı tapu kaydı ile Maliye Hazinesi

adına tescil edilmiştir.

11. Bu taşınmazın paydaşları tarafından Hazine aleyhine Üsküdar

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava neticesinde 4/7/1944 tarihinde davanın

kabulü ile tescilin iptaline ve Hazinenin el atmasının önlenmesine karar

verilmiştir. Bu karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak 4/5/1945 tarihinde

kesinleşmiştir. Karar uyarınca Aralık 1945 tarihli, Cilt: 7, Sayfa: 11 ve 1

sıra numaralı tapu kaydı; 4 pay itibarıyla birerden 3 payı Y.İ. evlatları M.N.,

Ş. ve M. ile 1 payı da Y.İ. eşleri S. kızı C., A. kızı E.N., Ö. kızı T.Y. ve A.

kızı L.U. adlarına tapuya tescil edilmiştir.

12. Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 1/7/1946 tarihli kararı ile

Hekimbaşı Çiftliği altı ayrı parsele ifraz edilerek taksim edilmiştir.

Mahkemenin 12/02/1948 tarihli kararı ile de daha önce ifraz edilen yerlerle

ilgili başka bir ifraz işlemi daha yapılmıştır. Hekimbaşı Çiftliği'nden ifraz

edilen "tarla, fundalık ve çiftlik ebniyesi" cinsli 459 hektar 3350 metrekare

yüzölçümündeki taşınmaz; Haziran 1947 tarihli, Cilt: 7, Sayfa: 68 ve 6 sıra

numaralı tapu kaydı ile Y.İ. kızı M. adına tapuya tescil edilmiştir.

Başvurucular, bu kayıt malikinin mirasçılarıdır.

B. Orman Kadastrosu ve

2/B Uygulaması ile Bu İşlemlere Karşı Yürütülen Daha Önceki Dava Süreçleri

13. Hekimbaşı Çiftliği'nin orman olan kısımları 9/7/1945 tarihli

ve 4785 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile devletleştirilmiş ve bu Kanun uyarınca

5/12/1947 tarihinde Uzuntarla, Hekimbaşı ve Çavuşbaşı

ormanları Hazine adına tapuya tescil edilmiştir.

14. Uyuşmazlık konusu taşınmazın da içinde bulunduğu Hekimbaşı

Devlet Ormanı Bakanlar Kurulunca 28/12/1955 tarihinde muhafaza orman rejimine

alınmış, bu işlem aleyhine Hekimbaşı Çiftliği paydaşlarınca açılan dava 1957

yılında reddedilmiştir.

15. 59 No.lu Orman Tahdit Komisyonunca 1987 yılında bu yerde

orman tahdidinin aplikasyonu ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarma (2/B)

uygulaması yapılmış, başvuru konusu taşınmazın bir bölümü de 2/B alanı olarak

tespit edilmiştir. Alemdağ Orman İşletme Şefliğinin talebi üzerine 2/B alanı

1995 yılında tapuya tescil edilmiştir.

16. Başvurucular, 2/B uygulamasının iptali istemiyle -başvuru

formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte- Orman Genel Müdürlüğü ve Maliye

Hazinesi aleyhine Üsküdar Kadastro Mahkemesinde dava açmışlardır. Mahkeme

22/2/2000 tarihinde krokisinde P.I-A ile P.II-A ile

gösterilen poligonlar içindeki kısımlar (1852 ada 1 parsel ve 2299 ada 7 parsel

sayılı taşınmazlar) yönünden davanın kabulü ile 2/B işleminin iptaline ve bu

kısmın başvurucuların da aralarında olduğu tapu malikleri adlarına orman

sınırları dışına çıkartılmasına karar vermiştir. Mahkeme, devlet ormanı olarak

sınırlandırılan kısımlar yönünden ise davayı reddetmiştir. Bu karar, Yargıtay

20. Hukuk Dairesince 2/11/2000 tarihinde onanmış; karar düzeltme isteminin aynı

Daire tarafından 3/5/2001 tarihinde reddedilmesiyle kesinleşmiştir.

C. Başvuruya Konu Dava

Süreci

17. Başvurucular, 2/B işlemine karşı Orman Genel Müdürlüğü ve

Maliye Hazinesi aleyhine 8/8/1988 tarihinde Üsküdar Kadastro Mahkemesinde

kadastro tespitine itiraz davası açmışlardır. Mahkeme 19/10/1988 tarihinde,

21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 45. maddesinin Anayasa

Mahkemesince kısmen iptal edilmesi nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2/4/1990 tarihli ilamıyla, devam eden bir davanın

bekletici mesele yapılması gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Ümraniye Adliyesinin kurulmasıyla dava dosyası Ümraniye Kadastro

Mahkemesine devredilmiştir. Daha sonra bu Mahkeme kapatılmış ve dava dosyası

İstanbul Anadolu 1. Kadastro Mahkemesine devredilmiştir.

18. Mahkeme 14/9/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, başvurucuların dayandıkları tapu kaydı kapsamında

yalnızca 1852 ada 1 parsel ve 2299 ada 7 parsel sayılı taşınmazların orman

sınırı dışına çıkarılabileceğinin daha önce kesinleşen mahkeme kararıyla

belirlenmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre başvurucuların aynı kök

tapu kaydına istinaden 2/B kapsamında talep edebilecekleri bir yer kalmamıştır.

Mahkeme sonuç olarak öncesinde orman olan bir yerin bu niteliğini kaybetmesi

hâlinde ancak Hazine adına tesciline karar verilebileceğini belirterek

taşınmazın 2/B şerhli olarak Hazine adına tesciline karar vermiştir.

19. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 5/7/2011

tarihli ilamıyla düzeltilerek onanmıştır. Daire, daha önce devlet ormanı olarak

belirlenen kısımlar yönünden kesin hükmün mevcut olduğunu, 2/B uygulamasıyla orman

sınırları dışına çıkarmanın ise ancak Hazine adına yapılabileceğini

belirtmiştir. İlamda ayrıca makiye ayırma çalışmalarının da 1963 yılında iptal

edildiği ve makiye ayrıldığı kabul edilse bile başvurucuların özel kanunlarda

sayılan tapu kayıtlarından birine dayanmadıkları açıklanmıştır. Daire bununla

birlikte 2/B alanlarının daha önce zaten tescil edilmiş olduğuna vurgu yaparak

tescile yönelik hüküm bölümünü çıkarmak suretiyle hükmü düzelterek onamıştır.

20. Başvurucular, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.

Başvurucuların 26/6/2013 tarihli dilekçesinde 26/4/2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 19/4/2012 tarihli

ve6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına

Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait

Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 7. maddesi hükmünün uygulanması

talep edilmiştir. Başvurucular, bu Kanun hükümleri gereği Hazine adına orman

sınırları dışına çıkarılan taşınmazlardan öncesinde tapu kaydı bulunanların

maliklerine bedelsiz iade edileceğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların karar

düzeltme talebi Dairenin 20/11/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. İlamda;

düzeltilmesi talep edilen kararın bu konulara cevap teşkil edecek nitelikte

olduğu, usul ve kanuna da uygun olduğu belirtilmiştir.

21. Nihai karar, başvurucular vekiline 16/12/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucular 14/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

23. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen

ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.”

24. 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Orman sayılan yerlerden:

...

B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş

yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları

veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu

tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu

yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkartılır.

Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler

Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise

bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına

çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi

yapılır.

Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir

suretle daraltma yapılamaz .

...”

25. 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:

“1) İlgililer tarafından idareye başvurulması

ve idarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma

sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;

a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre

ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan

taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu

kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu

kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A

veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı

gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan

vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına

tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar

hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek

tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması

hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına

iade edilir.

b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafından

kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak

devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme

suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına

kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı

gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların

tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar

hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda

Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde

önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine

bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha

önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz.

c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının

kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan

yararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartları

taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar.

(2) Birinci fıkra kapsamında kalan

taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine

adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B

belirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi

konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz.

(3) Birinci fıkra kapsamında kalan

taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı

fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu

süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak

ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına

tescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir.

(4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesi

gereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan

davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen orman

niteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzere

Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla

kullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Maliye

Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazların

yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizin

kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun

taşınmazlar verilebilir.”

26. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

1007. maddesi şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu

sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

2. Yargıtay İçtihadı

27. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/10/2017 tarihli ve

E.2016/1269, K.2017/7519 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" 6292 sayılı Kanunun 6/1 - 3. maddesine

göre; 2/Balanlarındabulunantaşınmazlardaki 31.12.2011

tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın

sahibi olarak gösterilen hak sahipliği belirlemesi, bu kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten önce düzenlenmesi halinde hak sahibi kişilere, Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde; bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten sonra düzenlenmesi halinde ise güncelleme listelerinin tescil

edildiği veya kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay

içinde; aynı Kanunun 7/1-a-b maddelerinde de kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlara ise,

ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl

içinde idareye başvuru hakkı tanınmıştır. Bu düzenlemelerden başka nitelik

yitirdiği gerekçesiyle Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan taşınmazlara

ilişkin olarak hak sahibi veya ilgililerine herhangi bir yükümlülük yüklenmemiş,

mevcut ve devam eden davalarda ise, çekişmeli taşınmazın 7/1-a maddesi

kapsamında yani tapu, kadastro veya imar mevzuatınagöreilgilileriadınaoluşturulmuşvetapudahalenkişiler

adına kayıtlı olan taşınmazlardan olması halinde bedel alınmaksızın tapuya

geçerlilik tanınacağı, 7/1-b maddesi kapsamında yani özel kanunları gereğince

Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya

bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da

özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleridevredilenözelhukuktüzelkişileriadınakayıtlı

olan taşınmazlardan olmasıhalinde ise tapu

kayıtlarının geçerli kabul edileceği, aynı gerekçeyle bu nitelikteki

taşınmazlar hakkında dava açılmayacağı, açılan davalardan vazgeçileceği âmir

hüküm olarak düzenlenmiştir."

28. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/11/2015 tarihli ve

E.2015/12938, K.2015/10985 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"6292 sayılı Kanunun 7. maddesinde, hukuk

Devletinin bir gereği olarak, tapu sicilinin tutulmasından Devletin sorumlu olduğu

da dikkate alınarak ve ayrıca, vatandaşların Devlete olan güveninin devamının

sağlanması amacıyla, tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan

taşınmazların tapu kayıtlarının geçerliliği, belirtmelerin terkini ve iade

edilecek taşınmazlarla ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

...

6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci

fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre

ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan

taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu

kütüklerine 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları

bedel alınmaksızın geçerli kabul edileceği ve tapu kütüklerindeki 2/B

belirtmeleri terkin edilerek tescillerinin aynen devam edeceğinin; keza, özel

kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa

edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen

verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel

hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman

sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulan

taşınmazların tapu kayıtlarının geçerli kabul edileceğinin; yine, aynı Kanunun

“Tasarrufa geçme” başlıklı 3. maddesinin ikinci fıkrasında, 2/B alanlarında

bulunan taşınmazların tapu kütüklerinde 6831 sayılı Kanunun 2. maddesi ile aynı

maddenin birinci fıkrasının (B) bendine göre orman sınırları dışına

çıkartıldığı yönünde yer alan belirtmelerin, ilgisine göre Orman Genel

Müdürlüğünün veya Maliye Bakanlığının ya da idarenin talebi üzerinetapu

idarelerinceterkinedileceğinin öngörülmüş bulunmasına

göre, 6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri

kapsamında bulunan ve tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulan taşınmazların kayden maliki olan kişilerin, idareye başvurmalarını

gerektiren bir işlem ve süre öngörülmediği gibi bu kişilere idareye

başvurmaları yönünde kanunen getirilen bir yükümlülükten söz etmek mümkün

değildir. Burada konumuz çerçevesinde ve Kanunun 9. maddesinin ikinci fıkrası

bağlamında, ancak, Kanunun 6. maddesi hükümlerine göre 2/B alanlarında bulunan

taşınmazlar hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen

veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme

listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre taşınmazların

31/12/2011 tarihinden önce veya sonra kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ve “hak sahibi” sayılan

kişiler açısından öngörülen bazı yükümlülük ve sürelerden (m. 6/1-16); keza,

açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar

verilen vekesinleşen kararlardan infaz edilerek

tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazların iadesi bakımından, ilgililerin

6292 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 26.04.2012 tarihinden itibaren iki yıl

içinde idareye başvurmaları gereğinden bahsedilebilir (m. 7/1-a bendi son

cümle; (b) bendi son iki cümle)."

29. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 31/3/2015 tarihli ve

E.2014/9703, K.2015/2312 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Çekişmeli taşınmazın bulunduğu

yörede, 1985 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılan orman

kadastrosu ve 2/B uygulama çalışmaları bulunmaktadır. Genel arazikadastrosu

1974 yılında yapılmıştır.

İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı

gerekçeye, davacının, 6292 sayılı Kanun gereğince dava konusu taşınmazın

kendisine iadesine yönelik talebinin idarece nazara alınıp değerlendirilmesi gerek[mektedir]..."

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 35.

maddesinin 1. fıkrasında, Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son

cümlesine benzer şekilde bir kabul edilebilirlik ölçütü olarak -iç hukukta

öngörülen- "başvuru yollarının tüketilmesi" kuralına yer verilmiştir.

Buna göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ancak uluslararası hukukun

genel kabul gören ilkeleri uyarınca bütün iç hukuk yolları tüketildikten sonra

başvurulabilir.

31. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacını

ihlal iddialarına ilişkin olarak AİHM’e başvurulmadan

önce Sözleşmeci devletlere aleyhlerine ileri sürülen ihlalleri önleme ve

sonuçlarını giderme fırsatı tanımak biçiminde açıklamaktadır (Sejdovic/İtalya [BD], B. No: 56581/00, 1/3/2006, §

43; V/Birleşik Krallık [BD], B.

No: 24888/94, 16/12/1999, § 57). AİHM’e göre bu

kural, Sözleşme'nin 13. maddesinin gereği olarak iddia edilen ihlale ilişkin iç

hukukta etkili ve ulaşılabilir bir başvuru yolunun bulunduğu varsayımına

dayanmaktadır. Bu kural, Sözleşme'yle kurulan koruma

mekanizmasının ulusal insan hakları koruma sistemine nazaran ikincil bir

nitelik taşıdığı ilkesinin önemli bir yönünü teşkil etmektedir (Sejdovic/İtalya, § 43; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, [BD], B. No: 2334/03, 19/2/2009,

§ 39).

32. AİHM, insan haklarının korunması mekanizması bağlamında iç

hukuk yollarının tüketilmesi kuralının belli ölçüde esneklikle ve aşırı

şekilcilikten kaçınılarak uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (Sejdovic/İtalya, § 44; Kozacıoğlu/Türkiye, § 40). AİHM’e

göre bu, aynı zamanda kural olarak sonradan uluslararası düzeyde yapılması

düşünülen şikâyetlerin en azından öz olarak ve iç hukukta düzenlenen şeklî

gereklikler ile sürelere uyularak öncelikle ulusal yargı mercilerinde öne

sürülmesini gerektirir (Sejdovic/İtalya, § 44).

33. AİHM, bir başvuru yolunun olay tarihinde teoride ve pratikte

etkili ve ulaşılabilir olduğu hususunda AİHM’i ikna

etmenin iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden devletin yükümlülüğü

olduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre bu

yükümlülük; ilgili yolun erişilebilir olduğunu, başvurucunun şikâyetine ilişkin

telafi imkânı sunmaya elverişli bulunduğunu ve makul başarı şansı sunduğunu

ortaya koymayı kapsamaktadır (Sejdovic/İtalya,

§ 46; V/Birleşik Krallık, § 57; Kozacıoğlu/Türkiye, § 39).

34. Diğer taraftan AİHM, mülkün gerçek değerine göre makul kabul

edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten yoksun bırakmanın Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında

aşırı bir yük oluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ancak

istisnai durumlarla haklı bulunabileceğini belirtmektedir (Nastou/Yunanistan (No:2), B. No: 16163/02, 15/7/2005, § 33; Jahn ve diğerleri/Almanya [BD],

B. No: 46720/99, 72203/01, 72552/01, 30/6/2005, § 116). AİHM'e

göre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya da başka bir kamu alanında

olduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi, hukuken öngörülebilir olup kamu

alanlarının korunmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amaç da

içermektedir. Ancak AİHM, kadastrodan kaynaklanan mülkiyet tespitine ilişkin

hukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerinden

yoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminat

ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâlde

bir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesi

şeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ile

bireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bu

müdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararak

başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:

37451/97, 11/10/2005, §§ 36-43; Turgut ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 1411/03, 8/7/2008, §§ 86-93; Rimer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18257/04,

10/3/2009, §§ 34-41).

35. AİHM'in ihlal kararlarında,

belirtilen “adil denge” nin bozulmasının temelini

başvuruculara tazminat ödenmemesi oluşturmaktadır. Yargıtayın

konu ile ilgili içtihat değişikliğinden sonra AİHM, tazminat ödenmeksizin

bireylerin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiaları bakımından Yargıtayın yeni

içtihatlarına işaret etmiştir. AİHM; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun AİHM'in bu konudaki ihlal kararlarına dayanarak tapudaki

yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş veya

kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu

tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma

şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin

dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu

başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini

uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın

kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini

belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul

edilemez olduğuna hükmetmiştir (Mehmet

Altunay/Türkiye (k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012; Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 11166/05, 6/11/2012; Osman Yaşar Dişlioğlu ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 39149/04,

11/12/2012).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. N.O.nun İddiası Yönünden

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

38. Genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele

alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve

başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye

edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının ilgili düzenlemelerle

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda

bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa Mahkemesinin

başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru

hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).

39. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya Anayasa Mahmesine

bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında

esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi

sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikteki yeni

ve önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi

suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi,

medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru

amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup

kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal

ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette

içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye

kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö.,

§ 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK],

B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

40. Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulama

neticesinde başvuruculardan N.O.nun bireysel başvuru

tarihinden önce 2/4/2012 tarihinde öldüğü tespit edilmiş ancak Av. İlknur

Taşkın Erakgün tarafından başvurucunun anayasal

haklarının ihlal edildiğinden bahisle verilen 14/1/2015 tarihli başvuru

formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmeden bireysel

başvuru yapıldığı anlaşılmıştır.

41. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

42. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

olan başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

43. Bu durumda Av. İlknur Taşkın Erakgün

hakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216

sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi

uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucuların

İddiaları Yönünden

1. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucular öncelikle herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadan

ve tazminat ödenmeden tapulu taşınmazlarının orman olduğu gerekçesiyle Hazine

adına tescil edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, yapılan yargılamada ise

derece mahkemelerince delillerinin değerlendirilmediğini vurgulamışlardır.

Başvurucular ayrıca 1954 yılında yapılan maki tefrik çalışmalarıyla bu

taşınmazların iadesinin öngörülmesine rağmen Yargıtayca

bu çalışmaların dikkate alınmadığını ifade etmişlerdir.

45. Başvurucular son olarak 2/B uygulamasına karşı açtıkları

davada yargılama devam ederken yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun hükümlerinin Yargıtayca karar düzeltme aşamasında

değerlendirilmediğinden yakınmaktadırlar. Başvuruculara göre anılan Kanun

hükümleri uyarınca devam eden davalar yönünden kendilerince ayrı bir idari

başvuru yapılmasına da gerek bulunmamaktadır.

46. Başvurucular, bu gerekçelerle hukuki belirlilik ilkesi ile

adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

47. Bakanlık görüşünde, tapu kaydının iptali nedeniyle 4721

sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında öngörülen

tazminat yoluna dikkat çekilerek başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin

bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlık, esas

yönünden ise başvurucuların şikâyetlerinin dördüncü derece temyiz türünden olup

olmadığı ve derece mahkemelerinin takdirinde açık bir keyfîlik

veya bariz takdir hatası bulunup bulunmadığının takdirinin Anayasa Mahkemesine

ait olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

48. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların temel şikâyeti

taşınmazlarının tapularının orman olduğu gerekçesiyle iptaline ilişkin

olduğundan başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası

dışındaki bütün iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

50. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

51. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği

gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir

vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların

öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan

başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

52. Başvuru konusu olayda başvurucuların dayandıkları tapu

kaydının kapsadığı taşınmaz 1945 yılında orman olarak devletleştirilmiştir.

Ancak daha sonra yapılan orman kadastrosu ile 2/B uygulamalarına karşı

başvurucular tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davası 22/2/2000

tarihinde kısmen kabul edilmiş ve söz konusu taşınmazın belirli bir bölümü

başvurucular adlarına orman alanı dışına çıkarılarak tapuya tescil edilmiştir

(bkz. § 16). Bu karar 3/5/2001 tarihinde kesinleşmiştir. Bireysel başvuruya

konu davanın konusu ise 1987 yılında yapılan orman tahdidi aplikasyonu ve 2/B

uygulaması işlemidir. Yapılan yargılama neticesinde derece mahkemeleri -diğer

hususlar yanında- esas itibarıyla kesin hükmün varlığını gerekçe göstererek ve

tapu kaydının kapsadığı yerler ile devlet ormanı olan yerlerin daha önce

belirlenmiş olduğuna dayalı olarak davanın reddine karar vermişlerdir (bkz. §§

18-20).

53. Derece mahkemelerinin yukarıda belirtilen davanın reddine

ilişkin temel gerekçeleri dikkate alındığında başvurucuların delillerinin

değerlendirilmediği yönündeki iddialarının dayanaktan yoksun olduğu

anlaşılmaktadır.

54. Diğer taraftan orman vasfı taşıdığı anlaşılan tapulu

taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

müdahale, kanuna uygun ve meşru bir amaç taşımakta ise de taşınmazın bedelinin

ödenmemesi mülk sahibine ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklemektedir.

Ormanların korunmasındaki kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkı arasında

kurulması gereken adil denge, mülk sahibine tazminat ödenmesi veya zararın

başka yollarla telafi edilmesi suretiyle sağlanabilir (Hüseyin Akbulut ve Yusuf Akbulut, B. No:

2014/7643, 6/4/2017, § 32).

55. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında

Yargıtay içtihadına dayanarak, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde

öngörülen tazminat yolunun etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,

16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,

B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42; Hatice

Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göre

tapu ve kadastro işlemleri nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesi gereğince zararlarının tazmini için 11/1/2011

tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık

zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Nazmiye Akman, § 27).

56. Bununla birlikte somut olayda başvurucuların 4721 sayılı

Kanun’un 1007. maddesine dayanarak tazminat davası

açtığına dair herhangi bir bilgi veya belgenin bireysel başvuru dosyasına

sunmadıkları görülmektedir.

57. Başvurucular ayrıca, yapılan yargılama sırasında yürürlüğe

giren 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre hiçbir başvuruya gerek olmadan 2/B

alanı olarak tespit edilen taşınmazların eski tapu kayıt maliklerine iade

edilmesi gerektiğini ancak bu hususun Yargıtayca

irdelenmediğini belirtmişlerdir.

58. Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere 6292 sayılı Kanun'un

7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiyle kesinleşmiş mahkeme

kararlarına göre infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar

yönünden bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde

ilgilileri tarafından idareye başvuru hakkı tanınmıştır. Yine anılan hüküm

uyarınca mevcut ve devam eden davalarda ise çekişmeli taşınmazın tapu, kadastro

veya imar mevzuatınagöreilgilileriadınaoluşturulmuşvetapudakişiler

adına hâlen kayıtlı olan taşınmazlardan olması hâlinde bedel alınmaksızın

tapuya geçerlilik tanınacağı düzenlenmiştir (bkz. §§ 25, 27, 28).

59. Somut olayda ise bireysel başvuruya konu dava, daha önce

kesinleşmiş yargı kararıyla 2/B alanı olarak Hazine adına tescil edilmiş bir

taşınmaza yöneliktir. Nitekim ilk derece mahkemesinin yeniden tescile yönelik kararı

Yargıtayca, ikinci defa tescil yapılamayacağı

gerekçesiyle hükümden çıkarılmıştır (bkz. § 19). Dolayısıyla uyuşmazlık konusu

taşınmazın anılan bendin ikinci cümlesi kapsamındaki "kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar"dan

olduğu açıktır. Bu taşınmazlar yönünden ise anılan hükümle -başvurucunun

iddiasının aksine- tapu kayıt malikleri yönünden iade bakımından belirli bir

süre içinde idareye başvurma zorunluluğu getirildiği görülmektedir (bkz. § 29).

Buna göre daha önce kesinleşerek tapuya tescil edilmiş bir taşınmaz yönünden

başvuruya konu yargılamada anılan madde kapsamı ile ilgili bir değerlendirme

yapılamayacağı açıktır. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu

taşınmazın anılan madde kapsamında iadesi talebine yönelik olarak öncelikle bu

maddede belirtilen idari ve yargısal süreçleri başvurucuların tüketmesi

gerekmektedir.

60. Sonuç olarak başvurucuların yukarıda belirtilen ve etkili

olabilecek idari ve yargısal yolların tamamını usulünce tüketmeden bireysel

başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

62. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

64. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

65. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

66. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 26 yıl 3 aylık yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

68. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …”

69. Başvurucular, yeniden yargılama ile 100.000 TL maddi ve

100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

70. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

71. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında N.O. dışındaki başvuruculara -yargılamadaki taraf sayısı da

dikkate alınarak- müştereken net 26.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

72. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruda, yalnızca makul sürede yargılanma

hakkının ihlaline karar verilmiş olup başvurucuların belirtilen konuda herhangi

bir belge sunmamış olmaları nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin N.O.

dışındaki başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. N.O.ya

vekâleten Av. İlknur Taşkın Erakgün tarafından

yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

C. 1. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. N.O. dışındaki başvuruculara müştereken net 26.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin N.O. dışındaki BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. İlknur Taşkın Erakgün'den TAHSİLİNE,

I. Kararın bir örneğinin İzmir Barosu Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Anadolu 1. Kadastro

Mahkemesine (E.2002/113, K.2009/4) GÖNDERİLMESİNE,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. A.M.O.

2. A.S.M.

3. D.S.M.

4. F.R.O.

5. J.S.S.

6. K.S.M.

7. K.A.S.

8. N.O.

9. O.S.S.

10. P.S.S.

Vekili

:

Av. İlknur

TAŞKIN ERAKGÜN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/868, 9 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucuların
  7. B. Orman Kadastrosu ve
  8. C. Başvuruya Konu Dava
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. N.O.nun İddiası Yönünden
  14. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  15. B. Diğer Başvurucuların
  16. B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42; Hatice
  17. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  18. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli
  19. B. N.O.ya
  20. C. 1. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden mülkiyet hakkının
  21. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  22. I. Kararın bir örneğinin İzmir Barosu Başkanlığına
  23. J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Yıldırım
  25. Akıncı
  26. Topal
  27. M. Emin KUZ
  28. Taşkın Erakgün
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/868
Tarih
9 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Abdulmenaf Osman Başvurusu (B. No: 2015/5483)
  • Esdemir Nakliye İnşaat Petrol Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/1328)
  • M.t. Başvurusu (B. No: 2015/5037)
  • Güler Ergin Başvurusu (B. No: 2015/7602)
  • Hüseyin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/3718)
  • Erkan Sönmez Başvurusu (B. No: 2014/7939)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.