İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdussemet Yeşil Başvurusu (B. No: 2014/2936)

1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecbur kalınması

Başvuru No2014/2936Tarih8 Aralık 2016Okuma14 dk · 2.797 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdussemet Yeşil Başvurusu

Karar tarihi
8 Aralık 2016
Başvuru Numarası
2014/2936
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.797 kelime·14 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecbur kalınması

sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve açılan

davanın reddedilmesive makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/3/2014 tarihinde Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/4/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 29/1/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Diyarbakır ili Bismil ilçesi Alibey

köyünde ikamet etmekte iken 1993 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyle

köyün boşaltılması neticesinde yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını

iddia etmiştir.

8. Başvurucu 26/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. 6/3/2006 tarihli ve 2006/4-2118 sayılı Komisyon kararında,

terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvuruda Alibey köyünün sahibi M.A.nın köyü ve arazilerini (ev, ahır, samanlık vs.

taşınmazları da yıkmak taahhüdüyle) 1993 yılında Köy Hizmetleri Genel

Müdürlüğüne satması sonucu başvurucunun köyü terk ettiği anlaşılmış olup tazminat

talebinin reddine karar verilmiştir.

10. Belirtilen işlem aleyhine Diyarbakır İdare Mahkemesinde

başvurucu tarafından dava açılmıştır.

11. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 31/3/2008 tarihli ve

E.2006/1689, K.2008/457 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Dosyadaki belgelerin incelenmesinden M.A.'nın ve müşterekleri tarafından Köy Hizmetleri Diyarbakır İl

Müdürlüğüne verilentaahhütnamede Alibey

Köyü'nde bulunan 4 pafta, 75,76,77,78,79,80,81,82,83,84,86,87,89,90,168,169,170

nolu parsellerde kayıtlı arazilerin satılmasının

taahhüt edildiği görüldüğünden Mahkememizin 05.06.2007 ve 19.09.2007 tarihli

ara kararları ile keşif sırasında davacı adına tespit edilen ev ve ahırın köy

sahibi tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satılması taahhüt edilen

yerlerden olup olmadığıile Alibey

Köy veya çevresinde köy halkının göç etmesine neden olabilecek olan terör

olayları olup olmadığı, adı geçen köyün Devlet güvenlik güçlerince boşaltılan

köylerden olup olmadığı, eğer köy Devlet tarafından boşaltılmış köylerden

değilse, köyün M.A. tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satış sebebiyle

mi, yoksa daha önce mi boşaltıldığı sorulmuş, 19.09.2007 tarihli ara kararına

verilen cevaba ekli belgelerin incelenmesinden Alibey

Köyünde terör olayı meydana gelmediği, ancak bu köyü etkileyecek şekilde çevre

köylerde terör olayları meydana geldiğinin jandarma tutanakları ile

belirtildiği görülmüştür. Öte yandandavalı idare

tarafından ifadelerine başvurulan Alibey Köy Köyü

eski ve yeni muhtarları ifadelerinde davacıyı tanıdıklarını, davacının bu köyde

ikamet ettiğini, 1993 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyle köyü terk

etmek zorunda kaldığını, köyü terk etmeden evvel kendilerine ait ne zaman

yapıldığını bilmedikleri evlerde oturduğunu beyan etmişlerdir.

Gerek ifade tutanakları gerekse keşif ve

bilirkişi incelemesine ait tutanak ile jandarma tutanaklarının birlikte

değerlendirilmesinden davacının yakın çevrede meydana gelen teör

olayları nedeniyle köyü terk ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla

davacının terör olaylarından duyduğu endişe nedeni ile köyü terk ettiği sabit

olup, uyuşmazlığın çözümü bakımından terör olayları nedeni ile köyü terk ettiği

sabit olan davacının kendine ait 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini gereken

bir zarara uğrayan malvarlığının olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Bu

noktada keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında düzenlenen tutanak ile Alibey Köyünün eski ve yeni muhtarlarının ifadelerinin

birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda yazıldığı gibi keşif

tutanağında davacı adına 130m2 ev ile 75m2 ahır tespiti yapılmış, ifade

tutanaklarında da davacının köyü güvenlik endişesi ile terk etmeden kendine ait

evde oturduğu ifade edilmiştir. Ancak yine keşif tutanağında davacı köyü terk

ettikten sonra ev ve ahır yerinin köy sahibi tarafından Köy Hizmetleri Genel

Müdürlüğüne satıldığı belirlemesi de yapılmıştır. Bu durumda keşif tutanağında

davacı adına olduğu tespit edilen ev ve ahırın yerinin davacıya mı, yoksa Köy

sahibi M.A. ve müştereklerine mi? ait olduğunet

olarak ortaya konulamamıştır. Görüldüğü gibi davacının 5233 sayılı kanun

kapsamında tazmin edilecek bir zararının olup olmadığı idare tarafından tam

olarak belirlenmemiş, bu hususu aydınlatacak ilgili yerler (Köy hizmetleri

Genel Müdürlüğ, Tapu Sicil müdürlüğü, ... v.b.) nezdinde yeterli bir araştırma yapılmamıştır.

5233 sayılı Kanun ile bu Kanuna istinaden

düzenlenen ilgili yönetmeliğin mezkur hükümlerine göre, tazminat istemiyle

idareye başvuran davacının tazminat başvurusunun haklı olup olmadığı, davacının

iddia ettiği gibi bir zararının olup olmadığı, zararın sebebi, kaynağı,

miktarı, davacının hangi tarihte köyünden göçtüğü, göçün sebebi, köyden uzak

kaldığı dönemlerde köyde malvarlığı varsa bunlardan yararlanma imkanının

bulunup bulunmadığı, yararlanma imkanı bulunmuyor idiyse ne kadar süre ile

malvarlıklarından yararlanamadığı, davacının uğradığı zarar var ise zararın

hangi kalemlerden oluştuğu, miktarı vesair hususların

davalı idarece herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde hukuken geçerli

somut bilgi ve belgelerle tespit edilerek buna göre başvuru hakkında işlem

tesis edilmesi gerekmektedir.

Dava konusu olayda ise bölgede meydana gelen

terör olaylarından duyduğu endişe nedeni ile köyünü terk ettiği sabit olan

davacının, zarara uğrayan malvarlığı bulunup bulunmadığı konusunda kesin bir

kanaate ulaşılmasına yetecek veri elde edilmeden köyün, köy sahibi tarafından

satılması gerekçe gösterilerek başvurunun reddedildiği anlaşıldığından tesis

edilen işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir...”

12. Kararın idarece temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 20/9/2011 tarihli ve E.2011/10336,

K.2011/1400 sayılı kararı ile bozma kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"...Dosyanın ve Dairemizin diğer

esaslarına kayıtlı Alibey köyüne ait dosyaların

birlikte incelenmesinden; davacının ikamet ettiği Diyarbakır ili, Bismil

ilçesi, Alibey köyünün "terör eylemeleri"

veya "terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" nedeniyle

idarece veya köy halkı tarafından boşaltılmadığı, köyün köydeki arazilerin

sahibi olan M.A. tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satılması sonucu

davacının köyden göç ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Alibey köyü halkının ekonomik ve sosyal sebeplerle köyü

terk etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre

idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, İdare Mahkemesi

tarafından, davanın reddi yolunda karar verilmesi gerekirken, işlemin iptali

yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."

13. Bozma kararı üzerine Diyarbakır

2. İdare Mahkemesinin 27/12/2011 tarihli ve E.2011/2184, K.2011/3251 sayılı

kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Dava dosyasının, mahkememizin diğer

esaslarına kayıtlı Alibey Köyü'ne ait dosyalarının ve

emsal Danıştay kararlarının birlikte incelenmesinden; davacının ikamet ettiği

Diyarbakır ili, Bismil ilçesi, Alibey Köyü'nün

"terör eylemleri" veya "terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler" nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından boşaltılmadığı,

köyün, köydeki arazilerin sahibi olan M.A. tarafından Köy Hizmetleri Genel

Müdürlüğü'ne satılması sonucu davacının köyden göç ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Alibey Köyü halkının ekonomik ve sosyal sebeplerle köyü

terk etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre

idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmamaktadır."

14. Başvurucu tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2012 tarihli ve

E.2012/3380, K.2012/13682 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu,

dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.

15. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 28/11/2013 tarihli ve

E.2013/8357, K.2013/9437 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

.

16. Ret kararının 19/2/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edildiği ve 3/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

18. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köyün güvenlik kaygısı ile değil köyün

M.A tarafından satılması nedeniyle terk edildiği yönündeki Mahkeme gerekçesinin

hatalı olduğunu, M.A.nın sadece kendisine ait

arazileri sattığını, kendisine ait olan taşınmazların M.A. tarafından

satıldığının ispat edilemediğini, köyün satılması gibi bir durumun söz konusu

olamayacağını, jandarma tutanaklarının çelişkili olduğunu, tutanakta imzası

olan köy muhtarının 2000 yılından sonra seçildiğini, köy halkının köy korucusu

olmayı kabul etmediği için köyden göç etmeye zorlandığını, idarenin can ve mal

güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından

yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme

nedeniyle zararının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında

yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 1., 2., 3., 4., 5., 6., 8., 9., 13., 14.

maddelerinde sayılan haklarınınihlal edildiğini iddia

etmiş; maddi ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Sözleşme'nin 1., 2., 3., 4., 5., 6., 8., 9., 13., 14.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16).Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar

altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

22. Başvurucu; Komisyon tarafından verilen kararın akabinde

açtığı davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile mal

varlığına ulaşamadığını; tarım, hayvancılık ve diğer köy geçim kaynaklarından

mahrum kaldığını, anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ile sebebiyet

verilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş ve yargılama sürecinde yapılan incelemeler

ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespit edilen bu

iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun

görülmüştür.

23. Başvurucu; yargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamında

ayrıca Komisyonun ve Mahkemenin kararının hatalı olduğunu, köyün M.A.

tarafından satılması nedeniyle terk edildiği yönündeki gerekçesinin gerçeği

yansıtmadığını, çevre köylerde terör olaylarının meydana geldiğini, yaşanan

olaylar neticesinde güvenlik nedeniyle göç etmeye mecbur kaldığını, oluşan

zararları için yeterli bir giderim imkânının kendisine sağlanmadığını iddia

etmiştir.

24. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı; 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

25. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesidir. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden

incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

§ 26).

26. Başvurucu; maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde davanın reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemelerince delillerin

takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte

olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemelerince delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

27. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, başvurucunun

ikamet ettiği Diyarbakır ili Bismil ilçesi Alibey

köyünün terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından boşaltılmadığı,köydeki

arazilerin sahibi olan M.A. tarafından köyün Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne

satılması sonucu başvurucunun köyden göç ettiğinin anlaşıldığı, bu durumda

aralarında başvurucunun da bulunduğu Alibey köyü

halkının ekonomik ve sosyal sebeplerle köyü terk etmesi nedeniyle uğradığı

zararın 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığı belirtilerek davanın reddine hükmedilmiştir.Başvurucunun

iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme

kararı onanmış; karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir.

28. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde köyün terör nedeniyle

boşaltılmış olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Mahkeme kararı

gerekçesi de (bkz. §§ 8, 23)dikkate alındığında Derece Mahkemelerinin

kararlarında bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlik

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

30. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmektedir.

31. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama

sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucunun

delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin

olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığı

anlaşılan somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerince adil yargılanma

hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan

mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine

gerek görülmemiştir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma

hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

35. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyona

başvuru tarihi (26/7/2005) ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme isteminin

reddine dair karar tarihi (28/11/2013) arasında geçen ve toplam süresi 8 yıl 4

ay olan yargılamada başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

37.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

38. Başvurucu,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenle

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

39. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

40. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Abdussemet YEŞİL

Vekili

:

Av. Zeki

ÇELİK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2936, 8 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin
  12. B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Necipoğlu
  17. Çelik
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2936
Tarih
8 Aralık 2016

İlgili Kararlar

  • Tevfik Ertürkmen Başvurusu (B. No: 2014/16621)
  • Kulihan Güner Başvurusu (B. No: 2014/14838)
  • Hasan Coşar Başvurusu (B. No: 2014/7029)
  • İbrahim Kaya Başvurusu (B. No: 2014/16029)
  • Mehmet Gökgöz Başvurusu (B. No: 2014/10425)
  • Mehmet Daş Başvurusu (B. No: 2014/7947)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.