İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adem Erden Başvurusu (B. No: 2017/36537)

1. Başvuru, ceza infaz kurumu görevlilerinin hukuka

Başvuru No2017/36537Tarih3 Kasım 2020Okuma28 dk · 5.540 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adem Erden Başvurusu (2)

Karar tarihi
3 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2017/36537
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.540 kelime·28 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumu görevlilerinin hukuka

aykırı güç kullanımı neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin ceza

soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal

edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/10/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1963 doğumlu olan başvurucu, hükümlü olarak Sincan F

Tipi 1 No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. İzmir'de yapılacak bir

yargılamanın duruşmasına katılmak üzere kolluk (jandarma) görevlileri eşliğinde

Ankara'dan İzmir'e nakledilen başvurucu 21/3/2007 ile 23/3/2007 tarihleri

arasında Denizli D tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) konaklamıştır.

10. Başvurucunun anlatımına göre başvurucu, İnfaz

Kurumunun hücre olarak ifade edilen disiplin odasına alınmış, ilaç

verilme ve revire görünme talebi nedeniyle bir infaz memuru tarafından hakaret

edilerek aşağılanmış, ardından bulunduğu odaya giren aynı memur ile diğer

memurlar tarafından darbedilmiştir. Daha önce bulunduğu ceza infaz kurumundaki

görevlileri şikâyet ettiği için infaz memurlarının kendisini darbettiğini beyan

eden başvurucunun ifadesine göre "Memurları yakmışsın"

denilerek süpürge sapıyla dövülmüş ve sigara basılmak suretiyle sırtı

yakılmıştır.

11. Ertesi gün duruşmaya katılan başvurucu, İnfaz

Kurumunda darbedildiğini belirterek Mahkemede şikâyetçi olması üzerine İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucunun 23/3/2007 tarihinde İzmir Cumhuriyet

Savcılığınca alınan şikâyeti şöyledir:

"Ben

Ankara, Sincan cezaevinde hükümlü olarak bulunmaktayım. İzmir 7. Sulh Ceza

mahkemesinin [...] dosyasında sanık

olarak 23.03.2007 günü duruşmaya getirilmek üzere 21.03.2007 günü Ankara

cezaevinden alındım, başka tutuklu ve hükümlüler de olduğu için yolda,

Denizli'de konakladık ve misafir olarak, 21.03.2007 günü Denizli cezaevine

alındım. Bugün de İzmir deki duruşmam için cezaevinden çıkarıldım. Denizli

cezaevinde kaldığım 21.03.2007-23.03.2007 günleri arasındaki dönemde, misafir

olduğum için tanımadığım muhtemelen ikinci müdür olduğunu düşündüğüm sivil

giyimli üç kişi ile üç tane resmi kıyafetli infaz koruma memuru ve bir tane de

baş memur, 22.03.2007 günü, saat öğleyin 11.00-12.00 civarında, kapatıldığım

hücrede, bana saldırdılar. Süpürge sapı ile yumrukla vurup tekmelediler.

Üzerimde sigara söndürdüler. Bu yüzde bu kişiler hakkında şikayetçiyim, doktora

sevk edilip raporumun alınmasını istiyorum."

13. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu, Adli Tıp

Kurumu İzmir Şube Müdürlüğüne (ATK) sevk edilerek hakkında sağlık raporu

alınmıştır. 23/3/2007 tarihli rapora göre başvurucunun göğüs ve batın (karın)

ön yüzde birden fazla sayıda kendi eylemi ile meydana getirilmiş görünümlü eski

kesi yara izleri bulunmaktadır. Ayrıca başvurucunun sağ koltuk altı 10 cm dış

nahiyesinde 4x2 cm'lik koyu mor renkte ekimoz (çürük), batın sağ dış

koltuk altı bölgesinde yatay doğrultuda uzanan birbirine paralel üç adet 9x2 cm

ebadında açık kırmızımtırak renkte ekimoz, batın ön nahiyesinde

birbirine paralel üç adet 15x2 cm'lik açık kırmızı mor renkte ekimoz,

sol üst kol üst dış bölgede iki adet 2x3 cm'lik açık kırmızımtırak renkte ekimoz,

sol uyluk orta arkada 5x2 cm'lik koyu mor renkte ekimoz, sırt ortada on

adet 0,5x0,5 ve 1x0,5 cm ebadında cildi ilgilendiren yüzeysel, ciltten kabarık

yanık izleri mevcuttur. Raporda başvurucunun yaralanmasının basit tıbbi

müdahaleyle giderilebileceği belirtilmiştir.

14. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyet konusu suçun

işlendiği iddia edilen yerin Denizli D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu olması

nedeniyle 23/3/2007 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.

15. Soruşturmaya (kapatılan) Honaz Cumhuriyet Savcılığı

(Savcılık) tarafından devam edilmiştir. Savcılıkça keşif yapılarak kamera

görüntülerinin bilirkişi eşliğinde izlendiği ve buna ilişkin bilirkişi raporu

alındığı soruşturma makamlarının kararlarından anlaşılmaktadır. İncelemenin

başvurucunun darbedildiğini beyan ettiği saat aralığıyla sınırlandırıldığı görüntülerde

sadece iki şahsın disiplin odasına girdiği, bu kişilerin sanık M.K. ile tanık

İ.T. olduğu, içeride sadece 47 sn. kaldıkları yönünde görüş bildirildiği

anlaşılmaktadır. Görüntüler, yargılama sürecinde mahkemelerce ayrıca

incelenmemiştir. Başvuru dosyasına görüntüler yansımadığından Anayasa

Mahkemesince inceleme yapılamamış, soruşturma yapan Savcılığın bulunduğu

adliyenin kapatılmış olması nedeniyle görüntülerin yer aldığı soruşturma

dosyasına da ulaşılamamıştır.

16. Savcılık, başvurucunun kaldığı tarihlerde İnfaz

Kurumunda görevli olan infaz memurlarının kimliklerini tespit ederek şikâyetle

ilgili savunmalarını almıştır. Şüpheli infaz memurları genel olarak suçlamayı

kabul etmemişlerdir.

17. Soruşturma sonunda 24/4/2008 tarihinde Savcılıkça,

şüpheli memurlar H.S., A.U., A.D., A.Ö. ve M.K. hakkında basit yaralama suçunu

işledikleri isnadıyla (kapatılan) Honaz Sulh Ceza Mahkemesinde (Sulh Ceza

Mahkemesi) dava açılmıştır.

18. Başvurucu, yargılama aşamasında memurlardan M.K.yı

teşhis ederek M.K.nın kendisini darbeden kişilerden biri olduğunu belirtmiştir.

19. Haklarında dava açılan memurlar H.S., A.U., A.D. ve

A.Ö. savunmalarında İnfaz Kurumunda geçici olarak tutulan kişilerin gözetim

odasında barındırıldığını, giriş ve çıkışlarında sağlık raporu alındığını,

başvurucuda darp izi bulunmuş olması hâlinde nakilde görevli kolluk

personelinin bu kişiyi teslim alamayacağını, Kurumun kamera sistemiyle

izlendiğini ifade etmiş; ayrıca başvurucuyu darbetmelerini gerektiren bir

husumetlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

20. İnfaz memuru M.K.nın yargılama sırasındaki

savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

" ... Adem Erdem ile ismini

hatırlamadığım başka bir mahkum cezaevimize İzmir'e götürülmekteyken bize

misafir olarak getirildi ben bunların geldiğini hatırlıyorum bize

getirildiklerinde jandarma tarafından doktor raporları alınmıştı. Zannedersem

bu iki kişiyi gözetim odasına ben yerleştirdim, olay mahalli olduğu iddia

edilen koridorda 5 tane gözetim odası mevcut olup bunlar birbirine bitişiktir,

içlerinde döşeme veya fazla miktarda eşya olmadığından ve kapıları da demir

olduğu için bu gözetim odalarında ki en ufak bir ses diğer odalara duyulur.

Normalde ceza evine bu bölümünde üç kişi çalışmamız gerekir ancak personel

eksikliği nedeniyle o gün orada infaz koruma memuru olarak o vardiyada sadece

ben vardım. Kamera kayıtlarını inceleyen ismi belirtilen [İ.T.] ise iyi hal kararı aldırılmış

teknisyenlik işleriyle uğraşan hükümlü idi. Bu kişi bildiğim kadarıyla Dalaman

Açık ceza infaz kurumuna nakledilmiştir bu kişinin de ifadesi alındığında

gerçek ortaya çıkacaktır. Gözetim odalarından bir tanesini demir kaynak ve

tamir işleri için lazım olan malzemelerin konulduğu depo olarak

kullanmaktaydık. Kamera kayıtlarında benim ile [İ.T.nin] görünmesinin

sebebi bu depoya girip malzeme almış olmamız olabilir. Kesinlikle müştekiye

yönelik şiddet eylemlerinde bulunmuş değilim. İlk defa gördüğüm ve kendisi ile

aramda husumet bulunmayan bu kişiye karşı ekili eylemde bulunma mantıklı

değildir. Ben kendisini şu an görsem hatırlamam, hatırladığım kadarıyla bu

kişiyi getiren jandarma görevlileri müştekinin sorunlu birisi olduğu daha

önceden defalarca cezaevine girip çıktığını daha önceden kendi kendine zarar

veren bir yapıya sahip olduğunu bu yüzden dikkat edilmesini, diğer mahkumlarla

temas ettirilmemesini söylemişti. Yönetmelik gereği de onun ayrı konması

gerekirdi, buna rağmen bana cezaevinde tanıdıklarım var beni koğuşlara

koyacaksın demiş ve ukala tavırlarda bulundu, ben bunun mümkün olmadığını

söyleyince bana siz beni tanımıyorsa ben F tipinden geliyorum size yapacağımı

bilirim dedi ancak ben aldırış etmedim gözetim odasına yerleştirdikten sonra

bahtaniyesini ve yemeğini verdikten sonra bir daha da kendisiyle muhatap

olmadım. Daha sonraki nöbeti de [A.Ö.ye] teslim ettim ertesi vardiyamda

bu kişi yoktu ..."

21. Olay tarihinde İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan

tanık İ.T. beyanında, iyi hâlli olduğu için teknisyenlik yaptığını,

başvurucunun İnfaz Kurumunda bulunduğu gün memur M.K. ile malzeme almak için

gözetim odasının yanında bulunan malzeme odasına girdiğini, darbetme olayını

görmediğini ifade etmiştir. Tanığın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...malzemeleri koyduğumuz belli

bir depomuz yoktu sadece disiplin cezası alan veya misafir olarak gelen

hükümlülerin bulunduğu tek kişilik odaların hemen yan tarafında depo olarak

kullandığımız tek kişilik oda vardı, bu odaya da tek girmiyorduk, malzemeleri

infaz koruma memuruyla alıyorduk, ben mağdur Adem'i tanımıyorum, olay günü de

bu tek kişilik odalarda kalıp kalmadığını bilmiyorum, tek kişilik odalardan

bağırma küfür sesleri gelir ancak biz mahkumlarla birebir temasa girmeyiz

odalarda da kimin kaldığını bilmem tek kişilik odaları dışarıdan gösteren

kamera kayıtları vardır, M.K. ile malzemeleri aldık, birlikte çıktık

malzemeleri alırken M.K. sürekli benim yanımdaydı, benim yanımda iken başka bir

yere girmedi, bütün gün boyunca da ben cezaevinde işlerimi yaparken M.K.

yanımdaydı."

22. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun

yaralanmasının meydana geldiği tarih aralığının tespiti yönünde ATK'dan görüş

sorulmuştur. ATK 22/5/2009 tarihli raporunda başvurucunun

"23/3/2007 tarihinde yapılan muayenesi sonucu tespit edilen yaralanma

bulgularının taze yaralanma bulguları olduğu, bunların muayene tarihinden 1-2

günlük zaman dilimi içerisinde meydana getirilmiş olmasının mümkün olduğu,

ancak İnfaz Kurumuna girişi esnasında düzenlenmiş giriş raporlarının da

incelenmesinden sonra bu hususun adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun

olduğu" yönünde görüş bildirmiştir.

23. Sulh Ceza Mahkemesi 12/10/2010 tarihinde infaz

memurları hakkında açılan dava sonunda "her türlü şüpheden uzak, kesin

ve inandırıcı delil bulunmaması" nedeniyle memurların beraatlerine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Müştekinin dövüldüğünü iddia

ettiği zaman diliminin 22/03/2007 günü saat 11:00 ile 12:00 arasıdır. Cezaevine

yazılan müzekkere cevabının incelenmesinden sanık [V.nin] başmemur olduğu, [A.Ö.]

ve nöbetçi memur olduğu ve vardiyayı 22/03/2007 günü saat 20:00 dan sonra yani

mağdurun iddia ettiği saatten sonra görevi devraldıkları, diğer sanıkların

iddia edilen saatlerde görevli oldukları, mağdurun 23/03/2007 tarihinde sabah

07:00 da cezaevinden ayrıldığı, dövülme iddiasını ise aynı gün duruşmada dile

getirdiği, alınan rapor ile iddia edilen tarih arasında 1 gün bulunduğu,

mağdurun kendisini dövdüğünü iddia ettiği kişilerin resimlerinden sadece sanık

[M.K. yı] teşhis ettiği ancak bir de sivil giyimli başmemurun kendisini

özellikle dövdüğünü beyan ettiği, kurumda başmemurun sanık [V.] olduğu

ve iddia edilen saatte kurumda bulunmadığının nöbet çizelgesi ve müzekkere

cevapları ile anlaşıldığı, mağdurun başlangıçta 6 kişinin kendisini dövdüğünü

beyan ettiği ancak sonra sanık [M.] ve bir başmemurun kendisini

dövdüğünü mahkeme aşamasında beyan ettiği, bu şekilde çelişkili beyanlarda

bulunduğu, iddia edilen saatlerde kamera kayıtlarının incelendiği ve sanık

[M.] dışındakilere kayıtlarda rastlanmadığı, bu sanığında sadece 47 sn o

kısımda kaldığı, görüntülerde rastlanan tanık [İ.T.nin] Mahkememizce

dinlendiği ve malzeme odasına giriş yapıldığının anlaşıldığı, kurumda bir gün

kalan mağdurun 6 memur tarafından dövülmesi için bir gerekçe de bulunmadığı,

sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin

ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanıkların mahkumiyeti için kesin ve somut

delil gerektiği, mağdurda oluşan yaraların cezaevinden ayrıldığı tarihten

sonrada oluşabileceği dikkate alınarak sanıkların ... ayrı ayrı

beraatlerine..."

24. Başvurucunun temyizi üzerine 1/10/2013 tarihinde

Yargıtay 3. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) Sulh Ceza Mahkemesi kararının sanık

M.K. yönünden bozulmasına, diğer sanıklar yönünden onanmasına karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık [M.K.] hakkında kurulan hükme yönelik

temyiz itirazlarının incelenmesinde; diğer temyiz itirazları yerinde

görülmediğinden reddine, ancak;

Katılanın [...] fotoğraftan sanığı teşhis

ederek kendisine vurduğunu beyan etmesine, kamera kayıtlarına göre, katılanın

kendisinin dövüldüğünü söylediği saatte sanığın katılanın bulunduğu bölüme

girdiğinin belirlenmesine, 23.03.2007 tarihli adli rapora göre katılanın

vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandığının anlaşılmasına göre, sanığın atılı

suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi bozmayı gerektirmiş,

..."

25. Sulh Ceza Mahkemesinin kapatılması nedeniyle

yargılamaya Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesince (Asliye Ceza Mahkemesi) devam

edilmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi 10/4/2014 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesinin

kararında direnilmesine ve M.K.nın kasten yaralama suçunu işlediğinin sabit

olmaması nedeniyle beraatine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Müştekinin dövüldüğünü iddia

ettiği zaman diliminin 22/03/2007 günü saat 11:00 ile 12:00 arasıdır. Cezaevine

yazılan müzekkere cevabının incelenmesinden sanık [V.nin] başmemur olduğu, [A.Ö] ve nöbetçi memur olduğu ve

vardiyayı 22/03/2007 günü saat 20:00 dan sonra yani mağdurun iddia ettiği

saatten sonra görevi devraldıkları, diğer sanıkların iddia edilen saatlerde

görevli oldukları, mağdurun 23/03/2007 tarihinde sabah 07:00 da cezaevinden

ayrıldığı, dövülme iddiasını ise aynı gün duruşmada dile getirdiği, alınan

rapor ile iddia edilen tarih arasında 1 gün bulunduğu, mağdurun kendisini

dövdüğünü iddia ettiği kişilerin resimlerinden sadece sanık [M.K.yı]

teşhis ettiği ancak birde sivil giyimli başmemurun kendisini özellikle

dövdüğünü beyan ettiği, kurumda başmemurun sanık [V.] olduğu ve iddia

edilen saatte kurumda bulunmadığının nöbet çizelgesi ve müzekkere cevapları ile

anlaşıldığı, mağdurun başlangıçta 6 kişinin kendisini dövdüğünü beyan ettiği

ancak sonra sanık [M.] ve bir başmemurun kendisini dövdüğünü mahkeme

aşamasında beyan ettiği, bu şekilde çelişkili beyanlarda bulunduğu, iddia

edilen saatlerde kamera kayıtlarının incelendiği ve sanık [M.]

dışındakilere kayıtlarda rastlanmadığı, bu sanığında sadece 47 sn o kısımda

kaldığı, görüntülerde rastlanan tanık [İ.T.] mahkememizce dinlendiği ve

malzeme odasına giriş yapıldığının anlaşıldığı, tanık beyanı ile tanığın sanık

ile malzemeleri aldıktan sonra birlikte çıktıkları, malzeme alımı sırasında

sanığın sürekli tanık [İ.T.nin] yanında bulunduğu, tüm gün boyunca da

tanık [İ.T.] cezaevinde işlerini yaparken sanığın tanığın yanında

bulunduğu, sanığın katılanın bulunduğu odaya girmediği, bu odaya girdiğine

ilişkin herhangi bir görgü ve tespitin olmadığı, kamera kayıtları ile de

sanığın hükümlünün bulunduğu odaya girmediğinin belirlendiği, malzeme konulan

odada da tanık ve sanığın sadece 47 saniye kaldıkları, katılanın yaralanmasına

ilişkin doktor raporunun Denizli ilinden ayrıldıktan sonra alındığı, sanığın

üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı

delil bulunmadığı, sanığın mahkumiyeti için kesin ve somut delil gerektiği,

katılanda oluşan yaraların cezaevinden ayrıldığı tarihten sonra da

oluşabileceği dikkate alınarak sanığın beraatine karar verilmiş..."

26. Başvurucunun temyizi üzerine 8/3/2017 tarihinde

kararı inceleyen Ceza Dairesi, dava zamanaşımı nedeniyle M.K. hakkında açılan

davanın düşürülmesine karar vermiştir. Karar, başvurucuya 11/10/2017 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 20/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

28. İnfaz Kurumu 2/4/2020 tarihli yazısında başvurucu ile

ilgili herhangi bir kaydın bulunmadığını bildirmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif

olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya

adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

30. 5237 sayılı Kanun'un "Eziyet" kenar

başlıklı 96. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" Bir kimsenin eziyet çekmesine yol

açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur. "

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası

Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı

ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi

en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle

yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15.

maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi

hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa,

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD],

B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

35. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin

serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl

oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde

olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87). AİHM aynı prensibin

özgürlüklerinden yoksun olan, ceza infaz kurumu yönetiminin kontrol ve

sorumluluğunda bulunan, ceza infaz kurumunda tutulan kişiler için de

uygulanacağını belirtmektedir. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi

üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli

kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3.

maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

31866/96, 10/10/2000, § 54).

36. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir

(Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve

İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

37. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu, infaz memurları tarafından darbedilmesinin

işkence olmasına rağmen kasten yaralama suçundan soruşturma yürütülmesi

neticesinde davanın on yıl sonra zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğünü ve kamu

görevlilerinin eylemlerinin cezasız kaldığını belirterek işkence yasağı ile

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde, başvurucunun aynı konuya ilişkin

şikayetlerinin incelendiği Adem Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019

kararında kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiğine karar

verilerek başvurucuya tazminat ödendiği dikkate alınarak eldeki başvurunun

konusuz kaldığı yönünde görüş bildirilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, daha

önceki başvurusu ile somut başvurusundaki olayların ve yargılama sürecinin

farklı olduğunu, bu nedenle mükerrer başvurunun söz konusu olmadığını beyan

etmiştir.

B. Değerlendirme

41. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.”

42. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri

" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının eziyet yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

44. Bakanlık görüşünde başvurunun Anayasa Mahkemesince

23/1/2019 tarihinde karara bağlanan Adem Erden başvurusuyla aynı ihlâl

iddialarına dayanması nedeniyle somut başvurunun konusuz kaldığı yönünde görüş

bildirilmiştir. 2017/4032 numaralı başvuru konusunun 13/8/2005 tarihinde İzmir F

2 Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştiği iddia edilen

kötü muamele şikayetlerine ilişkin olmasına karşılık somut başvuru konusunun

21/3/2007 ile 23/3/2007 tarihleri arasında Denizli D tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda gerçekleştiği iddia edilen kötü muamele şikayetlerine ilişkin olduğu

anlaşılmıştır.

45. Bu durumda her iki başvurunun başvurucusu aynı

olmakla birlikte, başvuruya konu olayların ve yargılama süreçlerinin

birbirinden bağımsız ve farklı olduğu dikkate alınarak eldeki başvurunun

mükerrer olmadığı değerlendirilmiştir.

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Eziyet

Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

47. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı

hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

48. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi

üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence

olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan

fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın

özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı

muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla

Anayasa tarafından getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Kanun'da

düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet ve hakaret

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

49. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi

ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence

teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da

ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek

kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

85).

50. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı

muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu

hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur

olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda olması şartı aranmaz.

Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 88).

51. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

52. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

53. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

54. Tutuklu ve hükümlüler ceza infaz kurumu yönetiminin

sorumluluk ve kontrolüne tabidir. Özgürlüklerinden yoksun bulunan bu kişilerin

kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmeleri durumunda vücutlarında bir

yaralanma tespit edilmişse söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda

makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir. Özellikle iddiaların

doktor raporlarıyla desteklendiği hâllerde kötü muamele yasağının ihlali

bakımından açık sorunlar ortaya çıkabilir (Serdar Avci, B. No:

2015/19474, 9/1/2020, § 56; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek, B. No:

2013/8137, 20/4/2016, § 95; S.D. B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89,

91).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Hükümlü olan başvurucu; başka bir şehre nakledilirken

konakladığı bir ceza infaz kurumunda aralarında müdürlerin de bulunduğu birden

fazla infaz görevlisi tarafından sırtına sigara basılarak, bedensel kuvvet ve

sopa kullanılmak suretiyle darbedilerek yaralandığını iddia etmektedir.

56. Başvuruya konu olaydan bir gün sonra başvurucu

hakkında alınan sağlık raporunda başvurucunun kollarında, bacaklarında ve

vücudunun muhtelif bölgelerinde farklı büyüklüklerde mor ve kırmızı renklerde

çürüklerin olduğu, ayrıca sırtında on adet yanık izinin bulunduğu tespit

edilmiştir. Daha sonra ATK bu yaralanmaların muayene tarihinden bir veya iki

gün önce oluşmuş olabileceği yönünde görüş bildirmiş, yaraların yeni olduğunu

açıklamıştır.

57. Soruşturma makamlarınca kamera görüntülerin izlenmesi

ve sağlık raporlarının değerlendirilmesi neticesinde olay günü İnfaz Kurumunda

görevli olan beş memur hakkında kasten yaralama suçundan ceza davası açılmış

ancak dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle yargılama tamamlanamayarak

ceza davası düşmüştür. Yargılama aşamasında sanıklar hakkında delil

yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiş ise de bir sanık yönünden bu

kararın bozulduğu, Asliye Ceza Mahkemesinin bozma kararına direnmesi sonrasında

zamanaşımı süresi dolduğundan yargılamaya devam edilemediği anlaşılmıştır. Bu

durumda soruşturma veya yargı makamlarının başvurucunun İnfaz Kurumunda

darbedilmediğine yönelik bir tespitte bulunmadığı anlaşılmaktadır.

58. İnfaz Kurumuna giriş ve çıkışta başvurucu hakkında

alınması gereken sağlık raporlarının soruşturma dosyasında bulunmadığı

görülmektedir. Yine başvuru dosyasına yansıyan, bu yönde bir rapor

bulunmamaktadır. Dolayısıyla alınmadığı öngörülen sağlık raporuyla aksi

ispatlanamadığı için başvurucunun İnfaz Kurumuna girerken yaralı olmadığının

kabulü gerekmektedir.

59. Bu hâlde olaydan bir gün sonra alınan sağlık

raporuyla başvurucunun iddialarını doğrular şekilde yeni oluşmuş çürüklerin ve

yanık izlerinin tespit edildiği nazara alındığında başvurucunun İnfaz Kurumunda

yaralandığı hususunda güçlü bir karine oluşmaktadır. Kamu makamlarınca söz

konusu karinenin aksi ortaya konulmadığı sürece sağlıklı olarak İnfaz Kurumuna

geldiği varsayılan başvurucunun burada ne şekilde yaralandığının tereddüde yer

vermeyecek şekilde açıklanması gerekmektedir.

60. Somut olayda İnfaz Kurumunca bu hususa açıklık

getiren herhangi bir belge veya delil soruşturma dosyasına sunulmamıştır. Yine

yargılama sürecinde tanıkların dinlenilmesi veya kamera görüntülerinin

incelenmesi neticesinde başvurucunun yaralanmasının nasıl oluştuğu netlik

kazanmamıştır. Öte yandan soruşturma ve yargı makamlarınca da başvurucunun

iddialarının aksine yaralanma biçimi ve nedenine yönelik makul bir açıklama

getirilmemiştir.

61. Dikkate değer bir başka durum ise soruşturma ve yargı

makamları arasında kamera görüntülerinin değerlendirilmesi hususunda bir uyum

bulunmamasıdır. Soruşturma makamınca ceza davası açılması kanaatine esas alınan

görüntülerde bir infaz memurunun başvurucunun bulunduğu odaya girerek bir süre

kaldığı tespit edilmiştir. Buna karşın ilk derece mahkemesince anılan

görüntüler tekrar incelenmese de yargılama sonunda tanık beyanı dikkate

alınarak infaz memurunun gerçekte başvurucunun odasına değil yanındaki odaya

girdiği yönünde yorumlanmıştır. Üst derece mahkemesi ise infaz memurunun

başvurucunun bulunduğu odaya girdiğinin kayıtlarla tespit edildiğini

değerlendirmiştir. Dolayısıyla yargılanan infaz memurunun başvurucunun

tutulduğu odaya girip girmediği açıklığa kavuşmasa da görüntülerin en azından

başvurucunun iddialarının aksini ortaya koymadığı görülmektedir.

62. Dolayısıyla oluşan yaralanmaların başvurucunun

iddiası doğrultusunda Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin başvurucu üzerinde

fiziksel güç kullanmaları sonucu oluştuğu yönünde makul şüphenin üzerinde kanıt

bulunduğu değerlendirilerek kötü muamele yasağının ihlal edildiği kanaatine

varmıştır.

63. Ayrıca belirtmek gerekir ki sırtında tespit edilen,

yeni oluşmuş on adet yanık izinin başvurucunun sırtına sigara basıldığı

iddialarını destekleyen mahiyette olduğu nazara alındığında güç kullanımına

izin verilen hâllerde dahi bu şekilde gerçekleşen bir yaralanma biçiminin kötü

muamele yasağını ihlal edeceği ortadadır.

64. Bu aşamadan sonra kötü muamelenin nitelendirilmesi

gündeme gelmektedir. Her ne kadar başvurucunun yaralanması basit tıbbi müdahale

ile giderilebilecek ölçüde olduğu tespit edilmişse de başvurucuya uygulanan

şiddetin düzeyi, şekli ve başvurucuda oluşan etkileri dikkate alındığında

eylemin eziyet olarak nitelendirilmesi gerekir (benzer yaklaşım için

bkz. Edip Elma ve diğerleri, B. No: 2015/14826, 18/4/2019, § 53; Mehmet

Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 82).

65. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutu

bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

b. Eziyet

Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

66. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

67. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

68. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114).

69. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız

biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve bir

bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

Soruşturmanın olabildiğince süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda

soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir

durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi,

hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından büyük öneme

sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 119; Adem Erden, § 33).

70. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, § 34).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

71. Devletin kötü muamele iddialarını soruşturma

yükümlülüğü, bireylerin savunulabilir iddialarının bulunmasına bağlıdır.

İddianın savunulabilir olması ise ancak makul delillerle desteklenmesiyle

mümkündür. Bu kapsamda başvurucu, konakladığı ceza infaz kurumunda infaz

memurları tarafından darp edildiğini iddia etmiş ve iddiasını sağlık raporuyla

desteklemiştir. Dolayısıyla başvurucunun savunabilir iddiasının bulunması

nedeniyle soruşturma makamlarından etkili bir soruşturma yürütülmesi yönünde

meşru bir beklentisi bulunmaktadır. Bu durumda sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli ve etkili resmî bir soruşturma yapılması

gerekmektedir.

72. Başvurucu hakkında alınan sağlık raporunun yanı sıra

İnfaz Kurumunda kaldığı tarihlerde tutulduğu odayı gösteren kamera

görüntülerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Olaydan bir gün sonra şikâyetçi olan

başvurucunun iddialarını denetlemek ve maddi gerçeğe ulaşmak bakımından önem

arz eden bu görüntülerin Savcılık talimatıyla, İnfaz Kurumunda hükümlü olarak

tutulan ve iyi hâlli olması nedeniyle tekniker olarak çalışan İ.T. tarafından

incelendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu kişi, başvurucu tarafından darp eylemine

katıldığı teşhis edilen infaz görevlisi M.K.nın tüm gün yanında bulunduğunu

ifade eden olay tanığıdır.

73. Dolayısıyla görüntülerin bağımsız soruşturma

yürütmesi gereken soruşturma makamı veya atayacağı bilirkişi tarafından değil

İnfaz Kurumunda bulunan başka bir hükümlü tarafından incelendiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yetkin ve bağımsız olmayan bir kişi tarafından

incelenen görüntülere ait kayıt dökümlerinin güvenilirliği kuşkulu hâle

gelmiştir. Bu durumda soruşturma makamının maddi gerçeğe ulaşma çabası içinde

beklenen özeni gösterdiği söylenemeyecektir.

74. Diğer yandan infaz memurları hakkında açılan dava

zamanaşımı nedeniyle düşmüştür. 2007 yılında meydana gelen başvuruya konu

olayın aydınlatılması ve sorumluların cezalandırılması amacıyla yapılan ceza

yargılaması, on yılı aşkın sürede tamamlanamamıştır.

75. Olayın hemen ardından darbedildiğini iddia eden

başvurucunun şikâyet ve delillerinin tespit edilerek hakkında sağlık raporunun

düzenlendiği dikkate alındığında sadece sorumluların kimliğinin tespit edilerek

mevcut kamera görüntülerinin incelenmesi sonucu açılan ceza davasında bu delillerin

değerlendirilmesini gerektiren sürenin on yılda tamamlanamayacak nitelikte

olmadığı öngörülmüştür.

76. Hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

niteliği, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kıstaslar dikkate alındığında başvuru konusu olay çok da karmaşık bir görünüm

arz etmediği gibi başvurucunun yargılamanın uzamasına sebep olacak tutumunu ve

usule ilişkin haklarını kullanırken özensizliğini gösteren bir unsur da

gözlenmediğinden on yıllık yargı süresinde makul olmayan bir gecikme söz

konusudur (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Adem Erden, § 42).

Dolayısıyla özenle ve makul hızla yargılama yapılmadığından kötü muamele

yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan eziyet yasağının makul sürat ve özenle yargılama usul

yükümlülüğü yönünden de ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

79. Başvurucu, ihlalin tespiti ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

80. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

82. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

83. Başvurucunun şikâyetiyle ilgili açılan ceza davasının

zamanaşımı nedeniyle düştüğü dikkate alındığında eziyet yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

84. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının maddi ve usul

yönünden ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

eziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Adem ERDEN Vekili : Av. Türkan DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/36537, 3 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/36537
Tarih
3 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Ayşe Adıgüzel Başvurusu (B. No: 2019/2182)
  • M.i. Başvurusu (B. No: 2018/3181)
  • Candar Şafak Dönmez Başvurusu (B. No: 2015/15672)
  • A.k. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/12324)
  • A.n.ş. Başvurusu (B. No: 2019/20503)
  • Mehmet Ecevit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/20601)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.