İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alexandra Lıana ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/20732)

1. Başvuru, özel kolleksiyona kayıtlı olan taşınmaz

Başvuru No2018/20732Tarih13 Ocak 2022Okuma46 dk · 9.176 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alexandra Lıana Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2022
Başvuru Numarası
2018/20732
R.G. Tarih ve Sayı
1/3/2022-31765
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.176 kelime·46 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, özel kolleksiyona kayıtlı olan taşınmaz

kültür varlıklarının bedelsiz olarak müzeye tesliminin istenmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 4/7/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular,

Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Gerçek kişi olan başvurucular 2007 yılında ölen

Y.E.S.nin çocukları ve mirasçılarıdır. Başvurucuların beyanına göre Y.E.S. nin

Türk ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşlığı bulunmaktadır. Gerçek

kişi olan başvurucular Alexandra Liana Avusturya vatandaşı, Benjamin Schaller

Steiner ABD vatandaşı, Eric Irving Steiner ABD vatandaşı ve Natalia Steiner

Hercot Fransız vatandaşıdır. Beşinci başvurucu ise murislerinden kalan kültür

varlıklarıyla koleksiyonculuk faaliyetinde bulunmak üzere gerçek kişi

başvurucular tarafından kurulan bir tüzel kişiliktir.

A. Olayın Arka

Planı

9. Y.E.S., Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğünde

(Müdürlük) kayıtlı bir kültür varlığı koleksiyoncusudur. Y.E.S.nin

koleksiyonuna kayıtlı 300'ün üzerinde kültür varlığı bulunmaktadır. Başvurucuların

beyanına göre Y.E.S. 1990 yılında kendisi de koleksiyoncu olan Y.D.den kültür

varlığı niteliğinde bir taşınmaz satın almış ve bu taşınmazda koleksiyonculuk

faaliyetine başlamıştır. Başvurucuların beyanına göre Y.E.S. içindeki yedi

parça kültür varlığıyla birlikte evi satın almıştır. Y.E.S.nin

koleksiyonuna hiçbir zaman kaydedilmeyen söz konusu yedi parça kültür varlığı

evin duvarlarında süs unsuru olarak monteli bulunmaktadır. Y.D. de başvuru

dosyasından anlaşılamayan bir tarihte ölmüştür. Ayrıca anılan evde Y.E.S.nin

koleksiyonuna kayıtlı bulunmayan iki kültür varlığı daha bulunmaktadır.

10. Y.E.S.nin ölümünden sonra hiçbiri Türk vatandaşı

olmayan gerçek kişi başvurucular, Steiner Gayrimenkul Yatırım ve Danışmanlık

Limitet Şirketini (beşinci başvurucu) kurmuştur. Şirket 19/2/2014 tarihinde

koleksiyon izin belgesi alarak Müdürlük gözetiminde koleksiyonculuk faaliyetine

başlamıştır. Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı tüm kültür varlıkları Şirketin

koleksiyonuna aktarılmıştır.

11. 27/1/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu'na 4/2/2009 tarihli ve 5835 sayılı Kanun'un 4.

maddesiyle eklenen geçici 8. maddeyle 11/3/2005 tarihinden önce bir şekilde

koleksiyoncular tarafından edinilmiş ve bağlı bulunduğu müzedeki envanter

defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür varlıklarının koleksiyoncular

arasında hiçbir surette değiştirilemeyeceği ve satılamayacağı hükme bağlanmış,

bu taşınmaz kültür varlıklarından müze ve ören yerlerindeki eserlerin

bütünleyicisi olduğu tespit edilen parçalar ile müze koleksiyonlarını tamamlar

nitelikte olanları Kültür ve Turizm Bakanlığının bedelsiz olarak alma hakkının

saklı olduğu belirtilmiştir.

12. Müdürlük 20/8/2010 tarihli işlemle Y.E.S.nin

koleksiyonuna kayıtlı eserlerin veraset davası sonuçlanıncaya kadar yediemin

olarak Müze Müdürlüğüne teslim edilmesini gerçek kişi başvuruculara ihtar

etmiştir. Başvurucular bu işleme karşı Muğla 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme)

iptal davası açmıştır. Mahkeme 23/12/2011 tarihli kararla davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde, murisin Avusturya (Başvuru formunda ABD olarak

belirtilmiştir.) mirasçıların ise üç farklı ülke vatandaşı olması sebebiyle

veraset ilamı alınmasının gecikebileceği belirtilmiş ve bu nedenle devlet malı

niteliğindeki taşınır kültür varlıklarının yediemin olarak Müdürlüğe tesliminin

hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin

(Daire) 18/3/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi ise

Dairenin 26/11/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

13. Müdürlük 6/4/2011 tarihli işlemle Y.E.S.nin Y.D.den

satın aldığı yedi kültür varlığının on beş gün için bulunduğu yerden sökülerek

Müdürlüğe getirilmesini ihtar etmiştir. Gerçek kişi başvurucular bu işleme

karşı Muğla 2. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Muğla 2. İdare

Mahkemesi 13/12/2011 tarihli kararıyla davayı incelemeksizin reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde, dava konusu işlemin Muğla 1. İdare Mahkemesinde dava

konusu 20/8/2010 tarihli işlemin uygulanması mahiyetinde olduğu belirtilmiştir.

Karar, Dairenin 18/3/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi

de Daire tarafından 28/1/2015 tarihinde reddedilmiştir.

14. Müdürlük 7/12/2011 tarihli işlemle Y.E.S.nin evinin

duvarlarında yer alan ve taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki yedi eserin

bulunduğu yerden alınarak Müdürlüğe getirilmesi için söz konusu adreste

çalışmalara başlanacağını, ayrıca müteveffanın koleksiyonuna kayıtlı diğer

eserlerin mirasçıların koleksiyoner belgesi alma işlemleri sonuçlanıncaya kadar

Müdürlüğe yediemin olarak teslim edilmesini ihtar etmiştir. Gerçek kişi

başvurucular bu işleme karşı Mahkemede dava açmıştır. Mahkeme 21/9/2012 tarihli

kararıyla davayı reddetmiştir. Ancak Mahkeme davanın kapsamının müteveffanın

koleksiyonuna kayıtlı diğer eserlerin Müdürlüğe yediemin olarak teslim

edilmesiyle sınırlı olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, yine başvurucuların

vatandaşlık durumuna atıf yaparak mirasçılık belgesi alınmasının uzaması

ihtimali nedeniyle kolleksiyonculuk belgesinin alınmasının da uzayabileceğini,

bu sebeple devlet malı niteliğindeki taşınır kültür varlıklarının yediemin

olarak Müdürlüğe tesliminin hukuka uygun olduğunu ifade etmiştir. Karar,

Dairenin 26/11/2015 tarihli kararıyla işlemin Y.E.S.nin evinin duvarlarında yer

alan yedi adet taşınmaz kültür varlığı eserin bulunduğu yerden alınacağı

ihtarıyla ilgili kısmı yönünden karar verilmediği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma kararına uyan Mahkeme 30/12/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde, taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki eserlerin koleksiyonlara

kaydettirilmesinin mümkün olmadığına vurgu yapılarak bunların yediemin olarak

Müdürlüğe teslim edilmesi yolunda işlem tesis edilmesinin hukuka uygun olduğu

belirtilmiştir. Kararda ayrıca yedi adet taşınmaz kültür varlığının Y.E.S.nin

koleksiyonuna kayıtlı olmadığına da işaret edilmiştir. Bu kararın sonraki

aşamalarıyla ilgili olarak dosyada herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

B. Bireysel

Başvuruya Konu Süreç

15. Müdürlük 14/12/2015 tarihli yazıyla Y.D.nin

koleksiyonunda kayıtlı yedi adet taşınmaz kültür varlığı ile Y.E.S.nin

koleksiyonunda kayıtlı diğer taşınmaz kültür varlıklarının Müdürlüğe teslim

edilmesini ihtar etmiştir. Söz konusu işlemde Dairenin 28/1/2015 tarihli karar

düzeltme kararına atıfta bulunularak Y.D.nin koleksiyonunda kayıtlı yedi adet

taşınmaz kültür varlığının Müdürlüğe teslimi gerektiğine ilişkin işleme dair

yargısal sürecin kesinleştiğinden söz edilmiştir. Yazıda mirasçıların Steiner

Gayrimenkul Yatırım ve Danışmanlık Limitet Şirketini kurdukları ve anılan

Şirketin 19/2/2014 tarihinde koleksiyonculuk belgesi alarak murislerinin

koleksiyonundaki kültür varlıklarıyla koleksiyonculuk faaliyetine başladığı

hatırlatılmış ancak 23/3/2010 tarihli ve 27530 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat

Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 7.

maddesinin (3) numaralı fıkrası karşısında taşınmaz kültür varlıklarının

koleksiyonculuk faaliyetine konu edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

16. Başvurucular bu işlemin iptali istemiyle 22/1/2016

tarihinde Mahkemede dava açmıştır. Dava dilekçesinde özetle şunlar ileri

sürülmüştür:

i. Murislerinin koleksiyonundaki eserlerin mirasçılık ve

komisyonculuk belgelerinin alınmasına kadar Müdürlüğe teslim edilmesi yolundaki

işlemlerle ilgili açılan davalar, anılan belgelerin alınmış olması sebebiyle

konusuz kalmıştır.

ii. Teslimi istenen eserlerin taşınmaz kültür varlığı

niteliğinde olduğunun ne şekilde belirlendiği izah edilmemiştir. Bilirkişi

incelemesi yaptırılması hâlinde bunların taşınmaz niteliğinde olmadığı

anlaşılacaktır. Eserler taşınmaz nitelikte olsa bile bunların iadesinin kanuni

dayanağı bulunmamaktadır. Müdürlük 23/3/2010 tarihli Yönetmelik hükmüne

dayanmış ise de murislerinin anılan eserleri edindiği 1990'lı yıllarda taşınmaz

kültür varlıklarının envantere kaydedilemeyeceğine ilişkin bir hüküm mevcut

değildir.

iii. 2863 sayılı Kanun'a 4/2/2009 tarihinde eklenen

geçici 8. maddede "bir şekilde" elde edilen taşınmaz kültür

varlıklarından bahsedilmiştir. Bu da 11/3/2005 tarihinden önce envanter

defterine kaydedilen taşınmaz kültür varlıklarının koleksiyoncularında

kalabileceğini göstermektedir.

iv. Müdürlük tarafından gerekçe gösterilen Yönetmelik

hükmü bütün taşınmaz kültür varlıklarının müzelere teslimini

gerektirmemektedir. Zira taşınmaz kültür varlıklarının özel mülkiyette

bulunması hukuken mümkündür. Nitekim 2863 sayılı Kanun'da buna imkân veren

hükümler mevcuttur.

v. Müdürlüğün hâlihazırda özel mülkiyette bulunan bir

kültür varlığına bedelini ödemeden el koyması mümkün değildir.

17. Davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen

cevap dilekçesinde özetle şu hususlar ileri sürülmüştür:

i. Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca

hazırlanan 13/3/2009 tarihli raporda Y.D.nin envanterinde kayıtlı olan yedi

parça kültür varlığı incelenmiştir. Söz konusu raporda da tespit edildiği üzere

taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki yedi eser sehven Y.D.nin envanterine

kaydedilmiştir. Ayrıca bunların el değiştirme işlemi Yönetmelik'in 12.

maddesine uygun olarak gerçekleşmemiştir. Gerçekte taşınmaz kültür varlığının

bir parçası olan eserlerin orijinallerinden koparılması onları taşınır kültür

varlığına dönüştürmez.

ii. Başvuruculardan defalarca söz konusu yedi parçanın

teslimi istendiği hâlde başvurucular bunun gereğini yerine getirmemiştir. Bunun

üzerine dava konusu işlemin tesis edilmesi ihtiyacı hasıl olmuştur.

iii. Başvurucuların 1990'lı yıllarda taşınmaz kültür

varlıklarının envantere kaydedilemeyeceği yolunda bir hüküm bulunmadığı iddiası

gerçeği yansıtmamaktadır. 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 26. maddeleri dikkate

alındığında taşınır kültür varlıklarının envantere kaydedilmesine imkân

sağlandığı anlaşılmaktadır. Taşınmaz kültür varlıklarının özel müze ve

koleksiyonlarda bulundurulamayacağı hususunda mevzuat açık ve nettir. Nitekim

bu hususta mevzuatın yeterince açık olmadığı gerekçesiyle açılan davanın

reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararı Dairece onanmıştır.

iv. Y.E.S. ve Y.D.nin envanterlerinde bulunan eserler

sehven kaydedilmiş taşınmaz kültür varlığı niteliğindedir. Bu sebeple bunların

iadesi gerekmektedir. Müze görevlilerinin mevzuata yeterince hâkim olmaması

nedeniyle taşınmaz kültür varlıklarının özel koleksiyonlara kaydedildiğinin

tespiti üzerine 2863 sayılı Kanun'a 5835 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle geçici

8. madde eklenmiştir. Başvurucuların eserlerin taşınmaz kültür varlığı

niteliğinde olmadığı şeklindeki iddiaları bilinçli bir saptırmadır.

v. 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca devlet malı

niteliğinde olan taşınmaz kültür varlıklarının özel mülkiyete geçmesi ve miras

yoluyla intikal etmesi mümkün değildir. Ayrıca başvurucuların Y.D.nin

koleksiyonuna kayıtlı ve Y.E.S.nin koleksiyonuna hiçbir şekilde kaydedilmeyen

yedi adet taşınmaz kültür varlığı üzerinde hak iddia etmeleri hukuken

olanaksızdır.

18. Mahkeme 12/5/2017 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, taşınmaz kültür varlıklarından kopmak ya da

ayrılmak sureti ile taşınır hâle gelen ve 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde

örnekleme yoluyla sayılan parçaların koleksiyonculuk faaliyetine konu taşınır

kültür varlığı olarak nitelendirilmesine imkân bulunmadığı ifade edilmiştir.

Kararda, taşınmaz kültür varlığından ayrılan parçaların taşınır kültür varlığı

niteliği kazanacağının kabulünün eski eserlerin tahribatını ve beraberinde

ticaretini artırıcı bir etkiye yol açacağı belirtilmiştir. Kararda nihai olarak

taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olması nedeni ile kolleksiyonculuk

faaliyetine konu edilmesi mümkün bulunmayan, devlet malı niteliğini haiz yedi

kültür varlığının duvarlarına monteli olduğu evin satışı ile birlikte özel

mülkiyete geçmesinin hukuken söz konusu olamayacağı vurgulanmış ve dava konusu

işlemin hukuka uygun olduğu açıklanmıştır.

19. Gerçek kişi başvurucular bu karara karşı istinaf

yoluna başvurmuştur. Tüzel kişi başvurucu ise istinaf yoluna başvurmamıştır.

İstinaf dilekçesinde esas itibarıyla dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar

tekrarlanmıştır. İstinaf dilekçesinde ek olarak Mahkemenin kararının gerekçesiz

olduğundan yakınılmıştır. Dilekçede, Mahkemece hiçbir araştırma yapılmadan

eserlerin taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olduğunun kabul edildiği

belirtilmiştir. Dilekçeye göre söz konusu yedi eser 2863 sayılı Kanun'un 23.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan taşınır kültür varlıklarındandır. Nitekim

Müdürlük de bunları taşınır kültür varlığı olarak tescil etmiştir.

20. Bu arada davalı idare 5/9/2017 tarihli dilekçe ile

açıklama talebinde bulunmuştur. Mahkeme 19/9/2017 tarihli kararla davalı

idarenin açıklama talebini kabul ederek hüküm fıkrasından önceki paragrafa

yaptığı eklemeyle Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı diğer kültür varlıklarının

tesliminin istenmesinde de hukuka aykırılık bulunmadığını açıklığa

kavuşturmuştur. Başvurucular 3/1/2018 tarihli dilekçe ile bu hususu bölge idare

mahkemesinin dikkatine sunmuş ve Mahkemenin davanın kapsamının ötesine

geçtiğini iddia etmiştir.

21. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi

(Bölge İdare Mahkemesi) 10/4/2018 tarihli kararıyla istinaf istemini esastan ve

kesin olarak reddetmiştir. Bu karar 4/6/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucular 4/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Başvurucular temyiz yoluna da başvurmuştur. Temyiz

dilekçesinde, ilk derece mahkemesi ve istinaf kararlarının gerekçesiz

olduğundan, ayrıca Mahkemenin hükmün açıklanması kapsamında verdiği kararla

davanın kapsamını genişletecek şekilde hüküm kurduğundan şikâyet etmiştir.

Temyiz dilekçesindeki diğer iddialar önceki aşamalarda sunulan dilekçelerdekilerle

paralel niteliktedir. Bölge İdare Mahkemesi 2/8/2018 tarihinde temyiz istemini,

kararın kesin olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Kararda, bu karara karşı yedi

gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

24. Başvurucular, temyiz isteminin reddine ilişkin karara

karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz istemini inceleyen Daire 27/12/2018

tarihli kararıyla gerçek kişi başvurucular yönünden temyiz istemini esastan

reddetmiş, tüzel kişi başvurucu yönünden ise Şirketin istinaf yoluna başvurmamış

olması sebebiyle incelemeksizin reddetmiştir. Daireye göre temyiz ancak istinaf

yoluna gidildikten sonra başvurulabilecek bir kanun yoludur. Bu nedenle istinaf

yoluna başvurmayan Şirketin temyiz isteminin incelenmesi mümkün değildir. Nihai

karar 22/5/2019 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tanımlar:

(1) 'Kültür varlıkları'; tarih öncesi

ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan

veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve

kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki

bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.

...

(14) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.)

'Taşınır tabiat varlıkları'; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları

nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında

bulunan korunması gerekli taşınır tabii değerlerdir.

..."

26. 2863 sayılı Kanun'un "Devlet malı niteliği"

kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Devlete, kamu kurum ve

kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve

tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride

meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat

varlıkları Devlet malı niteliğindedir."

27. 2863 sayılı Kanun'un "Korunması gerekli

taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları" kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"Korunması gerekli taşınmaz kültür

ve tabiat varlıkları şunlardır:

a) Korunması gerekli tabiat varlıkları

ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,

b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış

olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca

korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,

c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz

kültür varlıkları,

d) Milli tarihimizdeki önemleri

sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve

tesbit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.

Ancak, Koruma Kurullarınca mimari,

tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması

gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz

kültür varlığı sayılmazlar.

Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve

kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri,

akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve

isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han,

hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su

yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları

belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi

saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar,

namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane,

simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler,

kapalı çarşılar, sandukalar, siteller, sinagoklar, bazilikalar, kiliseler,

manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar,

mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı

örneklerindendir.

Tarihi mağaralar, kaya sığınakları;

özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri; taşınmaz tabiat

varlığı örneklerindendir."

28. 2863 sayılı Kanun'un "Korunması gerekli

taşınır kültür ve tabiat varlıkları" kenar başlıklı 23. maddesi

şöyledir:

"Korunması gerekli taşınır kültür

ve tabiat varlıkları şunlardır:

a) (Değişik: 17/6/1987 - 3386/9 md.)

Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya,

arkeoloji ve sanat tarihi açılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları

dönemin sosyal, kültürel, teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan

her türlü kültür ve tabiat varlıkları;

Her çeşit hayvan ve bitki fosilleri,

insan iskeletleri, çakmak taşları (sleks), volkan camları (obsidyen), kemik

veya madeni her türlü aletler, çini, seramik, benzeri kab ve kacaklar,

heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar, putlar

(ikon), cam eşyalar, süs eşyaları (hülliyat), yüzük taşları, küpeler, iğneler,

askılar, mühürler, bilezik ve benzerleri, maskeler, taçlar (diadem), deri, bez,

papirus, parşümen veya maden üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı

araçları, sikkeler, damgalı veya yazılı levhalar, yazma veya tezhipli kitaplar,

minyatürler, sanat değerine haiz gravür, yağlıboya veya suluboya tablolar,

muhallefat (religue'ler), nişanlar, madalyalar, çini, toprak, cam, ağaç, kumaş

ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları,

Halkın sosyal heyetini yansıtan, insan

yapısı araç ve gereçler dahil, bilim, din ve mihaniki sanatlarla ilgili

etnografik nitelikteki kültür varlıkları.

Osmanlı Padişahlarından Abdülmecit,

Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve Vahidettin ve aynı

çağdaki sikkeler, bu Kanuna göre tescile tabi olmaksızın yurt içinde alınıp

satılabilirler.

Bu madde kararına girmeyen sikkeler bu

Kanunun genel hükümlerine tabidir.

b) Milli tarihimizdeki önemleri

sebebiyle, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna ait tarihi değer

taşıyan belge ve eşyalar, Mustafa Kemal ATATÜRK'e ait zati eşya, evrak, kitap,

yazı ve benzeri taşınırlar."

29. 2863 sayılı Kanun’un 26. maddesinin altıncı, yedinci

ve sekizinci fıkraları şöyledir:

"Gerçek ve tüzelkişiler, Kültür ve

Turizm Bakanlığınca verilecek izin belgesiyle korunması gerekli taşınır kültür

varlıklarından oluşan koleksiyonlar meydana getirebilirler.

Koleksiyoncular faaliyetlerini, Kültür

ve Turizm Bakanlığına bildirmek ve yönetmelik gereğince, taşınır kültür

varlıklarını envanter defterine kaydetmek zorundadırlar.

Koleksiyoncular, ilgili müzeye tescil

ettirerek, koleksiyonlarındaki her türlü eseri onbeş gün önce Kültür ve Turizm

Bakanlığına haber vermek şartı ile kendi aralarında değiştirebilir veya

satabilirler. Satın almada öncelik Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir."

30. 2863 sayılı Kanun'a 5835 sayılı Kanun'un 4.

maddesiyle eklenen geçici 8. maddesi şöyledir:

"11/3/2005 tarihinden önce bir

şekilde koleksiyoncular tarafından edinilmiş ve bağlı bulunduğu müzedeki

envanter defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür varlıkları,

koleksiyoncular arasında hiçbir surette değiştirilemez ve satılamaz. Ancak bu

taşınmaz kültür varlıklarından; müze ve ören yerlerindeki eserlerin bütünleyicisi

olduğu tespit edilen parçalar ile müze koleksiyonlarını tamamlar nitelikte

olanları Kültür ve Turizm Bakanlığının bedelsiz olarak alma hakkı

saklıdır.."

31. 15/3/1984 tarihli ve 18342 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan mülga Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları

Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'in ilgili maddeleri şöyledir:

"Amaç

Madde 1 – Bu Yönetmeliğin amacı,

korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarına sahip olanlar ile

koleksiyoncuların uymaları zorunlu esasları ve bunların gözetim ve denetim

ilkelerini belirlemektir.

Kapsam

Madde 2 – Bu Yönetmelik, korunması

gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarına sahip olanlar ile

koleksiyoncuların uyması gereken işlemlerin esaslarını ve bunların hak ve

sorumluluklarını kapsar.

...

El değiştirme

Madde 12 – Koleksiyoncular, ilgili

müzeye tescil ettirerek koleksiyonlarındaki her türlü eseri on beş gün önce en

yakın müze müdürlüğüne haber vermek şartı ile kendi aralarında değiştirebilir

veya satabilir. Satın almada öncelik Bakanlığa aittir."

32. Yönetmelik'in ilgili maddeleri şöyledir:

" Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı,

korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarına sahip olanlar ile

koleksiyoncuların uymaları zorunlu usul ve esaslar ile bunların gözetim ve

denetim ilkelerini belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, korunması

gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile bunlara sahip olanları ve

koleksiyoncuları kapsar.

...

El değiştirme

MADDE 9 – (1) Koleksiyoncular,

koleksiyonlarındaki her türlü taşınır kültür ve tabiat varlığını on beş gün

önce bağlı olduğu müze müdürlüğüne haber vermek şartı ile kendi aralarında

değiştirebilir, Bakanlık denetimindeki özel müzelere ve koleksiyonculara

devredebilir veya öncelik Bakanlığa ait olmak üzere satabilirler.

(2) Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve

tüzel kişiler satacakları eşya ve terekeler arasında bulunan veya yapacakları

müzayedelerdeki satışlara konu olan koleksiyonları, müzayedede satılacağını

ilan etmeden otuz gün önce müze müdürlüklerine haber vermeye ve göstermeye

mecburdurlar. Bu koleksiyonlar hakkında, 20/4/2009 tarihli ve 27206 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat

Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik

hükümlerine uygun olarak işlem yapılır. Bunlardan hazineye intikal etmiş olup

da müze koleksiyonlarına girmesi lüzumlu görülenler, 18/1/2007 tarihli ve 26407

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınır Mal Yönetmeliği hükümlerine göre

Bakanlığa devredilir.

..."

B. Uluslararası

Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum

esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, §

62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63;

Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya

[BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).

35. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını

kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD], B. No: 48321/99,

23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97,

9/1/2007, § 52).

36. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının

ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı

kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini

belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı

yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru

beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya

[BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam

II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti

kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için Pine Valley Developments

Ltd. ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik

Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A.

ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).

37. AİHM içtihadında bir şeyin mülkiyete konu olabilecek

ekonomik bir değer ifade edip etmediği; bunun kişisel mülkiyete konu olup

olmadığı, devredilebilip devredilemeyeceği veya intikale konu olup olamayacağı

gibi bazı unsurlar dikkate alınarak belirlenmektedir (Smith Kline and French

Laboratories Ltd/Hollanda (k.k.), B. No: 12633/87, 4/10/1990; Lenzing

AG/Birleşik Krallık, B. No: 38817/97, 9/9/1998). AİHM, Anheuser-Busch

Inc./Portekiz kararında daha önce daireler tarafından verilen kararları ve

bu kararlardaki başvurucuların mülkiyet hakkı bağlamında yasal statüsünü

değerlendirdikten sonra başvurucu şirketin ticari marka tescili için başvuru

sahibi olarak yasal statüsünün mülkiyete ilişkin menfaate yol açtığı için -ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında bulunduğunu gösterdiğine işaret

etmiştir. AİHM, işarete ilişkin tescilin ve tescilin sağladığı yüksek korumadan

yararlanacağını ancak üçüncü tarafın meşru haklarını ihlal etmemesi koşuluyla

kesinleşeceğini, bu anlamda tescil başvurusuna ekli hakların şarta bağlı

olduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte tescil başvurusunda bulunduktan sonra

başvuru sahibi şirketin diğer ilgili maddi koşullar ve usul koşullarını yerine

getirmesi hâlinde ilgili mevzuat kapsamında incelenmesini beklemeyi hak edeceği

açıktır. Bu nedenle başvurucu şirket, belirli koşullar altında iptal

edilebilmelerine rağmen bir ticari markanın tescili başvurusu ile bağlantılı

olarak yasalara göre tanınan, mülkiyete ilişkin bir dizi hak kazanmaktadır.

AİHM, bu durumun mevcut davada ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesini uygulamayı

yeterli kıldığını ve mahkemenin başvuran şirketin meşru bir beklentiye

sahip olduğunu iddia edip edemeyeceğini değerlendirmesine gerek bırakmadığını

belirtmiştir (Anheuser-Busch Inc./Portekiz, §§ 66-78).

38. Beyeler/İtalya (B. No: 33202/96, 5/1/2000) kararına

konu olayda başvurucu bir koleksiyoncudan müzayedeci aracılığıyla ünlü ressam

Vincent Van Gogh'un bir tablosunu satın almıştır. Bu satış, ilgili mevzuat

çerçevesinde kamu makamlarına bildirilmiş ancak ilgili bakanlık iki aylık

zamanaşımı süresi içinde ön alım hakkını kullanmamıştır. Ancak başvurucunun bu

tabloyu yurt dışına satması engellenmiş ve kamu makamlarınca ön alım hakkı

çerçevesinde bu tablo satın alınmıştır. AİHM, İtalyan kanunlarına ve somut

olaydaki uygulamalara işaret ederek ön alım hakkı kullanılmadan önce bu tablo

yönünden mülkiyet hakkı kapsamında başvurucunun bir menfaatinin olduğunu ve

tablonun satışından ön alım hakkının kullanıldığı tarihe kadar bu tablonun

maliki olduğunun kamu makamlarınca tanındığını vurgulamıştır (Beyeler/İtalya,

§ 105).

39. AİHM, olayın karmaşıklığı ve başvurucunun hukuki

durumunun müdahalenin belirli bir kategori içinde değerlendirilmesini

önlediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin

genel kural çerçevesinde incelemiştir (Beyeler/İtalya, § 106). AİHM,

somut olayda zamanaşımı süresinden sonra da ön alım hakkının kullanılmasının

müdahaleyi kanunilik ölçütü yönünden öngörülemez ve keyfî olmasına yol açtığını

belirtmiştir. Bununla birlikte AİHM müdahalenin sonuçlarını ölçülülük

bağlamında incelemeyi tercih etmiştir (Beyeler/İtalya, §§ 109, 110).

Kararda, kültürel mirasın korunması yönündeki meşru amaca vurgu yapılmakla

birlikte kamu makamlarının zamanında harekete geçmemesi ve piyasa değerinin

altında tabloyu satın alması nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ile

müdahalenin taşıdığı kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna

varılmıştır (Beyeler/İtalya, §§ 117-122).

40. Waldemar Nowakowoski/Polonya (B. No: 55167/11,

24/7/2012) kararında ise başvurucunun antika silah koleksiyonu mülkiyet hakkı

kapsamında görülmüştür. AİHM'e göre antika silah koleksiyonu yapan başvurucunun

koleksiyonunun müsadere edilmesi, başvurucunun bu konuda üzerine düşen gerekli

özeni yerine getirmediği söylenebilirse de ruhsatı bulunan diğer antika

silahların da koleksiyonun bozulmaması amacıyla müsadere edilmesi tazminat gibi

herhangi bir güvence ölçütü de sağlanmadığından ölçülü değildir (Waldemar

Nowakowoski/Polonya, §§ 44-58).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

41. Anayasa Mahkemesinin 13/1/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucular;

i. Türk ve Amerikan vatandaşlığı bulunan murislerinin

1990 yılında Y.D.den aldığı tarihî eser niteliğindeki evde koleksiyonculuk

faaliyetine başladığını ve 300'ün üzerinde kültür varlığının bulunduğunu

belirtmiştir. Murisin ölmesi üzerine koleksiyonundaki parçaların mirasçılara intikal

ettiğini ancak mirasçıların yabancı olması sebebiyle kültür varlığı

koleksiyoncusu sıfatını kazanamadıklarını, bu sebeple tüzel kişi başvurucu

Şirketi kurduklarını ifade etmiştir.

ii. Derece mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olması

sebebiyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemenin

bilirkişi incelemesi yaptırmadan eserlerin taşınmaz kültür varlığı olduğunu

kabul etmesinden yakınmıştır.

iii. Davanın konusu sadece Y.D.den alınan yedi kültür

varlığı olduğu hâlde Mahkemenin hükümden sonra verdiği tavzih kararında davanın

kapsamını genişleterek murislerinin diğer eserleri hakkında da karar verdiğini

öne sürmüştür.

iv. 2863 sayılı Kanun uyarınca özel kişilerin elinde

bulunan kültür varlıklarının ancak bedeli ödenerek müzelere alınabileceğini

savunmuştur. Miras hukukuna göre mülkiyetlerine geçen kültür varlıklarının

bedeli ödenmeksizin Müdürlüğe tesliminin istenmesinin mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini iddia etmiştir.

43. Bakanlık görüşünde, beşinci başvurucunun istinaf yoluna

başvurmaması sebebiyle olağan başvuru yollarını tüketip tüketmediğinin

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık, Y.E.S.nin koleksiyonuna

kaydedilmeyen yedi parça eser yönünden başvurucuların mağdur statüsünün

bulunmadığının tartışılması gerektiğini ifade etmiştir. Kültür varlıklarının

devlet malı niteliğinde olduğunu belirten Bakanlık, taşınmaz kültür varlıkları

için koleksiyonculuk izni verilmesinin mümkün olmadığı ve bunların satılmasının

ya da devredilmesinin de yasak olduğu gözetildiğinde mülkün var olup

olmadığının tartışılması gerektiğini vurgulamıştır. Bakanlık esas yönünden ise

müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu, ölçülü olduğunu

ileri sürmüştür.

44. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

esas itibarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

45. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların şikâyetinin özü, murislerinden kalan kültür varlığı

koleksiyonunun tazminatsız olarak Müdürlüğe teslimle yükümlü kılınmalarının

mülkiyet hakkını ihlal ettiğidir. Başvurucuların adil yargılanma hakkıyla

ilgili olarak ileri sürdüğü iddiaların mülkiyet hakkının usul güvenceleri

kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Beşinci

Başvurucunun Olağan Başvuru Yollarını Tüketip Tüketmediği Sorunu

47. Başvurucu Şirketin mahkeme kararına karşı istinaf

yoluna başvurmamış olması sebebiyle Şirket yönünden olağan başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediği meselesinin tartışılması gerekir.

48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel

başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini

öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 26).

49. Öte yandan başvuru yollarının tüketilmesi, çok katı

olarak uygulanması gereken mutlak bir kural değildir (Rasul Kocatürk [GK],

B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 38). Başvurucu, anayasal şikâyetiyle ilgili

olarak oluşturulmuş olağan başvuru yoluna bizzat başvurmamış veya başvursa bile

söz konusu anayasal şikâyetini açıkça ileri sürmemiş olsa dahi başvurucunun

anayasal şikâyeti anılan yargı merciinin önüne bir şekilde taşınmış ve ilgili

yargı mercii başvurucunun anayasal şikâyetiyle ilgili olarak değerlendirme

yapmışsa bu takdirde -bizzat başvurucu tarafından yapılması hâlinde farklı bir

sonuca ulaşılacağı ortaya konulmadıkça veya işin mahiyetinde bu durum

anlaşılmadıkça- olağan başvuru yolunun tüketildiğinin kabulü gerekir. Aksi

yaklaşım başvuru yollarının tüketilmesi kuralının amacıyla bağdaşmaz. Bireysel

başvurunun kabul edilebilirliği yönünden önemli olan husus bireysel başvuru

konusu anayasal şikâyetin olağan başvuru mercileri önünde tartışılmış

olmasıdır. Meselenin olağan başvuru mercii önüne başvurucu tarafından taşınması

önemli olmakla birlikte bunun bireysel başvuru açısından mutlak bir gereklilik

olarak yorumlanması aşırı katı ve şekilci bir yaklaşım olur. Bu sebeple bazı

hâllerde başvurucu dışındaki kişilerin müracaatı üzerine olağan başvuru

mekanizmalarınca değerlendirme yapılması hâlinde de başvuru yolunun

tüketildiğinin kabul edilmesi uygun olacaktır.

50. Somut olayda istinaf yoluna sadece gerçek kişi

başvurucular tarafından müracaat edilmiştir. Öncelikle somut olaydaki Şirketin

kuruluş amacının Türk vatandaşı olmamaları sebebiyle koleksiyonculuk yapmaları

mümkün bulunmayan başvurucuların, murislerinden kalan kültür varlıklarıyla

ilgili olarak koleksiyonculuk faaliyetinde bulunulması olduğu dikkate

alınmalıdır. Diğer bir ifadeyle Şirketin tek faaliyetinin miras yoluyla

başvuruculara intikal eden kültür varlıklarına ilişkin olarak koleksiyonculuk

faaliyetinde bulunulması olduğu hesaba katılmalıdır. Dolayısıyla Şirketin

envanterine kayıtlı kültür varlıkları ile başvurucular arasında sıkı bir

bağlantı bulunmaktadır. Öte yandan başvurucu Şirket istinaf yoluna başvurmamış

ise de bireysel başvuruda ileri sürülen tüm şikâyetler istinaf dilekçesinde

dile getirilmiş ve Bölge İdare Mahkemesi bu şikâyetleri inceleyerek istinaf

istemini esastan reddetmiştir. Başka bir deyişle başvurucunun tüm

şikâyetlerinin bunlar yönünden tüketilmesi zorunlu olağan başvuru mercii

tarafından incelendiği görülmektedir. Ayrıca bizzat beşinci başvurucunun

müracaat etmesi hâlinde Bölge İdare Mahkemesinin farklı bir sonuca ulaşacağına

inanılması için hiçbir neden bulunmamaktadır. Bu sebeple beşinci başvurucu

yönünden de olağan başvuru yollarının tüketildiği sonucuna ulaşılmıştır.

b. Gerçek Kişi

Başvurucuların Beşinci Başvurucunun Koleksiyonuna Kayıtlı Eserler Yönünden

Mağdur Statüsüne Sahip Olup Olmadığı Sorunu

51. Başvurucuların murisinin koleksiyonuna kayıtlı olan

kültür varlıkları, idari işlemin tesis edildiği tarihte başvurucular tarafından

kurulan Şirketin envanterine kayıtlıdır. Dolayısıyla bu parçalar -öncesinde

Y.E.S.nin envanterine kayıtlı olan parçalar- yönünden gerçek kişi

başvurucuların mağdur statüsünün bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır.

52. 6216 sayılı Kanun’un "Bireysel başvuru

hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir.

53. Buna göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bunlar, başvuruya konu edilen kamu gücü eylem veya işleminden ya

da ihmalinden başvurucunun güncel bir hakkı nedeniyle kişisel olarak

ve doğrudan etkilenmesidir. Bu çerçevede ortaya çıkan sonuç nedeniyle

başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi gerekir (Onur Doğanay,

B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

54. Kural olarak tüzel kişilerin mal varlığına kamu makamlarınca

müdahale edilmesi hâlinde bu işlemin doğrudan mağduru şirket olup bireysel

başvurunun da şirket tarafından yapılması gerekir. Bununla birlikte istisnai

hâllerde şirket aleyhine tesis eden işlemden menfaati etkilenen kişiler de

şirket tüzel kişiliğinden ayrı olarak bireysel başvuruda bulunabilir.

55. Olayda öncesinde Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı olan

kültür varlıkları mirasçılar tarafından kurulan Şirketin envanterine 2014

yılında geçirilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca 14/12/2015 tarihinde tesis

edilen bireysel başvuru konusu işlemin mağdurunun Şirket olduğu

anlaşılmaktadır. Ayrıca Şirketin ortaklarının başvuru yapmasını haklı kılan

istisnai hâllerden biri de somut olayda mevcut değildir. Bu sebeple öncesinde

Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı olan kültür varlıkları yönünden gerçek kişi

başvurucular tarafından yapılan başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Diğer

Hususlar Yönünden

56. Başvurunun diğer kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün Varlığı

i. Genel

İlkeler

57. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

58. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

59. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, § 51).

60. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde

etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

61. Somut olayda mülkün varlığı bağlamında öncelikle

kültür varlıklarının özel mülkiyete konu olmasının mümkün olup olmadığı,

ardından da başvurucuların mülkiyetinin bulunup bulunmadığı hususlarının

tartışılması gerekir.

(1) Kültür

Varlıklarının Özel Mülkiyete Konu Olabilirliği Meselesi

62. 2863 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasında

devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine

tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen

veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür

ve tabiat varlıklarının devlet malı niteliğinde olduğu hükme

bağlanmıştır. Belirtilmelidir ki taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının devlet

malı niteliğinde olması bunların özel mülkiyete konu olmasına engel teşkil

etmemektedir. Nitekim 2863 sayılı Kanun'un çeşitli maddelerinde taşınır ve

taşınmaz kültür varlıklarıyla ilgili olarak maliklerin yetkilerini kısıtlayan,

devlete gözetim ve denetim yetkisi veren birtakım hükümler sevk edilmekle

birlikte bunların hâlihazırda özel mülkiyette bulunanların üzerindeki özel

mülkiyetin kalkmasını öngören veya kamu mülkiyetinde bulunanların özel

mülkiyete geçmesini engelleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Kanun koyucu

kültür varlıklarının daha iyi korunabilmesi için bunlara devlet malı statüsü

vermiş ise de özel mülkiyeti yasaklamış değildir. Devlet malı niteliği özel bir

statü olup kamu mülkiyetini zorunlu kılmamaktadır. Devlet malı niteliğindeki

varlıklara ilişkin olarak birçok kanunda devlete geniş gözetim ve denetim

yetkisi bahşeden hükümler sevk edilmiştir. Devlet malı niteliğinde olma

devletin denetim ve gözetim yetkisini genişleten bu hükümleri harekete geçiren

bir statüden ibarettir. Dolayısıyla Türk hukuk sisteminde taşınır ve taşınmaz

kültür varlıklarının özel mülkiyete konu edilmesinin yasaklanmadığı

anlaşılmıştır.

(2) Başvurucuların

Mülkünün Bulunup Bulunmadığı

63. İkinci olarak başvurucuların bireysel başvuruya konu

kültür varlıkları üzerinde mülkiyet haklarının bulunup bulunmadığının

incelenmesi gerekir. Bu bağlamda öncesinde gerçek kişi başvurucuların murisinin

koleksiyonuna kayıtlı olan parçalar ile Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı

parçaların ayrı ayrı ele alınması gerekir.

(a) Öncesinde

Y.E.S.nin Koleksiyonuna Kayıtlı Eserler Yönünden

64. Başvurucuların murisinin koleksiyonuna kayıtlı olan

kültür varlıklarının mirasçılar tarafından kurulan Şirkete 2014 yılında

devredildiği ve Şirketin envanterine kayıtlı olduğu tartışmasızdır. Kamu

makamları bu eserlerin taşınmaz kültür varlığı olduğunu ve dolayısıyla özel

koleksiyonun parçası olamayacağını iddia ederek müzeye teslim edilmesi yolunda

işlem tesis etmiştir. Kamu makamlarının bu eserlerin özel mülkiyete konu

edilemeyeceği gerekçesine değil özel koleksiyonun parçası olamayacağı

gerekçesine dayandıkları not edilmelidir. Kamu makamlarının temel iddiası

taşınmaz kültür varlıklarından bir şekilde koparılan parçaların da taşınmaz

kültür varlığı niteliğinde olduğu, mevzuatın sadece taşınır kültür

varlıklarıyla ilgili olarak özel koleksiyonculuk faaliyeti yapılmasına müsaade

ettiği, bu durumda koleksiyona dâhil edilmesi mümkün olmayan taşınmaz kültür

varlıklarının müzeye teslimi gerektiği yolundadır. Başvurucu Şirket ise

öncelikle bu eserlerin taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olduğunun ortaya

konulmadığını ileri sürmekte, bir an için aksi kabul edilse bile 1990'lı

yıllarda taşınmaz kültür varlıklarının koleksiyonculuk envanterine

kaydedilmesinin önünde kanuni bir engel bulunmadığını iddia etmektedir.

65. Başvurucu Şirket, eserlerin taşınmaz niteliğinde

olduğunun kamu makamlarınca ortaya konulamadığını ileri sürmekte ise de

bunların taşınmaz kültür varlıklarından bir şekilde kopan veya koparılan

parçalar olmadığı yolunda bir iddiası bulunmamaktadır. Başvurucu bu hususun

bilirkişi tarafından ortaya konabileceğini soyut olarak belirtmektedir.

Başvurucunun soyut nitelikteki bu iddiası kültür varlıkları konusunda uzman

olan kamu makamlarınca ulaşılan kanaatin keyfî ve temelsiz olduğundan

kuşkulanılması için yeterli görülmemiştir. Bu durumda öncesinde Y.E.S.nin

koleksiyonuna kayıtlı eserlerin taşınmaz kültür varlığı olduğunun kabulü

gerekir.

66. Öte yandan 2863 sayılı Kanun'un 26. maddesinin

altıncı, yedinci ve sekizinci fıkraları gözetildiğinde yalnızca taşınır kültür

varlıklarının özel koleksiyonculuk faaliyetine konu edilebileceği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun'un anılan hükmü karşısında

taşınmaz kültür varlıklarının koleksiyonculuk faaliyetine konu edilmesinin

mümkün olmayacağı açıktır. Esasen taşınmaz kültür varlıklarının mahiyeti

gözetildiğinde bunların koleksiyonculuk faaliyetine konu edilmesi de

düşünülemez.

67. Bununla birlikte taşınmaz kültür varlıklarının

mütemmim cüzü mahiyetinde olup bunlardan bir şekilde kopan veya koparılan

parçaların mahiyetiyle ilgili olarak bir dönem hukuki karmaşa yaşandığı

anlaşılmıştır. Taşınmaz kültür varlıklarından koparılan bu parçaların taşınır

kültür varlığı biçiminde işlem gördüğü ve somut olaydaki gibi özel

koleksiyonların envanterlerine kaydedildiği görülmüştür. Bu uygulamanın taşınmaz

kültür varlıklarının orijinal dokusuna zarar verdiğini gözlemleyen kanun koyucu

5835 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 2863 sayılı Kanun'a eklenen geçici 8.

maddeyle özel bir düzenleme sevk etmiştir. Bu düzenlemeyle 11/3/2005 tarihinden

önce bir şekilde koleksiyoncular tarafından edinilmiş ve bağlı bulunduğu

müzedeki envanter defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür varlıklarının

koleksiyoncular arasında hiçbir surette değiştirilemeyeceği ve satılamayacağı

hükme bağlanmıştır. Ayrıca bu taşınmaz kültür varlıklarından müze ve ören

yerlerindeki eserlerin bütünleyicisi olduğu tespit edilen parçalar ile müze

koleksiyonlarını tamamlar nitelikte olanları Kültür ve Turizm Bakanlığının

bedelsiz olarak alma hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.

68. Görüldüğü üzere anılan hüküm dahi 11/3/2005

tarihinden önce özel koleksiyonlara dâhil edilen taşınmaz kültür varlıkları

üzerindeki özel mülkiyeti otomatik olarak ortadan kaldırmamakta, sadece devir

ve satış yasağı getirmekte ve bunların bedelsiz olarak müzelere alma hususunda

idareye takdir yetkisi tanınmaktadır. Tüm bunlardan ortaya çıkan sonuç

11/3/2005 tarihinden önce taşınır kültür varlığı gibi kabul edilerek özel

koleksiyonlara kaydedilmiş bulunan taşınmaz kültür varlıklarının koleksiyon

sahipleri veya bunların mirasçıları yönünden mülk teşkil ettiğidir.

69. Somut olayda ihtilaf konusu eserlerin 11/3/2005

tarihinden önce Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı olduğu konusunda bir ihtilaf

bulunmamaktadır. Taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki söz konusu eserlerin

kamu makamlarınca taşınır kültür varlığı olarak işlem gördüğü ve özel

koleksiyona kaydedildiği anlaşılmaktadır. Değinilen parçaların Y.E.S.nin

mirasçıları tarafından kurulan Şirketin mülkiyetine geçişinin usulüne uygun

olmadığına yönelik olarak kamu makamlarının bir iddiası da mevcut olmadığına

göre Şirketin öncesinde Y.E.S.nin koleksiyonuna kayıtlı olan kültür

varlıklarıyla ilgili olarak mülkiyet hakkına sahip olduğu sonucuna

varılmaktadır.

(b) Y.D.nin

Koleksiyonuna Kayıtlı Olan Yedi Eser Yönünden

70. Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı olan yedi adet kültür

varlığının durumunun da değerlendirilmesi gerekir. Sözü edilen yedi parçanın

Müdürlük kayıtlarına göre Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı olduğu ve hiçbir

dönemde Y.E.S.nin koleksiyonuna kaydedilmediği anlaşılmıştır. Başvurucuların da

aksi yönde bir iddiası bulunmamaktadır. Ancak başvurucular, bu parçaların

içinde bulunduğu ev ile birlikte 1990 yılında satın alınmakla murislerinin

mülkiyetine geçtiğini, dolayısıyla murisin ölümüyle de mirasçılara intikal

ettiğini savunmaktadır.

71. Anılan yedi eser Y.D.nin koleksiyonuna kaydedilmekle taşınır

kültür varlığı olarak işlem görmüştür. 2863 sayılı Kanun'un 1990 tarihinde

de yürürlükte bulunan 26. maddesinin sekizinci fıkrasında koleksiyoncuların

ilgili müzeye tescil ettirerek koleksiyonlarındaki her türlü eseri on beş gün

önce Kültür ve Turizm Bakanlığına haber vermek şartı ile kendi aralarında

değiştirebileceği veya satabileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre taşınır

kültür varlıklarının koleksiyoncular arasındaki satışının geçerli olabilmesi

için Kültür ve Turizm Bakanlığına haber verilmesi ve satışın tescil ettirilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Olayda ise başvurucular Y.D. ile Y.E.S.

arasındaki satış işleminin Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirildiğini ve

tescil ettirildiğini ortaya koyamamaktadır. Bu durumda Y.D.nin koleksiyonuna

kayıtlı bulunan yedi parçanın mülkiyetinin usulüne uygun olarak Y.E.S.ye

devredildiğinin ve akabinde de mirasçılara intikal ettiğinin kabulü mümkün

değildir.

72. Bu durumda Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı bulunan yedi

parça yönünden başvurucuların mülkünün bulunduğu ortaya konulamadığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Müdahalenin Varlığı ve Türü

73. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi

koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer

bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

74. Başvurucu Şirketin envanterine kaydedilen kültür

varlıklarının Müdürlüğe teslim edilmekle yükümlü kılınması mülkiyet hakkına

müdahale teşkil etmektedir. Başvurucunun koleksiyonunun müzeye devredilmesi

mülkten yoksun bırakılmasına yol açmaktadır. Bireysel başvuruya konu işlem

başvurucunun fiillerinin bir yaptırımı olarak tesis edilmediği de

gözetildiğinde müdahalenin mülkten yoksun bırakma biçimindeki ikinci kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

75. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

76. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

77. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında,

mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği

belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda

öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi

de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilke

olarak benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate

alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor

Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).

78. Başvurucu Şirketin koleksiyonuna kayıtlı eserlerin

müzeye teslimi yolunda tesis edilen idari işlemin dayanağı olarak 5835 sayılı

Kanun'un 4. maddesiyle 2863 sayılı Kanun'a eklenen geçici 8. madde

gösterilmiştir. Anılan kural 11/3/2005 tarihinden önce bir şekilde

koleksiyoncular tarafından edinilmiş ve bağlı bulunduğu müzedeki envanter

defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür varlıklarından müze ve ören

yerlerindeki eserlerin bütünleyicisi olduğu tespit edilen parçalar ile müze

koleksiyonlarını tamamlar nitelikte olanlarının bedelsiz olarak alınması

konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığına yetki tanımaktadır. Dolayısıyla

başvurucu Şirketin envanterine kayıtlı olan ve taşınmaz nitelikte olduğu kabul

edilen kültür varlıklarının bedelsiz olarak müzeye teslim edilmesi yönündeki

işlemin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

79. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239,

20/3/2014, §§ 28, 29).

80. Başvurucu Şirketin envanterindeki taşınmaz kültür

varlıklarının müzeye teslim etmekle yükümlendirilmesinin amacı bunların

korunmasıdır. Anayasa'nın 63. maddesinde devletin tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ödevi düzenlenmiştir. 2863

sayılı Kanun'un taşınmaz kültür varlıklarından koparılan parçaların

koleksiyonculuk faaliyetinde kullanılmasını yasaklayan hükümlerinin Anayasa'nın

63. maddesi kapsamında kamu otoritelerine yüklenen ödevden bağımsız olduğu

düşünülemez. Dolayısıyla başvuru konusu kültür varlıklarının müzeye teslimi

mecburiyeti getirilmesinin kamu yararına yönelik bir amacının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

81. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

82. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye

elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

83. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda

da belirtildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından

hakkı en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğü

sınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az

müdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir.

Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu

otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zira

yetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracın

etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar verme

noktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatif aracın bulunmadığı

veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkili

olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimi

hususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterini sağlamadığının

söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir (D.C., B. No:

2018/13863, 16/6/2021, § 48).

84. Öte yandan mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler

orantılı olmalıdır. Orantılılık, sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir

denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilen

sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.

Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında

sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (D.C.,

§ 49).

85. Seçilen aracın ulaşılmak istenen amaçla

kıyaslandığında bireye orantısız bir külfet yüklemiş olduğunun saptanması,

ihlal sonucuna ulaşılabilmesi için bazı hâllerde tek başına yeterli

olmayabilir. Kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların var olup

olmadığı da büyük önem taşımaktadır. Elverişli ve gerekli olduğu hükmüne

varılan aracın seçilmiş olması nedeniyle kişiye yüklenen aşırı külfeti

hafifleten hukuksal mekanizmalar mevcutsa bir ihlalin olmadığı sonucuna

varılabilir (D.C., § 50).

86. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup

olmadığı değerlendirilirken başvurucunun ve idarenin kusurlarının bulunup

bulunmadığı da gözönünde bulundurulur. Bu bağlamda tarafların yasal

yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık

gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka

aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınır (D.C.,

§ 51).

87. Öte yandan idarenin iyi yönetişim ilkesine

uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu

yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun

zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini

gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,

§ 68; Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 44).

88. Anayasa Mahkemesi kamu makamlarının kamu yararı

bulunan hâllerde özel mülkiyette bulunan taşınmazların mülkiyetini tek taraflı

bir iradeyle kamuya geçirmelerinin anayasal olarak mümkün olduğuna ancak

başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında adil bir denge

kurulabilmesi için zararının tazminat veya başka yollarla telafi edilmesi

gerektiğine karar vermiştir (devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz

yönünden bkz. Hüseyin Akbulut ve Yusuf Akbulut, B. No: 2014/7643,

6/4/2017, § 32; orman niteliğindeki taşınmaz yönünden bkz. Ahmet Hilmi

Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, § 37).

89. Usule ilişkin güvencelerin varlığı orantılılık

değerlendirmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda müdahalenin hukuka

aykırılığının ileri sürülebileceği veya müdahale nedeniyle oluşan maddi ve

manevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği hukuk yollarının olmaması

da bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir unsur olarak

görülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir mahkeme

tarafından etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı bakımından

ehemmiyet arz etmektedir (D.C., § 52).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

90. Olayda başvurucu Şirketin koleksiyonunda kayıtlı olan

taşınmaz kültür varlıklarının sehven envantere kaydedildiği belirtilerek

bunların müzeye teslimi yolunda idari işlem tesis edilmiştir. Taşınmaz kültür

varlıklarından koparılan parçaların korunması oldukça önemlidir. Dahası

bunların korunması Anayasa'nın 63. maddesiyle kamu makamlarına yüklenen bir

ödevdir. Kamu makamlarının bu koruma ödevini hangi yöntemle yerine

getireceklerine ilişkin olarak Anayasa herhangi bir sınırlama getirmemiştir.

Dolayısıyla bunların kamu mülkiyetine geçirilerek mi yoksa devletin geniş gözetim

ve denetimi altında olmak şartıyla özel mülkiyette bırakılarak mı korunması

gerektiği hususunda kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu kabul

edilmelidir.

91. 2863 sayılı Kanun incelendiğinde gerek taşınır

gerekse taşınmaz kültür varlıklarının özel mülkiyete konu edilmesinin

yasaklanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte Kanun özel mülkiyette bulunan

kültür varlıklarıyla ilgili olarak maliklerin kullanım ve tasarruf yetkilerini

sınırladığı gibi devlete bunlar üzerinde geniş bir denetim ve gözetim yetkisi

de tanımıştır. Örneğin taşınır kültür varlıklarının özel mülkiyette tutma

biçimini koleksiyonculuk faaliyetiyle sınırlamıştır. Koleksiyonculuk belgesi

alınması koşuluyla taşınır kültür varlıklarının devletin gözetimi ve denetimi

altında özel mülkiyette bulundurulması mümkün hâle getirilmiştir. Bunun yanında

2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinde taşınmaz kültür varlıklarından, 24. ve 25.

maddelerinde ise taşınır kültür varlıklarından uygun görülenlerin mülkiyetinin

anılan maddelerde öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde kamuya geçirilmesine

de imkân sağlanmıştır.

92. Somut olaya konu eserler ise gerçekte taşınmaz kültür

varlıklarının parçası iken bir şekilde orijinallerinden kopmuş veya

koparılmıştır. Taşınmazların parçası olan bu tür kültür varlıkları bir dönem

taşınır kültür varlığı gibi işlem görmüş ve özel koleksiyonların envanterlerine

kaydedilmiştir. Danıştay Altıncı Dairesinin mahkeme kararında da atıfta

bulunulan kararında belirtildiği üzere taşınmaz kültür varlığından ayrılan

parçaların taşınır kültür varlığı niteliği kazanacağının kabulünün eski

eserlerin tahribatını ve beraberinde ticaretini artırıcı bir etkiye yol açacağı

düşüncesiyle kanun koyucu birtakım yasal düzenlemeler yapmıştır. Bu manada

11/3/2005 tarihinden sonrası için bunların taşınır mal gibi koleksiyonlara

kaydedilmesi kesin biçimde yasaklanmıştır. Bu tarihten öncesinde koleksiyonlara

kaydedilenler yönünden ise koleksiyoncular arasındaki devir ve satışlar

yasaklanmış, bunun yanında kamu makamlarına bunları bedelsiz olarak müzeye alma

yetkisi tanınmıştır. Olayda idarenin bedelsiz olarak müzeye alma yetkisini

kullandığı anlaşılmıştır.

93. Taşınmaz kültür varlıklarının bir parçası

mahiyetindeki kültür varlıklarının bedelsiz olarak müzeye alınmasının bunların

korunması amacının sağlanması için elverişli bir araç olduğu görülmektedir.

94. İkinci olarak belirtilen aracın gerekli olup olmadığı

incelenmelidir. Gereklilik, hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az

müdahale teşkil eden aracın seçilmesini ifade etmektedir. Somut olayda başvurucu

Şirketin koleksiyonuna kayıtlı bulunan eserlerin müzeye tesliminin istenmesinin

sebebinin bunların koleksiyoncusu tarafından iyi korunamaması değil gerçekte

taşınmaz kültür varlığının bir parçasını teşkil etmesi olduğu bir kez daha

anımsanmalıdır. Öte yandan 5835 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 2863 sayılı

Kanun'a eklenen geçici 8. madde 11/3/2005 tarihinden önce bir şekilde

koleksiyoncular tarafından edinilmiş ve bağlı bulunduğu müzedeki envanter

defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür varlıklarının her durumda müzelere

aktarılması mecburiyeti getirmediğinin, bu konuda kamu makamlarına takdir

yetkisi tanıdığının vurgulanması gerekir.

95. Özel mülkiyette bulunan kültür varlıklarının bedelsiz

olarak müzelere teslim edilmek suretiyle özel mülkiyetin ortadan kaldırılması

oldukça ağır bir müdahaledir. Bu şekildeki ağır bir müdahalenin müstahak

görülebilmesi için son derece zorlayıcı nedenlerin bulunması gerekir. Salt

kültür varlıklarının korunması ihtiyacı -bunların başvurucuda kalması hâlinde

daha az korunacağı ortaya konulmadıkça- özel mülkiyetteki bir kültür varlığının

tazminatsız olarak kamu mülkiyetine geçirilmesini haklı hâle getirmez. Önceki

mevzuatın aslında bunların mülk edinilmesine müsaade etmediği ancak memurların

bilgi eksikliği sebebiyle bunların sehven özel koleksiyonların envanterlerine

kaydedildiği düşüncesi de tazminatsız nakli haklılaştırmamaktadır. 11/3/2005

tarihinden önceki mevzuatın taşınmazlardan kopan parçaların taşınır kültür

varlığı gibi muamele görmesine izin vermemesi anılan dönemde bunların

koleksiyoncularca edinilmiş olmasının kamu makamlarınca tanındığı gerçeğini

değiştirmemektedir. Kamu makamları taşınmaz kültür varlıklarının bütünleyicisi

olup bunlardan kopan parçaların özel koleksiyoncuların envanterine

kaydedilebileceği yolunda bir inancın oluşmasına kendi tutum ve davranışlarıyla

neden olmuştur. Kamu makamlarının eylemsizliği ve hatta aktif katkısı sebebiyle

oluşan hukuksal duruma güvenerek söz konusu kültür varlıklarını edinen

kişilerin bu güvenlerinin korunması gerekir.

96. Kuşkusuz bu durum taşınmaz kültür varlıklarının

parçasını oluşturan eserlerin kamu mülkiyetine geçirilemeyeceği anlamına

gelmemektedir. Ancak bunların tazminatsız olarak müzeye teslim

edilebilmesi için çok daha güçlü nedenlere ihtiyaç vardır. Somut olayda ise

kamu otoriteleri bunların korunması gereksiniminden başka bir neden

gösterememiştir. Dahası kamu makamları başvurucu Şirketin bunları gereği gibi

korumadığını ve müzeye teslimi hâlinde daha iyi korunacağını da iddia

etmemiştir. Bu koşullarda idarenin başvurucu Şirketin envanterine kayıtlı olan

kültür varlıklarının tazminatsız olarak müzeye teslim edilmesini haklılaştıran

bir sebep ortaya koyabildiğini kabul etmek güçtür.

97. Öte yandan mahkeme kararında açıklanan ihtilaf konusu

eserlerin taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olması nedeni ile

kolleksiyonculuk faaliyetine konu edilmesinin mümkün olmadığı görüşünün de

yukarıda değinilen mevzuat karşısında sorunlu olduğu görülmektedir. 5835 sayılı

Kanun'un 4. maddesiyle 2863 sayılı Kanun'a eklenen geçici 8. madde dahi

11/3/2005 tarihinden önce koleksiyoncuların envanterlerine kaydedilenlerle

ilgili olarak oluşan mülkiyet durumunu kendiliğinden ortadan kaldırmamakta, bu

konuda idareye takdir yetkisi tanımaktadır. Dolayısıyla Mahkemenin mevzuatın

taşınmaz kültür varlığının koleksiyonculuk faaliyetine imkân sağlamadığı

yönündeki gerekçesinin ilgili ve yeterli olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

98. Bu koşullarda Şirketin koleksiyonuna dâhil olan

taşınmaz kültür varlıklarının tazminatsız olarak müzeye teslim edilmesi

biçiminde başvurucuya ağır külfet yükleyen bir aracın kültür varlığının

korunması amacına ulaşılması için en hafif müdahale teşkil eden araç

olduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin gereklilik kriterini karşılamadığı değerlendirilmiştir.

99. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

100. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

101. Başvurucular ihlalin tespit edilmesi, yeniden

yargılama yapılmasına ancak bu talebin kabul edilmemesi hâlinde fazlaya ilişkin

hakları saklı kalmak üzere 1.000.000 TL maddi, 1.000.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

102. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

103. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

104. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından

ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul

hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin

yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir

yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

105. İncelenen başvuruda idarenin başvurucu Şirketin

koleksiyonuna kayıtlı olan kültür varlıklarının tazminatsız olarak müzeye

teslim edilmesini haklılaştıran bir sebep ortaya koyamaması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlal idarenin

işleminden kaynaklanmıştır. Bununla birlikte derece mahkemeleri de bu ihlali

giderememiştir.

106. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

107. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç

ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin

başvurucu Şirkete ödenmesine, diğer başvurucular tarafından yapılan yargılama

giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı olan yedi eser

yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Şirketin koleksiyonuna kayıtlı olan eserler yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın gerçek kişi başvurucular

açısından kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Şirketin koleksiyonuna kayıtlı olan eserler yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvurucu Şirket açısından

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucu Şirketin koleksiyonuna kayıtlı olan eserler

yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla

1. İdare Mahkemesine (E.2016/159, K.2017/922) GÖNDERİLMESİNE,

D. 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvurucu Şirkete ÖDENMESİNE, diğer

başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde

BIRAKILMASINA,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucu Şirketin

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/1/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Ayhan KILIÇ Başvurucular : 1. Alexandra LIANA 2. Benjamin Schaller STEINER 3. Eric IRVING STEINER 4. Natalia STEINER HERCOT 5. Steiner Gayrimenkul Yatırım ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurucular Vekili : Av. Ramazan ARSLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/20732, 13 Ocak 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olayın Arka
  10. B. Bireysel
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucuların
  18. B. Değerlendirme
  19. A. 1. Y.D.nin koleksiyonuna kayıtlı olan yedi eser
  20. B. Başvurucu Şirketin koleksiyonuna kayıtlı olan eserler
  21. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  22. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucu Şirketin
  23. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/20732
Tarih
13 Ocak 2022

İlgili Kararlar

  • Asya Saydam Başvurusu (B. No: 2018/32268)
  • Tezcan Acu Başvurusu (B. No: 2019/37825)
  • Yunus Özgür Başvurusu (B. No: 2019/12659)
  • Leyla Akbulut ve Sakina Aktaş Başvurusu (B. No: 2016/14834)
  • Hasan Gürhan Onat Başvurusu (B. No: 2018/35689)
  • Tülay Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/34721)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.