İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Dikbaş Başvurusu (B. No: 2014/17737)

1. Başvuru, gönüllü köy korucusu olarak görev yapmakta iken

Başvuru No2014/17737Tarih22 Mart 2017Okuma26 dk · 5.200 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Dikbaş Başvurusu

Karar tarihi
22 Mart 2017
Başvuru Numarası
2014/17737
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.200 kelime·26 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gönüllü köy korucusu olarak görev yapmakta iken

başvurucunun 30/5/1999 tarihinde güvenlik güçleri ile terör örgütü mensupları

arasında çıkan çatışmada yaralanarak malul kalması sonucu oluşan maddi

zararının eksik tazmin edilmesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında

devletin tazmin yükümlülüğünün, dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkının,

sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması hakkının; anılan olay sebebiyle

3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında

Kanun kapsamında tazminata hükmedilmiş olmakla birlikte bakiye zararları için

17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi, bu

işleme karşı açılmış olan davada manevi tazminat isteminin genel hükümler

kapsamında değerlendirilmeksizin reddedilmesi, yapılan başvurunun makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Hatay ili İskenderun ilçesi Azganlık

beldesinde gönüllü köy korucusu olarak görev yaptığını ve 30/5/1999 tarihinde

Köy Hizmetlerine ait dozeri bekleme görevine giderken Kurşundağ

mevkiinde güvenlik güçleriyle terör örgütü mensupları arasında çıkan silahlı

çatışmada yaralanarak %46 oranında malul kaldığı iddiasıyla 2330 sayılı Kanun

kapsamında başvuruda bulunmuştur.

10. İçişleri Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun 6/12/2000

tarihli ve 2000/176 numaralı kararıyla 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy

Kanunu'nun 74. maddesi, 2330 sayılı Kanun'un 2/e, 3/b maddeleri uyarınca

başvurucuya 3.743 TL tutarında nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

11. Başvurucu 30/5/1999 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle

5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle 4/2/2005

tarihinde Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

12. Komisyon 12/4/2005 tarihli ve 51 kararında "... Köy korucusu Ali DİKBAŞ'ın

yaralanması nedeniyle 45 gün hastanede yatarak iş gücü kaybına uğradığı ve yine

yaralanmadan dolayı % 46 sakat kaldığı ve bu nedenle 2330 sayılı Kanunun 2-eve

3-b maddeleri gereğince toplam 3.743.000,000 TL nakdi tazminat aldığı tespit

edilmiştir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yeniden

değerlendirildiğinde 13.028.176.000 TL aldığı anlaşılmıştır. Sakatlanma ve iş

gücü kaybından dolayı alması gereken 2005 yılı itibariyle 7.000 X 0,0401 =

280.7 olmak üzere 280.7 X 20 = 5.614,00 YTL'dir. Yapılan ödeme tutarı, 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki

Kanunun Geçici 2. maddesi ve ilgili Yönetmeliğin 18. maddesi uyarınca

hesaplanan ödeme tutarından fazla olması..." gerekçesiyle talebin reddine karar

verilmiştir.

13. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi nedeniyle bakiye

zararları için Adana 2. İdare Mahkemesinde açılan maddi ve manevi tazminat

istemli tam yargı davası, yetkisizlik kararıyla Hatay İdare Mahkemesine

gönderilmiştir.

14. Hatay İdare Mahkemesinin 3/12/2008 tarihli ve E.2006/402,

K.2008/1336 sayılı kararında süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...davacının malüliyetine

sebebiyet veren terör eyleminin 30.05.1999 tarihinde gerçekleştiği ve

davacının% 48 oranında malül kaldığının Antakya

Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunun 11.12.1999tarih ve 4911 sayılı kararıyla

tespit edildiği ve davacının dava dilekçesinde tazmin sorumluluğuna ilişkin

olarak "genel hükümler uyarınca Mahkemeye müracaat zorunluluğunun hasıl

olduğu" yönündeki talebi dedikkate alındığında,

yukarıda hükmüne yer verilen 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde belirtildiği

üzere eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden

itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini, başka bir anlatımla, zararın tazminini anılan süreler içerisinde

davalı idareden talep etmesi gerekmektedir.

Bu Durumda; davacının cismani zararı en geç

sağlık kurulu raporuyla öğrendiğinin kabulü ile11.12.1999 tarihinden itibaren

bir yıl içinde uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle davalı

idareye başvurulması gerekirken 24.02.2005 tarih ve 458 sayılı dilekçeyle

tazminat istemiyle başvuruda bulunulduğu anlaşılmakla zararın tazmini için

yapılan başvurunun süresi içinde yapılmadığı..."

15. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 17/10/2012 tarihli ve E.2011/10326, K.2012/6916 sayılı ilamı ile

5233 sayılı Kanun'un terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarının

karşılanması konusunda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinden farklı bir usul öngördüğü ve başvurucu tarafından

5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru üzerine tesis edilen Komisyon

kararının iptali istenilmeden anılan Kanun kapsamındaki zararının tazmini

istemiyle açılan davada işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiğinden

bahisle İdare Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

16. Danıştay bozma kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak

dava dosyasının yeniden incelenmesi suretiyle Hatay İdare Mahkemesinin

27/9/2013 tarihli ve E.2013/1420, K.2013/1666 sayılı kararında dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulanmadığı belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Hatay İli, İskenderun İlçesi, Azganlık BeldesiSu Yolu Kurşundağ Sırtı Bölgesinde Köy Hizmetlerine ait dozeri

bekleme görevine giderken güvenlik kuvvetleriyle PKK terör örgütüne mensup

teröristler arasında çıkan silahlı çatışma sonucunda yaralanması olayının,5233

sayılı Yasa kapsamında bir terör eylemi olduğu ve dava konusu uyuşmazlığın,

5233 sayılı Yasa kapsamında irdelenerek karar verilmesi gerektiğinde duraksama

bulunmamaktadır.

Bu durumda, 5666 sayılı Yasa, gerekçesinde de

anlaşıldığı üzere, 5233 sayılı Yasa kapsamında daha önceden hiç başvuru

yapmamış, yani başvuru yapma süresini kaçırmış olan kişilerin terör olayları

nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması ve mağduriyetlerinin giderilmesi

amaçlamış olup; daha önce 5233 sayılı Yasa ve bu Yasaya 5442 sayılı Yasanın

Geçici 1. maddesi ile eklenen hüküm uyarınca zararlarının karşılanması

istemiyle Zarar Tespit Komisyonuna başvuranların, 5666 sayılı Yasa kapsamında

ve aynı olay nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri zararların tazmini

istemiyle yeniden başvuruda bulunmalarına olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan,dava konusu uyuşmazlık 5233 sayılı

Yasa çerçevesinde irdelendiğinde ise;

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanunun 7. maddesinde, hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır

ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar; yaralanma, sakatlanma ve ölüm

hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderler; ... anılan Yasanın

9. maddesinde ise, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre;

çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak

tespit edilenlere dört katından yirmidört katı

tutarına kadar; çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından

ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş

katından kırksekiz katı tutarına kadar; çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit

edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki

katı tutarına kadar; ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında nakdî ödeme

yapılacağı; ...

Ayrıca, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesinde de, 5233 sayılı Yasanın 9. maddesinde yer

alan düzenlemeye yer verilmiş; anılan Yönetmeliğin 22. maddesinde ise,

yaralanma ve sakatlık derecelerin tespitine ilişkin düzenleme yapılmıştır

Bununla birlikte, davacı tarafından, meydana gelen olay anında

yaralanması ve % 46 özürlü olduğuna yönelik raporu kabul ederek uğranılan

zararı belirleyen 12.04.2005 tarih ve 51 sayılı Hatay Valiliği Zarar Tespit

Komisyonu kararında yer verilen miktarın hakkaniyete uygun olmadığı ileri

sürüldüğünden, Mahkememizin 29.11.2007 tarihli ara kararı ile 30.05.1999

tarihinde Azganlık Beldesisu

yolu Kurşundağ Sırtı bölgesinde silahlı çatışma

sonucu yaralanması nedeniyledavacının uğradığı maddi

zararın hesaplanması hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar

verildiği, bilirkişi tarafından hazırlanan ve ayrıntılı gerekçesi içeriğinde

yer alan bilirkişi raporunda özet ve sonuç olarak; “davacının, terör olayında

yaralanarak % 46 oranında çalışma gücünü kaybetmesi nedeniyle maruz kaldığı

kazanç kaybının talep tarihi olan 04.02.2005 tarihi itibari ile 5233 sayılı

Yasa’ya göre alması gereken tazminat tutarının 6.957,47 TL olduğu, davacıya

2330 sayılı Yasa gereği ödenen ve mahsup edilmesi gereken 3.743,00 TL

tutarındaki ödeme ile ilgili yönetmelik gereği 213 sayılı VUK göre yeniden

değerleme oranları ile oranlanıp artırıldığında 13.028,17 TL (YTL) sine

karşılık geldiği, dolayısıyla 2330 sayılı Yasa kapsamında mahsubu gereken ve

davacıya ödenen 3.743,00 TL (YTL) tutarındaki ödeme 13.028,17 TL( YTL) sine

karşılık gelmekle bu miktar davacının talep tarihi olan 04.02.2005 tarihi

itibari ile hak ettiği alacak miktarı olan 6.957,47 TL (YTL) tutarının üzerinde

olduğuve davacının 5233 sayılı Yasa kapsamında hak

ettiği bir alacağın bulunmadığı görüş ve kanaatine yer verilmiş oluprapor Mahkememiz kararına esas alınabilir nitelikte

görülmüştür

Bakılan uyuşmazlıkta, davacı tarafından, 3.1.2006 tarih ve 26042 sayılı

Resmi Gazetede yayımlanan, 5442 sayılı Yasanın Geçici 1. maddesi uyarınca,

25.4.2006 tarihinde yapılan başvuru üzerine Zarar Tespit Komisyonu'nun 9.2.2007

tarih ve 2007/1-49/2 sayılı kararı ile, % 46 özür oranına bağlı işgücü kaybı

nedeniyle uğranılan zararın ödenmesine karar verilmesi karşısında; artık, 5666

sayılı Yasa uyarınca yapılan (söz konusu terör saldırısı nedeniyle %46 işgücü

kaybı nedeniyle zarara uğradığından bahisle) başvuru üzerine, davacının

uğradığını iddia ettiği zararın tazmini mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre, terör olayları nedeniyle

kişilerin uğradığı maddi zararların karşılanması olanaklı olup manevi

zararların karşılanmasına olanak bulunmadığından, davacıya manevi tazminat

ödenmesi de mümkün değildir."

17. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 27/5/2014 tarihli ve E.2014/136, K.2014/4299 sayılı ilamı ile hükmün

onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı 8/10/2014 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 5/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. 2330 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (e) bendinde yer alan

hüküm şöyledir:

"Bu kanun;

...

e) Güven ve asayişin korunmasında

hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca

yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri;"

20. 1/4/1998 tarihli ve 4356 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile

25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle değişik hâliyle 2330

sayılı Kanun'un 3. maddesinin (b) bendinde yer alan hüküm şöyledir:

"Bu kanun kapsamına girenlerden;

...

b) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan

aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a)

bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise %

20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre,

Nakdi tazminat ödenir."

21. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7. geçici 1., geçici

3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu

Kararı eki kararın 1. maddesi.

22. 5233 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasında yer

alan hüküm şöyledir:

"Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır."

23. 5233 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (b)

bendinde yer alan hüküm şöyledir:

"Komisyonun görevleri şunlardır:

...

b) Kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşlarınca uygulanmış projelerin, zararın giderilmesine

katkıları; zarar görenin değerlendirebileceği enkaz ve diğer yararlar; sigorta

şirketlerince veya ilgili mevzuata göre kamu kurum ve kuruluşları ile sosyal

güvenlik kuruluşlarınca ödenen tazminatlar, tedavi ve cenaze giderleri ile

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yapılan yardımların zarar

miktarından mahsup edilmesi suretiyle belirlenen ve 9 uncu veya 10 uncu

maddelere göre yapılan nakdî veya aynî ödeme miktarını içeren sulhname tasarılarını hazırlamak."

24. 5233 sayılı Kanun’un 11. maddesinde yer alan hüküm şöyledir:

"5 inci maddenin (b) bendine göre

belirlenen miktarlar, mahsup tarihindeki değerleri üzerinden 8 inci ve 9 uncu

maddelere göre hesaplanacak toplam gayrisafi ifa bedelinden düşülür.

Mahsup edilecek değerlerin hesaplanması ile

ilgili esas ve usuller yönetmelikle belirlenir."

25. 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 No.lu Bakanlar Kurulu

kararıyla kabul edilen Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 18. maddesi şöyledir:

"19/7/1987 tarihinden Kanunun yürürlüğe

girdiği 27/7/2004 tarihine kadar, görevleri başında iken terörden veya terörle

mücadele sırasında zarar gören kamu görevlilerinden veya mirasçılarından,

ilgili mevzuat uyarınca tazminat almış olup, ancak aldıkları tazminatın

hesaplanma kriteri bu Yönetmelikten farklı olanlardan, Kanunun yayımı

tarihinden itibaren bir yıl içinde başvuranlara, yapılan hesaplamada aldıkları

tazminat ile bu Yönetmeliğe göre almaları gereken tazminat arasında fark olması

halinde, eksik olan tutar yasal faiziyle birlikte ödenir. Ödenen tazminat

miktarı fazla ise iade talep edilmez."

26. Aynı Yönetmelik'in 24. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Mahsup edilecek miktarların

hesaplanmasında, mahsup edilecek değerlerin her yıl bir önceki yıla ilişkin

olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden

değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 22/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Maddi Tazminata

İlişkin Bakiye Zararlarının Tazmini Talebinin Reddedilmesine İlişkin İddia

28. Başvurucu; Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak

davasının reddi yönünde karar verilmesi nedeniyle sağlık hizmetleri ve çevrenin

korunması hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, Anayasa'nın 56.

maddesinde düzenlenen sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiasını soyut olarak sadece Anayasa'nın ilgili maddesini

yazarak belirtmekle yetindiğinden bu iddia yönünden ayrıca incelenme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

29. Başvurucu; 30/5/1999 tarihinde gerçekleşen çatışmada

yaralandığını ve %46 oranında malul olduğunu, bu olay nedeniyle ortaya çıkan

zararlarının 2330 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi için yaptığı başvuru

kabul edilip kendisine tazminat ödenmekle birlikte hükmedilen tazminat

miktarının düşük olduğunu, tazminat miktarını yeterli görmediği için 5233

sayılı Kanun kapsamında yeniden başvuruda bulunduğunu, maddi zararları

konusunda daha yüksek miktarda tazminata hükmedilmesi gerektiğini fakat bu

şikâyet kapsamında yaptığı başvuru ve açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle

Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında devletin tazmin yükümlülüğünün, dolayısıyla

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. Başvurucu, ayrıca 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu

başvuruda zarar kalemleri için öngörülen birim fiyatlarının idare tarafından

tek taraflı olarak belirlendiğini, yaralanması ve malul olması sebebiyle ödenen

tazminat miktarının düşük olduğunu düşündüğü için tam yargı davası açtığını,

devletin tazmin yükümlülüğüne aykırı davrandığını iddia etmiştir.

31. Bakanlık görüş yazısında, başvurucu tarafından açılan maddi

tazminat davasında başvurucunun yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olmadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulmadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir durum da

bulunmadığı; açıklanan nedenlerle başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğinin

değerlendirildiği belirtilerek görüş yazısı ekindeki Danıştayın

bir içtihadı ile somut başvuru arasında farklılık bulunmadığı beyan edilmiştir.

32. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlığın görüş

yazısı ekinde sunduğu Danıştay içtihadına ilişkin olay ile başvuru konusu

olayın birbirinden farklı niteliklerde olduğunu belirtmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemleri hakkında

yapılan değerlendirmelere ilişkin şikâyetler daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararında, başvuru konusu

olayda yaşam hakkı bakımından devletin koruma yükümlülüğü yönünden herhangi bir

sorumluluğu tespit edilmemiş olmakla birlikte objektif sorumluluk anlayışına

dayalı sosyal risk ilkesi temel alınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanun

kapsamında başvuruculara ödenmesine karar verilen tazminatın 5233 sayılı Kanun

hükümlerine dayalı olarak Komisyonlar tarafından Kanun’da belirtilen yönteme

göre belirleneceği, başvurucular tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında

Komisyonca kendilerine ödenmesi teklif edilen maddi tazminat miktarının

Mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler dikkate alınmaksızın maktu olarak

belirlendiği ve yetersiz olduğu ileri sürülmekte ise de terörden kaynaklanan

zararların dava yoluna gidilmeden ilgililerce tazmini olanağı sağlayan 5233

sayılı Kanun uyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma

şekline belirli bir tatmin sağladığı sürece ve açık bir orantısızlık

bulunmadığı müddetçe Anayasa Mahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı

belirtilerek başvurucuların yaşam hakkının ihlal edilmediği sonucuna

varılmıştır (Mehmet Çetinkaya ve Maide

Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, §§ 71-76).

34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

36. Komisyonca hükmedilen tazminatta idare tarafından tek

taraflı belirlenen birim fiyatlarının düşük olması sonucu tazminat miktarının

az hesaplanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesi bu konudaki kararında

terör nedeniyle zarar görenlerin 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin

hükümler içeren 2. maddesi gereğince tazminat ödenmesinde Bayındırlık ve İskan

Bakanlığı tarafından belirlenen yıllık yapı yaklaşık birim maliyetine yönelik

değerlerin 2007 yılından sonra İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel

Müdürlüğünce yayımlanan yazıyla 5233 sayılı Kanun’un uygulandığı tüm illerde

geçerli olmak üzere yeniden belirlendiği, İçişleri Bakanlığı İller İdaresi

Genel Müdürlüğünün birim fiyat aralıklarının değiştirilmesine ilişkin 5/3/2007

tarihli yazıları ile İçişleri Bakanlığınca konuya ilişkin sunulan 10/6/2015

tarihli yazıda değişikliğin amacının Kanun’un ülke genelinde aynı şekilde

anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamak, gerek farklı illerde gerekse aynı il

içinde faaliyet gösteren farklı komisyonların zararların tespitinde ve karşılanmasında

aynı kıstasları kullanmasını temin etmek ve böylece uygulama birliğini

sağlamak, uygulama farklılıkları neticesinde oluşacak suistimal

ve mağduriyetleri engellemek, vatandaşların enflasyon nedeniyle oluşacak

kayıplarını önlemek olduğunun ifade edildiği hususları dikkate alındığında

yıllık yapı yaklaşık birim maliyet oranlarına ilişkin değişikliğin yapılmasında

kamu yararı olduğu açık olduğu, bu çerçevede kamu yararı amacına dayanan

düzenlemenin başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük altına sokmadığı,

müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu, yapılan

değişikliğin başvurucunun taraf olduğu uyuşmazlığa özgü olmadığı, ülkenin geniş

bir coğrafyasında söz konusu olan somut ve acil bir sorunu çözmeye yönelik

olduğu sonucuna varılmış; mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmiştir (Abbas Emre,

B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §§ 44-65) .

37. Somut başvuruda başvurucu 30/5/1999 tarihinde yaralanması ve

%46 oranından malul olması nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması istemiyle

2330 sayılı Kanun kapsamında başvuruda bulunmuş, başvurucunun talebi kabul edilerek

2330 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla 6/12/2000 tarihli

kararla başvurucuya 3.743 TL tutarında nakdi tazminat ödenmesine karar

verilmiştir (bkz. § 10). Başvurucu; bu karara karşı herhangi bir yargı yoluna

başvurduğuna, bakiye zararlarını talep ettiğine dair bir beyanda bulunmamıştır.

5233 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi akabinde başvurucu 2330 sayılı Kanun

kapsamında kendisine ödenen tazminat miktarının düşük olduğu iddiasıyla bakiye

zararı için 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvuruda bulunmuş; Komisyon

tarafından yapılan araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun başvuru konusu

olay kapsamında 2330 sayılı Kanun hükümleri gereğince toplam 3.743 TL nakdi

tazminat aldığının tespit edilmesi, bu miktar yeniden değerlemeye tabi

tutulduğunda elde edilen miktarın (13.028,176 TL), sakatlanma ve iş gücü

kaybından dolayı 5233 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan ödeme tutarından fazla

olması nedeniyle talebinin reddine karar verilmiştir (bkz. § 12). Anılan ret

işlemi nedeniyle bakiye zararlar için açılan tam yargı davasında verilen hükmün

Danıştay tarafından bozulması üzerine yeniden yapılan inceleme ve değerlendirme

sonucunda başvurucunun terör olayında yaralanarak %46 oranında çalışma gücünü

kaybetmesi nedeniyle maruz kaldığı kazanç kaybı sonucunda talep tarihi

(4/2/2005) itibarıyla başvurucuya 5233 sayılı Kanun kapsamında ödenebilecek

tazminat tutarının 6.957,47 TL olduğu, başvurucuya 2330 sayılı Kanun gereği

ödenen ve 5233 sayılı Kanun uyarınca tespit edilen tazminat miktarından mahsup

edilmesi gereken 3.743 TL tutarındaki ödeme, ilgili Yönetmelik gereği yeniden

değerleme oranları ile oranlandığında bu miktarın 13.028,17 TL'ye karşılık

geldiği, dolayısıyla 2330 sayılı Kanun kapsamında ödenen ve yeniden değerlemeye

tabi tutulan tazminat miktarının başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamındaki

talebinin tarihi olan 4/2/2005 tarihi itibarıyla başvurucunun hak ettiği alacak

miktarı olan 6.957,47 TL tutarının üzerinde olduğu gerekçesi ile davanın

reddine karar verilmiştir (bkz. § 16). Bu karar kanun yolu aşamasını

tamamlayarak kesinleşmiştir(bkz. § 17).

38. 6/12/2000 tarihli kararla 2330 sayılı Kanun kapsamında

başvurucu lehine tazminata hükmedildiği, başvurucunun başvuru formunda bu

tazminat miktarını aldığını belirttiği, akabinde bakiye zararları için herhangi

bir başvuruda bulunduğuna ya da dava açtığına dair beyanının bulunmadığı, 2330

sayılı Kanun kapsamındaki prosedürden dört yıl sonra 5233 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girmesi akabinde başvurucunun bakiye zararları için tazminat talebinde

bulunduğu, Komisyon tarafından yapılan tespitler ve yeniden değerlemeler

neticesinde başvurucunun talebinin reddedildiği tespit edilmiştir.

39. Başvurucu, yaralanması

sonucunda oluşan zararlarının daha fazla olduğunu iddia etmiş ise de 5233

sayılı Kanun kapsamında talep edilen maddi tazminat ile ilgili dava sürecinde başvurucunun

iddialarını değerlendiren Derece Mahkemelerinin kararlarında herhangi bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Manevi Tazminat

Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu, Hatay ili İskenderun ilçesi Azganlık

beldesinde gönüllü köy korucusu olarak görev yaptığı dönemde 30/5/1999

tarihinde güvenlik güçleriyle terör örgütü mensupları arasında çıkan silahlı

çatışmada yaralandığını, %46 oranında malul kaldığını, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı başvuru akabinde açtığı manevi tazminat istemli tam yargı

davasının manevi tazminat isteminin genel hükümler kapsamında değerlendirme

yapılmaksızın reddedildiğini iddia etmektedir.

42. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun kişi dokunulmazlığına

müdahale eden fiilin tarihinin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihten önce olduğu, kabul edilebilirlik incelemesi yapılırken bu

hususun dikkate alınmasının uygun olacağı, başvurucunun 2577 sayılı Kanun'un

13. maddesi uyarınca olay tarihinden itibaren bir ve her hâlde olaydan itibaren

beş yıl içinde idari müracaatta bulunduktan sonra idari yargı merciinde tam

yargı davası açma imkânı bulunmakta iken bu yola başvurmadığı ancak 5233 sayılı

Kanun yürürlüğe girdikten sonra 2005 yılında anılan Kanun'daki özel hükme

dayanarak yaptığı başvurunun reddi üzerine dava açtığı, dolayısıyla 2577 sayılı

Kanun'da öngörülmüş genel dava açma yolunu kendi tercihi ile kullanmadığı

belirtilmiştir.

43. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki

iddialarını aynen tekrar ettiğini beyan etmiştir.

b. Değerlendirme

44. Başvurucu; Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak

davasının reddi yönünde karar verildiğini, manevi zararları hakkında idare

hukuku genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir giderim sağlanması

imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 17., 35., 56. ve 125.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Manevi tazminat isteminin reddedilmesi ile

ortaya çıkan hak ihlali iddiası bakımından temel sorun başvurucunun gerekçeli

karar hakkının engellenmesi olduğundan başvurucunun manevi tazminat istemi

hakkındaki iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı

yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.

46. Başvurucu açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle işkence

yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Sadece Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili maddesinin yazılması ile yetinilen iddia

yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan manevi

tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

48. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

49. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeler ve

yargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Mustafa Kahraman, B. No:

2014/2388,4/11/2014, § 36).

50. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz

incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate

alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa

Kahraman, § 37).

51. Somut olayda başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında kurulan

Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun

oluşan zararları için başvurucuya 2330 sayılı Kanun kapsamında ödeme yapıldığı,

yeniden değerleme ile ödenen bu miktarın 5233 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi

gereken tutardan fazla olduğu gerekçesi ile başvurucunun talebinin reddine

karar verilmiştir. Başvurucu tarafından İdare Mahkemesinde manevi tazminat

talebiyle tam yargı davası açılmıştır.

52. Hatay İdare Mahkemesinin 3/12/2008 tarihli hükmünün Danıştay

tarafından bozulması üzerine aynı Mahkemenin 27/9/2013 tarihli kararında 5233

sayılı Kanun hükümlerine göre terör olayları nedeniyle kişilerin uğradığı

manevi zararların karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesi ile başvurucunun

manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, temyiz merciince de bu karar

onanmıştır (bkz. §§ 14-17).

53. Bir davada, maddi olguları bildirmek tarafların bunları

hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarca

bildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam

olarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgili

hukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,

§ 51).

54. 5233 sayılı Kanun; AİHM (Aydın

İçyer/Türkiye, B. No: 18888/02, 12/1/2006,

§ 81), Anayasa Mahkemesi (25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı

karar) ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı karar) verdiği kararlarda da belirtildiği üzere

maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların

karşılanmasına da engel olmayan bir kanundur. 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13.

maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal

edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233

sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan

zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas

Emre, B.No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).

55. Başvurucu, Mahkemenin ret gerekçesinin 2577 sayılı Kanun’a,

tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında da

belirtildiği üzere 5233 sayılı Kanun genel hükümlere göre manevi tazminat talep

edilmesine engel teşkil etmemektedir. Başvurucu, anılan iddialarını Mahkeme

önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. § 16) iddialarının tam

olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu

hakkında değerlendirme yapılmamıştır.

56. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).

57. Bu durumda, başvurucunun 30/5/1999 tarihinde güvenlik

güçleri ile terör örgütü mensupları arasından çıkan çatışmada yaralanması, %46

oranında malul olması neticesinde manevi zarara uğradığından bahisle açtığı tam

yargı davasında, ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın

çözümü için esaslı bir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetlerin

sadece 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi yeterli görülmemektedir.

Anılan iddianın AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında da

belirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun kapsamında usul kurallarına ve esasa

yönelik değerlendirilmesi yapılarak başvurucuların manevi tazminatı hak edip

etmediğinin tartışılması gerekirken 5233 sayılı Kanun kapsamında, terör

olayları nedeniyle kişilerin uğradıklarını iddia ettikleri manevi zararların

karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir

bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

b. Değerlendirme

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

61. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede

gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan

kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

62. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (4/2/2005)ile kararın kesinleştiği tarih (27/5/2014) arasında geçen ve

toplam süresi 9 yıl 3 ay olan sürede, başvurucu açısından farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama süresinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

66. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay İdare

Mahkemesine (E.2013/1420, K.2013/1666) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

69. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 7.200 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi tazminata ilişkin bakiye zararlarının tazmini talebinin

reddedilmesine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay

İdare Mahkemesine (E.2013/1420, K.2013/1666) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu : Ali DİKBAŞ Vekili : Av. Mahmut Yavuz NACAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17737, 22 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Maddi Tazminata
  9. B. Adil Yargılanma
  10. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  11. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  12. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Gökcan
  15. Hakyemez
  16. Oduncu
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17737
Tarih
22 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Barış Yaslan Başvurusu (B. No: 2014/14830)
  • Hakkı İlker Yaşar ve Birgün Yayıncılık ve İletişim Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/14637)
  • Mehmet Şirin Tulgar Başvurusu (B. No: 2014/3453)
  • Bilal Aydın Başvurusu (B. No: 2014/15994)
  • Seyfeddin Bahar Başvurusu (B. No: 2014/10204)
  • Ramazan Açıkgöz Başvurusu (B. No: 2014/4053)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.