İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Sadet ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/6838)

1. Başvuru, kamu makamları tarafından önceden bilindiği

Başvuru No2018/6838Tarih8 Haziran 2021Okuma42 dk · 8.397 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Sadet Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Haziran 2021
Başvuru Numarası
2018/6838
R.G. Tarih ve Sayı
5/10/2021 - 31619
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.397 kelime·42 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kamu makamları tarafından önceden bilindiği

iddia edilen canlı bomba saldırısının önlenmesi için gerekli tedbirlerin

alınmaması ve önleme araması kararına rağmen olayın meydana geldiği yerde

önleme araması yaptırmadığı için görevini ihmal ettiği derece mahkemesi

kararlarıyla sabit olan kamu görevlisi hakkında adli para cezasına hükmedilmesi

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerine, Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere ve Abdullah Akhamur ve

diğerleri (2) (B. No: 2016/9605, 9/6/2020, §§ 8-21) kararına göre ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Bir terör örgütünün gençlik yapılanmasının üyeleri

olduğu iddia edilen bazı kişiler Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) sınırları

içinde bulunan bir şehri yeniden inşa edecekleri savıyla 19/7/2015 tarihinden

itibaren bulundukları şehirlerden Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine doğru hareket

etmiştir.

9. Suruç İlçe Jandarma Komutanlığının Suruç

Kaymakamlığına gönderdiği 19/7/2015 tarihli bir yazıda, bahsi geçen kişilerin

Suruç Cumhuriyet Meydanı'nda yapılacak basın açıklaması sonrasında Suriye

sınırına doğru gösteri yürüyüşü yapacaklarına ilişkin ihbar alındığı

belirtilmiştir.

10. Sözü edilen kişiler, basın açıklaması yapmak amacıyla

20/7/2015 günü saat 12.00 sıralarında Suruç Belediyesine ait Amara Kültür

Merkezinin (Kültür Merkezi) bahçesinde toplanmıştır.

11. Basın açıklaması yapılırken üzerindeki patlayıcı

maddeleri patlatan bir kişi kendi ölümü dışında pek çok kişinin ölümüne, birçok

kişinin de yaralanmasına neden olmuştur.

A. Olayın

Failleri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

12. Olay hakkında Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı

(Cumhuriyet Başsavcılığı) derhâl soruşturma başlatmıştır.

13. Birkaç soruşturma işlemi sonrasında Cumhuriyet

Başsavcılığı, soruşturmaya konu fiillerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçlardan olduğu gerekçesiyle fezleke düzenleyip soruşturma evrakını 22/7/2015

tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

14. 24/1/2017 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığı; bombalı saldırıyı gerçekleştiren Ş.A.A.nın olay esnasında öldüğü,

bu kişiye talimat veren Y.D. ve H.İ.D.nin de üzerilerine yerleştirdikleri

patlayıcı maddeleri patlatmak suretiyle güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirdikleri

saldırılar sonucu farklı tarihlerde öldükleri; N.D., H.T., H.Ş., F.T., S.T.,

E.İ., A.Ö.A., A.B. ve H.A.D.nin ise faillerle ve/veya olayla bağlantılarının

bulunduğuna dair delil elde edilemediği gerekçeleriyle anılan kişiler hakkında

ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

15. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı 25/1/2017 tarihinde

saldırının DEAŞ terör örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda Ş.A.A.

tarafından gerçekleştirildiği, Ş.A.A.ya talimatın bizzat Y.D. ve H.İ.D.

tarafından verildiği, bu şüphelilere ise talimatı örgütün haklarında yakalama

kararı olan yönetici kadrosundaki D.B. ve İ.B.nin verdiği, olayın şüphelileri

ile birlikte DEAŞ adına birtakım eylemlere karışan ve olay hakkında detaylı

bilgiye sahip olan Y.Ş.nin de olaya dahlinin olduğuna dair şüphelerin bulunduğu

iddiasıyla Y.Ş., D.B. ve İ.B. hakkında bir iddianame düzenlemiştir. Olay

nedeniyle otuz dört kişinin öldüğü, yetmiş kişinin ise yaralandığı belirtilen

iddianamede; şüphelilerin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

suçunu bir kez, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunu bir kez,

tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer,

biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme suçunu otuz dört kez, teşebbüs

aşamasında kalmış tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma,

bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürmeye

teşebbüs etme suçunu yetmiş kez ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak

bulundurma veya el değiştirme suçunu bir kez işledikleri iddia

edilmiştir.

16. İddianame, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince

7/2/2017 tarihinde kabul edilmiştir.

17. Yargılama, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince açık

olarak yürütülmekte olup henüz sonuçlandırılmamıştır.

B. Suruç

Kaymakamı ve Suruç İlçe Emniyet Müdürü Hakkında Yürütülen Ön İncelemeyle İlgili

Süreç

18. İçişleri Bakanlığı, olay tarihinde Kültür Merkezi

önünde ve çevresinde yeterli güvenlik tedbiri alınmadığı iddiası yönünden Suruç

Kaymakamı A.Ç. ve Suruç İlçe Emniyet Müdürü M.Y. hakkında ön inceleme yapmak

üzere iki mülkiye müfettişi ile iki polis müfettişi görevlendirmiştir.

1. Ön

İncelemede Toplanan Bilgi ve Belgeler

19. Anılan müfettişler, yaptıkları ön incelemede başka

işlemler yanında alınan güvenlik önlemleri konusunda Suruç Kaymakamlığından,

Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğünden ve Suruç İlçe Jandarma Komutanlığından bilgi

talep etmiştir. Bahsi geçen Kurumların verdikleri bilgiler ile gönderdikleri

belgelere göre;

i. Suruç'a farklı illerden gelecek gruplar 20/7/2015

tarihinde Kültür Merkezinde toplanacak, gerekli izinlerin alınması hâlinde

Suriye'ye geçecek ve orada 24/7/2015 tarihine kadar çeşitli etkinlikler

yapacaktır. Gruplar Suruç ilçesinde basın açıklaması da dâhil herhangi bir

etkinlik yapmayacaktır.

ii. 16/7/2015 tarihinde yapılan asayiş toplantısında

Suruç'a gelecek gruplarla ilgili gerekli emniyet tedbirlerinin alınması

kararlaştırılmış ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü ile Şanlıurfa İl Jandarma

Komutanlığından takviye kuvvet istenmiştir.

iii. Olaydan bir gün önce saat 21.30 sıralarında iki

siyasi partinin ilçe temsilcileri ile toplantı yapılmıştır. Bu toplantı

sırasında bahsi geçen siyasiler özetle Suruç'a gelecek grubun Suriye'ye geçmek

istediğini, gelecek gruptaki kişilerin olay çıkarmasına izin vermeyeceklerini,

grubun Çaykara köyünde bir basın açıklaması yapacağını ve ilçe girişinde

yapılacak kontrol dışında güvenlik tedbiri istemediklerini söylemiştir.

Yetkililer ise gelecek grupta yer alan kişilerin tamamının Suriye'ye geçişine

izin veremeyeceklerini ancak her ilden bir kişinin Suriye'ye geçişine izin

verilebileceğini ifade etmiştir.

iv. 19/7/2015 tarihinde saat 08.30'dan itibaren ilçe

girişinde şüpheli kişilerin üstleri ile araçlarının aranmasına başlanmıştır.

20/7/2015 tarihinde de Suruç'a gelen gruplardaki kişilerin üstleri ve araçları

aranmıştır. Nitekim sözü edilen gruplara dâhil olan iki kişi, haklarında

yakalama kararı bulunduğu gerekçesiyle adli makamlara sevk edilmiştir. Uygulama

noktasına ilişkin kamera görüntülerini içeren CD'ler müfettişlere sunulmuştur.

v. Olay günü Kültür Merkezi önünde, Suruç'a gelen

grupları takip edip gelişmelerden haber vermesi için bir güvenlik ekibi

görevlendirilmiştir. Ayrıca Kültür Merkezine 500 m mesafede bulunan asayiş

binasının önünde ve yine Kültür Merkezine yaklaşık 700 m mesafedeki Suruç İlçe

Emniyet Müdürlüğü önünde herhangi bir olayın vuku bulması durumunda sevk

edilmeye hazır kuvvetler bulundurulmuştur.

vi. Suruç'a gelen gruplarda yer alan bazı kişiler olay

sonrasında güvenlik güçlerine taşlar ve şişelerle saldırmıştır.

vii. Saldırıya dair genel veya özel hiçbir ihbar ve

istihbarat bilgisi olay öncesinde güvenlik güçlerinin elinde bulunmamaktadır.

viii. Kültür Merkezi Onbirnisan Caddesi üzerindedir,

etrafı 120 cm yüksekliğinde duvarlarla çevrilidir ve tek giriş kapısına

sahiptir. Burası kamuya açık değildir ve yalnızca Suruç Belediyesince yapılan

etkinlikler için kullanılmaktadır. Bu bakımdan talep olmadan Kültür Merkezinin

girişinde ve içinde kolluğun arama yapması mümkün değildir. Nitekim anılan

yerde yapılan hiçbir etkinlikte arama yapılmamıştır. Kültür Merkezinin

güvenliğinin zabıta veya özel güvenlik görevlilerince sağlanması gerekir. Bir

sabit MOBESE kamerası Kültür Merkezinin girişini göstermektedir.

20. Ön inceleme dosyasında yer alan ve Şanlıurfa İl

Emniyet Müdürlüğünce bazı iç birimler ile ilçe emniyet müdürlüklerine

gönderilen 13/6/2015 tarihli yazıda, Adıyaman Emniyet Müdürlüğünün 10/6/2015

tarihli yazısına göre Ş.A.A. ve kardeşi Y.E.A. hakkında babaları Z.A.A.nın

22/5/2015 tarihinde kayıp başvurusu yaptığı ve çatışma bölgelerinde faaliyet

gösteren radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı

yollardan yurt dışına çıkabilecekleri değerlendirildiğinden Ş.A.A. ve Y.E.A.nın

arama kayıtlarına “terör nitelikli kayıp şahıs” olarak

kaydedildiği belirtilerek bahsi geçen kişilere rastlanması durumunda Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğüne bilgi verilmesi istenmiştir.

21. Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğünün Suruç'un Suriye

sınırında olması nedeniyle oluşabilecek güvenlik riskini gerekçe göstererek

önleme kararı talep etmesi üzerine Suruç Sulh Ceza Hâkimliği 7/7/2015

tarihinde, aralarında Onbirnisan Caddesi'nin de bulunduğu pek çok cadde ve

sokakta 8/7/2015-8/8/2015 tarihleri arasında 24 saat esasına göre kişilerin

üstlerinde ve araçlarında önleme araması yapılmasına karar vermiştir. Önleme

aramasına ilişkin talep yazısında olası bir terör saldırısına ilişkin herhangi

bir istihbarat bilgisinden söz edilmemiştir.

22. Şanlıurfa Valisi tarafından imzalanan ve Şanlıurfa İl

Emniyet Müdürlüğünce Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderilen “Takviye

Kuvvet” konulu 17/7/2015 tarihli yazıda bir terör örgütünün yapısı içinde

faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde Suruç'a giderek buradan sınır

ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacakları yönünde istihbarat

bilgisi olduğu ve sınır ihlaline izin verilmeyeceği belirtilerek Suruç'ta

yaşanması muhtemel olayların önlenip müessif bir olayın yaşanmaması için alınan

bazı emniyet tedbirleri açıklanmıştır. Anılan yazıda başka hususlar yanında;

- İki petrol istasyonu önünde uygulama noktaları

oluşturularak ilçeye giren kişilerin ve araçların kontrol edileceği,

- Alınan emniyet tedbirlerinden M.Y.nin sorumlu olduğu,

- Görev alan tüm personelin tam teçhizatlı olarak görev

yapacağı ve meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı

görev yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız olacağı,

- Görevli personelin görev yaptığı yer ve çevresinde

gerekli güvenlik arama ve kontrollerini (yanıcı, yakıcı, patlayıcı, kesici,

delici materyaller ile yasa dışı döviz, afiş vb.) yaparak tutanak tanzim

edeceği ve şüpheli bir durumla karşılaşmaları durumunda çevre emniyetini alarak

uzman ekip talebinde bulunmaları gerektiği belirtilmiştir.

23. Yukarıda bahsi geçen “Takviye Kuvvet” konulu

yazıya uygun olarak M.Y. emniyet tedbirlerinin alınması noktasında

görevlendirmeler yapmıştır.

2. Ön

İncelemenin Sonucu ve Müteakip İşlemler

24. Ön incelemeyi yürüten müfettişlerce hazırlanan

12/10/2015 tarihli ön inceleme raporunda Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye

Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme

kararına işaret edilerek Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba

yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı

madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme

araması yaptırılmadığı, böylece yeterli güvenlik tedbirlerinin alınmadığı

gerekçesiyle A.Ç. ve M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

25. Şanlıurfa Valisi 20/11/2015 tarihli karar ile ön

inceleme raporundaki tespit ve değerlendirmelere istinaden M.Y. hakkında

soruşturma izni vermiş, A.Ç. hakkında ise soruşturma izni vermemiştir. Vali'ye göre

A.Ç. her türlü güvenlik tedbirinin alınması için asayiş toplantısında gerekli

talimatları vermiştir.

26. Anılan karar, ekleriyle birlikte 18/2/2016 tarihinde

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

27. A.Y. yönünden işlemden kaldırma kararı veren

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, yer yönünden görevli olmadığı gerekçesiyle

verdiği yetkisizlik kararına istinaden M.Y. hakkındaki soruşturma evrakını

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

28. Cumhuriyet Başsavcılığı anılan soruşturma dosyasını,

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı vererek gönderdiği M.Y.

hakkındaki bir başka soruşturma dosyası ile birleştirmiştir. Sözü edilen

soruşturmaya ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır (bkz. §§ 38-49).

C. Cumhurbaşkanı,

Bazı Siyasiler ve Bir Kısım Kamu Görevlisi Hakkında Yapılan Suç Duyurusuyla

İlgili Süreç

29. Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında

kalan başvurucuların da aralarında bulunduğu bazı kişiler, vekilleri

aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri 15/12/2015 tarihli

dilekçelerinde; yaşanan olaydan Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, İçişleri

Bakanı'nın, Millî Savunma Bakanı'nın, Genel Kurmay Başkanı'nın, Emniyet Genel

Müdürü'nün, Şanlıurfa Valisi'nin, Suruç Kaymakamı'nın, Suruç İlçe Emniyet Müdürü'nün,

Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde görevli Çevik Kuvvet Şube Müdürü ile Olay

Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürü'nün, Millî İstihbarat Teşkilatı

(MİT) Müsteşarı'nın, suç işlemiş MİT ve emniyet görevlilerinin de sorumlu

olduğunu ileri sürmüştür. Bahsi geçen dilekçeyi verenlere göre insanlığa karşı

suç işleyen söz konusu kişiler; kasten öldürmenin ihmalî davranışla işlenmesi,

kasten yaralamanın ihmalî davranışla işlenmesi, kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi, suç delillerini

yok etme, gizleme veya değiştirme ve suçluyu kayırma suçları nedeniyle

yargı önüne çıkarılmalıdır.

30. Anılan dilekçede başka hususlar yanında;

i. Güvenlik güçlerinin 19/7/2015-24/7/2015 tarihleri

arasında yapılacak etkinliklerin içeriğinden haberdar olmasına rağmen Kültür

Merkezinin içinde ve çevresinde gerekli güvenlik önlemlerini almadığı oysa

etkinlikler için Suruç'a gelen ve ilçe girişinde durdurulan kişilerin üstleri

ile eşyalarının arandığı, ayrıca söz konusu kişilerin kimliklerinin

sorgulandığı,

ii. DEAŞ bağlantısı bilinen ve polis tarafından kayıp

şahıs olarak aranan Ş.A.A.nın Kültür Merkezine girmesini güvenlik güçlerinin

önleyemediği,

iii. MİT'in canlı bombalar konusunda istihbarata sahip

olduğu, buna rağmen canlı bombalarla ilgili istihbaratın saldırının önlenmesini

sağlayacak şekilde değerlendirilmediği ve güvenlik güçleri arasında istihbarat

paylaşımı yapılmadığı,

iv. Ulusal düzeyde yayımlanan bir gazetenin genel ağ

adresinde yer alan bir habere göre güvenlik güçlerinin saldırıdan önce Ankara

Tren Garı önündeki saldırının faillerinden Y.E.A.nın iletişimlerini dinlediği,

Suruç'ta ve 10/10/2015 Cumartesi günü Ankara Tren Garı önünde meydana gelen

saldırıları gerçekleştiren canlı bombalar hakkında daha önce terör örgütü

üyeliği nedeniyle haklarında soruşturma başlatılmasına rağmen söz konusu

kişilerin serbest bırakıldığı oysa güvenlik güçlerinin canlı bombalar

tarafından saldırılar yapılacağından haberdar olduğu (17/10/2015 tarihinde

yayımlanan söz konusu haberde Ankara Tren Garı önündeki saldırıyı

gerçekleştirdiği iddia edilen Y.E.A.nın Suruç'taki saldırıdan iki ay kadar önce

telefonda görüştüğü kardeşi Y.A.ya “...Belki seninle son görüşmem. ...Allah

için sana vasiyetim, yani aileye sahip çık.”, “Vallahi burası kadar ...

bir yer yok. Burası kadar güzel bir yer yok a daha iki tane kardeşi gömdük tez

hemen gömdük, gittiler abilerine kavuştular yani daha bir saat olmadı kendim

gömdüm yani kardeş Allah yolunda paramparça olmuşlardı.” dediği, Ankara

Tren Garı önündeki saldırıyı gerçekleştirenlerden bir diğeri olduğu iddia

edilen Ö.D.D.nin DEAŞ bağlantısı nedeniyle gözaltına alınıp daha sonra serbest

bırakıldığı ve Y.A.nın Suruç'taki saldırıdan beş gün sonra 25/7/2015 tarihinde

şüpheli olarak ifade verdiği hususları yer almıştır.),

v. Ulusal düzeyde yayımlanan bir başka gazetenin genel ağ

adresindeki bir habere göre Ankara Tren Garı önündeki saldırının faillerinden

Y.E.A. hakkında 23/7/2015 tarihinde yakalama kararı çıkarılmasına rağmen

yakalamaya yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, ayrıca saldırı yapılacağının

üç gün öncesinden bilindiği (15/10/2015 tarihinde yayımlanan söz konusu haberde

Y.E.A. ve Ö.D.D.nin dört aydır arandıkları, anılan kişilerin olay günü taksiyle

Ankara Garı'na geldikleri, DEAŞ'ın Gaziantep'te bulunan uyuyan hücrelerinde

-Suruç'taki saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen Ş.A.A. gibi- saldırıya

hazırlandıkları, Suruç'taki saldırıdan sonra emniyet istihbaratı tarafından

hazırlanan on altı kişilik canlı bomba listesinde Y.E.A. ve Ö.D.D.nin isim ve

resimlerinin de bulunduğu, söz konusu listenin bütün illerin güvenlik

birimlerine gönderildiği, mitinge yönelik saldırı yapılabileceğine dair

istihbaratın Ankara Tren Garı önündeki saldırıdan üç gün önce geldiği, bu

istihbarata istinaden Ankara'nın birçok noktasında yapılan operasyonlara rağmen

saldırganların bulunamadığı ve saldırının önlenememesi nedeniyle bazı kamu

görevlilerinin görevden alındıkları hususları ifade edilmiştir.),

vi. Başbakan'ın beyanlarına ve basında yer alan haberlere

göre canlı bombalara ait liste bilinmesine rağmen ele geçen bir kısım ses

kaydına istinaden ifadeleri alınan bazı canlı bombaların serbest bırakıldığı,

bu hususun devletin görev ve sorumluluklarını bilinçli olarak yerine

getirmediğinin göstergesi olduğu (Suç duyurusunda bulunan başvurucuların

dilekçelerinde belirttikleri genel ağ adresinde yer alan haberde DEAŞ hücresi

lideri olduğu iddia edilen M.D. ve iki arkadaşı hakkında 2014 yılında silahlı

terör örgütü üyeliği suçundan kamu davası açıldığı, aynı soruşturma kapsamında

aralarında Ş.A.A., Ö.D.D. ve Ö.D.D.nin ikiz kardeşi M.G.D.nin de bulunduğu on

dokuz şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği

hususları belirtilmiştir.),

vii. DEAŞ mensupları hakkında soruşturma yapılmasında ve

aranan örgüt mensuplarının yakalanmasında isteksiz davranılmasının Ankara Tren

Garı önündeki saldırının gerçekleşmesini kolaylaştırdığı öne sürülmüştür.

31. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlik kararı

verip soruşturma evrakını Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

32. 24/2/2016 tarihinde görevi kötüye kullanma suçu

nedeniyle hakkında zaten yürütülmekte olan bir soruşturmanın bulunduğu (Bahsi

geçen soruşturma paragraf 27'de belirtilen soruşturmadır.) gerekçesiyle Suruç

İlçe Emniyet Müdürü M.Y. ile ilgili soruşturmayı mevcut soruşturmadan ayıran

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, yer bakımından soruşturma görevinin

Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 25/2/2016 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiştir. M.Y. hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturmaya ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır.

33. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı iddiaların

soruşturma yapılmasını gerektirir nitelikte olmadığı ve suçlama yöneltilen

kişilerin kusurlu olarak değerlendirilecek eylemlerinin bulunmadığı

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

34. 15/12/2015 tarihli dilekçelerinde dile getirdikleri

iddiaları yineleyerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz eden Ceren

Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında kalan başvurucular; -öz

itibarıyla- Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının şikâyet edilen kamu

görevlileri ve onların idari amirleri yönünden resen soruşturma yapabileceğini,

soruşturmada müşteki, tanık ve şüpheli ifadelerinin alınmadığını, şikâyet

dilekçelerinin gerekli ölçüde delil barındırdığını öne sürmüştür.

35. Yaptığı itiraz incelemesinde Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığıyla aynı sonuca ulaşan Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliği, terör

eylemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini için idari yargıda dava

açılabileceğine işaret ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan

itirazı reddetmiştir.

36. Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında

kalan başvurucular, başka kişilerle birlikte kendilerinin ve/veya yakınlarının

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yukarıda bahsi geçen Abdullah

Akhamur ve diğerleri (2) başvurusunu 18/5/2016 tarihinde yapmıştır.

37. Anılan başvuru hakkında verilen 9/6/2020 tarihli

kabul edilemezlik kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...

61.

Başvurucular söz konusu

şikâyetlerini desteklemek için somut herhangi bir kanıt ortaya koymadan ve

şikâyet ettikleri kişilerin başvuruya konu saldırıyla bağlantılı herhangi bir

eyleminden söz etmeden güvenlik güçlerinin DEAŞ üyelerine yönelik sistemli bir

ihmalkârlık içinde olduğunu soyut bir biçimde ileri sürüp genel ağda

yayımlanmış birkaç habere gönderme yapmıştır. Ne var ki bahis konusu haberlerde

kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı

yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine, buna rağmen söz

konusu kişilerin Kültür Merkezi içinde ve çevresinde gerekli güvenlik

önlemlerini almadıklarına ilişkin bir bilgi bulunmadığı gibi güvenlik

güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için tehdit oluşturduğu bilinen veya

bilinmesi gereken Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığı kamu

makamlarınca bilinmesine rağmen yakalanmadığına dair bir malumat da

bulunmamaktadır... O hâlde başvurucuların Cumhuriyet Başsavcılığı önünde dile

getirdikleri iddiaların koruma yükümlülüğü bağlamında savunulabilir nitelikte

olduğu söylenemez. Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinden önleme araması kararı

alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik

olarak dışardan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde

veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme

araması yaptırmadığı iddiasıyla İlçe Emniyet Müdürü M.Y. hakkında Suruç Asliye

Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında sanığın neticeten 7.500 TL adli para

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesinin de bu sonuca bir etkisi yoktur.

Zira başvuruya konu edilen soruşturma M.Y. hakkındaki soruşturmayı kapsamadığı

-Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararında M.Y. hakkında

Suruç Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrı bir soruşturma yürütüldüğü açıkça

belirtilmiştir- gibi başvurucuların M.Y. hakkında yürütülen soruşturmayla

ilgili herhangi bir şikâyetleri de bulunmamaktadır. Kaldı ki M.Y. hakkındaki

yargılama başvurucuların ve/veya ölen yakınlarının yaşam hakkının korunmasıyla

ilgili olmayıp ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan M.Y.nin sorumlu

tutulup tutulamayacağının belirlenmesine ilişkindir (İhmal suretiyle görevi

kötüye kullanma suçunun yaşam hakkının korunmasıyla ilgili olmadığına ilişkin

bkz. Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 116).

62.

Hiç şüphesiz devletin

yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü uyarınca

doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulması, sorumlu

kişilerin belirlenmesi ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân

tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütmesi gerekir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

Ancak bu mecrubiyet, ölüm olayına karıştığı iddia edilen herkes hakkında etkili

bir ceza soruşturması yürütülmesini zorunlu kılmaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi,

ölüm olayının failleri ile birlikte hareket ettikleri iddia edilen kişiler

hakkında kovuşturmasızlık kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddiasının incelendiği Beste Güler Aslan ve diğerleri (B. No:

2015/9669, 19/2/2019, § 95) başvurusunda ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasını bir bütün olarak ele alıp daha derin ve etkili bir soruşturma

yürütülmesi konusunda haklı bir beklentiye girebilmeleri için başvurucuların

iddiaları hakkında soruşturma makamlarına daha sağlam argüman veya emare

sunmaları gerektiği sonucuna varmıştır.

63.

Başvurunun hâlihazırda [Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince]

yürütülmekte olan ceza soruşturmasıyla ilgili olmadığını ve başvuruda koruma

yükümlülüğü bağlamında savunulabilir bir iddianın bulunmadığını dikkate alan

Anayasa Mahkemesi, somut olayın koşullarında etkili soruşturma yükümlülüğünün

doğmadığı sonucuna varmıştır.

...”

D. M.Y.

Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturmasıyla İlgili Süreç

38. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği

yetkisizlik kararları (bkz. §§ 27, 32) üzerine M.Y. hakkında soruşturma

işlemlerine başlayan Cumhuriyet Başsavcılığı 4/4/2016 tarihinde istinabe

yoluyla M.Y.nin ifadesini almıştır. M.Y.nin ifadesi şöyledir:

“...16/07/2015 günü İstanbul ağırlıklı

olmak üzere çeşitli illerden Kobaniye geçmek üzere bazı vatandaşların Suruç

ilçesine geleceği istihbaratını aldıktan sonra gerekli tedbirlerimizi aldık,

hatta personel sayımız yetersiz olduğu için Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünden

personel talebinde bulunduk ve bu talebimizde karşılandı. 19/07/2015 gününden

itibaren ilçe giriş-çıkış ve genelinde gerekli tedbirlerimizi 24 saat esaslı

olmak üzere aldık, ilçeye giren bütün araçların gerekli kontrollerini yaptık.

Bunun öncesinde Suruç Sulh Ceza Hakimliğinden07/07/2015 tarihli önleme araması

kararı almıştık, bu karar doğrultusunda gerekli kontrollerimizi yaptık,

20/07/2015 günü yaklaşık 150 kişilik bir grup peyderpey çeşitli araçlarla ilçemize

geldi. Bu kişiler geldikçe gerekli aramaların henüz kendileri ilçeye girmeden

ilçe girişinde yaptık. İlçeye gelen gruplar bir müddet ilçe içerisinde

dolaştıktan sonra bu kişiler Suruç Belediyesine ait Amara Kültür Merkezi

içerisine gittiler. Bu kişiler Kobaniye geçmek için Kaymakamlıktan ve

Valilikten izin talebinde bulunacaklardı, hatta bu kişileri organize eden, yer

temin eden HDP'nin İlçe Başkanı ile İlçe Kaymakamımız ile birlikte bizzat

görüşerek bu kişilerin [tamamının]

Kobaniye geçişine izin verilmeyeceğini, en fazla 10 kişilik bir grubun izin

dahilinde geçme ihtimalinin bulunduğunu kendilerine söylemiştik. Bahsi geçen

grubun Amara Kültür Merkezinde herhangi bir basın açıklaması yada gösteri

yapacaklarına dair resmi olarak Suruç Kaymakamlığına herhangi bir müracaatları

olmadı. Ayrıca buna dair herhangi bir istihbari bilgi almadık. Belediye ait

olan Amara Kültür Merkezinde gelen grubun yaklaşık bir 150 kişi kadar toplandığı,

alınan bilgiler dahilinde bu sayının 300 kişi olacağını ve diğer geri kalan

grubun ise de ilçemize gelecekleri tarafımızca bilinmekteydi ve ayrıca Belediye

ve HDP İlçe Başkanlığı ile yapılan görüşmelerde [Belediyeye] ait olan

Kültür Merkezi içerisinde herhangi bir basın açıklaması etkinliği yapılmayacağı

sadece burayı toplanma alanı olarak belirlediklerini ve herhangi bir şekilde

Emniyet Birimlerinden arama talebinde bulunmadıklarını beyan [ettiler]. [B]una

[rağmen] Emniyet Görevlileri olarak Amara Kültür Merkezinin önünde ve

yanında iki sivil ekip tarafımdan görevlendirildi. Kültür Merkezine 100 Metre

mesafede iki ayrı noktada takviye kuvvetlerimiz konuşlandırıldı. Kültür Merkezi

civarında ve ana cadde üzerinde sivil ekiplerimiz şüpheli şahıslar üzerinde

gerekli aramayı yapmışlardır. Patlamanın olduğu esnada Amara Kültür Merkezinin

içerisinde bir grubun kimseye bilgi vermeden spontane bir şekilde basın

açıklaması yaptığını olay esnasında Kültür Merkezinde bulunan sivil memurlar

bana söylediler. Tam bu basın açıklamasının yapıldığı esnada da patlama meydana

gelmiştir. İlçeye gelen gruplara yönelik saldırı gerçekleştirileceğine dair

herhangi bir istihbari bilginin olmaması, bu organizasyonu gerçekleştiren

kişilerden herhangi bir talep olmaması, basın açıklaması yapılacağına dair bir

bilgi verilmemesi ve belediyeye ait olan özel mülk içerisinde önleme araması

yapılamayacağı gerekçesiyle biz bu Kültür Merkezi içerisine giren kişileri bire

bir arayarak içeriye sokma gibi bir eylemimiz olmadı. Benim yada o dönem ilçede

görev yapan bir memurun herhangi bir ihmali yoktur.”

39. Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce Suruç Sulh Ceza

Hâkimliğinden önleme araması kararı alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve

çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara

karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin

üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırmadığı, böylece yeterli güvenlik

tedbirini almadığı gerekçesi ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği

iddiasıyla M.Y. hakkında Suruç Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde

kamu davası açmıştır. İddianamede aralarında Onbirnisan Caddesi'nin de

bulunduğu pek çok cadde ve sokakta 8/7/2015-8/8/2015 tarihleri arası için 24

saat esasına göre önleme araması yapılmasına imkân veren Suruç Ceza Hâkimliği

kararının bulunduğu, Vali tarafından imzalanan Şanlıurfa İl Emniyet

Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu 17/7/2015 tarihli yazısına göre

emniyet tedbirlerinin alınmasından M.Y.nin sorumlu olduğu ve anılan yazıda tüm

personelin meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev

yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız şekilde bulunacağına ilişkin talimat

bulunduğu belirtilmiştir.

40. Ceza Mahkemesi sanığın sorgusunun yapılması için

Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinden istinabe talep etmiştir.

41. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve

Özge Sadet Semiz, vekilleri aracılığıyla Ceza Mahkemesine gönderdikleri

30/6/2016 tarihli dilekçelerinde sanığın sorgusunun istinabe yoluyla

yapılmamasını ve sanığın duruşmada hazır edilmesini istemiştir. Adı geçen

başvuruculara göre sanığın sorgusunun istinabe yoluyla yapılması, sanığa soru

sorma imkânlarını elinden alacak ve maddi gerçeğin ortaya çıkması mümkün

olmayacaktır. Böylece olaydan sorumlu başka kişiler de tespit edilemeyecektir.

42. Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesi sanığın sorgusunun

14/7/2016 tarihinde yapılmasına karar vermiş ancak sanığın sözü edilen tarihte

şehir dışında olacağına ilişkin dilekçesine istinaden sanığın sorgusunu

13/7/2016 tarihinde yapmıştır. Sanık sorgusunda daha önce verdiği ifadesini

tekrar edip savunmalarını içerir bir dilekçe sunmuştur. Bahsi geçen dilekçede

sanığın önceki beyanlarıyla uyumlu hususlar yanında Şanlıurfa İl Emniyet

Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısında belirtilen tedbirlerin

güvenlik güçlerinin korunmasına ilişkin olduğu yoksa olay yerinde bulunan

topluluğa yönelik canlı bomba saldırısı olacağına dair bir bilgi ve belgenin

olmadığı savunulmuştur.

43. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve

Özge Sadet Semiz, vekilleri aracığıyla Ceza Mahkemesine verdikleri 19/7/2016

tarihli dilekçelerinde sanığın sorgusunun yapılacağı 14/7/2016 tarihinde Muğla

1. Asliye Ceza Mahkemesine gittiklerini ancak kendilerine haber verilmeden

sanığın sorgusunun duruşmadan bir gün önce yapıldığını öğrendiklerini

belirterek sanığın sorgu için duruşmada hazır edilmesini ya da kendilerinin de

hazır bulunacağı bir duruşmada sanığın sorgusunun yapılması için yeniden

istinabe talep edilmesini istemiştir.

44. Başvurucuların davaya katılma talepleri Ceza

Mahkemesince kabul edilmiştir.

45. Başvuruya konu olay nedeniyle yaralanan başvurucular

Ceren Çoban ve Yasin Can ile O.K., Ceza Mahkemesince alınan ifadelerinde özetle

Suruç'a başka illerden geldiklerini ve yolda herhangi bir kontrolle

karşılaşmadıklarını beyan etmiştir. Ek olarak O.K., Kültür Merkezine girilirken

arama yapılmadığını söylemiş; başvurucu Yasin Can ise Suruç ilçesinde

arkadaşları ile gezerlerken kendilerini polis olarak tanıtan bazı kişilerin

genel bilgi toplama (GBT) sorgusu yaptıklarını hatta bir polis memurunun

kendilerine “Burada Daeş var. Neden Geldiniz?” dediğini ifade etmiştir.

46. Ceza Mahkemesi bazı katılanlar vekillerinin talebine

istinaden başvuruya konu olay nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma dosyasının bir örneğini istese de Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı,

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisine getirilen

kısıtlamayı gerekçe göstererek soruşturma dosyasının örneğini göndermemiştir.

47. Yapılan yargılamada katılanlar ve/veya katılanlar

vekillerince sanığa isnat edilen eylemin kasten öldürmenin ihmalî davranışla

işlenmesi suçunu oluşturması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi

gerektiğine, sanığın sorgu için duruşmada hazır edilmesine ya da katılanlar

vekillerinin de hazır bulunacağı bir duruşmada sanığın sorgusunun yapılması

için yeniden istinabe talep edilmesine, iki siyasi partinin ilçe temsilcileri

ile Suruç Kaymakamının tanık olarak dinlenmesine ve başvuruya konu olay

nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyası ile Ankara

Tren Garı önünde 10/10/2015 tarihinde meydana gelen canlı bomba saldırısına

ilişkin dava dosyasının getirtilmesine ilişkin talepler dile getirilmiştir.

Ceza Mahkemesi mevcut delil durumunu gerekçe göstererek görevsizlik kararı

verilmesine ilişkin talepleri, sanığın sorgusunun yapılmış olması ve yeniden

yapılacak sorgunun yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle sanığın

mahkemede hazır edilmesine ilişkin talepleri ve yargılamaya yenilik

getirmeyeceği gerekçesiyle diğer talepleri reddetmiştir.

48. Yaptığı yargılama sonunda sanığın neticeten 8 ay 10

gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar veren Ceza Mahkemesi, sanığın

kabul etmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasını geri bırakmamış ve hapis cezasını

sonuç olarak 7.500 TL adli para cezasına çevirmiştir. Karara göre hükmedilen

adli para cezası eşit taksitler hâlinde 12 ayda ödenecektir. Anılan kararın

gerekçesi şöyledir:

“...

... Canlı bomba olarak Suruç İlinde

Meydana gelen patlamada kendisini patlatan [Ş.A.A.] isimli şahsın terör nitelikli kayıp şahıs

olduğunun Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğüne bildirildiği, sanığa Suruç İlçesinde

meydana gelebilecek muhtemel olayların önlenmesi ve 'Görev alan tüm personel

meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde

dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır' şeklinde talimat, görev ve

sorumluluk verildiği, İlçe Emniyet Müdürlüğünün talebi doğrultusunda aralarında

canlı bomba saldırısının da meydana geldiği Onbirnisan Caddesinin de bulunduğu

pek çok cadde ve sokakta 08/07/2015-08/08/2015 tarihleri arası için 24 saat

esasına göre, milli güvenlik ve kamu düzeninin, başkalarının hak ve

hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya

bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti

amacıyla, kişilerin-üstlerinde, aracında Adli ve Önleme Aramaları

Yönetmeliğinin 19. maddesine göre önleme araması yapılmasına karar verildiği,

arama kararının bulunduğu cadde üzerinde olan Amara Kültür Merkezinin tek

girişinin olduğu, Kültür Merkezi çevresinin 1 metrenin üzerinde olan duvarlarla

örülü olduğu, sanığın görev ve sorumluluğunda olmasına rağmen olay tarihinde

patlamanın meydana geldiği Amara Kültür Merkezi önünde gerekli tedbirleri

almayarak Kültür Merkezi içerisine giren şahısların kimlik kontrolü ve üst

aramasını yaptırmayarak görevinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiği ve bu

sebeple kişilerin mağduriyetine yol açtığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı

suçu işlediği vicdani kanaati Mahkememizde hasıl olmuştur. Olayda meydana gelen

zararın ağırlığı da nazara alınarak sanık hakkında hükmolunan cezada alt

sınırdan uzaklaşılarak hüküm tesis edilmiştir.

...”

49. Ceza Mahkemesince verilen karar aleyhine yapılan

istinaf başvurusu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince (Ceza

Dairesi) 4/1/2018 tarihinde esastan kesin olarak reddedilmiştir (Başvuruya

ilişkin dilekçede istinaf isteminde bulunanların “Ali Sadet vd.”

şeklinde ifade edilmesi, katılma talebine ilişkin bir dilekçede isimleri geçen

bazı başvurucuların duruşmalarda yeniden katılma talebinde bulunup kendilerini

farklı vekillerle temsil ettirmeleri, UYAP üzerinden yapılan incelemede dava

dosyasında herhangi bir vekâletnameye rastlanmaması ve en önemlisi istinaf

istemine ilişkin dilekçeyi kaleme alan vekil tarafından verilen ve yukarıda

bahsi geçen 30/6/2016 ve 19/7/2016 tarihli dilekçelerde söz konusu vekilin

başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz'i temsil

ettiğinin belirtilmesi nedeniyle sözü edilen istinaf başvurusunun kimler adına

yapıldığı saptanamamıştır. Öte yandan Ceza Dairesince verilen kararda istinaf

isteminde bulunanlar Ali Sadet, Sunay Sadet, Özge Sadet, Özgen Sadet olarak

belirtilmiştir.). İstinaf istemine ilişkin 16/1/2017 tarihli dilekçede kararın

yeterli olmayıp kanuna ve hukuka aykırı olduğu belirtilerek istinaf isteminin

gerekçelerinin gerekçeli kararın tebliğ alınmasından sonra detaylı olarak

sunulacağı açıklanmıştır. Gerekçeli kararın istinaf isteminde bulunanların

vekillerine tebliğe çıkarıldığı anlaşılmakla birlikte istinaf isteminin

gerekçelerine ilişkin dilekçe verilip verilmediği tespit edilememiştir.

50. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur 6/7/2020 tarihinde

vefat etmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

51. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun “Önleme araması” kenar başlıklı 9. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Polis, tehlikenin veya suç

işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin

kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel

kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini

koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre

gerekli işlemleri yapar.

Arama talep yazısında, arama için makul

sebeplerin oluştuğunun gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir.

Arama kararında veya emrinde;

a) Aramanın sebebi,

b) Aramanın konusu ve kapsamı,

c) Aramanın yapılacağı yer,

ç) Aramanın yapılacağı zaman ve geçerli

olacağı süre,

belirtilir.

Önleme araması aşağıdaki yerlerde

yapılabilir:

a) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı

yerde veya yakın çevresinde.

...

c) Halkın topluca bulunduğu veya

toplanabileceği yerlerde.

...

d) Umumî veya umuma açık yerlerde.

e) Her türlü toplu taşıma araçlarında,

seyreden taşıtlarda.

Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık

olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.

Spor karşılaşması, miting, konser,

festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden

toplulukların oluştuğu hallerde gecikmesinde sakınca bulunan hal var sayılır.

...

Önleme aramasının sonucu, arama kararı

veya emri veren merci veya makama bir tutanakla bildirilir.”

52. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

“Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” kenar başlıklı 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal

ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun

işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adlî para cezasına,

...

Çevrilebilir.”

53. 5237 sayılı Kanun'un “Adli para cezası” kenar

başlıklı 52. maddesi şöyledir:

“(1) Adlî para cezası, beş günden az ve

kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere

belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile

çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine

ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk

Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve

diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının

belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir

edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini

göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün

kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil

verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar

verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz.

Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın

tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği

belirtilir.”

54. 5237 sayılı Kanun'un “Görevi kötüye kullanma”

kenar başlıklı 257. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

55. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin “Önleme araması kararı”

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Yönetmeliğin 8 inci maddesi, 9 uncu

maddesinin birinci fıkrası ve 25 inci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere,

önleme aramalarında işlemin yapılacağı kanunda belirtilen umumî ve umuma açık

yerlerde makul sebeplerin oluştuğunu ve millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel

sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç

işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü

silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacının ortaya çıktığını ve

tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler, kolluk tarafından önceden tespit

edilir ve aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî

âmirine, gerekçeleri ile birlikte yazılı olarak iletilir....”

B. Uluslararası

Hukuk

56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2.

maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi, devlete sadece kasten ve hukuka

aykırı olarak öldürmekten kaçınma yükümlülüğü değil aynı zamanda kendi

egemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için uygun

tedbirler alma yükümlülüğü de getirmektedir (L.C.B/Birleşik Krallık, B.

No: 23413/94, 9/6/1998, § 36; Osman/Birleşik Krallık, B. No: 23452/94,

28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, B. No:

46477/99, 14/3/2002, § 71).

57. Devletin bu konudaki yükümlülüğü, bir kimseye karşı

suç işlenmesini caydırıcı etkili ceza kanunu hükümlerini yürürlüğe koymak ile

bu hükümlerin ihlalini önlemek, suçu bastırmak ve cezalandırmak için adli bir

mekanizma kurmak suretiyle yaşama hakkını koruma şeklindeki temel görevinin

ötesine geçmektedir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No:

43577/98 ve 43579/98, 6/7/2005, §160; Mariano ve diğerleri/İtalya, B.

No: 28634/06, 15/12/2009, § 104). Bu bakımdan Sözleşme’nin 2. maddesi devlete,

belirli bazı koşullarda yetkililere başka birinin suç niteliğindeki eylemleri

nedeniyle yaşamı tehlike altında olan kişileri korumak için önleyici

operasyonel tedbirler alma şeklinde pozitif bir yükümlülük de yükler (Mastromatteo/İtalya,

B. No: 37703/97, 24/10/2002, § 67; Branko Tomašić ve

diğerleri/Hırvatistan, B. No: 46598/06, 15/1/2009, § 50; Opuz/Türkiye,

B. No: 33401/02, 9/6/2009, § 128).

58. Anılan yükümlülük, sadece ölümcül bir olayın

potansiyel hedefi olarak önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin

kişisel korunma gerekliliğine ilişkin durumlar açısından değil aynı zamanda

topluma genel koruma sağlama yükümlülüğünü doğuran durumlar açısından da

geçerli olabilir (Mastromatteo/İtalya, § 74). Bununla birlikte bahsi

edilen durum, Sözleşme’nin 2. maddesinden her tür potansiyel şiddeti önleme

şeklinde bir pozitif bir yükümlülük çıkarılabileceği anlamına gelmez. Esasen bu

yükümlülük, modern toplumlarda güvenliği sağlamadaki güçlükler, insan

davranışlarının önceden kestirilemezliği, operasyonel tercihlerin önceliklere

ve kaynaklara göre yapılmak zorunda oluşu akılda tutularak yetkililere imkânsız

veya orantısız bir külfet yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Osman/Birleşik

Krallık, § 116; Mariano ve diğerleri/İtalya, § 105).

59. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre devletin

koruma yükümlülüğünün ihlalinden sorumlu tutulabilmesi, ölüm neticesinin

yetkili ulusal makamların bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik

gerçek ve yakın bir riskin gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri

dâhilinde makul olarak beklenebilecek her şeyi yapmamaları nedeniyle

gerçekleştiğinin kanıtlanmasına bağlıdır (Osman/Birleşik Krallık, § 116;

Mastromatteo/İtalya, § 74; Mariano ve diğerleri/İtalya, § 109).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

60. Mahkemenin 8/6/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucular bazı haberlerden (bkz. § 30/iv, v, vi),

başta Dink/Türkiye (B. No:2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve

7124/09, 14/9/2010) olmak üzere bazı AİHM kararlarından, Anayasa Mahkemesinin Osman

Erbil (B. No: 2013/2394, 25/3/2015) kararından ve yukarıda bahsi geçen

12/10/2015 tarihli ön inceleme raporundan hareketle canlı bomba saldırılarına

ilişkin istihbarata rağmen kamu makamlarının saldırının gerçekleşmesini önlemek

için asgari tedbirleri bile almadığını oysa devletin toplantı ve gösteri

yürüyüşü hakkının kullanımı için gerekli şartları hazırlamakla yükümlü

olduğunu, olaydan sorumlu olduğunu iddia ettikleri siyasiler ve kamu

görevlileri hakkında hiçbir araştırma yapılmadığını ve M.Y.nin yalnızca görevi

kötüye kullanma suçu nedeniyle adli para cezasına mahkûm edilmesinin

eylemin cezasız kalması sonucunu doğurduğunu belirterek yaşam ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. Başvuruculara göre -başvuruya

konu olay öncesinde ve sonrasında meydana gelen benzer saldırılar dikkate

alındığında- kamu görevlilerinin sistematik ihmalleri, insanlığa karşı işlenmiş

suçlardır.

62. Sözü edilen ihlal iddiaları kapsamında başvurucular

ayrıca özet olarak;

i. Güvenlik güçlerinin saldırıdan önce Ankara Tren Garı

önündeki saldırının faillerinden Y.E.A.nın iletişimlerini dinlediğini, Suruç'ta

ve 10/10/2015 Cumartesi günü Ankara Tren Garı önünde meydana gelen saldırıları

gerçekleştiren canlı bombalar hakkında daha önce terör örgütü üyeliği nedeniyle

soruşturma başlatılmasına rağmen söz konusu kişilerin serbest bırakıldığını

hâlbuki güvenlik güçlerinin canlı bombalar tarafından saldırılar yapılacağından

haberdar olduğunu,

ii. Canlı bombalara ait liste bilinmesine rağmen ele

geçen bir kısım ses kaydına istinaden ifadeleri alınan bazı canlı bombaların

serbest bırakıldığını ve bu hususun devletin görev ve sorumluluklarını bilinçli

olarak yerine getirmediğinin göstergesi olduğunu,

iii. Canlı bombaların yakalanması için güvenlik

güçlerinin isteksiz davrandığını ve teknik takip de dâhil olmak üzere canlı

bombaların yakalanması için hiçbir tedbire başvurulmadığını, bu nedenle

Başbakanlık, MİT ve İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere konuyla ilgili tüm

kamu makamlarının olaydan sorumlu olduğunu,

iv. Saldırının faili Ş.A.A.nın 13/10/2014 tarihinde

Suriye'ye gittiğine ilişkin bilginin ilgili istihbarat birimlerine

ulaştırılmadığını,

v. 19/7/2015-24/7/2015 tarihinde gerçekleştirilecek

etkinliklere katılmak maksadıyla yola çıkan kişilerin içinde bulundukları

araçların Suruç girişinde polis ve jandarma tarafından durdurularak bu

kişilerin üstleri ile eşyalarının didik didik aranmasına, sözü edilen kişilerin

GBT kontrolüne tabi tutulmasına ve olay günü Suruç'un giriş çıkışların güvenlik

güçlerince kontrol altına alınmasına rağmen saldırıyı gerçekleştiren canlı

bombanın hiçbir güvenlik önlemine tabi tutulmadan olay yerine geldiğini,

vi. Olay öncesinde Kültür Merkezi önünde ve çevresinde

hiçbir güvenlik önleminin alınmadığını,

vii. Hakkında “terör nitelikli kayıp şahıs” kaydı

bulunan Ş.A.A.nın 5/6/2015 tarihinde Diyarbakır'da yapılan terör saldırısının

failiyle bağlantılı olduğunu,

viii. Olay sonrasında bir polis aracının içinden havaya

iki el ateş edildiğini,

ix. Kültür Merkezinin önündeki caddeyi trafiğe kapatan

güvenlik güçlerinin cankurtaranın geçişine ve olay yerindeki yaralıların sağlık

kuruluşlarına sevkine engel olduğunu, ayrıca güvenlik güçlerinin toplumsal

olaylara müdahale araçları (TOMA) ile panzerlerden gaz attıklarını -gaz

fişeğinin kastedildiği değerlendirilmiştir- ve Suruç Devlet Hastanesini uzun

süre giriş çıkışa kapattıklarını ileri sürmüşlerdir.

63. Bakanlık görüşünde öncelikle dosyada başvurucuların

hukuk veya idare mahkemelerinde tazminat davası açtığına dair bir bilgiye

rastlanmadığı belirtilerek ihlal iddiaları yönünden olağan başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediği konusunda değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

Ardından Bakanlık görüşünde; devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde olay

günü gerekli tüm tedbirlerin alındığı, olayda ihmali bulunduğu tespit edilen

kamu görevlisi hakkında makul sürat ve özenle yürütülen soruşturma ve

kovuşturma sonunda gerekli cezanın verildiği, ihmalî nitelikteki eylemin

cezasız kalmadığı iddia edilmiştir. Bakanlık görüşünde olay günü alınan

tedbirlerle ilgili olarak;

- Tüm ilçede önleme araması yapılmasına ilişkin sulh ceza

hâkimliği kararının temin edildiği,

- İlçenin giriş ve çıkışlarında arama ve kontrol

noktaları oluşturulduğu, güvenlik güçlerinin titizlikle önleyici mahiyette

faaliyette bulunduğu,

- Hâkim noktalara fazladan güvenlik görevlisi

yerleştirildiği,

- TOMA'lar ile diğer zırhlı araçların takviye kuvvet

olarak ilçeye gönderildiği,

- Önemli noktalarda sesli ve görüntülü kayıt yapıldığı,

- Çöp konteyneri ve menfez gibi gizli bölümlerde

patlayıcı madde aramaları yapıldığı,

- İlçeye giriş ve çıkışlarda kimlik kontrolü yapıldığı,

polis memurlarının ilçede düzenli olarak devriye gezdiği belirtilmiştir.

64. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

ihlal iddialarını yineleyip başvurunun ceza yargılamasına ilişkin olduğunu ve

bu nedenle tüketmeleri gereken başvuru yollarını tükettiklerini öne sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. İddiaların

Hukuki Açıdan Nitelendirilmesi ve Yaşam Hakkının Başvuruya Uygulanabilirliği

Yönünden

65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

66. Dile getiriliş biçimleri gözönünde tutulduğunda

başvurucuların etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair şikâyetleri ile

devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı için gerekli şartları

hazırlamakla yükümlü olduğuna ilişkin iddialarının özü de yaşam hakkının ihlal

edildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvuruda etkili başvuru hakkı ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden inceleme yapılmamıştır. Ayrıca

başvuruya konu olay, basın açıklaması yapmak üzere toplanan kalabalığın

bulunduğu bir yerde üzerindeki patlayıcı maddeleri patlatan bir kişinin

saldırısı sonucu gerçekleştiği için öldürücü niteliğe sahip olduğunda tereddüt

bulunmayan olayda yaralanan başvurucular yönünden de başvurunun yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

67. Öte yandan başvurucular olay sonrasında bir polis

aracının içinden havaya iki el ateş edildiğini, Kültür Merkezinin önündeki

caddeyi trafiğe kapatan güvenlik güçlerinin cankurtaranın geçişine ve olay

yerindeki yaralıların sağlık kuruluşlarına sevkine engel olduğunu, ayrıca

güvenlik güçlerinin TOMA ile panzerlerden gaz fişeği attığını ve Suruç Devlet

Hastanesini uzun süre giriş çıkışa kapattıklarını ileri sürseler de ölen

yakınlarının patlamadan sağ kurtulup kurtulmadığı, patlamanın ardından acil

sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyup duymadığı ve güvenlik güçlerince yapılan

gazlı müdahale ile Suruç Devlet Hastanesinin bir süreliğine giriş çıkışa kapatılmasının

kendilerini veya ölen yakınlarını ne şekilde etkilediği yönünde herhangi bir

açıklama yapmamışlardır. Ayrıca başvurucular, yakınlarının patlamalardan sağ

olarak kurtulduğunu ancak güvenlik güçlerinin gazlı müdahalesi ve/veya Suruç

Devlet Hastanesinin bir süreliğine giriş çıkışa kapatılması nedeniyle vefat

ettiğini de iddia etmemişlerdir. Bu nedenle toplumun menfaatinin korunmasını

amaçlayan ve halk davası (actio popularis) olarak isimlendirilen

başvuruların bireysel başvuru hakkı kapsamında olmadığı (Tezcan Karakuş

Candan ve diğerleri, B. No: 2014/5809, 10/12/2014, § 21; Mahmut Tanal, B.

No: 2014/11368, 23/7/2014, § 20; Liberal Demokrat Parti, B. No:

2014/11268, 23/7/2014, § 18) da dikkate alındığında başvurucuların sözü edilen

şikâyetlerinin yaşam hakkı veya Anayasa ile Sözleşme'nin ortak koruma

alanındaki bir başka hak, ilke veya yasak kapsamında incelenmesinin mümkün

olmadığı sonucuna varılmıştır.

68. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes,

yaşama... hakkına sahiptir.”

69. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

… kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet

ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır."

2. İncelemenin

Kapsamı Yönünden

70. Başvurucular işbu başvuruyu, Suruç Sulh Ceza

Hâkimliğinden önleme araması kararı alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve

çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara

karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin

üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırmadığı, böylece yeterli güvenlik

tedbirini almadığı iddiasıyla M.Y. hakkında yapılan ceza yargılaması üzerine

yapmışlardır. Ayrıca aralarında Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında

kalan başvurucuların da bulunduğu bazı kişilerin olaydan Cumhurbaşkanı'nın,

Başbakan'ın, İçişleri Bakanı'nın, Millî Savunma Bakanı'nın, Genel Kurmay

Başkanı'nın, Emniyet Genel Müdürü'nün, Şanlıurfa Valisi'nin, Suruç

Kaymakamı'nın, Suruç İlçe Emniyet Müdürü'nün, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde

görevli Çevik Kuvvet Şube Müdürü ile Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube

Müdürü'nün, MİT Müsteşarı'nın ve suç işlemiş MİT ve emniyet görevlilerinin de

sorumlu olduğunu ileri sürerek yaptıkları suç duyurusu üzerine ayrı bir

soruşturma süreci işlemiş (bkz. §§ 29-35) hatta anılan başvurucuların

kendilerinin veya yakınlarının yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaları Abdullah Akhamur ve diğerleri (2) başvurusunda (bkz. §

37) incelenmiştir. Bu nedenle başvurucuların olaydan sorumlu olduğunu iddia

ettiği siyasiler ve kamu görevlileri hakkında hiçbir araştırma yapılmaması

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden işbu başvuru

kapsamında ayrı bir inceleme yapılmamış, ihlal iddiaları M.Y. hakkında

yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde değerlendirilmiştir.

3. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu

Mehmet Şerif Akhamur Yönünden

71. Bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas

itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya

da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler

olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine

göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ bulunan ve dolayısıyla

da Anayasa ve Sözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin

sona ermesinden meşru ve kişisel bir menfaati bulunan kimseler de dolaylı

mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabileceklerdir (Engin Gök ve

diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim mağdurun bizzat

başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu

kimi durumlarda -özellikle yaşam hakkının söz konusu olduğu- başvurucuların

ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden dolaylı olarak

etkilenmeleri nedeniyle bu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru

yapabilecekleri kabul edilmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014).

72. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80.

maddesine göre başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin

olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar verilebilir

ancak Anayasa'nın uygulanması, yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı

hâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebilir.

73. Somut olayda, başvurucu Mehmet Şerif Akhamur 6/7/2020

tarihinde vefat etmiş ancak başvurucu Mehmet Şerif Akhamur'un yakınları söz

konusu ölüm olayını Anayasa Mahkemesine bildirmemiş, Mehmet Şerif Akhamur'un

başvuruyu hangi mağdur sıfatıyla (doğrudan mağdur, dolaylı mağdur) yaptığı

konusunda bilgi vermemiş ve ölüm tarihinden itibaren makul bir süre içinde

başvuruya devam etme isteklerini iletmemişlerdir. Başvurunun başvurucu Mehmet

Şerif Akhamur yönünden incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan herhangi bir

neden de tespit edilmemiştir (Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yolunda

başvurucuların başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde mirası reddetmeyen

mirasçıların başvuruya devam etmelerini sağlama yükümlülüğünü üstlenmesinin

Anayasa Mahkemesinin asli görevini yerine getirmesi önünde engel teşkil edecek

ve böylelikle Anayasa Mahkemesini temel işlevinden uzaklaştırabilecek olması

nedeniyle bireysel başvurunun niteliğine uygun düşmediği yönündeki karar için

bkz. İskender Kaya ve diğerleri, B. No: 2014/7674, 23/3/2017, § 19).

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Mehmet Şerif Akhamur

yönünden başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

b. Başvurucular

Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız,Ümran

Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurulabilmesi için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

76. Ceza Dairesince verilen karardan anlaşıldığına göre Ceza

Mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunanlar yalnızca Ali

Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz'dir. Ayrıca başvurucular

Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran

Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can; kendilerinin de istinaf isteminde

bulunduğunu veya Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz ile

yakınlıklarının bulunduğunu ve ortak yakınlarının ölümüne istinaden ceza

yargılamasına katılmaları nedeniyle kendilerinin istinaf başvurusunda

bulunmalarına gerek bulunmadığı yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır. Bu

nedenle başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül,

Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can'ın bireysel

başvuru öncesinde olağan kanun yollarını tüketmedikleri sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucular Ceren Çoban,

Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur

Şeker Özer ve Yasin Can yönünden başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Başvurucular

Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz Yönünden

78. Bireysel başvuru formunda anılan başvurucular olayda

hayatını kaybeden kimin yakınları olduklarına ve yakınlığın derecesine ilişkin

bilgilere yer vermemiştir. Bununla birlikte başvuru aşağıda açıklanan

nedenlerle her hâlükârda kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların mağdur

sıfatı ve bu bağlamda kişi bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik

kriteri yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir

(benzer değerlendirme için bkz. Abdullah Akhamur ve diğerleri, B. No:

2015/14355, 31/10/2018, § 56; Abdullah Akhamur ve diğerleri (2), § 54).

79. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif

yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 50).

80. Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kamusal bir

yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir

bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır. Pozitif yükümlülükler

kapsamında ise devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 51).

81. Anılan pozitif yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi

için devletin;

i. Yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve

diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149),

ii. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda, görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu

tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53),

iii. Önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin

yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak

için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide

Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Bu ödev, bireylerin yaşam

hakkının terörden kaynaklanan bir tehdit altında olduğu durumlar için de söz

konusudur (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 62).

82. Bununla birlikte yetkili makamlardan yaşamla ilgili

her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler

alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi

özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate

alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak

şekilde yorumlanması da mümkün değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 53).

83. Somut olayda başvurucuların yaşam hakkının koruma

yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu kapsamındaki şikâyetleri -tıpkı Abdullah

Akhamur (2) başvurusunda olduğu gibi- iki hususa ilişkindir:

i. Saldırı öncesi istihbarata rağmen yaşamı koruyucu

önlemler alınmamıştır.

ii. Saldırıyı gerçekleştiren canlı bomba, aranmasına

rağmen yakalanamamıştır.

84. Başvurucuların anılan iddiaları hakkında bir sonuca

varabilmek için başvurucuların savlarının dayanağını oluşturan belgeler ile

M.Y. hakkında yürütülen ön inceleme de dâhil olmak üzere başvuruya konu edilen

ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeler sırayla değerlendirilmelidir.

85. Başvurucuların şikâyetlerini desteklemek için somut

herhangi bir kanıt ortaya koymadan güvenlik güçlerinin DEAŞ üyelerine yönelik

sistemli bir ihmalkârlık içinde olduğunu soyut bir biçimde ileri sürüp genel

ağda yayımlanmış birkaç habere gönderme yaptıkları görülmektedir. Ne var ki

bahis konusu haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan

kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine,

buna rağmen Kültür Merkezi içinde ve çevresinde önleme aramasını da kapsayacak

şekilde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığına ilişkin bir bilgi

bulunmadığı gibi güvenlik güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için gerçek

ve yakın bir tehdit oluşturduğu bilinen veya bilinmesi gereken Ş.A.A.nın

saldırı öncesinde nerede saklandığının kamu makamlarınca bilindiğine, buna

karşın Ş.A.A. hakkında hiçbir işlem yapılmadığına dair bir malumat da

bulunmamaktadır.

86. Başvuruya konu edilen ceza soruşturmasına gelince

M.Y. hakkında açılan kamu davası sonucunda adli para cezasına hükmedilmesinin

gerekçesi M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesinin gerekçesi ile aynıdır:

Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve

Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına rağmen Kültür Merkezi

önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel

saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla

kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmaması. Lakin olay

tarihinde gerçekleşen saldırıya yönelik herhangi bir istihbarat bilgisine

istinat etmeyen söz konusu yazıdaki tedbirlerin esbabımucibesi, bir terör

örgütünün yapısı içerisinde faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde

Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye

çalışacak olmalarıdır (bkz. § 22). Ayrıca Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği

7/7/2015 tarihli önleme araması kararı somut hiçbir yaşamsal tehdide

dayanmamaktadır (bkz. § 21). Şüphesiz başvurucuların da iddia ettiği gibi

Ş.A.A. “terör nitelikli kayıp şahıs” olarak güvenlik güçlerince

aranmaktadır ancak bu aranmanın sebebi anılan kişinin herhangi bir zaman dilimi

içinde olayın gerçekleştiği bölgede ve/veya olay günü toplanan kişilere yönelik

bir saldırı gerçekleştireceğinden veya bu yönde bir talimat vereceğinden şüphelenilmesi

değil radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı

yollardan yurt dışına çıkabilecek olmasıdır (bkz. § 20). Bu durumda Ş.A.A.nın

başvurucuların yakınlarının yaşamı için açık ve yakın bir tehdit teşkil ettiği

ve bu hususun kamu makamlarınca bilindiği veya en azından bilinmesi gerektiği

söylenemez. O hâlde başvuruya konu olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine ilişkin iddia açıkça dayanaktan yoksundur (genel koruma

yükümlülüğünün söz konusu olduğu hâllerde de devletin bir ölüm olayından

sorumlu tutulabilmesi için ölüm neticesinin yetkili ulusal makamların

bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin

gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri dâhilinde makul olarak

beklenebilecek her şeyi yapmamaları nedeniyle gerçekleştiğinin kanıtlanması

gerektiği yönündeki AİHM kararları için bkz. § 59'ta belirtilen Mastromatteo/İtalya

ve Mariano ve diğerleri/İtalya).

87. Başvurucuların M.Y. hakkında yürütülen ceza

yargılamasıyla ilgili tek şikâyetleri M.Y.nin hapis cezası yerine adli para

cezasına mahkûm edilmiş olmasıdır. Lakin yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine ilişkin iddianın incelemesi sırasında yapılan değerlendirmeler

dikkate alındığında M.Y.ye isnat edilen ihmali nitelikteki eylem, etkili

yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği istisnai

hâllerden değildir (yaşamı koruma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını

gerektirdiği istisnai hâller konusunda örnek kararlar için bkz. Kenan Sayın,

B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47; Bedrettin Yalçin ve diğerleri, B.

No: 2014/16380, 9/1/2018, §§ 67-69; Dilek Genç ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/3944, 1/2/2018, § 58; Naziker Onbaşı ve diğerleri, B. No:

2014/18224, 9/5/2018, §§ 51, 53). Bu nedenle Ceza Mahkemesinin görevini ihmal

ettiği sonucuna varmasına rağmen M.Y.yi adli para cezasına mahkûm etmesi yaşam

hakkının usul boyutunun ihlaline neden olmamıştır [Başvuruya konu

yargılamalarda idareye ya da idarenin çalışanlarına atfedilen işlemlerin veya

eylemlerin sabit görülmesi, Anayasa Mahkemesinin veya AİHM'in farklı

değerlendirme yapmasına engel olmaz. Nitekim AİHM Şahinkuşu/Türkiye (B.

No: 38287/06, 21/6/2016) başvurusunda Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin zorunlu

askerlik hizmetini ifa eden başvurucuların yakınının ölümü nedeniyle açılan tam

yargı davasında idareyi kusurlu bulup tazminata hükmetmesine rağmen intihar

olasılığını öngörmemekle suçlamanın ilgililere gerçek dışı ve aşırı bir yük

yükleyeceğini belirterek yaşam hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.].

88. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur tarafından ileri

sürülen iddiaların incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin

kalmamış olması nedeniyle başvurunun DÜŞMESİNE,

2. Başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan,

Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can

yönünden başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA

3. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve

Özge Sadet Semiz'in yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 8/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Ali SADET 2. Ceren ÇOBAN 3. Dilek KAYA 4. Mehmet ÖZKAN 5. Mehmet Şerif AKHAMUR 6. Nimet YURTGÜL 7. Özge SADET SEMİZ 8. Özgen SADET 9. Sultan YILDIZ 10. Sunay SADET 11. Ümran AKHAMUR 12. Yağmur ŞEKER ÖZER 13. Yasin CAN Başvurucular Vekili : Av. Gülhan KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/6838, 8 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olayın
  10. B. Suruç
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucuların
  17. B. Değerlendirme
  18. A. 1. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur tarafından ileri
  19. Edilemez Olduğuna
  20. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/6838
Tarih
8 Haziran 2021

İlgili Kararlar

  • Malaklar İnş. Taah. Gıd. Mad. San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2018/3296)
  • İbrahim Moran Başvurusu (B. No: 2016/14675)
  • Mehmet Girasun ve Ömer Elçi Başvurusu (B. No: 2015/15266)
  • Abidin Meşe ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/11213)
  • Zahide Özge Biner Derdoy Başvurusu (B. No: 2018/17859)
  • Menduh Temiz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/33165)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.