İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alper Can Aykaç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16563)

1. Başvuru; Gezi Parkı gösterileri olarak bilinen

Başvuru No2015/16563Tarih23 Haziran 2020Okuma34 dk · 6.877 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alper Can Aykaç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Haziran 2020
Başvuru Numarası
2015/16563
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.877 kelime·34 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; Gezi Parkı gösterileri olarak bilinen

toplumsal olaya kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydana

gelmesi ve bu olaya yönelik şikayetlerin soruşturmasının etkili yürütülmemesi

nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. 2015/16563, 2015/16565, 2015/16567, 2015/16569,

2015/16570 numaralı başvurular 15/10/2015 tarihinde; 2016/14099 numaralı

başvuru 1/8/2016 tarihinde; 2020/9199 numaralı başvuru 28/12/2016 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvuruların aynı olaya ilişkin olması nedeniyle

aralarında fiilî bağlantı bulunduğu değerlendirilerek başvuruların

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Komisyonca birleştirilen başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük)

71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu

alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvuruculardan 1983 doğumlu Alper Can Aykaç ve 1988

doğumlu Ayşegül Kumaş avukattır. 1984 doğumlu başvurucu Muhip Hilooğlu ve 1982

doğumlu başvurucu Mehtap Koç öğrenci olduklarını beyan etmiştir. 1986 doğumlu

başvurucu Ebru Ak ise mesleğini açıklamamıştır.

10. Başvurucular 31/5/2013 tarihinde Gezi Parkı olayları

olarak bilinen, Türkiye geneline yansıyan kitlesel gösterinin Eskişehir'de

gerçekleştiren kısmına katılmışlardır. 31/5/2013 günü akşamından 1/6/2013 günü

sabahına kadar yapılan gösterilere kolluk güçleri bedensel kuvvet kullanmak ve

toplumsal müdahale aracı (TOMA) vasıtasıyla su ve gaz sıkmak suretiyle müdahale

etmiştir.

11. Başvurucuların ortak anlatımlarına göre

göstericilerden kimse direnmemesine rağmen toplamda 176 kişi gerekmediği hâlde

şiddet görerek kolluk memurları tarafından yakalanmıştır. Başvurucular 30-40

kez -kimisi 20-30 kez olarak ifade etmektedir- copla darbedilmiş, yüzleri hedef

alınarak kendilerine biber gazı içerikli sprey sıkılmış, hakaret içerikli sözlü

şiddete maruz kalmışlardır. Başvurucu Muhip Hilooğlu ayrıca gözaltına alınarak

tutulduğu polis otobüsünde kafasına ve kulak kısmına copla darbe alarak

yaralanmıştır. Başvurucular Alper Can Aykaç ve Ayşegül Kumaş gözaltına

alınmamıştır.

12. Kolluk tarafından düzenlenen Olay Tutanağı'na göre

31/5/2013 günü saat 18.00'de Hopa olaylarının yıldönümü nedeniyle

toplanan bir kısım siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunun yaklaşık 250 üyesi

sloganlar eşliğinde yürüyüş yapmış, ardından gerçekleştirilen basın açıklaması

sonrası saat 18.50 civarında Gezi Parkı'nın yıkılmasını protesto etmek amacıyla

bekleyen kalabalık grupla birleşerek toplamda ortalama 1.500 kişiye ulaşmıştır.

(Daha sonra bu grubun farklı bölgelere (sokaklara) farklı çoğunlukta ayrıldığı

anlaşılmıştır.)

-19. 00-21.45 saatleri arasında slogan atarak gösteri

yürüyüşü yapan bu gruptan bir kısım göstericinin tramvay ve karayolu trafiğini

aksatması üzerine saat 22.00'de kolluk güçleri tarafından önlerine barikat

kurularak grubun en sonundan duyulabilecek şekilde dağılmaları hususunda gruba

yedi sekiz kez uyarı yapılmıştır. Ancak grup bir siyasi partinin (iktidar

partisinin) il binasına yürümek istedikleri konusunda ısrar etmiş, yanlarında

bulunan içi dolu-boş şişe ve taşları barikatta bulunan kolluk görevlilerine

atmış, bunun üzerine gruba kademeli olarak TOMA vasıtasıyla su ve gaz sıkılmak

suretiyle müdahale edilmiştir. Bu sırada yakalanan birkaç gösterici daha sonra

Savcılık talimatı doğrultusunda adli muayene raporu alındıktan sonra serbest

bırakılmıştır (İsimleri yazılı bu göstericiler arasında başvurucular

bulunmamaktadır).

-Aynı gece saat 22.00'de 600-700 kişiden oluşan grubun

diğer kısmına farklı bir yerde (Salana Köprüsü üzerinde) kolluk güçleri

tarafından müdahalede bulunulmuştur. Ancak müdahaleye rağmen grubun

dağılmayarak bulunduğu yerden geri dönmesi üzerine, tramvay ve kara yolu

trafiğini aksatması nedeniyle saat 00.00'da dağılması hususunda birden fazla

kez gruba uyarıda bulunulmuştur. Uyarılara rağmen dağılmayan gruptaki kişiler

yanlarında bulunan şişe ve taşları kolluk görevlilerine atmışlardır. Bu

kişilere TOMA vasıtasıyla su ve gaz sıkılmak suretiyle müdahale edilmiş ise de

küçük gruplar hâlinde kaçan bu kişilerden bir kısmı yoldaki çöp konteynırlarını

dağıtmış, çiçek saksılarını ve bankları barikat hâline getirmiş, tretuvar

taşlarını parçalayıp kolluk memurlarına atmıştır. Saat 01.00'de tekrar

toplanmaya başlayan grup üyeleri yoldaki eşyaları ateşe vererek yolu araç ve

yayalara kapatmıştır. Bu sırada on kolluk memuru atılan taş ve diğer cisimlerle

vücutlarının değişik yerlerinden yaralanmıştır. Saat 04.30'a kadar kolluk

güçleri geri çekilerek beklemeye başlamış, dağılan küçük grupların tekrar bir

araya gelerek toplanması ve bir siyasi partinin il binasına yönelmesi üzerine

saat 06.00'da gruba müdahale etmiş ve orantılı güç kullanmak suretiyle yaklaşık

176 kişiyi yakalamıştır (Başvuruculardan Muhip Hilooğlu, Mehtap Koç ve Ebru Ak

yakalanan bu grup içinde bulunmaktadır).

A. Başvurucular

Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturma Süreci

13. Başvurucuların tamamı hakkında Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığınca (Savcılık) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etme suçunu işledikleri iddiasıyla soruşturma

açılmış, yapılan soruşturma sonunda aynı suç isnadıyla ceza davası açılmıştır.

14. Eskişehir 5. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi)

tarafından yapılan yargılama sonunda 14/11/2014 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) 10. ve 11. maddeleri gereğince üzerilerine atılı suçun

unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle başvurucuların beraatine karar

verilmiştir. Ceza Mahkemesince ayrıca başvurucuların savunma ve iddiaları

dikkate alınarak zor kullanma yetkisinin aşılması ve işkence suçu yönünden

soruşturma yapılması için Savcılığa bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir.

Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Mevcut olayımızda da soruşturma

dosyası kapsamında yapılan tespitlerde, sanıkların birebir aşırıya kaçan şiddet

eylemlerine katıldıklarına dair somut tespit bulunmadığı yönünde yukarıda

yaptığımız değerlendirmeler ışığında; sanıkların sırf gösteriye katılmak

veyahut pasif olarak da olsa şiddet hareketlerini içerir mahallerde

bulunduğunun tespiti, mahkememizce bireyin toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkını

ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiş ve sanıkların gösteri ve yürüyüşe

katılımlarının Sözleşme'nin 10 ve 11. maddesinde koruma altına alınan ifade

özgürlüğü, toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkını ortaya koyduğu ve bu haliyle

eylemlerin suç teşkil etmediği kanaatine varılmış ve sanıkların beraatine karar

verilerek..."

15. Ceza Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olup inceleme

tarihi itibarıyla Yargıtayda temyiz aşamasında olduğundan henüz

kesinleşmemiştir.

B. Sağlık

Raporları

16. Başvurucu Alper Can Aykaç hakkında düzenlenen

raporlar:

- Eskişehir Devlet Hastanesi (Devlet Hastanesi) Beyin

Cerrahi Bölümüne ait 6/6/2013 tarihli raporda, sağ maxiller bölgede künt

travmaya bağlı ödem ve yüzeysel erozyon, ensede sağ ve sol kol ve ön kolda, sol

lomber bölgede ve her iki bacakta künt travmaya bağlı ekimotik lezyonlar

saptanmış; horizontal nistagmusun mevcut olduğu açıklanarak kommosyo

selebrinin (beyin sarsıntısı) kayıtlı olduğuna yer verilmiştir.

- Eskişehir Adli Tıp Kurumu (ATK) Şube Müdürlüğü

tarafından düzenlenen 29/4/2014 tarihli raporda; Devlet Hastanesince tespit

edilen bulgulara göre başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir

duruma neden olmadığı, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte

olmadığı ve vücuduna acı verecek nitelikte olduğu belirtilmiştir.

17. Başvurucu Ebru Ak hakkında düzenlenen raporlar:

- ATK tarafından yapılan 4/6/2013 tarihli muayene sonrası

düzenlenen raporda, başvurucunun sol el bileğinde yumuşak doku travmasına bağlı

10x10 cm şişlik, kafasında sağ parietal bölgede 5x5 cm şişlik, sol kol

dış kısımda 25x20 cm alanda ekimoz, ensede 5x5 cm ekimoz, sağ

omuzda 5x5 cm, sırtta sağ tarafta 5x5 cm ekimoz, sol ayak bileğinde

15x10 cm alanda şişlik ve morluk tespit edilmiş; tespit edilen bulgulara göre

başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığı

ancak vücudunun tamamında 20 cm üzeri yumuşak doku yaralanması saptandığından

basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte debulunmadığıyönünde görüş

bildirilmiştir.

- ATK tarafından düzenlenen 9/5/2014 tarihli raporda,

başvurucunun sol el ve sol ayak bileğinde lif kopması şüphesi bulunduğundan

ortopedi uzmanı tarafından muayenesi gerektiği belirtilmiştir.

18. Başvurucu Mehtap Koç hakkında düzenlenen

raporlar:

- Devlet Hastanesinin Ortopedi Bölümüne ait 5/6/2013

tarihli raporda, başvurucunun sağ kolunda hematom, sağ elinin üçüncü

parmağında yumuşak doku travması tespit edilmiş olup kırık bulunmadığına yer

verilmiştir.

- ATK tarafından düzenlenen 18/6/2013 tarihli raporda;

Devlet Hastanesince tespit edilen bulgulara göre başvurucunun yaralanmasının

yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığı, basit tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek hafiflikte olduğu bilgisi yer almaktadır.

19. Başvurucu Ayşegül Kumaş hakkında düzenlenen rapor:

-4/6/2013 tarihli ATK tarafından düzenlenen raporda,

başvurucunun yapılan muayenesinde burun kökünden sağ üst göz kapağına doğru

uzanan 5x2 cm ekimoz-sıyrık, sağ dirsek dış yanda 7x5 cm ekimoz,

sağ el bileği sırtında 3x5 cm ödem ve kırmızı renkte ekimoz, sağ diz dışi

yanda 1x1 cm ekimoz, sağ omuz başında subjektif ağrı, sağ ayak bileği

dış yanda 5x5 cm ekimoz ve hafif şişlik bulunduğu, tespit edilen

bulgulara göre başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma

neden olmadığı ancak basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte

debulunmadığı tespiti yapılmıştır.

20. Başvurucu Muhip Hilooğlu hakkında düzenlenen rapor:

- ATK tarafından düzenlenen 4/6/2013 tarihli raporda;

başvurucunun yapılan muayenesinde sağ kulak kepçesi arka kesimde -okunabildiği

kadarıyla- sütüre raddi yara ve kulak kepçesi arka kesimde, saçlı deride

3x1 cm ekimoz, sağ el bileği sırtında 5x2 cm sıyrık ve ekimoz,

sırt alt sağ yanda subjektif ağrı şikâyetinin bulunduğu, bu bulgulara göre

başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmadığı

ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek hafiflikte olduğu tespiti

yapılmıştır.

C. Kolluk

Görevlileri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

21. Başvurucular 3/6/2013 tarihinde kolluk görevlileri,

doktorlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işkence suçunun işlendiği

iddiasıyla Savcılığa şikâyette bulunmuşlardır.

22. Savcılık tarafından, olay yerinde görevli olan kolluk

memurlarının isimlerini gösterir görev listeleri farklı kolluk birimlerinden

temin edilmiştir.

23. Başvurucular, farklı tarihli dilekçeleriyle

kendilerine sözlü ve fiilî şiddette bulunan kolluk görevlileri ile olaya tanık

olan görevlileri kask numaralarından tespit ettiklerini belirtip teşhis

edebileceklerini ileri sürerek bu kişilerin kimliklerini soruşturma makamına

bildirmişlerdir.

24. Kimlikleri bildirilen otuz kolluk görevlisi şüpheli

sıfatıyla Savcılıkça dinlenmiştir. Şüpheli polisler genel olarak üzerilerine

atılı suçlamayı kabul etmemiş, olay yerinde -bazısı başvurucuların

yaralandıklarını beyan ettikleri yerden farklı bir sokakta- görevli olduklarını

ancak başvurucuları darbetmediklerini ifade etmişlerdir. Şüpheli polislerin

çoğu soruşturma makamlarına bildirilen kask numaralarının kendilerine ait

olduğunu kabul etmiş; bir kısmı olay günü kasklarını kullanmadığını, ayrıca cop

veya benzeri bir alet taşımadığını belirtmiştir.

25. Tanıklar P.C., T.A. ve S.G., müdahale esnasında darp

olayını görmediklerini ifade etmiştir. Polis memuru olarak olayları kameraya

kaydeden tanık S.G., yaralı kimseyi görmediğini, hareket hâlinde olunması

nedeniyle sağlıklı görüntü kaydedemediğini, bir kadın göstericinin koşarken

düşmesi nedeniyle ambulans çağrıldığını belirtmiştir. Buna karşın P.C. ve T.A.,

gözaltı nedeniyle polis aracında beklendiği esnada başvurucu Ebru Ak'a yönelik

hakaret ve kötü muamelede bulunulduğunu ancak bu eylemi gerçekleştiren polis

memurunu teşhis edemeyeceklerini beyan etmiştir.

26. Olay yerini gösteren güvenlik kamera görüntüleri

bilirkişi aracılığıyla incelenmiştir. Toplam iki görüntüyü -ki bu görüntülerden

biri başvurucular tarafından soruşturma dosyasına sunulmuştur- inceleyen

bilirkişi tarafından düzenlenen 4/12/2014 tarihli rapora görüntüler fotoğraf

hâline getirilmek suretiyle eklenmiştir. Bilirkişi raporunun sonuç kısmı şöyledir:

"...güvenlik kameragörüntü

kayıtlarıiçerisindenşüphelişahıslaraaitgörüntülerin tespiti ve iyileştirilmesi

için görüntü büyütme işi, filtreleme ve onarma, renk ve parlaklık değerlerinin

düzenlenmesi işlemlerinin uygulandığı, neticeten olayların meydana geldiğiyerdekiibraz

edilen kameragörüntülerinden gösterici grup ile polisin karşılaştığı anda

arbede yaşandığı, ancak kameraya olan uzaklık ve kamera çözünürlüğünün düşük

olması gibi nedenlerden dolayıkimin kime vurduğunun çıplak gözle tespitinin

mümkün olmadığı, göz altına alınma işlemi sırasında her hangi bir darp olayına

rastlanılmadığının görüldüğü..."

27. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonunda

2/6/2015 tarihinde şüpheli polis memurları ile üç doktor hakkında kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına dair ek karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Müşteki şüpheliler ve

müştekilerin suç tarihinde gösteriler sırasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde

görevli polis memurları tarafından süpürme hareketi ve sonrasında orantısız güç

kullanılarak darp edildikleri anlaşılmışsa da atılı suçu işleyen

şüphelilerinsomut olarak tespit edilemediği, müşteki şüpheliler ve müştekilerin

her ne kadar kendilerine yapılan darp eyleminin işkence suçunu oluşturduğunu

ifadelerinde beyan etmişlerse dekimliği belirsiz şüpheliler tarafından müşteki

şüpheliler ve müştekilere yönelik sistematik olarak ve belli bir süreç

içerisinde eylemde bulunulduğuna yönelik delil elde edilemediği, işkence

suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamına göre müşteki şüpheliler

ve müştekilerin darp edilmesi olayının kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle kasten yaralama eylemini oluşturduğu, bu yönde

kimliği belirsiz şüpheliler yönünden soruşturmanın devam ettiği, bu nedenle

şüpheliler ve kimliği belirsiz şüpheliler hakkında işkence suçu yönünden soyut

iddia dışında kamu davasının açılmasınıgerektirir delil elde edilemediği,

Müşteki şüpheliler ve müştekilerin

haklarında soruşturma yürütülen şüpheliler tarafından darp edildiklerine dair

müşteki şüpheliler ve müştekilerin soyut iddiaları dışında kamu davasının

açılmasını gerektirir delil elde edilemediği,

Müşteki şüpheliler ve müştekilerin soyut

iddiaları dışında hakaret, tehdit, cinsel taciz, mala zarar verme ve

görevikötüye kullanma-görevi ihmal suçlarının işlendiğine dair kamu davasının

açılmasını gerektirir delil elde edilemediği,

Şüphelilerin savunmalarında suçlamaları

kabul etmedikleri, müşteki şüpheliler ve müştekilerle karşı karşıya

gelmediklerini, kendilerini darp edilirken görmediklerini beyan ettikleri, tüm

soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmakla,

İşkence suçunun unsurları itibariyle

oluşmaması, müşteki şüphelilerin kamu görevlisine hakaret suçunu, şüphelilerin

müşteki şüpheliler ve müştekilere karşı üzerlerine atılı darp, hakaret, tehdit,

cinsel taciz, mala zarar verme, görevi kötüye kullanma, görevi ihmal suçlarını

işlediklerine dair soyut iddia dışında atılı suçlardan kamu davası açma

şüphesini gerektirecek nitelikte ve yeterlilikte delil elde edilemediğinden, müşteki

şüpheliler ve diğer tüm şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına

yer olmadığına ..."

28. Savcılık kararına başvurucular tarafından yapılan

itiraz, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle 7/9/2015 tarihinde Eskişehir 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

reddedilmiştir.

29. Savcılıkça 17/9/2015 tarihinde soruşturmada

başvurucuların yaralanmasına neden olan sorumlu kolluk görevlilerinin daimî

olarak aranmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Suçun şüphelisi

(şüphelileri) tüm aramalara rağmen kimlikleri ve açık adresleri tespit

edilemediği ve yakalanamadığından soruşturma evrakının daimi aramaya alınmasına

karar verilmiştir.

1) Şüpheli veya şüphelilerin gösterilen

zamanaşımı tarihine kadar aranması,

2) Bulunduklarında savunmalarının

alınması, nüfus cüzdan örneklerinin eklenerek hazırlanacak soruşturma evrakının

mevcutlu, ikmalen Başsavcılığımıza gönderilmesi,

3) Bulunamadıkları taktirde, yapılan

araştırma sonucunun altışar aylık dönemlerde bildirilmesi,

4) Evrakın, şüphelilerin açık

kimliklerinin tespit edildiği veya savunmalarının alındığı veya zamanaşımı

süresi dolduğunda Başsavcılığımıza gönderilmesi... "

30. Başvurucular, bu sürece ilişkin olarak 15/10/2015

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

D. Başvurucular

Ayşegül Kumaş ve Muhip Hilooğlu tarafından Açılan Tam Yargı Davaları Süreci

31. Başvurucular Ayşegül Kumaş ve Muhip Hilooğlu 2/6/2014

tarihinde Eskişehir Valiliği (Valilik) vasıtasıyla İçişler Bakanlığından (İdare)

maddi ve manevi zararların karşılanması talebinde bulunmuşlardır. Başvurucu

Muhip Hilooğlu'nun talebi İdare tarafından reddedilmiş, başvurucu Ayşegül

Kumaş'ın talebine ise yasal süresi içinde yanıt verilmemiştir.

32. Başvurucular İdare aleyhine 30/9/2014 tarihinde

Eskişehir 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmışlardır.

33. İdare Mahkemesi yargılama sonunda başvurucuların

maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kabulüne

karar vererek başvurucu Muhip Hilooğlu'na 5.000 TL, başvurucu Ayşegül Kumaş'a

10.000 TL manevi tazminat verilmesine hükmetmiştir. Kararların gerekçesi benzer

olup ilgili kısımları şöyledir:

"...Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığı'nca verilen 02/06/2015 tarihli, 2013/15211 sayılı 'Kamu Adına

Kovuşturma Yapılmasına Gerek Olmadığına' dair karardaki 'müştekilerin suç

tarihinde gösteriler sırasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis

memurları tarafından süpürme hareketi ve sonrasında orantısız güç kullanılarak

darp edildikleri anlaşılmışsa da' şeklindeki tespit karşısında, davacı

tarafından emniyet güçlerine ve dolayısıyla davalı idareye isnat edilen eylemde

yukarıda belirtilen asgari ağırlık seviyesinin aşıldığı, olay nedeniyle

tazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte davacıya yönelik orantısız güç

kullanma şeklinde bir eylemin bulunduğu ve bu eylemden kaynaklanan zararların

personeline atfı kabil hizmet kusuru nedeniyle idarece tazmin edilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Kolluk görevlilerin orantısız güç

kullanımı sonucu zarar gören davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin

değerlendirilmesine gelince,

Davacı tarafından olay nedeniyle iş ve

gücünden yoksun kalması sonucu oluşan maddi zararlarının tespit edilerek

tazminen davalı idare tarafından ödenmesine karar verilmesi istenilmekte ise

de; [...] Mahkememizce

yapılan ara kararlara rağmen davacı tarafından dosyaya dahil edilen herhangi

bir bilgi ve belge de bulunmadığı görülmekle, maddi zarar iddiasını

kanıtlayamayan davacının olaydan kaynaklı maddi tazminat talebi yerinde

görülmemiştir.

Davacı tarafından olayla nedeniyle talep

edilen manevi tazminatla ilgili olarak,

Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve

iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik

haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı

ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı

ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama

sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.

Manevi tazminat, kişinin malvarlığında

meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi

değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan

kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın

başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi

tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat,

olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar.

Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak

şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği

takdir edilecek manevi tazminat miktarının, idarenin hizmet kusurunun

ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade

ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda

cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.

Bu bağlamda davaya konu olay

değerlendirildiğinde, kolluk görevlilerince uygulanan orantısız güç nedeniyle

elem ve ızdıraba uğrayan davacının, [...] manevi zararlarına karşılık olarak takdir edilen [...]

TL manevi tazminatın, olayda kusuru bulunan personeli istihdam eden davalı

idare tarafından davacıya ödenmesinin hukuken makul ve kabul edilebilir olduğu

sonucuna ulaşılmıştır."

34. Başvurucular ve İdare kararlara itiraz etmiştir.

Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 12/5/2016 tarihinde

İdarenin itirazlarını kabul ederek kararların bozulmasına ve davaların reddine

karar vermiştir. Kararların gerekçeleri benzer olup ilgili kısımları şöyledir:

"Bakılan davada, davacı

tarafından kolluk görevlilerinin Eskişehir İli'ndeki 'Gezi Parkı Eylemi'ne

müdahalesi esnasında orantısız güç kullanılarak yaralanmasına sebebiyet

verildiği iddia edilerek bu çerçevede yapılan incelemede [...] eylemin

yaklaşık 12 saat olmak kaydıyla uzun bir süre devam ettiği, sokak ve caddelerin

eylemciler tarafından barikatlar kurularak kapatıldığı, devlet ve şahıs

mallarına zarar verildiği (cadde ve sokak tretuvarlarının kırılması, kamu ve

özel şahıslara ait araç, işyeri ve ikametlere zarar verme), eyleme müdahale

etmeye çalışan kolluk görevlilerine göstericiler tarafından direnç gösterildiği

dikkate alındığında, kolluk görevlilerince eyleme müdahale etme, göstericilerin

dağıtılması ve göz altına alınmasına ilişkin olarak mevzuatta öngörülen zor

kullanma yetkisinin kullanımına dair şartların oluştuğu, dosyadaki bilgi ve

belgelere göre gözaltına alma prosedürünün usulüne uygun icra edildiği,

dolayısıyla hürriyeti tahdit durumunun oluşmadığı gibi, eylemcilere yönelik

kolluk görevlilerince yakalama, göz altına alma ve göz altı sırasında işkence

yapıldığına dair bir verinin de bulunmadığı, eyleme katılan gruba yönelik

olarak kolluk görevlilerince yapılan müdahalenin doğrudan davacıya yönelik

olmadığı, davacının iddia ettiği yaralanması olayının; 31.05.2013 tarihi saat

19.00 sıralarında başlayıp 01.06.2013 tarihi saat 06.30 sıralarına kadar devam

eden eylemin sonlandırılmasına ilişkin kolluk görevlilerince defalarca yapılan

ikazlara rağmen dağılmayan grup üyelerine yönelik olarak eylemin başlamasından

yaklaşık 12 saat sonra yapılan müdahalenin istenmeyen sonucu niteliğinde

olabilmesi mümkün ise de; bu müdahale sırasında ortaya çıkacak her istenmeyen

sonucun idarenin tazmin sorumluluğunu doğurmasının da mümkün olmadığı, başka

bir ifadeyle istenmeyen sonucun asgari ağırlık seviyesine ulaşması gerektiği,

göreceli nitelikte bulunan bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının her olayın

kendi şartları dahilinde müdahaleye maruz kalanın cinsiyeti, yaşı, sağlık

durumu, müdahalenin amacı gibi unsurların değerlendirilmesi suretiyle

saptanabileceği, davacı tarafından emniyet güçlerine ve dolayısıyla davalı

idareye isnat edilen eylemde yukarıda belirtilen asgari ağırlık seviyesinin aşıldığı

yönünde her hangi bir tespit bulunmadığından olay nedeniyle tazminat ödenmesini

gerektirecek nitelikte doğrudan davacıya yönelik orantısız güç kullanma

şeklinde bir eylemin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda davalı idarenin tazmin sorumluluğunu

gerektiren unsurları taşımayan olayla ilgili olarak davacının manevi tazminat

isteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır."

35. Bölge İdare Mahkemesi kararı başvurucu Muhip

Hilooğlu'na 30/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, bu sürece ilişkin

olarak 1/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

36. Başvurucu Ayşegül Kumaş'ın Bölge İdare Mahkemesi

kararına karşı karar düzeltme talebi Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari

Dava Dairesi tarafından 21/10/2016 tarihinde reddedilmiştir. Karar 28/11/2016

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, bu sürece ilişkin olarak

28/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

37. İlgili hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No:

2014/5218, 19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172,

12/6/2018, §§ 23-27, 29-45; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/102015,

§§ 28-30.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

38. Mahkemenin 23/6/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

39. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucular Muhip Hilooğlu ve Mehtap Koç'un açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

40. Başvurucular, Gezi Parkı olaylarında Türkiye

genelinde birçok göstericinin kolluk güçlerinin orantısız müdahalesiyle

karşılaşarak sistemli şekilde işkence gördüğünü belirtmiş; kendilerinin de

kolluk güçlerine direnmemelerine rağmen copla darbedildiğini, sözlü şiddete

maruz kaldıklarını, yüzlerine biber gazı spreyi sıkıldığını ifade etmişlerdir.

Başvurucular, alınan sağlık raporlarıyla yaralandıkları hususu sabit olmasına

ve olay yerinde bulunan memurların bir kısmı tespit edilmesine rağmen ceza

davası açılması yerine kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar

verilerek etkisiz bir soruşturma yürütüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Olay yerinde

görevli olan kolluk amirlerinin isimlerini belirterek bu kişilerin olay

yerindeki kolluk memurlarını teşhis edebilecekken beyanlarının dahi alınmadığını

iddia eden başvurucular; kask numaraları belirlenen memurların üzerilerine

atılı suçlamayı kabul etmemelerinin dava açmamak için yeterli kabul edildiğini,

bilirkişi incelemesinin yeterli yapılmadığını, ayrıca kolluk memurlarının yanı

sıra doktorlar ve savcılar hakkında da şikâyette bulunmalarına rağmen bu yönde

soruşturma yapılmadığını iddia etmişlerdir. Bu nedenlerle kötü muamele yasağı,

ayrımcılık yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvurucuların adil yargılanma hakkı, ayrımcılık yasağı,

etkili başvuru hakkı ile bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddiaların

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında kaldığı değerlendirilmiş ve

inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

b. İncelemenin

Kapsamı

42. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

43. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

44. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır

(Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet

Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

45. Bu doğrultuda kural olarak başvurucuların kolluk

görevlilerince darbedildiği yönündeki iddiaları, devletin negatif yükümlülüğü

kapsamında kaldığından kötü muamele yasağının maddi boyutu altında

incelenmelidir. Başvurucuların söz konusu eylemler nedeniyle Savcılıkça yapılan

ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan soruşturmanın etkisiz

olduğu yönündeki şikâyetleri ise kötü muamele yasağının usul boyutu

çerçevesinde incelenmelidir.

46. Öte yandan başvurucular önleyici yükümlülüğe ilişkin

olarak başvuru formu ve/veya eklerinde herhangi bir şikâyette bulunmadıkları gibi

Anayasa Mahkemesinin önünde de önleyici yükümlülüğün ihlal edildiğine ilişkin

kesin bir bilgi veya belge yoktur. Bu nedenle anılan yükümlülük açısından bir

inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

c. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

47. Savcılıkça (ek) kovuşturma yapılmaması ve daimî arama

kararları verilmesi üzerine soruşturmada ilerleme kaydedilmeyeceğini ileri

süren başvurucular, yasal süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Esas

Yönünden

i. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

ilkeler

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı,

kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi

tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 80).

50. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

51. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 95).

52. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

53. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi

üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen

ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda

bir muamele işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

kavramları ile tanımlanabilmektedir (bu kavramların kapsamlarının belirlenmesi

için bkz. Tahir Canan, §§ 22-24; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 76-80; Cezmi Demir ve diğerleri, §§

84-91).

54. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi

iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler

ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

tanımlanabilir. Uygulanan bu muamele eziyetten farklı olarak kişide

bedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

55. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin

kapsamında olduğunun belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel

koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya

kamuoyunun bilgi sahibi olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğinin

belirlenmesinde rol oynasa da muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin

kendini değersiz hissetmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli

olabilir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp

yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin

kötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

56. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir

yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür

bir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.

Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce

başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

57. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82).

58. Anayasa Mahkemesi Erdal İmrek (B. No:

2015/4206, 17/7/2019) kararında, gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin

gözetimi altında bulunduğu hâllerde olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla

birlikte kolluk güçleri tarafından kordon altına alınan sokakta yirmi gazeteci

arasında bulunanbaşvurucunun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde

yaralanmasının nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme

yükümlülüğünün devlete ait olduğunu ortaya koymuş ve makul açıklamanın

yapılmadığı sonucuna ulaşarak insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

ihlal edildiğine karar vermiştir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucular 31/5/2013 tarihinde Eskişehir'de

gerçekleştirilen, Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilere katılmışlardır.

Kolluk güçlerinin yapılan gösteriye müdahalesi neticesinde başvurucular

yakalanmış, Alper Can Aykaç ve Ayşegül Kumaş dışında kalan başvurucular

gözaltına alınmıştır. Başvurucuların tamamı, müdahale ve yakalama esnasında

aşırı güç kullanımı nedeniyle yaralandığını ifade ederek olaydan hemen sonra

Savcılığa şikâyette bulunmuştur.

60. Başvurucular hakkında alınan ATK raporlarına göre

Mehtap Koç dışındaki başvurucuların tamamı baş ve vücutlarının değişik

bölgelerinden farklı boyutlarda morluk, çürük, sıyrık, şişlik şeklinde iz

bırakacak şekilde yaralanmış; başvurucu Mehtap Koç ise sadece kol ve elinden

yaralanmıştır. Öte yandan başvuruculardan Alper Can Aykaç, Ayşegül Kumaş ve

Ebru Ak basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek ölçüde yaralanmıştır. Alper Can

Aykaç'ın ayrıca beyin sarsıntısı geçirdiği, Ebru Ak ve Ayşegül Kumaş'ın da

vücutlarında yaygın olarak geniş (7x5, 20x25, 10x10 cm) ekimoz ve şişlik

bulunduğu saptanmıştır.

61. Soruşturma makamınca alınan bilirkişi raporunda,

başvurucuların da aralarında bulunduğu bir grubun kolluk güçleri ile

karşılaştığında aralarında arbede yaşandığı tespit edilmiş, görüntü kalitesinin

elverişsiz olması nedeniyle görüntülerden tam olarak kimin kime vurduğu

anlaşılamamıştır.

62. Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer

olmadığına yönelik kararda kolluk görevlilerinin başvuruculara yönelik

orantısız güç kullanıldığı tespit edilmiş ancak eylemlerin sistematik

olarak ve belli bir süre devam etmemesi nedeniyle işkence suçunun oluşmadığı

değerlendirilmiştir. Ayrıca kasten yaralama suçu bakımından sorumlu kolluk

görevlilerinin tespit edilemediği belirtilerek soruşturma kapatılmamış,

şüpheliler tespit edilene kadar daimî olarak aranmalarına karar verilmiştir.

63. Başvurucuların katıldığı protesto gösterilerine

kolluk görevlileri tarafından güç kullanılmak suretiyle yapılan müdahale

neticesinde başvurucuların yaralandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Kolluk tarafından düzenlenen Olay Yeri Tutanağında ve Savcılık kararında

başvuruculara güç kullanıldığı kabul edilmiştir. Bu durumda güç kullanımının

kaçınılmaz hâle geldiği ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlama

yükümlülüğü kamu makamlarına aittir.

64. Somut olayda başvurucuların bizzat şiddete başvurduğu

veya kolluk güçlerine direndiğine dair tutanak veya görüntü bulunmamaktadır. Bu

husus Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamaya da yansımış, başvurucular hakkında

beraat kararı verilme gerekçesini oluşturmuştur. Diğer taraftan kullanılan

gücün gerekli olduğu sonucuna ulaşmayı sağlayacak bir delil soruşturma veya başvuru

dosyasına yansımamıştır. Dolayısıyla başvuruculara yönelik güç kullanılmasının

kaçınılmaz hâle geldiği yönünde tespit yapmak bu aşamada olanaklı değildir.

65. Kaldı ki güç kullanımının gerekli olduğu kabul edilse

dahi başvurucuların tamamına kullanılan gücün orantısız olduğu Savcılıkça

yapılan soruşturma sonunda da tespit edilmiştir. Başvurucuların yaralandığını

gösteren adli muayene ve bilirkişi raporları ile başvurucuların süreçteki

tutumları dikkate alınarak Savcılıkça ulaşılan sonuçtan farklı bir değerlendirme

yapılması mümkün görünmemektedir.

66. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu

kapsamda somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde -özellikle

başvurucuların yaralanma biçimleri nazara alındığında- eylemin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi mümkün

görülmüştür.

67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

(1) Genel

ilkeler

68. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

69. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

70. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza

kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

71. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

72. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

73. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 34).

74. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin ne

olduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki

diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı

eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

75. Başvurucular katıldıkları gösteride direnmedikleri

hâlde kolluk görevlileri tarafından başlarına ve vücutlarına copla vurulmak,

yüzlerine biber gazı spreyi sıkılmak üzere yaralandıklarını ifade ederek kolluk

görevlilerinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuruculara ait ATK raporları

başvurucuların beyanlarını doğrular nitelikte tespitler içermektedir.

76. Devletin kötü muamele iddialarını soruşturma

yükümlülüğü, bireylerin savunulabilir iddialarının bulunmasına bağlıdır.

İddianın savunulabilir olması ise ancak makul delillerle desteklenmesiyle

mümkündür. Bu kapsamda başvurucular, katıldıkları bir protesto gösterisinde

kolluk görevlilerinin eylemleriyle yaralandıklarını iddia etmiş ve iddialarını

ATK raporlarıyla desteklemişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların savunabilir

iddialarının bulunması nedeniyle soruşturma makamlarından etkili bir soruşturma

yürütülmesi yönünde meşru bir beklentileri bulunmaktadır.

77. Savcılıkça, başvurucular tarafından bildirilen kask

numaraları ile farklı kolluk birimlerinden edinilen görev listelerine göre

kimlikleri tespit edilen yaklaşık otuz kolluk görevlisi şüpheli olarak

dinlenilmiştir. Şüpheli polislerin çoğu, kask numaralarının kendilerine ait

olduğunu ve olay yerinde bulunduklarını ifade etmiş ancak suçlamaları kabul

etmemiştir. Şüpheli polislerin beyanları yeterli görülmek suretiyle Savcılık

kararına esas alınarak haklarında ceza davası açılmamıştır.

78. Başvurucuların tanık olarak bildirdikleri olay

yerinde görevli diğer kolluk memurları ile amirlerinin bilgisine ise

başvurulmamıştır. Bilirkişi raporunda kolluk görevlileri ile başvurucular

arasında çıkan arbede esnasında olay yerinde bulunan görevlilerin şüpheli veya

tanık sıfatıyla kimliklerinin belirlenmesi yönünde herhangi bir işlem

yapılmamıştır. Olay Tutanağı'nda, dinlenilen şüpheli polisler dışında görevli

olan memurların açık kimlik bilgileri bulunmasına karşın beyanı alınmayan bu

görevlilerin beyanlarının alınmama sebebi başvuru dosyasından

anlaşılamamaktadır.

79. Savcılığın sonuç olarak başvuruculara karşı orantısız

güç kullanımını kabul etmesine rağmen yedi yılı aşkın süredir sorumluluğu bulunan

tek bir şüpheliyi dahi tespit edememesi veya en azından bu yönde bir delile

ulaşamaması dikkate değerdir. Ayrıca son beş yıldır soruşturmanın daimî aramada

beklediği ve bu süre içinde işlem yapılmadığı dikkate alındığında soruşturmada

uzun zamandır ilerleme kaydedilmediği kanaatine varılmıştır. Kamera

aracılığıyla kayıt altına alınan toplumsal bir olaya müdahale esnasında

başvurucuları yaraladıkları değerlendirilen kolluk görevlilerinin makul

sayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları tarafından kimliklerinin

dahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve süratli yürütülmesi

yükümlülüğüne aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

80. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin

ortaya çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi

konusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı açısından gerekli özenin gösterildiği

söylenemeyecektir.

81. Öte yandan başvurucular Ayşegül Kumaş ve Muhip

Hilooğlu tarafından açılan tam yargı davalarında Bölge İdare Mahkemesi,

başvurucuların yaralanmasına rağmen kolluk görevlilerince yapılan müdahalenin

asgari ağırlık eşiğinin aşıldığı yönünde bir tespit bulunmaması nedeniyle

orantısız güç kullanılması şeklinde bir eylemin mevcut olmadığını

değerlendirilerek İdarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna

ulaşmıştır. Kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden yukarıda yapılan

değerlendirmeler kapsamında özellikle başvuruculara yönelik kullanılan gücün

kaçınılmaz ve orantılı olduğu hususunun kamu makamlarınca ortaya konamaması,

aksine soruşturma makamınca orantısız güç kullanıldığının kabulü karşısında

devletin kötü muamele yasağı kapsamındaki maddi yükümlülüğünün ihlal edilmesi

sonucunu doğurmuştur. Bu yönüyle Bölge İdare Mahkemesince kullanılan gücün

orantılılığına ilişkin yapılan değerlendirmeler ve ulaşılan sonucun

başvurucuların tazminat haklarından mahrum bırakılması nedeniyle usul

yükümlülüğü yönünden sorun oluşturduğu açıktır.

82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

83. Başvurucular, Ceza Mahkemesi kararıyla beraat

ettiklerini belirterek gerekmediği hâlde kolluk tarafından aşırı güç

kullanılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

84. Somut olayda, kolluk görevlilerinin göstericileri güç

kullanarak dağıtmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale

teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmasa da somut başvurudaki temel meselenin

kolluk görevlilerinin gösteriyi dağıtırken uyguladığı gücün kötü muamele

yasağını ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi olduğu değerlendirilmektedir.

85. Bu durumda, kötü muamele yasağına ilişkin olarak

yukarıda ihlal sonucuna ulaşılmış olması karşısında toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

87. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden soruşturma

yapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

88. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

89. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

90. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

91. Başvuruda, güvenlik güçleri tarafından orantısız güç

kullanılması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

boyutuyla, buna ilişkin etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

boyutuna yönelik ihlalin kolluk görevlilerinin eyleminden, kötü muamele

yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin ise öncelikle Cumhuriyet

Başsavcılığının işlemlerinden ve Bölge İdare Mahkemesinin kararından

kaynaklandığı anlaşılmıştır.

92. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

soruşturma, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

92. Öte yandan somut olayda insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğinin tespit

edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz

kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde

ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara

ayrı ayrı net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

93. Ayrıca, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi boyutunun ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle başvuruculara

manevi tazminat ödenmesine karar verildiği dikkate alınarak Eskişehir Bölge

İdare Mahkemesince yargılamanın yenilenmesinde hukuki yarar bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

94. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcın

başvurucular Alper Can Aykaç, Ayşegül Kumaş ve Ebru Ak'a ayrı ayrı ödenmesi ile

3.000 TL vekâlet ücretinin Alper Can Aykaç, Muhip Hilooğlu ve Ebru

Ak'amüştereken, 3.000 TL vekâlet ücretinin Ayşegül Kumaş ve Mehtap Koç'a

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucular Muhip Hilooğlu ve Mehtap Koç'un adli

yardım taleplerinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvuruculara ayrı ayrı net 30.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE,

F. 226,90 TL harcın başvurucular Alper Can Aykaç, Ayşegül

Kumaş ve Ebru Ak'a AYRI AYRI, 3.000 TL vekâlet ücretinin Alper Can Aykaç, Muhip

Hilooğlu ve Ebru Ak'aMÜŞTEREKEN,3.000 TL vekâlet ücretinin Ayşegül Kumaş ve

Mehtap Koç'a MÜŞTEREKEN ödenmesine karar verilmesi gerekir

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 23/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucular : 1. Alper Can AYKAÇ 2. Muhip HİLOOĞLU Vekili : Av. Ayşegül KUMAŞ 3. Ayşegül KUMAŞ 4. Mehtap KOÇ Vekili : Av. Alper Can AYKAÇ 5. Ebru AK Vekilleri : Av. Ayşegül KUMAŞ Av. Alper Can AYKAÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/16563, 23 Haziran 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvurucular
  10. B. Sağlık
  11. C. Kolluk
  12. D. Başvurucular
  13. IV. İlgili
  14. Hukuk
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Adli Yardım
  18. B. İnsan
  19. C. Toplantı ve
  20. D. 6216 Sayılı
  21. A. Başvurucular Muhip Hilooğlu ve Mehtap Koç'un adli
  22. B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  23. C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  24. D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan
  25. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  26. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/16563
Tarih
23 Haziran 2020

İlgili Kararlar

  • Prizma Pres Matbaacılık Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/33635)
  • Inspektorate Uluslararası Gözetim Servisleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/29088)
  • M.ö. Başvurusu (B. No: 2017/2845)
  • Ali Bacacı Başvurusu (B. No: 2016/64727)
  • Kipaş Mensucat İşletmeleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/12989)
  • Teslime Aydoğan Başvurusu (B. No: 2015/4255)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.