İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Amanda Jolyn Krause ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/40761)

1. Başvuru, Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yabancı

Başvuru No2019/40761Tarih15 Şubat 2024Okuma85 dk · 17.035 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Amanda Jolyn Krause Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Şubat 2024
Başvuru Numarası
2019/40761
R.G. Tarih ve Sayı
7/6/2024-32569
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

17.035 kelime·85 dk okuma·36 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yabancı

uyruklu başvurucular hakkında N-82 tahdit kodu uygulanması ya da bu işlem

nedeniyle başvurucuların ikamet izinlerinin iptal edilmesi, sınır dışı işlemi

uygulanması veya vize taleplerinin reddedilmesi nedeniyle din özgürlüğü ve

sınır dışı etme işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında yerleşme

hürriyetleriyle bağlantı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular çeşitli tarihlerde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konu yönünden

hukuki irtibatları nedeniyle 2021/48869, 2022/97954, 2021/30567, 2020/36401,

2020/38989, 2020/34365, 2022/97949, 2021/27995, 2021/34813, 2022/97959 ve

2021/53666 bireysel başvuru numaralı dosyaların 2019/40761 sayılı dosya

üzerinde birleştirilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucuların bir kısmı Bakanlığın görüşüne karşı

süresinde beyanda bulunmuştur.

8. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından

incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucular Benjamin Charles McLure ve Nathan James

Bradtke Avustralya, Helmut Frank ve M.R.F. Almanya, diğer başvurucular ise

Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıdır.

11. Başvurucuların tamamı kısa dönem ya da uzun dönem

ikamet izinleriyle yasal olarak Türkiye'de ikamet etmekteyken haklarında Göç

İdaresi Başkanlığınca ülkeye girişlerinin ön izin şartına bağlanması anlamına

gelen N-82 tahdit kodu uygulanmıştır. Başvurucular hakkında anılan kodun

uygulanmasına dair kararlar,Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığının

raporları doğrultusunda kamu düzeni, güvenliği veya sağlığı gerekçesiyle

verilmiştir. Daha sonra başvurucuların bir kısmının söz konusu kod nedeniyle

ikamet izinleri iptal edilmiş, bir kısmı hakkında sınır dışı kararı alınmış ve

tatil için yurt dışına çıkan bir kısım başvurucu ise vize taleplerinin reddi

nedeniyle tekrar Türkiye'ye giriş yapamamıştır.

12. Başvurucular Amanda Jolyn Krause, Benjamin Tyler

Wood, Helmut Frank, Matthew Vern Black ve Nathan James Bradtke'nin Göç İdaresi

Başkanlığı tarafından haklarında N-82 tahdit kodu uygulanması işlemine karşı

açtıkları iptal davalarında ilk derece mahkemeleri; seyahat hürriyetini

düzenleyen Anayasal hüküm ile Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara

İlişkin Uluslararası Sözleşmesi'nin ilgili hükmü incelendiğinde her iki metnin

de benzer düzenlemeler içerdiği, seyahat hürriyetinin herkese tanınan bir hak

olduğu, vatandaşın yurda girme ve yurttan çıkma hakkının istisnalar haricinde

sınırlanamayacağı üzerinde durulduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte her iki

metinde de yabancıların yurda girme hakkının bulunduğuna dair bir hüküm

bulunmadığını da ifade etmiştir. Bu doğrultuda ilk derece mahkemeleri, MİT

Başkanlığının ilgili yazıları uyarınca kamu düzeni ve kamu güvenliğinin

korunması bağlamında devlet güvenlik birimlerinin raporları dikkate alınmak

suretiyle hükümranlık yetkisi dâhilinde tesis olunduğu anlaşılan dava konusu

işlemlerde ulusal ve uluslararası metinlere aykırılık bulunmadığı sonucuna

varmıştır.

13. Başvurucu Nathan James Bradtke tarafından açılan

iptal davasında karar veren ilk derece mahkemesi yukarıda yer verilen

gerekçelerin yanında başvurucu hakkında uygulanan N kodlu Türkiye'ye girişinin

ön izne tabi tutulması işleminin başvurucunun Türkiye'ye girişinin tamamen

yasaklanmasına ilişkin bir işlem olmadığını, başvurucununönceden başvurmak

suretiyle alınan amacına uygun özel izin veya vize ile Türkiye'ye girmesinin

mümkün olduğunu da belirtmiştir.

14. Anılan başvurucular ilk derece mahkemelerinin ret

kararlarına karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf mahkemeleri

başvurucuların talebini, kararların hukuka ve usule uygun olduğu,

kaldırılmalarını gerektiren herhangi bir neden bulunmadığı gerekçesiyle

reddetmiştir. Başvurucular bu ret kararlarının kendilerine tebliğ edilmesinden

sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurucular Benjamin Charles Mclure ve Amanda Jolyn

Krause'nin kısa dönem ikamet izinleri iptal edilmiştir. Başvurucular bu işleme

karşı açtıkları iptal davaları sürecinde ikamet izinlerinin iptal edilmesinin

sebebinin haklarında Göç İdaresi Başkanlığınca N-82 tahdit kodu uygulanması

olduğunu öğrenmişlerdir. Anılan başvurucuların, ikamet izinlerinin iptal

edilmesi işlemlerine karşı açtıkları iptal davalarında ilk derece mahkemeleri

MİT Başkanlığının ilgili yazıları uyarınca başvurucuların kamu düzeni ve

güvenliği yönünden sakıncalı olduklarının belirlendiğini, bu belirleme

doğrultusunda ikamet izinlerinin iptal edilmesi işlemlerinin hukuka uygun

olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu Benjamin Charles McLure ile ilgili kararı

veren ilk derece mahkemesi, kararda ayrıca ilgili MİT yazısında başvurucunun

millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunduğunun saptandığı bilgisine de yer

vermiştir. Başvurucu Amanda Jolyn Krause hâlen Türkiye'de bulunmaktadır.

16. Başvurucu M.R.F. nin ise uzun dönem ikamet izni iptal

edilmiştir. Anılan başvurucunun ikamet iznininiptal edilmesi işlemine karşı

açtığı iptal davasında ilk derece mahkemesi; başvurucu hakkında uygulanan

ikamet izninin iptal edilmesi şeklindeki işlemin sebebinin kendisi hakkında

uygulanan N-82 tahdit kodu olduğunu, başvurucunun daha önce bu tahdit kodunun

uygulanması işlemine karşı dava açtığını ve davasının reddedilerek

kesinleştiğini belirtmiştir. Bu durumda söz konusu tahdit kodunun yargı mercii

denetiminden geçerek hukuka uygunluğu saptandığından başvurucunun ikamet

izninin iptal edilmesi hususunda idareye bir takdir hakkı tanınmadığını ifade

eden ilk derece mahkemesi, başvurucunun ikamet izninin iptal edilmesine ilişkin

işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı kanaatine vardığını ifade

etmiştir.

17. İkamet izinlerinin iptali işlemine karşı açtıkları

davaları reddedilen başvurucular istinaf talebinde bulunmuştur. Başvurucuların

istinaf talepleri de ilk derece mahkemelerinin ret kararlarının usul ve hukuka

uygun olduğu, kaldırılmalarını gerektirecek neden bulunmadığı gerekçeleriyle

reddedilmiştir. Başvurucular bu ret kararlarının kendilerine tebliğinden

itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Kısa dönem ikamet izniyle Türkiye'de ikamet eden

başvurucular Robert Andrew Hoard ve Benjamin Tyler Wood tatil için yurt dışına

çıkmaktayken haklarında N-82 tahdit kodu uygulandığı belirtilmiş ve bu bilgi

uçuş kartılarına işlenmiştir. Başvurucular Türkiye'ye tekrar giriş yapabilmek

için bulundukları ülkelerin konsolosluklarından vize talebinde bulunmuş,

başvurucuların talebi Göç İdaresi Başkanlığı tarafından uygun görülmediği

gerekçesiyle konslosluklar tarafından reddedilmiştir. Başvurucu Robert Andrew

Hoard tarafından vize talebinin reddi işlemine karşı açılan iptal davasını reddeden

ilk derece mahkemesi ulusal ve uluslararası mevzuat uyarınca yabancıların yurda

girme hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olmadığını belirtmiş ve başvurucunun

daha önce hakkında uygulanan N-82 tahdit kodu aleyhine açtığı iptal davasının

reddedilerek kesinleşmesi nedeniyle vize talebinin reddedilmesine ilişkin

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucu Benjamin

Tyler Wood tarafından vize talebinin reddi işlemine karşı açılan iptal davasını

reddeden ilk derece mahkemesi ise ilgili MİT yazısı uyarınca ülke güvenliğinin

korunması bağlamında güvenlik birimlerinin raporları da dikkate alınarak

devletin hükümranlık yetkisi uyarınca başvurucu hakkında N-82 tahdit kodu

uygulanması, başvurucunun ülkeye girişinin ön izne bağlanması ve vize

başvurusunun reddedilmesine dair işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını

ifade etmiştir.

19. Her iki başvurucunun bu kararlara karşı istinaf

talepleri, kararların usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

Başvurucular, istinaf ret kararlarının kendilerine tebliğ edilmesinden sonra

süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Uzun dönem ikamet izniyle Türkiye'de ikamet eden

başvurucu M.R.F. yurt dışına çıkmak istemiş, hakkında N-82 tahdit kodu

uygulandığı başvurucuya bildirilmiş ve başvurucu İstanbul Havalimanı Emniyetine

götürülmüştür. Başvurucu burada kendisine ülkeyi terk etmek için otuz günü

olduğuna dair bir tutanak imzalatıldığını belirtmiştir. Emniyet tarafından

İstanbul Valiliğiyle iletişime geçilmesi üzerine başvurucu hakkında aynı gün

sınır dışı ve terke davet işlemleri uygulanmıştır. Başvurucunun sınır dışı

edilmesine dair alınan kararın iptal edilmesi istemiyle açtığı davada ilk

derece mahkemesi başvurucunun daha önce hakkında N-82 tahdit kodu uygulanmasına

ilişkin işleme karşı açtığı iptal davasının reddedildiğini ve kesinleştiğini,

bu durumda ilgili mevzuat uyarınca hakkında N-82 tahdit kodu uygulanması

nedeniyle başvurucunun sınır dışı edilmesine dair alınan kararda hukuka aykırı

bir yön bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucunun bu karara karşı istinaf talebi

reddedilmiştir. Başvurucu, istinaf ret kararının kendisine tebliğ edilmesinden

sonra süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu M.R.F. hâlen

Türkiye'de bulunmaktadır.

21. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert'ın, sınır dışı

edilmesi ve kısa dönem ikamet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemlere karşı

açtığı iptal davasında ilk derece mahkemesi; öncelikle devletlerin egemenlik

hakları kapsamında kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığının gerekli

kıldığı hâllerde yabancı kişilerin ülkeye girişlerine sınırlama getirebileceği

gibi ülkeye girişine izin verilen yabancıların sınır dışı edilmesine de karar

verebileceğini ancak bu hususta idareye mutlak ve sınırsız bir takdir yetkisi

tanınmadığını, söz konusu takdir yetkisinin kamu yararı çerçevesinde haklı

gerekçelerin bulunması hâlinde yasal düzenlemelere uygun biçimde ve

uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükler ihlal edilmeksizin

kullanılmasının asıl olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, başvurucu hakkında N-82 tahdit

kodu uygulanmasına sebep olan MİT yazısında Türkiye Evanjelik (Protestan)

Kiliseler Birliği tarafından Protestanların devlet nezdinde muhatap kabul

edilebilmeleri amacıyla federasyon çalışmaları yapıldığının belirlendiği,

Türkiye'deki Protestan kiliselerinin çatı oluşumu niteliğindeki söz konusu

Dernek tarafından düzenlenen Aile Konferansı'nın 30/1/2019-2/2/2019 tarihleri

arasında ABD, İngiltere ve Almanya uyruklu misyonerlerin aralarında bulunduğu

yaklaşık 120 kişinin katılımıyla Antalya'da gerçekleştirildiği, konferansta

misyonerlik faaliyetlerine yönelik kararlar alındığı ve başvurucunun da bu

konferansa katılım sağladığı yönünde bilgilere yer verildiğini ifade etmiştir.

Başvurucunun MİT yazısında yer alan faaliyetleri dolayısıyla kamu düzeni ve güvenliği

bakımından tehdit oluşturduğu kanaatine ulaşan ilk derece mahkemesi, bu nedenle

başvurucunun sınır dışı edilmesi işlemi ile bu işlemin sonucu olarak ikamet

izninin sonlandırılmasında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığını kabul

etmiştir. Başvurucu, ilk derece mahkemesince kesin olarak verilen bu kararın

kendisine tebliğ edilmesinden sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu Jeremy Lauren Lambert hâlen Türkiye'de bulunmaktadır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

22. 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu'nun 9. maddesinin (7) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kamu

düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı sebebiyle Genel Müdürlükçe; idari para

cezaları ve kamu alacakları sebebiyle ise valiliklerce yabancıların ülkeye

kabulü ön izin şartına bağlanabilir.”

23. 17/3/2016 tarihli ve 29656 sayılı Resmi Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun

Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ü)

bendi şöyledir:

" (1) Bu Yönetmelikte geçen;

...

ü)

Ön izin şartı: Ülkeye giriş için Genel Müdürlükten alınması zorunlu olan izni,

...

ifade eder."

24. 6458 sayılı Kanun'un kısa ve uzun dönem ikamet

izinlerinin iptal edilmesiyle ilgili olarak 7, 15, 32, 33 ve 45. maddelerinde

öngörülen hükümlerin ilgili kısmı şöyledir:

" Türkiye’ye girişlerine izin verilmeyecek yabancılar

MADDE 7 – (1) Aşağıdaki yabancılar,

Türkiye’ye girişlerine izin verilmeyerek geri çevrilir:

...

c) 15 inci maddenin ikinci fıkrası saklı

kalmak kaydıyla, vize muafiyeti kapsamında olsalar dahi, 15 inci maddenin

birinci fıkrasında sayılan yabancılar

...

Vize verilmeyecek yabancılar

MADDE 15 – (1) Aşağıda belirtilen

yabancılara vize verilmez:

...

c) Kamu düzeni veya kamu güvenliği

açısından sakıncalı görülenler

ç) Kamu sağlığına tehdit olarak

nitelendirilen hastalıklardan birini taşıyanlar

...

Kısa dönem ikamet izninin şartları

MADDE 32 – (1) Kısa dönem ikamet

izinlerinin verilmesinde aşağıdaki şartlar aranır:

...

b) 7 nci madde kapsamına girmemek

...

Kısa dönem ikamet izninin reddi, iptali

veya uzatılmaması

Madde 33 – (1) Aşağıdaki hâllerde kısa

dönem ikamet izni verilmez, verilmişse iptal edilir, süresi bitenler uzatılmaz:

a) 32 nci maddede aranan şartlardan

birinin veya birkaçının yerine getirilmemesi veya ortadan kalkması

...

ç) Hakkında geçerli sınır dışı etme veya

Türkiye’ye giriş yasağı kararı bulunması

...

Uzun dönem ikamet izninin iptali

Madde 45 – (1) Uzun dönem ikamet

izinleri;

a) Yabancının, kamu düzeni veya kamu

güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturması,

...

hâllerinde iptal edilir."

25. 6458 sayılı Kanun'unsınır dışı etmeyle ilgili olarak

53. ve 54. maddelerindeöngörülen hükümlerin ilgili kısmı şöyledir:

" Sınır dışı etme kararı

MADDE 53 – (1) Sınır dışı etme kararı,

Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.

...

(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da

avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün

içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme

kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on

beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar

kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya

yargı yoluna başvurulması hâlinde 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (d)

ve (k) bentleri ile ikinci fıkrası kapsamındakiler hariç yargılama

sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.

Sınır dışı etme kararı alınacaklar

MADDE 54 – (1) Aşağıda sayılan

yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:

...

d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da

kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar

...

f) İkamet izinleri iptal edilenler

... "

2. İlgili Yargı Kararları

26. Danıştay Onuncu Dairesinin 13/10/2015 tarihli ve

E.2012/5665, K.2015/4303 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"

ABD vatandaşı olan davacı tarafından, yurda girişinin yasaklanmasına ve

hakkında istizan kararı alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava

sonucunda, Ankara 2. İdare Mahkemesince; davacı hakkında MİT Müsteşarlığınca

yazılan 16.7.2010 tarihli yazıda, 2009 yılında ülkemize gelerek İnsan Hakları

Derneği Diyarbakır şubesinde gönüllü olarak çalıştığı, Kongra-Gel (PKK) yanlısı

şahıslarla irtibatının bulunduğu, KCK operasyonları, Demokratik Özerklik

Projesi ve Kürtlere yönelik politikalar hakkında bilgi derlemeye çalıştığı,

Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhinde yazdığı makalelerin Kürtçü

internet sitelerinde yayımlandığı, bölge illeri hakkında bilgi toplayarak bu

bilgileri Amerika'da bulunan bir kısım makamlara servis ettiğinin anlaşıldığı,

örgüt çevresi kanalıyla kendisine Irak'ta yardım sağlayabilecek irtibatlar

aradığı yönünde bilgiler istihbari olunduğunun bildirilmesi üzerine 6.8.2010

tarih ve 140380 sayılı yazı ile, '' İçişleri Bakanlığından sorulmadan ülkemize

girişine izin verilmemesi'' anlamına gelen istizan kararı alındığı ve tespiti

halinde ülkemizden çıkışının sağlanması için Valiliklere talimat verildiği,

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce de hakkında adli işlem yapılan yabancılardan

olması nedeniyle 20.8.2010 tarihi itibariyle Ç-114 tahdit koduyla 1 yıl süreli

Türkiye'ye giriş yasağı kapsamına alındığı anlaşılan davacının ülke güvenliğini

ihlal edebilecek faaliyetler içinde olduğunun anlaşılması karşısında, kamu

düzeni ve güvenliğinin riske atılmaması amacıyla idareye tanınan takdir yetkisi

kapsamında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddi yolunda verilen kararın temyizen incelenerek bozulması

istenilmektedir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka

uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz isteminin reddi ile ..."

B. Uluslararası

Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Larissis ve

diğerleri/Yunanistan (B. No: 140/1996/759/958-960, 24/2/1998) kararında,

hava kuvvetlerinde asker olan başvurucuların askerî hiyerarşiye tabi olarak

astları konumunda bulunan askerler yönünden gerçekleştirdikleri misyonerlik

faaliyeti nedeniyle cezalandırılmalarının gerekli olabileceğini kabul etmiş ve

din özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir. AİHM burada askerî

hiyerarşi gereği alt rütbede bulunan askerler üzerinde haksız bir baskı

oluşabileceğini ve bu durumun anılan kişileri daha hassas bir etkiye maruz

bırakacağını, bu nedenle kamu otoritelerinin askerî hiyerarşi kullanılarak

misyonerlik faaliyeti gerçekleştirilmesini engellemeleri yönünden meşru bir

amaçları bulunduğunu kabul etmiştir (Larissis ve diğerleri/Yunanistan,

§§47-55).

28. AİHM, bir yabancının ülkeye girişi ya da orada

ikametinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından garanti

edilmediğini kabul etmekle birlikte göç ve sınır kontrollerinin Sözleşme'den

doğan yükümlülüklerle uyumlu şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini de

vurgulamıştır (Abdulaziz, Cabales ve Balkandali/Birleşik Krallık, B. No:

15/1983/71/107-109, 28/5/1985, §§ 59,60). Özellikle Sözleşme'nin 9. maddesinde

öngörülen din özgürlüğü yönünden kendi başına din özgürlüğüne müdahale

oluşturacağından bahsedilemeyecek olmasına rağmen sınır dışı işleminin din

özgürlüğünü engellemek ve bir dinin ya da felsefenin mensupları tarafından

yayılması faaliyetlerini bastırmak amacıyla gerçekleştirilmesi hâlinde din

özgürlüğüne müdahale oluşturduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Omkarananda

and the Divine Light Zentrum/İsviçre, B. No: 8118/77, 19/3/1981, § 118).

29. AİHM Ljatıfı/Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti (B.

No: 19017/16, 17/5/2018) kararında, kamu otoriteleri tarafından

gerçekleştirilen bir işlemin Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin

sağladığı korumadan yararlanmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Karara

konu olayda Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti'ne iltica eden, ikâmet izni alan ve

ikâmet izinleri 1 yıllık sürelerle 2005'ten 2014 yılına kadar yenilenmiş olan

başvurucunun mülteci statüsü, ilgili Bakanlığın işlemiyle milli güvenliğe

tehdit oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmiş ve başvurucu 20 gün içinde ülkeyi

terke davet edilmiştir. Başvurucu ülkeden zorla çıkarılmamış ve AİHM'deki

bireysel başvuru sürecinde dahi hala ülkede bulunmaktadır. Hatta başvurucuya

ilgili karardaki 20 günlük süre geçtikten sonra bir kereye mahsus olmak üzere

evlenebilmesi için gerekli belgeleri alması amacıyla Sırbistan'a gidiş ve

tekrar ülkeye dönüş için izin de verilmiştir (Ljatıfı/Makedonya Yugoslav

Cumhuriyeti, §§7-13).

30. Anılan karara konu olayda hükümet,başvurucu hakkında

sınır dışı etme işlemi uygulanmadığını, yalnızca başvurucunun ülkeyi gönüllü

bir şekilde terke davet edildiğini, bu nedenle Sözleşme'ye ek 7 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin somut olaya uygulanmasının mümkün olmadığını

savunmuştur. Hükûmet ayrıca başvurucu gibi 1999 yılında Kosova'da yaşanan kriz

nedeniyle mülteci statüsü verilen kimsenin ülkeden zorla sınır dışı

edilmediğini de ileri sürmüştür (Ljatıfı/Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti, §

19). Bu doğrultuda AİHM öncelikle Bakanlık tarafından gerçekleştirilen mülteci

statüsünün sona erdirilmesi ve başvurucunun ülkeyi terke davet edilmesi

işlemininSözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında sınır dışı

işlemi olarak yorumlanıp yorumlanamayacağını tartışması gerektiğini ifade

etmiştir. AİHM öncelikle söz konusu işlemle başvurucunun yasal şekilde2005 yılından

beri ülkede ikamet etmesini sağlayan tek dayanağın yani mülteci statüsünün

iptal edildiğini vurgulamıştır. Bunun yanında ilgili kararda başvurucunun

ülkeyi terke davet edildiği belli bir sürenin öngörüldüğünü dikkate almıştır.

Ayrıca Bakanlığın söz konusu kararının uygulanabilmesi için başka bir işleme ya

da sürece gerek olmadığını da belirtmiş, dolayısıyla başvurucunun her an zorla

ve fiilî olaraksınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade

etmiştir. Bu bağlamda başvurucunun hâlihazırda sınır dışı edilmemesinin ve

hatta bu süreçte ülkeden çıkıp geri dönebilmiş olmasının Bakanlığın kararının

artık geçerli olmadığı ve başvurucunun ileride sınır dışı edilmeyeceği sonucuna

ulaşmak için yeterli olmadığını belirtmiştir. Aynı şekilde başvurucuyla aynı

durumda bulunan kimsenin henüz sınır dışı edilmemiş olduğuna ilişkin itirazın

da bu değerlendirmeyi değiştirmeyeceğine, bu nedenlerle Bakanlığın başvuru

konusu işleminin ve bunun iptaline ilişkin yargısal sürecin Sözleşme'ye ek 7

No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında kaldığına karar vermiştir(Ljatıfı/Makedonya

Yugoslav Cumhuriyeti, §§ 21-23).

31. Daha fazla ilgili uluslararası hukuk için bkz. Wisam

Sulaiman Dawood Eaqadah ([GK], B. No: 2021/2831, 15/2/2023, §§ 36-41).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Anayasa Mahkemesinin 15/2/2024 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Din

Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert, sınır dışı edilmesi

ve ikamet izninin iptal edilmesi işlemlerine karşı açtığı davada karar veren

Mahkemenin ilgili işlemlerin sebebini Protestan Kiliseler Derneği tarafından

Antalya'da gerçekleştirilen bir toplantıya katılması olduğunu açıkça

belirttiğini ifade etmiştir. Başvurucu hiçbir zaman misyonerlik faaliyeti

gerçekleştirmediğini, hakkında bununla veya başka bir suçla ilgili soruşturma

ya da kovuşturma başlatılmadığını belirtmiştir. Başvurucu, Antalya'da

gerçekleştirilen dinî nitelikteki bir konferansa yalnızca katılımı nedeniyle

başvuru konusu müdahalelere maruz kalması nedeniyle din özgürlüğünün, toplantı

hakkının, özel hayata saygı hakkının, adil yargılanma hakkının, etkili başvuru

hakkının ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. Başvurucu Matthew Vern Black, hakkında N-82 tahdit

kodu uygulanmasına karşı açtığı davada davalı idarenin savunma dilekçesinde

Antalya'da gerçekleştirilen Aile Konferansına katılması nedeniyle hakkında N-82

tahdit kodu uygulandığı bilgisine yer verdiğini belirtmiştir. Başvurucu Helmut

Frank da hakkında N-82tahdit kodu uygulanmasına karşı açtığı davada davalı

idarenin savunma dilekçesinde kendisinin misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğu

bilgisine yer verdiğini ifade etmiştir. Başvurucular, davalı idarenin savunma

dilekçelerinde yer verdiği bu iddiaları kabul etmemekle birlikteyalnızca bu

gerekçelerle başvuru konusu müdahalelere maruz bırakılmaları nedeniyle din

özgürlüğü, toplantı hakkı, özel hayata saygı hakkı, adil yargılanma hakkı,

etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağı yanında örgütlenme özgürlüklerinin de

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

35. Başvurucu Amanda Jolyn Krause ise Protestan

Hristiyanlık dinî inancına sahip olduğunu, bu nedenle zaman zaman bazı dinî

toplantılara ve kilise faaliyetlerine katıldığını fakat Türkiye'de ikamet

ettiği süreçte hiçbir suça karışmadığını, hakkında herhangi bir soruşturma ya

da kovuşturma yürütülmediğini ifade etmiştir. Anılan başvurucu, kısa dönem

ikamet izninin iptal edilmesine ilişkin işleme karşı açtığı davada, davalı idarenin

verdiği savunma dilekçesinde hakkındaki işlemlerin gerekçesini kendisinin

misyonerlik faaliyeti yürütmesi olarak gösterdiğini belirtmiştir. Başvurucu, bu

nedenle din ve örgütlenme özgürlükleri ile özel hayata saygı hakkı, adil

yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

36. Bakanlık görüşünde öncelikle başvurucuların adil

yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerinin daha önceki Anayasa Mahkemesi ve AİHM

içtihadı doğrultusunda konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

bulunması gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucuların ayrımcılık yasağına

dair iddiaları konusunda ise başvurucuların kendilerine ne şekilde farklı bir

muamele yapıldığı yönünde yeterli bir açıklamada bulunmadıklarının dikkate alınması

gerektiği ifade edilmiştir. Son olarak başvurucuların Türkiye'de yaşamalarını

zorunlu kılan güçlü ailevi bağlara sahip olduklarına dair detaylı bir bilgiye

de başvuru formunda yer vermedikleri, bu hususun özel hayata saygı hakkı

bağlamında yapılacak bir değerlendirmede dikkate alınması gerektiği

belirtilmiştir.

37. Bakanlık, İçişleri Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel

Müdürlüğünden (Müdürlük) başvuru konusuna dair yardımcı olabilecek bilgi ve

belgeleri talep etmiştir. Müdürlüğün bu talebe dair cevabı da Bakanlık görüşüne

eklenmiştir. Müdürlüğün yalnızca Amanda Jolyn Krause'nin başvurusuyla ilgili

bilgi ve belge sunduğu anlaşılmıştır. Buna göre Müdürlük Bakanlığın talebine

ilişkin cevabında, misyoner çevrelerce Mandi Krause olarak bilindiği belirtilen

başvurucunun 2011 yılı itibarıyla misyonerlik faaliyetleri içinde yer aldığı,

2012 yılı Mart ayı itibarıyla yurt dışı bağlantılı ya da merkezli oluşumların

etkinliklerine katıldığı, 2013 yılı Ocak ayı itibarıyla Ankara'daki misyoner

oluşumlarda sorumlu düzeyinde faaliyet gösterdiği ve Türkiye'deki misyonerlik

faaliyetlerini yönlendiren yabancı uyruklu şahıslarla iltisaklı olduğu

hususlarına yer vermiştir.

38. Başvurucular Amanda Jolyn Krause ve Jeremy Lauren

Lambert, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bireysel başvuru formunda ileri

sürdükleri iddiaları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa’nın 24. maddesinde öngörülen din özgürlüğü,

kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmamasını, inancını serbestçe

değiştirebilmesini, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı

kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din

özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya

topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı

ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına almıştır (Tuğba

Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 57).

40. Kamu otoriteleri, başvurucuların misyonerlik

faaliyetleriyle ilgileri ile Antalya'da gerçekleştirilen Aile Konferansı

etkinliğine katılımlarından bahsedilen, ayrıca başvurucuların Türkiye'deki kamu

düzeni ve güvenliği yönünden sakıncalı olabileceklerinin değerlendirildiği MİT

Başkanlığı raporları doğrultusunda başvurucular hakkında ülkeye girişlerinin ön

izne bağlanması anlamına gelen N-82 tahdit kodunu uygulamıştır.

41. Misyonerlik adı altında gerçekleştirilen faaliyetlere

kamu düzenini, güvenliğini, başkalarının hak ve özgürlüklerini ya da

dengelemede daha ağır basacak diğer bazı değerleri tehlikeye sokması hâlinde

orantılı şekilde müdahale edilmesi mümkündür (uygun olmadığı kabul edilen

misyonerlik faaliyetlerine ilişkin AİHM değerlendirmesi için bkz. § 27).

42. Anayasa vatandaşlara ülkeye giriş ve ülkeden

çıkarılma konusunda mutlak bir hak vermiş iken yabancılar farklı bir rejime

tabi tutulmuştur. Uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere bu husus,

devletin egemenlik yetkisi kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla devletin

yabancıları ülkeye kabul etmekte veya sınır dışı etmekte takdir yetkisinin

bulunduğu da kuşkusuzdur.(A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017,

§ 54).

43. Somut olayda göç ve sınır kontrolleri ile ilgili

olarak kamu otoritelerinin geniş takdir yetkisi çerçevesinde Türkiye'de kamu

düzeni ve güvenliğini tehlikeye soktukları değerlendirilen başvurucular

hakkında ülkeye girişlerinin ön izne bağlanması anlamına gelen N-82 tahdit kodu

uygulanması, ikamet izninin iptal edilmesi ve sınır dışı kararı alınması

şeklindeki işlemlerin başvurucuların din özgürlüklerinin dışsal alanına bir

müdahale teşkil etmediği sonucuna varılmıştır.

44. Nitekim başvurucuların Türkiye'de yaşadıkları dönemde

dinî inançlarının gereğini yerine getirme konusunda herhangi bir engellemeyle

ya da ayrımcı bir muameleyle karşılaştıkları konusunda bir şikâyetleri

bulunmamaktadır. Bunun yanında haklarında N-82 tahdit kodu uygulanan

başvurucular Helmut Frank ve Matthew Vern Black'in Türkiye'den kendi

istekleriyle çıktıkları, başvurucular Amanda Jolyn Krause ve Jeremy Lauren

Lambert'ın ise hâlen Türkiye'de bulundukları hususları da dikkate alınmalıdır.

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun olan başvuruların Anayasa Mahkemesince

kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda

başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği, temel haklara yönelik bir

müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile

karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun

kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, §

24).

46. Açıklanan gerekçelerle din özgürlüğüne yönelik bir

müdahalenin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.

Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamışlardır.

B. Sınır Dışı

Etme İşlemlerindeki Usul Güvenceleri Kapsamında Yerleşme Hürriyetiyle

Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucuların tümü kendilerinin Protestan

Hristiyanlık dinî inancına sahip olduğunu, bu nedenle zaman zaman bazı dinî

toplantılara ve kilise faaliyetlerine katıldığını, şimdiye kadar herhangi bir

misyonerlik faaliyetinde bulunmadığını, ayrıca Türkiye'de ikamet ettikleri süre

içinde hiçbir suça karışmadığını ya da haklarında herhangi bir soruşturma ya da

kovuşturma yürütülmediğini ifade etmiştir. Başvurucular başvuru konusu

müdahalelerle ilgili süreçlerde haklarında N-82 tahdit kodu uygulanmasına sebep

olan faaliyetlerinin neler olduğuna ve kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını

ne şekilde tehlikeye düşürdüklerine ilişkinbir bilgi ya da açıklamaya

ulaşamadıklarını, bununla birlikte müdahalelerin sebebinin dinî

inançlarıolduğunu düşündüklerini, bu durumun son zamanlarda neredeyse bir

devlet politikası hâline geldiğini ve Protestan Hristiyanlık inancına sahip

birçok yabancının somut bir gerekçe olmaksızın benzer müdahalelere maruz

kaldığını ileri sürmüştür.

48. Başvurucular açtıkları iptal davalarında haklarındaki

isnada etkili şekilde cevap verebilme imkânının sağlanmaması ve yargı

mercilerinin kendileri hakkındaki isnatların doğruluğuna ve hangi şekilde kamu

düzeni, güvenliği ya da sağlığını tehlikeye düşürmüş olabileceklerine ilişkin

hiçbir denetim ve değerlendirme de yapmamaları nedeniyle din özgürlükleri ile

adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının, ayrımcılık yasağının, başvurucuların

bir kısmı ise Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

49. Bakanlık görüşünde sunulan değerlendirmelerebu

kararın 36. paragrafında yer verilmiştir.

50. Bakanlık görüşüne cevap veren başvurucular, bireysel

başvuru formlarındaki iddiaları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

51. Jeremy Lauren Lambert, Amanda Jolyn Krause, Helmut

Frank ve Matthew Vern Black dışındaki başvurucular, Protestan Hristiyanlık

inancına sahip olmaları nedeniyle başvuru konusu uygulamalara maruz

kaldıklarını ileri sürmüşse dekamu otoritelerinin bu yönde yorumlanabilecek

gerekçelerinin olmadığı, ayrıca bu konuda başvurucuların Anayasa Mahkemesine

dehiçbir bilgi yahut belge sunmadığı görülmüştür. Dolayısıyla Jeremy Lauren

Lambert, Amanda Jolyn Krause, Helmut Frank ve Matthew Vern Black dışındaki

başvurucuların din özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerininbu

aşamada varsayımdan öteye gidemediği değerlendirilmiş; anılan başvurucular

yönünden din özgürlüğü başlığı altında inceleme yapılmasının uygun olmadığı

sonucuna varılmıştır.

52. Öte yandan bir yabancının yerleşme hürriyetine sınır

dışı etmegibi bir işlemle müdahale edildiğinde Anayasa'nın 40. maddesindeki

etkili başvuru hakkı olarak ifade edilen haktan o yabancının faydalanması

mümkün hâle gelir. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini

ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği

makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da

sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve

yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir

(Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B.

No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44). Anlaşıldığı üzere etkili başvuru hakkı, kişiye

ihlal edildiği iddia edilen anayasal hakkına kavuşabilmesi için birtakım

güvence ve çözümler sağlamaktadır (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, § 69).

53. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin

hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancıya yetkili merci önünde temsil olunarak

sınır dışı etme işleminin hukuka aykırılığına ilişkin gerekçeler öne sürebilme

ve durumunu yeniden inceletme hakkı şeklinde birtakım usul güvenceleriyle

koruma sağladığı görülmüştür. Bununla birlikte yerleşme hürriyeti tanınan bir

yabancının bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı çerçevesinde bu

güvencelere anayasal düzeyde de sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Dolayısıyla

anılan protokolde yer alan güvencelerin bu bağlamda Anayasa'da karşılığı

bulunmaktadır. Bu nedenlerle söz konusu Protokolün 1. maddesinde yer alan

güvencelerin ortak koruma alanında kaldığı değerlendirildiğinden sınır dışı

edilen yabancıların bireysel başvuru yoluyla bu haklarınıileri sürebilmeleri de

mümkündür (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, § 70).

54. Başvuruculardan yalnızca Jeremy Lauren Lambert ve

M.R.F. hakkında doğrudan sınır dışı etme kararı verilmiştir. Başvuru konusu

diğer işlemler N-82 tahdit kodu uygulanması, ikamet izinlerinin iptal edilmesi

ve ikamet izinleri bulunmaktayken yurt dışına çıkan başvurucuların vize

taleplerinin reddedilmesi şeklindedir.

55. 30/6/2020 tarihli ve 2020/17 sayılı Tahdit Kodlarına

İlişkin Genelge'de; Göç İdaresi Başkanlığı tarafından uygulanan N-82 tahdit

kodunun bir giriş yasağı kararı olmadığı, İçişleri Bakanlığının izin ve bilgisi

dâhilinde yabancının Türkiye'ye girişine izin verilebileceği, bu doğrultuda dış

temsilcilikler aracılığıyla Göç İdaresi Başkanlığına istizan edilerek verilmiş

özel meşruhatlı vize hamili yabancıların "N" kodu saklı

tutularak ülkeye girişlerine izin verileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla N-82

tahdit kodunun doğrudan yabancının hukuki durumu üzerinde etki doğuracak ve

böylece iptal davasına konu olabilecek bir uygulama olarak tasarlanmadığı

anlaşılmıştır. Bu kod,istihbarat birimlerinin raporları da dikkate alınarak Göç

İdaresi Başkanlığının söz konusu uygulamayı yönetebilmesi için iç işleyişinde

kullanımına sunulan bir araç olarak öngörülmüştür.

56. Somut olayda ise başvurucular Benjamin Tyler Wood,

Helmut Frank, Matthew Vern Black ve Robert Andrew Hoard, yasal ikamet izinleri

bulunmaktayken yurt dışına çıkmış fakat haklarındaki N-82 tahdit kodu nedeniyle

tekrar ülkeye giriş yapamamıştır. Dolayısıyla bu başvurucular yönünden

haklarında yalnızca N-82 tahdit kodu uygulanmış olması pratikte ülkeye geri

girememeleri şeklinde hukuki bir etki oluşturmuştur.

57. Ülkemizde yasal olarak ikamet etmekteyken yurt dışına

çıkan başvurucuların ülkeye tekrar girememelerine sebep olan bir işlemin

yabancı hakkında sınır dışı kararı uygulanmasıyla aynı sonucu doğurduğu

açıktır. Somut olayda idare ve yargı pratiğindeki belirsizlik nedeniyle N-82

tahdit kodu işlemine karşı dava yolunun tüketilmesi ya da ön izin talebinde

bulunduktan sonra talebin reddi işlemine karşı dava yolunun tüketilmesi

arasında hangisinin bireysel başvuru yönünden etkili başvuru sayılması

gerektiğine ilişkin bir değerlendirme yapılması da bu aşamada mümkün

görünmemektedir.

58. İkamet izninin iptal edilmesi şeklindeki uygulama ise

yabancının yasal olarak ülkede bulunma statüsünü sona erdirmekte ve 6458 sayılı

Kanun uyarınca ikamet izni iptal edilen yabancı hakkında doğrudan sınır dışı

etme kararı alınabilmektedir. Somut olayda da ikamet izinleri iptal edilen

başvurucular Amanda Jolyn Krause, Jeremy Lauren Lambert ve Benjamin Charles

Mclure ikamet izinleri iptal edildikten sonra belli bir süre içinde ülkeyi

terke davet edilmiş hatta başvurucu Jeremy Lauren Lambert hakkında aynı gün

sınır dışı işlemi uygulanmıştır. Başvurucu M.R.F. ise hava alanından yurt dışına

çıkış yapmaması üzerine hakkında N-82 tahdit kodu bulunduğundan bahisle önce

sınır dışı işlemi uygulandığı, daha sonra ikamet izninin iptal edildiği

görülmüştür. Her hâlükârda somut olayda başvurucuların ikamet izinlerinin iptal

edilmesinin sınır dışı işlemiyle aynı etkiyi doğurduğu, başvurucuların bir

kısmının fiilen sınır dışı edilmemesi, bir kısmının ise ülkeyi terke davet

edilmeleri üzerine kendilerinin çıkmasının bu değerlendirmeyi değiştirmeyeceği,

nitekim ikamet izni iptal edilen yabancının her an başka bir değerlendirme

yapılmaksızın sınır dışıedilme riskiyle karşı karşıya bırakıldığı sonucuna

varılmıştır.

59. Öte yandan başvurucu Nathan James Bradtke yönünden

ayrı bir değerlendirme yapma ihtiyacı söz konusudur. Başvurucu, ikamet izni

süresinin bitmesine az bir süre kala uzatma talebinde bulunmuş, başvurucunun

ikamet süresi uzatma talebi reddedilmiştir. Başvurucu, anılan talebinin

reddedilmesinin sebebinin hakkında N-82 tahdit kodu uygulanması olduğunu

öğrenmesi nedeniyle tahdit kodu işlemine karşı dava açmış; davası

reddedilmiştir. Öte yandan başvurucunun davayı açtığı tarihte dahi ikamet izni

süresi bitmiş durumdadır. Dolayısıyla başvurucu Nathan James Bradtke hakkında

N-82 tahdit kodu uygulanmış olmasının somut olayda anılan başvurucu yönünden sınır

dışı edilme kararıyla aynı etkiyi oluşturduğunun söylenebilmesi, başvurucunun

ülkede yasal olarak bulunma statüsünün sona ermesinin sebebinin N-82 tahdit

kodu olmadığı görüldüğünden mümkün değildir.

60. Bu durumda somut olayda başvurucu Nathan James

Bradtke dışındaki tüm başvurucuların başvuru konusu yaptıkları tüm işlemler ve

yargılama süreçleriyle ilgili olarakhaklarındaki isnatlardan haberdar

olamadıkları ve karşı argümanlarını ileri süremediklerine ilişkin

şikâyetlerinin Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün birinci maddesinin

Anayasa'daki karşılığı olarak kabul edilen (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, §§

61-70) yabancıların sınır dışı edilmelerindeki usul güvenceleri kapsamında

yerleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden incelenmesinin

uygun olacağı değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Başvurucu

Nathan James Bradtke Yönünden

61. Başvurucu; hakkında N-82 tahdit kodu uygulanması

işlemine karşı açtığı davada, söz konusu işlemin somut uygulanma sebebini

hiçbir aşamada öğrenememesi, bu nedenle hakkındaki isnatlara cevap verememesi,

mahkemenin ilgili ve yeterli gerekçe göstermeksizin davasını reddetmesi, ayrıca

tarafsız ve bağımsız mahkeme kriterlerinin karşılanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca hakkında

N-82 tahdit kodu uygulanması şeklinde gerçekleştirilen müdahalenin özel hayatı

yönünden yasal dayanağı ve meşru amacı olmayan ölçüsüz bir müdahale

oluşturduğunu, bu nedenle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

62. Başvurucu bireysel başvuru formunda yalnızca 2016

yılından beri oturma izniyle Türkiye'de bulunduğu, bilgi teknolojileri alanında

lisans sahibi olduğu ve eşiyle üç küçük çocuğu olduğu bilgisini vermiştir.

Başvurucu, hakkında N-82 tahdit kodu uygulanmasının ve bu işleme karşı açtığı

davanın reddedilmesinin özel hayatını ne şekilde etkilediğine ilişkin olarak

somut açıklama yapmamış, bilgi ve belge sunmamıştır. Bu durumda başvuru konusu

müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin

belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığını ortaya koyamadığı anlaşıldığından

başvurucunun somut müdahale ile ilgili şikâyetlerinin özel hayata saygı hakkı

başlığı altında incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir (aile hayatından

değerlendirme yapılan kararlar için bkz. Peri Kırık, B. No: 2015/19795,

9/1/2019, §§ 32-36; Nargıza Gulamova, B. No: 2020/33373, 30/3/2023, §§

19,20 ; meslekle ilgili olarak özel hayata saygı hakkı kapsamında

değerlendirme yapılan karar ve ilkeler için bkz. Tamer Mahmutoğlu [GK],

B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 84-96).

63. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların ya da bir suç isnadının esasının karara bağlanması

esnasında geçerli olduğunu belirterek hakkın kapsamının bu konularla

sınırlandırıldığını kabul etmiştir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 23; Nihat Akbulak [GK], B. No: 2015/10131, 7/6/2018, § 35; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 44). Dolayısıyla

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda

bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir

uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında

karar verilmiş olması gerekir.

64. Başvurucu hakkında N-82 tahdit kodu uygulanmasının

medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili bir uyuşmazlık veya bir suç isnadı

niteliğinde olmadığı görülmüştür. Bu durumda başvurucunun adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasının konusu, Anayasa’da güvence altına alınan ve

Sözleşme kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında

kaldığından başvurucu Nathan James Bradtke'nin başvurusunun konu bakımından

yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez bulunması gerekir.

ii. Diğer

Başvurucular Yönünden

65. Başvurucu Nathan James Bradtke dışındaki tüm

başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yerleşme

hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Basri BAĞCI bu sonuca

katılmamışlardır.

b. Esas

Yönünden

66. Ülkede ikamet eden bir yabancıyı koruma altına alan

ilk güvence, sınır dışı etme kararının kanuna uygun şekilde alınmış olması

gereğidir. Sınır dışı etme kararının kanuna uygun olarak alındığından söz

edilebilmesi için kanun metni ve uygulaması yabancıların davranışlarının

sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşımalıdır. Bir diğer ifadeyle

kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde

önemlidir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bunun bir sonucu olarak müdahale yani

sınır dışı etmeye ilişkin kanun yeterince erişilebilir ve öngörülebilir

olmalıdır (benzer bir değerlendirme için bkz. Türkiye İş Bankası A.Ş.

[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, §

74).

67. Sınır dışı etme kararını düzenleyenlerin tutum ve

uygulamaları da kanunun kalitesi kadarönemlidir. Kamu makamları sınır dışı etme

kararına gerekçe teşkil eden eylem ve davranışları somut şekilde belirlemeli ayrıca

bunlar da 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

düzenlenen sınır dışı sebepleriyle makul seviyede ilintili olmalıdır (Wisam

Sulaiman Dawood Eaqadah, § 75).

68. Diğer taraftan sınır dışı işleminin muhatabı olan

yabancının yetkili ve görevli mahkemeler önünde, verilen kararlara karşı

gerekçeler sunabilmesi ve durumunun yeniden incelenmesini isteyebilmesi, bu

doğrultuda ilk aşamada sınır dışı etme kararının kendisine hukuka uygun şekilde

tebliğ edilmesi ve kararın dayanağını oluşturan fiilî sebeplerin neler olduğunu

-bazı sınırlamalarla dahi olsa- öğrenebilmesi gerekmektedir. Bunlarla birlikte

usul güvencelerinin etkili bir şekilde koruma sağlaması için şeklî bir

incelemenin ötesinde yabancının öne sürdüğü iddiaların esası hakkında bir

değerlendirme yapılması da şarttır. Ayrıca yabancı, argümanlarını hazırlayıp

sunabilmesi için yargılamanın imkân ve kolaylıklarından faydalanabilmelidir. Bu

doğrultuda özellikle ülkenin dilini ve hukukunu bilmeyen bir yabancıya davadaki

usul kuralları aşırı bir külfet yükleyecek ölçüde katı yorumlanmadan davanın

ilerlemesi sağlanmalıdır (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, § 76).

69. Somut olayda başvurucuların başvuru konusu

müdahalelerin gerekçesi olarak gösterilen, kamu düzeni ve güvenliği yönünden

tehlikeli olabileceklerine ilişkin değerlendirmenin 6458 sayılı Kanun'un 54.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen sınır dışı sebepleriyle makul

seviyede ilintili olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında başvurucular, haklarında

uygulanan başvuru konusu tüm işlemlere karşı idari yargıda iptal davası süreci

başlatmış ve derece mahkemeleri başvurucuların iddialarının esası hakkında, göç

ve sınır kontrolleriyle ilgili idarenin geniş takdir yetkisini de dikkate

alarak bir değerlendirme yapmıştır. Dolayısıyla başvuruculara, yabancıların

sınır dışı edilmelerinde sahip olmaları gereken usul güvencelerinin

sağlandığıdeğerlendirilmiştir.

70. Açıklanan gerekçelerle Nathan James Bradtke dışındaki

başvurucuların sınır dışı etme işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında

yerleşme hürriyetleriyle bağlantı olarak etkili başvuru haklarının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M.

Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu M.R.F.nin kamuya açık belgelerde kimliğinin

gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Başvurucular Jeremy Lauren Lambert, Amanda Jolyn

Krause, Helmut Frank ve Matthew Vern Black'in din özgürlüklerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin

YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR'ın karşı oyları ve

OY ÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucu Nathan James Bradtke'nin başvurusunun

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OY

BİRLİĞİYLE,

D. Nathan James Bradtke dışındaki başvurucularınyerleşme

hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde öngörülen etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Kadir ÖZKAYA, Yıldız SEFERİNOĞLU ve Basri BAĞCI'nın karşı oyları ve OY

ÇOKLUĞUYLA,

E. Nathan James Bradtke dışındaki başvurucularınyerleşme

hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde öngörülen etkili

başvuru hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin

YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR'ın karşı oyları ve

OY ÇOKLUĞUYLA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

G. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 15/2/2024 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğu, idare tarafından haklarında N-82

kodu uygulanan ve bu işlem nedeniyle ikamet izinlerinin iptal edilmesi, sınır

dışı işlemi uygulanması ya da vize taleplerinin reddedilmesi işlemlerine tabi

tutulan başvurucuların din özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarının açıkça

dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna, etkili başvuru

haklarının ise ihlal edilmediğine karar vermiştir. Aşağıda açıklanacak

gerekçelerle her iki görüşe de katılma imkânı olmamıştır.

A. Din

Özgürlüğü Yönünden

2. Başvuruculardan bazılarının misyonerlik faaliyetinde

bulundukları değerlendirilerek haklarında N-82 tahdit kodu uygulanmak suretiyle

ikamet izni iptali ve sınır dışı gibi işlemlerin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Başvuruculardan ikisinin Protestanlık inancına sahip olanların devlet nezdinde

muhatap kabul edilebilmeleri amacıyla çalışmalar yapma ve misyonerlik

faaliyetleri yapılması için karar alma amacıyla gerçekleştiği ileri sürülen ve

“Aile Konferansı” adı verilen toplantıya katıldıkları iddia edilmiştir.

Diğer iki başvurucudan biri hakkında yargılama sürecinde davalı idare

tarafından misyonerlik yaptığı için hakkında söz konusu tahdit kodunun

uygulandığı bilgisinin verildiği, diğeri hakkında ise idari ve yargısal süreçte

hiçbir somut gerekçeye yer verilmemiş olmakla birlikte bireysel başvuru

sürecinde Bakanlık görüşüne eklenen yazıda misyonerlik faaliyetinde bulunduğu

için N-82 kodunun uygulandığı bilgisine yer verildiği görülmektedir.

Başvurucular din özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

3. Din özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa’nın 24.

maddesi uyarınca “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”.

Bu madde hiç kimsenin ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve

kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı

kınanamayacağını ve suçlanamayacağını belirtmektedir.

4. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, din

özgürlüğü demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biridir. Çoğulculuğa

dayanan demokratik bir toplumda devlete düşen görev, muhtelif dünya

görüşlerinden veya inançlardan bazılarının “yanlış” olduğunu kabul etmek

değil, bireylerin kendi dünya görüşlerine ve inançlarına uygun olarak

yaşamaları için gerekli tedbirleri almaktır (Tuğba Arslan [GK], B. No:

2014/256, 25/6/2014, § 54; Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis

Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019, § 97).

5. Öncelikle, çoğunluğun “başvurucuların din

özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunmadığı[nın] açık olduğu” yönündeki

görüşüne katılmak mümkün değildir. Esasen kararın gerek “Olay ve Olgular”

kısmında (§§ 9-21) gerekse “Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü”

başlığı altında (§§ 33-38) yapılan açıklamalardan başvurucuların misyonerlik

faaliyetleri nedeniyle haklarında N-82 tahdit kodu uygulandığı anlaşılmaktadır.

Bunun da başvurucuların din özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği izahtan

varestedir.

6. Elbette din özgürlüğü mutlak değildir,

sınırlandırılabilir. Din özgürlüğüne yönelik her müdahale ihlal teşkil

etmeyecektir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetlere

müdahalenin kanunla yapılması, meşru amacının bulunması, demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.

7. Başvurucular hakkında uygulanan tahdit kodunun kanuni

dayanağı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 9.

maddesinin (7) numaralı fıkrasıdır. Buna göre “Kamu düzeni, kamu güvenliği

veya kamu sağlığı sebebiyle Genel Müdürlükçe… yabancıların ülkeye kabulü ön

izin şartına bağlanabilir”. Bunun dışında, ikamet izninin iptaline, sınır

dışı ve ülkeye girişe izin vermeme işlemlerine ilişkin farklı kanuni hükümler

bulunmaktadır. Dolayısıyla, başvurucuların din özgürlüğüne yönelik müdahalenin

kanuni dayanağının olmadığı söylenemez.

8. Bununla birlikte, söz konusu kanuni düzenlemelerin

nitelik bakımından kanunilik şartını sağladıkları kuşkuludur. Kanunilik, bir

temel hakkı veya özgürlüğü sınırlandıran yasal hükmün şeklen var olmasının

ötesinde, bunun açık, net, belirli ve öngörülebilir olmasını gerektirmektedir.

Bunun yanında, temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran bir kanunun kamu

makamlarının keyfi muamelelerine karşı koruyucu tedbirleri de ihtiva etmesi

beklenmektedir.

9. Bu çerçevede, bilhassa ön izin şartını öngören yasal

düzenlemeye baktığımızda, gerek kamu düzeni ve kamu güvenliği kavramlarının

soyut niteliğinden gerekse ön izin şartının uygulanmasına ilişkin

belirsizliklerden dolayı bu düzenlemenin kanunilik şartını taşıdığını söylemek

güçtür.

10. Bir an için müdahalenin kanunilik şartını sağladığı

kabul edilse bile, bu durumda da sınırlamanın meşru amacının bulunması

gerekmektedir. 6458 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (7) numaralı fıkrasında

öngörülen kamu düzenini ve kamu güvenliğini koruma amacının Anayasa’nın 24.

maddesinin “14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî

ayin ve törenler serbesttir” şeklindeki ikinci fıkrasının atıf yaptığı

Anayasa’nın 14. maddesinde mündemiç olduğu varsayılabilir.

11. Bu durumda başvurucuların misyonerlik

faaliyetlerinin, bu kapsamda düzenlenen “Aile Konferansı” adlı

toplantının kamu düzeni ve kamu güvenliğine yönelik nasıl bir tehdit

oluşturduğunun gösterilmesi gerekmektedir. Somut olayda ne idari ne de yargısal

süreçte başvurucuların faaliyetlerinin kamu düzeni veya güvenliğine yönelik bir

tehlike yarattığına dair herhangi bir somut gerekçe ortaya konulamamıştır.

Dahası başvuruculardan biri dışında diğerlerinin misyonerlik başlığı altında ne

tür faaliyetler yaptıkları da belirlenmiş değildir.

12. Sınırlamaların meşru amacının olduğu kabul edilse

bile demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması zorunludur. Başka

bir ifadeyle, din özgürlüğü üzerindeki istisnai sınırlamanın zorlayıcı bir

toplumsal ihtiyacın karşılanmasına yönelik olması gerekir. Bunun için de

sınırlamanın amaca ulaşmak için elverişli, başvurulabilecek son çare ve

alınabilecek en hafif tedbir olması gerekmektedir.

13. Başvuruculara göre, katıldıkları ifade edilen “Aile

Konferansı” toplantıları, Protestan Kiliseleri Derneği tarafından neredeyse

Derneğin kuruluşundan itibaren her yıl kamu otoritelerinin bilgisi dahilinde

yapılmakta, gizli gündemi olmayan ve şeffaf şekilde gerçekleşen bu toplantılara

Türkiye’de bulunan yerli ve yabancı kilise önderleri aileleriyle birlikte

katılmaktadır. Başvurucuların bu iddialarının aksine, toplantıların gizli

yapıldığını veya kamu düzenine, kamu güvenliğine yahut kamu sağlığına zarar

verdiğini gösteren herhangi bir bilgi ortaya konulabilmiş değildir.

14. Diğer yandan, başvuruculara yöneltilen “misyonerlik”

faaliyetinin soyut düzeyde ve kategorik olarak kamu düzeni veya güvenliğine

yönelik bir tehdit olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Dinlerin doğuşuyla

başlayan ve belli bir dine mensup olanların başkalarına da bu dini ya da inancı

yayma çabaları olarak kabul edilen misyonerlik -barışçıl olmak, kamu düzenini,

güvenliğini ve başkalarının haklarını ihlal etmemek kaydıyla- genelde ifade

özgürlüğünün özelde de din özgürlüğünün güvencesi altındadır.

15. Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bir

kararında misyonerliğin mevzuatta suç olarak kabul edilmediğini açıkça ifade

etmiştir. Kurul’a göre “bir dini yaymak olarak tanımlanabilecek misyonerlik,

mevzuatımızda suç olarak kabul edilmediği gibi; davacının yürüttüğü iddia

edilen misyonerlik faaliyetinin milli güvenlik ve kamu düzenini tehlikeye

soktuğu yolunda herhangi bir somut tespite de dosyada rastlanılmamaktadır.”

(Danıştay İDDK, E. 2013/797, K. 2015/126, 28/1/2015).

16. Kuşkusuz, belli şartlar altında misyonerlik

faaliyetlerine sınırlama getirilebilir. Bu noktada kamu otoritelerinden

beklenen, bu faaliyetlerin kamu düzeni ve güvenliğini tehdit ettiklerini ilgili

ve yeterli gerekçelerle ortaya koymaktır.

17. Somut olayda, idare ve mahkemeler başvurucuların

faaliyetlerinin kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı bakımından neden ve

nasıl bir tehlike arz ettiğine dair hiçbir aşamada somut bir açıklama

yapmamışlardır. Kamu otoriteleri, çoğunluk dini dışındaki bir dinin yayılmasına

yönelik faaliyetleri soyut ve kategorik ifadelerle kabul edilemez bulmuşlardır.

18. Öte yandan, başvurucular, kendilerine uygulanan

tahdit kodunun gerekçesini hiçbir aşamada öğrenemediklerini, bu nedenle de

etkili şekilde kendilerini savunma imkânından yoksun kaldıklarını ileri

sürmüşlerdir. Başvurulara konu işlemler, Göç İdaresi Başkanlığı (Başkanlık)

tarafından başvurucular hakkındaki istihbârî bilgileri ihtiva eden yazılara

dayanılarak gerçekleştirilmiştir. Başkanlık bu yazıları 2937 sayılı Devlet

İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun ek 1. maddesi

doğrultusunda başvuruculara vermediği gibi mahkemelere de sunmamıştır.

19. Başvurulara konu idari işlemlerin tesisinde yetkili

olan Başkanlığın, bu görevini yerine getirirken istihbarat kurumlarından yardım

alabileceği, bunu yaparken de istihbârî nitelikteki gizli bilgilerin aleniyet

kazanmasını engelleyecek tedbirleri de alması gerekeceği izahtan varestedir.

20. Bununla birlikte, Başkanlığın tüm eylem ve işlemleri

Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında yargı denetimine açıktır. Dolayısıyla,

Başkanlık takdir yetkisini kullanarak tahdit kodları oluştururken dayanılan

somut gerekçelerin -istihbarat hizmetlerinin gizliliğine zarar vermeyecek

şekilde- yargı denetimine açılması ve muhataplarına da bu gerekçeler karşısında

kendi argümanlarını sunma fırsatının verilmesi gerekmektedir. Bunun aksinin

kabulü, istihbarat raporlarına dayanılarak yapılan idari eylem ve işlemlerin

fiilen yargı denetimi dışında bırakılması anlamına gelecektir.

21. Başvurulara konu somut olayda, başvurucular

haklarında uygulanan tahdit kodunun ve buna bağlı diğer işlemlerin gerekçesini

hiçbir aşamada öğrenememişler ve bu gerekçelere karşı argümanlarını sunma

fırsatı bulamamışlardır. Dolayısıyla sınırlama teşkil eden işlemlere ilişkin

kamu makamlarınca ilgili ve yeterli gerekçe sunulmadığı gibi bu işlemlere karşı

etkili bir yargı denetiminin de gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır.

22. Açıklanan gerekçelerle, başvurucuların din

özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekirdi.

B. Yerleşme

Hürriyetiyle Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkı Yönünden

23. Başvurucular hakkında N-82 koduna dayalı olarak

ikamet izninin iptali, sınır dışı etme ve yırt dışına çıkanların ülkeye giriş

taleplerinin reddi işlemleri tesis edilmiştir. Tüm başvurucular bu işlemler ve

yargılama süreçleriyle ilgili olarak haklarındaki isnatlardan haberdar

olamadıklarını ve bu nedenle karşı argümanlarını sunamadıklarını ileri

sürmüşlerdir. Bu şikayetlerin tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesine ek 7 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin Anayasamızdaki karşılığı

olarak kabul edilen yabancıların sınır dışı edilmelerindeki usul güvenceleri

kapsamında yerleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden

değerlendirilmesi gerekmektedir (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah [GK], B.

No: 2021/2831, 15/2/2023, §§ 61-70).

24. Sınır dışı işlemine muhatap kişilere sağlanması

gereken güvencelerden biri, bu kişilerin haklarındaki işlemlere karşı yetkili

mahkemeler önünde kendilerini savunabilmeleri, bunun için de öncelikle

işlemlerin gerekçelerinden haberdar olabilmeleridir. Sağlanan usul güvencesinin

etkili olması, yabancının iddiaları hakkında şeklî bir incelemenin ötesinde

bunların esası hakkında değerlendirme yapılmasına bağlıdır (Wisam Sulaiman

Dawood Eaqadah [GK], § 76).

25. Somut olayda, yukarıda ifade edildiği gibi,

başvurucular hiçbir aşamada haklarındaki işlemlerin somut gerekçelerinden

haberdar edilmemiştir. Bu durumda başvurucuların haklarında uygulanan işlemlere

karşı mahkemeler önünde iddialarını ileri sürebilmeleri ve durumlarının yeniden

incelenmesini isteyebilmeleri için söz konusu işlemlerin dayanağını oluşturan

nedenleri -sınırlı da olsa- öğrendikleri, dolayısıyla ileri sürdükleri

iddiaların esası hakkında değerlendirme yapılmasını sağlayan bir usul

güvencesine sahip oldukları söylenemeyecektir. Bu sebeple -başvurusu

oybirliğiyle kabul edilemez bulunan biri dışında- tüm başvurucuların yerleşme

hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekirdi.

26. Yukarıda (A) ve (B) başlıkları altında açıklanan

gerekçelerle, başvurucuların din özgürlüğü ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini düşündüğümden çoğunluğun “kabul edilemezlik” ve “ihlal

olmadığı” yönündeki kararlarına katılmıyorum.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Kenan YAŞAR

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Ceren Sedef EREN

Başvurucular

:

1. Amanda Jolyn KRAUSE

2. Benjamin Charles MCLURE

(T.C. Kimlik No

:

[TCKN])

3. Helmut FRANK

4. Matthew Vern BLACK

Vekili

:

Av. Can KURTULAN

5. Benjamin Tyler WOOD

6. Nathan James BRADTKE

7. Rodbert Andrew HOARD

Vekili

:

Av. Orhan Kemal CENGİZ

8. Jeremy Lauren LAMBERT

Vekili

:

Av. Boran AYDIN

9. M. R. F.

Vekili

:

Av. Avni Anıl EKŞİ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuruda ilk olarak sınır dışı etme işlemlerindeki

usul güvenceleri kapsamında yerleşme hürriyetleriyle bağlantılı olarak etkili

başvuru haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvuranlar bu

iddialarını; kendilerine uygulanan N-82 tahdit kodu uygulamalarının nedeninin

neler olduğunu, kamu güvenliği ve kamu düzenini ne şekilde tehlikeye

düşürdüklerine ilişkin iddialara cevap vermelerini sağlayabilecek herhangi bir

bilgi veya açıklamaya ulaşamadıkları ve idarenin isnatlarına karşı etkili bir

denetim imkanının sağlanmadığı gerekçelerine dayandırmıştır.

2. Başvurucuların bir kısmı yasal ikamet izni

bulunmaktayken yurt dışına çıkmış fakat haklarındaki tahdit kodu nedeniyle

tekrar ülkeye giriş yapamamışlardır. Bu durumdakilerin ülkeye geri girmelerine

sebep olan idari işlem, bir yabancı hakkında sınır dışı kararı uygulamasıyla

aynı sonucu doğurmaktadır. Bir kısım başvurucular bakımından söz konusu olan

ikamet izninin iptal edilmesi ise ilgili yabancının ülkede yasal olarak bulunma

statüsünü sona erdirdiğinden 6458 sayılı Kanun uyarınca bu durumda doğrudan

sınır dışı etme kararı alınabilmektedir. Başvuruya konu olayda da bu durumdaki

başvurucular hakkında ikamet izinleri iptal edildikten sonra belli bir süre

içinde ülkeyi terk etmeleri istenmiştir.

3. AYM’nin çoğu kararında vurguladığı üzere Anayasa’nın

40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı, anayasal bir

hakkının ihlal edildiğini ileri süren kimselerin hakkın niteliğine uygun olarak

iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya

sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve

yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkanı sağlanmasını kapsamaktadır (bkz.

Y.T. B. No: 2016/22418, 30.5.20129, par. 47; Murat Haliç, B. No: 2017/24356,

8.7.2020, par. 44).

4. Sınır dışı işlemine muhatap olan yabancıların bu

işleme karşı haklarını arayabilmeleri, durumun yeniden incelenmesini talep

edebilmeleri, dava yolunu kullanabilmeleri için idari işlemin dayanağı olan

fiili veya hukuki nedenlerin, olguların kendilerine bildirilmesi gerekmektedir.

Ancak bu halde idari işleme karşı kendi gerekçelerini ileri sürme, işlemin

dayanağı olduğu belirtilen olgulara veya nedenlere karşı haklarını yargı mercii

önünde savunabilme imkanına kavuşabileceklerdir. Başka deyişle belirtilen

hususlar etkili başvuru hakkının gereklerindendir. Öte yandan dava yoluna

başvuranlara yargı mercilerince iddia ve savunmalarını ileri sürme konusunda

gerekli kolaylıkların tanınması ve bu yöndeki gerekçeleri ve sundukları

delillere ilişkin incelemenin yargı mercilerince hakkın gerektirdiği özen ve

derinlikte yapılması zorunludur.

5. İncelenen başvuruya konu olayda gerek dava öncesinde

gerekse idare mahkemesi tarafından yapılan yazışmaya karşın başvuranlara

uygulanan idari işlemin dayanağı olan olgu veya nedenlerin açıklanması talebi

gizlilik gerekçesiyle reddedilmiştir. Davaya konu işlemin hukuka uygunluk

denetiminin yapılabilmesi, işlemin dayanağı olan olgusal nedenlerin

açıklanmasıyla doğrudan bağlantılıdır. İkincillik ilkesi gereği bu denetimin

öncelikle ilgili yargı merci tarafından yapılması zorunludur. Bu eksikliğin AYM

tarafından giderilmesi de söz konusu değildir. Sonuç olarak ilgili davalarda

idari işlemin dayanakları araştırılıp tartışılmamış, ilgili ve yeterli gerekçe

gösterilmemiş ve usul güvenceleri yerine getirilmemiştir.

6. Başvuranlardan dördü ise sözü edilen idari işlemlerle

dini faaliyetlere katılma imkanlarının ellerinden alınması nedeniyle din

hürriyetlerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu başvuranlar hakkındaki

davalarda da başvuranların iddiaları mahkemeler tarafından tartışılmamış,

ilgili ve yeterli gerekçe açıklanmadan davaları reddedilmiştir. Usul

güvenceleri sağlanmadan verilen kararlar dolayısıyla anılan başvuruların

esasına girilerek din hürriyeti yönünden esastan inceleme yapılması gerekirken

açıkça dayanaktan yoksunluğu sonucuna ulaşılması görüşümüzce doğru olmamıştır.

7. Başvuruya konu yerleşme hürriyeti bağlamında ise

başvuranlar, işleme karşı açtıkları davada işlemin nedenini oluşturan olguları

öğrenememişler ve buna karşı kendi haklarını savunma imkanına

kavuşamamışlardır. Mahkeme de idari işlemin olgusal nedenini açıklığa

kavuşturup tartışmadan ve ilgili ve yeterli gerekçe göstermeden ret kararı

vermiştir. Bu nedenle başvuranların etkili başvuru haklarının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmalıdır.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY

Somut başvuruda Mahkememiz çoğunluğunca, Nathan James

Bradtke isimli başvurucu dışındaki başvurucular yönünden sınır dışı etme

işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında yerleşme hürriyetiyle bağlantılı

olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia bakımından

başvuru kabul edilebilir bulunarak işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

Aşağıda açıklanan nedenlerle bu konuda çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

Başvurucular, kendilerinin Protestan Hristiyanlık dinî

inancına sahip olduklarını, bu nedenle zaman zaman bazı dinî toplantılara ve

kilise faaliyetlerine katıldıklarını, kendilerinin şimdiye kadar herhangi bir

misyonerlik faaliyetinde bulunmadıklarını, ayrıca Türkiye'de ikamet ettikleri

süreçte hiçbir suça karışmadıklarını ya da haklarında herhangi bir soruşturma

ya da kovuşturma yürütülmediğini ifade etmişlerdir.

Ayrıca kendilerine uygulanan başvuru konusu müdahalelerle

ilgili süreçlerde haklarında N-82 tahdit kodu uygulanmasına sebep olan

faaliyetlerinin neler olduğu ve kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını ne

şekilde tehlikeye düşürdüklerine ilişkin bir bilgi ya da açıklamaya

ulaşamadıklarını, bununla birlikte müdahalelerin sebebinin kendilerinin dinî

inançları olduğunu düşündüklerini, bu durumun son zamanlarda neredeyse bir

devlet politikası hâline geldiğini ve Protestan Hristiyanlık inancına sahip

birçok yabancının somut bir gerekçe olmaksızın benzer müdahalelere maruz

kaldıklarını da ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular ayrıca açtıkları iptal davalarında

haklarındaki isnada etkili şekilde cevap verebilme imkânının sağlanmaması ve

yargı mercilerinin kendileri hakkındaki isnatların doğruluğuna ve hangi şekilde

kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını tehlikeye düşürmüş olabileceklerine

ilişkin hiçbir denetim ve değerlendirme de yapmamaları nedenleriyle din

özgürlükleri ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının, ayrımcılık yasağının,

Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

Mahkememizce başvurucuların din özgürlüğüne yönelik bir

müdahalenin bulunmadığının açık olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının,

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmiştir.

Dosyadaki verilere göre başvurucular kısa veya uzun

süreli çalışma izinleri ile Türkiye’de yaşamakta olup, aynı zamanda çok uluslu

Evanjelik Kiliseler Birliği ismiyle bilinen bir organizasyonun da mensubudurlar.

Başvurucular kendilerinin Protestan inancına sahip olmalarına karşılık

misyonerlik faaliyeti yürütmediklerini belirtmektedirler.

Diğer taraftan 30/1/2019-2/2/2019 tarihleri arasında

Antalya’da gerçekleşen toplantıyı, mensubu oldukları Kiliseler Birliğinin

Türkiye Devleti nezdinde muhatap kabul edilmesinin sağlanması amacıyla

yaptıklarını da kabul etmektedirler.

Anayasa’nın 24. maddesinde düzenlenen din ve vicdan

hürriyeti herkes açısından tanınan bir hak olduğundan yabancıların da Devletin

egemenlik sahası içerisinde bu haktan yararlanacaklarında tereddüt yoktur. Bu

hürriyetin doğal bir uzantısı olarak kişilerin zor kullanmamak koşuluyla

inançlarını diğer bireylerle paylaşmasının önünde de bir engel bulunmamaktadır.

Ancak somut olayda olduğu gibi uluslararası organizasyon

niteliği gösteren bir yapının ülke genelinde taşra yapılanması meydana getirip

il düzeyinde sorumlular belirlemek suretiyle faaliyet göstermesi ve mensubu

oldukları Kiliseler Birliğinin Türkiye Devleti nezdinde muhatap kabul

edilmesini sağlamak istemesi hem genel olarak hem de daha özelde ulusal

güvenlik boyutu itibarıyla doğrudan Devletin egemenlik hakkının kullanılmasıyla

ilgili konulardır.

Dolayısıyla konu, niteliği gereği Devletin çok bir geniş

takdir hakkının bulunduğu bir alana ilişkindir. Hal böyle olunca konunun

değerlendirilmesinde mütekabiliyet durumunun da gözetilmesinin gerekeceği

açıktır.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki yabancıların sınır dışı

edilmeleri ile alakalı 7 Nolu Ek Protokolün birinci maddesinin ikinci

fıkrasında, bir yabancının sınır dışı edilmesinde kamu düzeni yararı veya

ulusal güvenlik nedenleri açısından bir gereklilik mevcut ise maddenin birinci

fıkrasındaki usul güvencelerinin geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır.

Somut olayda da başvurucular hakkında tesis edilen sınır

dışı etme işlemleri, kamu düzeni ve güvenliği yönünden tehlikeli

olabileceklerine ilişkin değerlendirmeler nedeniyle alınmıştır. İşleme esas

alınan veriler incelendiğinde, söz konusu verilerin 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında düzenlenen sınır dışı sebepleriyle sıkı şekilde

örtüştükleri anlaşılmaktadır.

Bu nedenle somut olayın konu bakımından bireysel başvuru

mevzusu yapılamayacağını, dolayısıyla başvurucuların yerleşme hürriyetiyle

bağlantılı etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarına

dayalı müracaatlarının kabul edilemez olduğunu değerlendirdiğimizden aksi

yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucuların tamamı kısa dönem ya da uzun dönem

ikamet izinleriyle yasal olarak Türkiye'de ikamet etmekteyken haklarında Göç

İdaresi Başkanlığınca ülkeye girişleri için ön izin alınması anlamına gelen

N-82 tahdit kodu uygulanmıştır.Söz konusu kodun uygulanmasına dair kararlar,

Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığının ilgili yazıları uyarınca kamu

düzeni ve kamu güvenliğinin korunması gerekçesiyle verilmiştir.

A) Başvurucular

Amanda Jolyn Krause, Helmut Frank, Matthew Vern Black ve Jeremy Lauren

Lambert’in Din ve Vicdan Hürriyetlerinin İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

2. Başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de

bulunmadığı anlaşılan din ve vicdan hürriyetlerinin ihlal edildiği iddialarının

kabul edilebilir olduğu değerlendirilmektedir.

3. İnsanlık tarihinin en eski olgularından biri olan din,

pek çok kişi için dünyayı ve kâinatı, hayatı ve ölümü, iyiliği ve kötülüğü

anlamlandırma ve açıklamada önemli bir rol oynamaktadır. Bireysel olduğu kadar

toplumsal yönü de bulunan din, tarihsel olarak çeşitli toplumsal kurumların

oluşumunda, gelişiminde ve varlığını sürdürmesinde de doğrudan veya dolaylı

olarak etki sahibidir. Din ve vicdan özgürlüğü demokratik toplum düzeninin

oluşması ve sürdürülmesi açısından hayati bir işlev görmektedir. Bu nedenlerle

gerek ülke anayasalarının çoğunda gerekse de evrensel ve bölgesel düzeyde insan

haklarına ilişkin uluslararası bildiri ve sözleşmelerin önemli bir kısmında din

ve vicdan özgürlüğü bazı sınırlamalara tabi olmak şartıyla güvence altına

alınmıştır.

4. Din ve vicdan özgürlüğü Anayasa’nın 2. maddesinde

ifade edilen insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal hukuk

devletinin olmazsa olmaz unsurlarından biridir.

5. Anayasa'nın 24. maddesinin ilk fıkrasında herkesin,

vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu vurgulanmış, ikinci

fıkrasında da bu özgürlüğün doğal bir sonucu olarak özgürlüklerin kötüye

kullanılmasını yasaklayan 14. madde hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla

ibadetin, dinî ayin ve törenlerin serbest olduğunun altı çizilmiştir. Üçüncü

fıkrada ise, kimsenin, ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve

kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı

kınanamayacağı ve suçlanamayacağı ilkesine yer verilmiştir. Bu madde, kişinin

herhangi bir inanca sahip olması veya olmamasını, inancını serbestçe

değiştirebilmesini, inancını açıklamaya zorlanmamasını, bunlardan dolayı

kınanmamasını ve baskı altına alınmamasını güvenceye alarak din ve vicdan

özgürlüğünün içsel alanını korurken, öğretim, uygulama, tek başına veya topluca

ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de

din ve vicdan özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp güvence altına almıştır.

6. Anayasa’nın 24. maddesi bir din veya inançtan

kaynaklanan her davranışı güvence altına almamaktadır. Bununla birlikte,

kişinin dinini ve inancını açığa vurma özgürlüğü sadece Anayasa’nın 24.

maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen nedenlerle ve Anayasa’nın 13.

maddesindeki koşullarda sınırlanabilir (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,

25/6/2014, § 59).

7. Anayasa Mahkemesi (AYM) din ve vicdan özgürlüğü ile

ilgili verdiği bir kararında bu özgürlük bağlamında çoğulculuk hakkında şu

değerlendirmelerde bulunmuştur:

Çoğulculuk ise herkesin kendi kimliğiyle ve kendisi

olarak toplumsal ve siyasal yaşama katılmasıyla mümkündür. Farklılıkların ve

farklı olanların tanınmadığı ve tehditler karşısında korunmadığı bir yerde

çoğulculuktan bahsedilemez. Çoğulcu toplumda devlet, bireylerin kendi dünya

görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak yaşamalarını sağlamakla

yükümlüdür. Devlet, toplumda var olan görüşlerden veya yaşam tarzlarından

birini “yanlış” kabul etme yetkisine sahip değildir. Bu bağlamda Anayasa’da yer

alan sınırlama sebepleri bulunmadıkça, farklılıkların bir arada yaşatılması,

çoğunluğun ya da azınlığın hoşuna gitmese de çoğulculuğun bir gereğidir (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 54).

8. AYM bir başka kararında da aşağıdaki tespitleri

yapmıştır:

Katı laiklik anlayışına göre din, bireyin sadece vicdanında

yer bulan, bunun dışına çıkarak toplumsal ve kamusal alana kesinlikle

yansımaması gereken bir olgudur. Laikliğin daha esnek ya da özgürlükçü yorumu

ise dinin bireysel boyutunun yanında aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğu

tespitinden yola çıkmaktadır. Bu laiklik anlayışı, dini sadece bireyin iç

dünyasına hapsetmemekte, onu bireysel ve kolektif kimliğin önemli bir unsuru

olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüne imkân tanımaktadır… Laik devlet, resmî bir dine sahip olmayan, din ve

inançlar karşısında eşit mesafede duran, bireylerin dinî inançlarını barış

içerisinde serbestçe öğrenebilecekleri ve yaşayabilecekleri bir hukuki düzeni

tesis eden, din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan devlettir (AYM,

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012).

9. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi ile

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşmesi’nin 18. maddesi de düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye

bağlamıştır.

10. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) din ve vicdan

özgürlüğünü Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli

ilkelerinden biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e göre Sözleşme’nin 9. maddesi

din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin iki alanı korumaktadır. Bunlardan birincisi,

herkesin düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne mutlak olarak sahip olduğu içsel

alan, ikincisi ise bu hakkın dışa vurulması sonucu ortaya çıkan ve sınırlı olan

dışsal alandır.

11. AİHM, bir kararında Sözleşme'nin 9. maddesindeki

özgürlüğün çoğulcu demokratik toplum açısından taşıdığı öneme aşağıdaki şekilde

dikkat çekmiştir:

9. maddede korunan düşünce, vicdan ve din özgürlüğü,

Sözleşme’deki anlamıyla ‘demokratik toplum’un temel taşlarından

biridir…Yüzyıllar süren bir mücadele sonucunda, büyük bir bedelle kazanılan ve

demokratik toplumun ayrılmaz bir unsuru olan çoğulculuk da bu özgürlüğe

dayanmaktadır. Din özgürlüğü her ne kadar öncelikle bireysel vicdanı

ilgilendiren bir mesele olsa da o aynı zamanda, diğer şeylerin yanı sıra,

kişinin dinini açıklama özgürlüğünü de ifade etmektedir. Söz ve amelle

tanıklıkta bulunma, dinsel inançların varlığı ile bağlantılıdır

(Kokkinakis/Yunanistan, B. No. 14307/88,

25/5/1993, § 31).

12. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 16

Numaralı Protokol uyarınca Belçika Danıştay’ının talep ettiği tavsiye

görüşünde, gizli bilgiler kullanılarak gerçekleştirilen müdahalelerin hak ve

özgürlüklere etkisini incelemiştir. AİHM, bireyin aleyhine olan bir tedbirin

gizli bilgilere dayandığı durumlarda, yalnızca usuli hakları kısıtlayan ve bu

hakların özünü etkilemeyen tedbirlere izin verilebileceğini belirtmiştir. Bu

bağlamda müdahalenin sebebini oluşturan delilin ya da bilginin, daha üstün

olduğu konusunda somut olarak gerekçelendirilmiş bir kamu yararı bulunması

sebebiyle taraflardan birine sunulmaması halinde, bu taraf yönünden yaratılan

dezavantaj ve zorlukların yargı mercilerince dengelenmesi gerektiği ifade

edilmiştir. Mahkemeye göre söz konusu dengeleme yapılırken öncelikle yargı

mercilerinin gizli bilginin içeriğine ve kişinin hakkına yapılan müdahalede kullanıldığı

bağlama ilişkin bir denetleme yapması beklenmektedir. Buna göre açığa

çıkmamasında kamu yararı bulunan bilgilerin gizliliğinin korunması ve

soruşturmaların etkin şekilde yürütülmesini baltalamayacak şekilde kişinin

kendisine yöneltilen isnadın özü hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir (European

Court of Human Rights Grand Chamber Advisory Opinion as to whether an

individual may be denied authorisation to work as a security guard or officer

on account of being close to or belonging to a religious movement Requested by

the Conseil d’État of Belgium-Request no. P16-2023-001, 14 December

2023, § 117).

13. AİHM, bir yabancının ülkeye girişi ya da orada

ikametinin Sözleşme tarafından garanti edilmediğini vurgulayarak göç ve sınır

kontrollerinin Sözleşme'den doğan yükümlülüklerle uyumlu biçimde

gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Abdulaziz, Cabales ve

Balkandali/Birleşik Krallık, B. No:15/1983/71/107-109, 28/5/1985, §§ 59-60).

Mahkeme, özellikle Sözleşme'nin 9. maddesinde öngörülen din özgürlüğü yönünden

kendi başına din özgürlüğüne müdahale oluşturacağından bahsedilemeyecek

olmasına rağmen sınır dışı işleminin din özgürlüğünü engellemek ve bir dinin ya

da felsefenin mensupları tarafından yayılması faaliyetlerini bastırmak amacıyla

gerçekleştirilmiş olması hâlinde din özgürlüğüne müdahale oluşturduğunun kabul

edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir (Omkarananda and the Divine Light

Zentrum/İsviçre, B. No: 8118/77, 19/3/1981, § 118).

14. Perry/Letonya (B. No:30273/03, 2/6/2008) kararında da

AİHM, millî güvenlik yönünden tehlike oluşturduğu gerekçesiyle Evanjelik papaz

olan başvurucuya yalnızca dinî faaliyetlerde bulunmama şartıyla ikamet izni

verilmesinin başvurucunun din özgürlüğüne müdahale oluşturduğuna işaret

etmiştir (Perry/Letonya, § 53). Mahkeme bu şartla verilen ikamet izni

şeklindeki başvuru konusu müdahale yönünden hiçbir öngörülebilirliği

bulunmaması nedeniyle yeterli kanuni dayanak oluşturduğundan

bahsedilemeyeceğine ve bu nedenle din özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

vermiştir (Perry/Letonya, §§ 64-65).

15. AİHM, Nolan ve K./Rusya (B. No: 2512/04, 12/2/2009)

kararında, temellerini Hristiyanlık dininden alan bir dinî akım olan Unification

Church papazının, millî güvenliği tehlikeye düşüren faaliyetlerde bulunduğu

gerekçe gösterilerek Rusya'dan sınır dışı edilmesi ve ülkeye girişinin

yasaklanmasının din özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir. AİHM,

her ne kadar kamu otoriteleri tarafından başvurucunun dinî inancı ve ibadetleri

nedeniyle değil millî güvenliği tehlikeye düşüren diğer bazı faaliyetleri

nedeniyle Rusya'ya girişinin yasaklandığı belirtilmişse de kamu otoritelerinin

bu faaliyetlerin neler olduğu ve millî güvenliği nasıl tehlikeye düşürdüğü

konusunda hiçbir aşamada somut bir açıklama yapamamış olduklarını dikkate

almıştır (Nolan ve K./Rusya, §§ 63-67).

16. Anılan kararda AİHM, millî güvenliğin söz konusu

olduğu durumlarda dahi demokratik bir toplumda hukuk devleti ve kanunilik

ilkelerinin kişilerin temel haklarını etkileyen müdahalelerin sebeplerini ve

ilgili delilleri denetlemeye yetkili bağımsız bir otorite önünde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin sağlandığı süreçlerle haklarını

arama imkânına sahip olmalarını gerektirdiğini vurgulamıştır. Eğer gerekiyorsa

anılan ilkeler zedelenmeden gizli bilgilerin kullanımıyla ilgili usule ilişkin

sınırlamalara başvurulabileceğini de eklemiştir. Kararda kişilerin, kamu

otoritelerinin millî güvenliğin tehlikede olduğuna dair değerlendirmelerine

etkili bir şekilde cevap verebilmeleri imkânının sağlanması, ayrıca her ne

kadar kamu otoritelerinin bu yöndeki değerlendirmeleri, takdir yetkileri

dikkate alındığında önemli olsa da bağımsız bir otoritenin idare tarafından

yeterli bir olgusal temel sunulmayan ya da milli güvenlik teriminin hukuka

aykırı veya keyfî şekilde yorumlandığı açık olan durumlarda harekete geçmesi

gerektiği ifade edilmiştir (Nolan ve K./Rusya, §71). Sonuç olarak AİHM somut

olayda bu güvencelerin sağlanmamış olması nedeniyle başvurucuların din

özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Nolan ve K./Rusya, §§ 72-75).

17. AİHM Nolan ve K./Rusya kararında başvurucuların

Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen haklarının ihlal

edildiği iddiasını da incelemiştir. Söz konusu kararda AİHM, taraf ülkelerin

bir yabancıyı sınır dışı edip etmemek konusunda takdir yetkisine sahip

olduklarını fakat bu yetkilerini Sözleşme'de öngörülen diğer hakların ihlaline

sebep vermeyecek şekilde kullanmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Bu kapsamda

ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin yabancıların ancak ilgili kanun uyarınca

alınmış bir kararla ve belli usule ilişkin güvencelerin sağlanması şartıyla

sınır dışı edilebilmelerini garanti altına aldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda

AİHM, anılan kararda kamu otoritelerinin millî güvenlik ve kamu düzeninin

tehlikede olduğuna dair iddialarını ortaya koyan somut hiçbir delil

sunamadıklarını dikkate almıştır. AİHM, somut olayda başvuruculara, ek 7 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usule ilişkin güvencelerin sağlanmadığına

ve bu maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (Nolan ve K./Rusya, §§

114-116).

18. Önmüzdeki olayda, başvurucuların Anayasa’nın 24.

maddesi tarafından korunan bir hakkı olup olmadığı, eğer varsa buna yönelik bir

müdahalenin olup olmadığını belirlemek gerekmektedir. Müdahale olduğunun

tespiti durumunda, bunun Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında kanunla öngörülme,

meşru bir amaç içerme ve demokratik toplumda gerekli olma şartlarını yerine

getirip getirmediği değerlendirmelidir.

19. Başvurucular kendilerinin Protestan Hristiyanlık dinî

inancına sahip olduklarını, bu nedenle zaman zaman bazı dinî toplantılara ve

kilise faaliyetlerine katıldıklarını, kendilerinin şimdiye kadar herhangi bir

misyonerlik faaliyetinde bulunmadıklarını, ayrıca Türkiye'de ikamet ettikleri

süreçte hiçbir suça karışmadıklarını ya da haklarında herhangi bir soruşturma

ya da kovuşturma yürütülmediğini ifade etmişlerdir. Başvurucuların tamamı,

kendilerine uygulanan başvuru konusu müdahalelerle ilgili idari ve yargısal

süreçlerin hiçbir aşamasında haklarında N-82 tahdit kodu uygulanmasına sebep

olan faaliyetlerinin neler olduğu ve kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını ne

şekilde tehlikeye düşürdüklerine ilişkin -haklarındaki iddialara cevap verme

imkânları sağlanacak şekilde- somut bir bilgi ya da açıklamaya ulaşamadıklarını

beyan etmişlerdir.

20. Başvurucuların açtıkları iptal davalarında davalı

idare olan Göç İdaresi Başkanlığı, ilgili MİT Başkanlığı yazılarında

başvurucuların misyonerlik yaptıkları ya da mensubu oldukları kilisenin “Aile

Konferansı” adlı toplantısına katıldıklarından bahsedildiğini ve N-82 kodunun

bu doğrultuda uygulandığını belirtmiştir. Başvurucularla ilgili yargılama

süreçlerinin bir kısmında da MİT Başkanlığının ilk derece mahkemelerinin

önlerindeki dava ile ilgili bilgi isteme yönündeki ara kararlarına, 1/11/1983

tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat

Teşkilâtı Kanunu’nun ek 1. maddesi uyarınca dava dosyasına değil fakat Mahkeme

heyetinin bilgisine sunulabileceği şeklinde cevap verdiği görülmektedir. Bu maddede

adli mercilerce Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci

Bölümünde yer alan suçlarla (Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk) ilgili

olanlar hâriç olmak üzere MİT uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge,

veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin istenemeyeceği düzenlenmektedir.

21. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert hakkındaki mahkeme

kararına göre yukarıda bahsi geçen “ ‘Aile Konferansı’ isimli toplantıda

Protestanlık inancını benimseyenlerin devlet nezdinde muhatap kabul edilebilmeleri

amacıyla federasyon çalışmaları yapılmış ve misyonerlik faaliyetleri yapılması

için karar alınmıştır.” Söz konusu toplantıya katılması nedeniyle başvurucunun

kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığı yönünden tehlikeli olabileceği

değerlendirilerek hakkında N-82 tahdit kodu uygulandığı ve ikamet izni iptal

edilerek sınır dışı edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu Matthew Vern Black

hakkında N-82 tahdit kodu uygulanmasının sebebi de davalı idarenin cevap

dilekçesinde, başvurucunun söz konusu toplantıya katılmış olması şeklinde

belirtilmiştir.

22. “Aile Konferansı” adı verilen toplantıyı Protestan

Kiliseler Derneği düzenlemiştir. Bu dernek 23/1/2009 tarihinde İzmir'de

kurulmuş olup, faaliyetlerine yasal olarak sürdürmektedir. Derneğin amacı

Türkiye çapında Protestan Hristiyanların paylaşım, temsil ve dayanışma örgütü

olmak, kiliseler arasında birlik ve iş birliği ortamını sağlamak ve Protestan

kiliselerin Türkiye Cumhuriyeti yasaları önündeki hukuksal konumlarını izlemek

ve saptamak olarak belirlenmiştir. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert, Protestan

inancına sahip bir kişi olarak anılan Dernek tarafından yapılan söz konusu

toplantıya katıldığını belirtmiştir. Başvurucu Matthew Vern Black toplantıya

katıldığını kabul etmemekle birlikte Protestan inancını benimseyen kişi olarak

kendisi yönünden böyle bir gerekçe gösterilmesinin din özgürlüğünü ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa’nın 24. maddesinde öngörülen din özgürlüğü,

kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmamasını, inancını serbestçe

değiştirebilmesini, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı

kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din

özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde, öğretim, uygulama, tek başına veya

topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı

ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına almıştır (Tuğba

Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 57).

24. Bu bağlamda başvurucuların dinî inançları

doğrultusunda, mensubu oldukları kilisenin Türkiye'deki temsilcilerinin

oluşturduğu bir derneğin yasal olarak gerçekleştirildiği anlaşılan toplantısına

katılımları ile söz konusu toplantıda misyonerlik faaliyetleri

gerçekleştirilmesine ilişkin olarak alındığı ileri sürülen kararın,

başvurucular hakkındaki somut olaya konu işlemlerin dayanakları olarak kabul

edilmesi nedeniyle başvurucuların din özgürlüklerinin dışsal alanına müdahale

edildiği konusunda şüphe bulunmamaktadır.

25. Başvurucu Amanda Jolyn Krause'nin hangi sebeple kamu

düzeni, güvenliği ya da sağlığı yönünden tehlike teşkil ettiğine dair idari

işlem ve yargılama aşamasında hiçbir somut gerekçe ortaya konulmadığı

anlaşılmaktadır. Adalet Bakanlığının başvuruşu hakkındaki görüşündeyse,

başvurucu hakkında N-82 tahdit kodu uygulanırken dikkate alınan MİT raporunda

dayanılan gerekçe belirtilmiştir. Buna göre başvurucu hakkında misyonerlik

faaliyetleri içerisinde yer aldığı, ayrıca yurt içi ve yurt dışında misyonerlik

faaliyetleri gerçekleştiren kişi ve kurumlarla bağlantılı olması nedeniyle N-82

tahdit kodu uygulandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu Helmut Frank’la ilgilie

başvuru konusu yargılama sürecinde davalı idare tarafından sunulan cevap

dilekçesinde misyonerlik yaptığı gerekçesiyle hakkında N-82 tahdit kodu

uygulandığı bilgisine yer verilmiştir.

26. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir: “Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

27. Anayasa Mahkemesi’ne göre din özgürlüğü en iyi

biçimde tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık anlayışına dayanan demokratik bir

düzende korunabilir (Tuğba Arslan, §§ 53, 54; Esra Nur Özbey, B. No: 2013/7443,

20/5/2015, §§ 45, 46; Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK],

B. No: 2014/17354, 22/5/2019, § 96). Çoğulcu toplumda devlet, bireylerin kendi

dünya görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak yaşamaları için

gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ayrıca devlet, toplumda var olan

görüşlerden veya yaşam tarzlarından birini yanlış kabul etme yetkisine sahip

değildir (Tuğba Arslan, § 54; Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis

Balmumciyan, § 97).

28. Din özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Esra Nur Özbey, §

79; Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan, § 90). Bunun yanında

orantılılık ilkesi uyarınca kamu gücünü kullanan organların din özgürlüğüne

müdahale ederken din özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha

ağır basan, korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti

dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri

gerekir (Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan, § 92).

29. Somut başvuruyla bağlantılı Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun 28/1/2015 tarihli ve E. 2013/797, K. 2015/126 sayılı

kararının ilgili kısmı şöyledir:

Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemin sebep unsurunu,

davacının misyonerlik faaliyeti yürüttüğü ve bu durumun kamu düzenine aykırılık

teşkil ettiği iddiası oluşturmaktadır. Bununla birlikte, bir dini yaymak olarak

tanımlanabilecek misyonerlik, mevzuatımızda suç olarak kabul edilmediği gibi;

davacının yürüttüğü iddia edilen misyonerlik faaliyetinin milli güvenlik ve

kamu düzenini tehlikeye soktuğu yolunda herhangi bir somut tespite de dosyada

rastlanılmamaktadır. Bu itibarla, -milli güvenliği ve kamu düzenini olumsuz

yönde etkilemediği sürece- mevzuata aykırı olduğundan söz edilemeyecek bir

faaliyet nedeniyle davacıya ait çalışma izninin iptal edilmesinde hukuka

uyarlık bulunmamaktadır.

30. Başvurucular Jeremy Lauren Lambert ve Matthew Vern

Black'in, Protestan inancına sahip kişiler olarak Protestan Kiliseleri

Derneğinin gerçekleştirdiği ve derece mahkemesince de belirtildiği üzere

Protestanların devlet tarafından muhatap alınmasını sağlamak amacıyla

federasyon çalışmalarının tartışıldığı yasal bir toplantıya katılmalarının kamu

düzeni ve güvenliğini nasıl, neden ve hangi vasıtalarla tehlikeye düşürdüğünü

gösteren somut bir değerlendirmeye ilgili mahkeme kararlarında

rastlanmamaktadır. Üstelik adı geçen Dernek tarafından hazırlanan 2019 yılı Hak

İhlalleri İzleme Raporu'na göre “Aile Konferansı” adı altındaki toplantılar

neredeyse anılan derneğin kuruluşundan itibaren her yıl devletin bilgisi

dâhilinde tekrarlanmıştır. Bu raporda söz konusu toplantılara Türkiye’de

bulunan yerli ve yabancı kilise önderlerinin aileleri ile birlikte

katıldıkları, toplantıların hiçbir gizli gündem maddesinin bulunmadığı ve

tamamen şeffaf nitelikte gerçekleştirildiği, konuşulan konuların kiliseyi

ilgilendiren genel konular olduğu belirtilmiş ve uzun zamandır devam eden bu

toplantıların ülkede yaşayan Protestan inancına sahip yabancılar yönünden sınır

dışı edilme gerekçesi olarak kullanılmaya başlandığı ifade edilmiştir.

31. Daha önce de tekrarlandığı anlaşılan söz konusu

toplantılarla ilgili geçmişte kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını tehlikeye

düşürüp düşürmediklerine ilişkin olarak da kamu otoritelerince hiçbir açıklama

yapılmamış, bilgi verilmemiştir. Böyle bir tehlikenin şayet varsa, kamu

otoritelerince makul ve ilgili bir gerekçeyle ortaya konması gerekir. Son

olarak, bu toplantıların şeffaf nitelikte olmadığına, dolayısıyla ilgili kamu

otoritelerinin bu toplantılardan ve içeriğinden haberdar olamadıklarına dair

ilgili makamlarca yapılan bir tespit de bulunmamaktadır.

32. Protestan inancına sahip olan başvurucular kendi dini

inançları çerçevesinde bazı toplantılar düzenlemişlerdir. Bu faaliyetlere kamu

düzenini, güvenliğini ve başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermeleri

durumunda orantılı olarak müdahale edilebilir. Böyle bir durumun varlığı somut

bulgularla desteklenecek şekilde ortaya konmadıkça, başvurucuların inançları

doğrultusunda gerçekleştirdikleri toplantılar ve benzeri faaliyetler

Anayasa’nın 24. madddesinin sağladığı güvencelerden yararlanacaktır. Söz konusu

madde “herkes” için bu hakkı koruduğundan buradaki “herkes”in içine Türkiye

Cumhuriyeti vatandaşı olmayanların da girdiğinden kuşku yoktur.

33. Çoğunluk, “göç ve sınır kontrolleri ile ilgili olarak

kamu otoritelerinin geniş bir takdir yetkisi bulunduğu da göz önüne alındığında

ülkemizde kamu düzeni ve güvenliğini tehlikeye soktukları değerlendirilen

başvurucular hakkında ülkeye girişlerinin ön izne bağlanması anlamına gelen

N-82 tahdit kodu uygulanması, ikamet izninin iptal edilmesi ve sınır dışı

kararı alınması şeklindeki müdahalelerin zorunlu bir sosyal ihtiyacı

karşıladığı” düşüncesindedir (Çoğunluk gerekçesi § 43). Bununla birlikte, başvurucuların

kamu düzeni ve güvenliğini hangi faaliyetleriyle, nasıl ve ne şekilde tehlikeye

soktukları soyut bir iddianın ötesine geçmemektedir. Görünürdeki tek somut

bulgu Antalya’da yapılan Kilise toplantısıdır.

34. Çoğunluk, Protestan inancını benimsemiş

başvurucuların Türkiye'de yaşadıkları dönemde dini inançlarının gereğini yerine

getirme konusunda herhangi bir engelle ya da ayrımcı bir muameleyle

karşılaştıkları konusunda bir şikâyetleri bulunmadığını belirtmekle beraber

başvuruculara uygulanan N-82 tahdit kodunun başvurucuların dini inançları

kapsamındaki faaliyetlerinden kaynaklandığı açıktır (Çoğunluk gerekçesi § 44).

35. Önümüzdeki olayda başvurucular Jeremy Lauren Lambert

ve Matthew Vern Black'in katıldıkları kabul edilen toplantıda gerçekleştirilmesi

için karar alındığı iddia edilen “misyonerlik faaliyetinin” ilgili mercilerin

karar, işlem ve değerlendirmelerinde bahsedilen değerleri ne şekilde tehlikeye

düşürdüğü ya da daha ağır basan hangi yararı koruduğu konusunda hiçbir açıklama

yapılmamış, bilgi verilmemiştir. Aynı şekilde başvurucu Helmut Frank hakkındaki

başvuru konusu işlemin gerekçesi de hiçbir somut bilgi verilmeden yalnızca

“misyonerlik yapması” olarak gösterilmiştir. Başvurucu Amanda Jolyn Krause'nin

misyonerlik yaptığı ve misyoner kurum ve kişilerle irtibatlı olduğu hususuna

ise zaten idari işlemler ve derece mahkemelerinin kararlarında yer verilmemiş,

bu bağlamda hiçbir bir değerlendirme yapılmamış ve gerekçe sunulmamıştır.

36. İdare ve derece mahkemelerinin yukarıda değindiğimiz

toplantıyı misyonerlik faaliyeti ve katılımcıları da misyoner olarak

değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Elbette herhangi bir toplantı veya faaliyete

kamu düzenini, güvenliğini, başkalarının hak ve özgürlüklerini ya da

dengelemede daha ağır basacak diğer bazı değerleri tehlikeye sokması hâlinde

orantılı şekilde müdahale edilmesi mümkündür. Bununla birlikte idarenin ve

mahkemelerin başvurucuların kamu düzenini ve güvenliğini nasıl tehlikeye

düşürdüğü veya düşürebileceği konusunda hiçbir aşamada somut bir açıklama

yapmamış olmaları göstermektedir ki kamu otoriteleri somut olay bağlamında

Protestan Hristiyan inancını benimsemiş kişilerin faaliyetlerini adeta otomatik

olarak kamu düzeni ve güvenliği yönünden sakıncalı olarak değerlendirmiştir.

İdare ve mahkemelerin yeterli bir somut, olgusal bir dayanak göstermeden

şabloncu bir anlayışla “kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığı” terimlerini temel

haklara müdahale gerekçesi olarak kabul etmesi bu kavramların hukuka aykırı

veya keyfî şekilde yorumlanmasının önünü açacaktır.

37. Başvurucular mensubu oldukları din ile ilgili bazı

toplantı ve etkinlikler düzenlemiş ve bunlara katılmıştır. Ancak kamu makamları

soyut olarak başvurucularca gerçekleştirildiği iddia edilen misyonerlik

faaliyetlerinin kamu düzeni veya güvenliği açısından neden olduğu tehlikeyi

somut olarak ortaya koymamıştır. Bu kişilerin söz, fiil ve davranışlarının kamu

düzenini bozduğu ve yasalara aykırılık oluşturduğu soyut bir iddia olarak

kalmış ve derece mahkemeleri başvurucular hakkında N-82 tahdit kodu uygulanması,

sınır dışı kararı alınması ve kısa dönem ikamet izinlerinin iptal edilmesi

işlemleri yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmamışlardır.

38. Başvurucuların haklarında başvuru konusu işlemlerin

uygulanmasına neden olan gerekçelerden hiçbir aşamada haberdar olamadıkları ve

bu gerekçelere karşı kendi argümanlarını ve savunmalarını sunma imkânından

yoksun bırakıldıklarına dair iddialarının da incelenmesi gerekmektedir. Sadece

istihbari veya gizli nitelikli bilgi ve belgelerin sınır dışı kararı için

yeterli delil olup olmayacağının tartışılması gerekmektedir.

39. Başvuru konusu işlemler, Göç İdaresi Başkanlığı

tarafından başvurucular hakkındaki MİT yazıları uyarınca gerçekleştirilmiştir.

Göç İdaresi Başkanlığı, 2937 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi doğrultusunda gizli

olması nedeniyle söz konusu yazıyı başvuruculara sunamamış, derece

mahkemelerinin müzekkerelerine de yazının MİT Başkanlığından istenmesinin uygun

olacağı şeklinde cevap vermiştir. Derece mahkemelerinin ilgili yazıyı MİT

Başkanlığından istemesi üzerine ise ilgili yazının dava dosyasına değil fakat

gizli olarak mahkeme heyetlerinin bilgisine sunulabileceği cevabı verilmiş ve

yazı yalnızca derece mahkemeleri heyetlerince görülmüştür.

40. Anayasa Mahkemesi 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri

ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la

ilgili açılan bir iptal davasında “maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını önleyen

kuralların adaletin gerçekleşmesini önleyerek hukuk devleti ve hak arama

özgürlüğü ilkelerine zarar vereceği” tespitinde bulunmuştur (AYM, E.2014/122,

K.2015/123, 30/12/2015, § 203). Bununla birlikte Mahkeme kararında, diğer

ülkelerdeki istihbarat teşkilatlarında olduğu gibi MİT'in de elde ettiği

istihbarat bilgilerinin önemli bir kısmının doğası gereği kesin olmayan, bu

nedenle adli işlemlerin tesisinde esas alınamayan ve delil değeri taşımayan

bilgilerden oluştuğunu, dolayısıyla MİT'ten istenemeyeceği öngörülen bu

bilgilerin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde herhangi bir katkısı

olmayacak ancak aleniyet kazanması hâlinde istihbarat faaliyetlerini

aksatabilecek nitelikte olduğunu ifade etmiştir (§ 204).

41. Diğer taraftan, istihbari bilgiler, nitelikleri

gereği gizli olan, kimi zaman sübjektif değerlendirmelerin de karışabildiği

kendine özgü yöntemlerle elde edilen bilgilerdir. Bu bilgilerin tek başına bir

hukuki olgunun ispatı bakımından yeterli sayılmaları çok ciddi sakıncalar

doğurabilir. Elbette ki, bu istihbari bilgiler elde edildikten sonra yasal

usullerle bu bilgilerin teyidini sağlayacak somut delillerin elde edilmesi de

mümkün olabilir. Buna karşılık bazen bu durum uzun bir süreç ve hukuki prosedür

gerektirdiğinden, bu süreci beklemek, kamu düzeni bakımından tehlikeli sonuçlar

doğurabilir.

42. Millî güvenliğin korunması amacıyla yürütülen

istihbarat faaliyetlerinde elde edilen bilgi ve belgelerin gizliliğinin

korunmasının önemi tartışmasızdır. Bu nedenle bir yabancının özellikle terörist

faaliyetlerle ilgili olarak ve millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması

amacıyla sınır dışı edilmesinde veya ülkeye girişinin yasaklanmasında kamu

makamlarından kişiyle ilgili ceza yargılaması yürütülmesi veya mahkûmiyet

kararı bulunması yahut elde edilen gizli nitelikte tüm bilgi ve belgeleri yargı

mercilerine sunmaları gibi yüksek bir ispat standardı yükümlülüğü beklenemez.

Diğer taraftan düşük ispat standardının yeterli görülmesi bu kararların soyut

ve gerekçesiz alınmasının meşru olduğu anlamına gelmez. Her halukarda ilgili ve

yetkili mercilerin kişinin millî güvenlik bakımından tehlike oluşturduğunu

sadece soyut olarak belirtmeleri de hukuki denetimi gerçekleştirme ve keyfiliği

önlemede yeterli değildir. Kamu makamlarının mutlaka somut olayın koşulları

içinde kişinin millî güvenliği, kamu düzenini tehlikeye atacak nitelikteki

faaliyetlerde bulunduğuna dair yeterli ve ciddi bilgileri yargı mercilerine

sunması gerekir (A.G., B. No: 2018/6143, 16/12/2020, § 53; A.A.A. B. No,

2018/36516, 15.3.2022, § 56).

43. Yargı makamlarının temel hak ve özgürlüklerin

keyfiliğe karşı gerçekten ve etkili şekilde korunmasını sağlama görevleri

gereği kamu makamlarınca müdahale ile ilgili olarak ileri sürülen sebepleri

inceleyerek konuyla ilgili beyanların neden kabul edildiği veya reddedildiğine

dair gerekçelerini kararlarında göstermeleri zorunludur (A.G., § 54). Mahkememiz

bir kararında, sadece bilgi ve belgelerin varlığının tespiti ile yetinmenin

mümkün olmadığı ve içerik bakımından da bir denetimin zorunluluğu olduğunun

altını çizmiştir (A.A.A. § 57).

44. Ülkemizde bulunan yabancıların kamu düzeni, güvenliği

ya da sağlığı yönünden tehlike oluşturup oluşturmadığı konusundaki takdir

yetkisi Göç İdaresi Başkanlığına aittir ve Anayasa'nın 125. maddesinde

öngörüldüğü üzere idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı olduğu gibi Göç

İdaresi Başkanlığının başvuru konusu işlemlerine karşı da yargı yolu açıktır.

Bu durumda Göç İdaresi Başkanlığının anılan takdir yetkisini kullanırken

kendisinin dayandığı somut gerekçeleri, istihbarat hizmetlerinin gizliliğine

zarar vermeyecek biçimde yargı denetimine açması ve gerekçelerin muhatabına da

karşı argümanlarını sunma olanağı verilmesi gerekir (Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun 28/1/2015 tarihli ve E. 2013/797, K. 2015/126). Aksinin

kabulü MİT rapor ve değerlendirmelerine dayanılarak gerçekleştirilen idari

işlem ve eylemlerin tamamen yargı denetimi dışında bırakılması anlamına

gelecektir.

45. Bir idari işlem olan sınır dışı kararları, diğer

idari işlemler gibi idari yargı denetimine tabidir. Sınır dışı kararları;

yabancıların temel hak ve özgürlüklerini ilgilendirdiği gibi ülkelerin iç ve

dış güvenliklerini de doğrudan ilgilendiren bir konudur.Uluslararası insan

hakları hukukuna ve insancıl hukuka aykırı düşmeyecek şekilde devletin

hükümranlık hakkının bir gereği olarak ülkelerin yabancıları sınır dışı etme

hususunda geniş bir takdir hakkı vardır. Diğer taraftan demokratik bir hukuk

devletinde; tamamen güvenlikçi bir anlayışla, temel hak ve özgürlükleri ihmal

eden bir yaklaşım da haklarında sınır dışı kararı uygulanan kişiler için son

derece ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bu kararlarla ilgili özel

yargılama kuralları kabul edilerek (dava açma süresi, karar verme süresi,

işlemin dava açılması ile kendiliğinden yürütmesinin durdurulması gibi), daha

etkili bir yargısal denetim sağlanmaya çalışılmaktadır. Burada önemli olan

keyfilik ile hukukilik arasındaki çizginin yıpratılmaması ve muhafaza

edilmesidir.

46. Başvuru konusu olayda da 2937 sayılı Kanun'un Ek 1.

maddesi Anayasa'nın 125. maddesine aykırı olarak uygulanmış ve Göç İdaresi

Başkanlığının başvuru konusu işlemlerine karşı etkili bir yargı denetimi

gerçekleştirilmesi mümkün olmamıştır. Nitekim başvurucu Amanda Jolyn Krause,

hakkında hangi gerekçeyle N-82 tahdit kodu uygulandığı ve başvuru konusu

işlemlere maruz bırakıldığını hiçbir aşamada öğrenememiştir. Diğer başvurucular

hakkındaki yargılama süreçlerinde davalı idarenin savunma dilekçelerinde soyut,

gerekçelere yer verilmiş, karar veren derece mahkemelerince idarenin belirttiği

gerekçeler hiçbir şekilde değerlendirilmemiş ve başvurucuların bu gerekçelere

karşı savunmaları da dikkate alınmamıştır.

47. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert hakkında uygulanan

sınır dışı işlemi ve ikamet izninin iptal edilmesine dair işlem, başvurucu

Amanda Jolyn Krause hakkında uygulanan N-82 tahdit kodu ve ikamet izninin iptal

edilmesi işlemleri ve başvurucular Helmut Frank ile Matthew Vern Black hakkında

uygulanan N-82 tahdit kodu işlemlerine ilişkin kamu otoritelerince ilgili ve

yeterli bir gerekçe sunulmadığı, ayrıca bu işlemlere karşı etkili bir yargı

denetimi gerçekleştirilmediğinin kabulü gerekmektedir.

48. Yukarıda adları belirtilen dört başvurucu dini bir

topluluk tarafından kurulan yasal bir dernek tarafından düzenlenen yasal bir

toplantıya katılmalarından dolayı sınır dışı edilme işlemine maruz

kalmışlardır. Gerçekleştirilen toplantı ve onunla bağlantılı olduğu iddia

edilen dini faaliyetlerin kamu düzeni ve güvenliğini neden ve nasıl tehlikeye

düşürdüğü, demokratik toplumda hangi zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın

karşılanması amacına hizmet ettiği somut olarak ilgili mercilerce ortaya

konulmamıştır.

49. Sınır dışı edilme kararının meşru amaç olan kamu

güvenliğini sağlamaya elverişli olmakla birlikte başvurulabilecek en son çare

ve alınabilecek en hafif tedbir olmadığı ve ulaşılmak istenen amaca nazaran

ağır tedbir olduğu açıktır. Dolayısıyla, başvurucuların sınır dışı edilmeleri

tedbirinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemez.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 24.

maddesinde güvence altına altına din ve vicdan hürriyetinin 13. maddede yer

alan demokratik toplum düzeni gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı düşecek

şekilde ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum

B) Nathan James

Bradtke Dışındaki Başvurucuların Etkili Başvuru Haklarının İhlal Edildiği

İddiası Yönünden

51. Anayasa’nın 40. maddesinde, Anayasa'da güvence altına

alınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkı (etkili başvuru

hakkı) güvence altına alınmıştır. Etkili başvuru hakkı, kamusal görev ve

yetkilerin kullanımında temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğinin

denetlenmesinin bir yolu olarak düzenlenmiştir.

52. Anayasa’nın 23. maddesinde herkesin, yerleşme ve

seyahat hürriyetine sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.

53. Başvurucular açtıkları iptal davalarında haklarındaki

isnada etkili şekilde cevap verebilme imkânının sağlanmaması ve yargı

mercilerinin kendileri hakkındaki isnatların doğruluğuna ve hangi şekilde kamu

düzeni, güvenliği ya da sağlığını tehlikeye düşürmüş olabileceklerine ilişkin

hiçbir denetim ve değerlendirme de yapmamaları nedenleriyle din özgürlükleri

ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının, ayrımcılık yasağının, ayrıca

başvurucuların bir kısmı Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

54. Bir yabancının yerleşme hürriyetine sınır dışı etme

gibi bir işlemle müdahale edildiğinde Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili

başvuru hakkı olarak ifade edilen haktan o yabancının faydalanması mümkün hâle

gelir. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren

herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul,

erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da

sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda

bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No:

2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

55. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin

hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancıya yetkili merci önünde temsil olunarak

sınır dışı etme işleminin hukuka aykırılığına ilişkin gerekçeler öne sürebilme

ve durumunu yeniden inceletme hakkı şeklinde birtakım usul güvenceleriyle

koruma sağladığı görülmektedir. Bununla birlikte yerleşme hürriyeti tanınan bir

yabancının, bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı çerçevesinde bu

güvencelere Anayasal düzeyde de sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Dolayısıyla

anılan protokolde yer alan güvencelerin bu bağlamda Anayasa'da karşılığı

bulunmaktadır. Bu nedenlerle söz konusu protokolün 1. maddesinde yer alan

güvencelerin ortak koruma alanında kaldığı değerlendirildiğinden sınır dışı

edilen yabancıların bireysel başvuru yoluyla bu haklarını ileri sürebilmeleri

de mümkündür (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah [GK] (B. No: 2021/2831, 15/2/2023,

§ 70).

56. Başvurucu Nathan James Bradtke dışındaki tüm

başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan yerleşme

hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının kabul edilebilir olduğu anlaşılmaktadır.

57. Başvurucular, somut olaya konu idari işlem süreci ve

daha sonraki yargısal süreçlerin hiçbir aşamasında -haklarındaki iddialara

cevap verme imkânı sağlanacak şekilde- başvuru konusu işlemlerin uygulanmasına

dayanak oluşturan somut gerekçelerden haberdar edilmemiştir. Yalnızca

başvurucular Helmut Frank, Matthew Vern Black ve Jeremy Lauren Lambert yönünden

daha önceden gördüğümüz gibi davalı idarenin cevap dilekçelerinde soyut bazı

gerekçeler ileri sürülmüştür. Derece mahkemeleri, söz konusu gerekçeleri

kararlarında değerlendirmemiştir.

58. Ülkede ikamet eden bir yabancıyı koruma altına alan

ilk güvence, sınır dışı etme kararının kanuna uygun şekilde alınmış olması

gereğidir. Sınır dışı etme kararının kanuna uygun olarak alındığından söz

edebilmek için kanun metninin ve uygulamasının yabancıların davranışlarının

sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bu çerçevede,

müdahaleye neden olan sınır dışı etmeye ilişkin kanun muhatapları açısından

yeterince erişilebilir ve öngörülebilir olmalıdır (Wisam Sulaiman Dawood

Eaqadah, § 74).

59. Diğer taraftan sınır dışı işleminin muhatabı olan

yabancının yetkili ve görevli mahkemeler önünde, verilen kararlara karşı

gerekçeler sunabilmesi ve durumunun yeniden incelenmesini isteyebilmesi, bu

doğrultuda ilk aşamada sınır dışı etme kararının kendisine hukuka uygun şekilde

tebliğ edilmesi ve kararın dayanağını oluşturan fiilî sebeplerin neler olduğunu

-bazı sınırlamalarla dahi olsa- öğrenebilmesi gerekmektedir. Bunlarla birlikte

usul güvencelerinin etkili bir şekilde koruma sağlaması için şeklî bir

incelemenin ötesinde yabancının öne sürdüğü iddiaların esası hakkında bir

değerlendirme yapılması da şarttır (Wisam Sulaiman Dawood Eaqadah, § 76).

60. Çoğunluk, başvurucuların kendilerine uygulanan tüm

işlemlere karşı idari yargıda iptal davası süreci başlattıklarını ve derece

mahkemelerinin başvurucuların iddialarının esası hakkında, göç ve sınır

kontrolleriyle ilgili idarenin geniş takdir yetkisini de dikkate alarak bir

değerlendirme yapmış olmalarından hareketle “yabancıların sınır dışı

edilmelerinde sahip olmaları gereken usul güvencelerinin sağlanmadığından bahsedilemeyeceği”ni

savunmaktadır (Çoğunluk gerekçesi § ). Halbuki, başvurucular ve avukatları

yapılan idari işlemlerle ilgili bilgi ve belgelere erişememiştir. Haklarında

N-82 kodu verilen başvurucular aleyhine gerçekleştirdikleri faaliyetlerle

ilgili olarak herhangi bir suçtan ötürü dava açılmamıştır. Bu kişiler ulusal

hukuka göre herhangi bir suçtan ötürü kovuşturulup mahkûm edilmediğine göre,

bunlara uygulanan işlemlerin içinde yer aldıkları dini etkinliklerle bağlantılı

olduğu anlaşılmaktadır.

61. Kamu makamlarının başvuru konusu işlemlerine gerekçe

teşkil eden eylem ve davranışları açısından başvuruculara, yabancıların sınır

dışı edilmelerinde sahip olmaları gereken usul güvencelerinin sunulduğu

söylenemez. Bu güvencelerinin etkili bir şekilde koruma sağlaması için sadece

görünüşte bir incelemenin ötesinde başvurucuların öne sürdüğü iddiaların esası

hakkında da bir değerlendirmenin derece mahkemelerince yapıldığının kabulü

mümkün gözükmemektedir.

62. Belirtilen nedenlerle Nathan James Bradtke dışındaki

tüm başvurucuların sınır dışı edilme işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında

Anayasa’nın 23. maddesinde güvenceye bağlanan yerleşme hürriyetleriyle bağlantı

olarak 40. maddede korunan etkili başvuru haklarının ihlal edildiği

düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadım.

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Basri

BAĞCI

KARŞIOY GEREKÇESİ

Yabancı uyruklu başvurucuların, haklarında tahdit kodu

uygulanması, bu nedenle ikamet izinlerinin iptal edilerek sınır dışı işlemi

yapılması ve vize taleplerinin reddedilmesinin etkili başvuru hakkını ve din

hürriyetini ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda sekiz

başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal edilmediğine, bunlardan dördünün din

hürriyetinin ihlal edildiğine iddialarının ise kabul edilemez olduğuna karar

verilmiştir.

Kararda da açıklandığı üzere, ikamet izinleriyle

ülkemizde yaşamakta iken haklarında ülkeye girişlerinin ön izin şartına

bağlanmasını gerektiren tahdit kodu uygulanan başvurucular bu işlemlerin iptali

talebiyle davalar açmış, ancak davaları reddedilmiştir. Bu kararlara karşı

yaptıkları istinaf başvuruları da reddedilen başvurucular süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

Dört başvurucunun Anayasanın 24. maddesinde öngörülen din

hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasına konu müdahalelerin kanunîlik

ölçütünü karşıladığı kabul edilebilirse de, meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı konusundaki değerlendirme demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygunluk kriteri ile birlikte yapıldığında somut olayda idare ve mahkemeler

tarafından yeterli bir olgusal temel belirtilmeden “kamu düzeni ve

güvenliği”nin müdahale gerekçesi olarak sunulması bu kavramların hukuka aykırı

ve keyfî şekilde yorumlanmasına yol açtığından, anılan kararlarda ilgili ve

yeterli bir gerekçe gösterildiğinden söz edilemez.

Başvurucular hakkındaki yargılama süreçlerinde derece

mahkemelerince, idarenin ileri sürdüğü gerekçeler tartışılmamış, başvurucuların

bu konudaki savunmaları dikkate alınmamış ve değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla

dava konusu işlemlere ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmamış

ve etkili bir yargı denetimi gerçekleştirilememiştir.

Diğer taraftan yukarıda belirtilen tespitler sekiz

başvurucunun Sözleşmeye ek 7 no.lu Protokolün 1. maddesinin Anayasadaki

karşılığı olarak kabul edilen yabancıların sınır dışı edilmelerindeki usûl

güvenceleri kapsamında yerleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkına

ilişkin iddiaları bakımından da geçerlidir.

Bu sebeplerle, iddiaları kabul edilebilir bulunan sekiz

başvurucunun yerleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde

öngörülen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine; bunlardan din hürriyetine

ilişkin şikâyetleri kabul edilemez bulunan dördünün buna ilişkin iddialarının

da kabul edilebilir olduğuna ve Anayasanın 24. maddesinde güvence altına alınan

din hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle

çoğunluğun aksi yöndeki kararlarına karşıyım.

Üye

Engin YILDIRIM

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yabancı uyruklu

başvurucular hakkında N-82 kodu uygulanması ya da bu işlem nedeniyle

başvurucuların ikamet izinlerinin iptal edilmesi, sınır dışı işlemi uygulanması

veya vize taleplerinin reddedilmesinin din özgürlüğü ve etkili başvuru hakkını

ihlal ettiği iddiasına ilişkin Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı sonuçlara

katılmamaktayım.

2. Çoğunluk kararında Nathan James Bradtke dışındaki tüm

başvurucuların yerleşme özgürlüğü ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı

ile ilgili ihlal iddiaları kabul edilebilir bulunduktan sonra, başvurucuların

Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmiştir. Jeremy Lauren Lambert, Amanda Jolyn Krause,

Helmut Frank ve Matthew Vern Black isimli başvurucuların ise din özgürlüğü ile

ilgili ihlal iddiaları açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez

bulunmuştur.

3. Kanaatimizce somut başvuruda başvurucuların her iki

ihlal iddiası da kabul edilebilir bulunduktan sonra çoğunluk kararında adları

geçen başvuruculardan Nathan James Bradtke dışındaki başvurucularınyerleşme

hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde öngörülen etkili

başvuru hakkının, başvurucular Jeremy Lauren Lambert, Amanda Jolyn Krause,

Helmut Frank ve Matthew Vern Black'in ayrıca Anayasa'nın 24. maddesinde

öngörülen din özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

A. Din

Özgürlüğü İle İlgili İhlal İddiası Yönünden (Başvurucular Jeremy Lauren

Lambert, Amanda Jolyn Krause, Helmut Frank ve Matthew Vern Black)

4. İkamet izinlerinin iptal edilmesi ve sınır dışı işlemi

uygulanması süreçleri ile ilgili olarak kamusal işlemlere muhatap olma

esnasında başvurucular din özgürlüğü ile ilgili ihlal iddialarına dayanak

olabilecek hususlarla karşılaşmışlardır.

5. Başvurucu Jeremy Lauren Lambert'ın sınır dışı işlemi

ile ilgili açtığı davada ilk derece mahkemesincebaşvurucu hakkında N-82 tahdit

kodu uygulanmasına dayanak olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yazısında

Türkiye Evanjelik (Protestan) Kiliseler Birliği tarafından Protestanların

devlet nezdinde muhatap kabul edilebilmeleri amacıyla federasyon çalışmaları

yapıldığının belirlendiği, bu bağlamda Aile Konferansı adı altında Antalya’da

30/1/2019-2/2/2019 tarihleri arasında ABD, İngiltere ve Almanya uyruklu misyonerlerin

aralarında bulunduğu yaklaşık yüz yirmi kişilik bir konferans düzenlendiği ve

misyonerlik faaliyetlerine yönelik kararların daalındığı konferansa

başvurucunun da katıldığı ifade edilmiştir. Kararda MİT yazısında yer verilen

faaliyetleri dolayısıyla başvurucunun kamu düzeni ve güvenliği bakımından

tehdit oluşturduğu ve dolayısıyla sınır dışı edilmesi işlemi ile bu işlemin

sonucu olarak ikamet izninin sonlandırılmasında hukuka ve mevzuata aykırılık

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

6. Başvurucu Matthew Vern Black hakkında N-82 kodu

uygulanmasının sebebi ise açtığı dava dolayısıyla Göç İdaresi Başkanlığının

yazdığı cevap yazısında başvurucu hakkında tesis edilen ön izin kararının, MİT

Başkanlığının ilgili yazısı uyarınca başvurucunun Kiliseler Birliği tarafından

Antalya'da düzenlenen “Aile Konferansı” toplantısına katıldığı ve milli

güvenliğimiz aleyhine faaliyet gösterdiğinin tespit edilmesi üzerine alındığı

bilgisine yer verilmiştir.

7. Yine hakkında N-82 tahdit kodu uygulanan başvurucu

Amanda Jolyn Krause'nin hangi sebeple kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığı

yönünden tehlike teşkil ettiğine yönelik ne idari işlem ne de yargılama

aşamasında somut bir gerekçeye yer verilmiştir. Sadece Bakanlık görüşüyle

birlikte sunulan Müdürlük yazısında, başvurucu hakkında bahse konu tahdit kodu

uygulanırken dikkate alınan MİT raporunda dayanılan gerekçeye yer verilmiştir.

Benzer şekilde diğer başvurucu Helmut Frank'ın da başvuru konusu yargılama

sürecinde davalı idare tarafından 4.12.2019 tarihinde sunulan cevap

dilekçesinde başvurucunun misyonerlik faaliyetlerinde rol aldığının tespit

edilmesi gerekçesiyle hakkında N-82 tahdit kodu uygulandığı bilgisi

bulunmaktadır.

8. Mahkememiz çoğunluğu başvurucuların din özgürlüğü ile

ilgili ihlal iddialarının din özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin bulunmadığı

açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez

bulunması gerektiğine hükmetmiştir. Oysa bu biçimdeki ihlal iddialarının

Mahkememizin bireysel başvuru inceleme yöntemindeki temel yaklaşımı dikkate

alındığında açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez

bulunamaması gerekmektedir.

9. Dört başvurucunun iddiası ile ilgili olarak MİT

Başkanlığı ve Göç İdaresi Başkanlığınca başvurucular hakkında ortaya konulan

ciddi olgular mevcuttur. Zira Protestan Kiliseler Derneği tarafından Aile

Konferansı adı altında Antalya’da düzenlenen etkinlik ve misyonerlik

faaliyetinde bulunma şeklindeki iddia önemli ve bu bağlamda mutlaka

değerlendirilmesi gereken hususlardır.

10. Önemle ifade edilmelidir ki birtakım misyonerlik

faaliyetlerinin kamu düzeni açısından sakıncalı olarak görülüp yasaklanması

demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmayabilir. Gerçekleştirilen

misyonerlik faaliyetlerinin kamu düzenini tehdit ettiği, casusluk faaliyeti niteliği

taşıdığı, terörü desteklediği şeklindeki gerekçelerin somut olarak

temellendirilmesi durumunda bu biçimdeki faaliyetlerin yasaklanması elbette

mümkün hale gelebilir.

11. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir kararında

ifade ettiği üzere misyonerlik faaliyetlerinin uygunsuz biçimde

gerçekleştirildiğine dair bir iddia tek başına yeterli olmamakta, bunun kamu

otoritelerince somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Bundan hareketle de

bir ülkede çoğunluk dinî dışındaki bir dinin yayılmaya çalışılmasına ilişkin

faaliyetlerin otomatik olarak uygunsuz kabul edilmesi mümkün değildir ve bu

durum Sözleşme'nin 11. maddesi ışığında din özgürlüğünün ihlaline sebebiyet

verir. (Bkz.: DKC'deki Yehova Şahitleri Hristiyan Dinî

Organizasyonu/Ermenistan, B. No: 41817/10, 22/3/2022, §§74-81).

12. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hava

kuvvetlerinde asker olan başvurucuların askerî hiyerarşiye tabi olarak astları

konumunda bulunan askerler yönünden gerçekleştirdikleri misyonerlik faaliyeti

nedeniyle cezalandırılmalarının gerekli olabileceğini kabul etmiş ve din

özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir (Bkz.: Larissis ve

diğerleri/Yunanistan, B. No: 140/1996/759/958–960, 24/2/1998).

13. Dolayısıyla somut başvuru bağlamında da bu biçimdeki

bir yaklaşımla hareket edilmesi önem arz etmektedir. Başvurucuların misyonerlik

faaliyeti şeklinde gerçekleştirdikleri iddia olunan etkinlikleri ile kamu

düzenini ve milli güvenliği ne şekilde tehlikeye soktuklarının ortaya konulması

zorunludur. Ek olarak kamu düzeni ve güvenliğini tehlikeye soktukları iddiaları

ile ilgili olarak başvuruculara kendi argümanlarını ortaya koyma ve

haklarındaki iddialara karşı cevap vererek bu iddiaları karşılama şeklindeki

imkanların özellikle yargısal makamlar tarafından sağlanması gerekmektedir.

14. Bununla birlikte ne idare ne de mahkemeler

başvurucuların belirtilen faaliyetlerle birlikte kamu düzeni ve milli güvenliği

ne şekilde tehlikeye düşürdükleri konusunda bir açıklama ortaya koymamış,

başvurucuların kendi dinleri ile ilgili faaliyetleri sorunlu kabul eden bir

yaklaşımı peşinen kabul etmişlerdir. Oysa idare ve onun işlemini denetleyen

mahkemenin bu biçimdeki yaklaşımı kişilerin hak ve özgürlüklerine Anayasa’ya

aykırı biçimde müdahale etmeye geniş bir alan açabilir.

15. Bu bağlamda önemli bir sorun da başvurucuların

kendileri ile ilgili tesis edilen bu işlemlere dayanak olarak gösterilen

gerekçelerden mahkeme aşamasında da haberdar olamamış ve bu nedenle de bunlara

karşı kendi savunmalarını yapamamışlardır. Hal böyle olduğu içindir ki

başvurucular haklarında uygulanan N-82 kodu uygulanması ve bu işlem nedeniyle

ikamet izinlerinin iptal edilmesine karşı açtıkları davada savunmalarını

yapamadıkları gibi çelişmeli yargılanma hakkından da yoksun bırakılmışlardır.

16. Bahse konu işlemler, Göç İdaresi Başkanlığı ile taşra

teşkilâtı tarafından başvurucular hakkındaki MİT yazıları uyarınca tesis

edilmiştir. Ancak Göç İdaresi Başkanlığı, 2937 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi

doğrultusunda gizli olması nedeniyle bu yazıyı başvuruculara sunmamıştır. Hatta

açılan davada Göç İdaresi Başkanlığı Mahkemeye yazının MİT Başkanlığından

istenmesinin uygun olacağı şeklinde cevap vermiştir. Mahkemece yazının MİT

Başkanlığından istenmesi üzerine ise ilgili yazının dava dosyasına değil fakat

gizli olarak mahkeme heyetlerinin bilgisine sunulabileceği cevabı verilmiş ve

yazı bu şekilde yalnızca derece mahkemeleri heyetlerinin bilgisine sunulmuştur.

17. Oysa yabancı uyruklu kişilerle ilgili olarak icrai

işlem tesis etme yetkisi Göç İdaresi Başkanlığındadır. MİT’in istihbarat

faaliyetleri gereği bilgi toplama yetkisi mevcut olmakla birlikte yabancı

uyruklu kişilerle ilgili işlem tesis etme yetkisi işleme dayanak olan

gerekçeleri de ortaya koyarak Göç İdaresi Başkanlığı tarafından kullanılmakta

olup bu işlemlere karşı da idari yargı denetimi yapılabilmektedir.

18. Bununla birlikte eldeki başvuruda başvurucular

hakkında tesis edilen bahse konu işlemlere karşı açılan davalarda bile

başvurucular kendi argümanlarını ileri sürme imkanından mahrum kalmış ve idarenin

ileri sürdüğü gerekçeleri tartışamamıştır. Bu durum bu kişiler hakkında etkili

bir yargılama gerçekleştirilememesi sonucunu doğurmuştur.

19. Dolayısıyla başvurucular hakkında tesis edilen

işlemlere karşı kamu otoritelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmadığı,

ayrıca bu işlemlere karşı açılan davalarda etkili bir yargı denetimi

gerçekleştirilmediği görüldüğünden başvurucuların başvuruları kabul edilebilir

bulunduktan sonra din özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Yerleşme

Özgürlüğü İle Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkı İhlali Yönünden (Nathan

James Bradtke dışındaki başvurucular)

20. Başvurucuların yerleşme özgürlüğüyle bağlantılı

olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının

ihlal edildiği kanaatinde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki

kararına katılmamaktayım.

21. Bu hak kapsamında başvurucular kendilerinin Protestan

Hrıstiyanlık inancına sahip olarak zaman zaman bazı dini toplantılara

katıldıklarını, ancak şimdiye kadar herhangi bir misyonerlik faaliyetinde

bulunmadıklarını, Türkiye’de ikamet ettikleri süre boyunca bir suça

karışmadıklarını ve bu bağlamda bir soruşturma ve kovuşturma geçirmediklerini

belirterek, haklarında uygulanan başvuru konusu müdahalelerle ilgili idari ve

yargısal süreçlerin hiçbir aşamasında N-82 tahdit kodu uygulanmasına sebep olan

faaliyetlerinin neler olduğu ve kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığını ne

şekilde tehlikeye düşürdüklerine ilişkin somut bir bilgi ya da açıklamaya

ulaşamadıklarını ve bu bağlamda açtıkları iptal davalarında haklarındaki isnada

etkili şekilde cevap verebilme imkânının sağlanmaması ve yargı mercilerinin

kendileri hakkındaki isnatların doğruluğuna ve hangi şekilde kamu düzeni,

güvenliği ya da sağlığını tehlikeye düşürmüş olabileceklerine ilişkin hiçbir

denetim ve değerlendirme yapmamaları nedenleriyle etkili başvuru haklarının ve

Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

22. Başvurucular hakkında uygulanan N-82 şeklindeki kod

istihbarat birimlerinin raporları da dikkate alınarak Göç İdaresi Başkanlığınca

oluşturulan ve başvurucuların sınır dışı edilmesi, Türkiye’deki ikamet

izinlerinin iptal edilmesi ve ikamet izinleri varken yurt dışına çıkanların

vize taleplerinin reddi şeklinde eldeki başvuruya konu işlemlerin tesisinde

etkili olmuştur. Bu yönü ile bahse konu idari işlemler aslında başvurucuların

yerleşme özgürlüğüne yönelik birer müdahale olarak kabul edilebilirler.

23. Başvurucular bu işlemlere karşı açmış oldukları

davalarda mahkemeler bu işlemlerin dayanakları olan somut gerekçeleri

başvuruculara sunmuş değildir. Dolayısıyla dava konusu işlemlere yönelik somut

gerekçeler idare veya mahkemeler tarafından başvuruculara bildirilmediğinden

başvurucular işlemin dayanaklarına ilişkin hiçbir gerekçeye karşı kendi

görüşlerini sunamamış, etkili biçimde savunmalarını yapamamışlardır.

24. Yine bundan dolayıdır ki MİT yetkililerinin sadece

mahkeme heyetine gizli biçimde bilgi vermesiyle mahkemenin bu bilgilere dayalı

bir yargılama ile hükme ulaşması nedeniyle bu gerekçelere ilişkin bir yargılama

sürecinde davanın taraflarının her yönü ile bunlardan haberdar edildiği bir

ortam da oluşturulamamıştır. Bu nedenle esasında burada adil yargılanma

hakkının güvencelerini esas alan bir yargılama sürecinin yürütüldüğünü

söyleyebilmek mümkün değildir.

25. Bu yönü ile bakıldığında etkili bir yargısal denetim

sürecinin bulunmaması başvurucuların açmış olduğu davadaki yargılamayı da şekli

bir boyuta dönüştürmüştür. Başvurucular kendileri ile ilgili tesis edilen dava

konusu işlemlerin hiçbir gerekçesinden haberdar edilememeleri nedeniyle

yürütülen yargılamada işlemin iptali noktasında kendi etkili savunmalarını

yapmaktan mahrum kalmışlardır.

26. Başvurucuların kendileri hakkında tesis edilen

işlemlere karşı açtıkları davada işlemlerin gerekçelerini bilmemeleri ve bu

husustaki bilgilerin sadece mahkeme heyeti tarafından bilinip bu şekilde hükme

ulaşılması ve bu konuda başvurucuların işlemin gerekçeleri ile ilgili kendi

savunmalarını yapamaması bu kişilerin Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına

alınan etkili başvuru hakkını ihlal etmektedir.

27. Sonuç olarak başvurucuların sınır dışı edilmesi,

Türkiye’deki ikamet izinlerinin iptal edilmesi ve ikamet izinleri varken yurt

dışına çıkanların vize taleplerinin reddi şeklindeki dava konusu işlemlerin

kişilerin yerleşme özgürlüğü ile doğrudan ilgili olması nedeniyle bu işlemlere

karşı açılan davalarda yargılamalardaki usul güvencelerinin karşılanmadığı

gerekçesiyle yerleşme özgürlüğü ile bağlantılı biçimde başvurucuların

Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekmektedir.

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucular, yabancı uyruklu olup Göç İdaresi

Başkanlığı tarafından haklarında N-82 kodu uygulanması ya da bu işlem nedeniyle

ikamet izinlerinin iptal edilmesi, sınır dışı işlemi uygulanması veya vize

taleplerinin reddedilmesinin din özgürlüklerinin ve yerleşme hürriyetiyle

bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

2. Mahkememizin çoğunluğu başvurucu Nathan James

Bradtke'nin başvurusunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA, Nathan James Bradtke dışındaki başvurucuların din özgürlüklerinin

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA ve etkili başvuru haklarının kabul edilebilir olmakla

beraber İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar vermiştir.

3. Nathan James Bradtke'nin başvurusunun konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞU dışındaki hususlarda mahkememizin

çoğunluğunun görüşüne aşağıdaki gerekçeler ışığında iştirak edilmemiştir.

4. Başvurucular, yabancı uyruklu olup belli sürelerde

ikamet izinlerini yenileyerek uzun süredir Türkiye’de yaşamaktadırlar. Tüm

başvurucuların bireysel başvuru konusu yaptıkları gerek yargılama gerekse idari

işlemler aşamalarında, kamu düzeni, güvenliği ya da sağlığı yönünden tehdit

olarak değerlendirilmek suretiyle haklarında Göç İdaresi Başkanlığı tarafından

N-82 kodu uygulanmıştır.

5. Başvuruculara hangi eylemlerinden dolayı N-82 kodunun

uygulandığı bilgisi verilmemiştir. Başvurucular açmış oldukları iptal

davalarının yargılamaları sırasında kendilerinin misyonerlik yaptıkları ya da

mensubu oldukları kilisenin "Aile Konferansı" adlı toplantısına

katıldıklarından bahisle Göç İdaresi Başkanlığınca ilgili MİT Başkanlığı yazılarına

dayalı olarak N-82 kodunun uygulandığını öğrenebilmişlerdir. İptal davaları

reddedilen başvurucular haklarındaki kararların kesinleşmesi üzerine Anayasa

Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

6. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1/2/2023 tarihli

yazısıyla Göç İdaresi Başkanlığının başvurucular hakkında N-82 tahdit kodu

uygularken dikkate aldığı ve dayandığı her türlü rapor, görüş ve belgeleri,

ayrıca N-82 koduna ilişkin idari uygulamaya ve her türlü mevzuata ilişkin

bilgiyi talep etmiştir. Göç İdaresi Başkanlığı tarafından, N-82 tahdit

kodlarının MİT Başkanlığının gizli yazısı uyarınca uygulandığı, ilgili bilgi ve

belgelerin gizlilik arz etmesi nedeniyle MİT Başkanlığından istenilmesinin

uygun olacağı şeklinde cevap verilerek herhangi bir belge gönderilmemiştir.

7. Misyonerlik faaliyetinde bulundukları belirtilen

başvurucuların yapmış oldukları başvuruların din ve vicdan hürriyeti ile etkili

başvuru hakkı açısından değerlendirilmesi gerekir.

8. AİHM, Nolan ve K./Rusya (B. No: 2512/04, 12/2/2009)

kararında, Kore'de başlayan ve temellerini Hristiyanlık dininden alan bir dinî

akım olan Unification Church papazının, millî güvenliği tehlikeye

düşüren faaliyetlerde bulunduğu gerekçe gösterilerek Rusya'dan sınır dışı

edilmesi ve ülkeye girişinin yasaklanmasının din özgürlüğüne müdahale teşkil

ettiğine karar vermiştir. AİHM, her ne kadar kamu otoriteleri tarafından

başvurucunun dinî inancı ve ibadetleri nedeniyle değil millî güvenliği

tehlikeye düşüren diğer bazı faaliyetleri nedeniyle Rusya'ya girişinin

yasaklandığı belirtilmişse de kamu otoritelerinin bu faaliyetlerin neler olduğu

ve millî güvenliği nasıl tehlikeye düşürdüğü konusunda hiçbir aşamada somut bir

açıklama yapamamış olduklarını dikkate almıştır (Nolan ve K./Rusya, §§

63-67).

9. Anılan kararda AİHM, millî güvenliğin söz konusu

olduğu durumlarda dahi demokratik bir toplumda hukuk devleti ve kanunilik

ilkelerinin kişilerin temel haklarını etkileyen müdahalelerin sebeplerini ve

ilgili delilleri denetlemeye yetkili bağımsız bir otorite önünde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin sağlandığı süreçlerle haklarını

arama imkânına sahip olmalarını gerektirdiğini vurgulamıştır.

10. Din özgürlüğü, hukukun üstünlüğüne dayanan etkili ve

anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati bir

öneme sahiptir. Din özgürlüğü ancak tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık anlayışı

ile temellendirilen bir demokraside korunabilir (Esra Nur Özbey, B. No:

2013/7443, 20/5/2015, §§ 45, 46).

11. Din özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Esra Nur Özbey,

§ 79).

12. Başvurucuların Protestan inancına sahip kişiler

olarak Protestan Kiliseleri Derneğinin gerçekleştirdiği ve derece mahkemesince

de belirtildiği üzere Protestanların devlet tarafından muhatap alınmasını

sağlamak amacıyla federasyon çalışmalarının tartışıldığı yasal bir toplantıya

katılmalarının kamu düzeni, güvenliği ya da kamu sağlığıyla bir ilgisinin

kurulması oldukça zordur. Üstelik anılan Dernek tarafından hazırlanan 2019 yılı

Hak İhlalleri İzleme Raporu'na göre Aile Konferansı adı altındaki

toplantılar neredeyse Derneğin kuruluşundan itibaren her yıl devletin bilgisi

dâhilinde tekrarlanmıştır. Anılan raporda söz konusu toplantılara Türkiye’de

bulunan yerli ve yabancı kilise önderlerinin aileleri ile birlikte

katıldıkları, toplantıların hiçbir gizli gündem maddesinin bulunmadığı ve

tamamen şeffaf nitelikte gerçekleştirildiği, konuşulan konuların kiliseyi

ilgilendiren genel konular olduğu belirtilmiş ve uzun zamandır devam eden bu

toplantıların ülkede yaşayan Protestan inancına sahip yabancılar yönünden sınır

dışı edilme gerekçesi olarak kullanılmaya başlandığı ifade edilmiştir. Daha

önce de tekrarlandığı anlaşılan söz konusu toplantılarla ilgili geçmişte kamu

düzeni, güvenliği ya da sağlığını tehlikeye düşürüp düşürmediklerine ilişkin

olarak da kamu otoritelerince hiçbir açıklama yapılmamış, bilgi verilmemiştir.

Bu toplantıların ilgili Dernek tarafından vurgulandığı gibi şeffaf nitelikte

olmadığına, dolayısıyla ilgili kamu otoritelerinin bu toplantılardan ve

içeriğinden haberdar olamadıklarına dair bir tespit de bulunmamaktadır.

13. Elbette misyonerlik adı altında gerçekleştirilen

faaliyetlere kamu düzenini, güvenliğini, başkalarının hak ve özgürlüklerini ya

da dengelemede daha ağır basacak diğer bazı değerleri tehlikeye sokması hâlinde

orantılı şekilde müdahale edilmesi mümkündür. Öte yandan bu tehlikenin kamu

otoritelerince makul ve ilgili bir gerekçeyle ortaya konması gerekir.

14. Başvuru konusu idari işlemleri gerçekleştirmeye

yetkili kamu makamı Göç İdaresi Başkanlığıdır. Anayasa'nın 125. maddesinde

öngörüldüğü üzere idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı olduğu gibi Göç

İdaresi Başkanlığının başvuru konusu işlemlerine karşı da yargı yolu açıktır.

Bu durumda Göç İdaresi Başkanlığının anılan takdir yetkisini kullanırken

kendisinin dayandığı somut gerekçeleri, istihbarat hizmetlerinin gizliliğine

zarar vermeyecek biçimde yargı denetimine açması ve gerekçelerin muhatabına da

karşı argümanlarını sunma olanağı verilmesi gerekir. Aksinin kabulü MİT

raporlarına dayanılarak gerçekleştirilen idari işlem ve eylemlerin tamamen

yargı denetimi dışında bırakılması anlamına gelecektir.

15. Başvurucular hakkındaki yargılama süreçlerinde davalı

idarenin savunma dilekçelerinde soyut gerekçelere yer verilmişse de karar veren

derece Mahkemelerince idarenin ileri sürdüğü gerekçeler hiçbir şekilde

tartışılmadığı gibi başvurucuların bu gerekçelere karşı savunmaları da hiçbir

şekilde dikkate alınmamış ve değerlendirilmemiştir.

16. Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle başvurucular

hakkında uygulanan N-82 tahdit kodu işlemlerine ilişkin kamu otoritelerince

ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmamış, ayrıca bu işlemlere karşı etkili bir

yargı denetimi gerçekleştirilmemiş olduğundan başvurucuların din özgürlüğü

ihlal edilmiştir.

17. Öte yandan bir yabancının yerleşme hürriyetine sınır

dışı etme gibi bir işlemle müdahale edildiğinde Anayasa'nın 40. maddesindeki

etkili başvuru hakkı olarak ifade edilen haktan o yabancının faydalanması

mümkün hâle gelir. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini

ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği

makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da

sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve

yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir

(Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B.

No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

18. Başvuruculardan yalnızca Jeremy Lauren Lambert ve M.

R. F. hakkında doğrudan sınır dışı etme kararı verilmiştir. Başvuru konusu

diğer işlemler N-82 tahdit kodu uygulanması, ikamet izinlerinin iptal edilmesi

ve ikamet izinleri bulunmaktayken yurt dışına çıkan başvurucuların vize

taleplerinin reddedilmesi şeklindedir. Bununla birlikte N-82 tahdit kodu

uygulanması dışındaki başvuru konusu müdahalelerin tek gerekçesi de yine

başvurucuların, haklarında Göç İdaresi Başkanlığınca N-82 tahdit kodu

uygulanmış olmasıdır.

19. Ülkemizde yasal olarak ikâmet etmekteyken yurt dışına

çıkan başvurucuların ülkeye geri girememelerine sebep olan bir işlemin, yabancı

hakkında sınır dışı kararı uygulanmasıyla aynı sonucu doğurduğu açıktır.

20. İkâmet izninin iptal edilmesi şeklindeki uygulama ise

yabancının yasal olarak ülkede bulunma statüsünü sona erdirmekte ve 6458 sayılı

Kanun uyarınca ikâmet izni iptal edilen yabancı hakkında doğrudan sınır dışı

etme kararı alınabilmektedir. Hakkında N-82 tahdit kodu uygulanmış olan

yabancının her an başka bir değerlendirme yapılmaksızın sınır dışı edilmesi söz

konusu olabilmektedir.

21. Başvurucular, somut olaya konu idari işlem süreci ve

daha sonraki yargısal süreçlerin hiçbir aşamasında -haklarındaki iddialara

cevap verme imkânı sağlanacak şekilde- başvuru konusu işlemlerin uygulanmasına

dayanak oluşturan somut gerekçelerden haberdar edilmemiştir. Başvuru konusu

yargılama süreçlerini yürüten derece mahkemeleri, MİT Başkanlığı tarafından

yalnızca heyet bilgisine sunulduğu anlaşılan söz konusu gerekçeleri

kararlarında tartışmamış ve bu suretle bir yargısal denetim

gerçekleştirmemiştir.

22. Başvuru konusu işlemlere ilişkin gerekçeler ve ilgili

belgeler Anayasa Mahkemesi tarafından da Göç İdaresi Başkanlığından talep

edilmiş olmasına rağmen söz konusu yazıların gizli olduğu gerekçesiyle MİT Başkanlığından

istenilmesinin uygun olacağı şeklinde cevap verilmiş ve başvurucular hakkında

uygulanan işlemlerin hangi sebeplerle gerçekleştirildiği konusunda hiçbir bilgi

verilmemiş, açıklama yapılmamıştır.

23. Bu durumda kamu makamlarının başvuru konusu

işlemlerine gerekçe teşkil eden eylem ve davranışları somut şekilde

belirlediklerinden, başvurucuların yargı mercileri önünde başvuru konusu

işlemlere karşı kendi iddialarını ileri sürebilmeleri ve durumlarının yeniden

incelenmesini isteyebilmeleri için bazı sınırlamalarla dahi olsa işlemlerin

dayanağını oluşturan fiilî sebeplerin neler olduğunu öğrenebildiklerinden

bahsedilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla başvuruculara, yabancıların sınır

dışı edilmelerinde sahip olmaları gereken usul güvencelerinin sağlanmadığı

sonucuna varılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle Nathan James Bradtke dışındaki

tüm başvurucuların sınır dışı etme işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında

yerleşme hürriyetleriyle bağlantı olarak etkili başvuru hakları ihlal

edilmiştir. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2019/40761, 15 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Din
  16. B. Sınır Dışı
  17. A. Başvurucu M.R.F.nin kamuya açık belgelerde kimliğinin
  18. B. Başvurucular Jeremy Lauren Lambert, Amanda Jolyn
  19. C. Başvurucu Nathan James Bradtke'nin başvurusunun
  20. D. Nathan James Bradtke dışındaki başvurucularınyerleşme
  21. E. Nathan James Bradtke dışındaki başvurucularınyerleşme
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. G. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  24. Karşıoy Gerekçesi
  25. A. Din
  26. B. Yerleşme
  27. M. Emin KUZ
  28. [tckn])
  29. Karşıoy Gerekçesi
  30. Karşıoy
  31. Karşıoy Gerekçesi
  32. Bağcı
  33. Karşıoy Gerekçesi
  34. Karşıoy Gerekçesi
  35. A. Din
  36. B. Yerleşme
  37. M. Emin KUZ
  38. Karşıoy Gerekçesi
  39. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2019/40761
Tarih
15 Şubat 2024

İlgili Kararlar

  • Özer Aslankılıç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/40471)
  • İslam Çapraz Başvurusu (B. No: 2021/16746)
  • Türkiye Devrimci Kara, Hava ve Demiryolu Taşımacılığı İşçileri Sendikası Başvurusu (B. No: 2020/34550)
  • Kerim Kilit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/26381)
  • Hatun Karatepe Başvurusu (B. No: 2019/41969)
  • Mesut Durak Başvurusu (B. No: 2020/25710)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.