İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aydın Okutucu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/11279)

1. Başvuru, başvurucuların iş sözleşmelerinin sendikal

Başvuru No2020/11279Tarih24 Mayıs 2023Okuma24 dk · 4.737 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aydın Okutucu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
24 Mayıs 2023
Başvuru Numarası
2020/11279
R.G. Tarih ve Sayı
29/8/2023 - 32294
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.737 kelime·24 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların iş sözleşmelerinin sendikal

gerekçelerle feshedilmesi sonrasında işe iade taleplerinin reddedilmesinin

sendika hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle aynı

mahiyetteki dosyalar bu dosya üzerinde birleştirilmiştir.

3. Başvurular süresinde yapılmıştır.

4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular,

Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların üyesi olduğu sendika 1975 yılında Ambar

İşçileri Sendikası olarak kurulmuş; 2002 yılında Türkiye Devrimci Kara, Hava,

Demiryolu İşçileri Sendikası (Nakliyat-İş/Sendika) adını almıştır. Sendika,

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna bağlıdır.

9. Davalılardan TÜVTÜRK Türkiye'de periyodik araç

muayenesinde yetkili ve görevli tek kuruluştur. Diğer davalı Reysaş Lojistik

(R.L./işyeri/işveren) ise alt işletim sözleşmesi kapsamında Eskişehir,

Sivrihisar, Kastamonu, Tosya, Karabük, Bartın, Zonguldak ve Ereğli’deki TÜVTÜRK

araç muayene istasyonlarını işletmektedir.

10. Nakliyat-İş, davalı işyerinde toplu iş sözleşmesi

(TİS) yapabilmek için 21/2/2018 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığına yetki tespiti başvurusunda bulunmuştur. Sendikanın yetkili sendika

olabilmek için gerekli çoğunluğu sağladığı, 28/2/2018 tarihli anılan Bakanlık

yazısıyla tespit edilmiştir. Davalı işyeri, Sendikaya karşı olumlu yetki

tespitinin iptali davası açmıştır ve olayların geçtiği tarihte bu dava

derdesttir.

11. Başvurucuların iddiasına göre davalı işyeri yetki

tespiti sürecinde işçileri baskı altına almaya çalışmış ve on dört sendikalı

işçinin iş akdini feshetmiştir. Bunun üzerine işçiler ve Sendika 2/3/2018

tarihinde işveren hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu'nun 117. maddesi kapsamında "iş ve çalışma hürriyetinin ihlali",

118. maddesi kapsamında "sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi"

suçlarını işlediğinden bahisle suç duyurusunda bulunmuştur.

12. Başvurucular işten çıkarılan işçilerin tekrar işe

alınması koşuluyla işveren ile anlaştıklarını, anlaşma kapsamında işveren

hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, bunun sonucunda işçilerin tekrar

işe alındığını ifade etmiştir.

13. Başvurucuların iddiasına göre işveren altı aylık suç

duyurusunda bulunma süresinin geçmesi üzerine işyerinde sendikalı işçiler

üzerindeki baskıyı tekrar artırmış, çalışma koşullarını kötüleştirmiştir.

Başvurucular baskılar karşısında sendikalı beş işçinin Nakliyat-İş'ten istifa

ettiğini ve sendikalı M.O. isimli işçinin de Eskişehir'den Sivrihisar ilçesine

gönderilerek diğer sendikalı işçilere gözdağı verildiğini ileri sürmüşlerdir.

14. Başvurucuların da aralarında bulunduğu on beş işçi,

işverenin sendikalı işçilere yönelik baskı kurduğu gerekçesiyle

14/11/2018-22/11/2018 tarihleri arasında iş yavaşlatma eylemi kararı almış

ancak üç gün süreyle iş yavaşlatma eyleminde bulunmuştur. Bunun üzerine işveren

22/11/2018 tarihinde başvurucuların iş akdini feshetmiştir. Fesih gerekçesinde;

başvurucuların 14/11/2018-22/11/2018 tarihleri arasında iş yavaşlatma eylemi

organize ettiği, bu sebeple araç muayene randevularının sarkmasına, hizmetin

aksamasına, araç muayenesine gelen vatandaşların mağdur olmasına, muayene

edilen araçların sayısının %50 -%60 oranında düşmesine, istasyon performans

göstergesi ortalamasının 8'den 4'e gerilemesine ve otuz günü aşan iş kaybı ile

zarara sebebiyet verdikleri belirtilerek iş akitlerinin tazminatsız ve

bildirimsiz olarak feshedildiği belirtilmiştir.

15. Bunun üzerine başvurucular, yapılan fesihlerin

sendikal nedenle gerçekleştirilen haksız ve geçersiz fesih olduğunu ileri

sürerek işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açmıştır. Başvurucular dava

dilekçelerinde; işyerinde yasal sendikal faaliyetlerde bulunduklarını, buna

karşın işverenin sendikal faaliyetleri engellemek amacıyla tazminatsız bir

şekilde iş akitlerini sonlandırdığını ifade etmiştir.

16. Davalı işyeri; ilk derece mahkemesine sunduğu cevap

dilekçesinde başvurucuların da aralarında bulunduğu işçilerin haksız bir

biçimde iş yavaşlatma eylem yaptıklarını, eylemin hem işyerine yönelik hem

kamusal zarara neden olduğunu ileri sürmüştür. Davalıya göre başvurucuların iş

akitleri haklı nedenle feshedilmiştir.

17. Başvurucuların açtıkları davalara ilişkin

yargılamalar Eskişehir 2. İş Mahkemesinde görülmüştür. Yargılama safhasında

Mahkemece bilirkişi marifetiyle işverenin ses kayıtlarının yer aldığı bir

CD'nin çözümü yaptırılmıştır. İlgili konuşmada işverenin sendikalaşma ile

ilgili yer alan ifadeleri özetle şöyledir:

"...ben önce solcuydum... sonra

kapitalist oldum... komünist oluyordum ama tutarsan kapitalist oluyorsun, biz

boyayı tuttuk duvarlara yazı yazıyorduk şurası böyle olsun burası böyle olsun

hala görüşümüzün içinde sosyalizm var, geçen sene benim muayene istasyonları

sendikaya müracaat etmiş, aylarca uğraştım sendikayı iptal ettirmek için, len

dedim ben yıllarca sendika gelsin diye duvara yazı yazmışım nasıl olacak insan

hayatında değişik derken ...derken böyle bir dünya kuruldu..."

18. Yargılamayı yapan Eskişehir 2. İş Mahkemesi açılan

davaların kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...T.T istasyonlarının randevu

sistemi ile çalıştığı işçilerin demokratik tepkilerini mevcut baskıya karşı

ortaya koymak amacıyla mahkememiz değerlendirmesinde whatsapp görüşmelerine

yansıdığı üzere2-3 gün sürecek şekilde gerçekleştirdikleri ancak ilk günden

sonra randevu sistemi ile geciken herhangi bir iş veya zararın mevcut olmadığı

bu anlamda işi yavaşlatma neticesinde zarara uğrandığı iddiasının gerçeği

yansıtmadığı, kaldı ki araç muayenelerinin gelen araç marka, yaş ve

problemlerine göre değişebileceği ve bu anlamda fesih sebeplerinde geçerlilik

bulunmadığı...

Feshin sendikal sebeplerle olup olmadığı

ve sendikal tazminata hak kazanılıp kazanılmadığı açısından mahkememizce

yapılan değerlendirmede ise... çözümü yaptırılan cd çözümü vetanık beyanları

ile sabit olduğu üzere davalı işyerinde sendikal örgütlenmeye karşı tavır

alındığı ilk olarak Nakliyat İş Sendikasına bağlı işçilerin 28/2/2018 tarihinde

sendikanın yetki tespit yazısını alması üzerine ilk etapta 14 sendika işçisini

işten çıkardıkları, daha sonra işçilerin yeniden işe alındığı, davalı tarafın

işyerinde tanık beyanları ile sabit olduğu üzere sendikal örgütlenmeyi engellemek

amacıyla görev yerini değiştirerek engellemeye çalıştığı, işçilerin demokratik

ve yasal hak olan sendikal örgütlenmeyi devam ettirmeleri üzerine değişik

tarihlerde ...15 işçininiş akdine son verildiği, tanık beyanları ve SGK

dökümünden de anlaşılacağı üzere bu işçilerin sendikal faaliyetlerde

bulundukları ve sendikal örgütlenmede başat rolünde bulundukları sendikalı

olmayan 5 işçinin sendikadan istifa ettirildikten sonra halen çalışmaya devam

ettikleri gelen sendika yazısından da anlaşılacağı üzere Türkiye Genelinde

Nakliyat İş Sendikasına üye olan R.L A.Ş'deki işçilerin iş akitlerine son

verildiği, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere davalı işyerinde sendikalı

işçinin kalmadığı davacının iş akdinin davalı tarafından sendikal sebeplerle

son verildiği anlaşılmıştır."

19. Kararların istinaf yargı yoluna götürülmesi üzerine

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, derece mahkemesinin

kararlarının esastan kaldırılarak davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.

Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Davalı işveren, işyerindeki

sendikal örgütlenme liderlerinden [M.O].yu Sivrihisar istasyonunda görevlendirmek istemiş

ancak bu işçi bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine işçiler oluşturdukları

whatsapp grubu üzerinden anlaşarak 14-22 kasım 2018 tarihleri arasında iş

yavaşlatma eylemi yapmıştır. Özellikle 15-17 Kasım tarihleri arasında günlük

muayene edilen araç sayısında ciddi düşüş meydana gelmiş ve işler saat 22.00 da

bitmiştir. Bunun üzerine işveren 16/11/2018 tarihinde işçilerden yazılı savunma

istemiş ve 22/11/2018 tarihinde 15 çalışanın iş sözleşmelerini İş Kanunu'nun

25/II-ı maddesi uyarınca feshetmiştir. İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret

Mahkemesine yazılan talimatla işverenin uğradığı zarar ile ilgili olarak alınan

raporda işverenin bu üç günlük sürede uğradığı zarar 26.540,65 TL olarak tespit

edilmiştir. İşverenin yeni aldığı işçilere verdiği eğitim gideri davacı ve

arkadaşlarının yol açtığı zarar olarak görülemez. Uğranılan zarar 15'e

bölündüğünde işçi başına düşen miktar (26540,65/15) 1.679,37 TL yapmakta olup

bir aylık brüt ücretinin altında kalmaktadır. Ancak davalı işverenin yönetim

hakkı kapsamında işyerinde çalışan [M.O].yu geçici olarak Sivrihisar

istasyonunda görevlendirmek istemesi üzerine tamamı sendikalı olan işçilerin üç

gün üst üste iş yavaşlatma eylemi yapması sendikal hak arayışındaki ölçülülük

ilkesine aykırılık teşkil etmekte olup işveren açısından haklı neden

ağırlığında değil ise de iş sözleşmesini devam ettirmesi beklenemeyeceğinden

işveren bakımından geçerli neden teşkil ettiğinden davalıların istinaf

başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar

verilmiştir..."

20. Başvurucular, süresinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

21. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Feshin

geçerli sebebe dayandırılması" kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Otuz veya daha fazla işçi

çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya

da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe

dayanmak zorundadır..."

22. 4857 sayılı Kanun'un "Fesih bildirimine

itiraz ve usulü" kenar başlıklı 20. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Feshin geçerli bir sebebe

dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe

dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

23. 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu

İş Sözleşmesi Kanunu'nun "Sendika özgürlüğünün güvencesi"

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"(1) İşçilerin işe alınmaları;

belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği

sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye

olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamaz.

(2) İşveren, bir sendikaya üye olan

işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler

arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi

bir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım

konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır.

(3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veya

olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi

kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette

bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz.

(4) İşverenin (…) yukarıdaki fıkralara

aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak

üzere sendikal tazminata hükmedilir.

(5) Sendikal bir nedenle iş

sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun (…), 20 ve 21 inci madde

hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle

feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine

göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına

bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması

hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında

belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdaki

hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.

(6) İş sözleşmesinin sendikal nedenle

feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü

işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia eden

işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür.

(7) Fesih dışında işverenin sendikal

ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal

ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda,

işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur.

(8) Yukarıdaki hükümlere aykırı olan

toplu iş sözleşmesi ve iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir.

(9) İşçinin iş kanunları ve diğer

kanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır.”

2. Yargıtay

İçtihadı

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/5/2013 tarihli ve

E.2012/22-1407, K.2013/708 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Feshin işletme, işyeri ve işin

gerekleri nedenleri ile yapıldığı ileri sürüldüğünde, ... işverenin bu kararı

tutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı (tutarlılık denetimi), işverenin fesihte

keyfi davranıp davranmadığı (keyfilik denetimi) ve işletmesel karar sonucu

feshin kaçınılmaz olup olmadığı (ölçülülük denetimi-feshin son çare olması

ilkesi) açıklığa kavuşturulmalıdır.

... İşveren işletme, işyeri ve işin

gerekleri nedeni ile aldığı fesih kararında, ... feshin kaçınılmazlığını

kanıtlamak zorundadır. İş sözleşmesinin feshiyle takip edilen amaca uygun daha

hafif somut belirli tedbirlerin mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi,

işverenin tekelinde değildir. Bir bakıma feshin kaçınılmaz olup olmadığı

yönünde, işletmesel kararın gerekliliği de denetlenmelidir. Feshin

kaçınılmazlığı ekonomik açıdan değil, teknik denetim kapsamında, bu kararın

hukuka uygun olup olmadığı ve işçinin çalışma olanağını ortadan kaldırıp

kaldırmadığı yönünde, kısaca feshin son çare olması ilkesi çerçevesinde

yapılmalıdır"

B. Uluslararası

Hukuk

25. AİHM; Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye (B. No:

35009/05, 4/4/2017) kararında, işverenin sendika üyeliğinden ayrılma tehdidine

boyun eğmeyerek sendika üyeliğini sürdüren kırk işçinin iş akdinin ekonomik

nedenler ve mesleki yetersizlikler gerekçe gösterilerek feshedilmiş olmasını

sendika özgürlüğü yönünden incelemiştir:

i. Anılan karara konu olayda mahkemeler 2004 yılı Temmuz

ile Aralık ayları arasında verdikleri kararlarda işçilerin sendika üyeliği

sebebiyle işten çıkarıldığı sonucuna ulaşmış ve işçilerin işe iadelerine ya da

bir yıllık brüt aylıklarına denk tazminatın işveren tarafından işçilere

ödenmesine hükmetmiştir. İşveren, tazminat ödeme seçeneğini tercih ederek

işçileri işe başlatmamış ve netice olarak davalı işverene ait işyerinde

başvurucu sendikanın üyesi hiçbir işçi kalmamıştır (Tek Gıda İş

Sendikası/Türkiye, §§ 17-22).

ii. AİHM; işçilerin ödenen tazminatın yeterliliğini,

sendika hakkının kullanımına yönelik işveren tarafından yapılacak müdahalelerde

caydırıcılık özelliği olup olmadığı bakımından incelemiştir. Söz konusu

başvuruda başvuran sendika, tazminatın caydırıcı bir nitelik taşımaması

nedeniyle işverenin işe iade yerine tazminat ödeme seçeneğini tercih

ettiğinden, bunun sonucunda toplu görüşme ve toplu sözleşme yapma yetkisini

elde edemediğinden şikâyet etmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, §

48).

iii. AİHM, işverenin tazminat ödeme seçeneğini tercih

etmesi nedeniyle sendikasızlaşma sürecinin yaşandığını ve sonuç olarak

sendikanın o işyerinde üyesinin kalmadığını vurgulamıştır (Tek Gıda İş

Sendikası/Türkiye, § 54).

iv. AİHM, bu kaybın sendika yönünden sendikal

faaliyetlerin özünü zedeleyen bir sınırlama mahiyetinde olduğunu tespit etmiş

ve ulusal mahkemelerin müdahalenin ölçülülüğüyle ilgili daha detaylı gerekçeler

sunmaları gerektiğine işaret etmiştir. AİHM, somut olayda derece mahkemesinin

haksız işten çıkarma için kanun tarafından müsaade edilen asgari tutarda

tazminata hükmederken -örneğin işten çıkarılan işçinin aldığı ücretin

düşüklüğünü ve işveren şirketin ekonomik gücünün büyüklüğünü dikkate almak

suretiyle- tutarın önleyici etkisi üzerinde titiz bir inceleme yaptığına dair

bir işaretin bulunmadığını belirtmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye,

§ 55).

v. AİHM, işverenin işten çıkarılan işçilerin işe

iadelerini reddetmesinin ve işverenin çalışanları haksız yere işten çıkarmasının

önlenmesi bakımından yetersiz miktarda tazminata hükmetmesinin derece

mahkemelerince yorumlandığı biçimiyle kanuna aykırı olmadığını not etmiştir.

AİHM, ilgili kanunun -derece mahkemesinin uyguladığı şekliyle- başvurucu

sendikanın çalışanları üyeliğe ikna etme hakkını toplu işten çıkarma yoluyla

bertaraf eden işveren için caydırıcı etki doğuracak yeterlilikte bir ceza

dayatmadığı sonucuna ulaşmıştır. AİHM'e göre sonuç olarak somut olayda ne

yasama ne de mahkeme, başvuran sendikanın çalışanları sendikaya üye olmaya ikna

etme ve bu suretle toplu görüşme imkânı elde etme hakkının kullanımının

güvenceye bağlanması pozitif yükümlülüğünü ifa etmiştir. Bu nedenle başvurucu

sendika ile işverenin yarışan menfaatleri arasında makul denge kurulamamıştır (Tek

Gıda İş Sendikası/Türkiye, § 56).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Anayasa Mahkemesinin 24/5/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucular; katıldıkları eylemde demokratik bir

şekilde sendikal haklarını kullandıklarını, ilk derece mahkemesinin de yapılan

eylemleri sendikal eylem kapsamında değerlendirdiğini ancak istinaf merciinin

hukuka aykırı biçimde davaları reddettiğini, bu nedenle sendika haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvuruculardan Aydın

Okutucu ile Serdar İncitopu yönünden bireysel başvuru yapma süresi koşuluna

uyulup uyulamadığı ile ilgili kabul edilebilirlik değerlendirmesinin dikkate

alınması gerektiği belirtilmiştir. Esas yönünden ise başvurucuların sendika

hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri incelenirken yargılama makamları

kararlarının yeterli gerekçeyi içerip içermediği, verilen kararlardaki tespit

ve sonuçların yasanın uygulanması niteliğinde olup olmadığı, adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlik içerip içermediği hususlarının

değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

29. Her ne kadar Bakanlık görüşünde bir kısım başvurucu

yönünden süre aşımının söz konusu olabileceği belirtilmiş ise de yapılan

incelemede tüm başvurucuların süresinde bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmıştır. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendika

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Uygulanabilirlik

30. İncelenen olayda başvurucular, üç gün süren iş

yavaşlatma eylemi yapmıştır. Başvurucular, işverenin işyerindeki sendikal

örgütlenmeyi engellemeye çalıştığı, bu kapsamda bir iş arkadaşlarının sendika

üyesi olması nedeniyle sürgün edildiği ve diğer sendikalı işçiler üzerinde

baskı kurulduğu gerekçesiyle eyleme başladıklarını belirtmiştir. Derece

mahkemesi, başvurucuların eylemini demokratik hak kullanımı kapsamında kabul

etmiş ve iş akitlerinin sonlandırılmasının sendikal nedenlerle olduğunu

değerlendirmiştir. Ancak istinaf mercii başvurucuların üç gün süren eylemini

ölçüsüz bulmuş ve işverenin buna katlanmasının beklenemez olduğunu ifade

etmiştir.

31. Bu noktada işçilerin ekonomik, sosyal ve çalışma

koşullarını etkileyen uygulamalara yönelik kısa süreli, demokratik bir hakkın

kullanımı niteliğindeki protesto eylemlerinin sendika hakkı içinde yer

aldığının vurgulanması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Muharrem

Çimen [GK], B. No: 2016/5002, 23/3/2023, § 47). Bundan başka sendikal

özgürlüklerin teminat altına alınması, bireylerin sendikal haklarını

kullanırken iş sözleşmelerinin de güvencede olması ile sağlanabilir. Sendikal

faaliyetlerde bulunma nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedilmesi hâlinde feshin

sendikal nedenlerle yapıldığından bahsedilebilir ( Ahmet Sefa Topuz ve

diğerleri, B. No: 2016/16056, 21/4/2021, § 55).

32. Eldeki başvuruda, bir yanda başvurucuların işverenin

işyerindeki sendikalaşma nedeniyle sendikalı işçilere uyguladığı baskıyı

engellemek için başlattıkları iş yavaşlatma eylemi ile elde etmek istedikleri

menfaat, diğer yanda ise işverenin uğradığı zarar bulunmaktadır. Olayların

bütünü ve derece mahkemelerinin kabulü birlikte değerlendirildiğinde somut

başvuruda esas meselenin devletin bireylerin ve sendikaların haklarını

işverenlere karşı güvence altına alma pozitif yükümlülüğü yerine getirip

getirmediği olduğu görülmüştür. Dolayısıyla başvurunun Anayasa'nın sendika

hakkını koruma altına alan 51. maddesiyle devlete yüklenen pozitif

yükümlülükler kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (benzer

değerlendirmeler için bkz. Abbas Akçay ve diğerleri, B. No: 2015/2790,

23/5/2018,§ 32).

33. Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” kenar

başlıklı 51. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin

çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve

geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma,

bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.

Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.”

b. Somut Olayın

Değerlendirilmesi

34. Anayasa'nın 51. maddesinde yer alan “çalışanlar

... üyelerinin menfaatlerini korumak için” ibaresi, üyelerin mesleki

menfaatlerini korumak için gerçekleştirecekleri sendikal faaliyetlerinin

Anayasa tarafından korunduğunu açıkça ortaya koymaktadır (Kristal-İş

Sendikası [GK], B. No: 2014/12166, 02/07/2015, § 54). Bu bağlamda sendika

hakkı, mensuplarının menfaatlerini korumak üzere yapılan sendikal faaliyetlere

izin verilmesini de gerektirmektedir (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,

18/9/2014, § 31).

35. Anayasa'nın 51. maddesinde temel bir hak olarak

güvence altına alınmış olan sendika hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Sendika

hakkı, bu hakka yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin

yanı sıra üyesi oldukları sendikalarca veya kimi durumlarda özel hukuk

kişilerince yapılan müdahalelere karşı da anayasal koruma sağlamaktadır.

Dolayısıyla sendika hakkı devlete, müdahalede bulunmama biçimindeki negatif

yükümlülüğün yanı sıra üçüncü kişilerden gelebilecek müdahalelere karşı

ilgiliye koruma sağlama şeklindeki birtakım pozitif yükümlülükler de

yüklemektedir (Barış Adıgüzel, B. No: 2016/15802, 8/9/2021, § 29; Ahmet

Sefa Topuz ve diğerleri, § 52; Anıl Pınar ve Ömer Bilge, B. No:

2014/15627, 5/10/2017, § 36).

36. Devletin sendika hakkının korunmasına ilişkin pozitif

yükümlülükleri kaynağını Anayasa'nın 5. ve 51. maddelerinden almaktadır. Bu

yükümlülük devlete, üçüncü kişilerin ve özellikle işverenin, çalışanların sendikaya

üye olma ve sendikal faaliyette bulunma haklarını kullanmayı engelleyici

davranışlarından kaçınmasına yönelik ve sırf bu haklarından yararlandıkları

gerekçesiyle yaptırıma tabi tutulmalarını, ayrımcılığa maruz kalmalarını

önleyici tedbirler alma ödevi yüklemektedir. Bu çerçevede alınacak tedbirlerin

üçüncü kişilerin ve özellikle işverenin çalışanların sendika hakkına müdahalede

bulunmaları bakımından caydırıcı nitelik taşıması gerekir. Öte yandan üçüncü

kişiler tarafından sendika hakkına müdahale edilmesi durumunda müdahaleye karşı

itirazların öne sürülebileceği ve müdahalenin sonuçlarının giderilmesi

açısından gerçek ve etkili koruma temin edecek hukuksal mekanizmaların

oluşturulması, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının

tanınması, gerekiyorsa tazminat ve benzeri giderimler için dava açma imkânının

getirilmesi devletin pozitif yükümlülüklerindendir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Muharrem Çimen, §§ 39,40; Barış Adıgüzel,

§ 30; Anıl Pınar ve Ömer Bilge, § 37; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71; Kemal Kılıç [GK], B. No: 2019/16400,

28/7/2022, § 59). Devletin söz konusu yükümlülüklerini yerine getirip

getirmediğinin denetimi ise yürütülen sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır.

37. Kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve

işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmeleri zorunludur. Nitekim

Anayasa'nın 11. maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı

organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk

kuralları olduğu ifade edilmiştir. Diğer taraftan Anayasa'nın 138. maddesine

göre hâkimler Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine

göre hüküm verir. Görüldüğü üzere yargı organlarının uyuşmazlıkları öncelikle

Anayasa hükümlerini dikkate alarak çözüme kavuşturmaları anayasal bir

zorunluluktur. Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi, Anayasa

Mahkemesinin ilk elden yani doğrudan inceleme yapmamasını ifade ettiği gibi

esas itibarıyla idari ve yargısal makamların önlerindeki meseleleri ve

uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa'ya uygun biçimde sonuca bağlamaları yönünden

birincil derecede sorumlu olduklarını göstermektedir. Özellikle temel

kanunlarda öngörülen dürüstlük ve iyi niyet kuralları, hakkın kötüye

kullanılması yasağı gibi genel ilkeler ile bazı hâllerde olayın özelliklerine

ve durumun gereklerine göre hâkime takdir yetkisi tanınması uyuşmazlıkların

çözümünde Anayasa'ya uygun yorum imkânı tanıyan söz konusu etkili hukuksal

korumanın bir gereği olarak görülmelidir. Dolayısıyla ister özel kişiler arası

isterse de taraflardan birinin kamu gücü olduğu uyuşmazlıklar olsun her durumda

hâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir biçimde yorumlaması ve yargı

yetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle Anayasa ile güvence altına alınan

temel hak ve hürriyetlerin korunmasını gözetmesi beklenmektedir (bazı

değişikliklerle birlikte bkz. Mehmet Apaydın, B. No: 2015/13099,

8/1/2020, §§ 46,47).

38. Diğer bir ifadeyle Anayasa'ya uygun yorum ilkesi

hâkimin hukuk kurallarını yorumlama serbestîsinin sınırını oluşturmaktadır.

Dolayısıyla hâkimin bir hukuk kuralının anlam ve kapsamını tespit ederken

Anayasa'yı ve anayasal ilkeleri hesaba katmaması Anayasa'nın normlar

hiyerarşisinin tepesinde yer almasını anlamsız hâle getirir. Bu bağlamda

Anayasa kâğıt üzerinde kalan bir metin değil yaşayan, hukuk sistemini

yönlendiren, her türlü kamusal tasarrufta gözetilmesi gereken hukuki bir

belgedir (Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274, 27/10/2022, §

76). Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığının gereği olarak hâkimin maddi hukuk

hükümlerini uygularken temel hak ve hürriyetlere ilişkin sınırlama ölçütlerini

ve güvenceleri öncelikle dikkate alması anayasal bir gerekliliktir.

39. Bu kapsamda eldeki başvuruda olduğu gibi sendikal

nedenlerle bir iş sözleşmesinin sonlandırıldığı iddia edildiğinde mevzuatın

gerektirdiği hususların ve ispat koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini

değerlendirmek öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Derece mahkemelerinin

olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda olduğu

açıktır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun

olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Önemle değinmek gerekir ki derece

mahkemeleri önündeki uyuşmazlık ne kadar Anayasa’da yer alan temel hak ve

hürriyetleri ilgilendirirse Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında bu

hak veya hürriyete ilişkin sınırlama ölçütlerini ve güvencelerini denetleme

yetkisi o kadar artar. Anayasa Mahkemesinin temel görevi Anayasa’da yer alan

hükümlerin yeknesak ve doğru bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemek ve

özellikle mahkemelerin Anayasa’nın 51. maddesindeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirlemekle yetinmektedir. Dolayısıyla yapılan incelemede,

derece mahkemelerinin yeri alınmamakta; kamusal makamların süreç içindeki

tutumları sendika hakkı bağlamındaki usule ilişkin güvenceler açısından

değerlendirilmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Türkiye Gıda ve

Şeker Sanayi İşçileri Sendikası, B. No: 2016/13328, 19/11/2020, § 40; Türkiye

Petrol, Kimya ve Lastik Sanayi İşçileri Sendikası, B. No: 2016/13351,

15/12/2020, § 40; Ahmet Sefa Topuz ve diğerleri, § 57; Muharrem Çimen,

§ 42).

40. Bununla birlikte sendika hakkının gerektirdiği

pozitif yükümlülüklerin yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için her iki

tarafın menfaatlerinin de mümkün olduğunca dengelenmesi ve taraflardan biri

aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açılmaması gerekir. Menfaatler dengesinin

kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir

külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.

Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum

ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde

dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari,

B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52; Kemal Kılıç, § 61). Bu noktada

Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, başvurucuların sendikal nedenlerle

işten çıkarıldıkları gerekçesiyle açtıkları davalarda devletin pozitif

yükümlülüğünün gerektirdiği şekilde yargısal bir değerlendirme yapılıp

yapılmadığı ve özellikle derece mahkemelerinin kararlarının konuyla ilgili ve

yeterli gerekçe içerip içermediğine ilişkindir.

41. Öncelikle başvuruya konu olayların meydana geldiği

tarihten önce başvurucuların mensubu olduğu sendikanın işyerinde TİS yapma

yetkisini elde ettiğinin altı çizilmelidir. Bundan sonra işveren yetki

tespitine itiraz davası açmış ve dava sürecinde Nakliyat-İş'e üye on dört

işçiyi işten çıkarmıştır. Sonrasında işçiler ve Sendika, işveren hakkında

sendikal haklarının engellendiğinden bahisle suç duyurusunda bulunmuş ve

işçilerin tekrar işe alınması koşuluyla şikâyetlerinden vazgeçmiştir. Ancak bir

süre sonra başvurucuların beyanına göre işyerinde sendikalı işçiler üzerinde

baskı kurulmuş, çalışma koşulları kötüleştirilmiş ve beş sendika işçisi

sendikadan istifa etmiş, istifa ettikten sonra davalı işyerinde çalışmaya devam

etmiştir. Bunun yanı sıra yine başvuruculara göre kalan sendikalı işçilere

gözdağı vermek için Nakliyat-İş üyesi olan M.O. uzak bir ilçede

görevlendirilmiştir. Daha sonra başvurucular ile birlikte on beş işçi üç gün

süreyle iş yavaşlatmıştır. Olaylara bir bütün olarak bakıldığında işçiler mensubu

oldukları veTİS imzalama yetkisini elde etmiş Sendikanın işyerinde gücünün

kırılmasını önlemek adına hareket etmiştir. İşverenin sendikalı on dört işçiyi

işten çıkarması, beş sendikalı işçinin istifası ve sendikalı bir işçinin başka

yerde görevlendirilmesi işçilerde böyle bir endişenin yaşanmasına neden

olmuştur. Nitekim dava sürecinde derece mahkemelerinin tespitine göre işyerinde

sendikalı işçi kalmamıştır ve dosyada yer alan bilgilere göre işverenin

sendikalılaşmanın önüne geçmek istediği açıktır. Bu tespitler karşısında

işçilerin duyduğu endişenin temelsiz olmadığı, işverenin kendi uygulamaları

neticesinde bu eylemlerin ortaya çıktığı görülmüştür.

42. İlk derece mahkemesi, başvurucuların eylemlerini

sendika hakkı kapsamında kabul ederek iş akitlerinin sendikal nedenlerle

feshedildiği sonucuna ulaşmıştır. İstinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye

Mahkemesi, işçilerin işveren nezdinde bir aylık brüt ücret tutarından daha az

bir zarara neden olduklarını tespit etmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesine göre

işverenin sendikalı M.O.yu Sivrihisar istasyonunda görevlendirmek istemesi

üzerine tamamı sendikalı olan işçilerin üç gün üst üste iş yavaşlatma eylemi

yapması sendikal hak arayışındaki ölçülülük ilkesine aykırıdır. Mahkeme bu

nedenle başvurucuların iş sözleşmelerinin feshini, geçerli nedenle fesih

kapsamında kabul etmiştir. Açıktır ki Bölge Adliye Mahkemesi de başvurucuların

eylemini sendikal hak kapsamında değerlendirmiş, işverenin uğradığı maddi

zararın telafi edilemeyecek bir miktar olmadığının altını çizmiş ancak

başvurucuların üç gün süreyle gerçekleştirdiği eylemin ölçüsüz olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

43. Dolayısıyla eldeki başvuruda değerlendirilmesi

gereken husus başvurucuların sendikal haklarını savunmak ve korumak adına toplu

bir biçimde iş yavaşlatarak demokratik bir tepki ortaya koymalarına, işverenin

ne derecede katlanması gerektiğidir. Başvurucularla birlikte on beş işçi üç gün

süreyle iş yavaşlatma eyleminde bulunmuştur. İstinaf merciinin tespitine göre

bu eylemler düşük bir maddi zarara neden olmuştur. İşveren; anılan eylem

nedeniyle vatandaşların hizmet almasında %50-60 oranında kayıp yaşandığını

belirterek eylemlerin hem kamusal hem işyerinde zarara neden olduğu

gerekçesiyle başvurucuların işine son vermiştir. Bu bakımdan barışçıl olduğu

konusunda ihtilaf bulunmayan ve maddi anlamda da telafi edilebilecek düzeyde

olduğu anlaşılan eylemlerin sırf üç gün sürmesi nedeniyle işverene yönelik hak

arama amacının ötesine geçtiği gösterilememiştir. Başvurucuların da aralarında

bulunduğu işçilerin sendikal hak taleplerini dile getirmek adına

gerçekleştirdikleri eylemin ulusal hukuk kapsamında ve Anayasa'nın 51.

maddesine aykırı olmayan koşullarda, sendikal haklarının korunması için

gösterdikleri çabanın bir parçası olarak yorumlanmaması için bir sebep

bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre

Anayasa ile güvence altına alınan sendika hakkının korunması için

başvurucuların anılan eylemine daha fazla tahammül gösterilmemesi için elde

herhangi bir neden bulunmamaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Muharrem

Çimen,§ 49).

44. Türk iş hukukunda, doktrin ve Yargıtay uygulamaları

ile feshin son çare olması ilkesi benimsenmiştir. Buna göre işveren tarafından

sözleşmenin feshine son çare olarak başvurulmalı, daha hafif tedbirlerle ya da

yöntemlerle iş ilişkisinin sürdürülmesinin mümkün olmaması durumunda ancak

fesih düşünülmelidir (bkz. § 24; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 22/3/2007,

E.2006/36997, K.2007/8174; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 24/2/2016, E.2015/26193,

K.2016/3803; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 17/3/2016, E.2015/39141, K.2016/6555;

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 12/6/2007, E.2007/8740, K.2007/18743; Yargıtay 9.

Hukuk Dairesi, 14/12/2009, E.2009/11733, K.2009/34774). Feshin son çare olması

ilkesi, işin doğası gereği 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde öngörülen

geçerli sebeple fesih hâllerinde gündeme gelmekle birlikte haklı sebeple derhâl

fesih kurumunun temelinde de mündemiçtir (sendika hakkı bağlamında feshin son

çare olması ilkesine ilişkin açıklamalar için bkz. Muharrem Çimen, §§ 26, 50).

45. Başvurucular sendika hakkı çerçevesinde

gerçekleştirdikleri eylem nedeniyle oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış ve

işlerini kaybetmiştir. Karşılaşılan ağır sonuç nedeniyle feshin son çare

olması prensibinin bu tür davalarda uygulanmasının temel hak ve

özgürlüklerin korunması için hayati önemde olduğu açıktır. Zira son çare olduğu

gösterilmeden temel hak ve özgürlüklerini kullanan işçilerin iş sözleşmelerinin

feshedilmesi söz konusu işçiler ve diğerleri üzerinde temel hak ve

özgürlüklerini kullanmaları sırasında caydırıcı bir etkiye neden olacaktır. O

hâlde bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden

olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı

değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin

işverence ve daha sonra denetleme yapan derece mahkemelerince hiçbir şüpheye

yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerekir (Kardelen Yoğungan

ve Sonay Tezcan, B. No: 2018/24097, 2/5/2023, § 63).

46. Buna karşın başvurucuların iş akdinin

sonlandırılmasında feshin son çare olması prensibinin de

değerlendirilmediği görülmüştür. Her iki tarafın menfaatleri gözönüne

alındığında -başvurucuların neden oldukları zararın kişi başı aylık brüt ücretin

altında olduğunun tespiti ile birlikte değerlendirildiğinde- iş sözleşmelerinin

sonlandırılmış olmasının başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet

yüklediği ve iş akitlerinin feshedilmesinin kaçınılmaz olduğunun

gösterilemediği değerlendirilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Muharrem

Çimen, § 50).

47. Tüm bu açıklamalar karşısında eldeki başvuruda

işveren tarafından başvurucuların sendika hakkına yapılan müdahale onların ve

başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye yol

açacaktır. Buna karşın Bölge Adliye Mahkemesinin sendika hakkının gerektirdiği

biçimde tarafların menfaatlerini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle adil bir

şekilde dengelemediği, dolayısıyla devletin pozitif yükümlülüğünün gerektirdiği

şekilde yargısal bir değerlendirme yapmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 51. maddesinde

güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama

talebinde bulunmuştur.

50. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü

yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için

bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri

Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan

sendika hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine (E.2019/4297, K.2019/3464;

E.2019/4299, K.2019/3466; E.2019/4300, K.2019/3467) iletilmek üzere Eskişehir

2. İş Mahkemesine (E.2018/905, K.2019/774; E.2018/909, K.2019/776, E.2018/911,

K.2019/775) GÖNDERİLMESİNE,

D. 1.340,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 11.240,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE, 24/5/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Kenan YAŞAR Raportör : Gülsüm Gizem GÜRSOY Başvurucular : 1. Aydın OKUTUCU 2. Oğuzhan ÇELİK 3. Serdar İNCİTOPU Başvurucular Vekili : Av. Halil AĞIRGÖL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2020/11279, 24 Mayıs 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  17. B. Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin
  19. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2020/11279
Tarih
24 Mayıs 2023

İlgili Kararlar

  • Ömer Satık Başvurusu (B. No: 2019/7981)
  • Aliya Bozderi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/16141)
  • Mehmet Emin İmret Başvurusu (B. No: 2019/16013)
  • Mumtaz Yılmaz Başvurusu (B. No: 2022/50895)
  • Avni Şahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/1728)
  • Süleyman Kaplan Başvurusu (B. No: 2022/353)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.