İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2016/70

1. Başvuru, pişmanlık ve ihtirazi kayıtla verilen beyanname

Başvuru No2016/70Tarih1 Temmuz 2020Okuma24 dk · 4.825 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Millî Reasürans Türk A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
1 Temmuz 2020
Başvuru Numarası
2016/70
R.G. Tarih ve Sayı
11/8/2020-31210
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.825 kelime·24 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, pişmanlık ve ihtirazi kayıtla verilen beyanname

üzerinden yapılan vergi tahakkuk işlemlerine ve cezalarına karşı açılan

davaların esası incelenmeden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Vergi Denetim Kurulu müfettişleri tarafından 4/5/2012

tarihinde düzenlenen İncelemeye Başlama Tutanağıyla, vakıf üyelerine munzam bir

sosyal güvenlik sağlamak amacıyla kurulan Millî Reasürans Türk Anonim

Şirketleri Mensupları Yardımlaşma Sandığı Vakfına (Vakıf) başvurucu Şirket

tarafından yapılan ödemeler ile ilgili olarak Şirket nezdinde 2007-2011

dönemini kapsayan bir inceleme başlatılmıştır. İnceleme sonrası 4/1/2013

tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.

9. Bu raporda özetle;

i. Vakfın ana finansman kaynağının Şirket çalışanları ile Şirket

tarafından ödenen katkı payları olduğu vurgulanmıştır.

ii. Rapora göre banka katkı payı ödemelerinden esas

yararlananlar çalışanlar olup Vakıf sadece buna aracılık etmektedir.

iii. Şirket katılım payı ödemelerinin çalışan sayısı, çalışanın

aldığı maaş ve diğer unsurlar dikkate alınarak belirli oranda hesaplandığı,

ödemelere ilişkin belge ve kayıtların personel bazında tutularak muhafaza

edildiği ve çalışan personelin yükselmesine bağlı olarak Şirket tarafından

Vakfa ödenen tutarın değiştiği tespiti yapılmıştır.

iv. Bunun yanında banka katkı payının hesaplanmasında

çalışanlarınemekliliğe esas maaş ve ikramiye paylarının dikkate alındığı,

bundaki amacın ise her bir çalışanın elde edeceği menfaatin net tutarının

belirlenmesi olduğu belirtilmiştir.

v. Buna göre çalışanların ücretlerinin belirli bir oranında

Vakfa her ay ödeme yapılarak her bir çalışanın elde edeceği menfaatin net tutarının

belirlendiği, Vakıftan yararlananlara gerek çalışma hayatında gerekse

emeklilikte yapılan ödemelerin kaynağını bu ödemelerin teşkil ettiği ifade

edilmiştir.

vi. Şirketin Vakfa yaptığı işçi payı ödemelerini ücretler

toplamına dâhil ederek gelir vergisi tevkifatına tabi tuttuğu ancak şirket

katkı paylarını ücret vergi matrahına dâhil etmediği vurgulanmıştır. Rapora

göre Vakfa işveren payı olarak ödenen tutarların çalışana sağlanan net bir

menfaat olması nedeniyle brütleştirilmek suretiyle ücret matrahına dâhil

edilmesi gerekmektedir.

vii. Sonuç olarak banka tarafından çalışanları adına yapılan

ödemelerin ücret mahiyetinde olduğu, bu ödemelerin ise 31/12/1960 tarihli ve

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 63. maddesinde yazılı şartları taşımaması

nedeniyle ücret matrahından indirilemeyeceği belirtilmiştir.

10. Vergi idaresince rapordaki tespitler doğrultusunda, bu

ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediği

gerekçesiyle 2007-2011 dönemleri için vergi ziyaı cezalı gelir vergisi

tarhiyatları yapılmıştır. Ayrıca bu katılım payları, ödemelerine ilişkin

belgelerde gösterilmediğinden damga vergisi matrahının eksik hesaplandığı

gerekçesiyle de cezalı damga vergisi tarh edilmiştir.

11. Başvurucu 27/2/2014 tarihinde 2013/3 dönemi muhtasar

beyannamesini, üyelerine sosyal güvenlik sağlamak amacıyla kurulan Vakfa Vakıf Senedi uyarınca bankanın ödemekle

yükümlü olduğu tutarların ödemenin yapıldığı anda çalışan Vakıf üyeleri

açısından ücret mahiyetinde bir menfaat olmadığı iddiasıyla pişmanlık ve

ihtirazi kayıt dilekçesi ile vermiştir. Beyanname üzerine tahakkuk ettirilen

gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve pişmanlık zammı tutarları daha sonraki

bir tarihte ödenmiştir. Ancak başvurucu, bu katkı paylarının ücret

sayılamayacağını iddia ederek gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve

pişmanlık zammına ilişkin düzenlenen 27/2/2014 tarihli ve 12 sayılı tahakkuk

fişinin iptali ve ödenen tutarın iadesi istemiyle İstanbul 7. Vergi

Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde, idarece resen

tarhiyata konu edilmeyen dönem yönünden ileride resen tarhiyata maruz kalmamak

için pişmanlık beyannamesi vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

12. Mahkeme 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun

371. maddesi uyarınca pişmanlıkla beyanda bulunarak pişmanlık müessesesinin

hukuki sonuçlarından yararlanan başvurucunun beyannameye koymuş olduğu ihtirazi

kaydın geçerliliğinin kabulüne imkân bulunmadığı gerekçesiyle 29/4/2014

tarihinde davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay Dördüncü

Dairesince 4/3/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi

aynı Daire tarafından 10/11/2015 tarihinde reddedilmiştir.

14. Nihai karar, başvurucu vekiline 7/12/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

15. 213 sayılı Kanun'un "Vergi Kanunlarının uygulanması ve

ispat" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"A) Vergi kanunlarının uygulanması: Bu

Kanunda kullanılan 'Vergi Kanunu' tabiri işbu Kanun ile bu Kanun hükümlerine

tabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder. Vergi kanunları lafzı ve ruhu

ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının

hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer

maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır.

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay

ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır..."

16. 213 sayılı Kanun'un "Maksat"

kenar başlıklı 134. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi

gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamaktır..."

17. 213 sayılı Kanun'un "Pişmanlık

ve ıslah" kenar başlıklı 371. maddesi şöyledir:

"(Değişik: 23/1/2008-5728/281 md.) Beyana

dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen

mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı

hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde,

haklarında aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez.

1. Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten

önce bir muhbir tarafından her hangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi

beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbarda

bulunulmamış olması (Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olması

şarttır.)

2. Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar

tarafından mükellef nezdinde her hangi bir vergi incelemesine başlandığı veya

olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu

teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi

kayıtlara geçirilmiş olması.

3. Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin

mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak onbeş gün

içinde tevdi olunması.

4. Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının

mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde

tamamlanması veya düzeltilmesi.

5. Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi

geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı

Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı

oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde

ödenmesi.

Bu madde hükümleri, emlak vergisi ile ilgili

olarak uygulanmaz."

18. 213 sayılı Kanun'un

"Dava konusu" kenar başlıklı 378. maddesinin ikinci

fıkrası şöyledir:

"Mükellefler beyan ettikleri matrahlara

ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu

Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur. "

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Yürütmenin

durdurulması" kenar başlıklı 27. maddesinin (4) numaralı

fıkrası şöyledir:

"4. Vergi mahkemelerinde, vergi

uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve

harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu

edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü

fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi

devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması

ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat

işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında

yürütmenin durdurulması istenebilir."

20. Maliye Bakanlığının 5/7/2001 tarihli ve

B.07.GEL.0.30/3044-371-698/40427 sayılı Özelgesi'nin ilgili kısmı şöyledir:

“… Pişmanlık müessesesi, mükellefin tamamen

kendi isteği ile kullandığı bir hak olup, bu hakkın kullanılması sonucu kanuna

aykırı hareketin yaptırımı olan cezai müeyyide uygulanmamaktadır. Dolayısıyla,

mükelleflerin böyle bir haktan yararlanırken bir yandan da dava açma haklarını

saklı tutmalarına ilişkin olarak pişmanlıkla verilen beyannameyi ihtirazî

kayıtla vermeleri mümkün bulunmamaktadır...”

2. Danıştay İçtihadı

21. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 29/5/2013 tarihli ve

E.2012/412, K.2013/232 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Vergi

Usul Kanununda, vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gereken

durumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtla

bildirilmesini öngören bir düzenleme yapılmamıştır. Beyanname ile bildirilmesi

gereken matrahın vergi kaybı yaratmaktan kaçınılarak, vergi kanunlarında

belirtilen zamanda çekince ile beyan edilebilmesi, Danıştay içtihatlarıyla

benimsenmiş ve 521 sayılı Danıştay Kanununu yürürlükten kaldıran, yürürlükteki

2575 sayılı Danıştay Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanununun 27'nci maddesinin 3'üncü fıkrasında ilk kez ifadesini

bulmuştur. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilen

vergilere karşı dava açılmasının tahsil işlemlerini durdurmayacağı, bunlar hakkında

yürütmenin durdurulması istenebileceğinin yargılama usulünde kurala

bağlanmasından dolayı, vergi beyannamelerinin çekince ile verilmesi konusundaki

duraksama son bulmuştur.

Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazi

kayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının

tahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin

tarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh

edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesini

olanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuk

etmesini önlemektedir. Bu nedenle ihtirazi kayıt beyanname verme süresinde

verilen beyannamelere konulabilir.

Vergi beyannamelerinin ihtirazi kayıtla

verilmesi ile pişmanlıkla verilmesinin nedenleri, koşulları ve yarattığı

sonuçlar farklıdır. Vergi kanunlarının öngördüğü zamanlarda verilen

beyannamelere ihtirazi kayıt konulması, tarh edilen verginin dava konusu

yapılmasına olanak yarattığı halde, pişmanlıkla verilmesi, beyannamenin

zamanında verilmediği için doğmuş vergi kaybından dolayı ceza kesilmesini

önlemektedir.

Hizmet (banka ve sigorta muameleleri) vergisi

beyannamesinin verilmesi gereken zaman, 6802 sayılı Yasanın 47'nci maddesinde,

tarh ve ödeme zamanı ise aynı Yasanın 48'inci maddesinde düzenlenmiştir. Hizmet

(banka ve sigorta muameleleri) vergisi beyannamesinin, Yasanın 47'nci

maddesinde öngörülen zamanda verilmemesi, Vergi Usul Kanununun 30'uncu

maddesinin ikinci fıkrasına bağlı 1'inci bent uyarınca verginin resen tarhını

gerektirmektedir. Beyannamenin, kanuni süresi geçtiği halde verilmemesini resen

tarh nedeni kabul eden bu bendin bağlı olduğu ikinci fıkrada, böyle bir

durumda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya

kanuni ölçülere göre tespitinin mümkün olmadığı da kabul edilmektedir. Vergi

Usul Kanununun 341'inci maddesinde; mükelleflerin, vergilendirme ile ilgili

ödevlerini zamanında yerine getirmemesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk

ettirilmemesi vergi ziyaı tanımının kapsamına alınmıştır. Banka ve sigorta

muameleleri vergisi beyannamesinin kanuni süresinde verilmemesi nedeniyle bu

vergi zamanında tahakkuk ettirilmemiş ve vergi yükümlüleri, vergi ziyaına yol

açmış olacaklarından, adlarına aynı Yasanın 344'üncü maddesi uyarınca vergi

ziyaı cezası kesilmesi de gerekecektir.

Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını

gerektiren kanuna aykırı hareketlerini, ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe

ile haber veren mükelleflere belli koşullarla vergi ziyaı cezası kesilmemesini

öngören Vergi Usul Kanununun 371'inci maddesinin birinci fıkrasına bağlı 3'üncü

bentte, hiç verilmemiş vergi beyannamelerinin, haber verme dilekçesinin

verildiği tarihten başlayarak 15 gün içinde tevdi olunması halinde de vergi

ziyaı cezası kesilmeyeceği kurala bağlanmıştır. Görüldüğü üzere pişmanlık,

vergi ziyaı cezası kesilmesi gereken durumları kapsamakta ve koşullarına

uyulduğu takdirde mükellef adına ceza kesilmesini önlemektedir. Böylece,

beyannamenin kanuni sürede verilmemesinden, 341'inci maddede tanımlandığı üzere

verginin geç tahakkuk etmesinden doğmuş olan vergi kaybının yaptırımı olan ceza

kesilmemektedir.

Verilmesi gereken süre geçtikten sonra

pişmanlıkla beyanname verilmesi, verginin zamanından sonra tahakkuk etmesine de

yol açmaktadır. Bu nedenle Vergi Usul Kanununun pişmanlığı düzenleyen 371'inci

maddesinin birinci fıkrasına bağlı 5'inci bentte; mükellefçe haber verilen ve

ödeme süresi geçmiş vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için 6183

sayılı Yasanın 51'inci maddesinde öngörülen gecikme zammı oranında bir zamla

birlikte ve onbeş gün içinde ödenmesi, pişmanlığın kabulü için gerekli koşullar

arasında sayılmıştır. Pişmanlıkla verilen beyanname üzerinden pişmanlık

hükümlerine göre tahakkuk yapılması ve koşullara uyulması halinde mükellefe

ceza kesilmemekle süresinde verilmiş beyanname gibi tahakkuka esas alındığına

göre bu beyannamelerin de süresinde verilen beyannamelerle aynı hükümlere tabi

olması gerektiği açıktır. Tahakkukun zamanında yapılmasını sağlayan ancak dava

konusu yapılmasına olanak yaratan ihtirazi kayıtla beyan ile tahakkuk zamanı

geçtikten ve resen tarh nedeni ve geç tahakkuktan dolayı vergi ziyaı doğduktan

sonra pişmanlıkla verilen beyannameye ihtirazi kayıt konulmasının etkileyici

sonuç yaratmasına olanak yoktur.

Vergi Usul Kanununun 378'inci maddesinin

ikinci fıkrasında mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar

üzerinden tarh edilen vergilere dava açamayacaklarına ilişkin kural

gözetilmeden tahakkukun kaldırılarak, banka ve sigorta muameleleri vergisinin

ve pişmanlık zammının davacıya iadesi yolunda hüküm kurulması hukuka uygun

düşmemiştir..."

22. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 11/12/2009 tarihli

ve E.2008/593, K.2009/655 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Vergi

Usul Kanununda, vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gereken

durumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtla

bildirilmesini öngören bir düzenleme yapılmamıştır. Beyanname ile bildirilmesi

gereken matrahın tespit şeklinden ya da uygulanması gereken vergi oranından,

muafiyet veya istisna uygulamasından doğan duraksamaların varlığında, vergi

kaybı yaratmaktan kaçınılarak, vergi kanunlarında belirtilen zamanda verilen

beyannameye çekince konulabileceği, Danıştay İçtihatlarıyla benimsenmiş ve 521

sayılı Danıştay Kanununu yürürlükten kaldıran, yürürlükteki 2575 sayılı

Danıştay Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanununun 27’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında ilk kez ifadesini

bulmuştur. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilen

vergilere karşı dava açılmasının tahsil işlemlerini durdurmayacağı, bunlar

hakkında yürütmenin durdurulması istenebileceğinin yargılama usulünde kurala

bağlanmasından dolayı, vergi beyannamelerinin çekince ile verilmesi konusundaki

duraksama son bulmuştur.

...

Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazî

kayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının

tahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazî kaydın konusunu oluşturan nedenin

tarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh

edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesini

olanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuk

etmesini önlemektedir..."

23. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 27/6/2012 tarihli ve

E.2012/167, K.2012/300 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Beyannamenin pişmanlıkla verilmesi,

süresi geçtikten sonra verilen bu beyannamenin, kanuni süresinde verilmiş

sayılmasına yol açmadığından ve sadece ceza kesilmesini önlediğinden,

pişmanlıkla verilen beyannamelere ihtirazî kayıt konulması etkileyici bir sonuç

doğurmamaktadır. Bu yüzden, kanuni süresi geçtikten sonra pişmanlıkla verilen

beyannameye ihtirazî kayıt konulmasına; kanuni süresinde ancak ihtirazî kayıtla

verilen beyannamelere bağlanan hukuksal sonucun tanınmasına da olanak

yoktur..."

24. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 25/2/2015 tarihli ve

E.2014/1164, K.2015/20 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...213 sayılı Vergi

Usul Kanununun 378'inci maddesinin 2'nci fıkrasında, mükelleflerin beyan

ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava

açamayacakları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27'nci maddesinin

4'üncü bendinde de, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan

işlemler ile tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların tahsil işlemini

durdurmayacağı kuralına yer verilmekle, ihtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkuk

ettirilen vergilere karşı dava açılabileceği kabul edilmiştir.

Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazi

kayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının

tahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin

tarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh

edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesini

olanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuk

etmesini önlemektedir. Bu nedenle ihtirazi kayıt ancakbeyanname verme süresinde

verilen beyannamelere konulabilir.

Beyan üzerinden alınan vergilere ait matrahın

ihtirazi kayıtla beyanı, beyannamenin vergi kanunlarında öngörülen zamanlarda

verilmesi koşuluna bağlıdır. Beyanname verme süresi geçtikten sonra verilen

beyannameye konulan ihtirazi kaydın, beyanname üzerinden yapılan tahakkuka

etkisi olmadığı gibi dava açma hakkı vermesi de mümkün değildir.

Bu durumda, beyanname verme süresi geçtikten

sonra ihtirazi kayıtla düzeltme beyannamesi verilmesi üzerine tahakkuk eden

vergiye karşı dava açılmasına olanak bulunmamakta olup, Mahkemece, dava ve

savunma dilekçelerine ekli beyanname ve eki belgelerde beyannamenin ihtirazi

kayıtla verildiğini gösteren herhangi bir ibare ve dilekçe bulunmadığı yolunda

yapılan değerlendirme yerinde görülmemekle birlikte davanın reddi yolundaki

ısrar kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir..."

3. Anayasa Mahkemesi

Kararı

25. Anayasa Mahkemesinin 14/6/2017 tarihli ve E.2017/24,

K.2017/112 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"20. Mükelleflerin beyan ettikleri

matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava

açamamalarını öngören itiraz konusu kuralın, ”mahkemeye erişim hakkı”na ve

dolayısıyla da adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır.

Türk vergi sisteminde benimsenen tarh usulü, beyannameye dayalı tarhtır. Bu

tarh usulünde mükellef, matrahını beyan etmekte ve idare beyan edilen bu matrah

üzerinden tarhiyat işlemini gerçekleştirmektedir. İtiraz konusu kural ile

mükelleflerin kendi beyanlarına karşı dava açmaları yasaklanmaktadır. Nitekim

kişinin kendi beyanına karşı dava açmasında hukuki yarar da bulunmamaktadır.

İtiraz konusu kuralın devamındaki cümlede yer alan “Bu Kanunun vergi hatalarına

ait hükümleri mahfuzdur” hükmüyle, yalnızca vergi hatalarının bu kuralın

istisnası olduğu belirtilmektedir. Uygulamada ortaya çıkan ve 6.1.1982 tarihli

ve 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasında dolaylı olarak

düzenlenen ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere karşı dava açılabilmesi de

kuralın diğer istisnasını oluşturmaktadır.

21. İtiraz konusu kural, mükelleflerin

gelirinin istisna, muafiyet v.b. nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı

konusunda şüpheye düştükleri matrahları için iddia ve savunmalarını bir yargı

mercii önünde ileri sürebilmeleri imkânını sınırlamaktadır. Ancak istisnaları

ile birlikte değerlendirildiğinde kuralın, mahkemeye erişim hakkının özüne

dokunmadığı ve hak arama özgürlüğünü ölçüsüz bir şekilde engellemediği

anlaşılmaktadır.

22. Uygulamada hangi tür beyannamelere

ihtirazi kayıt konulabileceği; kanuni süresi içinde veya kanuni süresinden

sonra verilen beyannamelere ihtirazi kayıt konulup konulamayacağı hususlarından

dolayı dava açma hakkının tanınıp tanınmayacağı sorunu ise doğrudan doğruya

itiraz konusu kuralla ilişkili olmayıp ihtirazi kaydın kapsamı ile ilgilidir.

Somut olayda da olduğu gibi, ihtirazi kaydın uygulamada ortaya çıkan ve

düzeltme beyannamesi olarak adlandırılan beyannamelere konulup konulamayacağı;

konulabilse dahi dava açma hakkını tanıyıp tanımayacağı esasında itiraz konusu

kuralın değil, kuralın istisnasının kanuni dayanağı olan 2577 sayılı Kanun’un

27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının yorumundan kaynaklanmaktadır.

23. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un 27.

maddesinin (4) numaralı fıkrasında “ihtirazi kayıtla verilen beyannameler

üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar”

ibaresiyle beyannameler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı görülmektedir.

Her ne kadar kanuni süresinden sonra verilen beyannamelere ihtirazi kayıt

konulup konulamaması hususunun içtihat farklılığına neden olduğu gerekçesiyle

Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de herhangi bir düzenlemenin

mahkemeler arasında içtihat uyuşmazlıklarına neden olması yargılama hukukunun

doğası gereği her zaman mümkün olup bu durumun anayasal bir sorun oluşturması

söz konusu değildir. Kaldı ki hukuk sistemi içerisinde mahkemeler arasındaki

içtihat uyuşmazlıklarını çözecek hukuki yollara yer verilmiştir..."

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün "Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel

kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.

Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun

bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında vergi

yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafında öngörülen mülkiyetin kullanımının

kontrolüne ilişkin üçüncü kural kapsamında değerlendirilmektedir. AİHM, bu

paragrafta yer alan kuralın taraf devletlere vergi koyma ve vergilerin

ödenmesini sağlamak için gerekli gördüğü kanunları çıkarma konusunda açık bir

yetki tanıdığını kabul etmiştir (Gasus

Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, B. No: 15375/89, 23/2/1995, § 59).

28. Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese

de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına

ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya

koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu

değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya,

B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 1/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, 213 sayılı Kanun'un 371. ve 378. maddeleri

uyarınca mükelleflerin pişmanlıkla yapacakları beyanları ihtirazi kayıt şerhi

koyarak yargıya taşımalarının mümkün olduğunu iddia ederek somut olayda

Mahkemenin bu görüşün aksine bir gerekçe ile davanın reddine karar vermesinin

haksızlık olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu sonuç olarak konuya ilişkin

Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelgesi ile Yargıtay Dairesi kararının gözönüne

alınmadan karar verildiğinden yakınarak Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerinden

vergi ve ceza tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

31. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve

miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de vergilendirme işlemine ilişkin şikâyetin

ilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün ve Müdahalenin

Varlığı ile Türü

34. Somut olayda başvurucu Şirket, ihtirazi kayıtla beyanname

vermiş ve bu beyannameye istinaden tahakkuk ettirilen gelir vergisi ve

pişmanlık zammı tutarlarını ödemiştir. Vergilendirme işleminin mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. İskenderun Demir

ve Çelik A.Ş. [GK], B. No: 2015/941, 25/10/2018, § 45; Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No:

2014/6192, 12/11/2014, § 48).

35. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri

yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye

ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı

amaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetin

kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında

incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (Ahmet

Uğur Balkaner [GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324,

23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic.

Ltd. Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş., § 46).

Somut olayda da gelir vergisi ile pişmanlık zammı tahsil edildiğine göre bu

ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığından müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesi çerçevesinde

incelenmesi uygun görülmüştür.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi

için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

38. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş., § 44; Ford Motor

Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

39. Başvuru konusu olayda 193 sayılı Kanun'un 1., 2., 61. ve 94.

maddeleri ile 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu hükümlerine

göre gelir vergisi ve damga vergileri tarh ve tahakkuk ettirilmiş, 213 sayılı

Kanun'un 341. maddesine göre de vergi ziyaı cezası kesilmiştir. Başvurucu, bu

işlemlere karşı Vergi Mahkemesinde dava açmış ancak derece mahkemesince kanuni

süresi geçtikten sonra pişmanlıkla verilen beyannameye ihtirazi kayıt

konulmasının 213 sayılı Kanun'un 378. maddesine dayalı olarak dava açma hakkı

vermeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin

ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının olduğu sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

40. Vergi ve benzeri mali yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim

borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve bu kapsamda gerekli

ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi

bulunmaktadır. Diğer bir deyişle bu geniş takdir yetkisi, vergilerin tahsilini

güvence altına almak amacıyla hem gerekli vergisel düzenlemeleri ihdas etmek

hem de gerekli tasarruflarda bulunmak -örneğin vergi koruma önlemlerini

uygulamak- bakımından da geçerlidir.

41. Kamu hizmetlerinin finansmanında istikrarın sağlanması

bakımından, vergilendirme sürecinin belirli bir düzen dâhilinde işlemesi ve

sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu doğrultuda çeşitli usuller öngörülerek

mükelleflerin vergi ilişkisinden doğan hak ve ödevlerini daha dikkatli takip

etme zorunluluğu getirilmektedir (AYM, E.2017/24, K.2017/112, 14/6/2017). Bu

bağlamda 213 sayılı Kanun'un 371. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü bendi

ile getirilen verilmemiş vergi beyannamelerinin haber verme dilekçesinin

verildiği tarihten başlayarak on beş gün içinde tevdi olunması hâlinde vergi

ziyaı cezası kesilmeyeceğine ilişkin kuralın düzenlenme amacı; vergi

uyuşmazlığının doğmasına engel olunması, devletin vergi alacağını bir an evvel

tahsil edebilmesi, bu yolla ekonomik kaybın olabildiğince engellenmesi, yargı

organlarının yükünün hafifletilmesi, iyi niyetli mükelleflerin korunması, emek

ve zaman kaybının engellenmesi, vergi idaresi ile mükellef arasındaki

ilişkilere olumlu katkı sunulmasıdır. Bu durumda başvuru konusu olayda

müdahalenin kamu yararına yönelik meşru bir amacının bulunduğu açıktır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

42. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına kamu makamlarınca

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın

gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak

üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye

elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

44. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması

hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir

dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

Anayasa Mahkemesi; müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir taraftan

ulaşılmak istenen meşru amacın önemini diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, §

71).

45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır (Bekir Yazıcı [GK],

B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71). Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin

bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye

Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

46. Somut olayda vergi tahsil edilmesi yönündeki müdahalenin

meşru amacının dayandığı kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

Müdahalenin gerekliliği yönünden ise vergi politikalarının belirlenmesi ve

uygulanması bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi olduğu

dikkate alınmalıdır. Ayrıca başvuru konusu olayda başvurucu tarafından açılan

davanın usulden reddedilmesi şeklindeki müdahalenin meşru amacının uyuşmazlığın

bulunmadığı bir meselede mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesini önlemek

olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bunun yanında başvurucu müdahalenin gerekli olmadığını belirten herhangi bir

somut olgu da gösterememiştir.

47. 2007-2011 dönemleri için katkı payı ödemeleri üzerinden

gelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediği gerekçesiyle vergi

idaresince vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatları yapılmıştır. Ayrıca

damga vergisi matrahının eksik hesaplandığı gerekçesiyle de cezalı damga

vergisi tarh edilmiştir. Başvurucu da resen tarhiyata konu edilmeyen dönem

yönünden ileride resen tarhiyata maruz kalmamak için 2013/3 dönemine ait

muhtasar beyanname ile çalışanları adına Vakfa ödenen katkı paylarına ilişkin

olarak pişmanlıkla beyan edilen gelir vergisi ve damga vergisi tutarlarını ihtirazi

kayıtla ödemiştir. Başvurucu, ihtirazi kayıtla verdiği düzeltme beyannamesi

üzerine vergi idaresince tahakkuk ettirilen vergilerin pişmanlık zammının ve

vergi tahakkuk işlemlerinin iptali istemiyle davalar açmıştır. Ancak Vergi

Mahkemesi, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden

tarh edilen vergilere karşı dava açılamayacağı gerekçesiyle davayı

reddetmiştir.

48. Anayasa Mahkemesi ihtirazi kayıt konulmak suretiyle açılan

davaların esasının incelenmemesi şikâyetini daha önce mülkiyet hakkı bağlamında

incelemiştir (Arbay Petrol Gıda Turizm

Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay Turizm Taşımacılık İthalat

İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B.

No: 2015/15100, 22/1/2019).

49. Anayasa Mahkemesi idarenin talebi üzerine düzeltme yoluna

başvuran başvurucu yönünden derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanun'un 378.

maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesi

veren mükellefin ihtirazi kayıt koysa dahi dava açamayacağı şeklinde

yorumlamasının sürecin bütününe bakıldığında müdahalenin keyfî olduğuna veya

hukuka aykırı olduğuna yönelik olarak iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde

sunamaması sonucuna yol açtığını vurgulamıştır. Buna göre olayda mülkiyet

hakkının öngördüğü usul güvenceleri sağlanmadığından mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği belirtilerek

ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır (Arbay

Petrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay Turizm Taşımacılık

İthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

§§ 52-67).

50. Bununla birlikte aynı başvuruda Anayasa Mahkemesi,

süresinden sonra pişmanlıkla verdiği beyanname üzerine dava açmak isteyen

mükellef ile süresinden sonra verilen düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt

koyarak dava açmak isteyen mükellefin durumlarını karşılaştırmıştır. Bu

çerçevede pişmanlıkla verilen beyanda bulunan mükellefin hatalı davranışını

kabul ederek vergi ziyaına yol açan fiilden pişman olduğuna dikkat çekmiştir.

Buna göre dava açılması ise bu pişmanlık hâliyle bağdaşmamaktadır. Ancak

pişmanlık hükümlerinden faydalanma yönünde bir irade göstermeden düzeltme

beyanına ihtirazi kayıt koyan mükellefin dava açabilme isteğinin ise hukuken

korunması gerektiğini kabul etmiştir. Bunun nedeni ise mükellefin pişmanlık

iradesinin olmaması ve hâlâ tereddüde düştüğü ya da idarenin düzeltme talebine

konu olan hususun hukuken tartışılır hâle gelmesini istemesi olarak

gösterilmiştir. Dolayısıyla pişmanlıkla verilen beyannamelere ihtirazi kayıt

konularak dava açılamayacağının ileri sürülmesi pişmanlık kurumunun doğasından

kaynaklanan bir sınır oluştursa da aynı savın süresinden sonra verilen düzeltme

beyannameleri için geçerli olmadığı belirtilmiştir (Arbay Petrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay

Turizm Taşımacılık İthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., §§ 60, 61).

51. Başvuru konusu olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir

bir durum bulunmamaktadır. Bu durumda pişmanlıkla verilen beyannamelere

ihtirazi kayıt konularak dava açılamayacağının kabul edilmesi yönünde kanuni

dayanağı ve kamu yararına dayanan meşru amacı bulunan müdahalenin somut olay

bağlamında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanun'un 378. maddesinin ikinci

fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, pişmanlıkla verilen vergi beyannamesine

ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının

-sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı

bir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu

yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi

başvurucu aleyhine bozmadığı kanaatine varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması

talebinin REDDİNE,

B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Muammer TOPAL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu : Millî Reasürans Türk A.Ş. Vekili : Av. Gürcihan ÇEVİEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/70, 1 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması
  13. B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. M. Emin ŞAHİNER
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/70
Tarih
1 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Adil Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/28184)
  • Ömer Haran Başvurusu (B. No: 2017/33744)
  • Nuray Gündoğdu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/33965)
  • Yusuf Ulvi Cerit Başvurusu (B. No: 2017/36155)
  • Fatma Sırakaya Başvurusu (B. No: 2018/35021)
  • Sıtkı Tatar Başvurusu (B. No: 2018/37884)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.