İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Ayşe Ortak Başvurusu (B. No: 2018/25011)

1. Başvuru, öğretmen olarak çalışma izninin iptal

Başvuru No2018/25011Tarih6 Ocak 2022Okuma36 dk · 7.235 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Ayşe Ortak Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2022
Başvuru Numarası
2018/25011
R.G. Tarih ve Sayı
6/4/2022 - 31801
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.235 kelime·36 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, öğretmen olarak çalışma izninin iptal

edilmesi ve yeniden çalışma izni düzenlenmesinin yasaklanması nedeniyle özel

hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

8. İkinci Bölüm tarafından 11/3/2021 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinden 2012

yılında mezun olan başvurucu, sınıf öğretmeni olarak çalışmak üzere özel bir

okul ile 15/8/2015 tarihinde bir yıl süreli iş sözleşmesi imzalamıştır. Anılan

sözleşme kapsamında okul yönetiminin başvurusu üzerine İstanbul Valiliği

(Valilik) Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından 30/9/2015 tarihinde başvurucu adına

çalışma izni onayı verilmiştir. Çalışma izninin incelenmesi neticesinde

başvurucunun sözleşme yaptığı okulda 1/9/2016 tarihine kadar sınıf öğretmeni

olarak çalışmasına izin verildiği, sözleşme bitim tarihinden itibaren sözleşme

yenilenecekse görev süresinin en az bir yıl süre ile uzatıldığına ilişkin

tekrar onay alınması gerektiğinin şerh edildiği görülmüştür.

10. Olağanüstü hâl (OHAL) tedbirleri kapsamında 23/7/2016

tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı

OHAL KHK'sı) 2. maddesinde yapılan düzenlemeyle, millî güvenliğe tehdit

oluşturduğu tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (FETÖ/PDY) aidiyeti veya bu örgüte iltisakı, irtibatı

belirlenen KHK ekindeki listede yer alan özel öğretim kurum ve kuruluşları

kapatılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının 21/7/2016 tarihli ve 7783529 sayılı

Genelge'si (Genelge) ile de "Cumhuriyet Savcılıklarınca haklarında

işlem başlatılan özel öğretim kurumları ile özel öğrenci yurtlarından

yönetimine kayyum atanmayan kurumlar ve kayyum atanan kurumlarda kayyum ataması

yapılmadan önce görev yapan, yönetici, eğitimci, öğretmen, uzman öğretici, usta

öğretici ve diğer personelin Milli Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemleri (MEBBİS)

üzerinden tespitleri yapılarak çalışma izinleri valiliklerce iptal edilecek, bu

personele başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izin onayı düzenlenmeyerek

MEBBİS üzerinde gerekli bilgiler işlenecektir" kuralı getirilmiştir.

11. Başvurucunun çalıştığı özel okul millî güvenliğe

tehdit oluşturduğu, FETÖ/PDY'ye aidiyeti veya bu örgüte iltisakı, irtibatı

olduğu gerekçeleriyle 667 sayılı OHAL KHK'sı hükümleri gereği 29/7/2016

tarihinde kapatılmıştır.

12. Genelge hükümleri gereği, çalıştığı okulun

kapatılması nedeniyle özel okulda çalışma izninin 29/7/2016 tarihinde iptal

edildiği ve başka bir kurum için yeniden izin düzenlenemeyeceği Valilik

tarafından başvurucuya bildirilmiştir. Ayrıca anılan tarih itibarıyla Millî

Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemlerinde (MEBBİS) başvurucu hakkında "Cezası:667

sayılı KHK ile kurumu kapatıldı ve 2016/788529 sayılı yazı" şeklinde

şerh konulmuştur. Başvurucu, idari işlemin iptali talebinin Valilik tarafından

zımmen reddedilmesi üzerine İstanbul 11. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 27/9/2017

tarihinde iptal davası açmıştır.

13. Başvurucu; dava dilekçesinde, hakkındaki idari

işlemin bir yıldır çalıştığı okulun kapatılmasından kaynaklandığını, özel

okulların yasalara uygun kurulup çalıştığını, kamu okullarına atanamadığı için

özel okulda çalışmak zorunda kaldığını belirtmiştir. Devletin izniyle açılan

okulda çalışmasının suç olarak gösterilemeyeceğini, okulun terörle bağlantısını

bilmesinin mümkün olmadığını, geçimini sağlayabilmek için bu okulda çalıştığını

ifade etmiştir. Başvurucu; çalışma iznine dayanak olarak gösterilen Genelge'nin

normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu zira Millî Eğitim Bakanlığının bu Genelge

ile Anayasa'ya ve Kanun'a aykırı bir düzenleme ve yasak getirdiğini, dahası

kanun ya da yönetmelikte düzenlenmeyen bir durumun Genelge ile uygulandığını

vurgulamıştır. Başvurucu; hakkında açılmış bir soruşturma ya da kovuşturmanın

mevcut olmadığını, idari işlemin sebep ve amaç yönünden de hukuka ve usule

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

14. İdarenin davaya cevabında; dava konusunun ülke

genelinde uygulanan bir genelgeye dayandığı, başvurucunun Olağanüstü Hâl

Komisyonuna başvurması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca 667 sayılı OHAL KHK'sı

uyarınca FETÖ/PDY ile iltisakı veya irtibatının belirlenmesi sebebiyle kapatılan

okullar arasında başvurucunun çalıştığı okulun da bulunduğu, 21/7/2016 tarihli

Genelge ile bu okullarda görev yapan personelin çalışma izinlerinin iptal

edilmesi, bu personele başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izni

düzenlenmemesi ve MEBBİS üzerinden de gerekli değişikliklerin yapılmasına

ilişkin olarak valiliklere talimat verildiği, İstanbul Valiliğinin de bu

talimatın gereğini yerine getirdiğini iddia etmiştir. Anılan talimat

doğrultusunda yapılan işlemlerin ülkenin düştüğü zor durumdan kurtarılmasına

yönelik olduğu ve hukuka uygun kabul edilmesi gerektiği vurgulanarak davanın

reddi gerektiği savunulmuştur. İdarenin ibraz ettiği MEBBİS belgesinde,

başvurucunun durumuna ilişkin bölüme ceza tarihi olarak 29/7/2016, ceza nedeni

kısmına da 667 sayılı OHAL KHK'sı kapsamında kurumun kapatılması ve Millî

Eğitim Bakanlığının Genelgesi şeklinde kayıt düşüldüğü görülmüştür.

15. Mahkeme 27/12/2017 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde; 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim

Kurumları Kanunu'nun ilgili maddeleri ile Genelge hükümleri hatırlatıldıktan

sonra başvurucunun 667 sayılı OHAL KHK'sı ile kapatılan özel okulda öğretmen

olarak 1/9/2015-23/7/2016 tarihleri arasında çalıştığı, 21/7/2016 tarihli Millî

Eğitim Bakanlığı Genelgesi gereğince, başvurucuya söz konusu okulda

çalışabilmesi için verilen çalışma izninin iptal edildiği ifade edilmiştir. Söz

konusu Genelge'nin mahkeme kararıyla iptal edildiğine veya idarece geri

alındığına ilişkin bir iddianın bulunmadığı vurgulanmış, yürürlükte bulunan

mevzuata uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık

görülmediği belirtilmiştir.

16. Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı istinaf

başvurusu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesinin 4/6/2018

tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, ilk derece

mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir.

17. Nihai karar 11/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 6/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Millî Eğitim Bakanlığı 30/12/2020 ve 27/7/2021

tarihli yazılarında başvuru konusuna ilişkin şu hususları Anayasa Mahkemesine

bildirmiştir:

i. OHAL tedbirleri kapsamında makam oluruyla, 667 sayılı

OHAL KHK'sı ile kapatılan kuruluşlarda çalışan personelin çalışma izninin

iptaline ilişkin 21/7/2016 tarihli ve 7783529 sayılı yazının tüm valiliklere

gönderildiği belirtilmiştir. Anılan yazının kanuni dayanağı olarak 667 sayılı

OHAL KHK'sı ve 5580 sayılı Kanun'un (4), (8) ve (9) numaralı maddeleri gösterilmiştir.

ii. Genelge ile çalışma izninin iptali ile başka bir

kurumla ilgili çalışma izninin düzenlenmemesinin ve bu durumun MEBBİS'e

kaydının hüküm altına alındığı hatırlatılmıştır. Genelge'de belirtilen idari

işlemle ilgili bilgilerin MEBBİS'e kaydedildiği, bu bağlamda MEBBİS modülüne

"667 sayılı KHK ile kurumu kapatıldı ve 2016/...." şeklinde

düşülen şerhin ilgili kişiye herhangi bir özel öğretim kurumunda çalışma izni

düzenlenmeyeceği anlamına geldiği vurgulanmıştır.

iii. Çalışma izinlerinin iptali ve yeniden

düzenlenmemesine ilişkin idari tedbiri takiben doğabilecek mağduriyetlerin

önüne geçebilmek amacıyla Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 11/10/2016

tarihli Genelgesi'nin tüm valiliklere gönderildiği ifade edilmiştir. Anılan

Genelge'de; görevlerine son verilen ve çalışma izni iptal edilen personelin

valilikler tarafından kurulacak komisyon tarafından yeniden değerlendirileceği,

bu kapsamda terör örgütlerine üyeliği, iltisakı veya bunlarla irtibatı olmadığı

tespit edilenlerin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından değerlendirilmek üzere

Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğüne bildirilmesinin istendiği

vurgulanmıştır. Komisyon tarafından bildirilen kişilerin durumlarının

13/12/2016 tarihinde kurulan ve bakan yardımcısının başkanlığında çalışacak kurul

tarafından değerlendirileceği belirtilmiştir.

iv. Anılan Genelge ile valiliklere komisyon kurulması

talimatı verildiği, süreç içindeki yazışmalardan tüm illerde komisyon

kurulduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Komisyonun nasıl oluşturulacağı ve yapısının

valiliklerin takdirine bırakıldığı, terör örgütüyle bağlantılı kamu

personelleriyle ilgili süreç devam ettiğinden valiliklere komisyonun yapısıyla

ilgili sınırlama getirilmediği vurgulanmıştır. Kişilerin terör örgütlerine

mensubiyet, bu örgütlerle irtibat ve iltisak yönünden yeniden

değerlendirilmesinin ve araştırılmasının komisyon tarafından yapıldığı,

komisyonun kanuni dayanağının çalışma izninin verilmesi ve iptalini düzenleyen

5580 sayılı Kanun'un 8. maddesi ve anılan madde gereğince valiliklere yazılan

Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 11/10/2016 tarihli yazısının

oluşturduğu ifade edilmiştir.

v. Komisyon kararlarına karşı ilgililerin itiraz

edebilmeleri ve idari yargı yoluna başvurmalarında bir engel olmadığı

vurgulanmıştır. Ayrıca kişilerin özel öğretim kurumlarında çalışabilmeleri için

belirli bir özel öğretim kurumuyla öncelikle bir iş sözleşmesi yapmaları ve bu

sözleşme ile istenen diğer belgelerle millî eğitim müdürlüğüne başvurmaları

gerektiği, dolayısıyla kişilerin tüm mali haklarını imzaladıkları iş sözleşmesi

çerçevesinde işverenden isteyebilecekleri ifade edilmiştir. Çalışma izni iptal

kararı kaldırılanların belirtildiği şekilde bir iş sözleşmesi yapmaları ve

diğer şartları yerine getirmeleri hâlinde çalışma izni düzenlenmesi koşuluyla

çalışabilecekleri vurgulanmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 5580 sayılı Kanun'un ''Kurucu/kurucu temsilcisinin

nitelikleri ve kurum binaları" kenar başlıklı 4. maddesinin

ilgili kısmı başvuru konusu olay tarihi itibarıyla şöyledir:

"Kurum açacak veya açılmış bir

kurumu devralacak olan gerçek kişilerle tüzel kişilerin temsilcilerinde; affa

uğramış olsalar bile yüz kızartıcı bir suçtan yahut kasdî bir suçtan dolayı

altı ay veya daha fazla hapis cezası ile mahkûm edilmemiş olma şartı aranır..."

21. 5580 sayılı Kanun'un ''Kurumlarda çalıştırılacak

personel'' kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

Kurumların müdürleri, kurucu/kurucu

temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta

öğreticileri ise müdürlerince seçilir ve çalışma izinleri valiliğin iznine

sunulur. Valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman

öğretici ve usta öğreticiler işe başlatılamaz.

Gerekli şartları taşıyan yönetici,

öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni

düzenlenir. Çalışma izninin iptali yine valilikçe yapılır.

...''

22. 5580 sayılı Kanun'un "Özlük hakları ve

sorumluluklar" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kurumlarda çalışan yönetici,

öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi

arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere

yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır. Mazeretleri

nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar

ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan

daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir.

...

b) Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar

ile bunların uygulanması bakımından; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 1702

sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun,

4357 sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına

Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek

Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin

Alacaklarına Dair Kanun ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun, hükümlerine tâbidir.

...

1702 sayılı Kanuna göre meslekten

çıkarılma veya 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre Devlet memurluğundan

çıkarma cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlenmesi hâlinde, Bakanlığın

görüşü alınmak suretiyle personelin görevine, izni veren makam tarafından son

verilir..."

23. 5580 sayılı Kanun'un ''Çalışma izninin iptali ve

geçici görevlendirme'' kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"İki defa teftiş raporuyla

başarısızlığı tespit edilen yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta

öğreticilerin çalışma izni, izni veren makam tarafından iptal edilir.

Bu durum, ilgiliye tebliğ edilmek üzere

kuruma bildirilir. Tebliğ, sözleşmenin feshine ve ilgilinin kurumla ilişiğinin

kesilmesine yeter sebep teşkil eder.

Kurumların teftiş ve denetlenmesi

sırasında valilik, lüzum görülen durumlarda kurumun yönetici, öğretmen, uzman

öğretici ve usta öğreticilerini görevden uzaklaştırabilir. Bu takdirde

valilikçe, geçici görevlendirme yapılarak gerekli tedbirler alınır."

24. 20/3/2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları

Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) ''Görevlendirme'' kenar başlıklı 26.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''1) Eğitim personelinin çalışma izin

teklifleri;

a) Genel müdür, genel müdür yardımcısı

ve müdürler için kurucular veya kurucu temsilcileri,

b) Yöneticiler dışındaki eğitim

personeli için müdür tarafından yapılır.

...

(3) Kurum müdürlüğünce, çalışma izni

verilmesi istenen eğitim personelinin (Ek ibare:RG-5/7/2014-29051) ve diğer

personelin bu izne esas olan belgelerini eksiksiz olarak tamamlamak suretiyle

evrakı kurumun doğrudan bağlı bulunduğu millî eğitim müdürlüğüne teslim edilir.

Nitelik ve şartları uygun bulunanlara müracaattan itibaren 10 gün içinde

çalışma izni valilikçe düzenlenir. Valilikten çalışma izni alınmadan personel

işe başlatılamaz...''

25. Yönetmelik'in "Çalışma izinlerinin

uzatma onayı" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Kurum müdürünce eğitim

personelinden görevine devam edeceklerin listesi ile birlikte yeniden

düzenlenen sözleşmeleri, önceki sözleşmenin bitim tarihinden en geç 30 gün önce

çalışma izinlerinin uzatılma onayı toplu olarak alınmak üzere millî eğitim

müdürlüklerine verilir. Millî eğitim müdürlüklerince kurum ve eğitim

personelinin mağduriyetine meydan verilmeyecek şekilde eski sözleşmenin bitim

tarihinde çalışma izinlerinin uzatılma onayı verilir."

26. 667 sayılı OHAL KHK'sının "Kapatılan kurum ve

kuruluşlara ilişkin tedbirler'' kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

'' (1) Milli güvenliğe tehdit

oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti,

iltisakı veya irtibatı belirlenen;

...

b) Ekli (II) sayılı listede yer alan

özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve

pansiyonları...kapatılmıştır.

...

(3) Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu

tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya

iltisakı ya da bunlarla irtibatı belirlenen ve ekli listelerde yer almayan ...,

özel öğretim kurum ve kuruluşları...vakıf yükseköğretim kurumları...ilgili

bakanlıklarda bakan tarafından oluşturulacak komisyonun teklifi üzerine bakan

onayı ile kapatılır...."

B. Uluslararası

Hukuk

1. İlgili

Sözleşme

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri

ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir. ...

2. Bir suç ile itham edilen herkes,

suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. ..."

28. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı

hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

29. Masumiyet karinesine ilişkin içtihat için bkz. İdris

Erdaş, B. No: 2018/21949, 20/5/2021, §§ 35-42; özel hayata saygı hakkına

ilişkin içtihat için bkz. B.B., B. No: 2016/14741, 7/11/2019, §§ 20-28; Tamer

Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-67.

30. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihatlarına göre kanunla öngörülme kriteri, kendi içinde üç temel prensibi

içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil eden eylem, mevzuatta yer alan bir

düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak bu düzenlemenin mutlaka şeklî anlamda

kanunla yapılması zorunlu olmayıp anılan şart, devletin temel hak ve

özgürlüklere müdahalesi için kendisine yetki veren bir hukuk kuralının varlığı

şeklinde anlaşılmalıdır. Buna göre müdahalenin dayanağını teşkil eden

düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son

olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona

göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana

gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73..., 25/3/1983, §§

86-88).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Anayasa Mahkemesinin 6/1/2022 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

32. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılayacak gelirinin olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

33. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvuruyu

İnceleme Usulü

34. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına

ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim

öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi

Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır (AYM, E.2018/89, K.2019/84,

14/11/2019, § 5).

35. Anayasa’nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik

hâllerinde veya olağanüstü durumlarda temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın

diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.

Ancak Anayasa’nın 15. maddesiyle bu hususta tanınan yetki de sınırsız değildir.

Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin

milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun

gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin

yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,

düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması

yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet

karinesinin bu hâllerde de geçerli olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/89,

K.2019/84, 14/11/2019, § 8; Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017 §§ 185, 186).

36. Bu durumla birlikte bir tedbirin OHAL tedbiri olarak

nitelendirilebilmesi ve incelemenin Anayasa’nın OHAL dönemi için öngördüğü

denetim rejimi kapsamında yapılabilmesi için Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarında açıkladığı koşulların da bulunması gerekir. Bu bağlamda tedbirin

OHAL tedbiri olarak kabul edilmesi için olağanüstü durumun var olması ve ilan

edilmesi, tedbirin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin

bertaraf edilmesine yönelik olması ve olağanüstü hâl süresiyle sınırlı

uygulanması şeklindeki koşullar da bulunmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 188-191; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 11; Tamer Mahmutoğlu

[GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 71-75).

37. Tedbirlerin OHAL'in süresini aştığı durumlara ilişkin

yapılacak incelemelerde ise Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Bu

kapsamdaki başvurular, Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan dönemde hak ve

özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan 13.

maddesi bağlamında incelenecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Tamer

Mahmutoğlu, § 76).

38. Başvuru konusu tedbirin OHAL ilanına neden olan

tehditlerin veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. Ancak

söz konusu tedbirin Millî Eğitim Bakanlığının valiliklere gönderdiği Genelge'ye

dayanan bir idari işlemle, OHAL süresini de aşacak şekilde uygulandığı

anlaşılmıştır. Diğer yandan OHAL döneminde çıkarılan bir kanun ya da kanun

hükmünde kararnamede anılan tedbire yer verilmediği de görülmüştür. Sonuç

olarak başvurucunun şikâyet ettiği uygulamanın OHAL süresini aşar şekilde

uygulandığı gözetildiğinde somut olayda Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında bir

inceleme yapılamayacağı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda başvuru, Anayasa’nın

olağan dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel

öneme sahip olan 13. maddesi bağlamında incelenecektir.

39. Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığının yazıları ve Genelge

içeriği gözetildiğinde Genelge kapsamında kalan kişilerin çalışma izinlerinin

iptali ile başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izni düzenlenmeyeceğine

ilişkin yasağın ve bu bilgilerin MEBBİS'e işlenmesinin tek bir idari işlemle

uygulandığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda MEBBİS modülüne "667

sayılı KHK ile kurumu kapatıldı ve 2016/...." şeklinde düşülen şerhin

ilgili kişiye herhangi bir özel öğretim kurumunda çalışma izni düzenlenmeyeceği

anlamına gelmesinin de (bkz. § 19) bu tespiti vurguladığı söylenebilir. Ayrıca

iznin kişinin çalışmak istediği okula münhasıran verilmesi nedeniyle aynı izne

dayanılarak başka bir özel öğretim kurumunda çalışmanın mümkün olmadığı

görülmüştür. Bu hâlde çalışma iznine konu kurumun kapatılması hâlinde çalışma

izninin bir fonksiyonunun kalmayacağı, iptalin sadece fiilî durumun tespitini

sağlayacağı da açıktır. Açıklamalar çerçevesinde çalışma yasağının çalışma

izninin iptalinin doğal sonucu olarak öngörüldüğü, bu bağlamda ayrı ayrı idari

işlemlere veya incelemeye tabi olmadığı söylenebilir. Bu bağlamda çalışma

izninin iptali ve bu durumun sonucu olarak öngörülen özel öğretim kurumlarında

çalışma yasağının tek bir tedbir olarak incelenmesi gerekir.

C. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

40. Başvurucu; hakkında herhangi bir yargı kararı ya da

açılmış bir soruşturma olmaksızın terör örgütleriyle kendisinin

irtibatlandırılmasının mümkün olmadığını, idarenin KHK ile kapatılan okullarda

çalışanları peşinen terör örgütü üyesi olarak kabul ettiğini, hakkında açılmış

bir soruşturma ya da kovuşturmanın mevcut olmadığını, suç işlemediği ve suçla

bağlantısı ispat edilmediği sürece hakkında çalışmama cezası verilemeyeceğini

vurgulayarak masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise

herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir

unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu

sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir

(Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905,

19/4/2017, § 27).

42. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca

hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu

otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi

tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

43. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır. Güvencenin ilk yönü;

kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle

kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece

ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve

eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu

yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir.

Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve

kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu

yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece

suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş

zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk,

disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip

Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

44. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip

Şahin, § 40).

45. Masumiyet karinesinin sağladığı ve yukarıda anılan

güvencenin dışında kalan, ayrıca suç isnadına ve suç ithamına ilişkin olmayan

durumlara yönelik ihlal iddiaları ise masumiyet karinesinin kapsamı içinde yer

almamaktadır.

46. Somut olayda başvurucu hakkında herhangi bir ceza

yargılamasının bulunmadığı açıktır. Bununla birlikte bireysel başvuruya konu

derece mahkemesi kararında başvurucunun terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı

olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, bir suç ithamı bulunmadığı,

bireysel başvuruya konu edilen derece mahkemesindeki yargılamanın bir ceza

yargılaması niteliği taşımadığı, kararda kullanılan dilin başvurucunun

masumiyetini sorgulamadığı değerlendirilmiştir.

47. Buna göre hakkında ceza yargılaması ve suç isnadı

bulunmayan, herhangi bir suçla itham da edilmeyen başvurucunun ihlal

iddialarının masumiyet karinesi kapsamına girmediği anlaşılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

49. Başvurucu;

i. Hakkındaki idari işlemin çalıştığı okulun durumundan

kaynaklandığını, özel okulların kanunlara uygun kurularak çalıştığını, kamu

okullarına atanamadığını, geçimini sağlamak için özel okulda çalışmak zorunda

kaldığını belirtmiştir.Devletin izni ve denetiminde çalışan okulun terörle

bağlantısını devletin bile yıllardır yaptığı denetimlere rağmen tespit

edemediği gözetildiğinde kendisinin bu durumu bilmesinin mümkün olmadığını

iddia etmiştir. Hakkında açılan bir soruşturma olmadığını ve terör örgütüyle

bir bağının bulunmadığını vurgulayarak devletin izniyle açılan okulda

çalışmasına dayanılarak mesleğini yapmasının engellenemeyeceğini ifade

etmiştir.

ii. Çalışma izninin iptaline dayanak olarak gösterilen

Genelge'nin normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu zira Millî Eğitim

Bakanlığının bu Genelge ile Anayasa'ya ve kanuna aykırı bir düzenleme

getirdiğini, dahası kanun ya da yönetmelikte düzenlenmeyen bir yasağın Genelge

ile uygulandığını vurgulamıştır. Genelge hükümlerinin hukuki güvenlik ve

belirlilik ilkesine aykırı olduğunu, sınırlarının belli olmadığını ve idarenin

keyfî uygulamalarına karşı önlem içermediğini ifade etmiştir. Çalışma izninin

iptali ve yeniden çalışma izni verilmemesi için terör örgütüyle bağlantısının

idare ve yargı makamları tarafından net bir şekilde ortaya konulamadığını, bu yönde

bir inceleme yapılmadan davasının da reddedildiğini ifade etmiştir. Yıllarca

çalışması sonucu elde ettiği diplomasının idarenin bir işlemiyle geçersiz

kılındığını vurgulayan başvurucu; özel hayata saygı, adil yargılanma, mülkiyet

ve çalışma hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde şu değerlendirmelere yer

verilmiştir:

i. Başvurucunun iddialarının çalışma hakkı kapsamında

kaldığı, bu nedenle konu bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

ii. Ayrıca 667 sayılı OHAL KHK'sı, 5580 sayılı Kanun

hükümleri ile Genelge hatırlatıldıktan sonra Genelge'nin iptali talepli davanın

derdest olduğu, özel öğretim kurumlarında çalışacak personele valilik

tarafından çalışma izni onayı verilmesi şartının arandığı, yetki ve usulde

paralellik ilkesi gereği de valilik tarafından verilen çalışma izinlerinin yine

valilik tarafından iptal edilebildiği vurgulanmıştır. Uyuşmazlıkta da

başvurucunun çalışma izninin yasal düzenlemelere uygun olarak Valilik tarafından

iptal edildiği ve iptal sebebine uygun olarak da başka bir eğitim kurumu için

çalışma izni onayı verilmeyeceği hususunun sisteme işlendiği vurgulanarak idari

işlemin kanuni dayanağının bulunduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.

iii. Başarısız darbe girişimi sonrası ulusal güvenliğin

tekrar temin edilmesi için olağanüstü hâl ilan edilmek zorunda kalındığı ve bu

ciddi terör tehdidiyle baş edebilmek için gereken tedbirlere başvurulduğu

belirtilmiştir. Bu kapsamda millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen

FETÖ/PDY'ye aidiyeti, bu örgütle iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilen

özel öğretim kurumlarının kapatılması ve bu kurumlarda çalışan personelin resmî

ya da özel öğretim kurumlarında çalışmalarına ilişkin çalışma izni verilmemesi

şeklinde uygulama yapıldığı vurgulandıktan sonra başvurucunun özel hayatına

yapıldığını iddia ettiği müdahalenin ciddi terör tehdidi altında olan ülkede

ulusal güvenlik ile kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi

gibi meşru amaçlar güttüğü ifade edilmiştir.

iv. Diğer yandan başvurucunun Millî Eğitim Bakanlığına

bağlı resmî kurumlar ve özel öğretim kurumlarında çalışabilmesine olanak

sağlayan çalışma izin onayının düzenlenmemesi yönünde getirilen tedbirin

yalnızca başvurucunun sınıf öğretmenliği mesleği ile sınırlı olduğu, bunun

dışında başvurucunun gelir getirici herhangi bir ekonomik faaliyette

bulunmasına ya da başka alanlarda çalışmasına engel bir durumun söz konusu

olmadığı, başvurucunun da somut olarak başka işlerde çalışamayacağına ilişkin

bir iddiasının bulunmadığı vurgulanmıştır.

51. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında;

i. Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel

Müdürlüğünün 2/6/2020 tarihli yazısı ile Valiliğin yeniden değerlendirmesi

sonucu 28/5/2020 tarihli komisyon kararı ile çalışma izni iptal kararının

kaldırıldığını ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı öğretim kurumlarında

çalışmasına engel bir durumun olmadığının kendisine bildirildiğini, Bakanlığın

görüş yazısında hâlen iptal işleminin savunulmasının çelişki oluşturduğunu

belirtmiştir

ii. Ayrıca başka bir işte çalışabileceği yönündeki

Bakanlık görüşünün hiçbir hukuki değerinin olmadığını, yıllarca öğretmenlik

yaptığını, müdahalenin hukuksuz ve keyfî olduğunu, Bakanlık görüşünü kabul

etmediğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

54. Başvurucunun iddialarının çalışma izninin iptal

edilmesi ve başka bir öğretim kurumunda çalışmasına izin verilmemesi nedeniyle

mesleğini yapamamasına ilişkin olduğu görülmüştür. Kişilerin mesleki

hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir ilişkisinin olduğu ve meslek

hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava

süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla

birlikte öncelikle bu tür işlemlerin mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da

müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat kapsamında görülmeye uygun

olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda

uygulanabilir kabul edileceği hususlarında ölçütler belirlenmesi ve bu ölçütler

dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (Tamer Mahmutoğlu,

§ 82).

55. Somut başvurunun da bu yönüyle ele alınması ve

yapılacak değerlendirmeler neticesinde özel hayata saygı hakkının uygulanabilir

olduğu sonucuna ulaşılması durumunda başvurucunun tüm iddialarının özel hayata

saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi, önceki birçok kararında özel

hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını

içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve

kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde

olduğunu vurgulamıştır (K.Ş., B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No:

2013/7666, 10/12/2015 § 62; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

31; Ö.Ç.; B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 50; Haluk Öktem [GK], B.

No: 2014/13433, 13/10/2016, § 27; E.G. [GK], B. No: 2014/12428,

13/10/2016, § 34).

57. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte açıkladığı Tamer

Mahmutoğlu kararında, özel hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile

ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir

olduğuna ve özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki

hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında

değerlendirilebilmesi için gerekli olan koşulların neler olduğuna ilişkin

detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (Tamer Mahmutoğlu, §§ 84-90).

58. Somut olayda silahlı terör örgütü FETÖ/PDY ile

irtibatlı olduğundan bahisle başvurucunun çalıştığı özel okulun 667 sayılı OHAL

KHK'sı ile kapatıldığı, Millî Eğitim Bakanlığının Genelgesi doğrultusunda da

başvurucunun çalışma izninin iptal edilerek başka bir özel kurumda öğretmen

olarak çalışabilmesi için çalışma izni düzenlenmemesi yönünde yasak getirildiği

anlaşılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki başvurucunun öğretmenlik mesleğini

icra etmesinin engellenmesine yönelik müdahale özel hayata saygı hakkının

otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamaz. Özel hayata saygı hakkının

uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için belirtilen kararlarda

açıklanan kriterler kapsamında somut olayın değerlendirilmesi gerekir.

59. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun mesleki

hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene

dayanmadığı görülmektedir. Başvurucunun çalışma izninin iptaliyle birlikte

29/7/2016 tarihinde konulan ve mesleğin icrasını engelleyen yasağın 28/5/2020

tarihinde kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun mesleki hayatına

yönelik müdahalenin özel öğretim kurumlarında öğretmen olarak çalışmasının

yasaklandığı da dikkate alındığında özel hayatına ciddi şekilde etki

ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı söylenebilir. Zira

alınan tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme

imkânını önemli ölçüde zayıflatması, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi

ile mesleğini icra edebilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurması muhtemeldir.

Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun özel hayata saygı hakkı

kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmış ve başvurucunun

mesleğini icra etmesinin engellenmesine ilişkin iddiaları bir bütün hâlinde

anılan hak kapsamında değerlendirilmiştir.

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

60. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel

hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu

ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari

ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri

sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

61. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir başvuru yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal

mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

62. Her hâlükârda bir başvuru yolunun tüketilmesinin

gerekli olması için ulaşılabilir olması, ihlal iddiaları yönünden makul bir

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olması

gerekir. Belli bir başvuru yolunun soyut olarak belirtilen niteliklere sahip

olması yeterli değildir. Bu yolun uygulamada da anılan niteliklere sahip olması

ya da en azından sahip olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir. Bununla

birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir yolun

uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun

tüketilmemesini haklı kılmaz (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550,

19/7/2017, § 33).

63. Somut olayda çalışma izninin iptali ve yeniden

çalışma izni verilmemesine ilişkin idari kararların değerlendirilmesini

sağlamaya yönelik Millî Eğitim Bakanlığının talimatıyla komisyonlar kurulduğu

anlaşılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının yazısı (bkz. § 19) incelendiğinde

valiliklerde oluşturulan komisyonların yeniden inceleme yaparak terör örgütüne

üyeliği veya örgütle iltisakı ya da irtibatı olmadığı tespit edilen kişilerin

Millî Eğitim Bakanlığına bildirmekle sınırlı bir işlevi bulunmaktadır.

Komisyonun bildirdiği kişilerin durumlarının Millî Eğitim Bakanlığında bakan

yardımcısı başkanlığında çalışan kurul tarafından değerlendirileceği

öngörülmüştür.

64. Millî Eğitim Bakanlığının komisyonun işleyişine

ilişkin açıklamaları ve mevzuat birlikte değerlendirildiğinde anılan komisyonun

kuruluşu, yapısı, çalışma usulü, komisyona başvuru şekli ve kararlarına karşı

başvuru yolları ile kararlarının niteliğine ilişkin bir düzenleme olmadığı

görülmüştür. Ayrıca komisyonun nasıl ve hangi belgelere göre bir inceleme

yapacağı ve doğabilecek zararların giderimine ilişkin karar alma yetkisine

ilişkin de bir açıklık mevcut değildir. Bu durumda komisyona başvuru yolunun

ileri sürülen hak ihlali iddialarını esastan incelemek suretiyle gerektiğinde

giderim sağlayabilecek nitelikte, tüketilmesi gereken etkili bir yol olduğu

kabul edilemez. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru yapabilmesi için hak

ihlalini çözmede etkili ve yeterli bir yol olmadığı anlaşılan komisyona

başvurması beklenemez.

65. Bu durumla birlikte Anayasa Mahkemesi açısından idari

makamlar ve derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da

kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu

ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık

mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Mağdur sıfatının ortadan kalkması,

özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden

kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların

varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlıdır (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014 §§ 83, 84).

66. Anayasa Mahkemesinin anılan kararından hakkı ihlal

edilen kişinin mağdur sıfatının kalktığının kabul edilebilmesi için, ihlalin

(hukuka aykırılığın) tespit edilmesi ve ihlalin sonuçlarının giderilmesinin

gerektiği anlaşılmaktadır. Somut olayda ise başvurucu hakkında 29/7/2016

tarihinde getirilen çalışma yasağının komisyon kararıyla 28/5/2020 tarihinde

kaldırıldığı, bu süreçte başvurucunun mesleğini icra edemediği görülmüştür. Bir

genelgeyle kurulduğu anlaşılan komisyonun başvurucu hakkında tesis edilen

işlemin kanuniliğini tartışarak hukuka aykırı olduğunu tespit etmesinin mümkün

olmadığı ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde giderim sağladığına

dair bir verinin de bulunmadığı gözetildiğinde başvurucunun mağdur sıfatının

olduğu sabittir. Açıklanan gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas

Yönünden

67. Özel hayata saygı hakkına yönelik negatif ve pozitif

yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden

ayrılması her zaman mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif

yükümlülükler, her durumda özel hayata saygı hakkına keyfî surette müdahaleden

kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de özel hayata saygı hakkının

korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata saygının

güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Adnan Oktar (3), B. No:

2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No:

2013/4825, 24/3/2016, § 46; Tamer Mahmutoğlu, § 98).

68. Başvurucunun öğretmen olarak çalışmasına imkân

sağlayan çalışma izninin idare tarafından iptal edilerek başka bir kurumda

çalışmasına olanak verecek yeni bir çalışma izninin düzenlenmesinin

yasaklandığı, derece mahkemelerinin de bu işlemi onayladığı dikkate alındığında

başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmektedir.

(i) Müdahalenin

Varlığı

69. Başvurucunun çalışma izninin iptal edilmesi ve bir

daha özel öğretim kurumlarında çalışma izni verilmemesi şeklinde tesis edilen

idari işlemin yargı kararıyla iptal edilmeyerek kesinleşmesi, bu suretle

mesleğini yapma imkânından mahrum bırakılması nedeniyle başvurucunun özel

hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

(ii) Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

70. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

71. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (R.G.

[GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82; Halil Berk, B. No: 2017/8758,

21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No: 2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur

Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020, § 34).

(1) Genel

İlkeler

72. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekir. Anayasa

Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre de Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan

kanunilik ölçütünün karşılanması için müdahale şekli anlamda bir kanuna

dayanmalıdır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 31; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 75; Fatih

Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 65; Turgut Duman, B.

No: 2014/15365, 29/5/2019, § 66; Tamer Mahmutoğlu, § 103).

73. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu

noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade

etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin

hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı

sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §

62; Fatih Saraman, § 66; Turgut Duman, § 67; Tamer Mahmutoğlu,

§ 104).

74. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun

söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir

olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli

bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma

sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme

biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare

Aysal, § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman, § 68; Tamer

Mahmutoğlu, § 105).

75. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari

pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî

müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir

yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir

anlatımla hukuk sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar

içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya

koyacak nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına

müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir

öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (Halime Sare Aysal, § 64; Fatih

Saraman, § 68; Turgut Duman, § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106).

76. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan

yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin

düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla

yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli

ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli

ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir

alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın

öngörülebilirliği sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (Halime

Sare Aysal, § 65; Fatih Saraman, § 69; Turgut Duman, § 70; Tamer

Mahmutoğlu, § 107).

77. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip

getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak

olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin

nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri

önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdürler (Tamer

Mahmutoğlu, § 108).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

78. Derece mahkemelerinin kararları gözetildiğinde somut

olaya konu olan idari işlem, 667 sayılı OHAL KHK'sı, 5580 sayılı Kanun ile

Millî Eğitim Bakanlığının 21/7/2016 tarihli Genelgesi'ne dayandırılmıştır.

Öncelikle 667 sayılı OHAL KHK'sı ile millî güvenliğe tehdit oluşturduğu veya

terör örgütüyle ilişkili olduğu tespit edilen özel öğretim kurumlarının

kapatılmasına karar verildiği, bu kurumlarda çalışanların çalışma izinlerinin

iptal edilerek özel öğretim kurumlarında çalışma yasağı getirilmesine yönelik

bir düzenlemenin yapılmadığı görülmüştür.

79. 5580 sayılı Kanun'un 8. maddesinde gerekli şartları

taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler sınıfında olan

kişilere özel öğretim kurumlarında çalışabilmeleri için ilgili valilikler

tarafından çalışma izni verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca anılan

Kanun'un 10. maddesi ile de teftiş raporuyla başarısızlık tespiti hâlinde,

çalışma izninin valilikler tarafından iptal edilebileceğinin düzenlendiği

görülmüştür. Çalışma iznine başvuru şekli ise Yönetmelik'in 26. maddesinde düzenlenmiştir.

Belirtilen Kanun ve Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde özel

öğretim kurumlarında çalışabilmenin valilikler tarafından verilecek çalışma

iznine bağlandığı, bu kapsamda valiliklerce yapılacak inceleme sonucunda

mevzuatta belirtilen koşulları sağlayan kişiye iznin verilebildiği ancak bu

iznin sadece kişinin sözleşme yaptığı okulda çalışmasına olanak sağladığı

anlaşılmıştır.

80. Bu durumla birlikte ilgili mevzuatta özel öğretim

kurumunun kapatılması hâlinde çalışma izninin iptalinin gerektiğine ilişkin

açık bir hüküm bulunmamakta, çalışma izninin valilikler tarafından

verilebileceği ve iptal edilebileceğine dair genel düzenlemelere yer

verilmektedir. Ayrıca çalışma iznine tabi olarak mesleğini ifa eden bir kişinin

çalışma izninin iptal edilmesinin bir sonucu olarak kişiye doğrudan özel

kurumlarda çalışma yasağı getirilmesine ve böyle bir yasağın uygulanma

şartlarına ilişkin bir hükmün olmadığı görülmüştür. Bu durumda başvurucunun

çalıştığı okulun kapatılması nedeniyle çalışma izninin iptal edilerek kişiye

özel inceleme yapılmaksızın özel öğretim kurumlarında çalışmasının

yasaklanmasının kanuni dayanağının mevcut olmadığı söylenebilir.

81. Öte yandan idare ve yargı makamları yukarıda anılan

Kanun ve Yönetmelik hükümlerine atıfla başvurucunun özel hayatına yapılan

müdahalenin kanuni dayanağının olduğunu kabul etmişler ise de temel hak ve

hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak gösterilen kanunların şeklen var

olması, kanunilik ölçütünün karşılandığının kabulü için tek başına yeterli değildir.

Ayrıca kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin bulunması,

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini içermesi

gerekir (benzer bir görüş için bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 110).

82. Müdahaleye dayanak olarak gösterilen düzenlemeler

incelendiğinde çalışma izninin verilmesi ve iptaline ilişkin genel hükümlerin

yer aldığı, iptalin şartları, kapsamı ile idarenin takdir alanının sınırlarının

da yeterli açıklıkta belirlenmediği ve kuralın öngörülebilirliği sağlayacak

şekilde asgari bir kesinlik içermediği açıktır. Ayrıca söz konusu hükmün somut

olayda nasıl uygulanabilir olduğu konusunda derece mahkemelerince de herhangi

bir belirleme yapılamamıştır. Bunun yanında 667 sayılı OHAL KHK'sında sadece

özel öğretim kurumlarının kapatılmasına ilişkin hüküm olduğu, bu kurumlarda

çalışan öğretmen ve personelin bir daha özel öğretim kurumlarında

çalışamayacağına dair hiçbir hüküm yer almadığı, bu yasağın sadece Genelge ile

belirlendiği, bir düzenleyici idari işlemle temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasının mümkün olmadığı vurgulanmalıdır.

83. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına yönelik

bir müdahalenin Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin

ilk ve temel şartı müdahalenin kanuni dayanağının bulunmasıdır. Somut olayda

ise başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin sonuç olarak Millî Eğitim

Bakanlığının bir genelgesine dayandığı sabittir.Buradan hareketle ilgili

kanunlarda açık bir düzenleme olmaksızın bir idari işlem ile başvurucunun mesleğini

icra etmesinin engellendiği anlaşılmıştır.

84. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya

konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu

müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

E. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir."

87. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesine ve 500.000TL maddi 500.000 TL manevi tazminata karar verilmesini

talep etmiştir.

88. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

89. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

90. İncelenen başvuruda, başvurucunun mesleğini icra

etmekten alıkoyan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu

ihlalin çalışma izninin iptali ve çalışma yasağı öngören idari işlemden

kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan derece mahkemeleri de ihlali

giderememiştir.

91. Kanuni dayanağı bulunmadığı tespit edilen idari işlemler

nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlar konusunda tam yargı davası, mümkün

olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin

sağlanması konusunda işlevseldir. Başvurucunun beyanına göre 28/5/2020 tarihli

Komisyon kararı ile çalışma izninin iptaline ve çalışma yasağına dair işlemin

kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla İdarenin işlemini kaldırdığı ve

Anayasa Mahkemesinin de başvuru konusu idari işlemin kanuni dayanağının

olmadığını tespit ederek ihlal kararı verdiği hususu birlikte

değerlendirildiğinde, başvurucunun anılan idari işlemlerden kaynaklı zararları

oluşmuşsa doğrudan tam yargı davası açmasında hukuki bir engel bulunmadığı ve

bu konudaki hukuki belirliliğin ihlal kararı ile sağlandığı

değerlendirilebilir. Bu durumda iptal davası bağlamında yeniden yargılama

yapılması yönünde karar verilmesinde de hukuki yarar bulunmamaktadır.

92. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

özel hayata saygı hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

93. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

94. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 4.500 TL vekâlet

ücretinden oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 11. İdare

Mahkemesine (E.2017/1621), İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdari Dava

Dairesine (E.2018/461) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2022 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI İrfan FİDAN Raportör : Ali KOZAN Başvurucu : Ayşe ORTAK Vekili : Av. Oktay DEMİREĞEN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2018/25011, 6 Ocak 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım
  16. B. Başvuruyu
  17. C. Masumiyet
  18. D. Özel Hayata
  19. E. 6216 Sayılı
  20. B. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
  21. C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  22. E. 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  23. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2018/25011
Tarih
6 Ocak 2022

İlgili Kararlar

  • Murat Ulusoy Başvurusu (B. No: 2018/2652)
  • Dilek Dündar Başvurusu (B. No: 2018/1272)
  • İbrahim Aydoğan Başvurusu (B. No: 2019/36711)
  • Figen Gezer Başvurusu (B. No: 2018/5860)
  • Fikret Ökmenbaşvurusu (B. No: 2020/376)
  • Yıldız Cingöz Başvurusu (B. No: 2019/16011)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.