İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aysel Gezer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/9961)

1. Başvuru; bir yer altı maden ocağında meydana gelen,

Başvuru No2021/9961Tarih2 Kasım 2023Okuma118 dk · 23.600 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aysel Gezer Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
2 Kasım 2023
Başvuru Numarası
2021/9961
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

23.600 kelime·118 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; bir yer altı maden ocağında meydana gelen,

birçok kişinin ölümü ile pek çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan facia

hakkında yürütülen ceza yargılamasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. 2021/9961 sayılı başvuru 25/2/2021 tarihinde,

2022/53802 sayılı başvuru ise 5/5/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvuruların birleştirilmesine ve kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve ekleri ile Abdülkadir

Yılmaz ve diğerleri (2) (B. No: 2016/13649, 29/1/2020) kararına ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar başvuruyu ilgilendirdiği ölçüde özetle şöyledir:

6. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) adına ruhsatlı olup

S... A.Ş. (yüklenici Şirket) tarafından işletilen Manisa’nın Soma ilçesi Eynez

Mahallesi Karanlıkdere mevkiindeki yer altı maden ocağında 13/5/2014 tarihinde

saat 15.00 sıralarında meydana gelen faciada aralarında başvurucuların

yakınlarının da bulunduğu 301 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de dumandan doğrudan

etkilenerek yaralanmıştır (Son 50 yılda meydana gelen maden kazalarına

bakıldığında dünyanın en büyük ikinci ölümcül faciası olan bu kaza, dünya

tarihindeki en ölümcül 13. kazadır; bkz. https://tr.euronews.com/2020/05/13/soma-dunyada-son-50-yilin-en-olumcul-2-maden-kazasi;

erişim tarihi: 25/10/2022). Başvurucular ile ölen yakınları arasındaki bağekli

1 sayılı listede belirtilmiştir.

7. Yüklenici Şirketin bir önceki yönetim kurulu başkanı

olan A.G. olaydan birkaç gün sonra, yüklenici Şirketin Soma Maden İşletmeleri

Genel Müdürü R.D., Eynez İşletme Müdürü A.Ç. ve Soma İnsan Kaynakları Müdürü

ile birlikte konuyla ilgili bir basın açıklaması yapmıştır. Bu açıklama

hakkındaki bazı haberlerde A.G.nin yüklenici Şirketin yönetim kurulu başkanı

ve/veya maden sahibi olduğu ifade edilmiştir (https://www.trthaber.com/haber/gundem/maden-isletmesi

sahibi-alp-gurkan-aciklama-yapti-127737.html; erişim tarihi: 25/10/2022; https://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/948753-yasam-odasi-kapatilmisti-yenisi-yapiliyordu;

erişim tarihi: 25/10/2022).

8. Olaydan haberdar olması sonrasında Soma Cumhuriyet

Başsavcılığı (Soma Başsavcılığı) olay günü konuyla ilgili bir ceza soruşturması

başlatmıştır.

9. Bazı siyasetçiler ile kamu görevlilerinin de olayda

sorumluluğunun bulunduğu iddiasıyla sonradan kimi gerçek kişilerle tüzel kişilerin

yaptığı suç duyuruları üzerine başlatılan soruşturmalar mevcut soruşturma ile

birleştirilmiştir. Sonraki bir tarihte, haklarında şikâyette bulunulan

siyasetçilerle ilgili soruşturmayı tefrik eden Soma Başsavcılığı; Enerji ve

Tabii Kaynakları Bakanlığı (Enerji Bakanlığı) ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığı (ÇSGB, Çalışma Bakanlığı) müfettişlerinin ve Çalışma Bakanlığı İş

Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü K.Ö.nün kamu görevlisi olması ve haklarında

soruşturma yapılabilmesi için 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca yetkili

mercilerce soruşturma izni verilmesi gerektiği gerekçesiyle bahse konu

kişilerle ilgili soruşturmayı da mevcut soruşturmadan ayırmıştır.

A. Genel

Soruşturma Hükümlerine Göre Yürütülen Soruşturmayla İlgili Süreç

1. Soma

Başsavcılığınca Fezleke Düzenlenmesine Kadar Olan Süreç

10. Soma Başsavcılığı ile çevredeki bazı Cumhuriyet

başsavcılıkları vefat edenlerin cesetleri üzerinde ölü muayenesi ve/veya otopsi

işlemleri (Üzerinde otopsi yapılan ceset sayısı on yedidir.) yapılması için

gerekli adımları atmıştır. Kimliği tespit edilemeyen bazı müteveffadan ve

bunların yakını olduğu düşülen kişilerden alınan biyolojik örnekler üzerinde

moleküler genetik incelemeler yapılarak ölülerin kimliği saptanmıştır. Otopsi

raporları ile üzerinde sadece ölü muayenesi yapılan cesetlerin tamamına

yakınından alınan kan örneklerinde rastlanan karboksihemeglobin oranlarına göre

ölümlerin sebebi CO (karbonmonoksit) zehirlenmesidir.

11. Olayı çevreleyen koşulların ve olayın meydana

gelmesinden sorumlu olanların tespiti için Soma Başsavcılığı, profesör ünvanına

sahip iki maden ve bir elektrik mühendisi ile A sınıfı bir iş güvenliği

uzmanından bir bilirkişi heyeti oluşturmuştur. Bu heyet ile olaydan bir gün

sonra olayın meydana geldiği yer altı maden ocağı incelenmek istenmiş ancak

arama ve kurtarma çalışmalarının devam etmesi nedeniyle inceleme

yapılamamıştır. 16/5/2014 tarihinde maden ocağına tekrar gidilmiştir. Bu kez

kurtarma faaliyetlerini sürdüren maden ocağı yetkililerinden ve tahlisiye

ekiplerinden bilgi alınmış, ocak gazlarının ölçüm kayıtlarının tutulduğu

bilgisayar verilerine ulaşılmış, yer altı ocağına ait kroki ve haritalar elde

edilmiştir. Tahlisiye ekipleri tarafından gerekli şartların sağlanması

neticesinde soruşturmada görevli Cumhuriyet savcıları ile bilirkişi heyeti,

kurtarma çalışmalarına katılmış bir maden mühendisi eşliğinde ocağın kulikar

malzeme girişi olarak tabir edilen ocak ağzından maden ocağına girip ilk

incelemeyi yapmıştır. Yapılan incelemede şu hususlar saptanmıştır:

- Ocak girişinden sonraki 1.000 metrelik bölümdeki ana

galeri yolunun jeolojik yapısı taştır. 1.000 metrede U2 olarak tabir edilen

elektrik trafosu bulunmaktadır.1.000 metreden sonra ocak içinde yangının ilk

belirtisi olan kömür nakil bandı tamamen yanmıştır. Taşlarda yanmaya bağlı

islenme mevcuttur. Tahta tahkimatların yanması üzerine taşlar yer yer tabana

düşmüştür. Tabanda soğutma çalışmalarının belirtisi olarak su bulunmaktadır.

Tabandaki su bazı yerlerde 30-40 cm derinliğine sahip küçük göletler

oluşturmuştur. Elektrik kablolarının yüzeyleri, içindeki bakır kablo görünecek

şekilde yanmıştır. Ocakta ilerledikçe sıcaklık artmaktadır. Biraz daha

ilerlendiğinde kısmı göçükler görülmüştür. Bu göçüklerden ancak eğilerek

geçilebilmiştir. Ana galeride yol üzerinde kullanılan tahta tahkimatlar

yanıktır ve kısmen yenilenmiştir. Olayın meydana geldiği yerolduğu düşünülen ve

ada olarak tabir edilen yerde soğutma çalışmaları devam etmektedir. Burada

sıcaklık, çelik bağlar arasındaki tahta tahkimatlar soğumadığından iyice

artmıştır. 1.400 metrede revire giden kısım tamamıyla göçmüştür. A ve H

panolarına giden yol ise açıktır. Maden ocağı içinde devam etmek artık mümkün

değildir.

12. 17/5/2014 tarihli bilirkişi ön raporuna göre ilk

aşamada olayın meydana gelmesinde kusurlu olanlar şunlardır:

- Teknik nezaretçi

- İşletme müdürü

- Saha sahibi

- Şirketin iş güvenliği başmühendisi

- Şirketin yönetim kurulu başkanı

- Vardiya amirleri

13. Sulh ceza mahkemesinden alınan kararlara istinaden

yüklenici Şirkete ait Soma’daki bina ile eklentilerinde arama yapılmış, bazı

defterler ile birtakım yazılı ve dijital belgelere el konulmuştur. Başka

defterler yanında gaz ölçüm, patlayıcı madde sarfiyat ve cihaz bakım defterleri

bir Cumhuriyet savcısınca incelenmiştir. İncelemeye göre gaz ölçüm defterindeki

bazı ölçüm sonuçları birbirine yakındır, bazı ölçüm sonuçları ise birbirini

tekrar etmektedir. Patlayıcı madde sarfiyat defterinin bazı yerlerindeki

imzayla ilgili kısımlar boş bırakılmıştır. Cihaz bakım defterindeki cihazların

sıfırlanmasına, ölçümlenmesine ve takip edilmesine ilişkin kayıtlar özellikle

2014 yılı Mart ayından itibaren imzasızdır. Ayrıca 340 ana nefeslik hava

çıkışına yerleştirilen 428 kodlu sıcaklık sensörüne ait verilere göre

1/2/2014-28/2/2014 tarihleri arasında 20,82 °C-21,15 °C arasında değişen

sıcaklık 6/5/2014 tarihinden itibaren 32 °C’yi aşmış, 12/5/2014 tarihinde 45

°C’nin biraz üzerine çıkmış; olay günü saat 10.15’te 46,23 °C’ye, saat 15.10’da

ise 46,58 °C’ye ulaşmıştır. Bilirkişi heyetinde görevli profesör ünvanına sahip

bir maden mühendisinin soruşturmada görevli bir Cumhuriyet savcısına verdiği

bilgiye bakılırsa yer altındaki kömürün oksidasyonunun (kendiliğinden yanma) en

önemli göstergesi CO konsantrasyonunun ve sıcaklığın artmasıdır. Bu nedenle

maden işletmelerinde havanın nem değerine bağlı olarak kuru sıcaklık 30 °C’yi,

yaş sıcaklık ise 25 °C’yi geçmemelidir.

14. Olaydan yaralı olarak kurtulanların tespiti için

çevredeki kamu ve özel sağlık kuruluşlarıyla yazışmalar yapılmış, bir kısım

yaralı hakkında düzenlenen genel adli muayene raporları temin edilmiştir. Bazı

yaralılar yönünden kesin adli rapor alınmıştır.

15. Elde edilen güvenlik kameralarına ait kayıtlar Ankara

Kriminal Polis Laboratuvarına inceletilmiştir.

16. Çalışma Bakanlığı ile Enerji Bakanlığından olay

tarihinden önceki iki yıl içinde olayın meydana geldiği madende yapılan

denetimlere ait tüm bilgi ve belgeler istenmiştir.

17. Maden ocağının gaz izleme odasında bulunan gaz

sensörlerinin kayıtlarının tutulduğu bilgisayarlar ile madenin personel

servisinde bulunan, madende çalışan personelin giriş ve çıkış kayıtlarını tutan

bilgisayarın imajları alınmıştır.

18. Kurtarma ve tahlisiye çalışmalarının tamamlanmasından

sonra olayın meydana geldiği maden, hava girişinin engellenmesi ve devam eden

ocak yangınının durdurulabilmesi amacıyla her üç girişinden barajlanarak

kapatılmıştır. Baraj arkasında bırakılan numune alma borularından düzenli

aralıklarla ocak içi gaz ölçümleri alınmış, yangının devam edip etmediği takip

edilmiştir. 23/6/2014 tarihinde Cumhuriyet savcıları ve bilirkişi heyeti,

yüklenici Şirketin yetkilileri ve TKİ yetkilileri ile bir toplantı yapıp ocağa

giriş şartlarını değerlendirmiştir. Aynı gün yapılan keşifte mevcut yer altı

üretimi nedeniyle yeryüzünde oluşan çökme ve kayma bölgeleri incelenip

fotoğraflanmış, inceleme yapılan sahaların GPS ile koordinatları elde

edilmiştir.

19. Gaz oranlarının uygun değerlere ulaştığı

değerlendirilince 16/7/2014 tarihinde, kapalı olan ocak giriş barajları

tahlisiye ekipleri denetiminde yıkılmış ve havalandırma fanları çalıştırılarak

kısmi hava akışı sağlanmıştır. Ocağa giren tahlisiye ekipleri gaz ölçümü yapmış

ve yangının yer altında devam ettiğini ancak ocağın bazı bölümlerine

girilebileceğini tespit etmiştir. Temiz havanın olay yerine ulaşması sonucunda

yangının artarak devam etme olasılığının yüksek olmasına, metan içeriğinde

kontrol dışı artışlar yaşanabilecek olmasına ve bu nedenle grizu patlama

tehlikesinin artarak devam etmesine rağmen soruşturmada görevli bir Cumhuriyet

savcısı ile bilirkişi heyeti, iş sağlığı ve güvenliği için gerekli takımı temin

ederek soruşturma kapsamında alınan ifadelerde olayın çıkış noktası olarak

beyan edilen ve göçük olduğu tahlisiye ekiplerince belirlenen bölgedeki durumu

incelemek için ocağa girmiştir. 1.100 metrelik derinliğe kadar bölümde olayın

sebebine ilişkin delil ve emareye rastlanmamıştır. 1.500 metre derinlikte 4

No.lu insan nakil bandı ile 5 No.lu insan nakil bandını bağlayan nefesliğe

(146,8 kodlu) girilmiştir. Bu bölgede alt kodda bulunan 3 numaralı kömür nakil

bandının bulunduğu galeriye (144,0 kodlu) doğru göçüğün meydana geldiği

görülmüştür. Jeolojik yapı olarak kömüre değil metamorfik kayaç olan marna

rastlanmıştır. Elektrik kablolarının sağlam olduğu, tahkimata destek olarak

kullanılan ahşap kamaların sadece üzerinde is bulunduğu, göçük alanı içinde

domuz damlarının bulunduğu ve bu damların yanmadığı tespit edilmiştir. S

panolarına giden temiz hava yolunda U3 trafosunun durduğu yol üzerinde yoğun

bir şekilde duman bulunduğu gözlenmiş ve seyyar gaz ölçüm cihazlarıyla yapılan

ölçümlerde CO oranı 518 PPM, metan (CH4)oranı %0,26, oksijen oranı ise %18,25

bulunmuştur. Ayrıca 340 nefeslik ana yol üzerinde tahkimatlar arasına konulan

ahşap kamaların tamamen yandığı, A ve H panolarının bulunduğu bölge tarafından

yoğun bir şekilde dumanın geldiği görülmüştür. Böylece kazanın başlangıç yeri

olarak tahmin edilen bölgenin halen yanmakta olduğu, burada CO değerlerinin çok

yüksek olduğu, yoğun duman nedeniyle ocakta daha fazla ilerlemenin mümkün

olmadığı saptanmıştır. Gerekli örnekler alındıktan sonra keşif

sonlandırılmıştır (Bilirkişi heyetince gerek bu keşifte gerek daha önce yapılan

keşiflerde tespit edilen diğer hususlar, bilirkişi raporunun kusur

değerlendirmesiyle ilgili kısmında yer almaktadır; bkz. § 24).

20. Sıcaklık ölçüm cihazı ile seyyar gaz ölçüm cihazları,

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Ulusal Metroloji

Enstitüsü Gaz Metrolojisi Laboratuvarına (Gaz Laboratuvarı), CO maskeleri ise

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezine inceletilmiştir. Seyyar gaz ölçüm cihazları

ile gaz maskeleri yönünden yapılan incelemeler nedeniyle düzenlenen raporlara

göre;

i. I... S... marka on iki seyyar gaz ölçüm cihazından

ancak dokuzundan veri alınabilmiştir. Bu cihazların 10-15/5/2014 tarihleri

arasında kaydettiği veriler incelenmiş ve CO miktarının yasal limitleri aştığı

toplam otuz bir ölçüm aralığı tespit edilmiştir. Aşımların bazıları kısa sürse

de bazıları saatlerce sürmüştür. Bazı aşımların yasal limitlerin çok üzerine

çıktığı saptanmıştır. Cihazların kalibrasyon ölçümleri yapılmış ve 11033FH-049

seri numaralı cihazın oksijen sensörünün hata verdiği, bazı cihazların kuru

hava ile kalibrasyonu sırasında sıfır göstermesi gereken CO, H2S (hidrojen

sülfür) ve CH4 (metan) değerlerinin sıfırdan daha küçük gösterdiği

belirlenmiştir. On iki cihazın tamamının O2 ölçümlerinin kalibrasyon gaz

değerinin sınırları içinde olduğu görülmüştür. Üç cihazın CO ölçüm sonuçları,

yedi cihazın ise H2S ölçüm sonuçları kalibrasyon gaz değeri sınırlarının

üstündedir. Altı cihaz ise kalibrasyon gaz değeri sınırlarının altında ölçüm

yapmaktadır. Cihazların kalibrasyon gaz değeri sınırlarının üzerinde ölçüm

yapması saha uygulamasında bir tehlike arz etmemektedir zira cihazlar ölçüm sonuçları

yasal limitlere ulaşmadan alarm vermektedir. Öte yandan CH4 için kalibrasyon

gaz değeri sınırlarının altında ölçüm yapan cihazlar, ortamdaki gaz miktarı yasal

limitleri aşmasına rağmen alarm veremez. İlgili mevzuata göre maden ocaklarda

CO değeri azami 50 PPM, sekiz saatlik çalışma için müsaade edilen azami H2S

değeri 20 PPM, oksijen değeri asgari %19, CH4 değeri ise azami %2’dir.

İncelenen seyyar gaz ölçüm cihazlarından bazıları 10/5/2013-14/5/2013 tarihleri

arasında 50 PPM’nin oldukça üzerine çıkan CO değerleri ölçmüştür.

ii. CO maskelerine gelince;

- F... firması tarafından üretilen gaz maskelerinin

koruyucu ambalajlarındaki (kullanılmış ve kullanılmamış) üretim tarihi ve

üretici firma bilgisi kolay anlaşılabilir değildir. Bu firma tarafından üretilmiş

olan kullanılmış on iki gaz maskesinin tamamının filtre kısımları paslanmıştır.

Ayrıca sözü edilen on iki gaz maskesinden üçü raf ömrünü tamamlamıştır. Aynı

firma tarafından üretilen ve kullanılmamış olduğu bildirilen 116 gaz

maskesinden on sekizinin raf ömrü sona ermiştir.

- D... firması tarafından üretilen gaz maskelerinin

teknik özellikleri ile ilgili bilgilere ulaşılamamıştır.

- Çin Halk Cumhuriyeti kaynaklı maskelerin tamamı 16-20

yıl önce üretilmiştir ve kullanım ömrünü tamamlamıştır.

- Kullanılmış bazı gaz maskelerinde seri numarası ya

yoktur ya da silinmiştir.

- İncelenen gaz maskelerinin kalite kontrollerinin en son

ne zaman yapıldığı bilgisine ulaşılamamıştır.

- Kaza anında ve hemen sonrasında, madende çalışan

işçilerin maruz kaldığı ortamdaki oksijen oranı, karbonmonoksit oranı ve

karbondioksit oranı ile ilgili ölçüm sonuçları gönderilmediğinden F... firması

tarafından üretilen gaz maskelerinin olay anındaki koşullara uygun olup

olmadığı ile ilgili değerlendirme yapmak mümkün değildir.

21. Soruşturmada dumandan doğrudan etkilenen 161 işçi

mağdur olarak, yangından etkilenmeyen 425 işçi ise tanık olarak dinlenmiştir.

Ayrıca olayda vefat edenlerin çok sayıda yakınının beyanı alınmıştır.

22. Bilirkişi heyeti, kazayla ilgili raporunu 5/9/2014 tarihinde

tamamlamıştır. Sözü edilen raporda maden ocağındaki havalandırma, sensör

ölçümleri, elektrik dağıtım hatları ve trafolar ile ilgili değerlendirmelerde

bulunularak maden kazasının pek çok ihmal ve kusurun bir araya gelmesi sonucu

meydana geldiği, kazanın önlenebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Rapora göre

olayda vefat eden kişilerin ölüm sebebine ve bu boyutta bir CO zehirlenmesi

meydana gelebilmesini sağlayacak CO konsantrasyonuna -yer altı ocağının

boyutları gözönüne alındığında- tek başına bant, ahşap tahkimat ve PVC boru

yangınının neden olması mümkün değildir. Olayda U3 trafosu etrafında topuk

olarak bırakılan kömürün kontrolsüz bir şekilde kendiliğinden yanması sonucu

oluşan karbonmonoksit temiz hava girişine ulaşmıştır. Temiz hava ile temas ederek

kendiliğinden yanan kömür tam yanmaya dönüşmüştür. Bu yangın 4 No.lu kömür

nakil bandının bulunduğu yola sirayet ederek bu bölümdeki ve 3 No.lu kömür

nakil bandının bulunduğu yoldaki bant, ahşap tahkimat, PVC borular ve elektrik

kablolarını tutuşturmuştur. Su ile soğutma çalışmaları sonucu zehirleyici ve

boğucu gazlar açığa çıkmıştır. Nitekim olay sonrası diğer yangınlar

söndürüldükten sonra kurtarma faaliyetleri esnasında kömür yangınının devam

etmekte olduğu 16/5/2014 tarihinde maden ocağına yapılan ilk keşifte

saptanmıştır. 16/7/2014 tarihinde yapılan keşifte de uzun bir süre madenin

kapalı kalmış olmasına rağmen kömürün olayın meydana geldiği bölgede yanmaya

devam ettiği tespit edilmiştir.

23. Bilirkişi heyeti 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini

üstlenen şirketin7/10/2009 tarihinde TKİ’ye yaptığı sözleşme devri ile ilgili

başvurusunda üretim çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim

yapılamamasını ve yüksek su gelirini gerekçe gösterip ileride telafisi mümkün

olmayacak problemlerle karşılaşılacağına değinerek işi devretmek istediğini

dikkate almış, maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığının TKİ ve kömür

üretim işini devralan yüklenici Şirket tarafından bilindiği kanaatine varmış ve

olayın meydana gelmesinden sorumlu olanları belirlemiştir.

24. Bilirkişi raporunun kusur değerlendirmesine ilişkin

kısmı şöyledir:

“1. Olayın

meydana gelişinden önceki tarihlerde, ocak havasının denetimi için kurulan gaz

izleme sensörleri, olayın başlangıcını haber vermiş, ancak bu durum şirket yetkilileri

tarafından dikkate alınmamıştır. Ocak içi yangınının başladığını gösteren CO,

sıcaklık yükselmesi ve ocak çıkış havasındaki oksijen seviyesinin düşmesi,

yangının başladığının en önemli kanıtıdır. Oksijen seviyesi, madenlerde izin

verilen değerlerin altında, CO ve sıcaklık değerleri, izin verilen sınır

değerlerin üzerinde seyretmiştir. Sensörlerden gelen bilgiler, ocakta meydana

gelen kazanın olacağını önceden bildirmesine rağmen, bilgilerin dikkate

alınmaması ve çalışmaların durdurulmaması çok önemli bir ihmali göstermektedir.

Bu durumu izlemek ve gerekli önlemleri

almakla yükümlü olan;

a- İşveren (Yönetim Kurulu Başkanı);

b- İşveren Vekilleri (Genel Müdür,

İşletme Müdürü, İşletme Müdür Yrd.);

c- Ocak Daimi Nezaretçisi;

d- Teknik Nezaretçi;

e- İş Güvenliğinden Sorumlu Vardiya

Amirleri;

f- İş Güvenliği Uzmanları;

g- Ocak Havalandırma Mühendisi;

h- Sensör kayıtlarından sorumlu olan

teknik personel, asli kusurlu,

Kontrol yetkisi olan, aylık hak ediş

dosyalarında iş güvenliği ile ilgili raporları denetleme ve inceleme yetkisine

sahip olan ruhsat sahibi TKİ-ELİ’de [Ege Linyit İşletmesi Müdürlüğü, ELİ] görevli;

i- TKİ-ELİ Kontrol Baş Mühendisi;

j- TKİ-ELİ[yüklenici Şirketin] Eynez ocağı

kontrol mühendisleri, asli kusurludur.

2. Havalandırma şekli ve yöntemi, yangın

tehlikesi olan bir yer altı ocağı için uygun değildir. Ocağın bazı bölümlerinde

seri havalandırma yöntemi uygulanmaktadır. Yani, ocaktaki kirli havanın en kısa

yoldan dışarı atılmasını sağlayacak paralel yol bağlantıları kurulmamıştır. A

ve H panoları ile K ve S panoları bağımsız kirli hava çıkışına sahiptir. Ancak

140 panosunda kirlenen hava temiz havaya karıştırılarak bu panolara

iletilmekte, K panosunda yeniden kirlenen hava S panosuna gönderilmekte, S

panosunda 3 ayak seri olarak (bir ayakta kirlenen hava diğer ayağın temiz

havası olarak kullanılıyor) havalandırılmaktadır. Aynı durum H panosunun 2

ayağı ve çok sayıda baca üretiminde de görülmektedir. Yangın çıkması durumunda,

mevcut CO maskelerinin kullanım süreleri de düşünüldüğünde, temiz havaya çıkış

yapılabilecek bir mesafe söz konusu değildir. Bu durum, ölümlerin yüksek

olmasının nedenlerinden birisidir.

Maden ocaklarında işletme projelerini

inceleyerek çalışma izni veren ve her yıl üretim faaliyet raporlarını

denetleyen bir kurum olarak, havalandırma planını bu hali ile kabul etmesi ve

üretime izin vermesi nedeni ile;

a- Maden İşleri Genel Müdürü;

b- 2010 yılından olay tarihine kadar [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM [Maden İşleri

Genel Müdürlüğü] kontrol ve denetleme elemanları,

asli kusurludur,

İş sağlığı ve güvenliği açısından

havalandırma planlarının uygulanmasını ve hava ölçümlerini kontrol etme,

denetleme ve olumsuz durumlarda ocak faaliyetlerini durdurma yetkisinde sahip;

c- Olay tarihinden önceki son iki yıl

içerisinde [yüklenici

Şirketin] Eynez İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftis Kurulu Iş

Müfettişleri, asli kusurlu,

Ocak havalandırma planını hazırlayan,

onaylayan ve kontrol eden işletmeci ve ruhsat sahibi;

d- İşveren;

e- İşveren Vekilleri;

f- TKİ- ELİ Kontrol Baş Mühendisi;

g- TKİ-ELİ [yüklenici Şirketin] Eynez ocağı

kontrol mühendisleri, asli kusurludur.

Konuya ilişkin olarak gerekli uyarı ve

müdahalelerde bulunmayan;

h- Emniyet Başmühendisi;

i- Teknik Nezaretçi;

j-

Daimi Nezaretçi;

k- İş Güvenliği Uzmanları, tali

kusurludur.

3.

Soma Kömür işletmeleri

tarafından hazırlanan ve TKİ Genel Müdürlüğünce onaylanan 1. Revize Projesinin

20. sayfasında 2.18 başlığı altında verilen değerlendirmede, metan sorunu ile

uğraşılan bu tür ocaklarda çalışanların en kısa ve en kolay yolla yerüstüne

naklinin çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bunun sağlanması için yeni bir

planlama ile yeryüzüne bağlantılı galerilerin sürülmesi kararlaştırılmış, bu

konuda 03.12.2010 tarihinde 7231 muhaberat no ile TKİ Müessese Müdürlüğünden

izin istendiği belirtilmiştir. 08.12.2010 tarihli TKİ Müessese Müdürlüğü oluru

ile birisi acil çıkış galerisi olmak üzere iki ayrı galeri en temiz hava

girecek olup, yeni sürülecek galeri ile de hava çıkışı sağlanacağı

belirtilmiştir. Ancak 1. Revize projesi Plan 2’de gösterilen bu galeri, üretim

sınırlarında yapılan değişiklik neticesinde üretim rezervi içerisinde kalarak

rezervzayiatının engellenmesi amacıyla oluşturulmamıştır. Olay esnasında kaçışı

sağlayacak böyle bir yolun, iş güvenliği göz ardı edilerek ve sadece kömür

rezervi düşünülerek iptal edilmesi nedeni ile;

a- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;

b- TKİ İşletme Dairesi Başkanı, asli

sorumludur.

4.

1. Revize projesinde,

sözleşmede belirlenen 1.500.000 ton/yıl üretimin gerçekleştirilebilmesi için,

yer altı ve yerüstü çalışanların sayısı 2226 kişi olarak verilmiştir. Bu

kapasitenin sağlanması için birisi yedek olmak üzere 2 adet 2500 m3/dakika

kapasiteli vantilatör kullanıldığı beyan edilmiştir. 2012 yılında

gerçekleştirilen kömür üretimi 3.816.015 ton, 2013 yılında ise bu rakam

3.566.457 ton’dur ve 2014 yılındaki havalandırma ölçümlerinin yapıldığı

defterlerde, ocak çıkış havası debisinin 1980 m3/dakika civarında olduğu

saptanmıştır. Bazı ayaklarda ölçülen hava hızlarının, sınır değer olan 0.5

m/sn’ nin altında olduğu saptanmıştır. 2014 yılının Mart ayında, hak ediş

dosyasından alınan sigortalı olarak prim yatırılan toplam işçi sayısı 3367

olarak belirlenmiştir. Üretimin iki katından fazlasına çıkarılmış, çalışan

sayısının artırılmış olmasına rağmen, havalandırma sisteminin aynen korunmuş

olması iş sağlığı ve güvenliği yönünden çok büyük bir ihmali ortaya

koymaktadır.

Havalandırma ile ilgili yukarıda

belirtilen uygunsuz durumu göz ardı ederek çalışmalarını sürdüren;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri;

c- Teknik Nezaretçi;

d- İş Güvenliği Uzmanları, asli

kusurludur.

Revize projeyi onaylayan, ancak üretim

ve havalandırma uygulamasını kontrol etmeyen,

e- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;

f- TKİ İşletme Dairesi Başkanı;

g- TKİ- ELİ Kontrol Baş Mühendisi, asli

kusurludur.

2010 yılından olayın meydana güne kadar

uygulamayı denetlemede gerekli özeni göstermeyen;

h- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, asli kusurludur,

i- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

işletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, tali

kusurludur.

5.

Yangın tehlikesi bulunan

yer altı kömür işletmelerinde, yanmaya karşı gerekli önlemlerin alınması,

kullanılan makine ve ekipmanların yanmaz veya zor tutuşur malzemelerden

seçilmesi gerekmektedir. Grizulu ocak olarak sınıflandırılan Eynez yer altı

işletmesinin tüm elektrikli ekipmanlarının anti-grizu veya alev sızdırmaz

(EX-proff) olarak seçilmesi gerekmektedir. Gerçekleştirilen keşiflerde,

yardımcı tahkimat malzemesi olan ahşap kamaların, PVC boruların ve bantların

yangına karşı dayanıklı olmadığı, bant motorlarından bazılarının ve elektrik

kablolarının bağlantı uç ekipmanlarının alev sızdırmaz olarak seçilmediği

tespit edilmiştir. Yangına meyilli olan böyle bir işletmede, yangın riskine

karşı gerekli altyapıyı oluşturmayan;

a- İşveren:

b- İşveren Vekilleri; asli kusurludur,

Gerekli uyarıları yapmayan ve

müdahalelerde bulunmayan;

c- Teknik Nezaretçi;

d- İş Güvenliği Uzmanları, tali

kusurludur.

Denetleme ve işi durdurma yetkisine

sahip;

e- 2010 yılından olay tarihine kadar,[yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, asli kusurludurlar.

f- 2010 yılından olay tarihine kadar [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, asli

kusurludur.

6.

Çalışanların kullanımına

verilen ve yangın esnasında işçilerin güvenli bölgeye kaçışlarına yardımcı

olacak CO gaz maskelerinin kontrol kayıtlarının düzenli tutulmadığı ve rutin

kontrollerin düzenli olarak yapılıp yapılmadığı anlaşılamamıştır. Tanık ifadelerinden,

olay esnasında bazı CO maskelerinin işlevini yerine getirmediği, çalışanların

zimmetinde bulunan maskelerin kontrollerinin uzun süre yapılmadığı

anlaşılmıştır.

CO gaz maskelerinin kontrol kayıtlarını

denetlemekle görevli olan ve yaptırım gücünü uygulamayan;

a- 2010 yılından olay tarihine kadar [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, asli

kusurludur.

b- İşveren;

c- İşveren Vekilleri;

d- Teknik Nezaretçi;

e- İş Güvenliği Uzmanları, asli kusurludur.

7.

Teknik nezaretçi

defterinin düzenli tutulmadığı, son 4 kaydın nüshalarının defterde kaldığı,

tehlike sınırlarının aşılmış olmasına rağmen, tehlikeli gaz değerleri için

defterde herhangi bir ibareye rastlanılmadığı yapılan incelemelerden anlaşılmıştır.

Gaz ölçüm defterinden elde edilen veriler ile sensörlerden elde edilen

verilerin birbirlerini tutmaması nedeniyle kayıtların rastgele tutulduğu tespit

edilmiştir.

Ölçüm anomalilerinin gözlenmeye

başladığı 2014 yılı başından itibaren defterlerin tutulmasından, ölçümlerin

yapılması ve kayıt altına alınmasından sorumlu;

a- İşveren:

b- işveren Vekilleri;

c- Teknik Nezaretçi;

d- İş Güvenliği Uzmanları;

e- Ocak Havalandırma Mühendisi;

f- Gaz Ölçümlerinden Sorumlu

Mühendisler;

g- İş Güvenliğinden Sorumlu Vardiya

AmirIeri, asli kusurludur.

8.

Ocak havalandırmasının

karmaşık yapısı nedeniyle daha fazla sensör ile kontrol edilmesi gerekirken,

yeterli sayıda gaz ve sıcaklık sensörü bulunmamaktadır. Ocak sıcaklığı, sadece

ocak hava çıkışında bulunan bir adet sensör ile kontrol edilmektedir.

Vardiyalarda, ocak içi havasının sıcaklık ve gaz içeriği farklı bölümlerinde

kontrol edilip kayıt altına alınması gerekmektedir. CO için ölçüm yapan

sensörlerden 9 adeti düzgün veri üretmemesine rağmen bu durum göz ardı edilmiş,

gereken tedbirler alınmamıştır.

Sensörlerin kontrolünü yapma zorunluluğu

bulunan, elde edilen verileri değerlendirmekle görevli olan, ancak bunları

ihmal eden;

a- Teknik Nezaretçi;

b- iş Güvenliği Uzmanları;

c- Ocak Havalandırma Mühendisi;

d- Gaz Ölçümlerinden Sorumlu

Mühendisler;

e- İş Güvenliğinden Sorumlu Vardiya

AmirIeri;

f- TKİ- ELİ Kontrol Baş Mühendisi;

g- TKİ- ELİ [Yüklenici Şirketin] Eynez ocağı

kontrol mühendisleri, asli kusurludur.

9.

Soma Kömürleri

işletmesi, Eynez yer altı kömür sahasının bazı bölümlerinde, tek bir bacadan

üretim yapılması nedeniyle tehlikeli olduğu için kullanımı sakıncalı olan Kara

Tumba yöntemiyle üretim yapıldığı, imalat planlarında ve hak edişlerde verilen

planlarda görülmektedir.

Yeraltında çalışan sayısının artmasına

ve risk faktörünün yükselmesine neden olan bu yöntemin, daha fazla kömür

kazanılması için kullanılmasına izin veren ve bunları denetleme ve güvenli

olmadığı için durdurma yetkisine sahip olmasına rağmen gerekli müdahaleyi

yapmayan;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri;

c- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri;

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen. denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları;

e- TKİ Yönetim Kurulu Baskanı;

f- TKİ İşletme Dairesi Başkanı;

g- Teknik Nezaretçi, asli kusurludur.

10. ... 2013 ve 2014 yılları Termin

Takip kayıtları incelendiğinde, aylar ve yıllar bazında programlanan üretimden

2-2,5 kat fazla üretim yapıldığı anlaşılmaktadır (2013 yılı için programlanan

üretim 1.500.000 Ton, gerçekleşen üretim 3.566.456 Ton). Bu sonuçlar, işletmede

‘Üretim Zorlaması’

olduğunu ve işçilerin ifadelerinde de belirttiği gibi fazla çalışmaya

zorlandıkları savını doğrulamaktadır. Üretim zorlaması beraberinde alınması

gereken tedbirlerin alınmamasına ve tehlikeli çalışma koşullarının oluşmasına

yol açmıştır.

Üretim zorlamasını gerçekleştirmesi

nedeni ile;

a- İşveren:

b- İşveren Vekilleri;

c- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;

d- TKİ İşletme Dairesi Baskanı; asli

kusurlu,

Üretim artışını karşılayacak gerekli

proje değişikliklerini talep etmeyen ve buna bağlı yıllık üretim faaliyet

raporlarını denetlemeyen;

e- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, asli kusurludur,

Denetimlerinde işletme projesi, program

ve üretim farklılıklarını göz önüne alarak kapsamlı denetleme yapmayan;

f- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

işletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettisleri, asli

kusurludur.

11.

... [Y]önetmelikte belirtilen, ‘vantilatör

ve aspiratörlerin, gerektiğinde, hava akımını ters yöne çevirebilecek tipte

düzenlenmiş olmalıdır’ koşulu ocakta yerine getirilmemiştir. Bu durum

kurtarma faaliyetlerinde olumsuz etki yaratmıştır. Ocağın girişinde bulunan ana

havalandırma fanının bu teknolojik özelliğe sahip olmadığı tespit edilmiştir.

Olayın başlamasından sonra hava akışının yönünü ters çevirmek için verilen

karar sonucunda ocağa gönderilen hava miktarının önemli ölçüde azaldığı tanık

ifadelerinden anlaşılmıştır.

Bu teknik zorunluluğu yerine getirmeyen;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri, asli kusurludur.

12.

Eynez yer altı ocağı tek

hat şeması üzerinden elektrik projesi incelendiğinde trafo, SF6 gazlı

kesicilerin ve enerji taşıma kablolarının, bazı hatlarda uygun olmadığı

sonucuna varılmıştır. İşletmenin elektrik sistemi, madenin çalıştırılması için

güvenilir değildir.

İşletme projesi içerisinde, elektrik

projelerinin MİGEM’e sunulması ve onay alınması gerekmektedir. Ancak bu işlemin

yerine getirilmediği belirlenmiştir. Bu nedenle;

a- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Prolelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları;

b- İşveren;

c- İşveren Vekilleri, tali kusurludur.

13.

Maden ocağında

kullanılan gaz sensörlerinin akredite bir kurum veya kuruluş tarafından

kalibrasyonlarının yapılmadığı anlaşılmıştır. Şebeke enerjisi kesildiğinde

yedek elektriksel güç (akü ve kesintisiz güç kaynağı) kaynakları ile sensörler

beslenmelidir. Bu faciada sensörlerin yedek güç kaynaklarının yeterli olmadığı

anlaşılmıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun 24/08/2010 tarihli ‘Merkezi Gaz izleme Sistemi

(MGİS) Yönergesi’ esas alındığında;

Alt yapının kurulup çalıştırılmasından

sorumlu;

a- İşveren:

b- İşveren Vekilleri;

c- Merkezi Gaz İzleme Sisteminde görevli

yetkili personel, asli kusurlu,

Kontrol ve denetim yetkisi olan;

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri;

e- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, tali kusurludur.

14.

Kaza esnasında, olay

yerindeki haberleşme cihazlarının çalışmadığı ifadelerden anlaşılmaktadır.

Haberleşme cihazlarının ve aksesuarlarının yer altı standartlarına uygun

olmadığı belirlenmiştir. Elektrik panolarında kablo eklerinin standart dışı

bakırların birbirine sarılması ile yapıldığı, plastik banttarla sarıldığı

tespit edilmiştir. Olay yerinin boşaltılması için haberleşme en önemli unsurdur.

Haberleşme cihazlarının çalışmaması ve merkezi alarm sisteminin bulunmaması,

tahliyenin gecikerek olayın büyümesi hususundaki en önemli unsurlardan

birisidir. Bu nedenle gerekli tedbirleri almamış olan;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri asli kusurludur,

Projeleri kontrol etmeyen ve gerekli

denetimleri yapmayan;

c- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri;

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, asli kusurludur.

15. Çalışılan kömür damarlarının yangına

müsait oluşu dikkate alınarak özellikle terk edilen eski üretim alanlarının

kontrolünün yapılarak kömür yangınlarına karşı gerekli önlemler alınmamıştır.

Uygulanan üretim yöntemi, göçük içerisinde çok fazla yanmaya müsait kömür

bırakmaya meyilli olması nedeniyle, yangına elverişli kömür ocakları için uygun

değildir. Bu yöntem ile üretime karar veren ve bunu onaylayarak üretimin devam

etmesini sağlayan;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri;

c- TKİ İşletme Dairesi Başkanı; asli

kusurludur,

İşletme projesine onay veren,

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları; asli kusurludur,

Takibini yapan ve iş güvenliği açısından

denetleme ve işi durdurma yetkisi olan;

e- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletmesinde

denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, tali kusurludur.

16.

Çok Tehlikeli İş sınıfı

kapsamına giren yer altı maden işletmelerinde yapılması gereken Risk

Değerlendirmelerinin içerisinde ocak yangınlarına karşı kapsamlı bir Risk Değerlendirmesi

ve alınacak önlemlere ilişkin bir bölüm mevcut değildir. Bu durum büyük bir

eksiklik yaratmaktadır. Risk değerlendirmesini gerçekleştirecek eleman ve

denetleyecek kurum olan;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri;

c- İş Güvenliği Uzmanları;

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, asli

kusurludur.

17. Çalışanlara işe başlamadan önce

verilmesi gereken en az 32 saatlik mesleki eğitim, işe başlamadan önce verilmesi

ve her yarı tekrarlanması zorunlu 16 saatlik iş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimleri

tam olarak verilmemiştir. Yine tanık ifadelerinden, söz konusu eğitimlerin

gerçek anlamda yaptırılmadan belgelendirildiği, tekrarlama eğitimlerinin ise

yaptırılmadığı kanaatine varılmıştır. Bu durumda;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri, asli kusurludur.

18.

İşverenin, 6331 Sayılı

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, en az

biri A sınıfı uzman olmak üzere 3 adet iş Güvenliği Uzmanı ataması ve çalışan

sayısının 3000 civarında olması nedeniyle bu kişilere iş Güvenliği dışında

herhangi bir iş vermemesi gerekirdi. Bu yasal gerekliliği, yeterli bilgi ve

deneyimi olmayan iş güvenliği uzmanlarına görev vererek yerine getiren ve ek

farklı işlerle görevlendiren;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri, asli kusurludur.

19.

İşyerinde tahliye amaçlı

bir planlama söz konusu değildir. Çalışanların işyerlerini terk edebilecekleri

kısa ve alternatif yollar yapılmamış, herhangi bir tehlike durumunda tüm

çalışanları uyarabilecek bir alarm sistemi, haberleşme sistemi ve yönlendirme

levhaları kurulmamıştır. Bu nedenle, ilgili mevzuatı dikkate almayan;

a- İşveren;

b- İşveren Vekilleri, asli kusurludur.

Gerekli denetimler neticesinde tehlikeli

durumu belirleyip gerekli önlemlerin alınmasını sağlamayan;

c- 2010 yılından olay tarihine kadar, [Yüklenici Şirketin] Eynez

İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri;

d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme

Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve

denetleme elemanları, asli kusurludur.

20.

Türkiye Kömür

İşletmeleri tarafından, önce P... A.Ş.’ne daha sonra [yüklenici Şirkete] ‘Hizmet Alım

Sözleşmesi ile Verilen ihale Konusu 15.000.000 Ton Kömür Üretim işi’

4857 sayılı iş Kanunu hükümleri açısından muvazaalı (hileli) olarak

görülmektedir. Konuya ilişkin olarak hem Sayıştay KİT raporlarında, hem de TKİ

tarafından yayımlanmış olan 2013 yılı Faaliyet Raporunda bu duruma dikkat

çekilmiştir.

Asli görevi kömür işletmeciliği olan,

gerekli bilgi birikimi ve teknik personel desteğine sahip Türkiye Kömür

işletmeleri’nin, asıl işi olan yer altı kömür üretimini, hizmet alım sözleşmesi

ile iş güvenliğini göz ardı ederek, maliyet kaygısıyla alt işverene devretmesi

nedeniyle;

a- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;

b- TKİ İşletme Dairesi Başkanı, asli

kusurludur.”

25. Faciada yakınlarını kaybedenlerin bazıları Soma

Başsavcılığına verdiği dilekçelerde olayın meydana gelmesinde TKİ Yönetim

Kurulu Başkanı ile Üyelerinin, TKİ İşletme Dairesi Başkanı’nın, TKİ İş Sağlığı

ve Güvenliği Genel Müdürü’nün, ELİ Müessese Müdürü ile Yardımcılarının, Yer

Altı Kontrol Şube Müdürü ile Müdür Yardımcısı’nın, ELİ kontrol başmühendisleri

ile kontrol mühendislerinin, Maden İşleri Genel Müdürü ile bu kurumun denetim

ve kontrol elemanlarının, Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı ile 2010

yılından itibaren olay yerinde denetim yapan iş müfettişlerinin, Enerji

Bakanlığına bağlı enerji kalitesi kıstasları denetimini yapan

yetkililerin, yüklenici Şirketin maden ocağını işletmeye başladığı tarihten

sonraki Yönetim Kurulu Başkanları ve Üyeleri ile hissedarlarının, yüklenici

Şirketin Genel Müdürü, İşletme müdürü ve Müdür Yardımcılarının, iş

güvenliğinden sorumlu başmühendis ile mühendislerin, iş güvenliği uzmanlarının,

ocak daimî nezaretçisinin, teknik nezaretçilerin, ocak havalandırma

mühendisinin, sensör kayıtlarından sorumlu teknik personelin, gaz ölçümünden

sorumlu mühendislerin, teknikerlerin ve vardiya amirlerinin de kusurlarının

olduğunu iddia etmiştir.

26. Yürüttüğü soruşturma sonunda ELİ Müdür Yardımcısı

A.U. ve yüklenici Şirketin bir önceki Yönetim Kurulu Başkanı A.G. ile yüklenici

Şirketin hissedarı, yöneticisi ya da çalışanı olan 42 kişi hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kovuşturmasızlık kararı) veren Soma

Başsavcılığı, aralarında ELİ’de görevli bazı kontrol başmühendisleri ile

mühendislerinin de bulunduğu 45 kişi hakkında -ki ELİ Müdürlüğü çalışanları

dışındakiler yüklenici Şirketin hissedarı, yöneticisi veya çalışanıdır- olası

kastla öldürme ve netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya bilinçli taksirle

birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma ya

da taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına

neden olma suçlarını işledikleri iddiasıyla Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza

Mahkemesi) nezdinde kamu davası açılması için fezleke düzenleyip soruşturma

evrakını Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığına (Akhisar Başsavcılığı) göndermiştir.

Fezlekede olayın bilirkişi raporunda belirtilen şekilde meydana geldiği iddia

edilmiş ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler çerçevesinde şüphelilere suç

isnadında bulunulmuştur. Kovuşturmasızlık kararına göre şüpheliler S.Y., M.E.,

K.K. ve H.D. meydana gelen faciada vefat etmiştir; haklarında kamu davası

açılmayan diğer şüphelilere ise bilirkişiler kusur atfetmemiştir.

27. Faciada yakınlarını kaybeden bazı kişiler başka

hususlar yanında ELİ Müdür Yardımcısı A.U. ve yüklenici Şirketin bir önceki

Yönetim Kurulu Başkanı A.G.de dâhil olmak üzere olaydan sorumlu olan bazı

kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiğini ve ELİ Müessese Müdürü Ha.D.

de dâhil olayda sorumluluğu bulunabilecek bazı kişiler hakkında soruşturma

yürütülmediğini belirterek Soma Başsavcılığınca verilen karara itiraz etmiştir.

Yapılan itirazlar Akhisar Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir. Bunun üzerine

olayda vefat eden bazı kişilerin yakınları bireysel başvuru (Abdülkadir

Yılmaz ve diğerleri, B. No: 2015/1894, 16/1/2020) yapmıştır. Söz konusu

başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, Soma Başsavcılığınca alınan bilirkişi

raporundaki tespitleri gözeterek yaşam hakkının devlete yüklediği etkili

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün somut olayda ceza

soruşturması gerektirdiğini tespit etmiş ancak bazı şüpheliler hakkındaki

yargısal sürecin devam ettiğine işaret edip, bu süreçte yapılacak araştırma

sonucunda olayda sorumlulukları tespit edilecek kişiler haklarında kamu davası

açılmasının mümkün olduğunu belirterek başvuruyu başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.

2. Fezlekenin

Düzenlenmesinden Sonraki Süreç

28. Akhisar Başsavcılığı, Soma Başsavcılığınca hazırlanan

fezlekedeki hukuki nitelendirme çerçevesinde 45 şüpheli hakkında Ceza Mahkemesi

nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede -fezlekeyle uyumlu şekilde- olay

esnasında yer altı maden ocağındaki mağdurların tamamının yaşamları tehlikeye

girecek şekilde yaralandığı belirtilmiştir. İddianamenin düzenlendiği tarihte

Gaz Laboratuvarı henüz sabit gaz ölçüm cihazlarıyla ilgili raporunu

göndermemiştir.

29. Ceza Mahkemesi bazı eksikler içerdiği gerekçesiyle

Akhisar Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin iadesine karar vermiştir. Ceza

Mahkemesine göre iddianamede bulunan eksikler kısaca şunlardır:

i. Olayda vefat eden bazı kişilerin yakınlarına yer

verilmemiştir.

ii. Şüphelilerin görev ve hukuki sorumlulukları ile

şüphelilere isnat edilen eylemler delilleriyle açıklanmamıştır. Ayrıca

şüphelilerin sorumluluk durumunu belirleyen bilirkişi raporunda eksiklik

bulunmaktadır.

iii. İddianamede olay esnasında yer altı maden ocağında

bulunan işçilerin tamamının yaşamları tehlikeye girecek şekilde yaralandığı

açıklansa da bu kabulün gerekçesi belirtilmemiş, bu kabul herhangi bir delille

de irtibatlandırılmamıştır.

iv. Şüphelilerin kusur durumlarına etki edebilecek

durumda olduğu değerlendirilen sabit gaz ölçüm cihazlarına ilişkin rapor

beklenmemiştir. Oysa söz konusu rapor esaslı bir delildir.

30. Akhisar Başsavcılığı, Ceza Mahkemesince verilen

karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır

Ceza Mahkemesi) sabit gaz ölçüm cihazlarına ilişkin verilerin bilirkişilerce

bilgisayar üzerinden incelenerek bununla ilgili kusur durumunun bilirkişi

raporunda belirtildiği, bilirkişiler tarafından şirkete ait gaz ölçüm günlük

rapor ve kayıt defterinin incelendiği, sabit gaz ölçüm cihazıyla ilgili Gaz

Laboratuvarı raporunun iddianamenin iadesine itirazdan sonra geldiği (Anılan

rapora göre karbondioksit gaz ölçüm cihazı çalışmamaktadır. Diğer gazlar

yönünden sabit gaz ölçüm cihazları ya hatalı çalışmakta ya da kalibrasyon

değerinden daha yüksek değer okumaktadır. Bu durum karbonmonoksit ve metan

gazları için uygulamada tehlike teşkil etmemektedir. Gerekli bilgilerin temin

edilememesi nedeniyle sıcaklık ölçüm cihazlarının kalibrasyonu yapılamamıştır.),

şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediği hususunda yeterli şüphe olması

nedeniyle iddianame düzenlendiği ve soruşturma aşamasında alınan bilirkişi

raporunun yeterli görülmemesi hâlinde kovuşturma aşamasında yeniden bilirkişi

raporu alınabileceği gerekçesiyle iddianamenin iadesine ilişkin bir kısım

nedeni yerinde bulmamıştır. Bununla birlikte olayda vefat eden bazı kişilerin

yakınlarına iddianamede yer verilmediğine ve mağdurların yaralarının niteliği

ile ilgili kabulün delillendirilmediğine ilişkin iade nedenleri yerinde

bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına göre 65 mağdurla ilgili herhangi

bir rapor, 85 mağdur yönünde ise kesin adli rapor aldırılmamıştır.

31. Akhisar Başsavcılığı mağdurların adli raporlarını

almak için gerekli adımları atmış ve 5/9/2014 tarihli raporu düzenleyen

bilirkişi heyetinden topçu defteri ve Gaz Laboratuvarının gaz ölçüm

cihazlarıyla ilgili raporları yönünden ek rapor almıştır. Ek rapora göre;

- Seyyar gaz ölçüm cihazlarının kaydettiği en yüksek

sıcaklık değeri33 °C’dir. Olay esnasında çıkış havasına yerleştirilmiş 428

No.lu sabit gaz ölçüm cihazından ölçülen 46,58 °C’ye seyyar gaz ölçüm

cihazlarında rastlanmamıştır ancak seyyar gaz ölçüm cihazlarının çıkış

havasından veri alıp almadığı belirlenememiştir. Seyyar gaz ölçüm cihazlarının

hiçbirinde CH4 ile ilgili sınır aşılmamıştır.

- İlgili mevzuata göre bir üretim biriminde oksidasyon

başladığında, üst taban yolunda umumi havada bulunan CO konsantrasyonu 50

PPM’ye ulaştığında pano yangın bekleme barajlarından kapatılır. 415 No.lu sabit

gaz ölçüm cihazının 5/5/2014 tarihinde saat 12.39’dan itibaren 3 saat 16 dakika

süreyle yaptığı CO ölçümlerinin ortalaması 123,20 PPM’dir. 12.39-14.32 saatleri

arasında ölçülen hiçbir değer 50 PPM’nin altında değildir. Ayrıca 10/5/2014

tarihinde 415 No.lu sabit gaz ölçüm cihazında 2 saat 32 dakika, 11/5/214

tarihinde 470 No.lu sabit gaz ölçüm cihazında 12 saat 31 dakika,

12/5/2014-13/5/2014 tarihlerinde 416 No.lu sabit gaz ölçüm cihazında 4 saat 3

dakika, 13/5/2014 tarihinde 416 No.lu sabit gaz ölçüm cihazında 5 saat 19

dakika boyunca 50 PPM’nin üzerinde CO değeri ölçülmüştür. 415 No.lu sabit gaz

ölçüm cihazının 7/5/2014-8/5/2014 tarihlerinde, vardiya değişim saatlerinde

kaydetmiş olduğu CO değerleri de 50 PPM’nin üzerindedir. Bazı seyyar gaz ölçüm

cihazları 1/5/2014 tarihinde izin verilen sınırın altında oksijen değerleri

ölçmüştür. Yüksek CO ve düşük oksijen değerlerinin hiçbiri gaz ölçüm kayıt

defterine kaydedilmemiştir.

- Top atımından sonra CO değerlerinin yükselmesi

normaldir ve içeriye verilen temiz hava ile CO seyreltilir. Havanın

temizlenmesi on dakikadan fazla sürmez. Pek çok gaz ölçüm cihazında top atımı

ile izah edilemeyecek zaman dilimlerinde yüksek CO değerleri ölçülmüştür.

32. Akhisar Başsavcılığı 23/2/2015 tarihli iddianame ile

45 şüpheli hakkında Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası (ana dava) açmıştır.

İddianameye göre haklarında kamu davası açılan kişiler ile bu kişilerin yaptığı

görevler ve bu kişilere isnat edilen suçlar ekli 2 sayılı listede yer

almaktadır.

33. Olayın şüphelilerinden E.E. müdafii aracılığıyla

Akhisar Başsavcılığına gönderdiği bir dilekçede maden ocağında aralarında

S.D.nin de bulunduğu altı daimî nezaretçinin görev yaptığını ve bu kişilerden

birinin olay esnasında vefat ettiğini iddia etmiştir. Akhisar Başsavcılığı,

bilirkişi raporunda daimî nezaretçilere de kusur atfedilmesine rağmen

soruşturmada daimî nezaretçilerin tespit edilmediğini belirterek söz konusu

dilekçeyi Soma Başsavcılığına iletmiştir. Sonraki bir tarihte Ceza Mahkemesi,

sanıklardan Hi.K. ve H.A.nın daimî nezaretçi olduğunu ancak iddianamede bu

husustan söz edilmediğini Soma Başsavcılığının dikkatine sunmuştur. E.E.nin

dilekçesi ve Ceza Mahkemesinin bildirimi üzerine harekete geçen Soma

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonunda daimî nezaretçi olarak görev

yapmadığı gerekçesiyle S.D. hakkında kovuşturmasızlık kararı verilmiş ancak

daimî nezaretçi olmaları nedeniyle olaydan sorumlu olduğu iddia edilen M.E.,

H.A. ve Hi.K. hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile

birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kamu davası

açılması için düzenlenen fezlekeler Akhisar Başsavcılığına gönderilmiştir.

Akhisar Başsavcılığı sözü edilen fezlekelere istinaden M.E., H.A. ve Hi.K.

hakkında Ceza Mahkemesi nezdinde davalar açmıştır. Ceza Mahkemesi, açılan

davaları ana dava ile birleştirmiştir. Bu arada Soma Başsavcılığınca verilen

kovuşturmasızlık kararına yönelik itiraz reddedilmiştir.

34. Bazı katılanların yüklenici Şirketin önceki Yönetim

Kurulu Başkanı A.G.nin de olaydan sorumlu olduğu iddiasıyla verdikleri

dilekçeyi Ceza Mahkemesi, Soma Başsavcılığına iletmiştir. Anılan dilekçe

üzerine Soma Savcılığı konuyla ilgili bir soruşturma başlatmıştır. Bu

soruşturmanın akıbeti ile ilgili bilgiler aşağıda yer almaktadır.

35. Kovuşturmanın başlamasından keşfin yapıldığı 5/2/2016

tarihine kadar olan süreçte Ceza Mahkemesi -doğrudan ya da istinabe yoluyla-

sanıkların sorgularını yapıp olaydan yaralı olarak kurtarılan mağdurların,

tanıkların ve olayda vefat eden kişilerin çok sayıda yakınının beyanını almış;

TKİ, MİGEM ve yüklenici Şirketten çok sayıda bilgi ve belge temin etmiş ve

keşif işlemine konu edilecek maden ocağının keşif için güvenli hâle getirilmesi

için gerekli yazışmaları yapıp bu konuda yapılacak çalışmalarda gözlemci olmaları,

çalışmaları gerektiğinde sesli veya görüntü kayda alıp raporlamaları ve delil

olabilecek unsurların muhafazasını sağlamaları için bilirkişiler

görevlendirmiştir. Ayrıca aynı dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi Soma

Faciasını Araştırma Komisyonunca (TBMM Araştırma Komisyonu) hazırlanan rapor,

bazı devlet kurumları ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca

olay hakkında düzenlenen raporlar, çeşitli uzman görüşleri ve aynı olay

nedeniyle farklı iş mahkemelerinde açılan bazı tazminat davalarında alınan

bilirkişi raporları ya Ceza Mahkemesince getirtilmiş ya da bazı katılan

vekilince dosyaya sunulmuştur.

36. Keşif; hepsi akademik unvana sahip maden, jeoloji, iş

güvenliği, iş hukuku veya ceza hukuku alanında uzman olan kişiler ile bir

elektrik mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti refakatinde yapılmıştır.

37. Bilirkişi heyetine mensup iki kişinin

6/2/2016-12/2/2016 tarihler arasında yaptığı jeolojik etütler sırasında tespit

ettiği yerlerde yapılan sondajların karotlarından alınan örnekler Maden Tetkik

ve Arama Genel Müdürlüğüne (MTA) inceletilmiştir.

38. Bilirkişi heyeti, raporunu (ana rapor) 15/8/2016

tarihinde Ceza Mahkemesine sunmuştur. Söz konusu rapora göre;

i. Eski imalattan sızan/üflenen gazlar (başta

karbonmonoksit ve metan) ile yanıcı gazların tutuşmasına bağlı olarak bant

üzerinde taşınan kömürlerin, lastik konveyör (bir malzemenin bir noktadan başka

bir noktaya aktarılmasını sağlayan düzenek) bandının, ortamdaki kömür

tozlarının, elektrik kablolarının, ağaç tahkimatın, plastik boruların ve mazot,

yağ gibi malzemenin yanması sonucunda oluşan gaz ve duman, ocak havasına

katılarak mevcut ocak açıklıklarına yoğun bir şekilde karıştığı için olay

meydana gelmiştir. Eski imalattan sızan gazlar içindeki metanın yanmasına yol

açarak ocakta yangın başlatan neden ise göçükler, kaymalar ve posta akmaları

sırasında darbe alan kablonun/kabloların yarattığı ark veya kısa devredir.

ii. Ocağın bir bölmesinde meydana gelen ve mücadelesi zor

olsa da lokal kalabilecek olay ani gelişmesi, olumsuz ocak yapısı ve mevzuata

aykırı bazı uygulamalar nedeniyle facia boyutuna ulaşmıştır. Bilirkişilere göre

olayla birinci derecede ilgili olan eksiklikler şunlardır:

- Panolar ve galeriler arasında bırakılan topuk

genişlikleri uygun değildir.

- Barajlar, sızdırmazlıkları tam olarak sağlanacak

şekilde kurulmamaktadır.

- U3 bölgesi gibi yüksek yük gerilimi altında kalan

galeriler hem duraylılık (Herhangi bir cismin yerini ve konumunu koruyabilmesi

koşulu) hem de sızdırmazlık açısından keson beton ile tahkim edilmemiştir.

- Eski imalat boşlukları ve barajlanarak kapatılan

bölümler (baraj arkaları) izlenmemekte ve kontrol altında tutulmamaktadır.

- Acil durumlarda çalışanların yeryüzüne tahliyesiyle

ilgili tatbikat yaptırılmamıştır.

- Acil eylem planlarında ocakta oluşabilecek bir yangın

öngörülmemiştir.

- Kullanım ömrünü tamamlamış ferdî kurtarıcılar

kullanılmakta, akredite edilmeden bu maskelerin kullanım süreleri

uzatılmaktadır.

- Bazı panolarda kara tumba üretim yapılmaktadır.

- 4 No.lu nakil bandının olduğu galeride hava miktarının

0-40 m3/dk gibi düşük değerlerde

olması ve bu bölgede çok sayıda eski imalat galerisi olmasına rağmen bölgede

emniyet açısından gerekli merkezî izleme sensörleri bulundurulmamaktadır.

- S panoların hava dönüşlerinin ayrı bir bağlantı ile

yeryüzüne bağlanmasını içeren revize plan uygulanmamıştır.

iii. Madenlerde iş güvenliği ile ilgili mevzuat; acil

durumlarda kaçış yolları, bant konveyör lastiklerinin niteliği, gaz ölçüm

cihazlarının (sensör) tipleri, sayıları ve konulacağı yerler, oksijen ferdi

kurtarıcısı(maske) kullanımı, damar gazlılığının, kendiliğinden yanmaya

yatkınlığın bilimsel olarak ölçülmesi gibi konularda ya eksik ya yetersizdir.

iv. Olayda işveren sıfatı sadece yüklenici Şirkete

aittir. TKİ’nin yüklenici Şirket tarafından kömür üretilen sahada üretim

yapması ve işçi çalıştırması söz konusu değildir. Bu bakımdan TKİ ile yüklenici

Şirket arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi veya işçi kiralama ilişki

yoktur ve TKİ’nin müteselsil sorumluluğu bulunmamaktadır.

v. Olayda kişilerin iradesinden bağımsız bir zorlayıcı

neden veya başkaca bir kaçınılmazlık durumu etkili olmamıştır.

Olayın meydana geldiği maden ocağı yüksek risk

içermektedir ve ocağın yeterli alt yapısı yoktur. Ocakta yeterli havalandırma

olanağının olmaması, riskli havalandırma sistemiyle üretime devam edilmesi,

revize planlarda öngörülen ek/yeni nefeslik ve havalandırma sisteminin

uygulamaya geçirilememesi, kaçış yollarının işin niteliğine ve gereklere uygun

olmaması, çalışma ortamının kaçışa uygunluğu ortadan kaldıracak sayıda kişi

barındırması kazanın en önemli nedenleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar

anlık değil yapısal nedenlerdir. Tamamen bir yatırım sorunu olarak ortaya çıkan

bu nedenlerin madende bulunan teknik elemanlarca giderilmesi beklenemez. Bu

nedenle yüklenici Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı C.G. ile haklarında kamu

davası açılmayan Yönetim Kurulu Üyesi M.Y. ve uzun yıllarca yönetim kurulu

başkanlığı yapıp olaydan bir süre önce görevini bırakan ancak olaydan sonra

asıl yetkilinin kendisi olduğu yönünde beyanlarda bulunan, yüklenici Şirkettin

hâkim ortağı olan şirkette yönetim kurulu başkanlığını yapmış A.G. olayın

meydana gelmesinden sorumludur. Ayrıca;

- Yüklenici Şirketin Genel Müdürü R.D., Eynez İşletme

Müdürü A.Ç. ve Eynez İşletme Müdür Yardımcısı ve Teknik Müdür İ.A. ile hakkında

dava açılmayan Genel Müdür Teknik Yardımcısı Ha.K. işveren vekili olarak,

- Görevi kapsamında tespit etmesi gereken eksiklikleri

bildirip önerilerde bulunmamaları nedeniyle teknik nezaretçiler E.E., M.E.,

H.A. ve Hi.K.,

- Olay sırasında yer üstünde ocağa hâkim bir yetkilinin

kalmaması ve bu yönde talimatlar üretilememesi, haberleşme/alarm sistemlerinin

yetersizliği şeklinde kendini gösteren kriz yönetimindeki başarısızlığı

nedeniyle hakkında dava açılmayan acil durum yöneticisi olarak gözüken Işıklar

İşletme Müdürü Ha.E.,

- Vardiya amirliğine dayanan işveren vekili sıfatıyla tüm

vardiyalarda iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sürecin izlenmesinden,

eksikliklerin giderilmesinden ve uyarılmasından sorumlu olan İş Güvenliği Üç

Vardiya Amiri M.A.G.Ç.,

-Teknik müdürün üç vardiya ocak üretim çalışmalarından

sorumlu yardımcısı olarak Klasik Ayak Üç Vardiya Amiri H.S.,

- İlgili mevzuat çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine

getirmeyen Patlatma Mühendisi S.K., Vardiya Amiri Y.K., Vardiya Amiri H.K.,

Havalandırma Mühendisi F.Ü.A., C.U. (İddianameye göre mekanize ayak vardiya

mühendisidir.),E.Y. (İddianameye göre iş güvenliğinden sorumlu vardiya

mühendisidir.) ve hakkında dava açılmayan Eğitim Mühendisi Mu.B. olayda

kusurludur. Yetki ve statüleri dikkate alındığında yüklenici Şirketle

bağlantılı başka bir kimsenin ihmali söz konusu değildir.

vii. Ocaktaki riskten haberdar olan TKİ, ruhsat sahibi

sıfatıyla ilgili kanun ve hizmet işleri şartnamesine göre ocağı denetlemekle

yükümlüdür. ELİ tarafından görevlendirilen Kontrol Başmühendisleri E.K. ve A.O.

revize plan/projelerdeki havalandırmayı düzenleyecek ek yeni açıklıklar (ikinci

yol) oluşturulması beklenmeden S panosunda riskli havalandırmayla yoğun üretim

faaliyetlerine izin vermeleri, üretim miktarının kısa bir zaman içinde ciddi

bir yatırım yapılmadan önemli miktarda artmasıyla ilgilenmemeleri, işletme

projesinde yer almayan işletme yöntemlerinin (tumba bacaları) uygulanmasına

izin vermeleri, iş güvenliğiyle ilgili eksikliklerin -bu eksiklikler

havalandırma, gaz izleme sistemi, yangınla mücadele ve tahlisiye gibi konulara

ilişkindir- tamamlanması ve hatalı uygulamaların düzeltilmesi için girişimde

bulunmamaları ve son olarak, kullanılan makine ve donanımların bir bölümünün

alev sızdırmaz olmamasına göz yummaları nedeniyle kusurludur. ELİ’de görevli

kontrol mühendislerinin olayın meydana gelmesine etki eden ihmalleri bulunmamaktadır.

Sorumluluğun kontrol ve denetimle görevli üst düzey görevliler bakımından da

araştırılması gerekir. Bu konuda dava dosyasında yeterli bilgi yoktur.

viii. İş güvenliğiyle ilgili görev ve yetkilerini

kullanmadaki ihmalleri nedeniyle MİGEM kontrol ve denetim elemanları ile

Çalışma Bakanlığının ocağı denetlemekle görevlendirdiği müfettişler de olayın

meyanda gelmesinden sorumludur.

39. Bilirkişi raporunun bir örneğini alan Soma

Başsavcılığı A.G. hakkındaki soruşturmayı (bkz. § 34) bilirkişi raporunda kusur

atfedilen M.Y., Ha.K., Mu.B. ve Ha.E.yi de içerek şekilde genişletmiş; A.G.,

Ha.K. ve Ha.E. hakkında daha önce verilen kovuşturmasızlık kararının sulh ceza

hâkimliğince kaldırılması üzerine söz konusu kişiler hakkında da Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılması için soruşturma evrakını Akhisar

Başsavcılığına göndermiştir. Akhisar Başsavcılığı bahsi geçen şüphelilerin bilinçli

taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına

neden olma suçunu işledikleri iddiasıyla Ceza Mahkemesinde dava açmıştır.

Sanıkların sorgularının istinabe yoluyla alınmasının ardından dava, ana dava

ile birleştirilmiştir.

40. Bazı katılan vekili ile sanık müdafiinin çeşitli

itirazları nedeniyle ana raporu hazırlayan bilirkişi heyetinden ek rapor

alınmıştır. Ek rapora göre ana raporda ortaya konan değerlendirmelerin

değiştirilmesini gerektirecek yeni bir bilgi ve belge ortaya konulmamıştır ve

sabotaj iddiası ortaya atılsa da buna dair hiçbir ciddi delil ve ifade

bulunmamaktadır. Bununla birlikte ek raporda olayda sorumlu olanların tespit

edilen eksikliklerden asli olarak mı yoksa kısmi olarak mı sorumlu oldukları

konusunda tablo oluşturulmuştur. Bu tabloya göre eksikliklere göre sorumlular

değişse de genel olarak C.G., A.G., M.Y., R.D., Ha.K., A.Ç., İ.A., E.E.,

M.A.G.Ç., E.K. ve A.O. asli olarak, ana raporda kusurlu oldukları belirtilen

diğer kişiler ise kısmi olarak tespit edilen eksikliklerden sorumludur.

41. 26/1/2017 tarihinde yapılan 61. celsede Cumhuriyet

Savcısı Ş.A. davanın esası hakkındaki mütalaalarının hazır olduğunu ve o celse

sunabileceğini söylemiş ancak bu beyandan sonra verilen kısa bir aranın

ardından mütalaanın derlenip toparlanması için süre talep etmiştir. Ceza

Mahkemesi, verdiği başka kararlar yanında esasa dair mütalaasını hazırlamak

üzere Cumhuriyet savcısına süre verilmesine -kararda sürenin miktarından

bahsedilmemiştir- ve C.G.nin olayın bir sabotaj olduğu iddiası nedeniyle

yaptığı suç duyurusu üzerine başlatılan ceza soruşturması hakkında bilgi

vermesi için Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına karar

vermiştir.

42. Bilirkişi heyeti Ceza Mahkemesinin talebi

doğrultusunda “Güvenli Kömür Madenciliği ve Metan Gazı Patlaması Etkilerinin

Araştırılması” ve “... Soma Eynez-Karanlıkdere Yeraltı Kömür

İşletmesinde 2009-2014 Yıllarında Gerçekleştirilen Altyapı Yatırımlarının

Güvenli Çalışma İlkeleri Açısından Yeterliliğinin Araştırılması” başlıklı

raporlar hakkında hazırladıkları ek raporları 11/2/2017 tarihinde Ceza

Mahkemesine sunmuştur. Ek raporlara göre ana raporda ortaya konan

değerlendirmelerin değiştirilmesini gerektirecek yeni bir bilgi ve belge ortaya

konulmamıştır.

43. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın devam

ettiği, soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunması sebebiyle gizliliğin

ihlal edilmemesi için soruşturmanın sonuçlanmasından sonra karar örneği ile

soruşturma dosyasında bulunan belgelerin gönderileceği konusunda Ceza Mahkemesini

bilgilendirmiştir.

44. 20/2/2017 tarihinde yapılan 62. celsede 11/2/2017

tarihinde teslim edilen ek raporlar da dâhil olmak üzere dosyaya gelen bazı

belgeler okunup duruşmada hazır olan ilgililerden bu belgelere karşı beyanları

alınmıştır. Celse sonunda özetle çeşitli nedenlerle süre talep eden katılan

vekilleri ile sanık müdafilerine bir sonraki celseye kadar, Cumhuriyet Savcısı

Ş.A.ya ise esas hakkındaki mütalaasını açıklaması için herhangi bir zamandan

söz edilmeden süre verilmiştir.

45. 18/4/2017 tarihli 63. celsede Cumhuriyet Savcısı Ş.A.

soruşturmanın gizliliği nedeniyle sabotaj iddiasıyla ilgili soruşturmada bu

iddiayı doğrulayan bir delil elde edilip edilemediğinin bilinmediğini

belirterek esas hakkındaki mütalaayı ilerleyen aşamada sunacağını bildirmiştir.

Celse sonunda başka bir ara karar oluşturulmadan duruşmaya bir sonraki gün

devam edilmesine karar verilmiştir.

46. Ceza Mahkemesi 64. celsede, sabotaj iddiası

hakkındaki soruşturmanın bekletici mesele yapılmasına yönelik talepleri reddedip

esas hakkındaki mütalaasını sunması için Cumhuriyet savcısına bir sonraki

celseye kadar süre verilmesine karar vermiştir.

47. Bu arada Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi

(Atama Dairesi) 9/5/2017 tarihli kararnameyle Cumhuriyet Savcısı Ş.A.yı Aydın

Cumhuriyet savcılığına atamıştır. Ayrıca Atama Dairesinin 3/7/2017 tarihli

kararnamesiyle ilk celseden itibaren Ceza Mahkemesi başkanlığı görevini yürüten

A.B. İzmir hâkimliğine, Ceza Mahkemesi üyelerinden hâkim E.D. Aydın

hâkimliğine, Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.P. ise Ceza Mahkemesi

başkanlığına atanmıştır. Katılan vekillerinin bir kısmı Ceza Mahkemesine

verdiği dilekçede bu durumun dosyadaki başka unsurlarla birlikte bağımsız ve

tarafsız mahkemede yargılanma hakkı ile makul sürede yargılanma hakkını ve

kanuni hâkim ilkesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. A.B., 19/6/2011 tarihli

kararname ile Akhisar hâkimliğine,15/1/2015 tarihli kararname ile de Ceza

Mahkemesinin başkanlığına atanmıştır. E.D. ise 30/4/2013 tarihli kararname ile

atandığı Horasan hâkimliğinden Akhisar hâkimliğine 12/6/2015 tarihli

kararnameyle atanmıştır. 3/7/2017 tarihli kararnamede dikkate alınacak

prensipler Hâkimler ve Savcılar Kurulunca 13/6/2017 tarihinde ilan edilmiştir.

Söz konusu prensiplere göre son görev yeri iki ve üçüncü bölge olan hâkimler,

bulunduğu yerde bir yılını tamamlayıp meslekte dört yılını doldurmuş ise

kararname kapsamına alınarak sicil durumlarının uygun olması hâlinde birinci

bölgeye atanacaktır (bkz. https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/files/EK-1%20Bölge%20Adliye%20ve%20Adlî%20Yargı%20İlk%20Derece%20Mahkemeleri%202017%20Yılı%20Kararname%20Prensipleri.pdf;

erişim tarihi: 11/11/2022). Akhisar o tarihte ve hâlâ adli yargıda ikinci bölge

statüsündedir.

48. 11/7/2017 tarihinde yapılan 65. celsede Ceza Mahkemesi

heyetinde A.B. ve E.D. de hazır bulunmuştur. Duruşmaya ilk kez katılan ve

9/5/2017 tarihli kararnameyle Akhisar savcılığına atanan Cumhuriyet Savcısı S.T.

yaklaşık 300 klasörden ve 3 terabaytlık haricî hard diski kaplayan dava

dosyanın devam eden incelemesinin bitirilebilmesi için süre talep etmiştir.

Talep doğrultusunda Cumhuriyet savcısına bir sonraki celse olan 17/10/2017

tarihine kadar süre verilmiştir.

49. 17/10/2017 tarihli 66. celsede -verilen başka ara

kararları yanında- bir kısım katılan vekilinin iddianamenin mütalaa olarak

kabul edilerek yargılamaya devam olunmasına yönelik talepleri reddedilmiş ve

bazı katılan vekiline davanın esası hakkında beyan ve sunumda bulunmak üzere

bir sonraki celse olan 10/1/2018 tarihine kadar süre verilmesine, sabotaj

iddiasıyla ilgili soruşturmanın akıbetinin sorulmasına ve tutuklu sanık

M.A.G.Ç.nin tahliyesine karar verilmiştir. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen verilen cevaba göre soruşturma henüz sona ermemiştir. Celse arasında

aralarında bazı başvurucuların da bulunduğu bir kısım katılanca Ceza Mahkemesi

üyelerinin reddi istenmiştir. Bu talep, Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir.

Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...

[M]evzuatımıza göre, mahkemece

yargılama aşamasında verilen bir kısım ara kararlarının itiraz yasa yoluna tabi

olduğu, itiraza tabi olmayan bir kısım kararların ise hükümle birlikte

temyiz/istinaf yasa yoluna tabi olduğu aşikar olup, bunun dışında yargılamanın

seyri devam ederken yeni gelişen durumlara, elde edilen bilgi ve delillere göre

önceden vazgeçtiği, ya da reddettiği bir konu ile ilgili olarak mevcut oluşan

yeni duruma göre yargılamanın hukuka uygun, yargılamaya konu kişilerden uzak

olarak, tarafsız ve sağlıklı yapabilmesi, nihayetinde en doğru sonuca ulaşması

için her türlü kararı almaya takdir yetkisi yargılamayı yapan hakimlere ait

olduğundan, mahkeme heyetinin takdirine dayalı olarak yapılan ve sonunda üst

yargı denetimine açık olan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin ... Sayılı

dosyasındaki reddi hakim talebine konu işlemlerin [Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun] ilgili maddelerinde düzenlenen hakimin tarafsızlığını şüpheye

düşürecek sebeplerden sayılamayacağı sonuç ve kanaaliyle, bir kısım katılan

vekillerinin, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi heyeline yönelik reddi hakim taleplerinin

ayrı ayrı reddine karar ver...[ilmiştir.]”

50. 10/1/2018-11/7/2018 tarihleri arasında yapılan

celselerde özetle o celselerde hazır bulunan katılanların, katılanlar

vekillerinin, sanıkların ve müdafilerin beyanları saptanmış; Cumhuriyet

savcısının davanın esasına ilişkin mütalaası alınmış ve bu mütalaaya karşı

beyanda bulunmaya hakkı olan kişilerden sözü edilen celselerde hazır

bulunanların beyanları tespit edilmiştir.

51. Ceza Mahkemesi davayla ilgili kararını 11/7/2018

tarihinde açıklamıştır. Verilen karara göre fazlaca elektrik akımı çeken 4.

bant olay gününden önce Yönetim Kurulu Başkanı’nın üretim artışı odaklı

yaklaşımı ve buna dair talimatları sebebiyle yoğun bir şekilde

kullanılmaktadır. Bu durum bandın bollaşmasına ve olay günü bantta elektrik arızası

yaşanmasına neden olmuştur. Arıza sebebiyle bant patinaj yapmaya başlamış ve

ortam sıcaklığı artmıştır. Eski imalat sahalarında bırakılan kömürün zaman

içinde oluşan tansmanlardan sızan oksijen ve nem ile temas etmesi ile oluşan

karbonmonoksit ve kömürden açığa çıkan metan gazı ocak içine sızmıştır.

Kaymalar ve posta akmaları sırasında darbe alan, ezilen, sıyrılan bir enerji

kablosunun ya da kablolarının yarattığı ark veya kısa devre bahsi geçen gazları

tutuşturmuştur. Çıkan alev sonrasında bant üzerinde taşınan kömür, ortamdaki

kömür tozu, lastik konveyör bandı, elektrik kabloları, ağaç tahkimat, plastik

borular ve mazot, yağ gibi malzeme yanmaya başlamıştır. Olay, bandın yanması

sonucunda ortaya çıkan gaz ve dumanın ocak havasına katılarak mevcut ocak

açıklıklarına yoğun biçimde karışması neticesinde meydana gelmiştir. Eski

imalatlardan gelen gazlar ocağa ani, öngörülemez ve baskın bir şekilde

girmiştir. O hâlde sanıklara isnat edilen temel kusur, ölümcül karbonmonoksit

gazının ocaktan tahliye edilememesi ve işçilerin de bu gazdan korunamayarak

ocaktan tahliye edilememesidir. Olayın nasıl meydana geldiği ile ilgili bu

kabul; dava dosyasında bulunan TBMM Araştırma Komisyonunca hazırlanan rapora,

yedi kişilik bir bilirkişi heyetince hazırlanan 8/10/2015 tarihli rapora, iki

bilirkişi tarafından hazırlanan 12/10/2015 tarihli ayrık görüş ifade eden

rapora ve 15/8/2016 tarihli bilirkişi raporuna dayanmaktadır. Olayın meydana

geliş şekline göre olayla birinci derecede ilgili olduğu tespit edilen ve dava

dosyasında raporları bulunan tüm bilirkişiler tarafından da ittifakla ortaya

konulan kusurlu hareketler özetle şunlardır:

- Panolar ve galeriler arasında bırakılan topuk

genişlikleri uygun değildir.

- Barajlar sızdırmazlıkları tam olarak sağlanacak şekilde

kurulmamıştır.

- U3 bölgesi gibi yüksek yük gerilimi altında kalan

galeriler hem duraylılık hem de sızdırmazlık açısından keson beton ile tahkim

edilmemiştir.

- Eski imalat boşlukları ve barajlanarak kapatılan

bölümler (baraj arkaları) izlenmemekte ve kontrol altında tutulmamaktadır.

- Acil durumlarda çalışanların yeryüzüne tahliyesiyle

ilgili tatbikat yaptırılmamıştır.

- Acil eylem planlarında ocakta oluşabilecek bir yangın

öngörülmemiştir.

- Kullanım ömrünü tamamlamış ferdî kurtarıcılar

kullanılmakta, akredite edilmeden bu maskelerin kullanım süreleri

uzatılmaktadır.

- Bazı panolarda kara tumba üretim yapılmaktadır.

- 4 No.lu nakil bandının olduğu galeride hava miktarının

30-40 m3/dk gibi düşük değerlerde olması ve bu bölgede çok sayıda eski imalat

galerisi olmasına rağmen bu bölgede emniyet açısından gerekli merkezî izleme

sensörleri bulundurulmamaktadır.

- S panolarının hava dönüşlerinin ikinci bir yol ile

paralel havalandırma yapılmasını içeren Haziran 2011 ek uygulama revize projesi

uygulanmamıştır.

52. Ceza Mahkemesine göre olayın nasıl meydana geldiği

ile ilgili kabul dikkate alındığında;

- Gaz ölçüm cihazlarının azlığı, cihazların bakım ve

kontrolünün yeterli ölçüde yapılmaması, cihazların kalibrasyonunun yeterli

ölçüde yapılmaması ve düzgün veri vermeyen cihazlarla ilgili durumun göz ardı

edilerek gerekli tedbirlerin alınmaması ile olay arasında nedensellik bağı

bulunmamaktadır. Cihazların yedek enerji kaynağının bulunmaması da olayın

meydana gelmesine tek başına ve doğrudan etki eden bir husus değildir.

- Yangının alev sızdırmaz ekipmanlardan kaynaklandığına

dair delil olmamakla birlikte yangının başlangıç noktasında alev sızdırmaz ağaç

kama ve PVC boru gibi malzeme bulunmaktadır. Ayrıca yangın sırasında alev

sızdırmazlığı sertifikalar ile tespit edilen kablolar ve taşıyıcı bandın üst

kısmı da yanmıştır. Onun için ocakta kullanılan makine ve ekipmanların yanmaz

veya zor tutuşur malzemelerden seçilmesine ilişkin gerekliliğe ilişkin

eksiklikler ile netice arasında nedensellik bağı yoktur.

- Haricî bir etken yoksa ocak içinde kullanılan elektrik

ekipmanlarından, transformatörlerden ve kablolardan yangın çıkma olasılığı

bulunmamaktadır. Posta akmalarının neden olduğu kıvılcım ise tamamen

öngörülemez ve beklenemez niteliktedir. Bu nedenle bahse konu hususlarla netice

arasında nedensellik bağı yoktur.

- Ocağı denetleyen müfettişleri aldatmak için yapılan

eylemler ile netice arasında da nedensellik bağı bulunmamaktadır.

53. Ceza Mahkemesi 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda

yer alan;

- Olayın nasıl meydana geldiği ile ilgili tespite

kovuşturma aşamasında yapılan sondajlar neticesinde yangın bölgesinde herhangi

bir topuk yangını olmadığının tespit edilmesi nedeniyle,

- Sensör verileriyle ilgili tespite sensörlerdeki

yükselmelerin anlık, saatlik bazda olup takip eden aşamada tekrar düşüşe

geçmesi, bu durumun da ocak içerisinde yapılan top atımlarına bağlı olarak

yükselen gaz değerleri şeklinde sensör verilerine yansıması nedeniyle,

- Sensör verileri topuk yangınına dayanak yapılarak sözü

edilen verilerden hareketle işveren ve işveren vekillerince olayın önceden

bilindiğine ilişkin tespite topuk yangını bulunmadığı için sensör verilerinin

topuk yangınına sebep olması gibi bir durum olmaması nedeniyle itibar

etmemiştir. Ceza Mahkemesince verilen ve dosyadaki her bir raporun ayrı ayrı

değerlendirildiği kararın neden yeni bir bilirkişi raporu alınmadığı ile ilgili

kısmı şöyledir:

“...

Somut olayın, Cumhuriyet tarihinde

gerçekleşen en büyük maden kazası olması nedeniyle tüm yurt genelinde çeşitli

makale, araştırma, tez, panel, sempozyum ve bilimsel yazı ve mecmualara konu

olmuş; ayrıca söz konusu olay nedeni ile, iş bu davaya konu ceza yargılaması

haricinde pek çok tazminat ve hukuk davaları ile idari yargıda da birçok dava

açılmış; bununla birlikte TBMM, SGK, Çalışma Bakanlığı, TBMM gibi pek çok kurum

ve kuruluş tarafından da araştırma raporları hazırlanmış; tüm bu çalışmalar

kapsamında konusunda uzman olan birçok Öğretim Üyesi ve Mühendis, olaya dair

fikir ve bakış açılarını ortaya koymuştur.

...

Buna göre, ... meydana gelen olayda

ölümlere neden olan karbonmonoksit gazının kaynağını, içten içe süregelen kömür

yangını olarak ele alan ... raporlar ile; ölümlere neden olan karbonmonoksit

gazının, MTA ve Bilirkişi Kurulu tarafından incelenmesi akabinde hazırlanmış

olan ... raporların, birbirlerinden temel olarak iki farklı yaklaşımı

savundukları ve bu açıdan bakıldığında, çok dar bir bakış açısı ile prensip

olarak aralarında çelişki bulunduğunun söylenebileceği açıktır.

Ancak; hukuk pratiği ve ceza muhakemesi

özelinde, bilirkişi raporları arasındaki bir çelişkiden bahsedebilmek için,

kural olarak hakim ve mahkemelerin uzmanlık alanları dışındaki bir konuyu

ilgilendiren bir olaya ve somut bir vakıaya ilişkin, aynı veriler ve aynı

deliller üzerinden hazırlanmış olan, buna rağmen iki farklı görüşü ve iki

farklı kabulü içeren raporlar bulunmasının gerektiği; ancak somut olayda, kömür

yangını yaklaşımını içeren ve bunu temel neden kabul eden raporların, sahada

kömür yangının varlığını ispatlayacak yegane veri olan jeolojik etüt ve

sondajlar yapılmaksızın, jeolojik etüt verilerinin bilimsel olarak ele alınıp

incelenmeksizin tanzim edilen, bu hali ile sadece top atım verileri akabinde

ortaya çıkan yüksek sıcaklık ve karbonmonoksit değerlerini, içten yangının

varlığına dair veri kabul edip bu hali ile yoruma dayanan raporlar ve yaklaşım

oldukları; ancak, kovuşturma aşamasında sahada yapılan jeolojik etütler

neticesinde elde edilen veriler ve olay öncesine karbonmonoksit verilerinin

salt top atımları akabindeki verilerin değil, bu verilerin top atımlarının

akabinde, bir müddet sonra normal seviyeye indiğine dair yapılan veri

tetkikleri neticesinde 13/05/2014 tarihli somut olay öncesinde, ocak içerisinde

ve sahada kömür yangını olmadığı hususu tartışma ve ihtimal olma dışında

kalmıştır.

Nitekim, toplanan deliller akabide

delillerin tartışılması safahatında hiçbir suje tarafından da bu yönde bir

iddia ortaya atılmamış, böylelikle somut olayda kömür yangını olduğu yaklaşımı,

ortaya konulan bilimsel veriler doğrultusunda tamamen olasılık dışı kalmıştır.

Bu nedenle farklı veriler üzerinden

tanzim edilmiş olan iki temel yaklaşım ve iki temel grup raporlar arasında,

aynı verilerin ve delillerin baz alınmamış olması, ilk yaklaşım olan kömür

yangını yaklaşımının, jeolojik sondaj verileriyle tamamen olasılık dışı kalmış

olması nedeniyle, ilkesel olarak bir çelişki bulunduğundan bahsedilemeceği,

ortada bilimsel verilerle desteklenmiş, somut olayda, sahada yapılan jeolojik

sondajlar neticesinde elde edilen bu verilen MTA ve Bilirkişi Kurulu tarafından

incelenmesi akabinde hazırlanmış olan ve ölümlere neden olan karbonmokosit

gazının ortaya çıkış şekline dair, özetle maden içerisinde bulunan gazların

enerji kablosu, tahrik motoru veya nakil bantından kaynaklı bir etkene dayalı

olarak bir ateşleyici ile tutuşması sonucu ortaya çıkan alevli yangının,

ortamda bulunan yanıcı maddeleri de tutuşturması neticesinde meydana gelen ve

büyüyerek ocak içerisini kısa sürede ölümlere neden olan karbonmonoksit gazı

ile dolduran yangın olduğuna dair yaklaşımı içeren raporların kaldığı

değerlendirilmiş ve bu nedenle sanık vekilleri tarafından ısrarla ileri

sürülen, raporlar arasındaki çelişki bulunduğu şeklindeki iddialarına açıklanan

nedenler ile itibar [edilmemiştir.]

...”

54. Ceza Mahkemesinin olayın meydana gelmesine etki eden

hususlar ve sanıkların cezai sorumlulukları ile ilgili değerlendirmeleri özetle

şöyledir:

i. Yangın nedeni ile açığa çıkan yoğun karbonmonoksit

gazından kaçış yolundaki eğim, işçilerin harcadıkları eforun artmasına ve

işçilerin daha sık nefes almasına yol açmıştır. Bu nedenle gaz maskelerinin

kullanım süreleri 45 dakikadan yaklaşık 20 dakikaya inmiştir. Yaşamlarını

yitiren işçilerin önemli bölümünün cansız bedenleri söz konusu eğimli çıkış

yolu üzerinde bulunmuştur. Oksijenli tip ferdî kurtarıcılar tipinin

tercih edilmemesi ve işçilere maskelerin kullanımı konusunda gerekli uygulamalı

eğitimin verilmemesi nedeniyle işveren vekilleri ve iş güvenliği amirleri

kusurludur. İşveren vekillerinin kusuru asli, bu hususta denetim görevi bulunan

sanıkların kusuru ise tali niteliktedir.

ii. S panosunun tümü, ocak içinde dolaşımda olan ve bu

hâli ile geriden kirlenmiş olarak gelen hava ile havalandırılmıştır. Bu

havalandırma sistemi özellikle S panoları açısından risklidir ve bu durum

yüklenici Şirket tarafından da öngörülmüştür. Nitekim 2011 yılına ait ek revize

projede, önce S panolarından geçmekte olan galeriye, sonrasında +340 ana

nefesliğe paralel şekilde ilerleyerek yer üstüne bağlanması gereken galerinin

yapılması planlanmıştır ancak proje hayata geçirilmemiş ve üretim 2-2,5 kat

arttırılmıştır. Neticede madende çalışanlardan 269 kişi S panosunda vefat

etmiştir. Ek revize proje hayata geçse idi olay anında emici sistem nedeni ile

S panolarına doğru gitmekte olan karbonmonoksit gazı ile duman ayak içlerine

girmeden ve işçilere temas etmeden ocak içinden başarılı bir şekilde tahliye

edilebilecek, çalışanların vücut bütünlüğüne bir zarar gelmeyecektir. Bu

nedenle madencilik alanına dair hiçbir bilgi birikimi olmayan C.G. ile işveren

vekilleri, projenin faaliyete geçmesi ve uygulanması noktasında asli denetim

görevi bulunan teknik nezaretçiler ve havalandırma mühendisleri olaydan

sorumludur. Hızlı üretim artışına dair karar alma ve icrai yetkisi bulunan

sanıklar ile yetkileri itibarıyla üretim ve ocağı durdurarak neticenin önüne

geçebilecek sanıkların kusuru asli, denetim ve kontrol görevi bulunan

sanıkların kusuru ise tali niteliktedir.

iii. Teknik nezaretçiler, ek revize uygulama projesi

hayata geçmeden bazı panolarda üretime başlanması havalandırmayı riskli hâle

getirmesine rağmen projenin uygulanmasını takip etmemiştir. Uygulama sahası ve

koordinatları içinde kalmasına rağmen eski imalatın iyi izole edilememesine,

topukların hava ile temas eden kısımlarının kesonlanmamasına, topukları

güçlendirmek için beton vb. malzeme kullanılmamasına ve eski imalat sahalarının

baraj arkalarına gaz ölçüm cihazları konularak devamlı surette denetlemeyi

amaçlayan bir mekanizma kurulmamasına rağmen teknik denetçiler sözü edilen

hususlarda hiçbir tespitte bulunmamıştır. Şartnamede yer almayan üretim metodu

ocakta uygulanmıştır. Teknik nezaretçiler projeye açık aykırılık olmasına

rağmen üretimi durdurma yetkilerini kullanmamıştır. Bu nedenle teknik

nezaretçiler asli derecede, işveren vekilleri ise teknik nezaretçi ataması, seçimi

ve denetimindeki ihmalleri nedeniyle tali derecede kusurludur.

iv. Hızla artan üretim miktarına rağmen esaslı bir

iyileştirme yapılmayan havalandırma ile çalışılmaya devam edilmiş, üretim

zorlamasıyla ilgili karar uygulanmış, bu doğrultuda çalışan sayısı arttırılmış

ve risk faktörünün yükselmesine neden olan kara tumba yönteminin kullanılmasına

izin verilmiştir. İşi durdurma yetkisine sahip olanlar da bu yetkilerini

kullanmamıştır. Bu nedenle C.G. ile işveren vekilleri, iş güvenliğinden sorumlu

kişiler ve üretim sahalarının emniyetinin alınmasında görevli olan daimî

nezaretçiler olaydan sorumludur. C.G.nin kusuru asli, bu konuda sorumluluğu

bulunan diğer sanıkların kusuru ise tali niteliktedir.

v. Olası tehlikelere karşı ocağın tümünü kapsar nitelikle

herhangi bir tatbikat yapılmamış, tahliye amaçlı planlama yapılmamıştır.

Diyafon ya da bas konuş olarak tabir edilen haberleşme sistemi kaldırılmış

ancak madende çalışanların tamamını uyarabilecek bir alarm ve acil durum

haberleşme sistemi kurulmamıştır. Madenin büyük bölümünde kullanılan ev tipi

telefonlar olay günü yanmıştır. Elektrik de kesilince birçok pano ile

haberleşme sağlanamamıştır. Bu durum madendeki işçilerin tahliyesinde gecikme

yaşanmasına neden olmuştur. Bu nedenle işveren vekilleri ve iş güvenliğinden

sorumlu personel asli kusurludur.

vi. Terk edilen eski üretim alanlarının baraj önü ve

arkaları sabit gaz ölçüm cihazlarıyla kontrol edilmemiştir. Bu nedenle karar

alma, icrai harekette bulunma ve ocağı kapatarak üretime son verme yetkileri

olan işveren vekilleri ile iş güvenliğinden sorumlu sanıklar asli kusurludur.

Projeye dâhil olan eski imalat sahalarını kontrol yetkileri bulunan teknik

nezaretçiler tali derecede kusurludur.

vii. İşçiler olası bir tehlikede nasıl hareket

edeceklerine, nereye gideceklerine, hangi maskeleri nasıl ve ne zaman

kullanacaklarına, ocağın nasıl tahliye edileceğine dair herhangi bir eğitim

almamıştır. Ocağın genelini kapsar nitelikte herhangi bir tatbikat da

yapılmamıştır. S panosuyla ilgili riskler bilinmesine rağmen iş güvenliğiyle

ilgili tedbirler alınmamıştır. Çok tehlikeli iş sınıfı kapsamında kalan maden

ocağında gerekli risk değerlendirmeleri yapılmamıştır. Bu sebeple işveren

vekilleri ile iş güvenliğinden sorumlu sanıklar asli kusurludur.

viii. Ha.E.nin sorumluluğu acil durum yönetiminde yaşanan

eksikliklere dayanmaktadır.

ix. ELİ’de görevli sanıkların görevi üretilen kömürün

kalite ve standartlara uygunluğunu kontrol etmek, üretim miktarını saptamak ve

verilen koordinatlar içerisinde üretim yapılıp yapılmadığını tespit etmektir.

Bu sanıkların olaya sebebiyet veren eksiklikler yönünden denetim yapma

yetkileri bulunmamaktadır.

x. Yönetim kurulu başkanı veya üyesi olmak, cezai

sorumluluğun doğması için yeterli değildir. Aksi düşünce ceza sorumluluğunun

şahsiliği prensibi ile bağdaşmaz. Sanık M.Y. yönetim kurulu üyesi olmakla

birlikte C.G. gibi şirket işleyişine doğrudan yahut dolaylı herhangi bir

müdahalede bulunmamıştır. Bu sebeple M.Y., C.G.nin kusurlu hareketlerinden

sorumlu tutulamaz. A.G. yüklenici Şirketin önceki yönetim kurulu başkanıdır

ancak olaydan yaklaşık altı ay önce görevi bırakmıştır. Yönetim kurulu

başkanlığı görevinde kalmaya devam etmesi durumunda A.G.nin neticeyi

engelleyici tedbirleri alıp almayacağı bilinmemektedir. Bu sebeple A.G.nin

görevden ayrılmasıyla birlikte A.G.nin yönetim kurulu başkanlığı dönemindeki faaliyetler

ile olay arasındaki illiyet bağının kesildiği kabul edilmiştir.

xi. Genel Müdür Teknik Yardımcısı Ha.K. plan ve proje

danışmanı sıfatı ile ek revize uygulama projesini planlayıp projelendirmiştir

ancak bu kişinin projenin hayata geçmesi noktasında icrai bir yetkisi yoktur.

xii. 15/8/2016 tarihli bilirkişi raporunda kusurlu

oldukları belirtilen E.Y., S.K., H.S. ve C.U.nun olayın temel nedenleri olarak

belirlenen yapısal ve işletmesel eksiklikler konusunda neticeyi

engelleyebilecek kararları alma yahut tedbiren ocağı kapatarak üretimi durdurma

yetkileri bulunmamaktadır.

xiii. Karbonmonoksit gazının ortaya çıkmasına neden olan

yangının meydana çıkmasında kast söz konusu değildir. Neticeyi engellemek için

gerekli tedbirleri almaya yetkileri olmasına rağmen üretimin devam etmesi

yönünde karar alan sanıklar R.D., A.Ç., İ.A. ve E.E.nin eylemleri bilinçli

taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçunu

oluşturmaktadır. Ek revize uygulama projesinden haberdar olduğuna ve buna

rağmen projenin uygulanmasının önüne geçtiğine dair delil (toplantı

tutanakları, kurum içi yazışmalar, kurum içi mailler ve söz konusu projede

imzası bulunan sanık ve tanıklarının beyanları gibi) bulunmayan sanık C.G. ile

kusurlu oldukları kabul edilen M.A.G.Ç., Y.K., H.K., Hi.K., H.A., M.E., Ha.E.,

F.Ü.A. ve Mu.B. ise taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına

neden olma suçundan sorumludur. Geriye kalan sanıkların kusuru bulunmamaktadır.

55. Ceza Mahkemesinin sanıkların ceza sorumlulukları ile

ilgili tespitleri uyarınca;

- C.G. doğrudan 15 yıl hapis cezasına,

- R.D. ve İ.A. sonuç olarak 22 yıl 6 ay hapis cezasına,

- A.Ç. ve E.E. sonuç olarak 18 yıl 9 ay hapis cezasına,

- M.A.G.Ç. sonuç olarak 11 yıl 8 ay hapis cezasına,

- Y.K. ve H.K. sonuç olarak 10 yıl 10 ay hapis cezasına,

- Hi. K., H.A. ve M.E.sonuç olarak 10 yıl hapis cezasına,

- Ha. E. ve F.Ü.A. sonuç olarak 8 yıl 4 ay hapis

cezasına,

- Mu. B. ise sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına

mahkûm edilmiştir.

56. İlk derece mahkemesi Cumhuriyet savcıları ve bazı

katılanlar/müştekiler veya katılan vekilleri ile mahkûmiyetlerine karar verilen

sanıklar ve/veya sanık müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurularını

18/4/2019 tarihinde inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi

(İstinaf Dairesi) bazı sanıklar hakkında kurulan hükümlerde bulunan güvenlik

tedbirleriyle ilgili bölümleri çıkarıp istinaf başvurusuna konu karardaki bazı

ifadelerle yazım hatalarını da düzelterek istinaf başvurularını esastan

oyçokluğuyla reddetmiştir. İstinaf Dairesinde görevli bir üye; A.G., C.G.,

M.Y., R. D., Ha.K., A.Ç., İ.A., E.E., M.A.G.Ç., Y.K., H.K., Hi.K., H.A., M.E.,

Ha.E., F.Ü.A. ve Mu.B.nin olası kastla öldürme ve yaralama suçlarından

cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle karara muhalif kalmıştır.

57. İstinaf Dairesince verilen karar İzmir Bölge Adliyesi

Cumhuriyet savcısı, mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar ve/veya sanık

müdafileri ve bir kısım katılan vekilince temyiz edilmiştir.

58. Temyiz taleplerini 30/9/2020 tarihinde karara

bağlayan Yargıtay 12. Ceza Dairesi (Temyiz Dairesi) oybirliğiyle, C.G., R.D.,

A.Ç., İ.A., A.O., E.K. ve Ha.E. yönünden kurulan hükümlerin bozulmasına, diğer

sanıklar hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin ise reddine

karar vermiştir. Temyiz Dairesine göre;

i. 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporu ile dava dosyasında

mevcut olan bazı raporlarda olayda ölümlere yol açan karbonmonoksit gazının

ocakta içten içe yanmakta olan kömürden kaynaklandığı yani olay tarihinden önce

ocakta kömür kızışmasının bulunduğu kabul edilse de Gaz Laboratuvarınca

hazırlanan rapordasabit sensörler ile test edilen on beş seyyar gaz ölçerin

(H2S, CH4, O2 ve CO) kalibrasyon sonuçlarının düzgün olduğu, seyyar sensörlerin

sıcaklık ölçümü yaptığı ve hafızalarında kayıt altına aldığı belirtilmiştir.

Bir öğretim üyesince düzenlenen 13/5/2014 tarihi öncesinde ölçülen gaz sensörü

verilerinin patlatmalar açısından değerlendirilmesini kapsayan Eylül 2014

tarihli teknik raporda da ocaktaki üretim panolarında kömürün kendiliğinden

yanıp yanmadığının tespiti ve dinamit atımları sırasında oluşan yüksek CO

emisyonlarının belirlenmesi amacıyla ocaktaki tüm CO sensörlerine ait verilerin

olay öncesi ve sonrası olarak geniş bir zaman aralığında ele alınıp

değerlendirildiği, CO değerlerindeki ani artışların genellikle ayaklardaki

dinamit atımlarından kaynaklandığı, sürekli olmadığı ve ölçülen çok yüksek

değerlerin de zaman içinde düştüğü belirtilmiştir. Ocakta bulunan sabit sensörlerde

zaman zaman 2, 3, 4 ve hatta 12 saati bulan CO değerlerinin ortalamasının yasal

seviye olan 50 PPM’nin üzerinde seyretmesine rağmen sürekli bir şekilde

yükselişini sürdürmemesi veya yasal değerin üzerinde belli bir seviyede sürekli

seyrini sürdürmemesi, daha sonra 50 PPM’lik yasal sınırın çok altına düşmesi,

kovuşturma aşamasındaki keşif sırasında yapılan jeolojik etütler ve sondajlar

sonucunda alınan raporlar, Araştırma Komisyonunca hazırlanan rapor ve 15/8/2016

tarihli bilirkişi raporu ile bu raporu hazırlayan bilirkişilerden alınan ek

raporlar dikkate alındığında olaydan önce maden ocağında herhangi bir kömür

yangınının bulunmadığı ve olayın U3 bölgesindeki elektrik yada bant arızasından

kaynaklı arkın ısınmış ortama eski imalat bölgelerinden basınçla üflenen gazlar

ile kaza mahallindeki maddeleri tutuşturmasından kaynaklandığı konusunda

tereddüt kalmamıştır.

ii. Ha.E.nin anılan ocakta hangi görev dağılımında yer

aldığı, yetki ve sorumluluklarının neler olduğu şüpheye yer vermeyecek şekilde

tespit edilmemiştir. Bu sanığın acil durum yöneticisi olduğuna dair somut bir

delil bulunmamaktadır.

iii. TKİ ve yüklenici Şirket arasında sözleşmeye, bu

sözleşmenin ekindeki şartnamelere ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Ege

Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğü Görev, Yetki ve Sorumluluk

Yönetmeliği’nin başmühendislerin görev ve yetkiyle ilgili hükümlerine göre A.O.

ve E.K.nın sorumlulukları sadece üretime ve teslime ilişkin değildir. Aksine

söz konusu sanıklar, yüklenici Şirketin ocaktaki kömür çıkartma faaliyetlerini

yakından takip edip sözleşmeye ve projelere uygun olup olmadığını denetlemekle

yükümlüdür. Bu nedenle sahadaki çalışmaların projeye ve ilgili mevzuata göre

yapılıp yapılmadığı konusundaki denetim yükümlülüklerini yerine getirmeyen A.O.

ve E.K. olayın meydana gelmesinde bilinçli taksir derecesinde kusurludur.

Bununla birlikte ELİ’de görevli olup A.O. ile E.K.nın alt biriminde görev yapan

kontrol mühendisleri, kazanın yaşandığı maden ocağında denetim yapma konusunda

öncelikli olarak görevli değildir.

iv.C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. iş kolundaki çalışma usul ve

şartlarına aykırı şekilde gerçekleştirilen hızlı ve sürekli kömür çıkarma

faaliyetlerinin işçilerin iş sağlığı ve güvenliği açısından yüksek risk

oluşturduğunu ve dönülmez sonuçlara yol açabileceğini bildikleri hâlde muhtemel

tehlikeli neticeleri göze alıp kabullenmiştir. Zira sanıklar yüklenici Şirketin

karar alma sürecinde yer almakta ve pozisyonları gereği ocak içindeki yüksek

riskleri bilmektedir. Bu nedenle “Olursa olsun.” düşüncesi ile hareket ederek

yüksek risk içeren faaliyetlerine uzun süre devam eden sanıklar C.G., R.D.,

A.Ç. ve İ.A. olası kastla öldürme suçundan 301 kez, olası kastla yaralama

suçundan 162 kez mahkûm edilmelidir.

59. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (Yargıtay

Başsavcılığı) 8/1/2021 tarihinde, somut olayda olası kast koşulları oluşmadığı

gerekçesiyle Temyiz Dairesince verilen karara itiraz etmiştir. Bu arada Temyiz

Dairesinde görevli beş yüksek hâkimden üçü değişmiştir. Yeni gelen üyeler

öncesinde Bakanlık ve/veya Hâkimler ve Savcılar Kurulunda görev yapmıştır.

60. Temyiz Dairesi 18/1/2021 tarihinde oyçokluğu ile

Yargıtay Başsavcılığının itirazını kabul edip sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A.

hakkında verilen bozma kararını kaldırmış ve yeniden yaptığı incelemede İstinaf

Dairesinin R.D., A.Ç. ve İ.A. ile ilgili hükümlerine yönelik temyiz taleplerini

reddetmiş ancak C.G.nin eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği

gerekçesiyle İstinaf Dairesinin C.G. hakkında verdiği hükmü bozmuştur. Temyiz

Dairesine göre C.G. devraldığı ocaktaki yangın riskinin yüksek olduğunu

bilmesine rağmen ocaktaki üretim miktarına odaklanarak üretilen kömür

miktarının 2,5 katına çıkarılmasını sağlamış ve iş güvenliği önlemleri ile

ocağın alt yapısının iyileştirilmesine ilişkin herhangi bir girişimde bulunmamıştır.

Bilinçli taksir uygulamasına konu edilen S panosunda ikinci hava galerisinin

yapılması hususu, öngörülebilir neticeyi engelleyici tedbirlerden yalnızca

biridir. Temyiz Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararının isabetli olduğu

gerekçesiyle 18/1/2021 tarihli karara muhalif olan iki üye, 30/9/2020 tarihli

kararda imzası bulunan üyelerdendir.

61. Başvurucular 25/2/2021 tarihinde 2021/9961 sayılı

başvuruyu yapmıştır.

62. Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyan Ceza

Mahkemesi 16/6/2021 tarihinde, C.G.nin bilinçli taksirle birden fazla kişinin

ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan sonuç olarak 20 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, A.O. ile E.K.nın aynı suçtan neticeten 12 yıl 6

ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve Ha.E.nin beraatine karar vermiştir.

63. Aralarında bazı başvurucuların da olduğu bazı

katılanlar, vekilleri aracılığıyla Temyiz Dairesine gönderdikleri bir dilekçe

ile 30/9/2020 tarihli karardan sonra Temyiz Dairesinde üye olarak

görevlendirilen üç yüksek hâkimin reddini istemiştir. İddialarına göre sözü

edilen yüksek hâkimler yargıya yapılmış en açık siyasi müdahalelerden birinin

başaktörleridir. Hâkimin reddi talebi Temyiz Dairesinin 31/3/2022 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

64. Temyiz Dairesi 4/4/2022 tarihinde oyçokluğuyla C.G.

ve Ha.E. hakkında kurulan hükümleri doğrudan, A.O. ve E.K. hakkında kurulan

hükümleri ise güvenlik tedbirleriyle ilgili kısımları düzelterek onamıştır.

Karara muhalif kalan üyeler 18/1/2021 tarihli karara da muhalif olan üyelerdir.

65. Başvurucular 5/5/2022 tarihinde 2022/53802 sayılı

başvuruyu yapmıştır.

66. Başvurucular, başvuruya konu yargılama sürecinde

katılan sıfatıyla yer almıştır. Başvurucu Recep Çoşkun dışında kalan

başvurucular özetle yargılamaya konu suçun hukuki vasıflandırılmasında hata edildiği,

mahkûm edilen sanıklara eksik ceza tayin edildiği ve sanık A.G. de dâhil olmak

üzere haklarında beraat kararı verilen bazı sanıklara isnat edilen suçların

sübut bulduğu gerekçesiyle istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurmuştur.

67. Mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklardan C.G.

19/5/2014-18/4/2019, M.A.G.Ç. 19/5/2014-17/10/2017, Y.K. 18/5/2014-25/12/2015,

H.K. 19/5/2014-25/12/2015 tarihleri arasında, E.E. ise 18/5/2014-30/9/2020

tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. Kovuşturma süresince tutuklu yargılanan

sanıklardan A.Ç. 18/5/2014, R.D. 19/5/2014, A.Ç. ise 2/6/2014 tarihinde

tutuklanmıştır.

B. Haklarında Soruşturma İzni İstenen Kişilerle İlgili

Soruşturmaya İlişkin Süreç

68. Soma Başsavcılığı 27/5/2014 tarihinde, görevlerini

ihmal ettikleri yönünde şüphe oluştuğu gerekçesiyle maden ocağının denetimini

yapan görevliler ile Çalışma Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü

hakkında Çalışma Bakanlığı ile Enerji Bakanlığından soruşturma izni istemiştir.

1. Çalışma

Bakanlığı Görevlileriyle İlgili Süreç

69. 26/8/2014 tarihinde Çalışma Bakanı; 15/8/2014 tarihli

ön inceleme raporuna dayanarak haklarında ön inceleme yürütülen iş sağlığı ve

güvenliği genel müdürü ile iş başmüfettişi, iş müfettişi veya iş müfettiş

yardımcısı olan on iki kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar

vermiştir. Soma Başsavcılığı ve olayda vefat eden bazı kişilerin bir kısım

yakını bu karara Danıştay Birinci Dairesi (Birinci Daire) nezdinde itiraz

etmiştir.

70. Haklarında soruşturma izni istenenlerden biri

3/12/2014 tarihinde vefat etmiştir.

71. Birinci Daire 4/12/2014 tarihinde 5/9/2014 tarihli

bilirkişi raporunda yer alan iş müfettişleriyle ilgili tespitlere işaret ederek

eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine dair

kararın kaldırılmasına karar vermiştir.

72. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığında (Teftiş

Kurulu) görevli bir başmüfettiş, iki müfettiş ve üç müfettiş yardımcısınca

hazırlanan 28/7/2015 tarihli ön inceleme raporunda, ön inceleme için öngörülen

yasal süre içinde yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmasının mümkün olmadığı

ancak soruşturma aşamasında alınan 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporundaki kusur

tespitlerinin genel ve hukuki yönden mesnetsiz olduğu belirtilerek teknik

değerlendirmeler yanında hukuki değerlendirmeler de yapabilecek uzman

kişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinin maden kazasını incelemek üzere

görevlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir. Ayrıca ön inceleme

raporunda, kazanın asıl oluş nedeni ve bu nedenin ortaya çıkmasında sorumluluğu

bulunanlar hakkında yeterli delil ve emareye ulaşılamadığından soruşturma izni

verilmemesi gerektiği açıklanmıştır.

73. Çalışma Bakanı 7/9/2015 tarihinde 28/7/2015 tarihli

ön inceleme raporunu esas alarak soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

Bu karara Soma Başsavcılığı ile olayda vefat eden bazı kişilerin bir kısım

yakını itiraz etmiştir.

74. Ön incelemedeki tespitlerden hareket eden Birinci

Daire maden ocağının denetlendiği, iş sağlığı ile güvenliği yönünden herhangi

bir eksiklik tespit edilmediği ve haklarında ön inceleme yapılanların eylemleri

ile maden kazasının meydana gelmesi arasında doğrudan illiyet bağının

kurulamadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara yönelik

itirazları 10/12/2015 ve 14/4/2016 tarihlerinde reddetmiştir.

75. Olayda vefat eden bazı kişilerin yakınlarınca yapılan

Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2) başvurusunda kamu görevlilerinin

bilirkişi raporları ile tespit edilen ihmallerinin ceza hukuku sorumluluğu

doğurup doğurmadığı, doğurmakta ise bu ihmaller ile ortaya çıkan netice

arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusundaki

değerlendirmelerin soruşturma makamlarınca yapılması gerektiği ve adli sürecin

sona erdirilmesinin etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmadığı

değerlendirilerek yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul

boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.

2. Enerji

Bakanlığı Görevlileriyle İlgili Süreç

76. Soma Başsavcılığı 30/9/2014 tarihinde 5/9/2014

tarihli bilirkişi raporuna istinaden olay tarihinden geriye doğru son iki yıl

içinde denetlemede görev almış olup da daha önce haklarında soruşturma izni

verilen kişiler dışında kalan ancak 2010 yılından sonra ilgili maden ocağına

ilişkin işletme projelerini inceleyen, denetleyen veya onay veren görevliler

ile Maden İşleri Genel Müdürü, TKİ Yönetim Kurulu Başkanı ve TKİ İşletme

Dairesi Başkanı hakkında Enerji Bakanlığından soruşturma izni istemiştir. Anılan

yazıdan söz konusu soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın içeriği tespit

edilememiştir.

77. Enerji Bakanı 25/11/2014 tarihinde, haklarında ön

inceleme yürütülen Maden İşleri Genel Müdürü, Maden İşleri Genel Müdür

Yardımcısı, iki Daire Başkanı, iki Müdür, üç mühendis, on beş Maden Tetkik

Heyeti Üyesi ve TKİ Yönetim Kurulu Başkanı ile TKİ’de işletme daire başkanlığı

görevini yürüten iki kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar

vermiştir. Bu karara Soma Başsavcılığı itiraz etmiştir.

78. Birinci Daire 19/3/2015 tarihinde, meydana gelen

maden kazasının birden fazla bakanlığı ve kamu kurumunu ilgilendirmesi

nedeniyle şikâyet konusunun Teftiş Kurulunca incelenmesi gerektiğini belirtip

maden kazasının meydana gelmesinde sorumluluğu bulunan tüm kamu kurumları ve

bakanlıklar ile illiyet bağı olan kamu görevlilerinin belirlenmesi, illiyet

bağı belirlenen kamu görevlilerinin ifadelerinin alınması, bu kişilerin olayın

meydana gelmesindeki sorumluluk ve kusurlarının ortaya konulması lüzumuna

işaret ederek soruşturma izni verilmemesine dair kararın

kaldırılmasına karar vermiştir. Söz konusu kararda ayrıca 4/12/2014 tarihli

karar (bkz. § 71) uyarınca Çalışma Bakanlığı görevlileri hakkında yürütülecek

ön incelemenin de Teftiş Kurulunca yapılması gerektiği belirtilmiştir.

79. Yukarıda anılan Teftiş Kurulu raporuna (bkz. § 72)

istinaden Enerji Bakanı, 18/8/2015 tarihinde 5/9/2014 tarihli bilirkişi

raporunda eksiklikler bulunması ve kırk beşgünlük ön inceleme süresinde yeni

bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasının mümkün olmaması sebebiyle kazanın asıl

oluş nedeni ile bu nedenin ortaya çıkmasında sorumluluğu bulunanlar hakkında

yeterli delil ve emareye ulaşılamadığı gerekçesiyle Çalışma Bakanlığı

çalışanları da dâhil haklarında ön inceleme yapılan tüm kamu görevlileri

hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Soma Başsavcılığı bu

karara itiraz etmiştir.

80. Birinci Daire 10/12/2015 tarihinde;

i. Çalışma Bakanlığı çalışanları hakkında verilen kararın

yetkisizlik nedeniyle kaldırılmasına,

ii. TKİ İşletme Dairesi başkanları hakkında verilen

kararın anılan görevlilerin genel soruşturma hükümlerine tabi olmaları

sebebiyle kaldırılmasına,

iii. Eyleminin ocağın işletilmesiyle ilgili ihale

süreciyle sınırlı olması ve ocakta kaza ve ölüm olayları meydana gelmesiyle

eylemi arasında doğrudan illiyet bağının bulunmaması nedeniyle TKİ Yönetim

Kurulu Başkanı yönünden soruşturma izni verilmemesine dair karara yapılan

itirazın reddine,

iv. Enerji Bakanlığının diğer çalışanları hakkında

verilen kararın ise eksik inceleme nedeniyle kaldırılmasına karar vermiştir.

81. Anılan karar üzerine Enerji Bakanlığı ön inceleme

yapılması için dosyayı Teftiş Kuruluna göndermiştir.

82. Teftiş Kurulu, Birinci Dairenin 10/12/2015 tarihli

kararıyla ilgili gerekliliklerin Enerji Bakanlığınca yerine getirilmesi

gerektiği gerekçesiyle ön inceleme dosyasını iade etmiştir.

83. 28/12/2016 tarihinde Enerji Bakanı, Birinci Daire

kararıyla kaldırılan 25/11/2014 tarihli soruşturma izni verilmemesine ilişkin

kararın dayanağı olan ön inceleme raporundaki tespitleri gözönünde bulundurarak

haklarında ön inceleme yürütülen Maden İşleri Genel Müdürü, Maden İşleri Genel

Müdür Yardımcısı, iki Daire Başkanı, iki Şube Müdürü, üç mühendis ve on dört

Maden Tetkik Heyeti Üyesi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar

vermiştir. Soma Savcılığı Ceza Mahkemesince alınan 15/8/2016 tarihli bilirkişi

raporundaki tespitlere de değinerek anılan karara itiraz etmiştir.

84. Birinci Daire 15/6/2017 tarihinde Soma

Başsavcılığının itirazını kabul ederek28/12/2016 tarihli soruşturma izni

verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir.

85. Anılan karar üzerine yürütülen ön incelemede bir

maden yüksek mühendisi, bir elektrik yüksek mühendisi ve bir maden

mühendisinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.

86. Enerji Bakanı 22/8/2019 tarihinde, haklarında ön

inceleme yürütülen TKİ ya da MİGEM’de görev yapan otuz kişi hakkında soruşturma

izni verilmemesine karar vermiştir. Sözü edilen kararda öz itibarıyla

Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunun olayın meydana geldiği

ocağın genel mevzuat açısından eksiklikleri hakkında düzenlendiği, olayın nasıl

meydana geldiği, nedeni ve seyri konusunda bilimsel ve birbiriyle çelişmeyen

herhangi bir tespit içermediği, MİGEM’in yılda bir kez kendi mevzuatı açısından

eksikliklerin tespiti ve giderilmesi yönünden denetim yaptığı, sürekli hareket

hâlinde dinamik bir yapıya sahip olan yer altı ocağında iş sağlığı ve güvenliği

için ocak verilerinin güncel ve daha sık periyotlarla değerlendirilmesi ve yüklenici

Şirketin istihdam ettiği teknik personelin ocağın zehirli gazlardan

etkilenebilmesi hususunu gözeterek öncelikle üretime ara verip ocak

çalışanlarını tahliye etmesi, daha sonra da yangının havayla temasının

kesilmesi için müdahalede bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

87. Soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara Soma

Başsavcılığınca yapılan itirazı 11/12/2019 tarihinde inceleyen Birinci Dairece

şu sonuçlara ulaşmıştır:

i. Maden İşleri Genel Müdürü’nün, Genel Müdür

Yardımcısı’nın, Daire Başkanlarının, üç mühendisin ve TKİ Yönetim Kurulu

Üyelerinin eylemleri ile olay arasında illiyet bağı bulunmamaktadır. Ayrıca TKİ

Yönetim Kurulu Üyelerinin eylemleri ocağın işletilmesiyle ilgili ihale

süreciyle sınırlıdır. Bu nedenle itiraz sözü edilen kişiler yönünden

reddedilmelidir.

ii. TKİ Yönetim Kurulu Başkanı hakkında aynı eylemler

yönünden yapılan ön inceleme sonunda soruşturma izni verilmemesine ilişkin

karar verilmiş ve bu karara Soma Başsavcılığınca yapılan itiraz 10/12/2015

tarihinde reddedilmiştir. Dolayısıyla bu kişi yönünden yapılan itiraz hakkında

karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.

iii. Maden Tetkik Heyeti Üyelerinden 2010 yılı ile olay

tarihi arasında sahada denetim yapan kişilere isnat edilen eylemler, bu kişiler

hakkında soruşturma yapılmasını gerektirecek niteliktedir. Bu sebeple anılan

kişiler yönünden soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın kaldırılması

gerekir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

88. Madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi

olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usuller 4/6/1985 tarihli ve 3213

sayılı Maden Kanunu’nda düzenlenmiştir.

89. 3213 sayılı Kanun’un “Beyan usulü” kenar

başlıklı 10. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Madencilik faaliyetlerinin bu Kanun

hükümlerine göre devamı süresince teknik ve mali konularda yapılan yazılı

beyanlar ile yetkili kişilerce tanzim edilen raporlar doğru kabul edilir.

Teknik elemanlar sadece ihtisas sahibi

oldukları konularda beyanda bulunabilirler ve beyanları ile sorumludurlar.

Ruhsat sahipleri ise teknik konular dışındaki tüm beyanlardan sorumludurlar.

..

(Ek fıkra: 10/6/2010-5995/5 md.) Teknik

nezaretçinin [3213

sayılı Kanun’un uygulanmasında nezaretçi, işletmelerin teknik ve emniyet

yönünden nezaretini yapan sorumlu ve yetkili maden mühendisini ifade

etmektedir.] atandığı ruhsat sahasındaki faaliyetleri düzenli bir şekilde

denetleyerek tespit ve önerilerini teknik nezaretçi defterine kaydetmesi

zorunludur...”

90. 3213 sayılı Kanun’un “Faaliyetlerin denetimi” kenar

başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasının olay tarihinde yürürlükte olan hâli

şöyledir:

“[Enerji Bakanlığı], maden hakları ile ilgili bütün

faaliyetlerin yürütülmesini ve vecibelerin yerine getirilmesini kontrol ve

denetimini yapmak ve yönlendirmek için teknik ve mali konuları yerinde

incelemek maksadıyla ihtisaslaşmış diğer Devlet kuruluşlarından da yararlanarak

inceleme raporu hazırlatır.”

91. 3213 sayılı Kanun’un “İşletme faaliyeti” kenar

başlıklı 29. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı

şöyledir:

“İşletme faaliyeti, projesine [3213 sayılı Kanun’un uygulanmasında

proje, yer altı kaynaklarının değerlendirilmesi amacına dönük belirli girdileri

seçilmiş bir teknoloji kullanarak mevcut ve potansiyel talebi karşılamak üzere

mal ve cevher üretmek için çalışmaları düzenleyen beyan niteliğinde raporu

ifade etmekteydi.]ve Kanunun ilgili hükümlerine göre yürütülür. İşletme

projesine aykırı faaliyette bulunulması ve faaliyetlerin can ve mal güvenliği

açısından tehlikeli bir durum oluşturduğunun tespit edilmesi halinde maden

üretimine yönelik faaliyetler durdurulur.

İşletme projeleri ve değişiklikleri

uygulamaya konulmadan önce [MİGEM]

onayının alınması zorunludur. Aksi takdirde faaliyet durdurulur.

İşletme açısından tehlikeli durumların

tespiti halinde, bu halleri gidermek için ruhsat sahibine altı aya kadar süre

verilir, mücbir sebepler dışında bu süre uzatılmaz. Bu süre sonunda projeye

uygun faaliyette bulunulmaması veya tehlikeli durumun ortadan kaldırılmaması

halinde teminat irad kaydedilerek işletme faaliyeti durdurulur.

Ruhsat sahibi, her yıl nisan ayı sonuna

kadar bir önceki yıl içinde gerçekleştirdiği işletme faaliyeti ile ilgili

teknik belgeleri, satış bilgi formunu [3213 sayılı Kanun’un uygulanmasında satış bilgi formu; şekli

ilgili yönetmelikte gösterildiği gibi hazırlanan, yıllık üretim miktarı, satış

tutarı, toplam gelir ve tahakkuk eden devlet hakkı gibi malî durumu gösteren

belgeyi ifade etmektedir.] faaliyet bilgi formunu [3213 sayılı Kanun’un uygulanmasında

faaliyet bilgi formu, yıllık işletme faaliyetine ilişkin üretim, satış, stok ve

bunun gibi bilgileri içeren, şekli ve muhtevası yönetmelikle gösterilecek olan

belgeyi ifade etmekytedir.] ve işletme sahasında arama yapmış ise arama ile

ilgili bilgileri [MİGEM’e] vermekle yükümlüdür...”

92. 3213 sayılı Kanun’un 31. maddesinin olay tarihinde

yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı şöyledir:

“Maden işletme faaliyetleri, maden

mühendisi nezaretinde yapılır. Yeraltı üretim yöntemiyle çalışan işletmeler ile

en az onbeş işçi çalıştıran açık işletmeler asgari bir maden mühendisini daimi

olarak istihdam etmek zorundadır. Teknik ve daimi nezaretçinin görev, yetki,

sorumlulukları, atanma usul ve esasları, vardiyalı çalışan işletmelerde

işletmenin büyüklüğü ve niteliği esas alınarak her vardiyada zorunlu olarak istihdam

edilecek maden mühendisi ile ruhsat sahasında görevlendirilecek teknik

elemanların çalışma usul ve esasları [Enerji Bakanlığınca] çıkarılacak yönetmelikle belirlenir...”

93. 3213 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin olay tarihinde

yürürlükte olan hâli şöyledir:

“Maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat

sahalarının bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları

rödövans sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden

doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki

sorumluluklar rödövansçıya aittir. Ancak bu durum ruhsat sahibinin Maden

Kanunundan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.”

94. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Tanımlar”

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...

İşveren adına hareket eden ve işin,

işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir.

İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden

doğrudan işveren sorumludur.

Bu Kanunda işveren için öngörülen her

çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır... .

Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal

veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde

işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde

iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı

işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye

asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin

işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya

alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt

işveren ile birlikte sorumludur.

...”

95. İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve

mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve

çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülükleri, 20/6/2012 tarihli

ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda düzenlenmiştir. Öncesinde iş

sağlığı ve güvenliği ile ilgili hususlar 4857 sayılı Kanun’un 77 ila 89.

maddeleri arasında yer almaktaydı.

96. 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin genel yükümlülüğü”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“(1) İşveren, çalışanların işle ilgili

sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

a) Mesleki risklerin [6331 sayılı Kanun’un uygulanmasında

risk, tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç

meydana gelme ihtimalini ifade etmektedir.] önlenmesi, eğitim ve bilgi

verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli

araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen

şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için

çalışmalar yapar.

b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve

güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların

giderilmesini sağlar.

c) Risk değerlendirmesi [6331 sayılı Kanun’un uygulanmasında

risk değerlendirmesi işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek

tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler

ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve

kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmaları

ifade etmektedir.] yapar veya yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın

sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.

d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler

dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike [6331 sayılı Kanun’un uygulanmasında

tehlike, iş yerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya

işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyelini ifade

etmektedir.] bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve

kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği

alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.

(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği

tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.”

97. 6331 sayılı Kanun’un “Risklerden korunma ilkeleri”

kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine

getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

a) Risklerden kaçınmak.

b) Kaçınılması mümkün olmayan riskleri

analiz etmek.

c) Risklerle kaynağında mücadele etmek.

ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi

için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim

metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim

temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en

aza indirmek.

d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.

e) Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha

az tehlikeli olanla değiştirmek.

f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma

şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini

kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.

g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel

korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.

ğ) Çalışanlara uygun talimatlar vermek.”

98. 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen

yükümlülükler sonraki maddelerde detaylandırılmıştır. Buna göre bahse konu

yükümlülükler acil durumların olumsuz etkilerinden korunmak üzere gerekli ölçüm

ve değerlendirmelerin yapılmasını, acil durum planlarının hazırlanmasını,

ciddi, yakın ve önlenemeyen tehlikenin meydana gelmesi durumunda çalışanların

işi bırakarak derhâl çalışma yerlerinden ayrılıp güvenli bir yere gidebilmeleri

için önceden gerekli düzenlemelerin yapılmasını, işyerinde iş sağlığı ve

güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilmesi amacıyla çalışanlar ile çalışan

temsilcilerinin işyerinin özellikleri dikkate alınarak işyerinde

karşılaşılabilecek sağlık ve güvenlik riskleri, koruyucu ve önleyici tedbirler,

ilk yardım, olağan dışı durumlar, afetler, yangınla mücadele ve tahliye işleri

konusunda görevlendirilen kişiler, ciddi ve yakın tehlikelerden doğan risklere

karşı alınmış ve alınacak tedbirler hakkında bilgilendirilmelerini de kapsar

(6331 sayılı Kanun’un 11., 12. ve 16. maddeleri).

99. 6331 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre iş yeri

tehlike sınıfları 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu’nun 83. maddesine göre belirlenen kısa vadeli sigorta

kolları prim tarifesi de dikkate alınarak İş sağlığı ve güvenliği genel

müdürünün başkanlığında ilgili taraflarca oluşturulan komisyonun görüşleri

doğrultusunda, Çalışma Bakanlığınca çıkarılacak tebliğ ile tespit edilir.

100. 6331 sayılı Kanun’un “Teftiş, inceleme,

araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu” kenar başlıklı 24.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1) Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının

izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili [Çalışma Bakanlığı] iş

müfettişlerince yapılır...

(2) [Çalışma Bakanlığı], işyerlerinde iş sağlığı ve

güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune

almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve

denetim yapmaya yetkilidir...”

101. 6331 sayılı Kanun’un “İşin durdurulması” kenar

başlıklı 25. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) İşyerindeki bina ve eklentilerde,

çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati

tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde; bu tehlike giderilinceye kadar,

hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği

alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin bir bölümünde veya tamamında iş

durdurulur. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri

ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel

kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi yapılmamış olması

durumunda iş durdurulur.

(2) İş sağlığı ve güvenliği bakımından

teftişe yetkili üç iş müfettişinden oluşan heyet, iş sağlığı ve güvenliği

bakımından teftişe yetkili iş müfettişinin tespiti üzerine gerekli incelemeleri

yaparak, tespit tarihinden itibaren iki gün içerisinde işin durdurulmasına

karar verebilir. Ancak tespit edilen hususun acil müdahaleyi gerektirmesi

hâlinde; tespiti yapan iş müfettişi, heyet tarafından karar alınıncaya kadar

geçerli olmak kaydıyla işi durdurur.

(3) İşin durdurulması kararı, ilgili

mülki idare amirine ve işyeri dosyasının bulunduğu Çalışma ve İş Kurumu il

müdürlüğüne bir gün içinde gönderilir. İşin durdurulması kararı, mülki idare

amiri tarafından yirmidört saat içinde yerine getirilir. Ancak, tespit edilen

hususun acil müdahaleyi gerektirmesi nedeniyle verilen işin durdurulması

kararı, mülki idare amiri tarafından aynı gün yerine getirilir.

(4) İşveren, yerine getirildiği tarihten

itibaren altı iş günü içinde, yetkili iş mahkemesinde işin durdurulması

kararına itiraz edebilir. İtiraz, işin durdurulması kararının uygulanmasını

etkilemez. Mahkeme itirazı öncelikle görüşür ve altı iş günü içinde karara

bağlar. Mahkeme kararı kesindir.

5) İşverenin işin durdurulmasını

gerektiren hususların giderildiğini [Çalışma Bakanlığına] yazılı olarak bildirmesi hâlinde, en

geç yedi gün içinde işyerinde inceleme yapılarak işverenin talebi

sonuçlandırılır.

...”

102. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 21., 22., 81., 85., 86. ve 87. maddelerinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kast

Madde 21

(1) Suçun oluşması kastın varlığına

bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek

gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki

unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde

olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren

suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda

yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise

temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Taksir

Madde 22

(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun

açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne

aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen

neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi

istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;

bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı

verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle

işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin

cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

...

Kasten öldürme

Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi,

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Taksirle öldürme

Madde 85

...

(2) [Taksirle öldürme fiili], birden fazla insanın ölümüne

ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla

kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.

Kasten yaralama

Madde 86

(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren

veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir

yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4

md.)Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî

müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti

üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur...

...

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama

Madde 87

(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

...

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

...

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre

belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya

giren hallerde üç yıldan ... az olamaz.”

103. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi” kenar

başlıklı 308. maddesi şöyledir:

“(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin

kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine,

ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel

Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) İtiraz

üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) Daire,

mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını

düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.”

104. Sondajla maden çıkarılan işlerin yapıldığı işyerleri

ile yer altı ve yer üstü maden işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışanların

sağlık ve güvenliğinin korunması için uyulması gerekli asgari şartlar 19/9/2013

tarihli ve 28770 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden İşyerlerinde İş

Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nde (İş Güvenliği Yönetmeliği) belirtilmiştir.

İş Güvenliği Yönetmeliği’nin 5., 7., 8. ve9.maddeleri şöyledir:

“İşverenin genel yükümlülükleri

Madde 5

(1) İşveren aşağıdaki hususları yerine

getirmekle yükümlüdür:

a) Çalışanların sağlık ve güvenliklerini

sağlamak amacıyla;

1) İşyerleri, çalışanların sağlık ve

güvenliklerini tehlikeye atmayacak şekilde tasarlanır, inşa edilir, teçhiz

edilir, hizmete alınır, işletilir ve bakımı yapılır.

2) İşyerinde yapılacak her türlü

çalışma, yetkili kişinin nezaretinde ve sorumluluğu altında yapılır.

3) Özel riski bulunan işler yalnızca bu

işlerle ilgili özel eğitim alan ehil kişiler tarafından ve talimatlara uygun

olarak yapılır.

4) Tüm güvenlik talimatları çalışanların

anlayacağı şekilde hazırlanır.

5) 18/6/2013 tarihli ve 28681 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmeliğe

uygun olarak yeterli ilk yardım donanımı sağlanır ve en geç 6 aydabir [olay tarihinde yürürlükte olan hâline

göre yılda en az bir defa] olmak üzere düzenli olarak gerekli tatbikatlar

yapılır.

...

(4) Bir işyerinde birden çok işverene

ait çalışanların bulunması durumunda, her işveren kendi kontrolü altındaki

işlerden sorumludur. Ancak işyerinin tamamından sorumlu olan işveren,

çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması ile ilgili tedbirlerin

uygulanmasını koordine eder. Kendisine ait sağlık ve güvenlik dokümanında

koordinasyonun amacını ve bu koordinasyonu sağlamak için alınacak tedbirler ile

uygulanacak yöntemleri belirler. Bu koordinasyon her bir işverenin Kanunda [6331 sayılı Kanun] belirtilen

sorumluluğunu etkilemez.

Patlama, yangın ve zararlı ortam

havasından korunma

Madde 7

(1) İşveren, patlama ve yangın çıkmasını

ve bunların olumsuz etkilerini önlemek üzere, patlayıcı ve sağlığa zararlı

ortam havasının oluşmasını önlemek, yapılan işlemlerin doğası gereği patlayıcı

ortam oluşmasının önlenmesi mümkün değilse patlayıcı ortamın tutuşmasını

önlemek, patlama ve yangın başlangıçlarını tespit etmek, yayılmasını önlemek ve

mücadele etmek için yapılan işe uygun tedbirler alır.

Kaçış ve kurtarma araçları

Madde 8

(1) İşveren, bir tehlike anında

çalışanların çalışma yerlerini en kısa zamanda ve güvenli bir şekilde terk

edebilmeleri için uygun kaçış ve kurtarma araçlarını sağlar ve kullanıma hazır

bulundurur.

İletişim, uyarı ve alarm sistemleri

Madde 9

(1) İşveren, işyerinin bütününde gerekli

haberleşme ve iletişim sistemini kurar.

(2) İşveren, ihtiyaç halinde yardım,

kaçış ve kurtarma işlemlerinin derhal uygulamaya konulabilmesi için gerekli

uyarı ve diğer iletişim sistemlerini hazır bulundurur.”

105. İş Güvenliği Yönetmeliği’nin 10. maddesinde

çalışanların hangi konularda bilgilendirilmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu

düzenlemeye göre bilgiler, çalışanlar tarafından erişilebilir ve anlaşılır

şekilde olur.

106. İş Güvenliği Yönetmeliği ekinde “Sondajla Maden

Çıkarılan İşlerin Yapıldığı İşyerleri İle Yeraltı ve Yerüstü Maden İşlerinin

Yapıldığı İşyerlerinde Uygulanacak Asgari Genel Hükümler” ve “Yeraltı

Maden İşlerinin Yapıldığı İşyerlerinde Uygulanacak Asgari Özel Hükümler”e

de yer verilmiştir. Bu hükümler organizasyon ve yönetim, mekanik ve elektrikli

ekipman ve tesisatlar, bakım ve onarım, patlama riski, yangın tehlikesi ve

zararlı ortam havasına karşı korunma, ulaşım yolları, kaçış yolları ve imdat

çıkışları, arama, kurtarma ve tahliye ile havalandırma gibi konuları

kapsamaktadır. Anılan hükümlerin olay tarihinde yürürlükte olan hâline göre;

- İşyerleri tehlikelere karşı yeterli koruma sağlanacak

şekilde organize edilir. Çalışanların sağlık ve güvenliğini tehlikeye atmamak

için işyerindeki tehlikeli veya atık maddeler uzaklaştırılır veya kontrol

altında tutularak işyerinin her zaman düzenli bir durumda olması sağlanır.

- İşyerinin varsa ocağını da kapsayacak şekilde gerekli

haberleşme ve iletişim uygun yollarla sağlanır.

- Çalışma yapılan bütün yer altı işletmelerinde uygun

havalandırma sağlanır. Üretime başlamadan önce her ocakta uygun bir

havalandırma sistemi kurulur. Ocaklarda sağlığa uygun solunabilir hava

sağlanması, ortamdaki patlama riskinin ve solunabilir toz konsantrasyonunun

kontrol altında tutulması, kullanılan çalışma yöntemi ve çalışanların fiziki

faaliyetleri dikkate alınarak çalışma şartlarına uygun hava özelliklerinin sağlanması

ve bu durumun sürdürülebilmesi için sürekli havalandırma yapılması zorunludur.

Bu şartların doğal havalandırma ile sağlanamadığı yerlerde havalandırma bir

veya daha fazla mekanik sistemle sağlanır. Havalandırmanın sürekliliğini ve

kararlılığını sağlayacak tedbirler alınır. Mekanik havalandırma sistemi

kullanılan ocaklarda hava akımı mümkünse doğal hava akımı doğrultusunda

yönlendirilir. Havalandırma sistemlerinin devre dışı kalmaması için bu

sistemler devamlı surette izlenir ve istenmeyen devre dışı kalmaları bildirecek

otomatik alarm sistemi bulunur.

- Havalandırma ile ilgili değerler periyodik olarak

ölçülür ve ölçüm sonuçları kaydedilir. Havalandırma sisteminin detaylarını

kapsayan bir havalandırma planı hazırlanır, periyodik olarak güncellenir ve

işyerinde hazır bulundurulur.

- İnsan ve malzeme taşımasında kullanılan kuyularda,

lağımlarda, ana nefeslik yollarında, eğimli ve düz yollarda hava hızı saniyede

8 metreyi geçmez.

- Havasında %19’dan az oksijen, %2’den çok metan,

%0,5’ten çok karbondioksit, 50 PPM (%0,005) den çok karbonmonoksit ve diğer

tehlikeli gazlar bulunan yerlerde çalışılmaz. Oksijen miktarı azalan veya

yanıcı, parlayıcı ve zararlı diğer gazların karışmasıyla bozulan yahut çok

ısınan hava akımları diğer çalışma yerlerinden geçmesine meydan verilmeden

derhâl ve en kısa yoldan ocak dışına atılır. Hava özelliklerinin bozulmasından,

ısınmasından ve oksijen azalmasından kaynaklı olumsuz etkilerinden çalışanları

korumak için çalışmanın zorunlu olduğu durumlarda çalışma alanı ve zamanı sınırlandırılır.

- Havalandırma sistemi kapı ve perdelerle havayı

yönlendirecek şekilde düzenlenir. Kapı ve perdeler nakliyat esnasında

havalandırma sistemini olumsuz etkilemeyecek şekilde ayarlanır.

- Ana hava giriş ve çıkış yolları arasında bulunan barajlar,

hava köprüleri ve kapılar, bir patlama veya yangın halinde kolayca yıkılmayacak

sağlamlıkta ve dayanımda yapılır.

- Ana vantilatör ve aspiratörler birbirinden bağımsız iki

ayrı enerji kaynağına bağlanır. Bu enerji kaynaklarından birinin durması hâlinde

diğer kaynağın ocak havalandırmasını aksatmayacak en kısa zamanda devreye

girmesi sağlanır.

- Ocağın çeşitli kısımlarında sıcaklık ve nem oranı

düzenli olarak ölçülür. Nem oranı gözönünde bulundurularak hava sıcaklığının

sağlığa zararlı düzeye yükselmemesi için gerekli tedbirler alınır. Bu düzeye

yaklaşıldığında ölçme işlemi her gün gerekli görülecek aralıklarla yapılır ve

ölçme sonuçları havalandırma defterine yazılır. Söz konusu şartların sağlık

için tehlikeli olması hâlinde çalışma geçici olarak durdurulur.

- Yapılan tüm çalışmalarda çalışanların sağlık ve

güvenliğinin korunmasının sağlanması için işverence atanan, yeterli beceri ve

uzmanlığı olan kişiler tarafından gerekli gözetim ve denetim yapılır. Sağlık ve

güvenlik dokümanında, gerekli görülmesi hâlinde çalışılan yerler gözetim yapan

kişi tarafından her vardiyada en az bir defa kontrol edilir. Yeterli beceri ve

uzmanlığa sahip olmak şartıyla yukarıda belirtilen gözetim görevini işverenin

kendisi üstlenebilir.

- Çalışanlara sağlık ve güvenliklerini sağlayabilmeleri

için yeterli bilgi, talimat ve eğitim verilir, bu eğitimler tekrarlanır.

İşveren, çalışanlara verilen talimatların kendilerinin ve diğer çalışanların

sağlık ve güvenliklerini tehlikeye atmalarını önleyecek şekilde kolay anlaşılır

olmasını sağlar.

- Her işyerinde çalışanların sağlık ve güvenliklerinin

korunması, patlayıcı maddelerin taşınması, depo edilmesi ve iş ekipmanlarının

güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli kuralları belirleyen yazılı

talimatlar hazırlanır. Bu talimatlar, acil durum ekipmanlarının kullanımına ve

işyerinde veya işyeri yakınındaki herhangi bir acil durumda nasıl hareket

edileceğine ilişkin bilgileri de kapsar.

- Her işyerinde ya da her işte güvenli çalışma yöntemleri

uygulanır. Tesis, tahkim ve onarım işleri yapacak olanlar için gerekli güvenlik

tedbirleri alınır.

- İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi dâhil

olmak üzere çalışanların sağlığını ve güvenliğini korumak için alınan

tedbirleri düzenli aralıklarla gözden geçirir.

- Herhangi bir tehlike durumunda tüm çalışanların

işyerini derhâl ve güvenli bir şekilde terk edebilmeleri için gerekli tedbirler

alınır.

- Acil çıkış yolları doğrudan dışarıya, güvenli bir

alana, toplanma noktasına veya tahliye noktasına açılır ve çıkışı önleyecek

hiçbir engel bulunmaz.

- Acil çıkış yollarının ve kapılarının sayısı, boyutları

ve yerleri yapılan işin niteliğine, işyerinin büyüklüğüne ve çalışanların

sayısına uygun olması sağlanır.

-Acil çıkış kapıları dışarıya doğru açılır. Acil çıkış

kapıları; acil durumlarda çalışanların hemen ve kolayca açabilecekleri şekilde

olur.

- Çalışanlar herhangi bir acil durumda nasıl davranmaları

gerektiği konusunda eğitilir. Arama, kurtarma ve tahliye konusunda yeterli

sayıda destek elemanı görevlendirilir.

- Kaçışın zor olduğu, zaman aldığı veya sağlığa zararlı

havanın solunabileceği veya oluşabileceği yerlerde temiz hava sağlayan

taşınabilir solunum cihazları bulundurulur. Bu cihazlar en kısa sürede ve

kolaylıkla ulaşılabilir ve kullanıma hazır şekilde muhafaza edilir.

- Çalışanlara gerektiğinde güvenli bir şekilde dışarı

çıkabilmeleri için her zaman kolay ulaşabilecekleri yerlerde bulunacak kişisel

solunum koruma cihazları verilir. Çalışanlar bu cihazların kullanımı ile ilgili

olarak eğitilir. Bu cihazların her zaman çalışır durumda bulunmaları için

düzenli kontrolleri yapılır ve işyerinde muhafaza edilir.

- Yer altı ve yer üstü maden işyerlerinde arama, kurtarma

ve tahliye ekiplerinin hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edebilmesi için

uygun bir kurtarma istasyonu kurulur. Ancak yarıçapı en çok 50 kilometre olan

alan içinde bulunan maden işyerleri, merkezî bir yerde ortaklaşa bir kurtarma

istasyonu kurabilir. Bu hüküm, aynı işyerinin çeşitli ocakları için de

geçerlidir. İşyerleri, bu istasyonun kuruluş ve yönetim giderlerini,

çalıştırdıkları çalışanların sayısına göre aralarında paylaşır.

- İşyerlerinde güvenlik tatbikatları yapılır ve düzenli

aralıklarla tekrar edilir. Bu tatbikatların amacı, acil durum ekipmanının

kullanılması veya işletilmesi dâhil acil durumlarda özel görevi bulunan çalışanların

eğitim ve becerilerinin kontrol edilmesidir. Görevli çalışanlara, uygun

yerlerde, bu ekipmanların doğru bir şekilde kullanılması veya işletilmesi

hususunda da tatbikat yaptırılır. Tatbikatta kullanılan bütün acil durum

ekipmanı test edilir, temizlenir ve yeniden dolumu yapılır veya yenilenir.

Kullanılan bütün taşınabilir ekipmanlar muhafaza edildiği yerlerine geri

konulur.

- Her ocakta arama, kurtarma ve tahliye ile görevli

destek elemanlarının yararlanması için belli başlı kapıları, barajları, hava

köprülerini, hava akımını ayarlayan düzeni ve telefon istasyonları gibi ihtiyaç

duyulacak hususların yerlerini gösteren bir plan bulundurulur.

107. Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde

çalışanların mesleki eğitimlerinin usul ve esasları 13/7/2013 tarihli ve 28706

tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli ve Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan

İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine Dair Yönetmelik’te (Eğitim

Yönetmeliği) düzenlenmiştir.

108. 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan mülga Madencilik Faaliyetleri

Uygulama Yönetmeliği’nin (Uygulama Yönetmeliği) 4. maddesine göre Uygulama

Yönetmeliği’nde geçen daimî nezaretçi ifadesi işletmede daimî olarak istihdam

edilen maden mühendisini, teknik nezaretçi ifadesi işletmelerdeki faaliyetlerin

teknik ve emniyet yönünden nezaretini yapan, faaliyet bilgi formunun

hazırlanmasından sorumlu ve yetkili maden mühendisini, teknik eleman ifadesi

kanun kapsamında MİGEM’e vermiş olduğu dilekçe ve eklerindeki evrakı

imzalayarak beyanda bulunan maden, jeoloji ve jeofizik mühendislerini, rödövans

sözleşmesi ifadesi ruhsat sahalarındaki madenlerin üretilerek değerlendirilmesi

amacıyla üçüncü kişilere veya kuruluşlara tasarruf hakkı sağlamak üzere ruhsat

sahasının tamamı ya da bir kısmı için ruhsat sahiplerinin bu kişilerle

yaptıkları sözleşmeleri ifade etmektedir.

109. Mülga Uygulama Yönetmeliği’nin “Projeye uygun

faaliyette bulunulması” kenar başlıklı 34. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) İşletme izinlerinin alınmasını

takiben üretim faaliyetleri, projesine uygun olarak yürütülür. Birlikte

işletilmesi zorunlu olan madenler bir proje kapsamında işletilir. Madencilik

faaliyetleri sürdürülürken ve/veya tamamlandıktan sonra çevre ile uyum planı uygulanır.

(2) Açık işletme ya da yeraltı

işletmesine geçişler ile üretim yöntemi ile ilgili değişikliklerin,

uygulanmadan önce [MİGEM’e]

bildirilmesi zorunludur. Aksi takdirde, sahadaki can ve mal güvenliği ile

ilgili çalışmalar dışındaki üretim ile ilgili faaliyetler, değişikliklere

ilişkin verilmesi gereken revize projenin onaylanmasına kadar durdurulur.

...

(4) İşletmelerde hazırlık ya da üretim

çalışmaları sürdürülürken şev [İş Güvenliği Yönetmeliği’ne göre şev; kademe (açık işletmelerde

belirli aralık, kot ve eğimlerle meydana getirilen basamak şeklindeki çalışma

yerler), alın ve yüzlerindeki eğimi ifade etmektedir.] açısı, basamak

yüksekliği, basamak genişliği, heyelan, göçük, tahkimat, alt yapı gibi

nedenlerle can ve mal güvenliği açısından tehlikeli bir durum oluştuğunun

tespiti halinde, gerekli önlemlerin alınması ve çalışmaların yapılabilmesi için

ruhsat sahibine altı aya kadar süre verilir. Mücbir sebepler dışında bu süre

uzatılmaz. Bu süre sonunda projeye uygun faaliyette bulunulmaması veya tehlikeli

durumun ortadan kaldırılmaması halinde teminat irat kaydedilerek can ve mal

güvenliği ile faaliyetlerin projeye uygun hale getirilmesi yönündeki hazırlık

faaliyetleri dışındaki işletme faaliyetleri durdurulur.

(5) Yeraltı işletmelerinde üretim

çalışmaları sürdürülürken işletme projesine aykırı olarak; yeraltındaki üretim

faaliyetlerinin sürdürüldüğü alanların yerüstüne veya diğer kotlara iki ayrı

yolla bağlanmadığı, panolarda havalandırmanın birbirinden bağımsız olarak

gerçekleştirilmediği, yanıcı veya patlayıcı gaz geliri olabilecek ocaklarda

yeterli cebri havalandırmanın yapılmadığı, havalandırmanın projeye uygun tesis

edilmediğinin tespit edilmesi halinde can ve mal güvenliği ile faaliyetlerin

projeye uygun hale getirilmesi yönündeki faaliyetler dışındaki üretim

faaliyetleri durdurulur.

(6) Üretim faaliyetleri durdurulan

sahalarda faaliyet durdurma nedenine yönelik gerekli tedbirlerin alındığının

ruhsat sahibince[MİGEM’e]

bildirilmesini müteakip teknik heyet raporu ile gerekli tedbirlerin alındığının

tespit edilmesi halinde üretime yönelik faaliyetlere izin verilir.”

110. Mülga Uygulama Yönetmeliği’nin “İnceleme ve

denetim” kenar başlıklı 74. maddesi şöyledir:

“(1) Kanun gereğince ruhsat veya

sertifika sahibince düzenlenmiş mali ve teknik belgelerin, ruhsat veya

sertifika alanındaki madencilik faaliyetlerinin, ihbar ve şikayetlerin inceleme

ve denetimi [MİGEM]

tarafından görevlendirilen personelce yerinde yapılır.

(2) [MİGEM], diğer kamu kurum ve kuruluşları ile

üniversitelerden inceleme ve denetimin gerektirdiği mesleki tecrübeye sahip

olan personelleri de görevlendirebilir.

(3) Yapılacak inceleme ve denetimlerde

oluşturulacak heyet; maden mühendisi, jeoloji mühendisi ile yapılacak inceleme

ve denetimlerin özelliğine göre jeofizik mühendisi, haritacı, mali uzman,

hukukçu veya diğer meslek mensuplarından en az üç kişiden oluşur.

(4) İnceleme ve denetimlerde ruhsat

sahibi [MİGEM’e]

verdiği teknik ve mali belgelerin hazırlanmasına esas olan bütün belgelerin

asıllarını, yapılmış hesapları talep halinde heyet üyelerine göstermek

zorundadır.

(5) Madencilik faaliyetleri ile ilgili

olarak yapılan ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilebilmesi için, dilekçe ekinde

şikayetçinin T.C. Kimlik Numarası beyanının yer alması gerekir...”

111. Mülga Uygulama Yönetmeliği’nin “İnceleme ve

denetimin yapılması” kenar başlıklı 75. maddesi şöyledir:

“1) İnceleme ve denetim sırasında teknik

ve mali belgeler ile bu belgelerin hazırlanmasına esas teşkil eden işletme

projesinin uygulanması ile ilgili hususlar, üretim yöntemi, üretim miktarı,

üretilen madenin kullanım alanı, sevk fişleri, faturalar, satış belgeleri gibi

Kanun ve mevzuat gereği diğer belgeler incelenir. Her türlü denetimde çevre ile

uyum planına uygun çalışılıp, çalışılmadığı kontrol edilir.

(2) İnceleme ve denetim sonunda düzenlenen

ve mevcut durumu belirten tutanak iki nüsha hazırlanarak heyet üyeleri, ruhsat

sahibi veya vekili veya sahanın teknik nezaretçisi tarafından imzalanır. Ruhsat

sahibi, vekili veya teknik nezaretçi, tutanakta katılmadığı hususlara şerh

düşebilir. Ancak imzadan imtina edilmesi halinde bu durum tutanakta belirtilir.

Tutanağın bir nüshası ilgiliye verilir. Bu tutanakta belirtilen hususlar ruhsat

sahibine tebliğ edilmiş sayılır.

(3) Ruhsat sahasında yapılan tetkiklere

ait detay bilgileri içeren rapor hazırlanır. Ruhsat sahibinin talep etmesi

durumunda bir örneği verilir.”

112. Mülga Uygulama Yönetmeliği’nin 130., 134., 138.,

141., 143. ve 146. maddelerinin ilgili kısmı şöyledir:

“Teknik nezaretçinin görevleri

Madde 130

(1) Teknik nezaretçi, maden işletmelerinin

teknik ve emniyet yönünden nezaretini yaparak Kanun ve ilgili yönetmeliklerde

yer alan görevleri yerine getirmekle sorumlu ve yükümlüdür.

Teknik nezaretçilerin yetki ve

sorumlulukları

Madde 134

(1) Teknik nezaretçisi olmayan ruhsat

sahalarında üretim yapılamaz.

(2) Teknik nezaretçinin görev, yetki ve

sorumlulukları şunlardır:

a) Teknik nezaretçi, sorumluluk alanı [MİGEM tarafından] onaylanmış ruhsat

sahasının her yerinde görevi ile ilgili inceleme yapmak ve gerekli her türlü

bilgiyi alma ve Kanun kapsamında gerekli önlemlerin aldırılması yetkisine

sahiptir. Bu yetkinin kullandırılmamasından ruhsat sahibi sorumludur.

b) Teknik nezaretçi, nezaret görevini

Kanun hükümleri kapsamında yürütür. Teknik nezaretçi, atandığı ve sorumlu

olduğu ruhsat sahasının faaliyetlerini ve üretimlerini on beş günde en az bir

defa denetlemek, tespitlerini ve önerilerini teknik nezaretçi defterine not

etmek zorundadır...

...

ç) Teknik nezaretçi, görev aldığı

işyerindeki faaliyetler ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, öneri ve önlemleri

belirler. Ruhsat sahibi/vekili tarafından, bu öneri ve önlemler işyerinde

çalışanların görebileceği şekilde ilan edilir ya da panoya asılır. Aynı zamanda

içeriği [MİGEM]

tarafından belirlenmiş ve noter onaylı ’Teknik Nezaretçi Defteri’ne rapor

ederek ruhsat sahibine bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların, öneri ve önlemlerin

rapor edilmemesinden teknik nezaretçi, bunların yerine getirilmemesinden ruhsat

sahibi sorumludur.

d) Teknik nezaretçi, işyerinde yaptığı

inceleme ve gözlemlerde işletme projesine aykırı faaliyette bulunulduğunu ve

faaliyetlerin can ve mal güvenliği açısından tehlikeli bir durum oluşturduğunu

tespit etmesi halinde maden üretimine yönelik faaliyetleri durdurur ve durumu

ilgili kurum veya kuruluşlara bildirir.

...

f) Galeri sürülmesi ve/veya üretime

hazırlık çalışmalarında teknik nezaretçi atanması zorunludur.

Daimi nezaretçinin görevleri

Madde 138

(1) Daimi nezaretçi, nezaret görevini

Kanun hükümleri kapsamında yürütür.

(2) Daimi nezaretçi üretim yerindeki

günlük faaliyetleri planlar ve yürütülmesini sağlar, can ve mal emniyeti

yönünden tehlikeli bir durumun varlığı söz konusu olduğu zaman gerekli

tedbirlerin alınmasına nezaret eder, hemen tedbir almanın mümkün olmadığının

belirlenmesi halinde üretim faaliyetlerini önlemlerin alınmasına kadar

durdurur.

(3) Daimi nezaretçi, görev aldığı

işyerindeki faaliyetleri ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları gidermek amacıyla

önlemleri belirleyerek ruhsat sahibine/rödövansçıya bildirir. Tedbirlerin

alınmasına nezaret eder.

(4) Eksiklik ve aksaklıkların

giderilmesini doğrudan ilgilendiren malzeme ve teçhizatın temin edilmesinden

ruhsat sahibi/rödövansçı sorumludur.

Zorunlu olarak daimi nezaretçinin

çalıştırılacağı ruhsat sahaları

Madde

141

(1) Maden mühendisinin daimi nezaretçi

olarak istihdam edileceği durumlar şunlardır:

a) Ruhsat sahasındaki tesislerde

çalışanlar hariç maden işletme faaliyetleri için en az on beş işçi çalıştıran

açık işletmeler,

b) Ruhsat sahasında yeraltı üretim

yöntemiyle çalışan işletmeler.

(2) Teknik nezaretçi ataması yapılmış

sahalarda, daimi nezaretçi olarak maden mühendisinin istihdam şartının oluştuğu

ancak daimi nezaretçi görevlendirilmediğinin tespiti halinde ruhsat sahibi

uyarılır ve on beş gün süre verilir. Verilen süre sonunda daimi nezaretçi

görevlendirilmez ise teminat irat kaydedilir ve faaliyetler durdurulur.

(3) Daimi nezaret görevi üstlenmiş olan

mühendisler, teknik nezaretçi olarak atanamaz.

Teknik elemanın görevleri

Madde 143

(1) Teknik eleman, Kanun ve

yönetmeliklerinde yer alan hükümler gereği görevlerini yerine getirmekle

yükümlüdür.

Zorunlu olarak teknik eleman

çalıştırılacak ruhsat sahaları

Madde 146

(1) Teknik eleman istihdam edileceği

durumlar şunlardır:

a) Tesislerde çalışanlar hariç

madencilik faaliyeti kapsamında en az 15 işçi çalıştıran işletmeler,

b) Yeraltı üretim yöntemiyle çalışan

işletmeler,

c) Vardiyalı olarak çalışan işletmelerde

her vardiyada teknik eleman istihdam edilmesi zorunludur.

(2) Yeraltı işletmelerinde işletmede

birden fazla işletmeci var ise ve üretim farklı işletmeciler tarafından

gerçekleştiriliyorsa her işletme için ayrı ayrı teknik eleman görevlendirilir.

(3) Teknik eleman istihdam edilmesi

şartının oluştuğu işletmelerde şartların oluşması durumunda her vardiya için

çalışan işçi sayısına göre vardiya başına en az bir teknik eleman

görevlendirilir.

(4) Teknik eleman istihdam şartının

oluştuğu ancak teknik eleman istihdam edilmediğinin tespiti halinde ruhsat

sahası için teknik eleman istihdamı için on beş gün süre verilir. Bu sürede

teknik eleman istihdamı yapılmayan sahalarda üretim faaliyetleri durdurulur.

(5) Açık işletmelerde, teknik eleman

istihdam şartının oluştuğu durumlarda ve bir ruhsat sahasında birden fazla

işletmeci olması halinde sadece bir işletmeye ait alanda istihdam edilebilir.

Aynı kişi, diğer işletme veya işletmelerde istihdam edilemez.

(6) Zorunlu olarak istihdam edilen

teknik eleman şartları sağlaması durumunda daimi nezaretçilik görevi de

üstlenebilir.”

113. İşyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından yer

aldığı tehlike sınıfları 26/12/2012 tarihli ve 28509 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları

Tebliği’nin (Tehlike Sınıfları Tebliği) ekinde belirtilmiştir. Sözü edilen

listeye göre taş kömürü ve linyit madenciliği de dâhil madencilik alanında

faaliyet gösteren çoğu işyeri çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

114. Anayasa Mahkemesinin 2/11/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu

Muzaffer Çakır Yönünden

115. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği başvurucunun

istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel

başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru

reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk lirasından fazla

olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.

116. Anılan düzenlemelerde genel olarak bir hakkın

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu

bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa

Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların

başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö.,

B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015, § 31).

117. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak

amacıyla gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve

belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur

hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan

ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler

hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında

doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri

sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette

hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuru

yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda

bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul

edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy, § 32; Osman

Sandıkçı, B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve diğerleri, B.

No: 2013/7302, 20/4/2016).

118. Başvurucu Muzaffer Çakır 24/10/2018 tarihinde vefat

etmiştir. Buna rağmen Av. Akçay Taşçı, Av. Elif Sıla Aşık, Av. Evren İşler, Av.

Şerafettin Can Atalay ,Av. Şerif Aras Doğruel ve Av. Yalçın Deniz Özen

başvurucunun anayasa ile güvence altına alınmış haklarının ihlal edildiği

iddiasıyla bireysel başvuru yapmış; şimdiye kadar geçen sürede de başvurucunun

ölümünden Anayasa Mahkemesini haberdar etmemiştir.

119. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin

bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası

tarafından bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray,

B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

120. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat

etmiş başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukatlar tarafından

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel

başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddine karar

verilmesi gerekir. Bununla birlikte başvuruya konu edilen olayın ve yargısal

sürecin karmaşıklığı dikkate alındığında Av. Akçay Taşçı, Av. Elif Sıla Aşık,

Av. Evren İşler, Av. Şerafettin Can Atalay, Av. Şerif Aras Doğruel ve Av.

Yalçın Deniz Özen yönünden disiplin para cezasına hükmedilmemelidir.

B. Diğer

Başvurucular Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

121. Başvurucular yaptıkları ilk başvuruda yaşam hakkı ve

bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı ile kanuni hâkim güvencesinin

ihlal edildiğinden yakınmıştır. Bu iddiaları kapsamında başvurucular özetle şu

iddialarda bulunmuştur:

i. Temyiz Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararı sonrasında

dava dosyası esasa kaydedilmeden üç ayı aşkın bir süre bekletilmiştir. Böylece

bahsi geçen kararın uygulanması engellenmiştir. Bu süreçte Temyiz Dairesinde

görevli üç yüksek hâkim daha önce idari görevlerde bulunmuş yüksek hâkimlerle

değiştirilerek davaya özel heyet oluşturulmuştur. Başvuruculara göre yeni

görevlendirilen üyeler siyasi kişilerdir.

ii. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Temyiz Dairesindeki

üye değişikliği sonrasında itiraz yetkisini kullanmış, Temyiz Dairesi de

itirazdan yalnızca on gün sonra karar vermiştir. Bu sürede oldukça kapsamlı

olan dava dosyasının incelenmesi mümkün değildir. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet

başsavcısının siyasi açıdan tarafsız olmayan Cumhurbaşkanınca atanması,

Yargıtay Başsavcılığının itirazının siyasi boyutunu ortaya açıkça doğrulamaktadır.

iii. Temyiz Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararında da

açıklandığı üzere sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. “Olursa olsun.” düşüncesi

ile hareket etmiştir. Buna rağmen Temyiz Dairesi Yargıtay Başsavcılığının

itirazını kabul ederek 30/9/2020 tarihli kararını kaldırmıştır. Böylece

sanıkların açıkça belli olan sorumluluklarının üstü örtülmeye çalışılmıştır.

Etkili ve bağımsız bir yargı sistemi içinde gerçek sorumluların tespiti ve

cezalandırılması devletin temel sorumluluğu iken devlet, yaşam hakkını korumaya

ilişkin pozitif yükümlülüklerini ihlal etmiştir.

iv. Olağanüstü kanun yolları, olağan kanun yolları içinde

kesinleşen hukuka aykırı kararlara karşı kabul edilmiştir. Yargıtay

Başsavcılığının itirazına konu karar henüz olağan kanun yollarında

kesinleşmemiştir. Henüz kesinleşmemiş bir kararın olağanüstü kanun yollarına

konu edilmesi söz konusu kanun yollarının kabul edilme amacına aykırıdır. Somut

olayda Temyiz Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararı hukuki kesinlik

sağlamamıştır.

v. Yargılamanın başından itibaren yargılamayı yürüten

Ceza Mahkemesi Başkanı A.B. 3/7/2017 tarihli kararnameyle İzmir hâkimliğine atanmıştır.

Sonradan Temyiz Dairesinde görevlendirilen üyelerden biri, sözü edilen atamanın

gerçekleştiği tarihte Atama Dairesinin bir üyesidir. Başvuruculara göre bu

durum anılan üyenin hem ilk derece mahkemesindeki yargılamaya hem temyiz

incelemesine müdahale ettiğini göstermektedir.

vi. Başvuruya konu yargılama, yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialar yönünden etkili bir hukuki yol değildir. Anayasa’ya

aykırı bir şekilde ve sanıklar için cezasızlık oluşturmak amacıyla Temyiz

Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararının etkileri bertaraf edilmiştir. Birinci

Dairenin Çalışma Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine

ilişkin karara yönelik itirazı 10/12/2015 tarihinde reddetmesi (bkz. § 74) kamu

makamlarının etkili başvuru hakkı yönünden engelleyici tutumunu ortaya

koymaktadır.

122. Yaptıkları ikinci başvuruda ilk başvuruda dile

getirdikleri iddiaları yineleyen başvurucular ek olarak özetle şu hususları öne

sürmüştür:

-26/1/2017 tarihinde yapılan celsede davanın esası

hakkındaki mütalaasının hazır olduğunu söyleyen Cumhuriyet savcısının verilen

aradan sonra mütalaayı derleyip toparlaması için süre talep etmesi, sözü edilen

mütalaayı bir yılı aşkın bir süre sonra vermesi ve Ceza Mahkemesi Başkanı

A.B.nin İzmir hâkimliğine tayin edilmesi yargılamanın bağımsız olmadığını

göstermektedir. Ayrıca Temyiz Dairesinin daha önce idari görevlerde bulunmuş üç

yeni üyenin kararıyla önceki kararını kaldırmasına ilişkin tutumu, soruşturma

makamlarının bağımsızlığını ve nesnelliğini ciddi ölçüde şüpheye düşüren kaygı

verici bir durumdur.

- Ceza Mahkemesi ile Temyiz Dairesi sanıkların olası

kastları nedeniyle cezalandırılmalarına direnç göstermiştir. Böylelikle

sorumlular için bir cezasızlık hâli yaratılmak istenmiştir.

- Bağımsız olmayan yargı makamlarının nesnellikten uzak

kararları başvurucuların cezai işlemlerin bir parçası olmasını engellemiştir.

Bu nedenle etkili başvuru hakkı ihlal edilmiştir.

123. Bakanlık görüşünde başvuruya konu ceza yargılaması

sürecinden kısaca bahsedilmiş; maddi gerçeği tüm yönleri ile ortaya çıkaran bir

soruşturma sonucunda elde edilen delillerin hukuki bakımdan etraflıca tahlil

edilerek suç vasfının tayin edildiği, Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk

bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevinin bulunmadığı,

derece mahkemelerinin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için

kuvvetli bir neden gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca

2011 Haziran tarihli ek revize projenin 2013 yılında Maden ve Petrol İşleri

Genel Müdürlüğü (olay tarihindeki adıyla MİGEM) tarafından onaylanan revize

proje ile değiştirildiğini öne sürerek yeni revize projenin bir örneğini

sunduğu görüşe eklemiştir.

124. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

ihlal iddialarını yineleyip Bakanlığın talebi üzerine Enerji Bakanlığı ile

TKİ’nin Bakanlık görüşüne esas almak üzere Bakanlığına yazdığı cevabi

yazılardaki bazı ifadeleri eleştirmiş ve kendilerine gönderilmesi hâlinde 2013

yılına ait olduğu iddia edilen revize proje ile ilgili beyanda bulunmak istediklerini

bildirmiştir.

2. Değerlendirme

a. İddiaların

Nitelendirilmesi Yönünden

125. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder. Yapılan değerlendirmeye göre başvurunun yaşam

hakkı kapsamında incelenmesi gerekli ve yeterlidir.

126. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama … hakkına sahiptir.”

127. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

b. İncelemenin

Kapsamı Yönünden

128. Başvurucuların yaşam hakkını korumaya ilişkin

pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğine ilişkin savları kapsamında dile

getirdiği iddiaların hepsi başvuruya konu ceza yargılamasının etkisizliğine

ilişkindir. Nitekim başvurucular kömür madenlerindeki iş sağlığı ve güvenliğini

düzenleyen hukuki çerçevenin ölen yakınlarının yaşamlarının korunmasında

yetersiz kaldığına ve/veya olayın meydana geldiği maden ocağı yüklenici Şirket

tarafından işletilse de kamu makamlarının maden ocağını kontrol ve denetlemekle

yükümlü olduğuna fakat bu yükümlülüğün somut olayda yerine getirilmediğine

yönelik bir iddiada bulunmamıştır. O hâlde yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne

ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine yönelik bir şikâyet ihtiva etmeyen

başvuruda incelenmesi gereken husus, yaşam hakkının etkili soruşturma

yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edilip edilmediğidir. Bununla

birlikte yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılacak inceleme, Birinci

Dairenin Çalışma Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine

ilişkin karara yönelik itirazı 10/12/2015 tarihinde reddettiğine ilişkin savın

-başvuru formunda kamu görevlileriyle ilgili soruşturma sürecinden hiç

bahsedilmediği gözetildiğinde- ceza yargılamasının etkisiz olduğuna ilişkin

iddiayı desteklemek için ortaya atılması ve Anayasa Mahkemesine konuyla ilgili

bilgi ve belge sunulmaması nedeniyle kamu görevlileri hakkında yürütülen ön

incelemeye veya soruşturmaya ilişkin süreci kapsamamaktadır.

c. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

129. Başvurucular, maden kazasında ölen yakınlarının annesi,

babası, çocuğu, kardeşi veya eşidir. Bu nedenle başvurucuların dolaylı

mağdur olarak işbu başvuruyu yapmaya hakları vardır ve başvuruda kişi

bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik ölçütü yönünden eksiklik

bulunmamaktadır (dolaylı mağdurlukla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Serap

Sivri, B. No: 2019/6198, 23/11/2021, §§ 48, 49).

130. Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin kabul

edilebilirlik ölçütü dışındaki kabul edilebilirlik ölçütleri yönünde de

başvuruda bir eksiklik söz konusu değildir.

131. Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin ölçüte

gelince bu konuda sonuca varmak için üç mesele üzerinde durulmalıdır: somut

olayda yürütülmesi gereken soruşturmanın niteliği, kamu görevlileri hakkında

yürütülen soruşturmanın başvuruya etkisi ve başvurucu Recep Çoşkun’un temyiz

kanun yoluna başvurmaması.

i. Somut Olayda

Yürütülmesi Gereken Soruşturmanın Niteliği

132. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa’nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlükler yanında

pozitif yükümlülükler de yükler. Bu pozitif yükümlüklerin usule ilişkin yönü,

doğal olmayan her ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirir (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636,

10/11/2021, § 82, 96).

133. Yürütülmesi gereken soruşturmanın niteliği koşullara

göre değişir. Genel bir bakış açısıyla kasten ya da saldırı veya kötü

muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında sorumluların tespitine

ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar

yürütülmesi gerektiği ancak ölümün ihmali bir eylemin sonucu olduğu hâllerde

usul yükümlülüğünün hukuk davaları, idari davalar ya da disiplin soruşturması

yoluyla da yerine getirilebileceği söylenebilir [Abdülkadir Yılmaz ve

diğerleri (2), §§ 77, 79].

134. Öte yandan kasıtlı olmayan eylemler nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya

dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli

bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda ilgililer hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmelidir [Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2), § 80].

135. Tehlike Sınıfları Tebliği’nin ekindeki listeye göre

taş kömürü ve linyit madenciliğinin de dâhil olduğu madencilik alanındaki çoğu

işyeri çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle 3213 sayılı Kanun, 6331

sayılı Kanun, Mülga Uygulama Yönetmeliği, İş Güvenliği Yönetmeliği ile ekindeki

genel ve özel hükümler; madenlerde çalışan işçilerin yaşamlarının ve vücut

bütünlüklerinin korunması için işverenlere ve maden ocaklarındaki teknik

nezaretçi gibi bazı teknik personele çeşitli yükümlülükler yüklemiştir. Eğitim

Yönetmeliği’nde de çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışanların mesleki

eğitimlerinin usul ve esasları düzenlenmiştir. Ayrıca bahsi geçen hukuki

çerçeve, Enerji Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığına maden ocaklarını denetleme

görevi vermiştir. ELİ’nin denetim görevi ise somut olayda TKİ ve yüklenici

Şirket arasında sözleşme ve bu sözleşmenin ekindeki şartnameler ile Türkiye

Kömür İşletmeleri Kurumu Ege Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğü Görev,

Yetki ve Sorumluluk Yönetmeliği’ne dayanmaktadır (bkz. § 58).

136. İncelemeye konu yargısal süreçte alınan bilirkişi

raporları dünyanın en büyük ölümcül maden kazalarından biri olan olayın hem

yüklenici Şirketin bazı yetkilileri ile çalışanlarının hem de bazı kamu

makamları ile kamu görevlerinin muhakeme hatası veya dikkatsizliği aşan ağır

ihmalleri sonucu meydana geldiğine işaret etmektedir. Bu bakımdan başvuru

konusu olaydan sorumlu olduğu iddia edilen kamu görevlileri ve yüklenici Şirket

yetkilileri ile çalışanları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma hiç

şüphesiz ceza soruşturması olmalıdır. Nitekim Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri

başvurusunda, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen

şüpheliler arasında kamu görevlisi olan veya olmayan şeklinde bir ayrım

yapılmadan somut olayın ceza soruşturmasını gerektirdiği belirtilmiştir (bkz. §

27).

ii. Kamu

Görevlileri Hakkında Yürütülen Soruşturmanın Başvuruya Etkisi

137. Ceza Mahkemesince verilen ve kanun yolu

incelemesinden geçerek kesinleşen kararla ELİ’de görevli iki kontrol

başmühendisi denetim görevlerini ihmal ettikleri için 12 yıl 6 ay hapis

cezasına mahkûm edilmiştir (bkz. § 62). Böylece yaşamı koruma yönündeki maddi

yükümlülüğün ihlal edildiği, Ceza Mahkemesince açıkça kabul edilmiştir.

Dolayısıyla kamu görevlileri hakkında yürütülmekte olan soruşturma üzerine

yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla ileride yapılması

muhtemel bir başvuruda, mağduriyetin giderilip giderilmediği noktasında kontrol

başmühendisleri hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri de dikkate alınacaktır

ancak kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturma, haklarındaki yargısal

süreç sona ermiş kişilerin sorumlulukları üzerinde etki göstermeyecektir. Bu

nedenle kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturmanın devam etmesi işbu

başvurunun incelenmesinin önünde engel oluşturmamaktadır ve başvuruya konu

yargısal süreç yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin gereklilikler yönünden

incelenmelidir.

iii. Başvurucu Recep Çoşkun’un Temyiz Kanun Yoluna

Başvurmaması

138. Başvurucu Recep Çoşkun temyiz kanun yoluna

başvurmasa da bu başvurucu ile müşterek yakınlarını kaybeden başvurucular Sevim

Çoşkun ile Halil Çoşkun temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Bu nedenle başvurucu

Recep Çoşkun’un temyiz kanun yoluna başvurmaması bir eksiklik olarak

değerlendirilmemiştir (usul yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği

hâllerde bireysel başvuruda bulunabilmek için başvuruculardan birinin başvuruya

konu ceza soruşturması sürecine müdahil olmasının yeterli olduğu yönündeki değerlendirme

için bkz.Hadra Akgül ve diğerleri, B. No: 2014/867, 24/3/2016, §§ 39-42;

aksi yöndeki değerlendirme için bkz. Bedih Durmaz ve diğerleri, B. No:

2014/5534, 7/3/2018, §§ 44-46; Hadra Akgül ve diğerleri kararındakilerle

benzer değerlendirmeleri içerir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi -AİHM- kararları

için bkz. Yüksel Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 57049/00,

15/2/2007, §§ 74, 75; Çadıroğlu/Türkiye, B. No: 15762/10, 3/9/2013, §§

19, 21, 30, 36; Sultan Dölek ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34902/10, 28/4/2015,

§§ 43-45).

139. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun

ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

140. Yaşam hakkının usul boyutunun ceza soruşturmasını

gerekli kıldığı hâllerde soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği

etkinlikte olduğunun kabul edilebilmesi için;

- Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz

resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri,

- Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleşen

ölüm olaylarında soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olması,

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve meşru

menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri,

- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi

şarttır (Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99).

141. Bahsi geçen gerekliliklere rağmen etkili soruşturma

yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Bu sebeple Anayasanın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri

bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermez. Bununla birlikte

olası cezai sorumluluğun tespiti adına soruşturma sonrasında kovuşturma

aşamasına geçilmiş ise bu aşama da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap

verebilmelidir (Fatma Akın ve Mehmet Eren, §§ 98, 100).

142. Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir

cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak

mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve

ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da

zamanaşımına uğramasına izin vermemeli; sorumlulara yaptırım uygulamakta

kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir

orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (Umut Tamaç, B. No:

2014/13514, 18/7/2018, § 85; Hatun Horuz ve Zemci Horuz, B. No:

2017/17723, 3/11/2020, § 55). Ayrıca olayların daha sağlıklı bir şekilde

aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi adına mahkemeler kovuşturmaları makul bir

süratle yürütmelidir. Bu gereklilik yaşanan gecikmelerin yargılamaların

etkinliği üzerinde bir etki yaratıp yaratmadığı meselesinden tamamen ayrıdır.

Bu sebeple kovuşturmada yaşanan aşırı gecikme tek başına yargılamanın etkisizliğine

neden olabilir (kısmen benzer değerlendirmeler için bkz. Deniz Yazıcı,

B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Mehmet Mustafa Ekinci, B. No:

2014/17113, 9/11/2017, § 101; örnek AİHM kararları için bkz. McCaughey ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 43098/09, 16/7/2013, § 130; Cerf/Türkiye,

B. No: 12938/07, 3/5/2016, §§ 79-81)

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

143. Yaşanan elim maden kazasıyla ilgili soruşturmanın

kazadan sorumlu olduğu iddia edilen, aralarında bir kısım kamu görevlisinin de

bulunduğu bazı kişiler hakkında kamu davaları açılmasıyla sonuçlandığı ve bu

davaları birleştiren Ceza Mahkemesince yürütülen kovuşturmada ELİ’de görevli

iki kontrol başmühendisi ile Yönetim Kurulu Başkanı da dâhil yüklenici Şirketin

bazı yetkilileri ve çalışanlarının kazada meydana gelen ölüm ve yaralanmalardan

sorumlu tutularak mahkûm edildiği görülmüştür.

144. Başvurucular, soruşturmada ölüm olayını

aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delillerin

toplanmadığını, bu durumun kovuşturma makamlarının olaydan sorumlu olanları

tespit etme kapasitesine zarar verdiğine yönelik bir iddiada bulunmamış ve

başvuruya konu yargısal süreçle ilgili olarak temelde üç konudan şikâyet

etmiştir.

145. Şikâyet edilen ilk konu yargılamanın bağımsız olmadığına

yöneliktir. Başvurucular söz konusu şikâyetlerini 26/1/2017 tarihinde yapılan

celsede davanın esası hakkındaki mütalaasının hazır olduğunu söyleyen

Cumhuriyet savcısının verilen aradan sonra mütalaanın derlenip toparlanması

için süre talep etmesine, sözü edilen mütalaanın bir yılı aşkın bir süre sonra

verilmesine, Ceza Mahkemesi Başkanı A.B.nin yargılama sırasında bir başka yere

tayin olmasına, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının Cumhurbaşkanınca atanmasına,

Temyiz Dairesinin 18/1/2021 kararı ile 4/4/2022 tarihli kararlarında imzası

bulunan üç yüksek hâkimin önceki görevlerine dayandırmıştır. Ne var ki Anayasa

Mahkemesi verdiği birçok kararda soruşturma makamlarının olaya karışmış

olabilecek kişilerden bağımsız olmasına ilişkin gerekliliğin kamu görevlilerinin

güç kullanması sonucu gerçekleşen ölüm veya kamu görevlilerinin kasıtlı kötü

muamele olayları nedeniyle yürütülen soruşturmalar için geçerli olduğunu

belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Nesrin Demir ve diğerleri, B.

No: 2014/5785, 29/9/2016, § 154; Ferit Kurt ve diğerleri, B. No:

2018/9957, 8/6/2021, § 78). Bu bağlamda;

i. Soruşturma işlemlerini yürüten kişilerin bizzat kötü

muameleye ismi karışan kişilerden oluşması (Cezmi Demir, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 124),

ii. Soruşturma izni talep edilmesi üzerine yürütülen ön

inceleme soruşturmasının, iddia olunan olayın potansiyel faillerinin çalıştığı

kolluk birimi ile aynı hiyerarşi içinde yer alan kolluk biriminin amiri

tarafından yerine getirilmesi [Albına Kıyamova (Alıbaeva), B. No:

2013/3187, 14/4/2016, § 75],

iii. Soruşturmadaki esaslı işlemlerin soruşturulan olayın

potansiyel failleri ile aynı hiyerarşik çatıyı paylaşan kolluk görevlilerine

yaptırılması (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907,

21/4/2016, § 101),

iv. Olayın şüphelileri tarafından düzenlenen,

doğrulukları araştırılmayan ve başkaca bir delille desteklenmeyen tutanakların

tek başına kovuşturmaya yer olmadığına dair karara esas alınması (Süleyman

Göksel Yerdut [GK], B. No: 2014/788, 16/11/2017, § 61; Aisha Fares,

B. No: 2015/18701, 31/10/2018, § 87),

v. Kamu gücünün kontrolü altında tutulan bir kişinin

devletin bir görevlisi tarafından öldürüldüğü olayda olayın gerçekleşme

koşullarının aydınlatılması için gerekli olan bazı tedbirlerin (atış mesafesi

tayini için incelenmesi lazım gelen gömleğin muhafazasını için gerekli

önlemlerin alınmaması ve sonuçta gömleğe ulaşılamaması, silahta vücut izi

araştırması yapılmaması, şüphelinin el svabının olaydan yaklaşık yedi saat

sonra alınması gibi) alınmaması(Tochukwu Gamaliah Ogu, B. No: 2018/6183,

13/1/2021, §§ 166-170) soruşturmanın bağımsızlığını zedeleyen hususlar olarak

kabul edilmiştir.

146. Şikâyet edilen ikinci konu bazı sanıklar yönünden

suç vasfında hata edildiğine ilişkindir.

147. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki

sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya

da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya

da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Umut Tamaç, § 98). Anayasa

Mahkemesinin yaşam hakkıyla ilgili bir başvuruda incelediği husus, devletin

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (benzer değerlendirme için

bkz. Tochukwu Gamaliah Ogu, § 177). Bu nedenle Anayasa Mahkemesinden

sanıklara isnat edilen eylemlerin vasıflandırmasını yapması beklenmemelidir.

148. Şikâyet edilen son konu ise Temyiz Dairesinin

30/9/2020 tarihli kararının sanıklar için cezasızlık oluşturmak amacıyla yine

Temyiz Dairesince kaldırıldığına, Ceza Mahkemesi ile Temyiz Dairesinin

sanıkların olası kastları nedeniyle cezalandırılmalarına direnç gösterdiğine,

böylelikle sorumlular için bir cezasızlık hâli yaratılmak istendiğine

yöneliktir.

149. Cezasızlık; işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir ve sorumluların adalet önüne çıkarılmaması,

işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya mahkûm

edildikleri cezanın infazının sağlanmaması olarak ortaya çıkabilmektedir (S.D.

B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 100). O hâlde işbu başvuruda Anayasa

Mahkemesince değerlendirilmesi gereken nokta kovuşturma aşamasında görev almış

yargı mercilerinin karara varırken, yargı sisteminin caydırıcı etkisinin

korunması ve yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken

rolün zayıflatılmaması için, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkatli

inceleme şartını yerine getirip getirmediğidir (yaşam hakkının usul boyutunun

ceza soruşturmasını gerektiği olaylar nedeniyle açılan davaların mahkûmiyet

kararıyla sonuçlanması hâlinde yargılamaya yönelik şikâyetlerin hangi bağlamda

incelenmesi gerektiğine ilişkin örnek AİHM kararları için bkz. Okkalı/Türkiye,

B. No: 52067/99, 17/10/2006, § 66; Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No:

42942/02, 8/4/2008, § 62; Kasap ve diğerleri/Türkiye, B. No: 8656/10,

8656/10, 14/1/2014, § 57). Dolayısıyla başvurucuların yargısal süreçle ilgili

şikâyetleri cezasızlık sorunu yönünden ele alınmalıdır.

150. Akhisar Başsavcılığınca açılan kamu davalarının Soma

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında alınan 5/9/2014 tarihli

bilirkişi raporuna dayandığı anlaşılmaktadır. Bu rapora göre U3 trafosu

etrafında topuk olarak bırakılan kömürün kontrolsüz bir şekilde kendiliğinden

yanması sonucu oluşan karbonmonoksit temiz hava girişine ulaşmış ve temiz hava

ile temas ederek kendiliğinden yanan kömür tam yanmaya dönüşmüştür. Bu yangın 4

No.lu kömür nakil bandının bulunduğu yola sirayet ederek bu bölümdeki ve 3

No.lu kömür nakil bandının bulunduğu yoldaki bant, ahşap tahkimat, PVC borular

ve elektrik kablolarını tutuşturmuştur. Zehirleyici ve boğucu gazlar su ile

soğutma çalışmaları sonucu açığa çıkmıştır (bkz. § 22). Sözü edilen raporu

hazırlayan bilirkişi heyetine göre maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığı

TKİ ve kömür üretim işini devralan Yüklenici Şirket tarafından bilinmektedir.

Zira 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini üstlenen şirket, 7/10/2009

tarihinde TKİ’ye yaptığı sözleşme devri ile ilgili başvurusunda üretim

çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim yapılamamasını ve

yüksek su gelirini gerekçe gösterip ileride telafisi mümkün olmayacak

problemlerle karşılaşılacağına değinerek işi devretmek istediğini bildirmiştir

(bkz. § 23). Akhisar Başsavcılığı, anılan rapordaki tespitlerden hareketle ve

şüphelilerin görev ve yetkileri ile olayın meydana gelmesindeki rollerini

dikkate alarak bazı şüphelilere her bir ölüm için olası kastla öldürme, her bir

yaralama için netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu isnat ederken bazı

şüphelilere ihmallerinin derecesine göre bilinçli taksirle birden fazla kişinin

ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma veya taksirle birden

fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu

isnat etmiştir.

151. Kovuşturma aşamasında alanında uzman kişilerden bir bilirkişi

heyeti oluşturulmuş, olay yerinde bilirkişi heyeti eşliğinde keşif yapılmış ve bilirkişiler

aracılığıyla yapılan jeolojik etütler sırasında tespit edilen yerlerde yapılan

sondajların karotlarından alınan örnekler MTA’ya inceletilmiştir. Bilirkişi heyetince

hazırlanan 15/8/2016 tarihli rapora göre eski imalattan sızan gazlar ile yanıcı

gazların tutuşmasına bağlı olarak bant üzerinde taşınan kömürler, lastik

konveyör bandı ve ortamdaki bazı malzeme yanmıştır. Bu yanma sonucunda oluşan

gaz ve duman ocak havasına katılarak mevcut ocak açıklıklarına yoğun bir

şekilde karışmıştır. Eski imalattan sızan gazlar içindeki metanın yanmasına yol

açarak ocakta yangın başlatan neden ise göçükler, kaymalar ve posta akmaları

sırasında darbe alan kablonun/kabloların yarattığı ark veya kısa devredir. Ani

gelişmesi, olumsuz ocak yapısı ve mevzuata aykırı bazı uygulamalar nedeniyle

olay facia boyutuna ulaşmıştır (bkz. § 38).

152. Ceza Mahkemesi kazanın meydana gelme şeklini dava

dosyasında bulunan bilirkişi raporlarından 15/8/2016 tarihli bilirkişi raporu

ile bu rapordaki tespitlere benzer değerlendirmeler içerdiği anlaşılan TBMM

Araştırma Komisyonunca hazırlanan rapor, yedikişilik bir bilirkişi heyetince

hazırlanan 8/10/2015 tarihli rapor ve iki bilirkişi tarafından hazırlanan

12/10/2015 tarihli ayrık görüş ifade eden rapor çerçevesinde belirlemiş

ancak5/9/2014 tarihli rapor ile olayın nasıl meydana geldiği hususunda bu

raporla benzer değerlendirmeler içerdiği anlaşılan raporlara neden itibar

etmediğini ve neden yeni bir bilirkişi incelemesine başvurmadığını 11/7/2018

tarihli kararında makul gerekçelerle açıklamıştır. Ceza Mahkemesine göre sahada

yapılan jeolojik etütler neticesinde elde edilen veriler ve karbonmonoksit

verilerinin top atımlarından bir müddet sonra normal seviyeye inmesi, olay

öncesinde kömür yangını olmadığını ortaya koymuş ve bu meseleyi tartışma konusu

olmaktan çıkarmıştır (bkz. §§ 51, 53).

153. Kazanın nasıl meydana geldiğinin saptanması

sonrasında Ceza Mahkemesince sanıkların olaydan sorumlu olup olmadığı,

karbonmonoksit gazının ocaktan tahliye edilememesi ve işçilerin de bu gazdan

korunamayarak ocaktan tahliye edilememesi bağlamında değerlendirilmiştir. Bu

değerlendirme yapılırken sanıkların üretim artışına dair karar alma ve icrai

yetkilerinin olup olmadığı, neticeyi engelleyebilecek kararları alma yahut

tedbiren ocağı kapatarak üretimi durdurma yetkilerinin bulunup bulunmadığı ve

eski imalatlardan gelen gazların ocağa ani, öngörülemez ve baskın bir şekilde

girmesi dikkate alınmıştır. Ha.E.nin cezai sorumluluğu ise acil durum

yönetiminde yaşanan eksiklikler çerçevesinde incelenmiştir. Sonuç olarak Ceza

Mahkemesi;

- Karbonmonoksit gazının ortaya çıkmasına neden olan

yangının meydana çıkmasında kastın bulunmadığı ancak neticeyi engellemek için

gerekli tedbirleri almaya yetkileri olmasına rağmen üretimin devam etmesi

yönünde karar alan sanıklar R.D., A.Ç., İ.A. ve E.E.nin eylemlerinin bilinçli

taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçunu

oluşturduğu,

- Ek revize uygulama projesinden haberdar olduğuna ve

buna rağmen projenin uygulanmasının önüne geçtiğine dair delil bulunmayan sanık

C.G. ile kusurlu oldukları kabul edilen M.A.G.Ç., Y.K., H.K., Hi.K., H.A.,

M.E., Ha.E., F.Ü.A. ve Mu.B.nin taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına

neden olma suçundan sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. Varılan bu sonuç

nedeniyle sanıklar 6 yıl 3 ay ila 22 yıl 6 ay arasında süreli hapis cezalarına

mahkûm edilmiştir (bkz. § 55).

154. Bununla birlikte Ceza Mahkemesince;

i. Yönetim kurulu başkanlığı görevinde kalmaya devam

etmesi durumunda A.G.nin neticeyi engelleyici tedbirleri alıp almayacağı

bilinemeyeceği için A.G.nin görevden ayrılmasıyla birlikte yönetim kurulu

başkanlığı dönemindeki faaliyetler ile olay arasındaki illiyet bağının kesildiği,

ii. Yönetim Kurulu Üyesi M.Y.nin şirket işleyişine

doğrudan yahut dolaylı herhangi bir müdahalede bulunmadığı, Genel Müdür Teknik

Yardımcısı Ha.K.nın ise havalandırmayla ilgili ek revize uygulama projesinin

hayata geçmesi noktasında icrai bir yetkisinin olmadığı,

iii. ELİ’de görevli sanıkların olaya sebebiyet veren

eksiklikler yönünden denetim yapma yetkilerinin bulunmadığı

değerlendirilmiştir. Bu nedenle bahsi geçen sanıklar ile mahkûm olan sanıklar

dışındaki sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir (bkz. § 54).

155. Dayanılan raporlar çerçevesinde kazanın nasıl

meydana geldiği konusundaki kabul, beraat eden sanıklar yönünden ortaya konan

gerekçe, olaydan sorumlu olduğu kabul edilen sanıklar için tayin edilen

cezaların miktarı ve taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla

kişinin yaralanmasına neden olma suçu yönünden hükmolunan süreli hapis

cezalarının adli para cezasına çevrilmemesi gözönüne alındığında Ceza

Mahkemesinin bazı sanıkların cezai bir hüküm giymesinden kaçınmaya çalıştığını

ve/veya cezanın bireyselleştirilmesi sırasında sahip olduğu takdir yetkisini

yargılamaya konu eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini göstermek

için kullanmaktan ziyade eylemin sonuçlarını hafifletmek için kullandığını

söylemek mümkün görünmemektedir.

156. Kanun yolu mercilerince verilen kararlara gelince

İstinaf Dairesince yapılan inceleme, Ceza Mahkemesince verilen hüküm esasında

bir değişikliğe yol açmamıştır ancak Temyiz Dairesi, diğer sanıklar hakkında

kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin reddine karar verse de C.G.,

R.D., A.Ç., İ.A., A.O., E.K. ve Ha.E. yönünden kurulan hükümleri 30/9/2020

tarihinde bozmuştur. Temyiz Dairesince yapılan değerlendirmelere göre sanık

Ha.E.nin acil durum yöneticisi olduğuna dair somut bir delil bulunmamaktadır ve

sahadaki çalışmaların projeye ve ilgili mevzuata göre yapılıp yapılmadığı

konusundaki denetim yükümlülüklerini yerine getirmeyen A.O. ile E.K. olayın

meydana gelmesinde bilinçli taksir derecesinde kusurludur. C.G., R.D., A.Ç. ve

İ.A. ise iş kolundaki çalışma usul ve şartlarına aykırı şekilde

gerçekleştirilen hızlı ve sürekli kömür çıkarma faaliyetlerinin işçilerin iş

sağlığı ve güvenliği açısından yüksek risk oluşturduğunu ve dönülmez sonuçlara

yol açabileceğini bildikleri hâlde muhtemel tehlikeli neticeleri göze alıp

kabullendikleri için olası kastla öldürme suçundan 301 kez, olası kastla

yaralama suçundan 162 kez mahkûm edilmelidir (bkz. § 58).

157. Yargıtay Başsavcılığının olası kastın koşullarının

bulunmadığı gerekçesiyle yaptığı itiraz üzerine meseleyi 18/1/2021 tarihinde

yeniden inceleyen Temyiz Dairesi sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. hakkında

verdiği bozma kararını kaldırmış; yeniden yaptığı incelemede İstinaf Dairesinin

R.D., A.Ç. ve İ.A. ile ilgili hükümlerine yönelik temyiz istemlerini reddetmiş

ancak C.G.nin eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gerekçesiyle İstinaf

Dairesinin C.G. hakkında verdiği hükmü bozmuştur (bkz. § 60).

158. A.O., E.K. ve Ha.K. hakkında verilen 30/9/2020

tarihli bozma kararı ile C.G. yönünden verilen 18/1/2021 tarihli bozma kararına

uyan Ceza Mahkemesi C.G.nin bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve

yaralanmasına neden olma suçundan sonuç olarak 20 yıl hapis cezasıyla

cezalandırılmasına, A.O. ile E.K.nın aynı suçtan neticeten 12 yıl 6 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, Ha.E.nin ise beraatine karar vermiştir. Bu karar

temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir (bkz. §§ 62, 64).

159. Ha.E. hakkında verilen bozma kararının sanığın acil

durum yöneticisi olduğuna dair somut bir delil bulunmamasına dayandığı ve A.O.

ile E.K.ya verilen hapis cezalarının miktarı dikkate alınırsa bahsi geçen

sanıklar yönünden verilen kararlarla cezasızlık oluşturmanın amaçlandığı

söylenemez.

160. C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A.nın cezai sorumlulukları

kuşkusuz Yargıtay Başsavcılığının itirazı üzerine Temyiz Dairesince yeniden ele

alınmıştır ancak Temyiz Dairesi yeniden yaptığı incelemede C.G.nin bilinçli

taksirle hareket ettiği gerekçesiyle bozma kararı vermiş ve C.G. sonuç olarak

20 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Ayrıca olası kast ve bilinçli taksir

arasındaki ayrımının ceza hukukundaki en tartışmalı konulardan olduğu

bilinmektedir. Bu bakımdan Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının Cumhurbaşkanınca

atanmasından ve Temyiz Dairesi heyetinde Yargıtayın ilgili kurulun aldığı karar

çerçevesinde görev değişiklikleri yapılmasından hareketle Yargıtay

Başsavcılığının sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. için cezasızlık yaratmak

amacıyla itiraz yetkisini kullandığı, Temyiz Dairesinin de aynı amaçla

18/1/2021 tarihli kararı verdiği sonucuna varılamaz.

161. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurunun başvurucu Muzaffer Çakır yönünden başvuru

hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Diğer başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM’ın karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 2/11/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) adına ruhsatlı olup

yüklenici bir şirket tarafından işletilen Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan yer

altı maden ocağında 13/5/2014 tarihinde meydana gelen faciada aralarında

başvurucuların yakınlarının da bulunduğu 301 işçi ölmüş, çok sayıda işçi de

yaralanmıştır.

2. Olayla ilgili davaya bakan Ceza Mahkemesi 11/7/2018

tarihinde verdiği kararda yargılananların cezai sorumluluklarını asli ve tali

olarak değerlendirerek bir kısım sanıklar yönünden çeşitli cezalara

hükmetmiştir.

3. Cumhuriyet savcıları ve bazı katılanlar/müştekiler

veya katılan vekilleri ile mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar ve/veya

sanık müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurularını 18/4/2019 tarihinde

karara bağlayan İstinaf Mahkemesi bu başvuruları esastan oyçokluğuyla

reddetmiştir.

4. Temyiz taleplerini 30/9/2020 tarihinde sonuçlandıran

Yargıtay 12. Ceza Dairesi (Temyiz Dairesi) oybirliğiyle, sanıklar C.G., R.D.,

A.Ç., İ.A., A.O., E.K. ve Ha.E. yönünden kurulan hükümlerin bozulmasına, diğer

sanıklar hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin ise reddine

karar vermiştir.

5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

8/1/2021 tarihinde, somut olayda olası kast koşullarının oluşmadığı

gerekçesiyle Temyiz Dairesince verilen karara itiraz etmiştir. Bu arada Temyiz

Dairesinde görevli beş yüksek hâkimden üçü değişmiştir.

6. Temyiz Dairesi 18/1/2021 tarihinde oyçokluğu ile

Başsavcılığın itirazını kabul edip sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. hakkında

verilen bozma kararını kaldırmış ve yeniden yaptığı incelemede İstinaf

Dairesinin R.D., A.Ç. ve İ.A. ile ilgili hükümlerine yönelik temyiz taleplerini

reddetmiş ancak C.G.nin eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği

gerekçesiyle İstinaf Dairesinin C.G. hakkında verdiği hükmü bozmuştur. Temyiz

Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararının isabetli olduğu gerekçesiyle 18/1/2021

tarihli karara muhalif olan iki üye, 30/9/2020 tarihli kararda imzası bulunan

üyelerdendir.

7. Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyan Ceza

Mahkemesi 16/6/2021 tarihinde, C.G.nin bilinçli taksirle birden fazla kişinin

ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan sonuç olarak 20 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, A.O. ile E.K.nın aynı suçtan neticeten 12 yıl 6

ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve Ha.E.nin beraatine karar vermiştir.

8. Temyiz Dairesi 4/4/2022 tarihinde oyçokluğuyla C.G. ve

Ha.E. hakkında kurulan hükümleri doğrudan, A.O. ve E.K. hakkında kurulan

hükümleri ise güvenlik tedbirleriyle ilgili kısımları düzelterek oy çokluğuyla

onamıştır.

9. Başvurucular yaşam hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkı ile kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğinden şikâyet

etmektedirler. Başvurucular, Temyiz Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararı

sonrasında dava dosyasının esasa kaydedilmeden üç aydan fazla bir süre

“bekletilerek anılan kararın uygulanmasının engellendiğine” ve bu süre

içerisinde 30/9/2020 tarihli kararı alan heyette bulunan üç hâkimin

değiştirilerek yerlerine daha önce idari görevlerde bulunan yüksek hâkimlerin

getirildiğine dikkat çekerek, dava için “özel bir heyetin”

oluşturulduğunu" iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre yüklenici şirketin

tepe yönetimde bulunan sanıklar için “cezasızlık oluşturmak amacıyla” Temyiz

Dairesinin 30/9/2020 tarihli kararı daha önce idari görevlerde bulunmuş üç yeni

üyenin oylarıyla kaldırılmıştır. Bu, başvurucular için soruşturma makamlarının

“bağımsızlığını ve nesnelliğini ciddi ölçüde şüpheye düşüren kaygı verici” bir

durumdur, zira bu kararla sanıkların bilinçli taksire göre daha ağır

yaptırımları olan olası kasıtları nedeniyle cezalandırılmalarının önüne

geçilmiştir.

10. Başvurucuların yaşam hakkını korumaya ilişkin pozitif

yükümlülüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaları başvuruya konu ceza

yargılamasının etkisizliğine ilişkin olduğundan, yaşam hakkının etkili

soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesi gerekmektedir.

11. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa’nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlükler yanında

pozitif yükümlülükler de yükler. Bu pozitif yükümlüklerin usule ilişkin yönü,

doğal olmayan her ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirir (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, §

82, 96).

12. Cezasızlık; işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir ve sorumluların adalet önüne çıkarılmaması,

işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya mahkûm

edildikleri cezanın infazının sağlanmaması olarak ortaya çıkabilmektedir (S.D.

B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 100).

13. Somut başvuruya dönecek olursak, Ceza Mahkemesinde

yapılan yargılama sonucunda verilen hükümler mahkemenin takdir yetkisi

dâhilinde makul gerekçelerle izah edilmiştir. İstinaf Dairesi de Ceza

Mahkemesince verilen hükmü onamıştır.

14. Temyiz incelemesinde ise, Daire yedi sanık yönünden

verilen hükmü bozmuş, bunlardan dördü hakkında (C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A) iş

kolundaki çalışma usul ve şartlarına aykırı şekilde gerçekleştirilen hızlı ve

sürekli kömür çıkarma faaliyetlerinin işçilerin iş sağlığı ve güvenliği

açısından yüksek risk oluşturduğunu ve dönülmez sonuçlara yol açabileceğini

bildikleri hâlde muhtemel tehlikeli neticeleri göze alıp kabullendikleri için

olası kasıtla öldürme suçundan ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

15. Yargıtay Başsavcılığının olası kastın koşullarının

bulunmadığı gerekçesiyle yaptığı itiraz üzerine 18/1/2021 tarihinde dosyayı

yeniden inceleyen Temyiz Dairesi sanıklar C.G., R.D., A.Ç. ve İ.A. hakkında

verdiği bozma kararını kaldırmış; yeniden yaptığı incelemede İstinaf Dairesinin

R.D., A.Ç. ve İ.A. ile ilgili hükümlerine yönelik temyiz istemlerini reddetmiş

ancak C.G.nin eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği gerekçesiyle İstinaf

Dairesinin C.G. hakkında verdiği hükmü bozmuştur. İlgili ceza Mahkemesi de C.G.

yönünden 18/1/2021 tarihinde Temyiz dairesince verilen bozma kararına uyarak

sanığı bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden

olma suçundan 20 yıl hapis cezasıyla cezalandırmış ve adı geçen sanık ve diğer

sanıklar hakkındaki kararlar temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

16. Olası kasıt ve bilinçli taksir arasındaki ayrım ceza

hukukundaki en tartışmalı ve çetrefilli alanlardan birini oluşturmaktadır. Her

ikisinde de fiil sonucu oluşan olay öngörülmekle birlikte bilinçli taksirde bu

sonucun gerçekleşmeyeceği umulmaktayken, olası kastta bu sonuç fail tarafından

göze alınmakta ve bu sonucun ortaya çıkmasını önlemek adına bir gayret içine

girilmemektedir.

17. Anayasa Mahkemesinin somut olayla ilgili olarak bazı

sanıklarla ilgili olarak suç vasfının olası kast mı, bilinçli taksir mi olarak

nitelendirilmesi konusunda bir yetkisi bulunmamaktadır. Bu konudaki yetki

derece mahkemelerine ve temyiz incelemesini yapan Yargıtay’a aittir.

18. Bununla birlikte, Anayasa’nın 17. maddesinde korunan

yaşam hakkının usul boyutunu bağlamında devletin etkin bir yargı sistemi kurma

pozitif yükümlülüğünü göz önüne aldığımızda adaletin maddeten tecelli etmesinin

yanı sıra, görünürde de tecelli etmesine dikkat edilmesi gerekmektedir.

19. Ülkemizin en büyük maden facialarından biri olan

olayda 301 madenci hayatını kaybetmiş, 162 madenci ise hayati tehlike geçirecek

şekilde yaralanmıştır. Böylesine vahim bir olayla ilgili gerçekleştirilen

yargılamada Yargıtay’ın ilgili Ceza Dairesinde daha önce verilen kararın heyet

yapısının değişmesiyle farklı bir karara dönüşmesi maddi anlamda adaletin

tecellisi olarak kabul edilse bile adaletin görünürde de sağlandığı amacına

hizmet etme hususunda tereddütlere yol açma potansiyeline sahiptir.

20. Yargıtay’ın ilgili kurulunun aldığı kararlarla Temyiz

Dairelerinin heyetlerinde üye ve görev değişiklikleri yapılması rutin ve normal

bir uygulamadır. Değişen heyet yapısının önündeki dosyalarla ilgili hukuki

değerlendirmeleri ve ulaştıkları sonuçlar bir önceki heyetten farklı olabilir

ve bu da gayet doğaldır. Ancak, böylesine vahamet arz eden bir dosyada çok

gerekli ve zaruri durum olmadıkça temyiz incelemesini gerçekleştiren heyetin

yapısının değişmemesi adaletin görünürde de sağlandığının önemli bir göstergesi

olacaktır. Rutin bir heyet değişimi bile adaletin maddeten sağlansa bile

görünürde de sağlandığının önüne geçebilir.

21. Belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiyle

çoğunluk kararına katılmak mümkün olmamıştır.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Basri BAĞCI

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucular

:

1. Aysel GEZER

2. Aysun TOKER

3. Ayşegül DEMİR

4. Efe KURBAN

5. Enes ÇAKIR

6. Fatma DEĞİRMENCİ

7. Fatma KUTBEY

8. Gülsüm ÇOLAK

9. Halil ÇOŞKUN

10. İbrahim ÇAKIR

11. İsmail ÇOLAK

12. Muzaffer ÇAKIR

13. Recep ÇOŞKUN

14. Salih KUTBEY

15. Sevim ÇOŞKUN

Başvurucular

Vekilleri

:

Av. Akçay TAŞÇI

Av. Elif Sıla AŞIK

Av. Evren İŞLER

Av. Şerafettin Can

ATALAY

Av. Şerif Aras DOĞRUEL Av. Yalçın Deniz ÖZEN Üye Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2021/9961, 2 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Genel
  10. B. Haklarında Soruşturma İzni İstenen Kişilerle İlgili
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucu
  16. B. Diğer
  17. B. No: 12938/07, 3/5/2016, §§ 79-81)
  18. A. 1. Başvurunun başvurucu Muzaffer Çakır yönünden başvuru
  19. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  20. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  21. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. M. Emin KUZ
  24. Atalay
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2021/9961
Tarih
2 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • Ayça İnciroğlu Başvurusu (B. No: 2020/37585)
  • Ali Demirkıran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/25164)
  • Baskın Oran Başvurusu (B. No: 2020/37004)
  • Abdullatif Erden ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/11600)
  • Ali Yağcı Başvurusu (B. No: 2016/14620)
  • Yahya Demirhan Başvurusu (B. No: 2021/45204)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.