İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aziz Mahmut İstegün Başvurusu (B. No: 2017/32195)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/32195Tarih6 Şubat 2019Okuma47 dk · 9.395 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aziz Mahmut İstegün Başvurusu

Karar tarihi
6 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2017/32195
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.395 kelime·47 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlik/mahkeme

tarafından verilmesi, tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu

suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere ilişkin

olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin; arama ve el koyma işlemlerinin

hukuki olmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; gözaltına alınılan ilk

andan itibaren avukat yardımından yararlandırılmama, gözaltında iken fiziki ve

psikolojik cebir uygulanması, gözaltı ve ceza infaz kurumu koşullarının insani

olmaması nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş, çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında

27/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve dokuz gün gözaltında kaldıktan sonra

4/8/2016 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğünde kolluk görevlisi tarafından başvurucunun ifadesi alınmıştır.

9. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma

işlemi öncesinde isnat edilen FETÖ/PDY'ye üye olma

suçuna yönelik olay ve olgular açıklanmıştır. Başvurucu da sorulan birçok

soruya cevap vererek savunmasını yapmıştır. Ayrıca başvurucunun emniyetteki

ifade alma işlemi sırasında Diyarbakır Barosunca görevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur.

10. Başvurucu, emniyette alınan ifadesinde özetle Zaman

gazetesinde (gazete) 1995 yılında çalışmaya başladığını ve 2009 yılına kadar

İstanbul muhabirliği yaptığını, 2009 yılında ise gazete yönetimi tarafından

Diyarbakır bölge yayın temsilcisi olarak görevlendirildiğini, 2015 yılında

gazeteye kayyum atanmasından yaklaşık üç ay sonra kayyum heyetinin İstanbul

dışındaki tüm büroları kapatması nedeniyle 8/3/2016 tarihinde iş akdinin

feshedildiğini, sonrasında Yeni Hayat isimli gazetede bir buçuk ay çalıştığını

ancak 19/7/2016 tarihinde ayrıldığını belirtmiştir. Başvurucu Yapı Kredi,

Vakıfbank ve Bank Asyada hesabının bulunduğunu, Bank Asyadaki hesabının maaş hesabı olduğunu ve bu hesabında

para bulunmadığını, ayrıca uzun süre Zaman gazetesinde çalışmasına rağmen kendisinin

ne ailesinin de Zaman gazetesi, Aksiyon ve Sızıntı dergilerine abone

olmadığını, gazeteci olması nedeniyle gazetecilik faaliyetleri çerçevesinde

Irak, Suudi Arabistan, ABD, İtalya, Yunanistan, Makedonya ve Kosova'nın da

aralarında bulunduğu birçok ülkeye gittiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca, Fetullah Gülen'i sadece medyada çıkan haberlerden

tanıdığını, kendisiyle kişisel bir tanışıklığının olmadığını, 15 Temmuz darbe

teşebbüsünün hemen ardından sosyal medya hesabından darbe girişimini

lanetlediğini ve herkesin demokrasinin yanında olması gerektiği yönünde

mesajlar yazdığını savunarak kendisine ayrıntılı olarak sorulan kişi, haber,

yazı ve telefon görüşme içerikleri konusunda, sorulan kişilerin birçoğunu

gazeteci olması nedeniyle tanıdığını, sorulan hususların gazetecilik faaliyeti

olduğunu, dolayısıyla terör örgütü üyesi veya yöneticisi olduğu yönündeki

suçlamayı kabul etmediğini ifade etmiştir.

11. Başvurucu 16/8/2016 tarihinde Başsavcılığa sevk edilmiştir.

Başvurucunun savcılıktaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Yukarıda yazılı açık kimlik bilgileri

doğru ve bana aittir. İ.U isimli şahsı tanımam , S:k. isimli şahsı iş adamı

olması sebebiyle tanırım. Bu kişilerin benim aleyhimde vermiş olduğu ifadeleri

ilk defa burada duyuyorum. Örgüt üyesi olduğuma dair ifadeleri kesinlikle kabul

etmiyorum. Ben Zaman gazetesinde İstanbul bölgesine bağlı çalışıyordum.

Diyarbakır ili ilgili bir bağlantım bulunmamaktadır. Bu nedenle örgüt

içerisinde Diyarbakır'da bulunduğuma dair iddiaları kabul etmiyorum. Soruşturma

dosyasında tespit edilen Zaman gazetesinde yayınlanmış Diyarbakır'la ilgili

haberlerin hiçbirini ben yapmadım. Bunların tamamını muhabir İ.A. yapmıştır.

Her ne kadar ben Gazetenin istanbul bölgesiyle

genelde bağlantısını sağlayan Diyarbakır ilindeki tek kişi olsamda

İ.nin yaptığı haberlerden benim doğrudan bilgim

olmaz. Haberleri yaptıktan sonra ben bunları öğrenirim. Bu nedenle yapılan

haberlerde benim bir sorumluluğum bulunmamaktadır. Örgüt üyesi değilim, örgütle

hiçbir alakam yok. Daha önce Dicle Kolejinde ve DİGİAD iftar yemeğinde gördüğüm

ve kendisine itibar edilen İ. isimli bir kişi vardı. Bu kişiyi sorduğumda

kendisinin Diyarbakır'daki cemaat abisi olduğunu söylemişlerdi. Soy ismini K.

olarak hatırlıyorum. Eskiden dini bir yapısı olduğu için Zaman gazetesinde

çalıştım, böyle bir yapı olduğunu bilseydim bu gazetede çalışmazdım. Darbe

teşebbüsünü ve FETÖ örgütünü lanetliyorum."

12. Savcılık aynı tarihte başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması

istemiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. Hâkimlik aynı tarihte başvurucunun savunmasını almıştır.

Sorgu tutanağına göre başvurucuya isnat edilen suçlar anlatılmış ve sorgu

esnasında başvurucunun Diyarbakır Barosunca görevlendirilen müdafii

de hazır bulunmuştur.

14. Başvurucu, Hâkimlikteki savunmasında özetle gazetenin

Diyarbakır bürosunda görevli olması nedeniyle sadece haberleri hazırlayıp

merkeze gönderdiğini ancak merkezin haberin içeriğiyle oynayıp başlıkları

değiştirdikten sonra haberi yayımladığını, kendilerinin bile buna şaşırdığını,

ulusal, bölgesel ve yerel haber yayımlama yetkilerinin olmadığını, dolayısıyla

propaganda yapma imkânlarının bulunmadığını, yaptığı bir haber nedeniyle vali

yardımcısının şikâyeti üzerine Bitlis 2. Asliye Ceza Mahkemesinde hakkında dava

açıldığını, daha sonra bu kişinin FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle

açığa alındığını, kendisi de FETÖ/PDY üyesi olmuş olsaydı bu haberi

yapmayacağını, E.D.nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye

Başkanını ziyareti konusunda ilgili kamu kurumlarına dilekçeyle bilgi

verdiklerini, çalıştığı kurumun temsilcisinin ziyaretine eşlik etmesi nedeniyle

kendisine suçlama yöneltildiğini, bu olayda sadece görevini yaptığını, herhangi

bir terör örgütüyle ilişkisinin olmadığını ifade ederek suçlamaları kabul

etmemiştir.

15. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 16/8/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüpheli ... Aziz Mahmut İstegün için tüm dosya kapsamında ... 5271 sayılı CMK'nın 100/1. maddesinde belirtilen 'kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin', Anayasa'nın 19/3. maddesinde

belirtilen 'kuvvetli belirti'nin (şüphe) ve AİHS'in 5/3. maddesinde belirtilen 'makul şüphenin'

bulunduğuna dair hâkimliğimizi ikna edebilecek bir kısım belge ve beyanlarının

olup olmadığı soruşturma dosyasının muhteviyatından anlaşılacaktır. Nitekim; makul

şüphenin ne olduğu AİHS'de düzenlenmemiş, AİHM bunu içtihatları ile belirleıııe yoluna gitmektedir: AİHM'ne göre, şüphenin

'makul' sayılabilmesi için mevcut olgu ve bulguların tarafsız bir gözlemciyi,

kişinin suçu işlemiş olabileceği hususunda ikna etmeye yetecek ölçü ve

nitelikte bulunması zorunlu olup, inandırıcı dayanak olması gerektiği, kesin

delilin gerekli olmadığı, şüphenin kamu davası açmayı gerektirecek bir

yoğunluğa ulaşmış olması gerekmemektediı: (Fax, Campbell ve Hartley/lngiltere, /2244/86,'12245/86,'

/2383/86. 30 Ağustos 1990- Ferrari-Bravo/İtalya (kurar), 9627/8/. 14 Mart /984,

DR 37, /5) Anayasa Mahkemes'inin 4/12/2013 tarih

20/2/1272 sayılı kararında suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak

oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak

olan ve mahkumiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerektiği belirtilmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin 27/10/2011 Tarih 2010/71

Esas, 2011/143 Karar ve 27/12/2012 Tarih 2012/35 Esas 2012/203 Karar sayılı

kararlarında belirtildiği üzere ölçülülük ilkesi; 'elverişlilik', 'gereklilik'

ve 'orantılılık' ilkelerini içerip; şüpheliye isnat edilen suçlamanın niteliği,

suçlamanın kanunda yazılı hapis cezasının alt ve üst sınırı, işin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri göz önüne alındığında tutuklama kararının

ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olduğu verilen tutuklama kararı ile

ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçünün (orantı) bulunduğu,

tutuklama zorunluluğu gerektiren nedenlerin var olduğu. 15/7/2016 tarihli darbe

girişimi gecesi ve sonrası meydana gelen asayiş olayları ile yakın tehlike

durumu da dosya muhteviyatı ile birlikte değerlendirilerek; tutuklama tedbirine

başvurularak elde edilmesi beklenen yarar ile şüpheli açısından ortaya çıkacak

zarar karşılaştırılarak, tutuklama tedbirinin uygulanmasının gerekli olduğu

sonucuna varıldığı, adli kontrol hükümlerinin uygulanması ile bu amaca

ulaşılamayacağı, adli kontrole ilişkin hükümler değerlendirildiğinde bunların

yeterli olmayacağının düşünüldüğü, bu nedenlerle Anayasa'nın 13. ve 5271 sayılı

CMK'nın 100/1. maddesinde bilirtilen

ölçülülük ilkesine göre tutuklama kararının ölçülü olacağı, açıklanan tüm bu

hususlar dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı,

şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

var olduğu, dosya muhteviyatı ile şüphelilerin beyanı ve isnat edilen suçun

katalog suçlardan olması hasebiyle bir tutuklama nedeninin bulunduğu ve

ölçülülük ilkesinin gerçekleştiği anlaşıldığından; Anayasa'nın 19. maddesi.

AİHS'nin 5. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 100.

maddesinde belirtilen tutuklama nedenlerinin var olduğu, ayrıca AİHS'in 5/1. maddesi uyarınca özgürlükten yoksun bırakmanın

yasalara uygun olup, 5271 sayılı CMK'nın 100.

maddesinin de AİHS'in tüm maddelerinin özünde var

olan hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olduğu anlaşılmakla;

Şüphelilerin üzerine atılı silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğine yönelik kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin olması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Anayasal

Düzenine karşı FETÖ/PDY terör örgütü tarafından silahlı darbe girişimi bu darbe

girişiminde çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmiş olması devletin

Anayasal düzenine karşı yapılmış bir darbe girişimi olması, delillerin henüz

toplanmamış olması dolayısıyla delillerin karartılma şüphesinin bulunması,

suçun vasıf ve mahiyetinin vahim düzeyde olması bu nedenle bu aşamada tutuklama

tedbirinin gerekli olduğu yönünde kanaat oluşması göz önünde bulundurularak ve

yargılama sonucunda suçlu bulunmaları halinde alacakları ceza miktarı göz

önünde bulundurularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde

öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin. 1982 Anayasa'sınn

19. maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın

100/1. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin

mevcut olduğu müsnet suçun CMK'nın

100/3-a. maddesinde sayılan katolog suçlardan olması,

müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst

sınırı, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu

nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığııldan

şüphelilerin CMK'nın 100. maddesi gereğince ayrı ayrı

tutuklanmasına ... [karar verildi]"

16. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Diyarbakır 3.

Sulh Ceza Hâkimliği 31/8/2016 tarihinde tutuklama kararındaki gerekçelere atfen

itirazın reddine karar vermiştir.

17. Başsavcılık 21/2/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucu

hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.

18. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

19. Bu bağlamda iddianamede yer verilen olay ve olgular özetle

şöyledir:

i. FETÖ/PDY Diyarbakır yapılanmasına ve şemasına yer verilerek

başvurucunun örgütün Diyarbakır "basın

kanadı sorumlusu" olduğu belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun kullanımında olan telefonlarla ilgili olarak

usulüne uygun şekilde alındığı belirtilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kaydedilmesi kararına istinaden yapılan tespitlere göre;

- Başvurucuya 23/4/2016 tarihinde ... tarafından gönderilen

mesaj içeriğine göre örgüte mensup olan ve işten çıkarılan şahıslardan örgüt

tarafından kullanılabilecek olanların belirlenerek kendilerine bildirilmesi

talimatı verildiği iddia edilmiştir.

- Başvurucunun 30/4/2016 tarihinde -İ.A.nın

kullandığı telefonla- R.T. ile yaptığı görüşme içeriğine göre başvurucu ile

hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan dolayı soruşturma başlatılan R.T.nin örgütle bağlantılı "Kimse

Yok mu" Derneğiyle ilgili olarak başlatılan soruşturma ve

Dernek binasında yapılan aramayı konuştukları, olayı çarpıtarak kamuoyu

nezdinde soruşturmayı etkisizleştirmek amacıyla haber yapma hususunda görüş

alışverişinde bulundukları, böylece başvurucunun gazetecilik mesleği dışında

örgütün amaç ve çıkarları doğrultusunda hareket ettiği iddia edilmiştir.

- Başvurucunun 27/6/2016 tarihinde A.D. ve İ.A. ile (üç kez),

28/6/2016 tarihinde N.K. (dört kez) ve R.T. ile (iki kez), 29/6/2016 tarihinde

de E.İ. isimli kişi ile yaptığı görüşme içeriklerine göre başvurucuyu arayan A.D.nin başvurucudan -örgüt yöneticilerinin aldığı karar

doğrultusunda- "hendek olayları"

nedeniyle devlet tarafından PKK'ya yönelik yapılan operasyonlarla (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-27) ilgili haber

yapılmasını istediği, böylece yapılan operasyonlar üzerinden devlet aleyhinde

propaganda yapmayı amaçladıkları, başvurucunun da İ.A.dan

bu yönde çalışma yapmasını ve kendisine yardımcı olmasını istediği ve başvurucu

ile İ.A.nın bu amaçla Cizre'ye gitmek için

anlaştıkları, ayrıca Yüksekova'ya gitmelerinin zaman kaybı olacağını, bu

nedenle oraya gitmeden haber yapabileceklerini değerlendirdikleri, Cizre'ye

varınca PKK içinde irtibatları olan kişilerden yardım alacakları, bunun için de

Kimse Yok mu isimli derneğin Cizre yöneticisi ile irtibata geçmeyi

kararlaştırdıkları, başvurucunun örgüt yöneticisi olan N.K.yi

aradığı ve Cizre'de kendilerine yardımcı olacak örgüt mensubu olup olmadığını

sorduğu, N.K.nin de kendilerine yardımcı olacak örgüt

üyelerinin olduğunu ve irtibatlarını sağlayacağını söylediği, başvurucunun

mağdur aile ziyareti bahanesi ile birkaç aileyi ziyaret edeceği, bu şekilde

bölgede yapılan operasyonları haksız göstermeye çalışacakları ve bu yönde

haberler yayımlamayı düşündükleri belirtilerek FETÖ/PDY ile PKK'nın işbirliği

yaparak ortak hareket ettikleri iddia edilmiş; Zaman gazetesi Genel Yayın

Yönetmeni E.D.nin Diyarbakır'a giderek PKK mensupları

ile ilgili gizlice görüşme yapmasının da bu işbirliğinin bir göstergesi olduğu

belirtilerek bu iddiayı destekleyen -olaya ilişkin- bazı haber ve fotoğraflara

yer verilmiştir.

- Başvurucunun 20/6/2016 tarihinde FETÖ/PDY yöneticisi ve

örgütün Diyarbakır mütevelli heyetinde yer aldığı belirtilen A.K. ile yaptığı

görüşme içeriğine göre FETÖ/PDY ile bağlantılı basın kuruluşlarında -Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY'ye finansman

sağladıkları iddiasıyla- haklarında soruşturma başlatılan beş kişiyle ilgili

olarak öncelikle "hayırseverlerin

tutuklandığı" yönünde haberler yapıldığı, bu kişilerin FETÖ/PDY

ile bağlantıları tespit edildiğinde ise aynı basın kuruluşlarının haberi

değiştirerek soruşturma konusu yakalanan kişilerin "kendileri ile ilgisinin olmadığı ve dolandırıcı

oldukları" yönünde haber yaparak kamuoyunu yanlış yönlendirmeye

çalıştıkları iddia edilmiş ve bu olaya ilişkin bazı haber ve fotoğraflara yer

verilmiştir.

- Başvurucunun 27/5/2016 ve 28/5/2016 tarihlerinde -örgüte

müzahir Meydan gazetesinde çalışan- G.B. ile yaptığı görüşme içeriğine (altı

kez) göre başvurucu ve G.B.nin örgüt üyesi beş kişi

hakkında yapılan soruşturma ve örgütün aleyhinde yapılan haberlerle ilgili

konuştukları, örgüt aleyhine yapılan haberlere karşılık kendilerinin de haber

yapmaları gerektiği konusunda anlaştıkları, bu kişilerin örgütle alakası yokmuş

gibi haber yaparak kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları iddia edilmiş ve yakalanan

kişilerden de "abla"

diye bahsettikleri tespitine ve bu olaya ilişkin bazı haber ve fotoğraflara yer

verilmiştir. Bu konuşma ve haberlere atfen Savcılıkça başvurucunun FETÖ/PDY

içinde basın kanadında sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü, örgütle ilgili

basında yer alması gereken haberleri hazırladığı, yine örgütün aleyhine olan

durum ve olaylarda kamuoyunu yönlendirmek amacıyla içerik itibarıyla yanıltıcı

haberler yaptığı ve örgüt yöneticilerinden gelen talimatlar doğrultusunda

örgütün diğer medya organları ile birlikte hareket ettiği de iddia edilmiştir.

- Başvurucunun 24/4/2016 tarihinde İ.A. ile yaptığı görüşme

içeriğine (iki kez) göre başvurucu ve İ.A.nın

Diyarbakır İl Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde çalışan örgüt üyelerine yönelik

bir soruşturma ile ilgili konuştukları ve bu soruşturmayı kendi örgütleri

açısından propaganda aracı olarak kullanmak istedikleri, sendika müdürleri ile

irtibat kurdukları ve konuyu araştırdıkları, bu konularda birbirleri ile bilgi

paylaşımı yaptıkları iddia edilmiş ve başvurucu ile İ.A.nın

birlikte hareket ettiği belirtilmiştir.

- Başvurucunun 9/5/2016 tarihinde ... ile yaptığı görüşme

içeriğine göre başvurucu ile kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir kişinin

Feza Gazeteciliğe atanan kayyımlar ile ilgili görüştükleri, ayrıca

Cumhurbaşkanına ve Beşiktaş Spor Kulübü Başkanına hakaret ettikleri, yine

gazetenin örgüte ait olduğu konusunda "Paralel

yapı halleder" şeklinde konuşma yaptıkları belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun ikametinde ve üzerinde yapılan aramada yazarı Fetullah Gülen olan "Dua

Mecmuası" isimli kitabın ele geçirildiği belirtilmiştir.

iv. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının

(MASAK) 13/10/2016 tarihli raporuna göre başvurucu ile örgüte ait Feza

Gazetecilik ve Kültür Özel Eğitim A.Ş. arasında 2011-2015 yılları içinde

yaklaşık 192.000 TL para transferi gerçekleştiği belirtilmiştir.

v. İddianamenin sonuç kısmı ise şöyledir:

"... şüphelilerin örgüt bünyesindeki

basın kuruluşu olan Zaman gazetesinde örgüt yapısı içerisinde çalışmaları,

örgüte ait Asya Katılım Bankasında mevduat hesaplarının bulunması, örgütün ve

örgüt yöneticilerinin Diyarbakır ilinde gerçekleştirdiği faaliyetlerle ilgili

kamu oyu oluşturmak ve örgüt aleyhine yürütülen soruşturmaların haksız olduğunu

göstermek için basın organında örgüt talimatları uyarınca haber yapmaları,

örgüt içerisinde faaliyet gösteren kişi ve kurumlar ile aralarında gerçekleşmiş

para transferleri, yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile PKK/KCK silahlı terör

örgütü arasında 17/25 Aralık sürecinden sonra devlet aleyhine tesis edilen

organik yardımlaşma saiki kapsamında PKK terör

örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonların bile haksız olduğuna dair

haber yapmaya çalıştıklarına ilişkin yapılan tespitler, örgütün Diyarbakır il

genelinde yöneticisi konumunda bulunan kişiler ile irtibatlı olmaları ve

gazetecilik faaliyetlerinde bu kişilerden talimat almaları birlikte

değerlendirildiğinde yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere

şüphelilerin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bünyesinde kurulan ve

faaliyetlerini sürdüren Zaman gazetesi Diyarbakır temsilciliğinde örgütün

hiyerarşik yapısı içerisinde kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda gazetecilik

faaliyetlerinde bulunmak suretiyle örgütsel faaliyetlerindeki süreklilik ve

yoğunluk dikkate alındığında üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işledikleri anlaşılmakla ... Cezalandırılmalarına ... karar verilmesi

kamu adına talep ve iddia olunur."

20. İddianame Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

6/3/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/219 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.

21. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları

şöyledir:

"Ben gazeteciyim. Zaman gazetesi

Diyarbakır yayın temsilcisiyim. 2009 yılından beri aynı görevi yapmaktayım.

2009'dan önce ise İstanbul'da Zaman gazetesi bünyesinde gazeteci olarak

çalışıyordum. Yayın temsilcisi dememin nedeni, bir de abone ve dağıtım işleri

ile uğraşılır, bizim ilgi alanımız o değildir. Ben 21 yıldır gazetecilik yapan,

başbakanlık tarafından verilen sarı basın kartı sahibi bir gazeteciyim. Basın

emekçisi olarak Zaman gazetesinde maaşlı, sigortalı olarak çalışan bir

personelim. İstanbul ya da Ankara'da çalışan Zaman gazetesinin yayınlarına etki

edebilecek biri değilim. Görevi sadece haber toplayıp İstanbul'a göndermek olan

biriyim. Yayın temsilcisi, örneğin Diyarbakır'da gün içerisinde olacak

etkinlikleri İstanbul'a bildirir. Benim temsilci olarak yetkim budur.

Gazetecilik olarak da haber yazarım. Temsilci denmesinin nedeni, o gün

Diyarbakır'da yaşanacak hadiselerin, bizim gündem dediğimiz şeyleri İstanbul'a

göndermektir. Gazeteci olarak Diyarbakır'da günde ortalama 2-3 haber yaparım ve

bunları İstanbul'a gönderirim. Bunların değerlendirilmesi İstanbul'a kalmıştır.

Bazen kullanıyorlar, bazen kullanmıyorlar, tamamen inisiyatif İstanbul'dadır.

Ben 1995 yılından beridir Zaman gazetesinde çalışırım ... numaralı telefon bana

aittir, dedi.

Sanığa görüşme 1 soruldu: Bu bana gelen bir

mesajdır, ancak kim tarafından neden gönderildiğini bilmiyorum. Soyadı

Boğazkesen diye birisini tanımıyorum ...

Sanığa görüşme 3 soruldu: Ben tam olarak

hatırlamıyorum. Derneğe muhtemelen bir baskı yapılmıştır, Kimse Yok mu derneği

de, bu baskının haksız olduğunu, yardım dağıttığını ileri sürüyor herhalde.

Konuşma buna ilişkindir diye düşünüyorum. R.Y.yi

Kimse Yok mu derneğinin yetkilisi olarak bilirim. Sık görüştüğüm birisi

değildir. Sadece haberle ilgili konularda görüşürdük. Kendisini Kimse Yok mu

derneğinin Diyarbakır yetkilisi olarak tanırım dedi ...

Sanığa görüşme 5 soruldu: Bizim İstanbul'daki

bağlı olduğum gazetenin haber müdürü A.D. beni arıyor, diyor ki biz yayın

toplantısında bir konu konuştuk, hendek operasyonları yapılmış, ramazan ayı

yaşanıyor, acaba Cizre'deki insanlar bayrama nasıl hazırlanıyor bununla ilgili

dosya haberi istiyor benden; ben de İ. ile bunu konuştum. Muhtemelen arefe günü yayınlamak üzere istiyorlar diyorum, konuşma bu

yöndedir. Cizre'de yaşanan çatışmalar sırasında terör örgütü mensuplarınca

açılan ateş sırasında öldürülen küçük bir çocuk vardı, yanılmıyorsam adı M.

idi. Tüm televizyonlarda haberleri çıkmıştı. Gitmişken o olayı da hatırlatırız,

insanları dinleriz demiştik. İddianamede bazı zanlar var, dezenformasyon

diyebileceğim şeyler var. N.K. için terör örgütü yöneticisi iddiaları var, ben

ise muhabir olarak biliyorum. Cizre'de sokağa çıkma yasağı gittikten sonra

kendisi oradan ayrılmıştı. Biz haber yapacağımız zaman Cizre'de değildi. Biz de

bize rehberlik edecek birisi var mı diye N.yi

aramıştık, o da bize yanlış hatırlamıyorsam A. isminde birisini öneriyor ve

kendisiyle buluşuyoruz. Sanki N.K. terör örgütü üyesiymiş de biz sanki PKK'dan

bize yardımcı olmasını istemişiz gibi bir izlenim oluşturulmuş, bu tamamen

gerçek dışıdır. Ben ... emniyet sorgusunda bütün soruları içtenlikle

cevapladım. Bana orada dediler ki, bir terör örgütü üst düzey yöneticisinin

hastalandığı, benim bununla ilgilendiğim yönünde iddiada bulundular ve bana bir

tape gösterdiler. A.K.nın

beni arayıp bu ameliyatın nasıl olduğunu sorduğunu, benim de bitmediğini dua

edin dediğimi ve kapattığımı görüyoruz. Olayın aslı şudur, benim oğlum lise ikinici sınıfta, caddeden karşıya geçerken sivil polis

aracı benim oğluma çarptı. Polislerin çağırdığı ambulansla çocuğumu hastaneye

götürdük. Polisler bunu bildikleri halde bu trafik kazasını sanki teröristin

ameliyatı varmış gibi önüme koydular. İddianamede Cizre'ye gidip devlet

aleyhine haber yaptığımı iddia ediyorlar. Biz haber yaptık, ancak haberler

anladığım kadarıyla dosyayı hazırlayanların dosyaya koymak işlerine gelmemiş.

Biz tamamen devlet lehine haber yapmıştık. Yanlış hatırlamıyorsam 1 Temmuz günü

gazetede yayımlandı. Ancak iddianamedeki şekliyle görünce gerçekten büyük hayal

kırıklığı yaşadım. Zaman gazetesinin İstanbul'daki yöneticileri abone

kampanyaları düzenliyorlardı. E.D. bahsedilen tarihte Diyarbakır'da bir abone

toplantısı yapacağız, ben de gelip katılacağım dedi. Bu vesile ile E.D.nin bizim bilgimiz dışında G.K. ile görüşmek üzere

belediyeden randevu aldığını öğrendim. Daha sonra sanık İ. ile birlikte biz

bunu devletin ilgili birimlerine bildirmeliyiz diyerek valilik ve emniyet

müdürlüğüne E.D. falanca gün Diyarbakır'a gelecek, şu abone toplantılarını

yapacak diye bilgilendirme dilekçesi verdim. Benim gizli amacım olsa devleti

neden bilgilendireyim. E.D. her hafta hemen hemen bir ile gidiyordu. Ben o

kurumda maaşlı çalışan bir elemanım, o da kurumun genel yayın yönetmeni.

Belediyeye gidiyoruz deyince otomatik olarak onunla gidiyorum. Planlamış

değilim. Sadece maaşlı çalışan olduğum için eşlik ediyorum, durum tamamen

bunlardan ibarettir. A.K.yı Diyarbakır Girişimci İş

Adamları Derneği Başkanı olarak tanıyorum. Ayrıca Bingöllüdür Şeyh ailesi

olarak bilinirler. Amcası Refah Partisinde milletvekilliği yaptı, o nedenle

Güneydoğu bölgesinde K. ailesi çok bilinen bir ailedir. G.B. İstanbul'dan

tanıdığım gazeteci bir arkadaştır. İddianameden anladığım kadarıyla ben 4 ay

boyunca fiziki ve teknik takip altına alınmışım ve bu süre içerisinde illegal

hiçbir faaliyetime rastlanılmamıştır. Terör örgütünün hiçbir yöneticisi ile

bağlantım olmamıştır. Ben sadece gazetecilik yapmaya çalışan birisiyim. Benim

FETÖ ile herhangi bir ilgim yoktur. Eskiden cemaatin gazetesi olarak bilinirdi.

Benim bu gazetede çalışmak dışında hiçbir ilgim yoktur. Ben kalleş darbe

girişimini lanetliyorum. FETÖ'nün tüm yasadışı

faaliyetlerini lanetliyorum. Hiçbir bağlantım yoktur. Bugüne kadar kimseye burs

veya himmet vermedim. Kimseden talimat alıp kimseye talimat vermedim. Savcılık

niyet okuması yapıyor. Görüşme 20'ye kadar olan görüşmelerde G. ile görüştüm.

Ben G.nin tam niyetini bilemem. B[enden] söz konusu haberle ilgili bilgi almak istedi. Meslek

dayanışma[sı] çerçevesinde ben de bildiğimi söyledim. İstanbul'daki müdürüm beni

aradı, haber ajanslarında geçen bir haber varmış, Diyarbakır'da A. denilen bir

öğretmen varmış ve bu öğretmen BBC'ye konuşmuş. Ve bu A. ismindeki öğretmen ...

aranıyormuş. Biz olaydan başkalarının uyarması üzerine haberdar oluyoruz. Ben

de bunu İ.ye söyledim, bunu kime sorup öğrenebiliriz, bu işin aslı astarı

nedir, bu geçen haberler doğru mudur, bir haber araştırması derdindeydik. M.Y.

isimli şahsı tanımıyorum ...

Sanığa görüşme 23 soruldu: Söz konusu görüşme

yaptığım kişi M.D. isimli eski bir gazetecidir. Zaman gazetesine kayyum atandı,

ben yaklaşık 3 ay kayyumla çalıştım. Daha sonra kayyum heyeti Ankara ve

İstanbul dışındaki bütün büroları kapatma kararı aldı, dolayısıyla ben de işsiz

kaldım ve iş aramaya başladım. O sırada Yeni Hayat diye bir gazete

yayınlanıyordu. Bir kısım çalışanlarını eskiden Zaman gazetesinde çalıştıkları

için tanıyor idim. Onlara haber göndermeye başlamıştım. Konuşma buna

ilişkindir. Yeni Hayat gazetesinin sahibinin kim olduğunu bilmiyorum. Ben ve İ.

arkadaşım, biz Zaman gazetesi yöneticilerinin aslında mağdur ettiği kişileriz.

Zaman gazetesi yöneticileri kayyum atanmadan önce 25-30 kişilik yönetici olarak

gördükleri kişilerin listesini yapmışlar ve bunlara 250'şer bin, 300'er bin

tazminat ödemesi yapmışlar. Biz tabi o listede yokuz, kimse bize bir kuruş para

vermedi. Ben bunu öğrenince dava açtım ve dava halen devam etmektedir. Bizi bu

konuda mağdur ettiler. Evimde arama yapıldığında ben evimde değildim, hakkımda

gözaltı kararı olduğunu duyunca, evlilik yıldönümüm olan 27 Temmuz'da kendim

gelerek teslim oldum. Bir suç işlemediğimi düşündüğüm için, yüce adalete olan

güven sebebiyle. Aslında gazeteci olarak bir çok ülkeye gidebilecek

durumdaydım. Darbeden sonra bir sürü insan kaçtı, gitti, ben de gidebilirdim.

Ancak ben teslim oldum. Bank Asya'da benim maaş hesabım vardı. Maaşlarımız o

hesaba yatıyordu. Bazen kişisel olarak da kullanmışlığım olmuştu, ancak daha

çok kişisel olarak Vakıfbank ve Yapı Kredi'yi kullanırdım ..."

22. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşma sonunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.

23. Mahkeme 6/7/2017 tarihinde dosya üzerinden resen yaptığı

tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamın karar

vermiştir.

24. Karar başvurucuya 14/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

25. Başvurucu 9/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur

26. Mahkeme 20/12/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve -hakkında adli kontrol tedbiri uygulanması koşuluyla-

tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme kararında öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve gerçekleştirdiği eylemlere

ayrıntılı şekilde yer verdikten sonra somut olaya ilişkin değerlendirme yaparak

mahkûmiyet gerekçesini açıklamıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Sanığın dahil olduğu örgütün silahlı

terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, zira 15 Temmuz darbe

girişiminde ... bu hususun alenileştiği, ancak daha önce de örgütün kendisine

ait unsurları silah kullanma konusunda yönlendirdiğinin bilinen bir gerçek

olduğu, kamu oyunda bilindiği üzere MİT tırlarının durdurulması olayında

örgütün silahlı güçlerini kullandığı, bu yapının içerisinde yer alan sanığın

yapılan toplantılarda sıkça dile getirildiği üzere örgütün sahip olduğu asker

ve polis gücünü bildiği, bu gücün gerektiğinde silah kullanabileceğini de

öngördüğü, özellikle MİT tırlarının durdurulması olayından sonra bu hususun

yani örgütün silah kullanma konusundaki tavrının iyice açığa çıktığı, sanığın

buna rağmen bu örgütün içerisinde yer aldığı, dolayısıyla dahil olduğu örgütün

silahlı terör örgütü olduğunun anlaşılması verilecek olan cezalarda3713 Sayılı

Yasanın 5.maddesi uyarınca yapılacak olan 1/2 oranındaki arttırımın

hukuki gerekçesi olmuştur.

Sanık; her

ne kadar yukarıda bahsedildiği şekilde savunma yapıp, FETÖ ile herhangi bir

ilgisinin bulunmadığını belirterek suçlamayı kabul etmemişse de; İletişim

tespit tutanakları, HTS kayıtları, tanık beyanları, açık kaynak araştırma

tutanakları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ/PDY

silahlı terör örgütünün yayın kuruluşu olan Zaman gazetesinin Diyarbakır bölge

temsilciliğini yaptığı ve bu görevine 17-25 Aralık 2013'ten sonra da devam

ettiği, sanığın FETÖ/PDY Diyarbakır il yapılanması içerisinde örgüt mütevelli

heyetinde bulunan üst düzey yöneticilerle irtibatının bulunduğu, bu durumun

iletişim tespitlerinden açıkça anlaşıldığı ve yapılacak haberlere ilişkin bu

kişilerden talimat alarak yanlı haber yaptığının dosyadaki mevcut tapelerden tespit edildiği, bunun gazetecilik faaliyeti

kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığı,

17-25 Aralık 2013'ten sonra FETÖ/PDY terör

örgütü ile PKK/KCK'nın birlikte hareket ederek devlet

aleyhine işbirliği içerisinde oldukları, sanığın bu doğrultuda Güneydoğuda

yapılan operasyonları haksız göstermek amacıyla devlet aleyhine propaganda

niteliği taşıyan haber yapma girişiminde bulunduğu bu durumun 17-25 Aralık

2013'ten sonra 13/4/2015 tarihinde halen firarda olan Zaman gazetesi genel yayın

müdürü E.D. isimli şahsın FETÖ/PDY elebaşı Fethullah

Gülen'in talimatıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni ziyaret ettiği,

ziyaret esnasında yanında sanık Aziz Mahmut İstegün'ün

de hazır bulunduğun anlaşıldığı, Asya Katılım Bankası'nın FETÖ/PDY silahlı

terör örgütü mensuplarınca yönetildiği, bankanın siyasi gelişmeler üzerine

likidite sorunu yaşaması sebebiyle bizzat başta Fethullah

Gülen ve diğer FETÖ/PDY terör örgütü yöneticileri tarafından mensuplarına

verilen taimatlarla FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarından

malvarlıklarını satıp Asya Katılım Bankası'na yatırmalarını istemesi üzerine,

bu talimatı alan örgüt mensuplarının 6/1/2014 - 29/5/2015 tarihleri arasında

hayatın olağan akışına aykırı olarak Asya Katılım Bankası'nın mali olarak

durumunun raporlarla teyit edildiği üzere kötü olduğu bir dönemde bu bankaya

mevduat girişi yaptıkları, sanığın bu talimatlara binaen Bank Asya hesabına2014

yılının Nisan ayında 33.000, 2015 yılının Haziran ayında 50000 $ para

yatırdığının tespit edildiği, bu şekilde örgütün hiyerarşik yapısına dahil

olduğu, değerlendirildiğinde sanığın savunmasına itibar edilmemiş ve suçtan

kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiştir.

Sanığın yaptığı görev nedeniyle edindiği

bilgi, tecrübe ve örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör

örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, sanığın örgüte bilinçli olarak

katıldığı ve katılma sürecinden sonra eylemlerini sürdürdüğü, özellikle örgütün

silahlı unsurlarının olduğunu bildiği, buna rağmen bu örgüte katılım

gösterdiği, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlenmesi için şahsın

illaki silah kullanmasının gerekmediği, örgütün silahlı örgüt olduğunu

bilmesinin yeterli olduğu, sanığın da irtibat içerisinde kalarak bu hususları

bildiği halde örgüte katılım gösterdiği, böylelikle üzerine atılı FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği ... [sabit olduğundan

mahkumiyetine karar verilmiştir.]"

27. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdestttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten

kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

29. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

30. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin

olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan

cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı

halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar

verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2)

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır

ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 6/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak

gözaltına alınması ve hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadan yirmi bir gün

gün boyunca gözaltında tutulması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015,

§§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B.

No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ

ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

40. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı

tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kanunda suç olarak düzenlenmeyen,

ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle tutuklandığını

belirterek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

43. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

44. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

46. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;

suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

47. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

56. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.

57. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair somut

delillerin olduğu ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle yaşanan olağanüstü

durum nedeniyle devam eden bir tehdit bulunduğu olgularına dayanıldığı

görülmektedir.

58. İddianamede ise Savcılık; Başvurucunun FETÖ/PDY'nin basın kuruluşu olan Zaman gazetesinin Diyarbakır

bürosu temsilcisi ve örgütün Diyarbakır basın kanadı sorumlusu olduğunu belirterek

buna ilişkin şemaya yer vermiş, ayrıca başvurucunun -iletişimin tespiti kararı

kapsamında tespit edilen- telefon görüşme içeriklerine yer vererek -örgüt

talimatları uyarınca- başvurucu ve bir kısım örgüt mensuplarının FETÖ/PDY

aleyhine yürütülen soruşturmaları ve -FETÖ/PDY ile PKK arasında 17/25 Aralık

sürecinden sonra devlet aleyhine ortaya çıkan organik yardımlaşma kapsamında-

PKK terör örgütüne yönelik operasyonları haksız göstermek, bu yönde kamuoyu

oluşturmak amacıyla gerçeği çarpıtmak suretiyle haber yapmaya çalıştıklarına

dair olgular ortaya koymuştur. Savcılık ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticileri ile irtibat hâlinde olduğunu

belirterek başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısı içinde kendisine verilen

talimat doğrultusunda hareket ettiğini iddia etmiş ve buna ilişkin konuşma

içeriklerine ve tanık beyanlarına yer vermiştir.

59. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde

ise tutuklama kararı ve iddianameden farklı olarak Bank Asyanın FETÖ/PDY mensuplarınca yönetildiği,

Bankanın likidite sorunu yaşaması sebebiyle örgüt lideri Fethullah

Gülen ve diğer FETÖ/PDY yöneticilerinin "Bank

Asyaya para yatırılması talimatı"

üzerine örgüt mensuplarının 6/1/2014-29/5/2015 tarihleri arasında adı geçen

Bankaya hayatın olağan akışına aykırı olarak mevduat girişi yaptıkları,

başvurucunun da örgütün bu talimatı doğrultusunda Bank Asya hesabına 2014 yılı

Nisan ayında 33.000 TL, 2015 yılı Haziran ayında ise 50.000 Amerikan Doları para yatırdığının tespit

edildiği, dolayısıyla başvurucunun örgüt yöneticilerinin talimatı doğrultusunda

hareket ettiği ve örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer aldığı sonucuna

ulaşılmıştır.

60. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında FETÖ/PDY mali

kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen Bank Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine

para yatırılmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olmayacağı sonucuna

varmıştır (Metin Evecen, B.No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; Ali Biray Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40). Buna göre soruşturma makamlarınca

ve/veya tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla

suçlanan başvurucunun Bank Asya hesabında 2014 yılı Nisan ayından sonra para

artışı yaşanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi,

anılan Bankanın durumu itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak

değerlendirilemez.

61. Ayrıca soruşturma makamlarınca başvurucunun -17/25 Aralık

sürecinden sonra elde edilen telefon görüşme içeriklerine göre- örgütle

bağlantılı kişilerle sürekli olarak irtibat hâlinde olduğu belirtilerek örgütyöneticilerinin talimatıyla -bulunduğu bölgede-

FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen soruşturmaları

etkisizleştirmek ve "hendek olayları"

sırasında devletin PKK'ya karşı gerçekleştirdiği operasyonları haksız göstermek

amacıyla bir kısım olayları çarpıtarak gündeme taşımak ve kamuoyu oluşturmak

amacıyla haber yapmaya çalıştığı belirtilmiştir. Bu bağlamda anılan olguların

da FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla

başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabulü mümkündür.

62. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca; yargılama aşamasında

örgüt liderinin talimatından sonra Bank Asyaya normal

olmayan miktarda para yatırdığı da anlaşılan başvurucunun örgüt yöneticilerinin

talimatıyla devlet aleyhine kamuoyu oluşturmak amacıyla gerçekleri çarpıtarak

haberler yapmaya çalışması ve bu amaçla örgüt mensuplarıyla görüşmeler

gerçekleştirmesi hususlarının suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

63. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında

teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§ 78, 79).

64. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

65. Somut olayda Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken delilleri etkileme ihtimali

bulunmasına ve üzerine atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

listesinde olmasına dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel

koşulları ile Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği

birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

66. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

67. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

69. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu, soruşturma dosyasında bulunan kısıtlama kararı

nedeniyle hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği için etkin bir

savunma geliştiremediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili şekilde itiraz

edemediğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

71. Bireysel başvuruların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

72. Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4)

numaralı fıkrası uyarınca Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin

kabul edildiği 6/3/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık Kanun gereği kendiliğinden

sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptının

başvurucuya tebliğ edildiği tarih dosya kapsamından tespit edilememekle

birlikte başvurucunun en geç ilk duruşmanın yapıldığı 9/6/2017 tarihinde

iddianame ve tensip zaptından haberdar olduğunun kabulü gerekecektir.

Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu

9/6/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekirken bu süre

geçtikten sonra 9/8/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı

bulunduğu anlaşılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza Hâkimliğinin

ve Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

74. Başvurucu; tutuklama kararını veren sulh ceza hâkimliği ile

kavuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar veren ve tutukluluk

itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim ilkesine aykırı

olarak kurulduklarını, bağımsız ve tarafsız olmadıklarını, bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

75. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden

veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

76. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça

ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü

müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine

aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).

77. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız ve

tarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya,

yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı

bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

78. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

79. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız"

ibaresinden sonra gelmek üzere "ve

tarafsız" ibaresi eklenmiş, böylelikle madde metni "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve

tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Ayrıca

mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur

olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi gereği- Anayasa'nın

138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

80. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısında

bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumu

üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıyla

ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesi

gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ile

bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulu

gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek bir

yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

81. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

82. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve

Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin

-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak

üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet

Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78).

83. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip oldukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu

gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik

teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması

ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren

herhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle

tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konulması durumunda hâkimin davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçesiyle sulh ceza hâkimliklerini

ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

84. Somut olayda başvurucu hakkında tutuklama kararı veren

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin ve tutukluluğun devamına karar veren

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genel hükümlere

göre kurulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bu mahkemelerde

görev yapan hâkimlerin kendisiyle ilgili subjektif

değerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da yoktur. Sonuç olarak tüm dosya

kapsamı nazara alındığında tutuklama veya tutukluğun devamı karalarını veren hâkimin

ya da mahkemelerin anılan dosya nedeniyle subjektif

değerlendirme yaptıkları ve tarafsız davranmadıkları sonucuna varılamamaktadır.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

87. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

88. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

89. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013,§§ 16, 17).

90. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş veya başvurucu tahliye edilmiş ise hüküm

kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat

davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan,

B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem

Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

91. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 20/12/2017 tarihinde mahkûmiyetine ve tahliyesine karar verilen

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu, yasal şartları bulunmayan ve hukuka aykırı

şekilde yapılan arama ve el koyma işlemleri nedeniyle özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

94. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

95. Arama ve el koyma tedbirinin hukuka aykırılığını tespit edip

gerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 5271

sayılı Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen yola başvurulduğunda derece

mahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit etme ve yeterli giderim sağlama

hususlarında karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil

edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde

öngörülen yol, arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale ettiği

durumlarda da etkili bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic.

A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, § 30; el koyma tedbiri yönünden

bkz. Nuray Işık, B. No:

2014/7561, 28/9/2016, § 68).

96. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısal

başvuru yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

98. Başvurucu; gözaltında iken kamu görevlilerinin tehdit ve

hakaretlerine maruz kaldığını, kendisine yeterli yiyecek ve içecek

verilmediğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Başvurucu ayrıca gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukat yardımından

yararlandırılmaması nedeniyle suçlamalar hakkında yeterli bilgi sahibi

olamadığını da ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

99. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özünün kötü muamele

yasağına yönelik olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki tüm

şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

100. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

§ 17).

101. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

102. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa

dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının

sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,

§ 25).

103. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da

gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle

tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

106. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte, daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali

Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:

2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

107. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 55-68). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

6/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Aziz Mahmut

İSTEGÜN

Vekili

:

Av. Mehmet

KAÇMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/32195, 6 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  9. B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem
  10. B. Özel Hayata ve Aile
  11. C. Kötü Muamele Yasağının
  12. D. İfade ve Basın
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Hatipoğlu
  17. İstegün
  18. Kaçmaz
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/32195
Tarih
6 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Bülent Kerimoğlu Başvurusu (B. No: 2015/13109)
  • Adem Öztürk Başvurusu (B. No: 2016/10786)
  • Nasrullah Kuran Başvurusu (B. No: 2015/18990)
  • Hediye Kurt Başvurusu (B. No: 2017/40325)
  • Ecem Gül Ketencioğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/39415)
  • Veysi Aktaş Başvurusu (B. No: 2015/15982)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.