İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya Başvurusu (B. No: 2020/8844)

1. Başvuru, bir yolcu treninin raydan çıkması sonucu

Başvuru No2020/8844Tarih26 Temmuz 2022Okuma26 dk · 5.153 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Burcu Demirkaya Ve Yücel Demirkaya Başvurusu (2)

Karar tarihi
26 Temmuz 2022
Başvuru Numarası
2020/8844
R.G. Tarih ve Sayı
6/10/2022-31975
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.153 kelime·26 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, bir yolcu treninin raydan çıkması sonucu

meydana gelen ölüm olayı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/2/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde yer alan bilgi ve

belgelerle birlikte Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla

erişilen, ayrıca Bakanlığın görüşlerinde yer verdiği bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Haydarpaşa-Ankara seferini yapan Yakup Kadri

Karaosmanoğlu adlı ekspres yolcu treni 22/7/2004 günü saat 19.45 sıralarında

Pamukova ilçesi Mekece Mahallesi yakınlarında raydan çıkmıştır. Kaza sonucu 38

kişi yaşamını yitirmiş, 80'den fazla kişi yaralanmıştır. Başvurucuların annesi

F.Y. kaza nedeniyle hayatını kaybedenlerden biridir.

A. Tren

Makinistleri ve Tren Şefi Hakkındaki Ceza Soruşturması ve Kovuşturması

10. Olay nedeniyle Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca

derhâl soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında otopsi ve

şikâyetçi-tanık ifadelerinin tespiti gibi birçok soruşturma işlemi ile birlikte

23/7/2004 ve 30/7/2004 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim

üyelerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti olay yeri keşfinde bulunmuştur.

Ayrıca 18/8/2004 tarihinde kazaya karışan vagonlar üzerinde ayrı bir inceleme

daha yapılmıştır.

11. Bu incelemeler sonucunda hazırlanan 31/8/2004 tarihli

bilirkişi raporunda yer verilen kusur ve sorumlulukla ilgili değerlendirmeler

özetle şöyledir:

i. Raydan çıkan trenin tarife kitapçığında (livre) olay

yerinde yapılabilecek hız 80 km/h olarak yazılıdır. Tren raydan çıktığında

hızının 130 km/h olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla sorumlu makinistler

trenin hızını kitapçığa göre ayarlamamıştır.

ii. Trenin raydan çıktığı yer bir dönemeç (kurba)

kesimidir. Olay yerinde, rayların eski ve yıpranmış olduğu, traverslerin taşıma

gücünün olması gerekenden az olduğunu gösteren deray izleri görülmüştür.

Üstyapının hat işletim-proje hızında yerine getirmesi gereken şartname

koşullarına tam uyumlu olmadığı, dolayısıyla statik ve dinamik yüklere karşı

tam güvenliği sağlamadığı gözlenmiştir. Raydan çıkmanın meydana gelmesinde

dönemeç kesimine yüksek hızla girilmesinin yanı sıra bu kesime ait üstyapının

(ray, travers, balast, küçük malzemeler, balast altı tabakalar ve makaslar,

kruazman vb. gibi üstyapı tesisleri) statik ve dinamik dayanımının

yetersizliğinin, bir başka deyişle fiziksel ve muhtemelen geometrik

bozukluğunun etkisinin olduğu kanaatine varılmıştır.

iii. Özellikle Arifiye-Eskişehir arasında küçük dönemeç

yarıçapları nedeniyle hızların sık aralıklarla değiştiği görülmüştür. Bu denli

değişik hız uygulamaları seyir kontrolünü zorlaştırıcı etki yaratarak seyir

güvenliğini önemli ölçüde azaltır. Küçük yarıçaplı dönemeçler nedeniyle hızın

yalnızca insan kontrolüne bırakılması risk yaratacağından makinistlere yardımcı

olacak bilgisayar destekli otomatik-yarı otomatik kontrol sistemleri gibi

tedbirler alınmalıdır. Sistemin bu türden kontrol düzenekleri ile donatılmamış

olmasının olayın meydana gelmesine etkisi bulunmaktadır.

iv. Bu tespitlere göre kazanın meydana gelmesinde 1. tren

makinisti F.K., trenin hızını gerektiği gibi ayarlamayarak seyir kontrolü için

gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle 3/8 oranında kusurludur. 2. tren

makinisti R.S. ise 1. makinisti hız konusunda uyarmaması nedeniyle 1/8 oranında

kusurludur. Tren şefi K.C.nin ilgili mevzuat uyarınca seyir kontrolü ile ilgili

görevi bulunmadığından kusuru olmadığı kanaatine varılmıştır.

v. Olay yerindeki üstyapının yeterli bakım ve onarımının

yapılmamış olması ve değişik yarıçaplı dönemeçler nedeniyle ortaya çıkan sık

aralıklı hız değişimini güvenli bir seyir kontrolü ile gerçekleyecek

sistemlerin bulunmaması kazanın oluşumunda 4/8 oranında etkilidir.

12. Soruşturmasını tamamlayan Sakarya Cumhuriyet

Başsavcılığının 7/9/2004 tarihinde Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesine açtığı kamu

davasında F.K., R.S. ve K.C.nin 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza

Kanunu'nun 389. maddesinde yer alan tedbirsizlik, meslek veya sanatında

tecrübesizlik ya da nizam, emir ve kaidelere riayetsizlik neticesi demir yolu

üzerinde kazaya neden olma suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılması talep

edilmiştir.

13. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden

yargılama sürecinde kazanın nedenleri ve sorumluları hakkında bir kez daha

bilirkişi raporu temin edilmiştir. Bu raporda da kazanın oluşumunda F.K.nın

3/8, R.S.nin 1/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş; 4/8 oranındaki kusurun

işletmeden sorumlu kurum olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarında (TCDD)

olduğu değerlendirilmiştir. Belirtilen raporda ayrıca kazanın hızlandırılmış

tren uygulamasından hemen sonra meydana geldiği, bu uygulama için gerekli ek

tedbirlerin yeterince alınmadığı kanaati bildirilmiştir.

14. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi; başvurucuların da

müdahil olduğu davada 1/2/2008 tarihinde verdiği kararla F.K.nın 2 yıl 6 ay

hapis ve 1.000 TL adli para cezasıyla, R.S.nin ise 1 yıl 3 ay hapis ve 733 TL

adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Aynı kararda K.C.nin

ise beraatine hükmedilmiştir. Bu karar sanık müdafileri tarafından temyiz

edilmiştir.

15. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 12/7/2010 tarihinde verdiği

kararla, K.C. hakkındaki ceza davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

düşmesine, diğer sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının ise

bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararı gerekçesi genel olarak bazı

katılanların adlarının ve suç yerinin karar başlığına yazılmaması, yargılama

giderlerinin sanıklardan müştereken tahsiline karar verilmesi gibi tespit

edilen usul hatalarına dayanmaktadır (anılan bozma kararının gerekçeleri için

bkz. Serap Sivri, B. No: 2019/6198, 23/11/2021, § 18).

16. Bozma sonrası yeniden yargılama yapan Sakarya 2. Ağır

Ceza Mahkemesi bozma ilamına uyulmasına karar vererek ilamda belirtilen

eksikliklerin giderilmesine çalışmıştır. Anılan Mahkeme 7/2/2012 tarihinde

verdiği kararda, sanıklara isnat olunan eylemin 765 sayılı mülga Kanun'un 389.

maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğunun Yargıtayın 12/7/2010 tarihli

kararıyla belirlendiği, söz konusu suç için kanunda öngörülen dava zamanaşımı

süresinin dolduğu gerekçesiyle sanıklar hakkında açılan davaların düşürülmesine

karar vermiştir. Belirtilen bu zamanaşımı nedeniyle düşme kararı da bir kısım

katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir.

17. Yargıtay 3/2/2014 tarihinde tamamladığı temyiz

incelemesi sonucunda sanıklara isnat edilen eylemin 765 sayılı mülga Kanun'un

455. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen dikkatsizlik ve

tedbirsizlik neticesi birden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin

yaralanmasına sebebiyet verme suçu kapsamında da değerlendirilebileceği

gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

18. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi bozma kararı sonrası

yeniden yaptığı yargılamada bozma ilamına uyulmasına karar vermiştir.

24/11/2014 tarihli hükümde ise sanıkların eylemlerinin 765 sayılı mülga

Kanun'un 455. maddesine uyduğu kabul edilerek R.S.nin 1 yıl 15 gün hapis ve 50

TL adli para cezasıyla, F.K.nın ise 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 152 TL adli para

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. R.S. hakkında hükmolunan ceza

ertelenmiştir. Bu son mahkûmiyet kararı da sanık müdafileri ve bazı katılan

vekilleri tarafından temyiz edilmiştir (cezanın ertelenmesi kararının gerekçesi

ile temyiz talebinde dile getirilen talepler için ayrıca bkz. Serap Sivri,

§§ 22, 23).

19. Yargıtay 26/9/2018 tarihli kararıyla Sakarya 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 24/11/2014 tarihli kararının bozulmasına karar vermiştir.

Bozma ilamının gerekçesinde, ilk derece mahkemesinin karar başlığında suç

isminin yanlış yazılması gibi usule ilişkin hatalarla birlikte müdafilerin bazı

talepleri hakkında karar verilmemiş olması ve R.S. hakkında yeniden suç

işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat edinilemediği gerekçesiyle hükmün

açıklanmasının geri bırakılmamasına karar verildikten sonra sabıkasız

geçmişinden dolayı ileride tekrar suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat

edinildiğinden bahisle hapis cezasının ertelenmesine karar verilmek suretiyle

hükümde çelişkiye neden olunması gibi esas bakımından tespit edilen hatalara da

yer verilmiştir (bozma gerekçeleri için ayrıca bkz. Serap Sivri, § 25).

20. Yeniden yapılan yargılamada bir kez daha bozma

ilamına uyulmasına karar veren Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi 1/4/2019

tarihinde verdiği esas hakkındaki kararında F.K.nın 15.784 TL adli para

cezasıyla, R.S.nin ise 47.352 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve

verilen adli para cezalarının ertelenmesine karar vermiştir. Bu karar da

müdafiler ve bazı katılan vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

21. Yargıtay 25/12/2019 tarihinde sanıklar hakkındaki

kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.

B. Anayasa

Mahkemesine Yapılan 2015/1232 Numaralı Bireysel Başvuru

22. Başvurucular 21/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yaparak ceza yargılamasının on yıldır devam ettiğini,

sorumluların cezalandırılmadığını ve mağduriyetlerinin giderilmediğini ileri

sürmüş; bu nedenle yaşam, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir (Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya, B. No:

2015/1232, 30/10/2018, § 39). Anayasa Mahkemesi, şikâyetlerin özünün ceza

soruşturmasının makul bir süratle yürütülmemesine ilişkin olduğunu

değerlendirerek başvurucuların iddialarının yaşam hakkının etkili ceza

soruşturması yürütülmesi yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında

incelenmesine karar vermiştir (Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya, §

40).

23. Anayasa Mahkemesi 30/10/2018 tarihinde başvurucuların

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam haklarının usul

boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararının 55. ve 56.

paragrafları şöyledir:

"55. Başvuruya

konu olay 2004 yılında meydana gelmiş olup bu olay hakkında Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma iki aydan daha kısa bir sürede

tamamlanmıştır. Ceza Mahkemesi ilk kararını 2008 yılında vermiştir. Ne var ki

kararın kanun yoluna başvurma hakkı olan bazı kişilere tebliğ edilmemesi

nedeniyle ilk bozma kararına ilişkin temyiz süreci yaklaşık 2 yıl 6 ay, ikinci

bozma kararına ilişkin temyiz süreci ise yaklaşık 2 yılda sonuçlanmıştır. Ceza

Mahkemesince en son 24/11/2014 tarihinde karar verilmiş olup yargılama henüz

sonuçlandırılamamıştır.

56.

Meydana gelen olayda

ölen ve yaralananların fazlalığı nedeniyle ölenlerin yakınları ile yaralıların

ifadelerinin tespitinin uzun zaman alması anlaşılabilir bir durum olmakla

birlikte soruşturmadaki hiçbir unsur yargılamanın bu denli uzamasını ve henüz

sonuçlandırılamamasını haklı kılmamaktadır. Bu sebeple başvurucuların

yakınlarının ölümüyle ilgili soruşturmanın makul süratle yürütüldüğünün

söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır."

C. TCDD Yetkilileri Hakkında Yürütülen Soruşturma

24. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca kazanın oluşumunda

üstyapı eksiklikleri ve makinistlere yardımcı olacak otomatik kontrol sistemi

bulunmaması nedenleriyle TCDD yetkilileri hakkında ayrı bir soruşturma

yürütüldüğü, yetkisizlik kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen

bu soruşturmanın neticesinin tespit edilemediği hususlarına Burcu Demirkaya

ve Yücel Demirkaya ile Serap Sivri başvurularında yer verilmiştir (Burcu

Demirkaya ve Yücel Demirkaya, § 12; Serap Sivri, § 12).

25. Bakanlık somut başvurudaki görüşlerinde Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/67974 numaralı soruşturması üzerinden TCDD

yetkilileri hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü belirterek soruşturma

süreçleri hakkında bilgiler vermiştir. Bu bilgilere göre;

i. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına değişik tarihlerde

verilen dilekçelerde süper ekspreslerin 6/6/2004 tarihinde hiçbir bilimsel

çalışma ve altyapı hazırlığı yapılmadan sefere konulduğu, 22/7/2004 tarihinde

meydana gelen tren kazasına eskimiş demir yolu ağı üzerindeki altyapı

yetersizliği, rayların eskiliği, niteliksizliği gibi faktörlerin davetiye

çıkardığı, yol yenileme çalışmalarının saatte 120 km hıza göre yapılmasına

rağmen Haydarpaşa-Ankara güzergâhında saatte 140 km seviyesinde hız yapılmasına

altyapının uygun olmadığı iddiaları dile getirilerek TCDD üst düzey yetkilileri

hakkında görevi ihmal ve kötüye kullanma suçlarından ihbarda bulunulmuştur.

ii. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2/12/1999 tarihli ve

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun

uyarınca Ulaştırma Bakanlığından soruşturma izni verilmesini talep etmiştir.

Ulaştırma Bakanlığı 4/10/2004 tarihinde TCDD Genel Müdürü S.K. hakkında

soruşturma izni verilmesine karar vermiştir. İzin verilmesine dair kararda,

tren yolu kazasında çok sayıda kişinin ölmesi ve bu durumun kamuoyunda uzun

süre tartışılması nedeniyle konunun adli mercilerce incelenmesine imkân

sağlanmasının isabetli olacağı gerekçesine yer verilmiştir.

iii. Soruşturma izin kararına yapılan itirazı

değerlendiren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 16/3/2005 tarihinde verdiği kararda "olayın

niteliği itibariyle ve hakkındaki iddialarla sınırlı olarak S.K'nın Türk Ceza

Kanunu kapsamında suç sayılabilecek bir fiil veya eyleminin olmadığı"

gerekçesine yer vererek itirazın kabulüne ve S.K. hakkındaki soruşturma izni

verilmesine ilişkin kararın kaldırılmasına karar vermiştir.

iv. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, itiraz üzerine Ankara

Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen soruşturma izni kararının

kaldırılmasına dair kararın kesin nitelikli olması ve soruşturma yapma imkânı

bulunmaması sebebiyle 12/4/2005 tarihinde soruşturmanın işlemden kaldırılmasına

karar vermiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. Olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 765

sayılı mülga Kanun'un 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

...

3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden

az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden

mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere

ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet

cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene ... geçmesile

ortadan kalkar.

...”

27. 765 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesi şöyledir:

“Hukuku amme davasının müruru zamanı,

mahkümiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar

huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına

dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame

ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanın kesen muameleler

müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe

başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı

muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla

uzatamaz.”

28. 765 sayılı mülga Kanun'un 389. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Bir kimse tedbirsizlik veya meslek

veya sanatında tecrübesizlik veya nizam ve emir ve kaidelere riayetsizlik

neticesi olarak demiryolu üzerinde bir kaza vukuu tehlikesine meydan verirse üç

aydan otuz aya kadar hapse ve iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye ve kaza

vukubulmuş ise beş seneye kadar ağır hapse ve yüz elli liradan aşağı olmamak

üzere ağır cezayı nakdiye mahkum olur.”

29. 765 sayılı mülga Kanun'un 455. maddesi şöyledir:

“Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya

meslek ve sanatta acemilik veya nizamat, ve evamir ve talimata riayetsizlik ile

bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş seneye kadar hapse

ve 250 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.

Eğer fiil birkaç kişinin ölümünü mucip

olmuş veya bir kişinin ölümü ile beraber bir veya birkaç kişinin de

mecruhiyetine sebebiyet vermiş ve bu yaralanma 456 ncı maddenin 2 nci

fıkrasında beyan olunan derecede bulunmuş ise dört seneden on seneye kadar

hapis ve 1.000 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası ile mahkum olur.

Yukardaki fıkralarda beyan olunan

cezalar, kusurun derecesine göre sekizde birine kadar indirilebilir.”

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

“Zaman bakımından uygulama” kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Suçun işlendiği zaman yürürlükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”

31. 5237 sayılı Kanun'un “Dava zamanaşımı” kenar

başlıklı 66. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan

haller dışında kamu davası;

...

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az

hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

...

Geçmesiyle düşer.

...”

32. 5237 sayılı Kanun'un “Dava zamanaşımı süresinin

durması veya kesilmesi” kenar başlıklı 67. maddesinin (2), (3) ve (4)

numaralı fıkraları şöyledir:

“2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin

savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri

hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame

düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da

olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde,

zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla

nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği

tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi

ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar

uzar.”

33. 5237 sayılı Kanun'un “Taksirle öldürme” kenar

başlıklı 85. maddesi şöyledir:

“(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne

ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla

kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.”

B. Uluslararası

Hukuk

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “İnsan

haklarına saygı yükümlülüğü” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar.”

35. Sözleşme'nin “Yaşam hakkı” kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur...”

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda

devletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak

için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük

yüklediğini hatırlatmaktadır (L.C.B/Birleşik Krallık, B. No: 23413/94,

9/6/1998, § 36).

37. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2. maddesi, devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu

durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak

için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu

hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 23452/94, 28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey

Edwards/Birleşik Krallık, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün

-kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü

faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 31/11/2004, § 71).

38. Bone/Fransa ((k.k.), B. No: 69869/01,

1/3/2005) kararında devletlerin tren istasyonunda bulunan herkesin yaşamını

güvence altına almaya yönelik tedbirler almaları yönünde pozitif yükümlülükleri

olduğunu belirten AİHM, Kalender/Türkiye (B. No: 4314/02, 15/12/2009)

kararında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının demir yolu taşımacılığı gibi

tehlike potansiyeli taşıyan faaliyetlerde muhakeme hatasını veya dikkatsizliği

aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek demir yolu

taşımacılığı nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk

yollarına başvurmuş olursa olsun- insan hayatının tehlikeye girmesine neden

olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmamasının Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edildiği anlamına

gelebileceğini ifade etmiştir (Kalender/Türkiye, § 52).

39. AİHM'in yaşam hakkının etkili soruşturma

yükümlülüğünün usul boyutunun incelenmesi konusunda benimsediği ilkeler için

bkz. Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 95, 96.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Anayasa Mahkemesinin 26/7/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucuların yaşam haklarının ihlal edildiğine dair

iddiaları özetle şöyledir:

i. Tren kazasının meydana gelmesinde TCDD yetkililerinin

kusurları bulunduğu sabit olduğu hâlde bu kişiler hakkında hiçbir işlem

yapılmamıştır. Bu tarihten sonra yapılacak bir soruşturmanın zamanaşımı

nedeniyle düşeceği de açıktır. Neticede TCDD yetkilileri bakımından bir

sorumsuzluk durumu ortaya çıkarılmıştır.

ii. Tehlikeli bir faaliyet olan demir yolu

taşımacılığında devlet, vatandaşının zarar görmesini engelleyememiştir. Tren

yolunda gerekli denetim gerçekleştirilmemiştir. Eski altyapı ile trenlerin

haddinden fazla hız yapması nedeniyle bu kaza gerçekleşmiştir. Bu hususlar

bilirkişi raporuyla da sabittir.

iii. Devlet, üzerine düşen koruma yükümlülüğünü yerine

getiremediği gibi etkili bir yargı süreci yürütmeyerek sorumluların cezasız

kalmalarına neden olmuştur. Bu cezasızlık durumu benzer olaylar için de kötü

bir örnek oluşturmakta ve toplumda sorumluların hiçbir şekilde

soruşturulmadığı/yargılanmadığı algısı yaratmaktadır.

iv. Sorumluların cezasız kalmasıyla yaşam hakkının maddi

boyutu ihlal edilmiştir.

42. Başvurucular; adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğine dair iddialarında özetle ceza yargılamasının 15

yılı aşkın bir süredir devam ettiğini, bu sürenin makul olarak kabul

edilmesinin mümkün olmadığını, somut olayda etkin bir yargılamadan

bahsedilemeyeceğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüşlerinde "Olay ve Olgular"

bölümünde ayrıntılı olarak yer verilen, başvuru konusu tren kazası nedeniyle

başlatılan soruşturmalar ve ceza yargılaması süreçleri ile ilgili bilgiler

verildikten sonra yer alan hususlar özetle şöyledir:

i. Zamanaşımı dolayısıyla düşme kararı ile neticelenen

kovuşturma süreci nedeniyle şikâyet edilen uzun yargılama hususu Anayasa

Mahkemesince 2015/1232 numaralı bireysel başvuruda daha önce

değerlendirilmiştir.

ii. Yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin usule

ilişkin boyutunu oluşturan etkin soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü

değil araç yükümlülüğüdür.

44. Başvurucular, Bakanlık görüşlerine karşı beyanlarında

özetle şu hususları dile getirmiştir:

i. Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce incelenen

2015/1232 numaralı bireysel başvuru somut başvurudan tamamen farklıdır.

2015/1232 numaralı başvuruda uzun yargılamadan şikâyet edilmekteyken somut

başvuruda sorumluların cezasız kalmalarından şikâyet edilmiştir.

ii. TCDD Genel Müdürü hakkında soruşturma izni verilseydi

dahi ceza davası zamanaşımı nedeniyle düşeceğinden soruşturma izninin ortaya

çıkan cezasızlık sonucuna bir etkisi olmayacaktır.

iii. Ceza davasının zamanaşımına uğraması ve sorumluların

cezasız kalması zaten uygun araçlarla etkili bir soruşturma yürütülmemesi

sonucunda gerçekleşmiştir. Etkin bir soruşturma yürütülseydi olaydan sonra

gerçekleşen birçok tren kazası önlenmiş olacak ve ayrıca toplum nezdinde

sorumluların cezasız kaldığı algısı oluşmayacaktır.

B. Değerlendirme

1. İddiaların

Nitelendirilmesi ve İnceleme Kapsamının Belirlenmesi

45. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına

sahiptir.”

46. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut başvuruda adil yargılanma ve etkili başvuru hakları kapsamında

dile getirilen yargılamanın makul bir sürede tamamlanmadığı ve etkisiz olduğuna

dair iddialar, F.Y.nin ölümü nedeniyle yürütülen ceza yargılaması süreçlerinin

etkisiz olduğuna ilişkindir. Dolayısıyla bu iddialar yaşam hakkı bağlamında,

etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğine dair iddialar ise yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında

incelenecektir.

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

48. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular,

başvuruya konu tren kazasında ölen F.Y.nin çocuklarıdır. Dolayısıyla somut

başvuruda başvuru ehliyeti bakımından bir sorun görülmemiştir.

49. Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu yargılama

süreçleri nedeniyle yapılan Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya

başvurusunda olayın demir yollarının işletilmesi sırasında vuku bulduğunu

belirterek yaşam hakkının usul boyutunun ceza soruşturması yapılmasını

gerektirdiği sonucuna varmıştır (anılan kararda bkz. § 50). Bu nedenle somut

başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi yönünden herhangi bir eksiklik

bulunmamaktadır.

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan

yaşamı koruma ve etkili soruşturma yapma yükümlülüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

51. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif

yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

52. Anılan pozitif yükümlülükler kapsamında devlet, yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer

bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma ödevi altındadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51). Bu

ödev kapsamında devlet;

i. Yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturmalı (İpek Deniz ve

diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149),

ii. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda, görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu

tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler almalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

53. Demir yolu taşımacılığı faaliyeti niteliği itibarıyla

kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından birtakım riskler içermektedir.

Bu tehlikeli olma durumu nedeniyle kamu makamları, demir yollarının

işletilmesinde gerekli güvenlik tedbirlerini almalı; trenlerin seyrüseferinde

veya gar ve benzeri işletmelerde istenmeyen ölüm ve yaralanma olaylarının önüne

geçmek için makul ölçüler çerçevesinde gerekenleri yapmalıdır (Gürkan Kaçar

ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017, § 68; Hüseyin Münüklü,

B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 62).

54. Anayasa'nın 17. maddesinin kendisine yüklediği

pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin yönü uyarınca devlet; şüpheli her ölüm

olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve

gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan bağımsız bir

soruşturma yürütmelidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54; Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

55. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliği aşan bir

kusuru olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların

kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan

riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda

-ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahi- kişilerin hayatının

tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir ceza soruşturması yürütülmesi

gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

56. Bununla birlikte etkili soruşturma yükümlülüğü bir

sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle

yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları

mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 56).

57. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun

kabul edilebilmesi için;

i. Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz,

resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

ii. Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

58),

iii. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi

(Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30) gerekir.

58. Ceza yargılaması sonucunda hükmedilen yaptırımlara

ilişkin bazı uygulamalar, ihlalleri gerçekleştiren sorumluların cezasız

kalmalarına ya da gerektiği gibi cezalandırılmamalarına yol açarak

caydırıcılığı sağlayamadığı için etkili ceza soruşturması yürütülmesi

yükümlülüğünü zedeleyebilir. Bu durum, yaşam hakkını korumak için oluşturulan

mevzuatın etkili şekilde uygulanmamasına, dolayısıyla da kişilerin hayatlarının

kanunla korunamamasına sebebiyet verebilir (benzer değerlendirmeler için bkz.

Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 162).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

i. Yaşamı

Koruma Yükümlülüğü Bakımından

59. Yaşamı koruma yükümlülüğü pozitif bir yükümlülüktür.

Bir başka deyişle devletin egemenlik alanındaki kişilerin yaşamlarının

korunması için eylemde bulunmasını gerektirir. Yaşam hakkına yönelebilecek

tehdit ve risklere karşı caydırıcı yasal ve idari düzenlemeler yapılması bu

yükümlülüğün önemli unsurlarından biridir.

60. Demir yolu taşımacılığı gibi kişilerin yaşamı ya da

fiziksel bütünlüğü bakımından tehlike potansiyeli taşıyan faaliyetler söz

konusu olduğunda kamu makamları tarafından bu faaliyetlerin güvenli bir şekilde

yerine getirilebilmesi için gereken makul tedbirlerin alınması gerekir.

Dolayısıyla somut başvuruya konu olayda devletin demir yolu taşımacılığı

faaliyetinin işletimi, güvenliği, kontrolü ve denetimi konularında alacağı

makul tedbirlerle yaşamı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.

61. 31/8/2004 tarihli bilirkişi raporunda, başvuruya konu

tren kazasının gerçekleştiği demir yolunda üstyapının yeterli bakım ve

onarımının yapılmamış olması ve kaza yapan trende değişik yarıçaplı dönemeçler

nedeniyle ortaya çıkan sık aralıklı hız değişimini güvenli bir şekilde

sağlayacak sistemlerin bulunmaması hususlarının kazanın oluşumunda önemli bir

neden olduğu tespiti yapılmıştır. Öte yandan başvuruya konu ceza yargılaması yalnızca

makinistlerin trenin hızını kurallara uygun şekilde belirlememe eylemlerini

konu edinmiştir. Dolayısıyla ceza yargılaması sürecine katılan adli makamlar

tarafından bilirkişi raporunda tren yolunun fiziksel yeterliliği, bakım ve

onarımı ile teknik sistem eksikliği olarak tarif edilen kaza nedenlerine dayalı

sorumluluk ile ilgili bir tespit yapılmamıştır.

62. Demir yolu üstyapısının trenlerle güvenli bir şekilde

seyahat edebilecek şekilde yapılandırılması, gerekli teknik donanımın

sağlanması ve denetim vasıtasıyla hizmetin kişilerin yaşamı ve fiziksel

bütünlükleri bakımından güvenli bir şekilde devamının temin edilmesi

hususlarının yetkili kamu makamları tarafından yerine getirilmesinin gerekli olduğu

tartışmasızdır. Başvuru dosyasında, olay yerinde yapılan incelemelere dayanan

ve uzman bilim insanları tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda tespit

edilen hususların doğru olmadığını gösteren bir unsur bulunmamaktadır.

63. Bu açıklamalar ışığında başvurucuların yakınları ile

birlikte onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan somut başvuruya

konu tren kazasında yetkili makamların demir yolu taşımacılığı gibi tehlikeli

bir faaliyet nedeniyle kişilerin yaşamı ve fiziksel bütünlüğüne karşı oluşan

riskleri bertaraf etmek için kendilerine düşen pozitif yükümlülük kapsamında

gerekli ve yeterli önlemleri aldıkları söylenemez.

64. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

ii. Etkili

Soruşturma Yükümlülüğü Bakımından

65. Öncelikle başvurucuların ceza yargılamasının makul

sürede sonuçlandırılmaması şikâyetiyle daha önce yaptıkları bireysel başvuruda

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verildiği tekrar

edilmelidir (Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya, §§ 56, 57). Somut

başvuruda ise belirtilen ihlal kararının verildiği tarihten yaklaşık 1 yıl 2 ay

sonra tüm sanıklar hakkında verilen zamanaşımı nedeniyle düşme kararının bir

kez daha etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiği iddia edilmiştir.

66. "Genel İlkeler" kısmında

belirtildiği üzere ceza yargılaması sonucunda hükmedilen yaptırımlara ilişkin

bazı uygulamalar, ihlalleri gerçekleştiren sorumluların cezasız kalmalarına ya

da gerektiği gibi cezalandırılmamalarına yol açarak caydırıcılığı sağlayamadığı

için etkili ceza soruşturması yürütülmesi yükümlülüğünü zedeleyebilir. Bu

durum; yaşam hakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili şekilde

uygulanmamasına, dolayısıyla kişilerin hayatlarının kanunla korunamamasına

sebebiyet verebilir.

67. Somut başvuruya konu tren kazası 38 kişinin öldüğü,

80'den fazla kişinin yaralandığı son derece vahim bir hadisedir. Etkili

soruşturma yükümlülüğü üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma veya tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma hakkı vermese de

adli süreçler sonucunda sorumlulukları tespit edilen kişilerin cezasız

bırakılmaması, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı

eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi

açısından kritik bir öneme sahiptir.

68. Başvuruya konu kazanın ardından derhâl başlatılan

soruşturmada delillerin de süratle toplanarak olayın meydana geldiği şartların

ortaya çıkarıldığı ve sorumluların tespit edildiği görülmüştür. Buna karşılık

demir yolunun güvenli bir şekilde işletilmesi için gerekli üstyapı, teknik

donanımı sağlama ve denetim konularında kusurları olduğu değerlendirilen kamu

görevlileri hakkında açılan bir ceza davası bulunmamaktadır. Kusur ve

sorumlulukları yargı sürecine katılan tüm adli birimler tarafından kabul edilen

makinistler hakkındaki ceza davası ise zamanaşımı nedeniyle düşmüştür. Neticede

bu derece vahim sonuçları olan bir olayda kusurlu oldukları bilirkişi

raporlarıyla tespit edilmesine karşılık cezai sorumluluğuna yargı organlarınca

kesin olarak karar verilen kimse bulunmamaktadır.

69. Bu durumda somut olayda yargı sisteminin yaşam hakkı

ihlallerinin önlenmesindeki caydırıcı rolünü yerine getirdiği söylenemeyeceği

gibi olayın ciddiyeti karşısında yetkili makamlar tarafından gösterilen

tepkinin derecesinin de yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.

70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

72. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

ayrı ayrı 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

73. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

74. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

75. İncelenen başvuruda başvurucuların yaşam haklarının

maddi ve usul boyutuyla ihlal edildiğine karar verilmiştir. Ancak Anayasa'nın

38. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca suç için sonradan yürürlüğe giren

kanunda öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süresi geçmişte işlenen suç

yönünden uygulanamadığı için kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Ceza Mahkemesine gönderilmesi mümkün görülmemiştir.

76. Öte yandan yalnızca ihlal tespitinin başvurucuların

uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır.

Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuların talebi de dikkate

alınarak yaşam hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net

90.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 446,90 TL harç ve

4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.946,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 90.000 TL manevi tazminatın AYRI

AYRI ÖDENMESİNE,

D. 446,90 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 4.946,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi edinmesi için Sakarya 2.

Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/270, K.2019/69) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 26/7/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Mahmut ATEŞ Başvurucular : 1. Burcu DEMİRKAYA 2. Yücel DEMİRKAYA Vekilleri : Av. Zeynep Betül GEÇİM AY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/8844, 26 Temmuz 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Tren
  10. B. Anayasa
  11. C. TCDD Yetkilileri Hakkında Yürütülen Soruşturma
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. A. Ulusal Hukuk
  15. B. Uluslararası
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Başvurucuların
  19. B. Değerlendirme
  20. A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine
  21. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  22. C. Başvuruculara net 90.000 TL manevi tazminatın AYRI
  23. E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  24. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2020/8844
Tarih
26 Temmuz 2022

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Olan Başvurusu (B. No: 2018/35889)
  • Murat Aydın Başvurusu (B. No: 2019/23779)
  • Muhammet Etka Ergül Başvurusu (B. No: 2020/14040)
  • B.a.y. Başvurusu (B. No: 2019/19788)
  • Gökhan Yiğit Koç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/25727)
  • Kemal Kılıç Başvurusu (B. No: 2019/16400)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.