İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Çağla Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/1837)

1. Başvuru, üniversite kampüsünde yapılan bir anma

Başvuru No2016/1837Tarih9 Temmuz 2020Okuma53 dk · 10.580 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Çağla Aydın Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Temmuz 2020
Başvuru Numarası
2016/1837
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.580 kelime·53 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, üniversite kampüsünde yapılan bir anma

etkinliğinde asılan pankartlara müdahale edilmesiyle başlayan olaylar nedeniyle

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, müdahaleler sırasında kolluk

güçlerinin fiziki güç kullanmasından ve yetersiz koşullarda araç içinde

bekletilmeden dolayı kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucular Çağla Aydın ve Ozan Üner 1992, Soner

Dobriç ve Fatih Hatayoğlu ise 1996 doğumludur. Ozan Üner İstanbul

Üniversitesinde, Soner Dobriç ise aynı Üniversitenin Açık Öğretim Fakültesinde

öğrencidir. Diğer başvurucular farklı üniversitelerde öğrenim görmektedir.

9. 18/5/2015 günü İstanbul Üniversitesi'nde bulunan bir

grup öğrenci İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer, Ferhat Kutlay ve Mahmut Zengin

adlı kişilerin ölümünü anmak amacıyla bir toplantı gerçekleştirmişlerdir.

Dosyaya yansıyan bilgilere göre her ay, ayın şehitleri adı altında

geçmişte güvenlik güçleri girdikleri çatışmalarda veya başka şekilde ölen ve

terör faaliyetleri içinde oldukları kamu makamlarınca değerlendirilen kişileri

anmak için toplantılar düzenlendiği anlaşılmaktadır.

10. İstanbul Üniversitesi'nin Merkez Kampüsü'ndeki havuzlu

bahçe olarak bilinen alana söz konusu teröristleri anmak amacıyla birtakım

afişler asılmış; üniversitenin özel güvenlik görevlileri söz konusu afişleri indirmek

istemişlerdir. Afişlere müdahale edilmesiyle birlikte alanda bulunan kişilerle

Üniversitenin özel güvenlik görevlileri arasında gerginlik yaşanmış; bunun

üzerine -İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Genel Sekreterliğinin yazılı

talebiyle alanda bulunan- polis güçleri olaya müdahil olmuştur.

A. Kolluk

Güçleri Tarafından Düzenlenen Tutanağa Göre Olayın Gelişimi

11. Olayın meydana geldiği gün çeşitli rütbelerdeki 29

emniyet görevlisi ve bir özel güvenlik amiri tarafından yaşananları anlatan bir

tutanak düzenlenmiştir. Düzenlenen tutanağa göre İstanbul Üniversitesi Merkez

Kampüs havuzlu bahçe olarak bilinen alanda kendilerini Demokratik

Gençlik (DEM-GENÇ) olarak adlandıran gruba mensup öğrenciler tarafından

"Hakilerle Partileştik Agitlerle Ordulaştık. Önderliğin Çizgisinde

Dem-Genç ile Özgürlüğe" yazılı ve üzerinde Abdullah Öcalan'ın (A.Ö.)

silüetinin bulunduğu pankartın asıldığı bilgisi özel güvenlik personeli

tarafından emniyet yetkililerine verilmiştir. Öğrenciler, yapılan görüşmede

özel güvenlik görevlilerine pankartı indirmeyeceklerini bildirmiş, ayrıca

güvenlik görevlilerini tehdit etmişlerdir. Öğrencilerin pankart etrafında

toplanmaya başlaması üzerine Üniversite Rektörlüğünün talebiyle Çevik Kuvvet

birimi havuzlu bahçenin olduğu alana girmiştir. Pankartı

indirmeyeceklerini yineleyen grup özel güvenlik görevlilerinin pankartı

indirmeye başlaması üzerine önceden hazırlandığı belli olan taş, sert

materyaller ve soda şişelerini Çevik Kuvvet ve özel güvenlik personeline

fırlatmaya başlamıştır. Çevik Kuvvetin grubu alandan uzaklaştırmak amacıyla

Hukuk Fakültesi girişine doğru yönlendirdiği esnada ellerindeki soda

şişeleriyle saldırmaya devam eden grup Fakültenin kapısını ve içerideki

panoların camlarını kırmış, ayrıca gaz tabancası taşıyan bir polisin gaz mühimmatını

çekerek yere dökülmesine sebep olmuşlardır.

12. Tutanakta ayrıca görevli emniyet personelinin direnen

öğrenci grubuna direnci kıracak seviyede kademeli ve orantılı şekilde güç

kullanmak suretiyle müdahale ettiği ve başvurucuların da aralarında bulunduğu

on bir kişiyi yakaladığı belirtilmektedir. Bununla birlikte olayda yerinde

asılı bulunan;

- Dem-Genç imzalı, A.Ö.nün silüetinin bulunduğu"Mayıs

Ayı Şehitlerine Sahip Çık",

-Yeni Demokratik Gençlik imzalı, İbrahim Kaypakkaya'nın

resminin bulunduğu "Gençliğin Cüreti Kaypakkaya'nın bilinciyle 18

Mayıs'ta Alanları Zapt Edelim" ve Onu Anmak Savaşmaktır"

(iki),

-Yeni Demokratik Gençlik imzalı, "İbrahim

Kaypakkaya'yı Savunmak Onurdur" ve "Emperyalist Saldırganlığa

ve Faşist Teröre Geçit Vermeyeceğiz" ibareli dört pankart muhafaza

altına alınmıştır. Yakalanan kişiler, haklarında doktor raporu aldırıldıktan

sonra Güvenlik Şube Müdürlüğüne götürülmüştür.

B. Başvurucular

Aleyhinde Yürütülen Adli Soruşturma Süreci

13. Başvurucular yakalandıktan sonra kolluk güçlerine ait

otobüsle haklarında doktor raporu düzenlenmesi amacıyla hastaneye

götürülmüştür. Başvuruculardan Fatih Hatayoğlu, ortopedi ve kulak burun boğaz

uzmanı doktorlar tarafından muayene edilmiştir. Burunda hassasiyet, sağ göz

etrafında hafif ödem şikâyeti olan başvurucu hakkında düzenlenen 18/5/2015

tarihli raporda -olay öyküsü darp ve cebir olarak belirterek- aşağıdaki

tespitlere yer verilmiştir:

"Anterior rinoskopide septal

hematom saptanmadı. Bilateral otoskopi buşon nedeniyle net değerlendirilemedi.

Orofarenks doğal izlendi. Nazal dorsum hassas ve ödemliydi krepitasyon

alınmadı. Soğuk kompres önerildi. Poliklinik kontrolü önerildi. Durumu bildirir

geçici hekim raporudur."

14. Başvurucular Soner Dobriç (S), Ozan Üner (O) ve Çağla

Aydın (Ç) hakkında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniğince

18/5/2018 tarihinde düzenlenen raporlarda -olayın öyküsü ve hastanın

yakınmalarına ilişkin kısımda gözaltına alınırken polisler tarafından

darbedildikleri bilgisine yer verilmiş ayrıca- yumuşak doku yaralanmalarının

basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu saptanmıştır.

Başvurucuların haklarında düzenlenen raporlarda şu tespitlere yer verilmiştir:

(S) "Kişinin

sağ trapez kast üst kısmında 2 cm çapında kırmızı renkli ekimoz, sağ ön kol iç

kısmında 0.5 cm'lik yüzeysel sıyrık saptandı."

(O) "Kişinin

sağ omuz üzerinde 1 cm çapında kırmızı renkli ekimoz, sol omuz üzerinde 1 cm

çapında kırmızı renkli ekimoz, sağ ön kol alt kısmında 2 cm çapında kırmızı

renkli ekimoz saptandı."

(Ç) "Kişinin

sağ omuz arka kısmında 1 cm çapında kırmızı renkli ekimoz, sağ bacak arka

kısmında 2 cm çapında kırmızı renkli ekimoz saptandı."

15. Başvurucular götürüldükleri Emniyet Müdürlüğünde

susma haklarını kullanmış ve ifade vermemişlerdir.

16. Başvurucuların Emniyet Müdürlüğünde üst araması

yapılmıştır. Arama kapsamından Fatih Hatayoğlu'nun sırt çantasında sekiz adet "PARTİZAN",

"İbrahim Kaypakkaya" yazısı ve İbrahim Kaypakkaya'nın resminin

bulunduğu yaka rozeti, üzerinde "18 MAYIS 1973 Ser verip sır vermeyen

komünist önder İ. KAYPAKKAYA PARTİZAN" yazılı dört el ilanı, Ozan

Üner'in üzerinden ise üç sayfadan ibaret "Direnişin Meşalesi, Zaferin

adıdır; İbrahim Kaypakkaya" şeklinde başlayan yazı ele geçirilmiştir.

17. Gözaltına alınan başvurucular ertesi gün İstanbul

Adliyesinde avukatları hazır olduğu hâlde Cumhuriyet Savcılığında şüpheli

olarak ifade vermiştir. Savcılığın 2015/66817 numaralı soruşturma dosyasında

başvurucular Çağla Aydın, Fatih Hatayoğlu, Ozan Üner ve Soner Dobriç sırasıyla

şu şekilde ifade vermiştir:

(Ç): "Ben Bahçeşehir

Üniversitesinde okurum. 68 kuşağından devrimci İbrahim KAYPAKKAYA 'nın ölümü

ile ilgili anma proğramı yapılacağı husunda internet çağrı görünce bende anma

törenine katılmak istedim. İstanbul Üniversitesi bahçesinde bankta oturuyordum.

Polis herhangi bir uyarı yapmadan içeri doğru gelince bende etrafta kaçan

kişilerle birlikte içeri kaçtım. Polis fezlekesinin 12. Sayfasında yer alan her

iki görüntü de bana aittir. Ben olay yerine gittiğimde olay yerinde afişler

vardı. Afişleri dikkat etmedim. Ben mukavemette de bulunmadım. Polis bana

hakaret ve darp etti. Bu konuda memur suçları bürosuna gerekli müracaatımı

yapacağım"

(F): "Ben Marmara Üniversitesinde

öğrenciyim. İnternet ortamında İbrahim KAYPAKKAYA'nın ölüm yıl dönümü anma

töreni ile ilgili yazı gördüm. Kendi imkanlarımla araştırdım. İbrahim

KAYPAKKAYA 'ın 12 eylül döneminde cezaevinde işkenceden öldüğünü öğrenince

bende anma töreni katıldım. İstanbul Üniversitesi bahçesine gittim.

Ben olay yerine gittiğimde afişlerde

vardı. Anma törenine katılırken polis müdahale etti. Kaçarak okul içinde yukarı

kata çıktım. Koridor çıkmaz sokak gibiydi. Arkamsıra polis geldi, önümdeki iki

tane kıza vurup müdahale ettikten sonra ben kızları korurken polisler beni de

yakalayıp yüzüme vurdu. Ayrıca gözümdeki gözlük yere düştü. Bende

merdivenlerden yuvarlandım.

Dosya içerisinde polis fezlekesinin 8.

Sayfasında yer alan üç tane resimi bana gösterdiyseniz de gözlüğüm olmadığı

için teşhis edemiyorum. Ayrıca bu resimlerin ortadaki bölümünde de elimde soda

şişesini polise attığım şeklinde görüntü var diyorsanız da ben bunu ayırt

edemiyorum, göremiyorum. "

(O): "Sosyal medyada İbrahim

KAYPAKKAYA ve bir kısım devrimcilerin ölümünü anma töreni yapılacağı şeklinde

bilgi alınca bende bu anma törenine katılmak üzere İstanbul Üniversitesine

gittim. arkadaşlarla birlikte anma töreni düzenleyecektik. Bulunduğumuz yerin

arka planında Abdullah ÖCALAN 'ın resimin de yer aldığı afiş asılmasını dikkat

edemedim.

Sonra polis müdahale etti. Bende

panikledim. Herhangi bir uyarı yapmadan polis bizi yakalamaya çalıştı.

Ben kaçarak olay yerinden uzaklaştım.

Kantine gidip bir süre dinlendim. Tekrar fakülteden çıkarken bir kişiyi yerde

sürüklerken gördüm. Bende ona yardım ederken polis beni de gözaltına aldı ve

küfür edip şiddet uyguladı.

Polis fezlekesinin 5. , 6. ,7., 8., 9.,

10., 11. ,12. Sayfalarında yer alangörüntüler bana aittir.

Görüntülerin 5. Sayfasının birinci bölümünde

sağ elimde polise soda şişesi attığım şekilde görüntü varsa da üzerimde bulunan

soda şişesini korku ve panikle yere atmak istedim. Polise atmak

istemedim."

(S): "Ben İstanbul Üniversitesi

Açıköğretim Fakültesi Sosyal Hizmetler bölümünde okuyorum. Üniversitede rutin

ders almıyoruz. Sınavdan sınava üniversiteye gidiyorum. Olay günü de tesadüfen

üniversitedeydim. Daha doğrusu sınavlarım ile ilgili bilgi alacaktım.

Arkadaşlarımın yanına çıkmak istedim. Zira bahçeden sesler geliyordu. Seslerin

geldiği yöne doğru yöneldim. Herhangi bir dağılma ikazı ile karşılaşmadım.

Polis müdahale edip diğer kişilerle beraber beni de yakaladı.

Polis fezlekesinin 11. Sayfasının 1.

Bölümünde asılan pankartların olduğu yerde benim de resimin görüntülenmişse de

ben arkadaşlarıma bakmak için gittiğimde de tesadüfen görüntülenmiş. Ben anma

törenine katılmak için orada bulunmuyordum. Ben anma töreni ile ilgili internet

sitelerinde herhangi bir çağrıda görmedim."

18. Soruşturma kapsamında, kolluğun olaylara ilişkin

kamera kaydı izlenerek kamera kaydının çözümlemesi yapılmıştır. 18/5/2018

tarihinde altı polis memuru tarafından düzenlenen tutanakta, başvuruculardan

Ozan Üner ve Fatih Hatayoğlu'nun görevlilere soda şişesi fırlattığı, Çağla

Aydın ve Soner Üner'le birlikte eylemci grup içinde oldukları ve beraber

hareket ettikleri belirtilmiştir.

19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık)

tarafından başvurucular, terör örgütü propagandası yapma ve kamu görevlisine

direnme suçlarından tutuklanmaları talebiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

edilmiştir. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/5/2015 tarihli kararıyla

tutuklama talebi reddedilip yurt dışına çıkma yasağı ve haftada bir kez imza

atma yükümlülüğü getirilerek başvurucular serbest bırakılmıştır.

20. Savcılığın 23/6/2015 tarihli iddianamesiyle

başvurucuların da aralarında bulunduğu on altı şüpheli hakkında görevi

yaptırmamak için direnme, silahlı terör örgütüne üye olma, güvenlik amirinin

dağılma isteğini düzenleme kurulu üyelerinin yerine getirmemesi ve terör örgütü

propagandası yapma suçlarından kamu davası açılmıştır.

21. Yargılamanın safahatı hakkında bireysel başvuru

dosyasında bir bilgi bulunmamaktadır. UYAP üzerinden yapılan incelemede

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) yapılan yargılamaları

sonucunda başvurucuların silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatlerine,

Çağla Aydın ve Soner Dobriç'in görevi yaptırmamak için direnme ve güvenlik

amirinin dağılma isteğini düzenleme kurulu üyelerinin yerine getirmemesi

suçlarından beraatlerine karar verildiği görülmüştür. Tüm başvurucuların terör

örgütü propagandası yapma suçundan mahkûmiyetlerine hükmedilmiş fakat

haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca

Fatih Hatayoğlu ve Ozan Üner'in görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı

toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah veya 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu'nun 23.

maddesinde belirtilen aletlerle katılma suçlarından hapis cezasıyla

cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Verilen kararlar farklı tarihlerde

kesinleşmiştir.

22. Ceza Mahkemesinin 27/10/2017 tarihli kararında;

başvurucuların eylem esnasında kullandıkları "Hakilerle pratikleştik,

Agitlerle ordulaştık, Önderliğin çizgisinde DEM-GENÇ ile özgürlüğe"

afişinin içeriğinde isimleri geçen Agit, Haki, Önder ibarelerinin açılımı

ve tarihsel süreci incelenmiştir. Kararda, Haki kod ismi ile

isimlendirilen Haki Karer'in 1970'li yıllarda sol devrimci gençlik düşüncesini

benimseyerek PKK/KCK örgütüne katıldığı, örgütün kurucusu A.Ö. ve Kemal Pir ile

tanıştığı, bu şahıslarla birlikte 1976 yılında Ankara'nın Dikmen semtinde

örgütün kuruluş toplantılarına katıldığı, ilerleyen aşamalarda doğu ve

güneydoğu illerinde PKK terör örgütü adına çeşitli faaliyetlerde yer aldığı ve

18/5/1977 tarihinde Gaziantep'de "Sterka Sor" isimli

örgüt mensuplarınca öldürüldüğü ifade edilmiştir. Yine Agit kod adlı

Mahsum Korkmaz'ın PKK/KCK terör örgütünün kurucu kadrosu içinde olduğu, bu

örgütün Lübnan'da oluşturduğu ilk kampın kurucuları arasında yer aldığı, doğu

ve güneydoğu illerinde çeşitli silahlı eylemlerde bulunduğu, 28/3/1986 yılında

Gabar Dağı'nda güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak ele

geçirildiği belirtilmiştir.

23. Kararda; önderlik tabiri ile de PKK/KCK terör

örgütünün kurucusu A.Ö.nün kastedildiği, aynı zamanda bu ibare ile PKK/KCK

yapılanmasının felsefi, teorik ve stratejik kuramcısı tanımlaması yapıldığı

bilgisine yer verilmiştir. DEM-GENÇ ibaresi ile 19/1/2005 tarihinde A.Ö.nün

"Gençlere selam söyleyin onlar da demokratik gençler konfederalizmini

geliştirirler eskiden Dev-Genç vardı bunlar DEM-GENÇ olabilir." şeklindeki

mesajı üzerine örgüte mensup genç kitlelerin katılımı ile PKK/KCK terör

örgütünün gençlik yapılanması olarak "Demokratik Gençlik Konfederasyonu"

adı ile örgütlenen, özellikle üniversite ve lise gençlerinin katılmasını

hedef alan, 2006 yılında meydana getirilmiş bir yapılanma olduğunun anlaşıldığı

ifade edilmiştir.

24. Bu bilgiler çerçevesinde Ceza Mahkemesi kararında, başvurucuların

üniversite merkez kampüsü içerisine astıkları "Hakilerle partileştik,

Agitlerle ordulaştık, önderliğin çizgisinde DEM-GENÇ ile özgürlüğe"

şeklinde terör örgütü PKK/KCK'nın üniversite gençlik yapılanması imzasıyla

terör örgütünün kurucu/çekirdek kadrosu içinde yer alan Haki Karer, Mahsum

Korkmaz ve örgüt kurucusu/lideri terörist başı A.Ö.nün isimleri zikredilerek ve

özellikle "Agitlerle ordulaştık, önderliğin çizgisinde DEM-GENÇ ile

özgürlüğe" denilerek terör örgütünün silahlı mücadele biçimi ve

yönteminin meşrulaştırıldığı değerlendirilmiştir. Kararda; pankarttaki sözlerin

akademik bir bilim merkezi olması gereken ve değişik fikirlerin şiddete çağrı,

kişileri tahrik ve teşvik edici herhangi bir muhteva arz etmeden ileri

sürülebileceği platform olması gereken üniversitenin kampüsü içinde bu fikri

benimsemeyen diğer öğrencilerde saldırgan duygular oluşturacak biçimde bir

nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortama neden olacak nefret

söylemi niteliğinde olduğu ifade edilmiş ve terör örgütü propagandası yapma

suçunun yasal unsurlarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır.

C. Başvurucuların

Şikâyeti Üzerine Yürütülen Soruşturma Süreci

25. Başvurucular avukatları aracılığıyla 22/5/2015

tarihinde Savcılığa Üniversite kampüsünde yaşanan olaylar sebebiyle işkence,

kötü muamele, hakaret, tehdit, basit cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma

suçlarından şikâyet dilekçesi vermişlerdir.

26. Şikâyet dilekçesinde özetle henüz başlamamış anma

etkinliğine kolluğun ve özel güvenlik görevlilerinin müdahale ettiği,

müdahaleler sırasında ters kelepçe takıldığı, tekme atıldığı, coplarla

vücutlarının değişik yerlerine vurulduğu, hakaret ve tehdit edildiği, Çağla

Aydın'ın kolunun sıkıldığı ve koluna tırnak batırıldığı, arama bahanesiyle el

ve bacaklarına dokunularak cinsel dokunulmazlığının ihlal edildiği,

konuldukları polis otobüsünde de darp ve cebir dâhil aynı eylemlerin devam

ettiği, götürüldükleri hastanede de polislerin hakaretlerine maruz kaldıkları,

ertesi gün ifade için adliyeye götürüldüklerinde yedinci bodrum katındaki

otoparkta araç içinde, havasız bir ortamda yorgun ve uykusuz hâlde

bekletildikleri, tuvalet dâhil temel insani ihtiyaçlarını gidermelerine imkân

tanınmadığı, aynı muamelelerin adliye içinde de tekrarlandığı ileri

sürülmüştür. Başvurucular vekili sorumluların cezalandırılmasını talep

etmiştir.

27. Şikâyet edilen gün başvurucular hakkında İstanbul

Adli Tıp Kurumundan yeniden rapor alınmıştır. Düzenlenen raporda Haseki Eğitim

ve Araştırma Hastanesinin 19/5/2015 tarihli raporunda (başvurucuların

yanlarında getirdiği) yer alan yaralanmalar belirtilmiş ve yapılan muayenelerin

sonuçlarına yer verilmiştir. Bu kapsamda başvurucu Fatih Hatayoğlu hakkında

düzenlenen raporda;

"Kişinin yapılan muayenesinde; sağ

periorbital ekimoz, burun sırtında şişlik ve ekimoz, sağ kol iç kısım alt

tarafta 12x7 cm sarı-yeşil dış kısmı mor renkte ekimoz, her iki el bileği dış

kısmında sıyrıklar, sağ omuz ön kısımda 3x2 cm sarı koyu kırmızı renkte ekimoz,

sol kol iç orta kısımda 0,5 cm çapında birkaç adet sarı-yeşil renkli ekimoz,

sol diz üstünde 4 cm çaplı sarı-yeşil renkli ekimoz, sağ ayak bileği iç kısımda

4 cm hafifkrutları dökülmüş sıyrık olduğu görüldü, sağ kalçada ağrı olduğunu

ifade etti." tespitlerine yer

verilmiştir.

Diğer başvurucular Ozan Üner, Soner Dobriç ve Çağla Aydın

hakkında sırasıyla şu muayene bulguları yer almaktadır:

(O) "Kişinin yapılan

muayenesinde; olaydan sonra Haseki E.A Hastanesine gittiğini, her iki omuzda

çıkık benzeri birşey söylendiğini ifade ettiği, sağ el bileğinin 2 cm üstünde

dışta 2x0,1 cm iyileşmiş sıyrık olduğu görüldü."

(S) "Kişinin yapılan

muayenesinde; sağ ön kol iç orta kısımda 1,5 cm kısmen krutları dökülmüş

sıyrık, her iki el bileği iç kısımlarda birkaç adet 2'şer cm lik lineer ters

kelepçelenmeye bağlı olduğunu ifade ettiği iyileşmekte olan sıyrık olduğu

görüldü, sırtta interskapuler bölgeden aşağı doğru dirsekle vurulmasına bağlı

olduğunu belirttiği yaygın ağrı tarif etti. Olay tarihinde Haseki E.A

Hastanesinde sağ omuzunda çıkık olduğunun tespit edildiğini ifade ettiği(nden),"

(Ç) "Kişinin yapılan

muayenesinde; sağ baldır arka kısımda 5x6 cm mavi-yeşil renkli ekimoz olduğu

görüldü."

28. Başvurucular müşteki sıfatıyla 15/6/2015 tarihinde

avukatlarının da katılımıyla Cumhuriyet savcısı tarafından yeniden dinlenilmiştir.

Başvurucular burada verdikleri ifadelerinde yakalanmalarıyla başlayan ve

konuldukları otobüste de devam ettiğini ileri sürdükleri hakaret, tehdit, darp,

cebir ve cinsel saldırı eylemlerini anlatmıştır. Adliyeye getirildikten sonra

bodrum katında otobüs içinde bekletildiklerini belirten başvurucular otobüste

bulunanlardan birinin (başvurucular dışında) aşağıya indirilerek polislerce

dövüldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca kendilerine gösterilen fotoğraflardan

iddialarına konu eylemleri gerçekleştiren bazı polis memurlarını teşhis etmiş,

bir kısmının ise kendilerine gösterilen fotoğraflarda olmadığını

söylemişlerdir.

29. Savcılık, başvurucuların da aralarında olduğu

kişileri taşıyan otobüsün Adliyeye giriş ve çıkış görüntülerini bilirkişiye

tevdi ederek rapor aldırılmasını istemiştir. 22/7/2015 tarihli raporun sonuç

kısmında; ses kaydı içermeyen yirmi iki video görüntüsünün toplam süresinin

elli dört saat olduğu, görüntülerin 19/5/2015 günü 08.00-17.00 saatleri arasını

kapsadığı, otobüsten indirilerek darbedilme şeklinde bir olaya rastlanmadığı

bildirilmiştir.

30. Soruşturma kapsamında Savcılık 1/6/2015 tarihinde

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazarak olaylara müdahale eden, bu

nedenle tutanakta imzası bulunan yirmi dokuz emniyet görevlisi ve bir özel

güvenlik amirinin şüpheli sıfatıyla dinlemek üzere adliyede hazır

bulundurulması talimatını vermiştir. F.G. dışında çağrılanların tamamı şüpheli

sıfatıyla Cumhuriyet savcısının huzurunda ifade vermiştir.

31. Dinlenen şüphelilerin isnat edilen suçlamaları kabul

etmedikleri, kendilerine direnen müştekilere görevleri icabı gerektiği ölçüde

ve kademeli olarak zor kullandıklarını, soruşturma kapsamında bir suç

işlendiğine de şahit olmadıklarını belirttikleri görülmüştür. Şüpheli polis

memurlarından Ö.Y. ifadesinin bir bölümünde eylemcilerden birini yakaladığı

sırada fotoğraflarının çekildiğini, bunun eylemciler tarafından sosyal medyada

yayımlandığını, fiziki şiddet uygulanmadığının fotoğraflardan anlaşılacağını,

bu fotoğrafları da dosyaya ibraz edeceğini söylemiştir. Ayrıca diğer şüpheli

polis memurları S.E. ve A.T.G. ifadelerinde kendilerine gösterilen

fotoğraflardaki kişilerin Ö.Y., Zafer, Osman ve Oktay isimli kolluk görevlileri

olduğunu belirtmişlerdir.

32. Başvurucuların şikâyeti hakkında Savcılık 3/11/2015

tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"(...)

18/05/2015 günlü olayla ilgili

Müştekiler ve diğer gösterici arkadaşları Örgütlü Suçlar Bürosunun 2015/66817

soruşturma sayılı evrakında yapılan soruşturma sonucunda Görevli Memurlara

Direnme, Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olmak, Propagandası yapmak, Toplantı ve

Gösteri Yasasına Muhalefet suçlarından 23/06/2015 günlü iddianame ile kamu

davasının açıldığı ve İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/241 esas sayılı

dosyasında derdest bulunduğu;

Mağdurların alınan doktor raporlarında

direnme sonunda oluşabilecek Basit şekilde yaralanmış bulundukları,

Dosyada mevcut fotoğraflarda ve kamera

kayıtlarında iddiaları doğrulayacak görüntü bulunmadığı,

Müştekilerin soyut iddiaları dışında

müsnet suçların işlendiğine dair delil elde edilemediğinden;

Şüpheliler hakkında KOVUŞTURMAYA YER

OLMADIĞINA,[karar

verildi.]"

33. Başvurucu vekili kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde özetle şüphelilerin tutulan

tutanaklarla ve birbirleriyle çelişen, suçtan kurtulamaya yönelik beyanlarına

haksız şekilde itibar edildiğini, kullanılan gücün mutlak ve zorunlu olduğunu

ortaya koyan bir delil bulunmamasına rağmen nedensizce bu şekilde kabulde

bulunulduğunu, soruşturmada adları geçen ve teşhis edilen iki polis memurunun

ifadelerinin alınmadığını, doktor raporlarıyla ağırlığı ortaya konan

yaralanmalar konusunda tarafsız bir şekilde ve titizlikle soruşturma

yürütülmediğini, sonuçta sorumluların aklandığını ileri sürmüştür.

34. Başvurucu vekilinin itirazını inceleyen İstanbul 4.

Sulh Ceza Hâkimliği 10/12/2015 tarihli kararıyla -verilen kararın usul ve

yasaya uygun olduğu gerekçesiyle- itirazı kesin olarak reddetmiştir. Kesinleşen

karar 21/12/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.

35. Başvurucular 20/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'nun olay tarihinde yürürlükte olan 22., 23. ve 24.maddeleri

şöyledir:

"Yasak yerler

Madde 22 - Genel yollar ile parklarda,

mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde

ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde

toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri

düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda,

halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve

kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.

Kanuna aykırı toplantı ve gösteri

yürüyüşleri

Madde 23 -...

b) Ateşli silahlar veya patlayıcı

maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik

çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı,

aşındırıcı, yaralayıcı eczalar ... taşınarak ...

Yapılan toplantılar veya gösteri

yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır.

Toplantı veya gösteri yürüyüşünün

dağıtılması

Madde 24 - Kanuna uygun olarak başlayan

bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü maddede belirtilen

kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması sebebiyle, Kanuna

aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:

a) Hükümet komiseri toplantı veya

gösteri yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile

topluluğa ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki

amirine bildirir.

b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı

veya acele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle,

mahallin güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine

gönderir.

Bu amir, topluluğa Kanuna uyularak

dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder. Topluluk

dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komiserince

tutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine

tevdi edilir.

(a) ve (b) bentlerindeki durumlarda

güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya mukavemet veya korudukları

yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın

zor kullanılır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü

madde (b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla

katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak

toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları ve

davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerek

dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah,

araç, alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve

uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle

yükümlüdür.

Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları,

olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber,

mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik

kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak

dağıtılıcakları ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak

dağıtılır."

37. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Zor ve silah kullanma

Madde 16 - Polis, görevini yaparken

direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde

zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen

kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,

basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri

ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

…"

38. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1)

Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini

veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar

vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin

araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî

kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri

toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla

yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

1. Kötü Muamele

Yasağı Yönünden

a. Uluslararası Mevzuat

39. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

"İşkence yasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi

tutulamaz."

40. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni

ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç

kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya

da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası

olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

b. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

41. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin

3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik

toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize

suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin -mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin

15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde

dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa

[BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No:

26772/95, 6/4/2000, § 119).

42. AİHM bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında

veya daha genel anlamda kolluk kuvvetleri görevlileriyle karşı karşıya

kaldığında -örneğin tutuklandığı sırada- kişinin davranışları kesinlikle

gerektirmediği hâlde kişiye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu

zedelediğini ve kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına

alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD],

B. No: 23380/09,28/9/2015, § 88; Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91,

4/12/1995, § 38; Mete ve diğerleri/Türkiye, B. No: 294/08, 4/10/2011 §

106).

43. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunun söylenebilmesi için eylemin asgari ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD],

B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96,

21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, §

53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması

gereken diğer faktördür.

44. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir

ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde

soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, §

131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No:

44093/98, 26/10/2004, § 55).

45. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa

ilişkin olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin

yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet

görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 102; Labita/İtalya,

§§ 131-136).

46. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05 ve 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

2. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

a. Uluslararası

Mevzuat

47. Sözleşme'nin 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Madde 11 - Toplantı ve dernek

kurma özgürlüğü

1. Herkes barışçıl olarak toplanma ...

hakkına sahiptir...

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

b. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi Uygulaması

48. AİHM Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşizme Karşı Hristiyanlar/Birleşik Krallık, B.

No: 8440/78, 16/7/1980), hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya,

B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî özel veya herkese açık

organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

49. Sözleşme'nin 11. maddesi barışçıl toplanmaları

koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel sınırlaması, şiddet

kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterileri

barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik

Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan, B. No: 29221/95 ve 29225/95,

2/10/2001, § 77; Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan,

B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

50. AİHM, 11. maddede korunan haklara keyfî müdahalenin

engellenmesi için taraf devletlerin negatif yükümlülüğünün olduğunu

belirtmiştir (Wilson, Gazeteciler Ulusal Birliği ve diğerleri/Birleşik

Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96, 30678/96, 2/7/2002, § 41). Bu müdahale

etmeme yükümlülüğünün istisnası 11. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen

sınırlama sebepleridir.

51. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir

bütün hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı

veya gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ezelin/Fransa, B. No:

11800/85, 26/4/1991, § 41). Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa dışı

olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı veya

yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (Oya Ataman/Türkiye, §

39). Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın

akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol

açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini

haklı gösteremez (Ashughyan/Ermenistan, B. No: 33268/03, 17/7/2008, §

90; Berladir ve diğerleri/Rusya, B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk

ve Kesk/Türkiye, B. No: 38676/08, 27/11/2012, § 29).

52. Diğer taraftan toplantı hakkındaki sınırlama

kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki

bazı önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması sırasında veya

kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar (Ezelin/Fransa, §

39).

53. AİHM, gösterileri engellemek amacıyla güvenlik

güçleri tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, kullanılan araçların ve

bu müdahalenin orantılılığının barışçıl gösterilere meşru olarak katılmak

isteyenler üzerinde caydırıcı etki doğuracağını belirtmiştir (Süleyman

Çelebi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37273/10 vd., 24/5/2016, § 116).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

54. Mahkemenin 9/7/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

55. Başvurucular, düzenlenen anma etkinliğine yapılan

müdahale sırasında yere yatırılıp kendilerine ters kelepçe takıldığını,

vücutlarının farklı bölgelerine tekme atıldığını ve copla vurulduğunu, keyfî

şekilde darbedildiklerini, hakarete uğradıklarını, tehdit edildiklerini, Çağla

Aydın'ın ayrıca cinsel tacize uğradığını, konuldukları polis otobüsünde de

hakaret ve tehditlerin devam ettiğini ve sırayla coplandıklarını, hakaretlerin

doktor raporu için götürüldükleri hastanede de devam ettiğini belirtmişlerdir.

Başvurucular ayrıca ifade için götürüldükleri adliyenin yedinci bodrum katında

araç içinde yemek, su ve tuvalet dâhil temel insani ihtiyaçlarını

karşılanmasına izin verilmeksizin altı buçuk saat kadar havasız ortamda yorgun

ve uykusuz hâlde bekletildiklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, yaşananlar

sebebiyle şikâyetçi olduklarını fakat yürütülen soruşturmada kamu görevlisi

olan şüphelilerin çelişkili, suçtan kurtulmaya dönük, korumacı ve abartılı

beyanlarına itibar edildiğini, yaralanmaların doktor raporlarında da belirtilen

ağırlığına rağmen kullanılan gücün orantılı kabul edildiğini söylemiş; tarafsız

ve titiz şekilde yapılmayan soruşturmada teşhis edilen iki şüphelinin tanık

olarak dahi dinlemeden gerekçesiz karar verildiğini dile getirmişlerdir.

Başvurucular şikâyetçi oldukları soruşturmada verilen karar nedeniyle etkili

başvuru, gerekçeli karar ve adil yargılanma hakları ile hak arama hürriyetinin

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

56. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

57. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da

insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama

sorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür

muameleye maruz kalmasını engelleyecek etkili önleyici mekanizmaların kurulması

yönünde pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

58. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu

yasağın ihlal edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran

iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir

soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

59. Somut olayda başvurucular anma etkinliğine yapılan

müdahale sırasında ve sonrasında kolluğun kendilerini hakaret, darp ve tehdit

ettiklerini, Çağla Aydın'ın cinsel saldırıya uğradığını, ayrıca insani olmayan

koşullarda otobüste bekletildiklerini iddia etmişlerdir. Başvurucuların

vücutlarında meydana gelen yaralanmaların kolluk müdahalesi ile oluştuğu,

soruşturmayı yürüten Savcılık tarafından da kabul edilmiş fakat bunların

direnme sonucu meydana geldiği söylenmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararda, başvurucuların direnmeleri ile kolluk müdahalesi arasında neden-sonuç

ilişkisinden bahsedilmiş ise de açık bir şekilde orantılılık değerlendirmesi

yapılmamış; olay net bir şekilde ortaya konmamıştır. Dolayısıyla orantılılık

koşulunun söz konusu olay bağlamında gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek

için dosyada yeterli veri bulunmamaktadır. Bu nedenle yaralanma olgusuna

ilişkin yapılacak inceleme başvuru dosyasının muhteviyatı nedeniyle kötü

muamele yasağının usul boyutuyla sınırlı kalacaktır. Bunun dışında

başvurucuların cinsel saldırı, hakaret ve tehdit suçlarına yönelik ve yine

Çevik Kuvvet otobüsünde bekletildikleri iddiaları başvuruya konu olayın kendine

özgü koşulları ve dosyadaki sınırlı deliller nedeniyle hakkın usul boyutu

yönüyle değerlendirilecektir.

60. Bununla birlikte başvurucuların adli makamların

şikâyetler hakkında gerekli araştırmaları yapmadığı ve verilen kararların

gerekçesiz olduğu yönünde ve adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak ileri

sürdüğü iddialar kötü muamele yasağının usul boyutuna ilişkin olduğundan bu

yasak kapsamında inceleme konusu yapılacaktır. Öte yandan başvurucuların

iddialarıyla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğinden ayrıca şikâyetçi oldukları

anlaşılmaktadır. Başvurucuların kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası

bakımından dayandığı gerekçeler ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği

iddiası kapsamında ileri sürdükleri iddialar karşılaştırıldığında somut

başvurunun etkili başvuru hakkı yönünden Anayasa Mahkemesince ayrıca

incelenmesi gereken herhangi bir özel sorun ihtiva etmediği görülmektedir. Bu

nedenle başvurucuların etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiaları

incelenmemiştir.

i. Genel

İlkeler

61. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak, kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 110).

62. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz

hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

63. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

64. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler

hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli

bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı, tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 113).

65. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Bu kapsamda yetkililer diğer

deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi

incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

66. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek

başına soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olması

da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren belirtiler

bulunduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın

derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve

süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,

§ 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

67. Yukarıda belirtilen ilke kararlarında da vurgulandığı

üzere Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği soruşturma, kural olarak olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmalı; ayrıca

soruşturmada olay ve olgular ciddiyetle öğrenilmeye çalışılmalı ve soruşturmayı

sonlandırmak için aceleci bir tavırla temelden yoksun sonuçlara

dayanılmamalıdır.

68. Somut olayda, başvurucuların kolluk müdahalesiyle

yaralanmalarına ilişkin iddialar konusunda Haseki Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde sağlık raporları düzenlenmiştir. Raporlar kolluğun müdahalesiyle

aynı gün düzenlenmiş, olayın öyküsü ve hastanın yakınmaları bölümü polislerce

gerçekleştirilen darp ve cebir olarak belirtilmiştir. Buna göre kamu

makamlarının kötü muamele iddiasını söz konusu sağlık raporlarının düzenlendiği

18/5/2015 tarihinde ilk kez öğrendiği kabul edilmelidir. Buna rağmen Savcılığın

adli soruşturmayı başvurucular vekilinin şikâyet dilekçesi verdiği 22/5/2015

tarihinde başlattığı görülmektedir. Dolayısıyla dört günlük bir gecikme de olsa

soruşturmada derhâl başlatılma ilkesine uygun hareket edildiği

söylenemeyecektir.

69. Şikâyetten sonra Savcılık yeniden başvurucular

hakkında Adli Tıp Kurumundan rapor aldırmış ve başvurucular bu kez bizzat

dinlenmiştir. Buna ilaveten Savcılık, olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanakta

imzası olan kamu görevlilerini şüpheli olarak çağırıp ifadelerini almıştır.

70. "Olay ve Olgular" kısmında

zikredilen adli muayene raporlarında yer alan yaralanma bulguların

başvurucuların darp iddialarını destekler mahiyette olduğu görülmektedir. Keza

kötü muamelenin fiziki bulguları bakımından doktor raporları anahtar role

sahiptir. Bu aşamadan sonra adli mercilere düşen görev, başvuruculardaki

yaraların nedeni hakkında makul bir açıklama getirmektir.

71. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup

icra edilen bir soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı

mercilerinin işi olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi

olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini

koymak değildir. Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin

yetkisi, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme

ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamında bulunanlarla

sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça

ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer

taraftan yargı mercilerinin bulguları Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen

normal şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı

tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 96).

72. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim

şeklini anlayabilmek ve tüm yönleriyle aydınlatılması noktasında soruşturma

makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir

şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekmektedir (Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).

73. İnsan onurunu zedeleyen kötü muamele iddialarında soruşturmalar,

benzer olayların tekrar yaşanmasını önlemeyi sağlayacak şekilde kapsamlı,

dikkatli ve duyarlı bir şekilde yürütülmeli; ayrıca sorumluların tespiti

bakımından yapılması gerekli işlemlerde noksanlık bulunmamalıdır (Tuna

Ayçiçek, B. No: 2014/6526, 24/01/2018, § 74).

74. Başvurucuların dosyaya ibraz ettiği adli raporlar

iddiaların soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte tartışılabilir

olduğunu göstermektedir. O hâlde üzerinde durulması gereken en önemli nokta,

kolluğun müdahalesinin gerekli ve orantılı olup olmadığı ve başvurucuların

maruz kaldığı muamelenin kötü muamele yasağının asgari eşiğini geçip

geçmediğidir. Başvuruculardaki yaraların güvenlik güçlerinin müdahalesi ile

gerçekleştiği kovuşturmasızlık kararında kabul edildiğinden bu konuda herhangi

bir tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla güç kullanımının kaçınılmaz hâle

geldiğini ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamak kamu makamlarına

aittir.

75. Olaya ilişkin tutanakta Üniversitede görevli güvenlik

personelinin -yasa dışı buldukları- bazı pankartları indirmeleri konusunda

göstericileri ikna etmeye çalıştıkları fakat bu konuda başarısız olmaları

üzerine görevlilerin bunları kaldırmaya başladığı belirtilmiştir. Yazılan

müzekkere sonucunda bir örneği getirtilen soruşturma dosyasındaki kamera

görüntülerinde ve kolluk tarafından tutulan tutanaktan bu konuda sesli bir

ihtar yapıldığı anlaşılamamakla birlikte görüntülerde bu sırada alanda toplanan

grubun görevlilere bazı cisimler attığı yer almaktadır. Bu aşamaya kadar olan

kısımda toplantının barışçıl olup olmadığı değerlendirmesi bu hak yönünden

yapılacak incelemede ele alınacak olmakla birlikte bu aşamadan -yani birtakım

cisimler atılmasından- sonra anma etkinliği şeklindeki toplantının barışçıl

olarak seyrettiğinden söz edilmeyeceğini belirtmek gerekir. Bu cisimlerin

atılması üzerine polislerin bu kişilerin bulunduğu alana müdahale amacıyla

yöneldiği, sonrasında bu kişilerin koşarak oradan uzaklaştığı görülmektedir.

Başvurucular aleyhinde yürütülen soruşturma kapsamında kamera görüntülerinin

çözümü yapılmış ve bir örneği başvuru konusu soruşturma dosyasına eklenmiştir.

Söz konusu kamera kayıtlarının çözümüne ilişkin tutanakta başvuruculardan Fatih

Hatayoğlu ve Ozan Üner'in alanda bulunan görevlilere soda şişesi fırlattığı

tespiti bulunmaktadır. Ayrıca diğer başvurucuların da alanda bulunan kişilerle

birlikte hareket ettiği belirtilmiştir. Bu tespitlerden ayrılmayı gerektirecek

farklı bir veri bulunmadığı gibi başvurucular da bunun aksini ortaya koyan bir

bulgudan bahsetmemiştir.

76. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında

gösteriye müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en

önemli husus gösterinin barışçıl olup olmadığının tespitidir. Öte yandan

barışçıl olarak başlamış bir toplantının aynı yönde devam edip etmediği de önem

taşımaktadır. Gösterinin barışçıl olup olmadığı hususu kötü muamele yasağı

kapsamında güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter

olmakla beraber barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında

bir eylem olup olmadığı açısından da gözetilmesi gereken bir husustur.

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin kesiştiği bu

alanın belirlenmesi önemlidir (Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172,

12/6/2018, §65).

77. Özel güvenlik görevlilerin alanda bulunan bazı

pankartları indirmeye başlamasıyla birlikte düzenlenen etkinliğe kamu makamları

tarafından bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir. Bunun yanında

başvurucuların da aralarında olduğu eylemcilere yönelik fiziki müdahalenin kamu

görevlilerine birtakım cisimler atılması sonrasında gerçekleştirildiği

anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucuların da aralarında olduğu bu kişilere

kolluk güçlerinin yakalamak amacıyla bir müdahalede bulunması olağan

karşılanmakla birlikte tartışma konusu yapılması gereken, yakalama sırasında ve

sonrasındaki hareketlerin başvurucuların hareketlerine göre orantılı olup

olmadığıdır. Kovuşturmasızlık kararında başvurucuların eylemleri konusunda bir

değerlendirme ve kişiselleştirme yapılmadan sonuca ulaşıldığı görülmektedir.

İncelenen kamera kayıtlarında ve diğer belgelerde, başvurucuların adli muayene

raporlarındaki bulguların ne şekilde oluştuğu ve polis memurlarının kendilerine

müdahalesi sırasında takındıkları tutumu belirleyebilecek nesnel bir delil unsuru

bulunmamaktadır.

78. Çok sayıda kişinin dâhil olduğu gösterilerde şiddet

kullanarak gösterinin barışçıl mahiyetini zedeleyen eylemcilerin tamamının

güvenlik görevlilerince yakalanarak haklarında soruşturma yapılması arzu edilen

bir durum olmakla beraber gerçekçi bir beklenti değildir.Bununla birlikte bir

ya da birkaç kişinin adının geçtiği olaylardan farklı olarak geniş katılımlı

gösterilerde her bir failin tek tek eyleminin aydınlatılmasının güçlüğü,

soruşturma organının bu konuda hiçbir girişimde bulunmamasını haklı göstermez (Ali

Ulvi Altunelli, § 73). Somut olayda etkinliğin başlarında yapılan müdahale

esnasında alanda bulunan eylemcilerin sayısının otuzu geçmediği görülmektedir.

Bununla birlikte başvuruculara yapılan fiziki müdahalenin etkinlik alanının

dışında olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvuruculardan bir kısmının

kolluğa bazı cisimler atmak suretiyle saldırı gerçekleştirdiği kabul edilse

dahi toplantı alanı dışındaki yakalama esnasında başvurucuların şiddet içeren

eylemlere karıştığına dair bir tespitin var olup olmadığı önem kazanmaktadır.

Yakalama anına ilişkin müdahale görüntüleri olmadığı düşünüldüğünde başkaca

delillere ulaşma imkânının olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bu anlamda

başvurucuların beyanlarının önemli olduğu ortadadır. Başvurucuların müşteki

sıfatıyla verdikleri ifadelerine bakıldığında Ozan Üner'e, kendisini

darbettiğini iddia ettiği polis memurlarını göstermesi amacıyla teşhis işlemi

yaptırılmamış, Çağla Aydın'a darp iddialarının faili olmayan kişilerin yer

aldığı üç fotoğraf gösterilmiş, yine Soner Dobriç'in yaptırılan teşhis

işleminde kendisine vuranların bu fotoğraflarda olmadığını belirttiği

anlaşılmıştır. Bu durumda müdahalede görevli olan kolluk görevlilerin tamamının

yer aldığı fotoğrafların her bir başvurucuya gösterilmek suretiyle iddiaların

somutlaştırıldığından ve ortaya çıkan duruma göre de delil elde edilmeye

çalışılması yoluna gidildiğinden söz etmek mümkün görünmemektedir. Kaldı ki

başvurucu Fatih Hatayoğlu'nun fotoğraflardan teşhis ettiği, şüphelilerden S.E.

ve A.T.G.nin adlarının Osman ve Oktay olduğunu belirttiği polis memurları

şüpheli veya tanık olarak da dinlenilmemiştir. Ayrıca şüpheli Ö.Y.nin beyanında

geçen fotoğrafların dosyaya getirtilerek değerlendirme konusu yapılmadığı

görülmektedir.

79. Öte yandan başvurucular yakalanmaları sonrasında da

darp eylemlerinin devam ettiğini iddia etmişlerdir. Yakalanıp kelepçelenen

başvuruculara bu aşamadan sonra yapılacak fiziki müdahaleler konusunda

orantılılıktan söz edilemez. Bununla birlikte tek başına başvuruculara ait

doktor raporlarına bakılarak hangi yaralanmaların yakalama esnasında,

hangilerinin sonrasında gerçekleşmiş olabileceğini söylemek dosyadaki verilerle

mümkün görünmemektedir. Bu nedenle başvuruculara bu konudaki iddialarını

ayrıntılı şekilde sorup vücutlarının hangi bölgelerine, ne şekilde darbe

aldıklarını açıklattırarak bunların doktor raporundaki tespitlerle uyumlu olup

olmadığının değerlendirilmesi, uyumlu olmadığı takdirde taraflardan bunun

izahının istenmesi sonrasında bir sonuca ulaşılması sağlıklı yürütülmesi

gereken bir soruşturmanın gereğidir. Somut olaya ilişkin verilen kararda ise

başvuruculardaki yaralanmaların basit nitelikte olduğu ve direnme sonucunda

oluştuğu belirtilmekle birlikte ne yaralanmaların hangi aşamada gerçekleştiğine

yönelik bir belirleme yapılmış ne de yakalanma sırasında oluştuğu kabul

edildiği taktirde orantılılık konusunda bir açıklamaya yer verilmiştir.

80. Başvurucular darbedilme iddialarının yanında ifade

vermek için getirildikleri adliyede araç içinde temel insani ihtiyaçları

karşılanmaksızın yaklaşık altı buçuk saat bekletildiklerini de ileri

sürmüşlerdir. Başvuruculara göre bu sırada aracın içi havasız, kendileri de

yorgun ve uykusuzdur. Başvurucuların araç içinde bekletildikleri soyut bir

iddiadan ibaret olmayıp soruşturma dosyasında bulunan, adliyeye ait kamera

görüntüleriyle ortaya konmuştur. Başvurucuların araç içinde bekletilmelerini

haklı kılan bir sebep olmadıkça iddia edilen süre zarfında yemek, su ve tuvalet

ihtiyaçları karşılanmaksızın tutulmanın belli bir ağırlık eşiğini aşarak kötü

muamele teşkil edebilecek boyuta ulaştığını söylemek mümkündür. Bu iddia

başvurucular vekilinin şikâyet dilekçesinde açık şekilde dile getirilmiş iken

başvurucuların ifadelerinin alınması sırasında ayrıntılı şekilde bu husus

kendilerine sorulmamış, sadece araçta bekletildikleri şeklinde sınırlı beyanla

yetinilmiştir. Diğer taraftan o sırada görevli olan kamu görevlilerinin tespiti

yoluna gidilip iddiaların doğru olup olmadığı konusunda tanık veya şüpheli

sıfatıyla bu kişilerin ifadeleri alınmamıştır.

81. Belirtilenler ışığında başvurucuların yakalama

sırasında ve sonrasında kamu görevlileri tarafından darbedilmeleri ve araç

içinde uygunsuz şekilde uzun süre bekletilmeleriyle ilgili olarak ileri

sürdükleri iddialar kapsamında sorumluların tespiti ve delillerin toplanması

için yeterli bir soruşturma yapıldığından söz etmek mümkün değildir.

82. Son olarak başvurucuların olaylar sırasında hakaret

ve tehdit edildikleri, ayrıca başvurucu Çağla Aydın'ın cinsel saldırıya

uğradığı yönündeki iddiaları hakkında da bir değerlendirme yapmak gerekir.

Yaşanan sürecin bütünlüğü içinde söz konusu isnatların kötü muamele için

gerekli olan asgari eşiği aştığı şüphesizdir. Başvurucular yakalanmaları

sırasında ve sonrasında kamu görevlileri tarafından hakarete uğradıklarını ve

tehdit edildiklerini, Çağla Aydın'ın ise koluna ve bacağına dokunulmak ve

cinsel içerikli sözler söylenmek suretiyle cinsel saldırıya uğradığını

başvurucu vekili aracılığıyla Savcılığa verdikleri şikâyet dilekçesinde dile

getirmişlerdir. Öte yandan Savcılığın 2015/66817 numaralı soruşturma dosyasında

şüpheli sıfatıyla aldığı ifadelere bakıldığında Çağla Aydın ve Ozan Üner

kolluğun kendilerine hakaret ettiğini iddia etmiş, diğer başvurucular ise darba

uğradıkları dışında bir iddia ileri sürmemişlerdir (bkz. § 17). Başvurucuların

19/5/2015 tarihli ifadeleri sırasında iki avukatla temsil edildikleri

görülmüştür.

83. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır. Burada kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur

olduğunu ileri süren kişilerin -ispat külfetinin devlete geçtiği durumlar

istisna olmak üzere- kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele

görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delil sunmaları gerektiğini belirtmek

gerekir (Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, § 45).

84. Başvurucuların söz konusu iddiaları kapsamında

yapılan soruşturmada herhangi bir delile ulaşılamadığından kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmiştir. Soruşturma dosyasında başvurucuların iddialarının

gerçekliğini ortaya koyan bir veri bulunmadığı gibi başvurucular tarafından

soruşturmadaki bir eksikliğe işaret edilmiş de değildir. Şikâyet dilekçesinde

ve şikâyet sonrasında ikinci savcılık beyanlarında iddialarını açık şekilde

dile getiren başvurucuların -cinsel istismar gibi infiale neden olabilecek

ağırlıktaki bir suça rağmen- daha önce bunları neden ifade etmediklerinin haklı

bir gerekçesi gözükmemektedir. Avukatları hazır olduğu hâlde adli makamlar

önünde iddialarını açık bir şekilde dile getirmeyen başvurucular hakkında

soruşturmada ulaşılan sonucun hukuka aykırı olduğundan söz etmek mümkün

değildir. Bu nedenlerle kamu görevlileri tarafından darp edilme ve polis

aracında tutma iddialarıyla sınırlı olarak etkili soruşturma yapma

yükümlülüğüne aykırı davranıldığını kabul etmek gerekir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların kolluk

tarafından darbedildikleri ve ifade vermek için araç içinde uygunsuz koşullarda

uzun süre bekletildikleri iddiaları konusunda etkili bir soruşturma

yapılmamasından dolayı Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

B. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

86. Başvurucular, düzenlenen anma etkinliği henüz

başlamadan bir pankart nedeniyle ihtar yapılmaksızın güvenlik güçlerinin

kendilerine ve alanda bulunanlara müdahale ederek kendilerini gözaltına

almaları sebebiyle Anayasa'nın 26. ve 34. maddelerinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir. Başvurucular söz konusu pankartın kimin tarafından asıldığını

bilmediklerini ve içeriğinin de suç oluşturmadığını ifade etmişlerdir.

2. Değerlendirme

87. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:

"Herkes,

önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı

ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın

ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

88. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucuların

şikâyetlerinin özünün toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

kullanılmasına ilişkin olması nedeniyle iddiaların bir bütün olarak Anayasa'nın

34. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

89. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

90. Başvurucuların katılmış oldukları bir toplantıda

kolluk görevlileri tarafından bazı pankartların indirilmesinin ve sonrasında

toplantının dağıtılarak gözaltına alınmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmelidir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

91. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...

demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

92. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

(1) Kanunilik

93. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru Amaç

94. Başvuruculara toplantı sırasında müdahale edilmesinin

Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu

düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir

amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

(i) Demokratik

Toplumda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının Önemi

95. Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin

gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez

açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik toplumun

en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak fikirlerini

birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını

korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade

etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama

imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı

düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır

(Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz

Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve

diğerleri, [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B.

No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45).

96. Bu hak, ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir.

Anayasal haklar içinde kendine has özerk rolünün ve özel uygulama alanının

varlığına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aynı zamanda

ifade özgürlüğünün ışığında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün demokratik

ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, § 34; Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 115; Osman Erbil, §§ 31, 45; Eğitim ve Bilim

Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 72; Gülşah Öztürk ve diğerleri,

B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 66; Ömer Faruk Akyüz, B. No:2015/9247,

4/4/2018, § 52).Sonuç olarak toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her

türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine

bağlıdır (Dilan Ögüz Canan, § 35; Ömer Faruk Akyüz, § 55).

(ii)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygun Olması

97. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması(Tayfun Cengiz, B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447,

16/10/2014, §§ 103-105; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §

51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında Dilan

Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48; ifade özgürlüğü

bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49,

50) olması gerekir.

98. Anayasa’nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve

saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi

için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır.

Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete başvurmayan ve fikirlerini

barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır.

Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle

değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı kişilere

sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya

düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla

toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde

ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır. (Dilan Ögüz Canan, §

37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim

Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah

Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54). Barışçıl

amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni

açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin

sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan,

§ 36; Osman Erbil, § 54).

99. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun,

müdahalenin kamu düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması

sebebiyle yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken

sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya

derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan,

§ 53).

100. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir

bütün halinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında, toplantı

veya gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları

diğerleri açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut

olayın özellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak

olan toplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisin

müdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 145).

(iii) Terör Propagandası ve Şiddete Teşvik

101. Anayasa Mahkemesi daha önce Zübeyde Füsun Üstel

ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 115-118) kararında

terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun Türk hukukundaki görünümüne

ilişkin bazı tespitlerde bulunmuş, söz konusu suç çok sayıda ve her türde

ifadeyi kapsayacak şekilde geniş yorumlanabilecek bir fiil olmaktan çıkarılması

amacıyla terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterme veya övme

ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme şeklinde tanımlanmıştır. Yine

Yargıtay da Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklamasının

değil yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini

meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde

propagandasının yapılmasının suç olarak kabul edildiğini pek çok kez ifade

etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 25, 26; Meki Katar, [GK], B. No: 2015/4916,

3/10/2019, § 51; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019,

§ 64).

102. Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik etme, terör suçlarının işlenmesine kışkırtmak

niyetiyle terör suçlarının işlenmesini savunarak bir veya birden fazla suçun

işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuna yayılmasıdır. Terör

örgütünün propagandası suçunda örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini belirli bir yoğunlukta savunarak başkalarınca aynı davranışın

gerçekleştirilmesi amaç edinilmektedir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri,

§ 119; Meki Katar, § 52; Sırrı Süreyya Önder, § 63).

103. Bu bağlamda propaganda suçunun soyut tehlike suçu

olarak kabul edilmesi başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve

özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu sebeple

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi'nin açıklayıcı raporunun yüzüncü maddesinde

ifade edildiği gibi bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için

olayın somut koşullarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi

uygun olacaktır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 84; Ayşe Çelik, B.

No: 2017/36722, 9/5/2019, § 47; Meki Katar, § 53; Sırrı

Süreyya Önder, § 64; Baver Mızrak, B. No: 2015/19280, 9/1/2020, §

47).

104. Şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadelerin yer

almadığı ve terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan düşünce

açıklamaları sırf terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleri,

siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşlerine benzerlik

gösterdiğinden bahisle terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Toplumsal

ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke

nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim

biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin -Anayasa Mahkemesinin daha önce

ifade ettiği gibi devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için

rahatsız edici olsa bile (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 95)- açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir

şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün

koruması altındadır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 80; Ayşe

Çelik, § 44; Meki Katar, § 54). Bununla birlikte terörün başta ifade

özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine düşman olduğu açık

olup terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden

sözler ise ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri, § 79; Ayşe Çelik, § 43).

105. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün

özel bir biçimi olan toplantı hakkının kullanımı sırasında kullanılan ifadeler

ile asılan pankartlardaki resim ve sözler, toplantının barışçıl özelliğinin

değerlendirirken toplantıya müdahalenin demokratik toplumda gerekliliği

hususunda etkili unsurlar olarak dikkate alacaktır.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

106. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, terör örgütü

liderinin silüeti ile bir takım sloganlar yazılı pankartlar asan üniversite

öğrencileri tarafından kampüs içindeki toplantı sırasında bir terör örgütünün

eylemlerinin birincil dereceden sorumlusu olan kurucu lideri ile diğer

kurucularının övülmesi ve desteklenmesinin terör suçunun işlenmesine tahrik

veya teşvik niteliğinde kabul edilip edilmeyeceği, buna bağlı olarak da

Üniversitenin özel güvenlik görevlileri ile polisin pankartları indirmeleri ve

sonrasında toplantıyı dağıtarak gözaltına alma şeklindeki müdahalenin toplantı

hakkı yönünden demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığıdır.

107. Dosya kapsamında yer alan kamera kayıtları ve

tutanaklara göre, kendilerini Dem-Genç olarak adlandıran gruba mensup

öğrenciler Üniversite kampüsündeki havuzlu bahçe olarak bilinen alanda toplanmış;

İbrahim Kaypakkaya, Hakkı Karer, Ferhat Kutlay ve Mahmut Zengin adlı terör

örgütü üyelerinin ölümünü anmak amacıyla bir toplantı yapmak istemişlerdir. Söz

konusu alana Dem-Genç imzalı, A.Ö.nün silüetinin bulunduğu, "Mayıs Ayı

Şehitlerine Sahip Çık", Yeni Demokratik Gençlik imzalı, İbrahim

Kaypakkaya'nın resminin bulunduğu, "Gençliğin Cüreti Kaypakkaya'nın

bilinciyle 18 Mayıs'ta Alanları Zapt Edelim" ve Onu Anmak

Savaşmaktır" (iki), Yeni Demokratik Gençlik imzalı, "İbrahim

Kaypakkaya'yı Savunmak Onurdur" ve "Emperyalist Saldırganlığa

ve Faşist Teröre Geçit Vermeyeceğiz" ibareli dört pankart asılmıştır.

Anayasa Mahkemesi toplantı hakkına müdahalenin gerekliliği hususunu

değerlendirirken pankartlardaki ifadeleri terörizm olgusu ile birlikte ele

alacaktır (attıkları sloganlar ile terör örgütünün destekçisi olduğunu açıkça

ifade eden kişilerin şiddet hareketlerini yöntem olarak benimseyen örgütün

destekçisi veya üyesi olduklarını belli edecek şekilde davrandıklarının kabulü

yönündeki karar için bkz. Ferhat Üstündağ, § 67).

108. Terörizm olgusu insanlık tarihi kadar eskidir ve

bugün ulusal sınırları aşarak toplum ve devlet hayatının üzerinde sosyal ve

ekonomik bakımdan büyük çapta tahribatlara sebep olmaktadır. Herhangi bir amaca

ulaşmak için propagandaya yönelik, ses getirici eylemlerle insanların

öldürülmesi, topluma korku ve dehşet salınması olan terör; bireylerin temel hak

ve özgürlüklerini ve özellikle temel bir hak olan yaşam hakkını ciddi bir

şekilde tehdit etmektedir (Meki Katar, § 59).

109. Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce

açıklaması değil yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik

edecek şekilde propagandanın yapılması suç olarak kabul edildiğinden (bkz. §

101) düşünce açıklamalarının kişileri terör örgütlerinin cebir, şiddet ve

tehdit yöntemlerini kullanmaya sevk edecek derecede kin ve düşmanlık içerip

içermediği irdelenmelidir. Anayasa Mahkemesine göre doğası veya içeriği gereği

devlete zarar vermek veya toplumu sindirmek için ağır şiddet suçlarını işlemeye

hazır bulunan insanları bilinçlendirmeye veya cesaretlendirmeye olanak

sağlayan, bu suçların işlenme riskini artıran düşünce açıklamaları

saldırganlığa yöneltecek seviyede tehlikelidir (bu konuda dikkate alınması

gereken unsurlar için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 119; Ayşe

Çelik, § 56; Sırrı Süreyya Önder, § 63).

110. Bu bağlamda bir terör örgütünün siyasi veya sosyal

etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa

çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum

üzerinde oluşturmak, örgütün mücadelesine karşı olan kişi ve kuruluşları

ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte sempatisini artırmak ve giderek

aktif desteğini sağlamak amacıyla yapılan düşünce açıklamaları terörizmin

propagandası olarak kabul edilebilir.

111. Terörizm doğrudan doğruya fiilin doğurduğu kısa

vadeli sonuçlar itibarıyla değil ama fiilin yarattığı etki itibarıyla

karakteristik bir nitelik kazanır. Bu sebeple terör eylemlerine başvuran diğer

kişi veya örgütler gibi PKK da anlamlı semboller üzerinden propaganda yapar.

Semboller belli bir algı ve duygu yaratmak, bir anlam ve çağrışım sağlamak,

dikkat çekmek, akılda kalmak, etkilemek ve yön vermek, farklılaşmak, fark

edilmek ya da fark edilmemek, tutum ve davranışları yönlendirmek için

kullanılabilir. PKK terör örgütü gibi şiddeti yöntem olarak benimsemiş ve terör

eylemlerini sürdürmekte olan bir örgütle ilişkilendirilmiş sembollerin

sergilenmesi o terör örgütünün fikirleriyle özdeşleştirilebilir. Bundan dolayı

bir terör örgütüne özgü sembollerin kullanılmasıyla örgütün yalnızca siyasi

idealleri ya da hedeflerinin desteklendiği, buna karşın aynı terör örgütünün

yöntem olarak şiddeti benimsemiş olmasının meşru görülmediğinin söylenmesi

güçtür (Ferhat Üstündağ, § 69).

112. PKK son kırk yılda Türkiye’nin her bölgesinde

yaşanan ve yaşanmakta olan ağır şiddet hareketlerinin failidir. Somut olayda

pankartlarda kod isimleri kullanılan kişiler (bkz. § 107) örgütün kurucu

kadrosunda yer almakta olup A.Ö. ile birlikte terör örgütünün benimsediği

şiddet yöntemleri ile isimleri özdeşleşen kişilerdir. Eldeki başvuruya konu

olayda başvurucuların katıldığı toplantının dağıtılmasına neden olan eylemler,

terör örgütü lideri ile örgütün diğer bazı kurucularının övülmesine ilişkin

pankartların ve silüetin asılmasıdır. Öncelikle başvurucuların katıldığı anma

sırasında -doğrudan PKK'nın adı anılmasa bile- isimleri terör örgütünün

benimsediği şiddet yöntemleri ile özdeşleşen kişileri anmak ve bu kişileri

toplumda tanıtmak, bunların ölümlerini kutsamak, kullandıkları şiddeti

haklılaştırmak ve bu şiddetin devam etmesi için kişileri ikna etmek amacının ön

planda olduğu görülmektedir.

113. Eylemin gerçekleştirildiği ortama gelince bahse konu

silüet ve pankartlar Üniversite kampüsü içinde öğrencilerin bulunduğu bir

ortamda asılmıştır. Üniversite bahçesinde pankartlardaki yazılar ve silüet de

dikkate alındığında bunların asılmasının bazı koşullarda hem sempati duyan hem

de karşıt görüşlü öğrencilerin saldırganlık, öldürme ya da yok etme

içgüdülerinin harekete geçmesine yol açabileceği değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla somut olayda bir terör örgütünün kullandığı yöntemlerin başkaları

tarafından teşvik edici olarak kabul edilme tehlikesi ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede hem ifadelerin içeriği hem de kullanıldığı ortam dikkate

alındığında isimleri birer sembol hâline getirilmiş olan PKK terör örgütü

kurucularının övülmesi ve yüceltilmesinin somut olayın koşullarında PKK'nın

yarattığı şiddetin övülmesi ve terörizme destek anlamına geldiği, kışkırtıcı ve

şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelik arz ettiği, tüm bu sebeplerle de

silüet ve pankartlardaki ifadelerin şiddet kullanımına dolaylı teşvik

olarak nitelendirilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki

değerlendirmelerle karşılaştırmak için bkz. Ayşe Çelik, § 57; Sırrı

Süreyya Önder, §§ 79-80; Baver Mızrak, § 52).

114. Sonuç olarak somut olayda kullanılan ifadeler bir

terör örgütünün eylemlerini onaylayarak kamuoyu önünde ona sahip çıkmak, anılan

örgütün işlediği cürümleri iyi görmek ve dolayısıyla desteklemek niteliğinde

kabul edilmelidir. Bu kişiler bir terör örgütünün toplumsal bilinirliğinin ve

kabul edilebilirliğinin artırılmasına, eylemlerinin meşru gösterilmesine,

toplantı ve gösteri hakkının tanıdığı imkânlar kullanılarak güvenlik güçlerine

ve devletin diğer kurumlarına karşı sürekli bir çatışma siyasetinin yöntem

olarak benimsenmesine hizmet etmiştir. Dolayısıyla başvuruya konu toplantının barışçıl

toplantı kavramı kapsamında değerlendirilmesi mümkün gözükmemektedir (benzer

değerlendirmeler için bkz. Ferhat Üstündağ, § 70).

115. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında

başvurucuların katıldığı anma toplantısında pankartların indirilerek toplantıya

bu şekilde müdahale edilmesinin -devletin farklı çıkarları dengelerken sahip

oldukları takdir payı da gözetildiğinde-zorunlu toplumsal bir ihtiyaca

karşılık geldiği ve pankartların indirilmesini haklı göstermek için ortaya

konulan gerekçenin ilgili ve yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

116. Öte yandan şiddeti bir mücadele biçimi olarak

benimseyen söz konusu örgütün kurucularının yüceltilmesinin önlenmesindeki

kamusal yararın başvurucuların bu toplantıyı yapmalarındaki bireysel yarara

üstün geldiği açıktır. Başlangıcından itibaren barışçıl toplantı olarak

nitelendirilmeyecek etkinliğin Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen korumadan

faydalanabilmesi söz konusu değildir (Ferhat Üstündağ, § 54).

Dolayısıyla etkinliğin dağıtılması sırasında ve sonrasında gerçekleştirilen

fiziki ve adli müdahaleler sebebiyle başvurucuların toplantı hakkının ihlal

edildiğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.

117. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun olduğu ve Anayasa'nın 34. maddesinin ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

118. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

119. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

120. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

121. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

122. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. İhlalin yargısal bir karara varmak için gerekli olan deliller

toplanmadan Savcılıkça verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

123. Kötü muamele yasağının usul boyutuna ilişkin ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

124. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç

ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Kamu görevlileri tarafından darp edilme ve uygun

olmayan koşullarda araç içinde bekletilme yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu

itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Diğer iddialar yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

3. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Verilen karar 2015/68416 numaralı

soruşturma dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 9/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Recai AKYEL Basri BAĞCI Raportörler : Sinan ARMAĞAN Yücel ARSLAN Başvurucular : 1. Çağla AYDIN 2. Fatih HATAYOĞLU 3. Ozan ÜNER 4. Soner DOBRİÇ Başvurucular Vekili : Av. Aylin KIRIKÇU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1837, 9 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Kolluk
  10. B. Başvurucular
  11. C. Başvurucuların
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. A. Ulusal Hukuk
  15. B. Uluslararası Hukuk
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Kötü Muamele
  19. B. Toplantı ve
  20. C. 6216 Sayılı
  21. A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  22. C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin
  23. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1837
Tarih
9 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Abdullah Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/24941)
  • Talip Demirezen Başvurusu (B. No: 2017/25941)
  • Abdulaziz Fırat Başvurusu (B. No: 2018/34765)
  • Ahmet Bakır ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37294)
  • Mehmet Şimşek Başvurusu (B. No: 2018/10953)
  • N.k. Başvurusu (B. No: 2017/21761)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.