İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Cem Sarısülük ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16451)

1. Başvuru, güvenlik güçlerince güç kullanımı sonucu

Başvuru No2015/16451Tarih15 Aralık 2021Okuma189 dk · 37.704 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Cem Sarısülük Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2021
Başvuru Numarası
2015/16451
R.G. Tarih ve Sayı
4/3/2022-31768
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

37.704 kelime·189 dk okuma·42 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince güç kullanımı sonucu

meydana gelen ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. 2015/16451 numaralı başvuru 13/10/2015 tarihinde,

2019/15572 numaralı başvuru ise 13/5/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin birer örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşlerine karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

8. 2015/16451 numaralı başvuru ile 2019/15572 numaralı

başvuru arasında konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle başvurular 2015/16451

numaralı başvuru üzerinde birleştirilmiş ve incelemenin bu dosya üzerinden

yapılmasına karar verilmiştir.

9. İkinci Bölüm tarafından 11/3/2021 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan yargılama

dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

11. Başvurucuların yakını olan 1986 doğumlu E.S. 1/6/2013

tarihinde kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösterinin

Ankara’da gerçekleştirilen kısmına katılmıştır.

12. E.S. gösteriye müdahalede bulunan kolluk

görevlilerinden birinin silahından çıkan merminin başına isabet etmesiyle

1/6/2013 tarihinde yaralanmış, kaldırıldığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde 14/6/2013 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

A. Olayla

İlgili Soruşturma Süreci

13. Olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

(Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucu Mustafa Sarısülük 4/6/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde

müşteki olarak beyanda bulunmuştur.

14. Olay tarihinde gösterilere müdahale için görevli

olan, aralarında şüpheli A.Ş.nin de bulunduğu güvenlik güçleri tarafından

düzenlenen 2/6/2013 tarihli Olay Tutanağı'nda özetle Gezi Parkı eylemlerine

destek vermek amacıyla 1/6/2013 tarihinde saat 11.00 civarında

Ankara/Kızılay'da gerçekleştirilen gösteriler sırasında güvenlik güçlerinin

dağılmaları yönünde uyarıda bulunmasına rağmen göstericilerin güvenlik

güçlerine ve araçlarına taş, şişe, sopa, bilye gibi sert cisimlerle saldırdığı,

çevrede bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlara ait binalara,

araçlara, otobüs ve otobüs duraklarına, yaya kaldırımlarına, reklam panolarına

zarar verdiği, sloganlar attığı, bazı göstericilerin gözaltına alındığı, saat

17.00 sıralarında gösterici sayısının 5.000'e ulaştığı, bu sırada polis

helikopterinden 4.000 kişilik bir gösterici grubunun daha yaklaşmakta olduğunun

tespit edilmesi üzerine Güvenpark'ta görevli güvenlik güçlerine geri çekilme

talimatı verildiği belirtilmiştir. Tutanağın bu aşamadan sonrasına ilişkin

kısmı şöyledir:

"...

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelinin

geri çekildiğini gören GMK Bulvarı-Milli Müdafaa Caddesi kesişimi ve Kızılay

Meydana kadar ilerlemiş olan ve sayıları giderek artan marjinal gruplar aniden

bu kuvvete doğru koşarak ve 'teslim olacaksınız, hepinizi öldürecegiz' 'teslim

olacaksınız, sizi teslim alacağız', '[T.nin] köpekleri' şeklinde bağırarak fiilen saldırı amacıyla

kullanılmaya elverişli taş, şişe, sopa ve sapanla demir bilye atmak suretiyle

saldırılarını artırarak devam etmişlerdir. Bu esnada çok sayıda Çevik Kuvvet

Şube Müdürlüğü personeli yaralanmıştır.

Güvenpark Havuz başı ve Milli Müdafaa

Caddesi-GMK Bulvarı girişinde Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelinin

üzerlerine doğru koşarak saldıran eylemci grupların Çevik Kuvvet personelini

etkisiz hale getirmek amacıyla saldırılarını artırması üzerine başka uygun

geçiş güzergahının da bulunmaması nedeniyle kuvvetin geri çekilme güzergahı YKM

metro çıkışının sol tarafındaki reklam panosunun altı ile telefon kulübelerinin

arkasında bulunan ağaçlık kesimden gerçekleşmek zorunda kalmıştır. Burada

bulunan beton oturakların geçişi engellemesi ve sadece bir kişinin geçmesine

müsait olması sebebiyle geri çekilme hızlı bir şekilde gerçekleşememiş, tek tek

çıkılmak zorunda kalınmıştır. Bu sırada Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü

personelinin bazıları yere düşmüşlerdir. Saldırgan gruplar beton oturakların

önüne kadar gelerek, kalkancı olarak görev yapmaları nedeniyle kuvvetin en

sonunda kalan az sayıdaki Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personeline tekme atmak

ve çok sayıda taş atmak suretiyle yaralamaya ve rehin almaya çalışarak daha

sert ve yakın mesafeden saldırılarına devam etmiştir. Ayrıca bu esnada güvenlik

kuvvetlerine hitaben '[o...]

çocukları, şerefsizler' şeklinde küfürlerle hakaret etmişlerdir. Yine grubun

içerisinde bulunan bazı eylemci şahıslar tarafından, yapılan saldırılar

esnasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelince savunma amaçlı kullanılan kalkan

ve coplar zorla gasp edilerek kendilerine siper etmek için kullanılmıştır. Bu

saldırılar nedeniyle kalkanların bir kısmı da kırılarak kullanılamaz hale

getirilmiştir.

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelinin

geri çekilmesi esnasında en önde elinde kalkan bulunan polis memuru [E.U.] sırt çantalı, yüzleri bezlerle

kapalı, ellerinde ... flamalar ve sopalar bulunan göstericilerin arasında

kalarak zati demirbaş silahı ayrı bir yerde olacak şekilde yere düşmüştür.

Yapılan bu saldırı üzerine tekrar gazlı müdahale yapılarak, adı geçen emniyet

mensubunun yerde bulunan zati demirbaş silahı göstericilerin arasından

kurtarılmıştır.

Geri çekilen Çevik Kuvvet personeli

arasında bulunan ve kalkancı olarak görev yapan polis memuru [A.Ş.] [başvuruya konu polis] telefon

kulübelerinin yanından Milli Müdafaa Caddesi'ne geçtiği esnada eylemci şahıslar

tarafından yapılan saldırılar sonucu yere düşürülerek elindeki kalkanı zorla

gasp edilmiş ve yapılan saldırılarla kendisi linç edilmeye çalışılmıştır. Polis

memuru [A.Ş.] kendisini yakın mesafeden atılan taş, tekme vb. tehlike ve

saldırılardan korumak için kullandığı kalkanının eylemci şahıslar tarafından

gasp edilmesi ve kalkancı olarak görev yaptığından üzerinde robocop tabir

edilen teçhizatın bulunmaması nedeniyle kendi can güvenliğini sağlayamayacak

duruma düşmüştür. Bu olay esnasında Polis Memuru [A.Ş.]; aralarında [M.A.,

E.S. ve İ.Ş.A.nın] da bulunduğu, kendisini hedef alarak yakın mesafeden çok

sayıda taş ve tekme atmak suretiyle saldırarak gitgide daha da yaklaşan, kimliklerini

gizlemek amacıyla yüzlerini kapatmış yaklaşık (50) kişilik marjinal bir grubun

karşısında tek başına kalması ve kaskı dışında can güvenliğini sağlayabilecek

herhangi bir teçhizatının da bulunmaması nedeniyle başka türlü def edemeyeceği,

hayatını tehlikeye sokan ve artarak devam eden düşmanca saldırı ile muhtemel

linç girişiminden kurtulabilmek amacıyla havaya zati demirbaş tabancası ile 3

el uyarı ateşi yapmak zorunda kalmış, bu sayede eylemci şahısların elinden

kurtulmayı başarmış ve görevli diğer arkadaşlarının yanına gidebilmiştir. Polis

memuru [A.Ş.nin] uyarı ateşi yaptığı esnada eylemci grup tarafından

yakın mesafeden atılan çok sayıda taş kendisine isabet etmiştir. Bu esnada

saldırgan grubun arasında bulunan [E.S.nin] yere düştüğü ve devamında

ambulansla hastaneye gönderildiği gözlemlenmiştir.

Ayrıca geri çekilme esnasında gösterici

grup arasında kısa bir süre kalan ve geri çekilen diğer arkadaşlarına

yetişemeyen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları [E.Y., H.Ö., O.A. ve G.T.] YKM

alışveriş merkezi yanında bulunan Milli Eğitim Bakanlığı ek binası içerisine

saklanarak eylemci şahısların elinden kurtulmuşlardır.

Meydana gelen olaylar esnasında; polis

memurları [A.Ş., Ö.Y.,

E.E., S.C.K., S.E.K., A.E.E., F.K., E.U. ve B.Ç.] çeşitli yerlerinden

yaralanarak tedavilerinin yapılabilmesi için hastaneye gönderilmiştir.

..."

15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara İl Jandarma

Komutanlığı (İl Jandarma Komutanlığı) Olay Yeri İnceleme (OYİ) Timi

görevlileriyle 7/6/2013 tarihinde, başvurucu Mustafa Sarısülük ve vekilleri

huzurunda -Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden (İl Emniyet Müdürlüğü) OYİ ve Kimlik

Tespit Şube Müdürlüğüne bağlı bir ekip de hazır olduğu hâlde- olay yeri

incelemesi gerçekleştirilmiştir. İncelemeye dair tutanakta Cumhuriyet

Başsavcılığı; Ankara Adalet Komisyonu (Adalet Komisyonu) bilirkişi listesinden

olay yeri inceleme konusunda uzman iki bilirkişi tespit edildiğini, bu

şahıslardan birine telefonla ulaşılamaması, diğerinin polis olması nedeniyle

görevlendirilme yapılamadığını, TÜBİTAK'tan (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik

Araştırma Kurumu) bilirkişi talep edilmesi üzerine olay yeri incelemesi yapacak

nitelikte personelin bulunmadığının bildirilmesi üzerine işin aciliyeti dikkate

alınarak İl Jandarma Komutanlığı OYİ Timinden iki görevlinin bilirkişi tayin

edilerek olay yeri incelemesinde görevlendirildiğini açıklamıştır.

16. Olay yeri incelemesi sırasında başvurucuların

dinlenmesini talep ettikleri tanıklar İ.K., B.Ç., M.C.T. dinlenmiş ve tanıklar

polisin havaya birkaç el ateş ettiğini, sonrasında silahın namlusu aşağı

düşmüşken tekrar ateş etmesi sonucu E.S.nin vurulduğunu ifade etmiştir.

Bilirkişilerce düzenlenen 13/6/2013 tarihli raporda; olay yerinde mermi sekme

iziyle ateşli silaha ait kovan bulunmadığı, E.S.nin düştüğü yer ile şüpheli

polisin durduğu ilk yer arasında 4,8 metre mesafe olduğu tespitlerine yer

verilmiştir.

17. E.S.nin 14/6/2013 tarihinde tedavi altında bulunduğu

hastanede ölmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı gün ölü

muayenesi yapılmış, bu işlemde başvurucu Mustafa Sarısülük tanık olarak

dinlenmiştir. Ölü muayenesi sonunda otopsi yapılmasına karar verilmiştir.

18. Başvurucular 11/6/2013 tarihli dilekçeyle, E.S.nin

beyin ölümünün gerçekleşmesinden sonra yapılacak otopsi işleminin kameraya

alınmasını ve başvurucu Mustafa Sarısülük'ün otopsi işleminde hazır bulunmasını

talep etmiştir. Ayrıca başvurucular 13/6/2013 tarihli dilekçeyle E.S.nin beyin

ölümünün gerçekleştiğini bildirerek kesin ölümünü müteakip gerçekleştirilecek

olan otopsisinde gözlemci olarak ismini belirttikleri bir doktorun da

bulunmasını talep etmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı) aynı tarihli yazı ile adı

geçen hekimin otopside hazır bulunacağına dair bilgilendirmede bulunulmuştur.

19. Grup Başkanlığının 6/8/2013 tarihli raporuna göre

fotoğraf ve kamera çekimi yapılan 15/6/2013 tarihli otopsiye başvurucuların

talebi doğrultusunda Ankara Tabip Odası tarafından görevlendirilen Adli Tıp

Uzmanı Dr. A.U. da katılmıştır. Raporda; ölümün ateşli silah mermi çekirdeği

yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyin

doku harabiyeti ve kanaması sonucu meydana geldiği, kişinin vücudunda bir adet

ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası tespit edildiği, mermi çekirdeğinin

kafa kubbe ve kaide kemiklerini kırarak kraniuma (kafatası) girdiği,

beyin dokusunda harabiyet ve kanama oluşturup beyin dokusu içinde kaldığı,

seyrinin sağdan sola doğru olup oluşturduğu yaralanmanın müstakilen öldürücü

mahiyette olduğu, "... 1x1,5 cm ebadında üst kısmında 1,5 cm

uzunluğunda yırtık tarzında cilt laserasyonu bulunan sağda kalan bölümünde dış

kenarda yarım ay şeklinde vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği

giriş deliği yarası görüldü. Giriş yarası etrafında is ve barut artığı

görünmedi..." tespitleri doğrultusunda cilt ve cilt altı bulguları

uyarınca atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı tespitlerine yer verilmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/6/2013

tarihinde talep edilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu (ATK) Fizik İhtisas Dairesince

düzenlenen 20/6/2013 tarihli balistik inceleme raporunda, E.S.nin otopsisi

sırasında elde edilen mermi çekirdeğinin polis memuru A.Ş.nin silahından

atılmış olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı 6/6/2013 tarihinde İl Emniyet

Müdürlüğünden, 1/6/2013 tarihindeki gösterilerde yaralanan şahsın kimlik

bilgisi ile yaralamaya sebebiyet veren silahla ateş eden polis memurunun açık

kimlik bilgisinin iletilmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı

15/6/2013 tarihinde cevabın çabuklaştırılması ve polis memurunun olayda

kullandığı silahın teslim edilmesi, 15/6/2013 tarihinde ise olaya tanık olan

diğer polis memurlarının kimlik bilgilerinin iletilmesi yönünde başka

müzekkereler yazmıştır.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/6/2013 ve

7/6/2013 tarihli müzekkerelerle İl Emniyet Müdürlüğünden olay tarihindeki olay

anını, öncesini ve sonrasını gösteren polis kamera kayıtlarının, olay yerinde

bulunan ve olayı görüntüleyen MOBESE'lerin kayıtlarının, çevredeki işyerlerinde

bulunan güvenlik kameralarının olayla ilgili kayıtlarının, vatandaşların

yaptığı kamera kayıtlarının, bir haber ajansı kameramanının çektiği olay öncesi

ve sonrasını da gösteren ham görüntülerin iletilmesi, ayrıca olay yerinde boş

kovan, mermi çekirdeği, mermi çekirdeği gömlek parçası ya da ateşli silaha ait

başka bir materyal ele geçirilmiş ise bunların gönderilmesi, olayın

tanıklarının araştırılarak kimlik ve iletişim bilgilerinin iletilmesi talep

edilmiştir.

23. Başvurucular 11/6/2013 tarihli dilekçeyle olay anına

dair video görüntüsünü Cumhuriyet Başsavcılığına ileterek şüpheli polis

memurunun kask numarasının görüntülerde mevcut olduğunu belirtmiş,

soruşturmanın bu yönde ilerletilmesi talebinde bulunmuştur.

24. İl Emniyet Müdürlüğü 17/6/2013 tarihinde, olaya neden

olan silahı kullanan polis memuru A.Ş.ye ait silahı, şarjör ve beş adet fişekle

beraber Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmiştir.

25. İl Emniyet Müdürlüğünün 18/6/2013 tarihli yazısıyla,

olaya dair polis kamerasıyla çekilmiş bir görüntü bulunmadığı, olay yerinde

güvenlik güçlerine saldırıda bulunan çok sayıda eylemci olması nedeniyle ilk

etapta inceleme yapılamadığından olay yerinden ele geçirilmiş boş kovan, mermi

çekirdeği, mermi çekirdeği gömlek parçası ya da ateşli silaha ait başka bir

materyal olmadığı belirtilerek olay yerini gören MOBESE kamerası görüntüsü,

haber ajansı kameramanı tarafından çekilen olaya ilişkin ham görüntü, çevrede

bulunan işyerlerine ait güvenlik kameralarının görüntüleri iletilmiştir. Ayrıca

E.S.nin ölümüyle sonuçlanan havaya ateş etme fiilini gerçekleştiren polis

memurunun Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli A.Ş. olduğu bilgisi

iletilmiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2013 tarihinde Radyo ve

Televizyon Üst Kurulundan, birçok televizyon kanalında E.S.nin yaralanmasına

dair haber yayını yapılması nedeniyle olay anını, öncesini ve sonrasını

gösteren haber yayınlarının ham hâllerinin iletilmesini talep etmiştir.

27. Başvurucular 18/6/2013 tarihli dilekçeyle, Cumhuriyet

Başsavcılığından A.Ş.nin tutuklanması talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevkini

istemiştir.

28. İl Emniyet Müdürlüğü ölüm olayına dair düzenlenen

tahkikat evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına 24/6/2013 tarihinde iletmiştir.

Ayrıca İl Emniyet Müdürlüğü 20/6/2013 tarihinde düzenlenen Görüntü İnceleme

Tutanağı'nı da Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştur. Sicil numaraları yazılı iki

polis memuru tarafından imzalanan bu tutanakta; vurulma anı, öncesi ve

sonrasına ait görüntülerin yavaşlatılması suretiyle elde edilen fotoğraflarda

göstericiler ve olay yerinde bulunan taşlar numaralandırılarak polis memuru

A.Ş.nin ateş ettiği anlarda ve öncesinde atılan ve isabet eden taşlar tespit

edilmiştir. İddianamede ayrıntıları yazılı olan (bkz. § 36) söz konusu

incelemeye göre polisin karşısındaki grup kırk kişiden oluşmaktadır ve A.Ş.ye

atılan taşın biri ateş etmesinden önce polis memurunun kafa bölgesine yakın bir

yere, diğer bir taş ise ateş etmesinden önce göğüs ve karın bölgesi arasına

isabet etmiştir. Bu sırada A.Ş. atılan taşlardan kurtulabilmek için sağdan sola

sıçramaktadır. Yine polisin ateş etmesi sırasında müteveffanın attığı taş

A.Ş.nin sağ omzuna çarpmış olup polis memurunun sağdan sola sıçrama hâli devam

etmektedir. Sonrasında A.Ş.nin ateş etmesi sırasında atılan bir başka taş ise

A.Ş.nin karın ile kasık bölgesi arasına isabet etmiş ve A.Ş. bu nedenle önünde

bulunan bir göstericiye yüzünü dönmüş, sol kolunu karın bölgesine koymuş,

vücudunda kasılma oluşmuş fakat A.Ş.nin silahı omuz hizasının yukarısında

kalmış, üçüncü atış esnasında ise bir başka taş A.Ş.nin kafa bölgesine yakın

yere isabet etmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığı olay sırasında Çevik Kuvvet

Biriminde görevli polis memurları M.E.G., S.C.K., F.Ö., E.Ş. ve E.U. ile

amirleri S.G.nin tanık sıfatıyla beyanlarını almıştır. Güvenlik güçleri

beyanlarında özetle olay yerinde kalabalık bir gösterici grubunun silahlı

saldırılarına maruz kaldıklarını, aralarından bazılarının yaralandığını,

E.S.nin vurulma anını net görmediklerini belirtmiştir.

30. Cumhuriyet Başsavcılığında polis memuru A.Ş.nin

müdafileri huzurunda alınan24/6/2013 tarihli şüpheli ifadesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...Ben Ankara İl Emniyet Müdürlüğü

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde 11/03/2011 tarihinden beri polis memuru olarak

görev yaparım. Memuriyete ilk olarak bu Şubede başladım. Olay günü saat

16.00'da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görev aldım. Birliğimizle birlikte

başımızda [S.G.] olduğu

hâlde araçla Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Necatibey Caddesine

gittik... Yürüyerek Kumrular Caddesini takiben Milli Müdafaa Caddesine çıktık.

Ben kalkancı idim. Grubun en önünde kalkanları tutuyordum. Kalkan tutan

polislere robocop kıyafeti giydirilmez. Milli Müdafaa Caddesinden Güvenpark

içerisine girdik. Park içerisinde yürüyerek havuz başına geldik. Havuz başına

gelirken park içerisinde bulunan göstericiler bizi alkışlarla ve ıslıklarla

protesto ettiler. Havuz başına geldiğimizde ben ve diğer kalkan tutan

arkadaşlarım grubun önüne geçtik. Gruptaki diğer polisler bizim arkamızda

konuşlandılar. ... Biz burada konuşlanınca Ziya Gökalp Caddesi istikametinden,

Gama İş Merkezi istikametinden, metro çıkışının bulunduğu yönden ve Kızılay AVM

tarafından üzerimize taş, demir bilye ve torpil yağmaya başladı. ... Bunları

gören Güvenpark içerisindeki grup da aynı şekilde bize saldırmaya başladı. Biz

önce düz hat şeklinde konuşlanmıştık. Her yönden saldırı başlayınca saldırının

yönüne göre oval olarak dizildik. ... Kalkanı başımıza taş gelmemesi ve

arkadaki grubu koruyabilmek için diz kapağı hizasında tutmamız gerekiyordu. Bu

şekilde yaptık. Bu defa alttan dizlerimize ve ayaklarımıza taş atmaya

başladılar. Dizlerimizi korumaya çalıştığımızda yukarıdan başımıza taş

atıyorlardı. Bir ara birlik amirimin telsizle 'böyle olmuyor efendim' diye

anons geçtiğini duydum. Gösterici grup her yönden saldırarak bize iyice

yaklaştı. Çok yakın mesafeden taş ve demir bilye atmaya devam etti. Ellerindeki

flamaların sopalarıyla da vuruyorlardı. Birlik amirimiz çekileceğimizi söyledi.

Biz kalkanlarla siper olup arkamızdaki grubun çekilmesine yardımcı olduk. Bu

sırada göstericilerle aramızdaki mesafe iyice azaldı. Yakın mesafeden taşlı

sopalı saldırılar devam ettiği için kalkanları her yöne çevirmeye çalışıyorduk.

Bir taraftan da geri geri gitmeye çalışıyorduk. Geri giderken arkada beton

koltuklar bizim geriye çekilmemize engel oldu. Polislerin bir kısmı yere düştü.

Birbirini ezme tehlikesi geçirdi. Gösterici grup iyice yaklaşınca bu defa bize

tekmelerle de vurmaya başladılar. Bazı arkadaşlarımızın kalkanları düştü.

Polislerden yere düşenler oldu. Yere düşen arkadaşlarımıza taşla ve sopayla

saldırdılar. Bir ara 'silah düştü' denildiğini duydum. Ancak hangi

arkadaşımızın silahının düştüğünü görmedim. Arkamızdaki grup çekildikten sonra

kalkancılar olarak biz de parktan çıkmaya çalıştık. Kalkancılardan bir kısmı

bizden önce çıkmıştı. Biz 4-5 kalkancı polis park içinde kalmıştık. En son biz

çıkmaya çalıştık. Gösterici grup çok kalabalıklaştı, her yönden bize

saldırılarını sürdürdüler. Parkın bitiminde kaldırım vardı. Kaldırımın seviyesi

parktan biraz daha aşağıda idi. Parkla kaldırım arasında yaklaşık yarım metre

yükseklik farkı vardı. Ben de yanımdaki 4-5 kalkancı arkadaşımla birlikte

parktan geri geri çıkmaya çalıştım. Bu sırada göstericilerden birisi bana

tekmeyle vurdu. Elimdeki kalkan parkın içine düştü. Ben de tekmenin etkisiyle

parkın dışına, kaldırım üzerine düştüm. Düştüğüm sırada da parkın içerisinden

saldırılar sürüyordu. Bana taş atıyorlardı. Ben kaldırıma sırt üstü düştüm.

Ayaklarım Güvenpark tarafında başım ise [Ç.] Market tarafında olacak

şekilde yerde idim. O sırada yerden doğrulan sol tarafımdaki bir göstericinin

bana doğru hamle yaptığını gördüm. Ben yere düştüğümde saldırılar devam ettiği

ve göstericiler üzerime geldiği için beni öldüreceklerini düşündüm. Sırt üstü

yerde yatarken yukarıdan bana doğru parkın içerisinden gelen ve üzerime taş

atan göstericileri görünce içimden 'işim bitti' dedim. Bir an önce oradan kaçıp

kurtulmak istedim. Kaçabilmek için öncelikle bana doğru hamle yapan göstericiyi

kendimden uzaklaştırıp kaçmaya fırsat yaratmak istedim. Bu amaçla hemen

doğrulup öne hamle yaparak göstericiye tekme ile vurdum. Ben hızlı davranıp o

göstericiye tekme vurmasaydım o benim yanıma gelip benim yerden kalkmamı

engelleyerek gösterici grubun beni linç etmesini sağlayabilirdi. Bundan

korktum. O göstericiye tekme attıktan sonra diğer gösterici grubu gördüm. Tam

cephemde duruyorlardı ve üzerime taşlarla koşarak geliyorlardı. Benim tekmeyle

vurduğum gösterici doğrulup yakın mesafeden bana taş attı. Diğer gösterici grup

ise bir taraftan üzerime doğru geliyor, bir taraftan da bana taş atıyorlardı.

Ben yerden kalkarken biraz önce bahsettiğim korkularla silahımı çektim. Ancak

mekanizmayı çekip namluya mermi sürmemiştim. Gösterici grubun bana taşlarla

saldırdığını görünce linç edileceğimi düşündüm. Kaçmak istedim. Kaçmak için

kendime fırsat yaratmak için de o sırada namluya mermi sürdüm. Bunu yaparken

tabancamın namlusunu yere doğru tuttum. Daha sonra tabancamın namlusunu

yukarıya, omuz hizamın üzerine kaldırdım ve havaya ateş etmeye başladım. Amacım

uyarı idi. Bir taraftan uyarı amacıyla havaya ateş ederken, bir taraftan da

kendimi kurtarmak için geriye doğru adım atarak gösterici gruptan uzaklaşmaya

çalışıyordum. Ben ateş ederken gösterici grup içerisinden atılan taşlar

vücuduma isabet ediyordu. Toplam 3 el ateş ettim. Sonra da koşarak uzaklaştım.

Ateş ederken gruptan bir miktar uzaklaşmayı başarmıştım. Ben kaçarken de bana

taş atmayı sürdürdüler. Hatta belime bir taş isabet etti. Ben ateş ettiğim

sırada birinin yaralandığını farketmedim. Biraz ilerde konuşlanmış olan çevik

kuvvet ekibinin yanına gittim. Yaralandığım için ambulans çağırdılar. Ambulans

ile hastaneye gittim ve o gece saat 22.00 sıralarına kadar hastanede tedavim

devam etti. Tedavi sonrası istirahat raporu düzenlendi. Toplamda 16 gün

istirahat raporu verdiler. Vücudumdaki yaraların fotoğrafını da çektim. Ben

olaydan 2 gün sonra internette ve televizyonlarda olay görüntüleri yayınlanınca

ateş ederken birinin yaralandığını öğrendim. O ana kadar haberdar değildim. Ben

kimseyi hedef alarak ateş etmedim. Tek gayem linç edilip öldürülmekten

kurtulmaktı. Ateş ederken o ortamda alınması gereken tedbirleri aldım. Silahın

namlusuna mermi sürerken namluyu yere çevirdim. Ateş ederken de silahı omuz

hizamdan yukarı kaldırdım. Ben uyarı atışı yaptığım sırada dahi gösterici grup

bana yönelik saldırılarını sürdürdü. Ben görevim gereği orada bulundum. Ben

yere düştükten sonra dahi devam eden saldırılar karşısında havaya ateş

etmeseydim gösterici grup beni linç edecekti. Ben ateş ederken vücuduma taşlar

isabet etti. Ateş etmeye başlamadan önce de vücuduma taş isabet etti. Üzerimde

sadece koruyucu olarak kaskım vardı. Hatta kaskımın ön tarafına da bir taş

isabet etti. Bu olaylar sırasında benimle birlikte çok sayıda polis memuru da

yaralandı...

Ben göstericilerin hiç birini

tanımadığım gibi [E.S.yi]

de tanımam. Hayatını kaybettiği için üzgünüm.

Benim otopsi raporuna bir diyeceğim

yoktur. Adli Emanete teslim edilen ve balistik incelemesi yapılan silah benim

görev silahımdır. Otopsi sırasında [E.S.nin] başından çıkarılan mermi çekirdeğinin benim

silahımdan çıktığına dair balistik inceleme raporuna da bir diyeceğim yoktur.

Bana silah kullanmayla ilgili mevzuatta

yer alan genel ilkeler dışında özel bir talimat verilmedi. Ben olay sırasında

kanunun bana tanıdığı silah kullanma yetkisinin doğduğu kanaatindeyim. Silah

kullanma şartları oluştuğu için ben havaya uyarı ateşi yaptım..."

31. Cumhuriyet Başsavcılığı 24/6/2013 tarihinde meşru

müdafaada sınırın aşılması suretiyle ölüme neden olma suçundan A.Ş.nin

tutuklanması talebinde bulunmuştur. Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından

24/6/2013 tarihinde şüphelinin tutuklanması talebinin reddi ile hakkında yurt

dışı çıkış yasağı konulması ve her hafta polis merkezine başvurma şeklinde adli

kontrol uygulanmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesi ile şüphelinin

sorgudaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

ŞÜPHELİ SORGUSUNDA

Ben bu konuda

savcılık aşamasında vermiş olduğum ifademi tekrar ediyorum. Orada da

belirttiğim gibi göstericilere gereken müdahaleyi yapmak üzere amirlerim

tarafından Güvenpark civarında Kızılay'da görevlendirilmiştim. Müdahale devam

ederken olayın çok kızıştığı bir noktada hatırladığım kadarı ile belediye ekmek

satış binasının arkasında göstericiler tarafından sıkıştırıldım ve buradan

15-20 kişilik bir grup tarafından yoğun şekilde taş atışına maruz kaldım ve

öldüreleceğimi düşündüm, ayağa kalkarak göstericinin bir tanesine tekme ile

vurdum ancak grup üzerime doğru gelmeye devam edince kendimi korumak kastı ile

silahımı çektim, önce namluya mermi sürmedim fakat saldırı devam edince

silahımın ağzına mermi verdim ve namlusunu yere doğru tuttum daha sonra

tabancanın namlusunu omuz hizamın üzerisine kaldırdım ve havaya doğru ateş

etmeye başladım. Toplam üç el ateş ettim silah sesinin verdiği fırsattan

istifade arkamı dönüp koşmaya başladım. Göstericiler halen taş atmaya devam

ediyorlardı kendimi korumak kastı ile hareket ettim silah kullanma şartlarının

oluştuğunu düşünüyorum kaldı ki kimseyi hedef gözeterek ateş etmedim...

Lüzum üzerine soruldu: Toplam üç el ateş

ettim ancak ateş esnasında yoğun şekilde taş atışına maruz kalmıştım aldığım

darbeler stabilitemi bozmuş olabilir. Bu esnada vücudumun her tarafına taş

gelmişti, bileğime de gelmişti, bileğime gelen taş nedeni ile namlunun pozisyonu

değişip maktülün kafasına doğru yönelmiş olabilir...

...

GEREKÇE

Dosyada bulunan tüm deliller, cd

kayıtlarının incelenmesi sonucu Gezi Parkı eylemleri adı verilen ve Ankara

Kızılay'da yoğunlaşan eylemler sırasında olaya müdahale eden güvenlik güçlerinin

arasında bulunan şüphelinin göstericiler tarafından prefabrik bir klübenin

arkasında sıkıştırıldığı ve kalabalık bir grup tarafından yoğun şekilde

taşlamaya maruz kaldığı, bu sırada şüphelinin belinden tabancasını çıkardığı ve

havaya doğru üç el ateş ettiği, bu esnada maktül [E.S.nin] aniden yere düştüğü,

şüphelinin arkasını dönerek grubun aksi yönüne koşmaya devam ettiği, bu sırada

beline ve sırtına atılan taşların isabet etmeye devam ettiği, havaya ateş etme

sırasında şüphelinin eyleminin meşru müdafaa sınırları dahilinde kalma

olasılığının bulunduğu,

Şüphelinin kamu görevlisi olup kaçma ve

delilleri karartma şüphesi altında olduğuna dair dosyada yeterli delil

bulunmadığı gibi delillerin toplanmış olduğu,

Cumhuriyet Başsavcılığının sevk maddesinde

belirtildiği şekilde suç vasfının sübuta ermiş olması ihtimaline binaen

tutuklanmasının ileride telafisi mümkün olmayacak sonuçlar ortaya

çıkarabileceği anlaşıldığından..."

32. Karara karşı başvurucular tarafından yapılan itirazın

Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yerinde görülmemesi üzerine itirazın

iletildiği Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi 2/7/2013 tarihinde, müştekilerin

salıverilme kararına itiraz hakları bulunmadığı gerekçesiyle itirazı

reddetmiştir.

33. Dosyanın incelenmesi neticesinde şüpheli A.Ş.

hakkında M.İ. Hastanesi tarafından üç ayrı tarihte istirahat raporu

düzenlendiği görülmüştür. 1/6/2013 tarihli genel adli muayene raporunda "Darp

cebir nedeniyle 112 tarafından getirildi. Sağ alt kadran batında abrazyonu [yüzeysel

çizik, sıyrık] mevcut. Sağ ön kolda bilekte abrazyon, sol ön kol ön yüzde

abrazyonu mevcut." yine 1/6/2013 tarihli raporda "TANI...:

Darp edilme" 3/6/2013 tarihli raporda "TANI...: Diz

kontüzyonu... Uyluk kontüzyonu [ezilme]... Dirsek burkulma ve gerilmesi

...Ayak bileği kontüzyonu" 10/6/2013 tarihli raporda ise "TANI...:

Diz kontüzyonu... Uyluk kontüzyonu... Dirsek burkulma ve gerilmesi ... Ayak

bileği kontüzyonu... El bileği ve karpus ligamentinin travmatik yırtığı"

yazdığı ve A.Ş.nin sırasıyla 2, 7 ve 7 günlük sürelerle istirahat etmesinin

uygun görüldüğü anlaşılmıştır.

34. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/6/2013 tarihinde İl

Emniyet Müdürlüğünden 1/6/2013 tarihinde Kızılay'da meydana gelen gösterilerde

ve genel olarak toplumsal olaylarda Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı

polislerin silah kullanımıyla ilgili özel bir talimatın bulunup bulunmadığına

dair bilgi istemiştir.

35. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19/6/2013

tarihinde, birçok yerden temin edilen olay anına ilişkin görüntülerin

incelenmesi için Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden seçilen iki bilgisayar

yazılım donanım ve görüntülü inceleme uzmanından bilirkişi incelemesi yapılması

talep edilmiştir. Bilirkişilerin hazırladığı ayrıntıları iddianamede yer alan

(bkz. § 36) 25/6/2013 tarihli bilirkişi raporunda; geriden gelen bir

göstericinin yakın mesafeden attığı taşın polis memuru A.Ş.nin kaskının önüne

çarptığı, bu esnada A.Ş.nin silahının mekanizmasını kurduğu, A.Ş.nin silahını

havaya kaldırdığı sırada müteveffa da dâhil olmak üzere birçok göstericinin

elindeki taşları atmak üzere olduğu, A.Ş.nin tabancasını havaya doğrultarak

namlusu havada bulunduğu sırada iki kez ateş ettiği, E.S.nin elindeki taşı

A.Ş.ye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü, bu sırada A.Ş.nin silahının

baş seviyesinden yukarıda, namlusunun ise yere paralel olduğu, A.Ş.nin üçüncü

kez ateş etmesinden önce grubun önünde bulunan bir göstericinin elindeki taşı

fırlatmak üzere olduğu, toplam üç el ateş eden polis memurunun ateş etme

süresinin bir saniye civarında olduğu, silahın ilk iki ateşlemede namlu ucunun

havaya dönük olduğu fakat ateşlemeler sırasında namlunun çok hareketli olduğu,

son ateşleme öncesinde ise namlunun bir an yere paralel olduğu, A.Ş.nin

silahını üç kez ateşlemesine kadar geçen sürede göstericilerin ondan fazla taşı

polis memuruna attığı tespitlerine yer verilmiştir.

36. Cumhuriyet Başsavcılığı, polis memuru A.Ş. hakkında

meşru savunmada sınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyle öldürme suçundan

12/7/2013 tarihinde kamu davası açmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamede

delil olarak müşteki beyanı ve dilekçeleri, Ölü Muayene Tutanağı, otopsi

raporu, mermi çekirdeği ve tabanca, balistik raporu, olaya ilişkin görüntü

kayıtları, görüntü analizine ilişkin bilirkişi raporu, Olay YeriTutanağı, olay

yeri inceleme raporu, olay yeri inceleme uzmanlarınca düzenlenen bilirkişi

raporu ve ekinde yer alan fotoğraf ile CD'ler, görüntü kayıtlarından alınan

fotoğraflar, İl Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen olay tutanakları, görev

raporu, telsiz muhaberesine ilişkin ses kayıtları ve çözümleri, CD'ler, tanık

beyanları, görev belgesi, adli muayene raporları, istirahat raporları, Görüntü

İnceleme Tutanağı, zati demirbaş tabanca satış senedi, şüpheliye ait

fotoğraflar ve şüphelinin savunmasını belirtmiştir. İddianamede, şüphelinin

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesi ile 27.

maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi talep

edilmiştir. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

İstanbul Gezi Parkında meydana gelen

olaylara destek vermek amacıyla Ankara'nın çeşitli semtlerinde gösteriler

yapıldığı, gösterilerin 01/06/2013 günü de devam ettiği, bu gösteriler

nedeniyle alınan güvenlik tedbirleri kapsamında, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan şüpheli [A.Ş.nin] Birliği ile birlikte

saat:17:00 sıralarında Ankara Metrosu Milli Müdafaa Caddesi çıkışı ile

Güvenpark içerisinde bulunan havuz arasında konuşlandırıldığı, şüphelinin

kalkancı olması sebebiyle en ön safta yer aldığı,

Çevik Kuvvet Birliğinin Güvenpark

içerisinde düzen almasından hemen sonra, o bölgede bulunan göstericilerin taş,

demir bilye, çeşitli sert cisimler ile maytap atmak suretiyle polise saldırıda

bulundukları,

Göstericiler tarafından gerçekleştirilen

saldırıların yoğunlaşması ve Kumrular Caddesinden yaklaşık 4000 kişilik

gösterici grubunun yaklaşması üzerine, Güvenpark içerisinde ve YKM Alışveriş

Merkezi önünde bekleyen Çevik Kuvvete ait birliklerin Milli Müdafaa Caddesi ile

Kumrular Caddesinin kesiştiği hattın yukarısına çekilme emri aldığı,

Şüphelinin ve arasında yer aldığı Çevik

Kuvvet Birliğinin, arkalarında bulunan beton banklar, ağaçlar ve telefon

kulübeleri ile göstericiler tarafından gerçekleştirilen saldırılar sebebiyle

hızlı ve düzenli bir şekilde çekilemediği, polislerin bir kısmının telefon

kulübelerinin üzerinden atladığı,

Şüpheli [A.Ş.] ile birlikte, kalkan taşıyan

ve ön safta yer alan küçük bir polis grubunun park içerisinden en son

çekildikleri, bu grubun çekildiği sırada ellerindeki kalkanların beton banklar

arasına sıkışması ve göstericilerin taşlı, sopalı saldırıları sebebiyle beton

banklar arasına düşenler olduğu gibi kalkanını elinden düşürenlerin de olduğu,

bu gruba göstericiler tarafından yakın mesafeden taşlı ve sopalı saldırıların

yapıldığı,

Güvenpark içerisinden çıkan şüpheli [A.Ş.nin] Milli Müdafaa Caddesi ile

Güvenpark arasındaki kaldırıma geldiği sırada, üzerine gelen bir göstericiyi

uzaklaştırdığı ve yere düşen göstericiye doğru ilerleyip tekmeyle vurduğu, bu

sırada Metro çıkışı önünde bulunan yaklaşık 40 kişilik bir gösterici grubunun

şüpheli [A.Ş.nin] üzerine geldiği ve taş atmaya başladığı, göstericiye

tekmeyle vurmadan önce tabancasını çeken şüphelinin, göstericiler tarafından

taşlanınca tabancasının mekanizmasını çekmek suretiyle fişek yatağına mermi

sürdüğü, bu sırada namluyu yere doğru tuttuğu, şüphelinin daha sonra

tabancasını yukarı kaldırıp omuz hizasından yukarıda tutarak havaya ateş etmeye

başladığı, ateş ettiği sırada geriye ve yana doğru çekildiği, silahıyla bu

şekilde iki kez havaya ateş ettiği, geriye ve yana doğru çekilirken arkasını

göstericilere dönüp gitmek istediği sırada, geriye dönerken tabancayı tuttuğu

elinin ve tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, şüphelinin bu konumda

iken tabancasını üçüncü kez ateşlediği, bu sırada [E.S.nin] elindeki

taşı şüpheliye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü, tabancadan çıkan

mermi çekirdeğinin [E.S.nin] başına sağ kulak hizasından isabet ettiği, şüphelinin

eylemcilere yaklaşmasından silahını 3. kez ateşlemesine kadar geçen süre

zarfında göstericiler tarafından 10'dan fazla taşın şüpheliye atıldığı, ateş

edildiği esnada [E.S.] tarafından, ateş edilmeden 1/3 saniye önce, ateş

edilmeden 1/2 saniye önce, ateş edildiği esnada ve 3. ateş esnasında

göstericiler tarafından atılan taşların şüphelinin vücudunun muhtelif yerlerine

isabet ettiği,

Tabancadan çıkan mermi çekirdeği ile

yaralanan [E.S.nin] Ankara

Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde saat 17:54 itibariyle tedavi altına

alındığı, ancak kurtarılamayarak 14/06/2013 tarihinde vefat ettiği,

[E.S.nin] ölümünün ardından

hastanede ölü muayenesinin yapıldığı, sonra Adli Tıp Kurumu Ankara Grup

Başkanlığına sevk edildiği, burada 15/06/2013 tarihinde, müştekiler adına

gözlemci olarak Adli Tıp Uzmanı Dr. [A.U.nun] da katılımıyla Minnesota

Protokolüne uygun olarak otopsi yapıldığı, otopsi sırasında başından bir adet 9

mm çapında mermi çekirdeğinin çıkartıldığı,

Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığında

yapılan otopsi sonucunda düzenlenen 15/06/2013 tarih... otopsi tutanağına göre, [E.S.nin] ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile

karakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu öldüğü, ayrıntılı otopsi

raporunun daha sonra dosyaya ibraz edileceği,

Otopsi sırasında cesetten elde edilen

mermi çekirdeğinin Adli Emanetin... muhafaza altına alındığı,

[E.S.nin] ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmasına bağlı olarak öldüğünün yapılan otopsi ile anlaşılması

üzerine, şüpheli [A.Ş.nin] görev silahına el konularak... muhafaza

altına alındığı,

Adli Emanete alınan şüpheli [A.Ş.ye] ait tabanca ile

[A.Ş.nin] vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin 17/06/2013 tarihinde...

Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği ve balistik inceleme ile mermi

çekirdeği üzerinde sekme izi çalışması istenildiği,

Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi

Balistik Şubesi tarafından mermi çekirdeği ve tabanca üzerinde yapılan inceleme

sonucu düzenlenen 20/06/2013 tarih ve ... balistik raporuna göre, [E.S.nin] vücudundan çıkartılan

mermi çekirdeğinin şüpheli [A.Ş.ye] ait tabancadan atılmış olduğu...

Ankara Emniyet Müdürlüğünün 17/06/2013

tarihli yazısı ekinde bulunan Zati Demirbaş Tabanca Satış Senedine göre, adli

emanete alınan tabancanın şüpheli [A.Ş.ye] ait olduğu,

Ankara Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet

Şube Müdürlüğünden alınan görev listesine göre, şüpheli [A.Ş.nin] 01/06/2013-02/06/2013

tarihinde 3. Birlik Amirliğinde 3. Grup 1. Tim'de Kızılay Bölgesinde

görevlendirildiği,

Ankara İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri

İnceleme Timi'nde görevli 2 uzman bilirkişi ile 07/06/2013 tarihinde olay

mahalline gidilerek keşif yapıldığı, keşif sırasında mermi sekme izinin

bulunmadığının belirlendiği, ayrıca müşteki vekillerince hazır edilen

tanıkların dinlenildiği,

Keşif sırasında yapılan tespitlere

dayalı olarak bilirkişilerce 13/06/2013 tarihli raporun düzenlendiği, bu rapora

göre, olay yerinde mermi sekme izinin bulunmadığı gibi ateşli silaha ait kovana

da rastlanılmadığı, [E.S.nin]

yere düşme anında şüphelinin durduğu yer ile tabancanın ele alındığı ilk yer

arasında 4,8 metre mesafenin bulunduğu, bilirkişilerce [E.S.nin] düştüğü

yerin ve olay yerindeki sabit noktaların tespit edilerek ölçümlerinin

yapıldığı, olay mahallini gösteren fotoğrafların ve kamera kaydının rapora

eklendiği,

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri

İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen Olay Yeri

İnceleme Raporuna göre de, olay mahallinde herhangi bir mermi sekme izinin

olmadığı, bu rapor ekinde de olay yeri görüntüleri ve krokisinin yer aldığı,

[E.S.nin] vurulma anına ilişkin görüntülerin,

olay mahallinde bulunan kamu kurumları ile özel şahıslara ait işyerlerinin

güvenlik kameralarından, mobese kayıtlarından, televizyon kuruluşlarından,

internetten ve RTÜK'ten temin edildiği, temin edilen görüntü kayıtlarının

Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı bilirkişi

listesinde yer alan bilgisayar yazılım donanım ve görüntülü inceleme

uzmanlarından oluşan 2 kişilik heyete tevdi edildiği,

Görüntüleri inceleyen bilirkişilerin

25/06/2013 tarihli raporu düzenleyerek ibraz ettikleri, bu raporda, olay öncesi

göstericiler tarafından polise yapılan saldırıların, şüphelinin ateş etme

görüntülerinin, [E.S.nin]

vurulma anı ve göstericilerin şüpheli [A.Ş.ye] yönelik taşlı

saldırılarının fotoğraflarla gösterildiği,

Bahse konu rapora göre, şüphelinin

üzerlerine gelen eylemciyi uzaklaştırdığı ve yere düşen eylemcinin üzerine

doğru ilerleyip tekme attığı, o sırada bir çok eylemcinin ellerinde bulunan

taşları atmak üzere oldukları, [E.S.nin] de elinde taş olduğu, gerilerden koşarak gelen bir

göstericinin elindeki büyük bir taşı yakın mesafeden şüphelinin başına attığı,

şüphelinin başındaki kaskın ön tarafına çarpan taşın yere düştüğü, bu sırada

şüphelinin sağ elinde bulunan tabancasının mekanizmasını çektiği, şüphelinin

tabancayı havaya kaldırdığı sırada [E.S. de] dahil olmak üzere bir çok

eylemcinin elinde taş bulunduğu ve taşları atmak üzere oldukları, şüphelinin

tabancasını havaya doğrultarak ateş ettiği, aynı anda da sol yana ve geriye

doğru hareket ederek çekildiği, silahın namlusu havada bulunduğu sırada

şüphelinin 2. kez ateş ettiği, [E.S.nin] elindeki taşı şüpheliye

attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü sırada şüphelinin elindeki

tabancanın baş seviyesinden yukarıda, namlusunun ise yere paralel olduğu,

şüphelinin 3. kez ateş etmesinden önce grubun önünde bulunan eylemcinin

elindeki iri taşı fırlatmak üzere olduğu, şüphelinin 3. atışından hemen sonra [E.S.nin]

başında ve başının sağ üst tarafındaki saçlarda bir anlık hareketliliğin

gözlendiği, şüphelinin ilk ateş ettiği yer ile son ateş ettiği yerin farklı

olduğu, son ateş ettiği yerin daha geride olduğu, ancak bu mesafenin ölçüsünün

raporda gösterilmediği, toplam 3 el ateş eden şüphelinin ateş etme süresinin 1

saniye civarında olduğu, son atış anı ile birlikte yönünü polislerin olduğu

tarafa dönüp koşmaya başladığı, şüphelinin silahı ilk iki ateşlemesinde

namlunun ucunun havaya yönelik olduğu, ancak ateşlemeler sırasında namlunun çok

hareketli olduğu, son ateşleme öncesinde ise namlunun bir an yere paralel

olduğu, şüphelinin eylemcilere yaklaşmasından silahını 3. kez ateşlemesine

kadar geçen süre içerisinde göstericiler tarafından 10 adetten fazla taşın

şüpheliye atıldığı, polisin 3. atışıyla aynı anda [E.S.nin] yere düşmeye

başladığı,

Bilirkişiler tarafından incelenen CD ve

DVD'lerin kopyalarının çıkartılarak soruşturma dosyasına eklendiği,

orijinallerinin ise otopsi işlemine ait fotoğraf ve görüntü kayıtları ile

birlikte Adli Emanetin ... muhafaza altına alındığı,

Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce de olaya

ilişkin kamera kayıtlarının incelenerek Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağının

düzenlendiği ve 20/06/2013 tarih... yazı ekinde Başsavcılığımıza gönderildiği,

Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağında;

göstericiler tarafından Ziya Gökalp Caddesi üzerinde kurulan barikatın, polisin

göstericilere müdahalesinin, Güvenpark içerisinde polise yönelik taşlı

saldırıların, polisin geri çekilme sırasında maruz kaldığı saldırıların ve

beton banklar arasından çekilirken yaşadığı zorlukların, telefon kulübeleri

üzerinden atlayan polislerin, [E.S.nin] yüzü kapalı ve eldivenli halinin ve 5 kez taş

atarken görüntüsünün yer aldığı,

Aynı tutanakta vurulma anına ilişkin

görüntülerin inceleme yönteminin anlatıldığı, buna göre, iki buçuk saniyelik

görüntüden saniyede 1/50 (fps) kare almak suretiyle 250 kare fotoğraf elde

edildiği, görüntü hızının 50/100 ve 10/100 oranında yavaşlatıldığı, sesin

senkronize edildiği,

Yine bahse konu tutanağa göre; bir buçuk

saniyeden az süre içerisinde 3 el silah sesinin duyulduğu, polis memurunun

silahını yere doğru dolduruş yaptıktan sonra 3 el atış yaptığı, her 3 atışta da

elin omuz hizasından yukarıda olduğu, bu sırada polis memurunun çok yakınında

ve karşısında bulunan, içerisinde [E.S.nin] de yer aldığı grubun taşlı saldırısına maruz

kaldığı, [E.S.nin] 3. atış sesinin gelmesinin hemen ardından yere

düştüğü, grubun bir kısmının geriye doğru kaçtığı, bir kısmın da taşlamaya

devam ettiği, dondurulan görüntü üzerinde polis memuruna saldıran gruptaki

şahıslara numara verildiği ve eşgal tanımlaması yapıldığı, buna göre grubun 40

kişiden oluştuğu, ayrıca yerde bulunan ve gösterici grup tarafından atılan

taşlara da numara verildiği, polis memurunun silahla ateş etmesinden 1/3 saniye

önce, tahmini 4-4,5 metre mesafeden 27 numaralı şahıs tarafından atılan 35

numaralı taşın polis memurunun göğüs üstü kafa bölgesine yakın yere isabet

ettiği,atıştan 1/2 saniye önce 14 numaralı şahıs tarafından atılan taşın polis

memurunun göğüs ve karın bölgesi arasına isabet ettiği, bu esnada polis

memurunun atılan taşlardan kurtulabilmek için sağdan sola doğru sıçrama halinde

ve yüzü göstericilere dönük olduğu, atış esnasında tahmini 4-4,5 metre

mesafeden 17 numaralı şahıs [E.S.] tarafından atılan 17 numaralı taşın

polis memurunun sağ omuz hizasında omuzuna çarpıp yere düştüğü, polis memurunun

sağdan sola sıçrama halinin devam ettiği, yine atış esnasında 40 numaralı şahıs

tarafından tahmini 7-8 metre mesafeden atılan 39 numaralı taşın polis memurunun

karın ile kasık bölgesi arasına isabet ettiği, polis memurunun kendisine isabet

eden taşın etkisiyle bir anda önünde bulunan 7 numaralı şahsa yüzünü döndüğü,

aynı zamanda sol kolunu karın bölgesine doğru tuttuğu, vücudunun kasılma

hareketi gösterdiği, silahın halen sağ elde ve omuz hizasının yukarısında

bulunduğu, 3. atış esnasında 7 numaralı şahıs tarafından tahmini 2-2,5 metre

mesafeden atılan 34 numaralı taşın polis memurunun göğüs üstü kafa bölgesine

yakın yere isabet ettiği, 7 numaralı şahsın taşı atmasından 1/3 saniye önce

polis memurunun vücudundaki kasılmanın belirgin olarak görüldüğü, 8, 10, 25 ve

36 numaralı şahısların polis memurunun kaçış istikametine taş attığı,

Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağında

yer alan yukarıdaki açıklamaların fotoğraflar üzerinde de gösterildiği,

Ankara Emniyet Müdürlüğünün 20/06/2013

tarih... yazısı ekinde Başsavcılığımıza gönderilen, [M.İ.] Hastanesinin 01/06/2013 tarih

ve... Genel Adli Muayene Raporuna göre, şüpheli [A.Ş.nin] 112 Acil

Servis tarafından Hastaneye getirildiği, karın sağ alt kısımda, sağ ön kol

bileğinde ve sol ön kol iç yüzde abrazyon mevcut olduğu, aynı Hastane

tarafından [A.Ş.nin] hakkında 01/06/2013 tarihinde 2 gün, 03/06/2013

tarihinde 7 gün, 10/06/2013 tarihinde de 7 gün istirahat raporu düzenlendiği,

Emniyet Müdürlüğünün anılan yazısı

ekinde şüpheli [A.Ş.ye]

ait olduğu bildirilen ve vücudunun çeşitli yerlerinde yara izlerini gösteren

fotoğrafların bulunduğu,

Ankara Emniyet Müdürlüğünün 24/06/2013

tarihli yazısı ekinde 02/06/2013 tarihli Olay Tutanağının gönderildiği, bu

tutanağa göre; ... [bkz.

§ 14 ]

Şüphelinin de aralarında bulunduğu Çevik

Kuvvet Birliğinin amiri olan [S.G.nin], görev yaptıkları 01/06/2013 günü saat 16:00 ila

02/07/2013 günü saat 10:00 arasında gerçekleşen olaylara ilişkin 02/06/2013

tarihli Görev Raporu düzenlediği, dosyaya ibraz edilen bu raporda [E.S.nin]

yaralanması olayı ile bu olaydan önce ve sonra yaşananların detaylı olarak

anlatıldığı, raporda isimleri yer alan 9 polis memurunun yaralandığı ve iş

göremez raporu aldığı, polise ait 5 adet boy kalkanının da göstericiler

tarafından gasp edildiği bilgilerine de yer verildiği, raporun [S.G.nin]

ifadesi ile uyumlu olduğu,

Şüpheli [A.Ş.nin] ifadesinde, [bkz. § 30]

Şüphelinin Sulh Ceza Mahkemesi'nde

verdiği ifadesinde, [bkz.

§ 31]

Olay sırasında şüpheli [A.Ş.nin] görev aldığı Çevik Kuvvet

birliğinde yer alan polis memurları [M.E.G., S.C.K., F.Ö., E.Ş. veE.U.nun]

tanık sıfatıyla beyanlarının alındığı,

Tanık [F.Ö.nün] ifadesinde olay günü Güvenparkta görev alan

birlik içerisinde kalkancı olarak görev aldığını, Güvenpark içerisinde metronun

YKM çıkışı ile havuz arasında düzen aldıklarını, hemen sonra göstericilerin

saldırıya başladığını, taş, demir bilye vb sert cisimler attıklarını,

saldırıların yoğunlaştığı sırada geri çekilme emri aldıklarını, geri çekilirken

arkalarında beton bank ve ağaç çit olduğu için çekilmekte zorlandıklarını,

hızlı çekilme sağlanamadığını, çekilme sırasında göstericilerin iyice yanlarına

yaklaştığını, yakın mesafeden taş ve flama sopalarıyla vurmaya başladıklarını,

kendisinin ağaçların arasından geçerek parktan çıktığını, kaldırım üzerinde

bulunan taksi durağının arkasına saklandığını, bu sırada 3-4 polisin parkın

içerisinden telefon kulübelerinin yanından çıkmaya çalıştıklarını, bunların

parktan çıkan son grup olduğunu, bu grup çıkarken parkın içerisinden yoğun

şekilde taşlandıklarını, tekme ile vuranlar olduğunu, [A.Ş.nin] aldığı

tekme darbesi sonucu kaldırıma düştüğünü, son çıkan grup kaldırıma geldikten

sonra da park içerisinden üzerilerine taş atmaya devam edildiğini, bu sırada

kel bir göstericinin [A.Ş.nin] [sanık polis memuru] üzerine doğru

geldiğini, Kızılay AVM tarafından da bir grup göstericinin aralarında [A.Ş.nin

de] bulunduğu polislere taş atmaya başladığını, bu grubun aynı zamanda

polislere doğru geldiğini, kendisinin yardım etmek için kalkanını siper ederek

yanlarına gitmeye çalıştığını, ancak bir göstericinin [A.Ş.nin] yanına

yaklaştığını, [A.Ş.ye] tekme attığını, vurmaya çalıştığını, üzerlerine

yoğun bir şekilde taş atıldığı ve etrafı da gözetlemeye çalıştığı için [A.Ş.nin]

yerden kalktığını görmediğini, silah sesi duyunca baktığında [A.Ş.yi]

üzerine gelen göstericilerin önünde havaya 3 el ateş ederken gördüğünü, ateş

ederken göstericilerin [A.Ş.yi] yoğun bir şekilde taşladıklarını, [A.Ş.nin]

ateş ettikten sonra dönüp kaçtığını, bu olay sırasında [E.S.nin]

yaralandığını fark etmediğini, olaylar sırasında, polis memuru [E.E.nin]

göğüs kafesinin kırıldığını, çok sayıda polisle birlikte kendisinin de

yaralandığını, saldırıların yoğunluğu karşısında öleceğini düşündüğünü beyan

ettiği,

... [devamında diğer polislerin Başsavcılıktaki tanık

beyanları yer almakta]

Olay günü şüphelinin de içerisinde yer

aldığı Çevik Kuvvet Birliğinin Amiri olan [S.G.nin] ifadesinde,...

Olay mahallinde yapılan keşif sırasında

müşteki vekilleri tarafından keşif mahallinde hazır edilen, [İ.K., B.Ç. ve M.C.T.nin] tanık

sıfatıyla dinlenildikleri,

Tanık [İ.K.nın] ifadesinde, ...

... [devamında olay yeri incelemesi sırasında dinlenen

tanıkların beyanları yer almaktadır.]

Müştekiler vekilinin 08/07/2013 tarihli

dilekçe ile [D.G.,

C.Ç., D.C., G.K., H.A., Ş.İ., M.E., K.A., S.D. ve F.O.yu] tanık olarak

dinletmek istediğini beyan ettiği, bu tanıklardan [D.G., C.Ç., H.A., K.A.

ve S.D.nin] dinlenildiği, bu defa müştekiler vekilinin 09/07/2013 tarihli

dilekçe ile diğer tanıklarını yargılama aşamasında dinleteceklerini, bu aşamada

dinletmekten vazgeçtiklerini beyan ettiği,

[Tanık S.D.nin] ifadesinde,

... [devamında tanıkların beyanları yer almaktadır.]

Olayla ilgili görüntüleri kaydeden [C.T.] Televizyonu kameramanı tanık [M.B.T.nin]

ifadesinde,...

Olayla ilgili görüntüleri kaydeden [K.D.] Televizyonu kameramanı tanık [H.D.nin]

ifadesinde...

Bir diğeri ile uyumlu olmayan, kısmen

yorum içeren, olay görüntüleri ve görüntü analiz raporlarıyla çelişen beyanlara

itibar edilemediği,

Olay yerinde yapılan keşif sırasında

yapılan tespitler, olay yeri inceleme uzmanları tarafından düzenlenen raporlar,

görüntü inceleme raporu, mermi çekirdeğinin kemik dokuda oluşturduğu kenarları

düzgün oluk şeklindeki iz ve balistik raporuna göre, olay yerinde ve [E.S.nin] ölümüne neden olan mermi

çekirdeğinde sekme izinin bulunmadığı,

Mermi çekirdeğinde sekme izinin

olmamasının, şüphelinin maktülü doğrudan hedef alarak ateş ettiği anlamına

gelmediği, şüphelinin silahından çıkan merminin başkaca bir cisme çarpmadan [E.S.nin] başına isabet ettiğini

gösterdiği,

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu 16.

maddede polise silah kullanma yetkisi tanındığı, ancak bunun öldürme yetkisi

anlamına gelmediği,

[E.S.nin] de arasında bulunduğu

gösterici grubun şüpheliye yönelik taşlı saldırısı ile şüphelinin silahlı

savunması arasında bir orantı olmadığı, meşru savunmada yasal sınırın aşıldığı,

sınırın kasten aşılması halinde ceza sorumluluğunun kalkmayacağı,

Ancak şüphelinin kendisine saldırıda

bulunan gösterici gruba karşı tabancasını çekerek havaya uyarı atışı yaptığı

sırada, 3. atışı yapmak isterken dönüp kaçmaya çalıştığı esnada, omuz

hizasından yukarıda tuttuğu tabancasının dönme hareketinin etkisi ile yere

paralel hale gelmesi ve o konumda iken atış yapması sonucu [E.S.nin] yaralanmış olması ile atış

öncesi ve atış esnasında şüphelinin vücudunun muhtelif yerlerine isabet eden

taşlar dikkate alındığında şüphelinin meşru savunma sınırını kasten aştığının

söylenemeyeceği, sınırın kasıt olmaksızın aşıldığı,

Meşru savunmada sınırın kasıt olmaksızın

aşılması halinin TCK 27/1. madde düzenlendiği,

TCK 27/1. maddenin 'Ceza sorumluluğunu

kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle

işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın

altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.' hükmünü içerdiği,

Şüphelinin eyleminin TCK 81 ve 27/1.

maddelere uyan meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürme suçunu

oluşturduğu,

Şüpheli tarafından gerçekleştirilen ve

TCK 81. maddeye mümas olan eylemin meşru savunma olup olmadığı, meşru savunma

ise yasal sınırın aşılıp aşılmadığı, sınır aşılmış ise bunun kasten mi yoksa

kasıt olmadan mı aşıldığı hususlarının taktir ve değerlendirmesinin ağır ceza

mahkemesinin görevine girdiği anlaşıldığından,

Şüphelinin yüklenen suçtan mahkemece

yargılamasının yapılarak, eylemine uyan TCK 81, 27/1, 53 ve 63. maddeler

uyarınca cezalandırılmasına..."

B. Ankara 6.

Ağır Ceza Mahkemesi Nezdindeki Yargılamalar

1. 2013/337 ve 2013/349

Esaslarına Kayden Görülen Yargılama Süreçleri

37. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ankara Ağır Ceza

Mahkemesi) 2013/337 esasına kayden görülmeye başlanan yargılamada, A.Ş.nin

Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olması nedeniyle

hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre verilmiş soruşturma izni

bulunmadan kamu davası açılması nedeniyle yargılamanın durdurulmasına karar

verilmiştir.

38. Karara karşı Cumhuriyet Başsavcılığının ve

başvurucuların yaptığı itirazları değerlendiren Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi

19/7/2013 tarihinde durma kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Bu karar

üzerine yargılamaya 2013/349 esasa kayden devam edilmiştir.

39. Başvurucular özel olarak temin ettikleri olay anına

ait görüntülerin incelenmesine dair Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinden

alınan 17/7/2013 tarihli bilirkişi raporunu, bir Alman belgesel yönetmenliği

profesöründen alınan 9/9/2013 tarihli bilirkişi raporunu, ruh sağlığı ve

hastalıkları uzmanı üç doktordan alınan 25/11/2013 tarihli raporu ve bir

psikiyatri doktorundan temin edilen 3/7/2013 tarihli raporu Ankara Ağır Ceza

Mahkemesine sunmuştur. Raporların ilgili kısımlarına Aksaray 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin (Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi) 19/12/2016 tarihli kararında yer

verilmiştir (bkz. § 81).

40. Bu karar üzerine 2013/349 esasa kayden yeniden

görülmeye başlanan yargılamada 19/7/2013 tarihli tensip kararıyla dosya

kapsamındaki görüntü CD'lerinin incelenmesi için bilirkişiye tevdiine karar

verilmiştir.

41. Bilişim suçları izleme ve değerlendirme uzmanı

bilirkişi tarafından 5/8/2013 tarihli rapor düzenlenmiştir. Raporda özetle

A.Ş.nin silahını yere doğrultup doldurduktan sonra havaya üç kez ateş ettiği,

her üç atışta da elinin omuz hizasından yukarıda olduğu, A.Ş.nin ateş ettiği

sırada kendisine yakın mesafede bulunan göstericiler tarafından taşlandığı

belirtilmiştir.

42. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 23/7/2013 tarihinde,

23/9/2013 tarihli duruşma öncesinde, sırasında veya sonrasında duruşma

salonunda ve civarında yaşanabilecek olumsuz olaylara karşı gerekli güvenlik

tedbirleri alınması için güvenlik birimlerine müzekkere yazmıştır.

43. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 23/9/2013 tarihli

duruşmasının başında taraflar arasında tartışma çıkması sonucunda duruşma

gerçekleştirilemeyerek duruşmanın 28/10/2013 tarihine ertelenmesine karar

verildiği anlaşılmıştır. Duruşma Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir:

"... Müştekiler ...[başvurucular] hazır.

Müştekiler vekili [53 adet vekil] ... hazır.

Sanık A.Ş. ve vekilleri [3 adet vekil] ... hazır.

Duruşma salonuna alınması konusunda,

polislerin alınması, avukatların içeri girmesi ve vatandaşların salona alınması

hususunda tartışma ve arbede yaşandığı görüldü.

...

Dava duruşmasına başlanamaması nedeniyle

ilk duruşmanın savunmanın alınması, müştekilerin beyanlarının alınması, savunma

avukatlarının ve müşteki avukatlarının beyanlarının alınması amacıyla

duruşmanın CMK 142. Maddesi 182/2 Maddesi gereğince kamu güvenliği nedeniyle

kapalı yapılmasına karar verildi.

...

Müşteki vekillerini temsilen müşteki

vekili Av. [M.Y.nin]

beyanları göz önüne alındığında duruşma salonundaki duruşma saatinin saati

geçmesine rağmen başlamaması olması, mahkemenin karar aldıktan sonra duruşma

salonunda her ne kadar sükunet sağlanmış ise de mahkememizin ilk celse için

almış olduğu kararın kaldırılması talebinin reddine karar verildi. Kapalı

duruşmaya devam olundu. Kapalılığın ilk celse duruşması için alındığı hususu

belirtildi.

Duruşmaya başlanacağı zaman salonun

dışında arbede yaşandığı, salonun içinde ve dışında bu sırada tutanak

yazılırken müşteki vekili Av. [M.Y.] söz alarak sanığın perukla geldiğini ve peruğun

düştüğünü belirterek yargılama yapılmamak için kimliğini gizlediğini

belirtmiştir. Kolluk adliye dışında tutulmadığı sürece yargılamanın yapılması

mümkün değildir. Salon boşaltılırken koridorda kolluk kuvvetleri çıkan

seyircilere ve bu esnada orada bulunan avukatlara saldırmışlardır. İkinci çıkan

arbedenin nedeni ve sorumlusu da kolluk kuvvetleridir.

Peruk, müşteki vekili Av. [M.Y.den] alındı. Emanete

gönderilmek üzere dosyaya alındı.

..."

44. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2013 tarihinde, duruşma

salonunda Mahkeme Heyetine "Hâkim davayı kaçtın, onlarla

ortaksınız.", polislere "Katil polis, katiller."

şeklinde sözler söylendiğini, duruşma sırasında sanık A.Ş.nin darbedildiğini,

arbede yaşandığını, sanığın önündeki sabit mikrofonun yerinden çıktığını,

parmaklıkların yerinden oynatıldığını belirterek olaylar hakkında suç

duyurusunda bulunmuştur. Sonrasında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 4/10/2013 ve

25/10/2013 tarihlerinde, duruşmalarda meydana gelen olaylara ilişkin olarak

3/9/2013 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek sanığın polis

olması sebebiyle davanın güvenilir bir şekilde sürdürülmesi amacıyla 28/10/2013

tarihli duruşma sırasında duruşma salonunda ve kapısında gerekli sayıda asker

bulundurulmak suretiyle gerekli tedbirlerin alınması için güvenlik birimlerine

müzekkere yazmıştır.

45. UYAP üzerinden yapılan incelenmede A.Ş.nin

Şanlıurfa'ya tayin olduğu ve bu sebeple 28/10/2013 tarihli ikinci duruşmaya

katılmadığı fakat üç müdafiinin, başvurucuların ve 101 vekilinin de hazır

bulunduğu anlaşılmıştır. Duruşmada; başvurucuların vekillerinin A.Ş.nin

tutuklanmasına ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi hususunda A.Ş.nin ilk duruşmaya

geldiği fakat duruşmanın başlayamamış olması sebebiyle savunmasını yapamadığı,

A.Ş.nin görevli olarak Şanlıurfa'da bulunduğu, kaçma ihtimalinin, delilleri

karartmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle A.Ş.nin müdafilerinin şahısla

ilgili mazeretlerinin kabulüne ve A.Ş.nin savunmasının Ses ve Görüntü Bilişim

Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla alınmasına dair ara kararı verilmiştir.

Başvurucuların SEGBİS ile savunma alınması kararına karşı itirazları Ankara 7.

Ağır Ceza Mahkemesinin 4/11/2013 tarihli kararıyla, söz konusu kararın itiraza

tabi kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

46. Başvurucular vekilleri SEGBİS ile alınacak savunma

sırasında Şanlıurfa'daki duruşmada hazır bulunma talebinde bulunmuştur. Ağır

Ceza Mahkemesi 27/11/2013 tarihinde SEGBİS Yönetmeliği ve Bakanlık Bilgi İşlem

Daire Başkanlığının genelgesi gözetilerek -sanığın hazır edilmesi ve kimliğinin

tespitine ilişkin hususlar dışında- tüm işlemlerin Ankara Ağır Ceza

Mahkemesince yapılması gerektiğinden ve savunma SEGBİS'le görüntülü olarak

Ankara Ağır Ceza Mahkemesince alınacağından sanık ve müşteki vekillerinin

Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki SEGBİS duruşmasında hazır

bulunamayacaklarına karar vermiştir.

47. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 31/10/2013 ve 8/11/2013

tarihlerinde, 2/12/2013 tarihli duruşma sırasında salon içinde ve kapıda

gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve yeterli sayıda askerin

bulundurulması için güvenlik birimlerine müzekkere yazmıştır.

48. 2/12/2013 tarihli üçüncü duruşmaya A.Ş., SEGBİS

aracılığıyla Şanlıurfa'dan katılmış; A.Ş.nin üç müdafii, başvurucular ve çok

sayıda vekil ise duruşmada hazır bulunmuştur. A.Ş.nin kimlik tespiti SEGBİS

aracılığıyla yapılmıştır. Başvurucuların vekillerinin talebi üzerine A.Ş.nin

kimliğinin tespit edilip elektronik imza ile mahkemeye gönderileceğinden kimlik

belgesinin resimli fotokopisinin ve bir resminin çekilmesi suretiyle

gönderilmesine karar verilmiştir. Duruşmadaki savunmasında A.Ş. ayrıntılı

yazılı savunmasını sunduğunu, bu savunması dışında konuşmak istemediğini bildirmiş;

A.Ş.nin yazılı savunması huzurda okunmuştur. Dosyanın incelenmesinden A.Ş.nin

yazılı savunmasının Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki ifadesiyle benzer olduğu

anlaşılmıştır.

49. Devamında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların

katılma taleplerinin kabulüne karar vermiştir. Sonrasında başvurucular

vekilinin sorduğu bazı sorulara A.Ş. yanıt vermiştir. Duruşma sonucunda Ankara

Ağır Ceza Mahkemesi Heyetince ilk duruşmada tanıkların duruşma salonu dışına

çıkarıldığı, duruşma salonunda meydana gelen arbede nedeniyle duruşmanın

ertelendiği, ikinci duruşmada SEGBİS'le ilgili itirazlar ve Mahkemenin adil

olmadığı yönünde beyanlar ileri sürüldüğü belirtilerek yargılamadan çekinme

kararı verilmiştir.

50. A.Ş. 2/12/2013 tarihli dilekçeyle, yargılanmakta olduğu

olay nedeniyle radikal bazı örgütlerden tehdit aldığını ve hakarete maruz

kaldığını, can güvenliği bulunmadığını, kendisine koruma tayin edildiğini

belirterek çekilen fotoğrafının taraflara verilmemesini ve yargılama dosyasında

muhafaza edilmesini talep etmiştir.

51. 2/12/2013 tarihli duruşmada verilen davadan çekinme

kararını inceleyen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi 13/12/2013 tarihinde hâkimin

tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekinmesi şartlarının

dosyada gerçekleşmemesi nedeniyle davadan çekinme kararının uygun olmadığına

karar vermiştir.

52. Bu karar üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi başkanı

20/12/2013 tarihinde Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük)

kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur. Genel Müdürlük 4/2/2014 tarihli

yazıyla, kanun yararına bozma yoluna Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen

kararlar yönünden başvurulabileceğinden davadan çekinme kararı aleyhine kanun

yararına bozma yoluna gidilmediğini belirtmiştir.

53. Bu defa Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin bir üye hâkimi

10/2/2014 tarihinde davadan çekinme kararı vermiştir. Söz konusu kararı

inceleyen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2014 tarihli kararla hâkimin

tarafsızlığını şüpheye düşürecek somut sebeplerin gerçekleşmemesi nedeniyle çekinmenin

uygun olmadığına karar vermiştir.

54. Bunun üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 10/2/2014

tarihinde, 7/4/2014 tarihli duruşmanın güvenliğinin sağlanması, duruşma salonu

içinde ve dışında yeterli sayıda güvenlik gücünün bulundurulması için çeşitli

güvenlik birimlerine müzekkereler yazmıştır.

55. 7/4/2014 tarihli duruşmada, başvurucular çok sayıda

vekille temsil edilmiş olup başvurucular 2/12/2013 tarihli duruşmada Mahkeme

Heyetinin çekinmesi dolayısıyla sanığın savunmasının tamamlanamadığını belirtmiş,

sanığa soracak soruları olması nedeniyle sanığın duruşmada hazır

bulundurulmasını talep etmiştir. Talep üzerine sanığa doğrudan soru

yöneltilmesi, polisler tarafından tutulan tutanak ile ilgili soru sorulması

amacıyla sanığın duruşmada hazır edilmesi için hakkında çağrı kâğıdı

çıkarılmasına karar verilmiştir.

56. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 7/4/2014 ve 27/5/2014

tarihlerinde, 26/5/2014 ve 7/7/2014 tarihli duruşmalarda sanığın da hazır

bulunacağını gözeterek duruşmaların güvenliğinin sağlanması, ek planlama

yapılması, duruşma salonu içinde ve dışında yeterli sayıda güvenlik gücünün

bulundurulması için çeşitli güvenlik birimlerine müzekkereler yazmıştır.

57. 26/5/2014 ve 7/7/2014 tarihli duruşmalarda A.Ş.nin

duruşmada hazır bulunduğu, başvurucuların çok sayıda vekille temsil edildiği

görülmüştür. 7/7/2014 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı A.Ş.nin olası

kasıtla öldürme nedeniyle cezalandırılması ve haksız tahrik hükümlerinin

uygulanması gerektiği yönünde esas hakkında mütalaasını sunmuş, A.Ş.nin tutuklanmasına

karar verilmiştir.

58. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 14/7/2014 tarihinde, 3/9/2014

tarihli duruşmada sanığın da duruşmada hazır bulunacağını gözeterek duruşmanın

güvenliğinin sağlanması, ek planlama yapılması, duruşma salonu içinde ve

dışında yeterli sayıda güvenlik gücünün bulundurulması için çeşitli güvenlik

birimlerine müzekkereler yazmıştır.

59. A.Ş.nin 3/9/2014 tarihli duruşmadaki savunmasının

ilgili kısmı şöyledir:

"...kalkanın yere bırakıp

üzerlerine doğru gidildiği gittiği ... deniliyor ... benim kalkanım muhtemelen

parkın içerisinde ... çünkü kasığımda bu şekilde ayak izi vardı sağ kasığımda

... Parkın içerisinde bizi yani kalkanlarımıza şu büyüklüklerde sayın hakimim

delikler vardı ilerden sapanlarla bizi taşlıyorlardı o esnada ben kendi ayağıma

o attıkları taşlar yerden sektirip atıyorlar kendi ayağıma gelmesin diye

ayağımın kaba etine çevirdiğimi hatırlıyorum. Arkamdakileri koruyabilmek için

kalkanı yukarıya kaldırıyorum hakimim... İlk mahkemeye perukla çıktığımı

söylüyorlar, benim dışarıda twitterlar’da kimlik fotokopilerim paylaşıldı bu

süreçten daha sonra Eylüldeki mahkemeden sonra benim illegal örgütler

tarafından dışarıda dünya kadar tehdidim var, bu emniyetten istihbarattan bize

ulaşıyor benim dışarıda koruma polisi verdiler bana yani benim dünya kadar

tehdide uğradığım ortada twitterlar’da kimlik fotokopilerim paylaşılıyor...

havuz başında beton koltukların orada sıkıştırıldığımızda ... Bir arkadaşımın

üzerine bastım diyor çalıların arkasına atlayabilmek için diyor yani ne kadar

vahim bir durum düşünebiliyor musunuz. Canını emanet ettiğiniz her gün beraber

yiyip içtiğiniz işte göreve gidip geldiğiniz bir arkadaşının göğsüne

basıyorsunuz atlıyorsunuz yani bu olayın vahametini ne kadar gösteriyor ...

Yani o insanın böyle dışarıdan bakınca veya görüntüyü izleyince anlaşılmıyor o

an orada o taşı bir yiyip o kaldırım taşını kırılmış ikiye bölünmüş kaldırım

taşını bir yiyip bir canınızın yanması gerekiyor. Bugün hepimizin eline evde

bir dikiş dikerken bile iğne batsa havaya hopluyoruz yani ... olay anında

parkın içindeki görüntüde ben çalılıkların oraya kadar geldiğimde,... arkaya

atlayabilmek için oraya kadar geldim orada kalkanımın nereye gittiğini

bilmiyorum yani artık yakın mesafeden adamlar bizzat yere düşen arkadaşlara

saldırıyorlardı, bize saldırıyorlardı hakim bey ben çalılıkların arkasına

atlayabilsem yukarıya doğru kaçacaktım zaten ama çalıların oradan ben sırtım

üzerine düşürüldüğümde, ... bana gelen darbe sonucu ... yere düşürüldüğümde ...

hala yukarıdan taş atma durumları var orada ki eylemcilerin bu görüntü ile

sabit bir şey ben orada yere düştüğümde oranın yüksekliği bu çitten daha yüksek

belki de oradan sırtım üzerine yere düştüğümde elimde kalkanım yoktu sadece gaz

maskem ve kaskım vardı ve içeride havuz başında 15 dakika boyunca bu adamlar

bizi orada taşlamışlar. Orada biz acayip bir duruma düştük yani bizim

arkadaşlarımız telefon kulübelerinin üstünden atlayıp kaçtılar robokob

arkadaşlar onlar kaçtıysa öndeki kalkancıların ... sayesinde kaçtılar ben

kalkancıyım diyorum efendim size kalkanlarda bu kadar delikler vardı ben orada

kalkancı olarak sırtımı dönüp gözümün önüne bakarak kaçma imkanım olsa

çalılardan güzelce atlar giderdim. Ama arkamı dönmek gibi bir imkanım yoktu

çünkü kalkanıma sürekli taşlar isabet ediyordu, sürekli taşlar isabet ediyor,

beton koltuklar var, arkadaşlarım orada yere düşmüş millet birbirinin üzerine

basıyor yani o hengameyi ben burada size ne kadar anlatsam da efendim o olayın

içine yani bu hengameyi polis memuru olup da öyle bir olaya girmeyen bir insan

bile anlayamaz ... ben oradan üzerime atlayacaklarını düşünerek efendim parkın

içindeki o dediğim görüntüde ki çalılıklar üzerimden üzerime atlayacaklarını

düşünerek silahımı yerdeyken çektim ama dolduruş yapmadım efendim, dolduruş

yapmadım. Şimdi sağ elimde silah varken doğal olarak nasıl yerden doğrulmam

gerekir benim sol elimi yere koymam gerekir değil mi sol elimi yere koyup

doğrulduğumda yanımdaki eylemcinin bana doğru hamle yaptığını gördüm bakın

buralar ekmek sandığı yüzünden ekmek kulübesi yüzünden görüntüye alınmamış ...

o esnada ben yerden doğrulduğumda o eylemci bana doğru hamle yaptığında ben ona

tekme suretiyle uzaklaştırmak istedim. Yani belimde copum var ama o copları

bilmiyorum ne kadar bilginiz var yani çıkartmak orada çok şey değil yani kolay

bir iş değil yani... Daha sonra ben orada o eylemciye tekme attıktan sonra...

kaskıma taşın çarpmasıyla... birlikte kalabalık grubu ben o zaman fark ettim

bana doğru geldiklerini yani aslında ben silahı parkın içindeki gruba karşı

çektim orada ben bunları ifademde de anlattım ... orada ben artık taşlar bana

patır patır isabet etmeye başlayınca hakim bey ben orada artık kafamdaki tek o

anlık oluşan düşünce silahım namlusuna mermiyi verip havaya ateş etmek oldu.

Çünkü oradaki saldırıyı dindirmem gerekiyordu benim yani oradan çıkabilmek için

dindirmem gerekiyordu. Size şunu sorayım yani buradan sizin orası 5 metre vs.

öyle bir şeydir herhalde sizin kürsünüz ya şimdi atılan taşlar kaldırım taşı

hakim bey, ... benim doktor raporlarımda da mevcut. Eve gittim kız arkadaşıma

göndermek için fotoğrafta çektim yani ... küçücük bir canınız yansa yani serçe

parmağınıza vursam sonuçta bütün vücut irkiliyor ... çıplak bir vücutta

yakından atılan o kaldırım taşlarının bırakacağı etkiyi bir düşünün sizce de

kontrolümün bozulması normal değil mi. Eğer taşlamasalar ben zaten geri

çekiliyordum ve böyle bir kaza yaşanmayacaktı. Efendim şimdi şunu söylemek

istiyorum yani benim orada eğer ki amacım bir art niyetim olsa bir kötü niyetim

olsa... benim o tekme attığım şahıs yerden doğruluyor ... tekrardan bana var

gücüyle geriye doğru kasılıp taş atıyor sanırsam o taş herhalde görüntüde belli

ben sol elimi tutuyorum kasılıyorum böyle bir hareketim oluyor elimi oraya

koyuyorum yani eğer ki benim kastım olsa... bana en çok orada beş metre ve iki

metre olarak kıyaslıyorum bana en çok zarar verecek olan orada iki metre

mesafedeki adamdır. Yani benim bir art niyetim olsaydı ben o adama silahı

doğrulturdum orada, yani benim başından sonuna bu kadar taş yememe rağmen

ısrarla elimi havada tutuyorum, ısrarla havaya ateş etmek istiyorum, ısrarla

havaya ateş ediyorum. Ama orada ki eylemciler yani namlu kendilerine

doğrulmadığı için bakıyorlar uyarı ateşi yapıyor, hala ısrarla taş atıyorlar

eğer ki namlu kendilerine doğrulsaydı zaten taş atmazlardı ... ben vücut

hareketlerimle efendim şimdi kafada kask var gaz maskesi var bir ses

duyuramazsınız bir şey yapamazsınız karşıdaki gruba bir ikazda da

bulunamazsınız sizi taşlayan gruba ve 4,5,6 artık ne kadarsa oradaki metre

hatırlamıyorum size o kadar kaldırım taşları atılıyor vücudunuza isabet ediyor

canınızın yanmasını vücudunuzun tepkimelerini bir düşünün psikolojik haliniz

korkmanız telaşlanmanız bunun çabası ve bu durumdayken bile bu durumdayken bile

ben hareketlerime bakın ... ben hareketlerimle uyarı ateşi yaptığımı

gösteriyorum karşı tarafa yani benim bir art niyetim olsa yani o silah hiçbir

eğitimde öyle kurulmaz yani yere doğru bu şekilde zıplayarak bir silah kurma

şekli yoktur. Benim orada ki gayem hem geriye doğru adımlayıp mesafemi açmak hem

de aynı zaman da yere doğru doldurup bir kazaya meyil vermemek istiyorum ben

orada. Yere doğru dolduruyorum elimi doğrudan eylemcilere değil de doğrudan

yukarı doğru doğrultarak ateş etmeye başlıyorum ve aynı zamanda hala içimdeki

korkuyu paniği düşünün, yani geriye doğru adımlıyorum ben hala başkanım yani

geriye doğru adımladığım halde ve ben atmaya başlamışım oraya artık silahın

sesi duyuluyor orada duyulmuyorsa da görülüyor yani. Ben havaya atmaya

başlamışım atmışım,... sen beni hala taşlıyorsun yani ben sana uyarı atışı

yapmak amacında olduğumu gösteriyorum, ... vücut tepkimelerim yani açıkça

görülüyor atılan taşlar, vücudumun hareketi o kasığıma değen taş benim iç

kanamadan şüphelendiler hastanede film çektiler. Ben elimi nasıl sol kasığıma

tutuyorum... bunlar çıplak gözle görülecek şeyler bunlar bilirkişi raporuna ...

taşları saymaya falan hiçbir şeye gerek yok ki ... ben uyarı atışı yapıyorum

yapmayın anlamı nedir bunun durdurun saldırıyı ama siz hala taş atmaya devam

ederseniz yani benim vücudum o tepkimeleri gösterdiğinde haliyle o kontrol

bozulabilir. Yani dünyanın en iyi silah atan adamını buraya getirelim 5 metre 6

metre mesafeye koyalım 20, 30 kişi herneyse 20-30 kişiye de gerek yok üç kişi

beş kişi karşısından taşlayalım taşlayalım bakalım düzgün bir havaya atış

yapabilecek mi ... eğer ki orada o eylemciler benim az önce bahsettiğim şekilde

hareketlerimle atışımı atışımı uyarı atışı olacağını göstermeme rağmen havaya

da uyarı atışı yapmaya devam etmeme rağmen beni hala taşlayarak böyle bir kazanın

olmasına sebebiyet verdiler. Eğer ki o taşlar bana atılmamış olsaydı ben zaten

hamlelerimle de geriye doğru kaçıyorum..."

60. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2014 tarihli kararla

A.Ş.nin olası kasıtla öldürme suçundan cezalandırılmasına, hakkında haksız

tahrik hükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir. A.Ş. neticeten 7 yıl 9 ay 10

gün hapis cezasına mahkûm edilmiş ve hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

4) Eylemin bilinçli taksir veya olası kast

yönünden değerlendirilmesi

a) Bilinçli taksir yönünden TCK 22/3

maddesi çerçevesinde yapılan değerlendirmede,

Kanun metninde 'kişinin öngördüğü

neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir

vardır' hükmü yer almaktadır. Taksir eyleminin değerlendirilmesinde, eylemin

taksirli bir suç olması, neticenin öngörülebilir olması, hareketin iradi

olması, neticenin istenilmemesi, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı

davranılması, hareket ve netice arasında illiyet bağının varlığı göz önüne

alınmalıdır...

b) Olası kast yönünden TCK 21/2 maddesi

yönünden yapılan değerlendirmede,

Kanun metninde, 'suçun kanuni

tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi

halinde olası kast vardır' hükmü yer almaktadır...

Olası kast ve bilinçli taksirde failin

neticeyi öngörerek hareket etmesi gerekmektedir. Olası kastta fail gerçekleşme

olasılığını öngördüğü neticeyi göz önüne almakta, kabullenmektedir. Bilinçli

taksirde ise failin neticeye yönelik iradesi, istememe şeklindedir...

...

... Görüntülerin incelenmesinde Gezi

Parkı olaylarıyla bağlantılı Ankara'da eylemler düzenlenmiş..., eylemlerin

hukuk düzeninin gerektirdiği kurallar dışına çıkılarak gerçekleşmesi üzerine

yasal çerçevede görevli bulunan polisler, kural dışı yapılan hareketlere

ilişkin kendilerine düşen görevi yerine getirmeye çalışmışlardır...

...

Sanığın eyleminin değerlendirilmesinde,

mahkememiz olası kast ve bilinçli taksir değerlendirmesi yönünden yukarıda

belirtilen kurallar çerçevesinde, sanığın görevli diğer polis memurları ile

olay yerinde olaylara müdahale etmek amacıyla tedbir alınması sırasında hazır

bulunduğu, eyleme katılan kişilerin güvenlik görevlilerine karşı yapmış

oldukları taşlı, sopalı eylemleri sonucunda, olayın başlangıcında kalkancı

durumunda bulunan polislerin bazılarının kalkanlarının alınması ve geri

çekilmek zorunda bırakılmaları ve buna ilişkin verilen talimatlar sebebiyle

polislerin Güvenpark yanında bulunan Milli Müdafaa Caddesi üzerinden Kumrular

sokak istikametine doğru geri çekildikleri, görüntülerde izlendiği şekliyle

atılan taşların nitelikleri ve direnişin küçümsenmeyecek boyutta olduğu, her

bir taşın isabet etmesi halinde öldürücü bir darbe etkisi meydana

getirebileceği, ancak sanığın da geri çekilme imkanı varken geri çekilmeyerek

silahını çektiği açıktır. Sanık [A.Ş.nin] görevi gereği kendisine verilen tabancasıyla olayın

meydana geldiği yer olan Milli Müdafaa Caddesi'nin Güvenpark Kızılay Metro

çıkışı köşesinde, üç el ateş etmesi sonucunda mermilerden birinin maktul [E.S.nin]

başına isabet etmesi sonucu ölüm meydana gelmiştir. Buna göre kanunun olası

kast ile düzenlemiş olduğu hükümler çerçevesinde yapılan değerlendirmede

sanığın ateş etmesi neticesinde orada bulunanların isabet alarak

yaralanabileceklerini veya ölebileceklerini öngörebilecek bir durumda olduğu,

üçüncü atış sonucunda da ölümün meydana gelmiş olması göz önüne alındığında,

sanık [A.Ş.nin] olay anında, bulunduğu alanda, tabanca ile ateş etmesini

gerektirecek düzeyde bir tehlikenin söz konusu olmadığı, olay anında aynı

şartlar altında bulunan diğer görevli polis memurlarının böyle bir eyleme

kalkışmadıkları, sanığın kendisinin de daha sonra duruşmadaki ifadesinde de

kabul ettiği gibi olaydan hemen sonra polis arkadaşlarına 'çektim sıktım üç

tane' demesi, sanığın suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini

öngörmesine rağmen fiili işlemiş olması sebebiyle eylemin olası kastla adam

öldürme olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.

Sanığın eylemi bilinçli taksir olarak

kabul edilmemiştir. Bilinçli taksirin söz konusu olabilmesi için sanığın

neticeye yönelik iradesinin 'istememe' şeklinde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Halbuki eylemde yukarıda anlatıldığı gibi sanık olası kast unsurlarını

gerçekleştirecek şekilde hareket etmiştir.

c) Olası kast (TCK 21/2) halinde haksız

tahrik hükümlerinin (TCK 29) uygulanması

...

haksız hareketin işleniş şekli,

niteliği, tahrik edenle edilenin durumları nazara alınmış ve hakkaniyet ilkesi

çerçevesinde uygun bir biçimde tahrikin derecesi tespit edilerek cezada yapılan

indirim oranı 2/3 olarak belirlenmiştir.

5) Meşru müdafaa sınırının aşılması

suretiyle adam öldürme iddiasına ilişkin yapılan değerlendirme

...

... TCK'nın 27/1 maddesi, meşru müdafaa

bakımından geçerli olup, hukuka uygunluk nedeniyle sınırın aşıldığı hallerde

uygulanır. Olayın meydana geliş şekline göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı

göz önüne alındığında meşru savunma şartlarının olayımızda gerçekleşmediği

açıktır.

...

8) SEGBİS Sisteminin Kullanılması

...

SEGBİS sisteminin kullanımına ilişkin

yukarıda belirtilen yönetmelik ve genelge gereği huzurda bulunamayan ve başka

bir mekanda bulunan sanıkla ilgili savunma alınması söz konusu olduğundan,

Sanık [A.Ş.nin]

Şanlıurfa'da bulunması sebebiyle SEGBİS sistemiyle savunmasının alınmasına

karar verilmiş olup, SEGBİS sisteminin özelliği gereği sanığın sesli ve

görüntülü video sistemiyle, mahkeme huzurunda bulunan avukatı kanalıyla

savunmasının alınmasıdır. Bu sebepten, sanığın savunmasının alınmasına karar

verildikten sonra avukatların mahkememizde bulunması gerektiği, SEGBİS sistemi

gereği sanığın yanında avukat bulunması zorunluluğu olmadığından sanığın tek

başına SEGBİS sistemiyle huzurda bulunan sanık vekilleri ve katılan

vekillerinin huzurunda savunması alınmıştır.

Tarafların, yani sanık vekillerinin ve

katılan vekillerinin savunma konusundaki itirazları, savunmanın yapılamadığına

ilişkin beyanları üzerine sanık vekillerinin sanık [A.Ş.yi] duruşmada hazır edeceklerini

beyan etmeleri üzerine, sanığın huzurda hazır edilmesiyle savunması alınmıştır.

Mahkemenin buradaki amacı, tarafların

beyanlarını değerlendirirken sanık savunmasına ilişkin sanık vekillerinin de

beyanları göz önüne alınarak adil yargılama ilkeleri çerçevesinde savunmanın

alınması olduğundan, tekrar savunma alınmıştır. Esasen mahkememizin görüşüne

göre SEGBİS sistemiyle yapılan savunma geçerli olmasına rağmen, özellikle sanık

vekillerinin sanığı hazır etmeleri suretiyle savunmasının alınmasını talep

etmeleri sebebiyle talepleri kabul edilmiştir.

SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME

Sanığın savunması, katılanların

beyanları, sanık vekillerinin ve katılan vekillerinin beyanları, tanık

beyanları, olay anını gösteren video görüntüsü ve dosyadaki belgelerin birlikte

değerlendirilmesinde,

... izlenen video kayıtları ve tanık

beyanlarına göre Ankara Metrosu'nun Milli Müdafaa Caddesi çıkışı ile

Güvenpark'da gösterilere müdahale etmeleri için görevlendirilen polis

memurlarına göstericilerin çeşitli maddeler fırlattıkları, bu maddelerin

yaralayıcı ve zedeleyici nitelikte olduğu, olay yerinde görevli olan ve kalkan

taşıyan polis memurlarının bulunduğu grubun bu sebeple geri çekilirken,

polislerin bir kısmının yere düştüğü, bu esnada kalkanlarının da düştüğü, geri

çekilme talimatının verilmiş olduğu, sanık [A.Ş.nin] gösteriler devam ettiği sırada geri çekilirken

Güvenpark'ın köşesinde bulunan telefon kulübelerinin yanından caddeye doğru

çıktığı, ancak diğer polis memurları gibi Milli Müdafaa Caddesi'nden yukarı

doğru geri çekilmek yerine pozisyonunu koruduğu, bir göstericiye tekme atarak

hemen ardından silahını çektiği ve silahı üç kez ateşlediği, ilk iki atışın

yukarı doğru yapıldığı, sanık polis [A.Ş.nin] silahını üçüncü kez

ateşlediğinde, önünde bulunan gösterici grubundan [E.S.nin] vurularak

yaralandığı ve yere düştüğü görüntülerden ve tanıkların beyanlarından açıkça

anlaşılmakla sabittir. Adli Tıp Kurumunun maktul [E.S.nin] hangi

tabancadan ateşlenen mermiyle vurulduğu hususundaki raporunda, olay yerinde

bulunan polis memurlarının tabancalarının incelenmesi neticesinde, merminin

sanık polis [A.Ş.ye] ait tabancadan atılmış olduğu anlaşılmıştır. Bunun

üzerine iddia makamı tarafından 12/07/2013 tarihli iddianame ile sanık hakkında

meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürme suçundan kamu davası

açılmıştır. Sanığın eyleminin kasten adam öldürme - olası kastla adam öldürme -

taksirle veya bilinçli taksirle adam öldürme yönünden yapılan

değerlendirmelerde, yukarıda da ayrıntılı olarak izah edildiği üzere sanığın

maktul [E.S.yi] olası kastla öldürdüğü kanaatine varılmış ve bu bağlamda

TCK 21. madde hükümleri uygulanmış olup, eylemde kullandığı silahın devlet

tarafından görevi gereği kendisine verilmiş olması sebebiyle TCK 266. maddesi

kapsamında silahla ilgili değerlendirme de yapılmakla, eylemde haksız tahrikin

oluşup oluşmadığı yönünden, yine yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere,

sanığa atılan taşlar ve olayın cereyan etme şekli göz önüne alınarak, eylemin

haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında

işlenmiş olduğu kanaatine varılarak, TCK 29. maddesi hükmü uygulanmıştır.

Sanık hakkında verilen mahkumiyet

kararı, olay anına ilişkin video görüntüsü, tanık beyanları, katılanlar

vekillerinin beyanları, otopsi raporu, adli tıp ve bilirkişi raporları ile

dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesinde, sanığın suçu işlediğine ilişkin

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğundan sanığın

tahliye talebinin reddi ile hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına karar

verilmiş ..."

61. Başvurucuların temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 17/6/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Gerekçenin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

3- a) 26.05.2014 tarihli oturumda

verilen 6 nolu ara kararının katılan tarafın dinletmek istediği ve adlarına

tensibin 7 nolu bendinde yer verilen... adlı kişileri kapsadığı nazara

alındığında; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri

alınan, beyanlarına gerekçeli kararda yer verilerek hükme esas alınan ve

19.07.2013 tarihli tensip zaptının 6 ile 8 nolu bentleri uyarınca mahkemece

resen dinlenmelerine karar verilen tanıklar ... yargılama sırasında

dinlenmemesi ve tarafların beyanları tespit edilerek bu konudaki ara

kararlarından vazgeçilmesi yönünde herhangi bir karar oluşturulmaması suretiyle

CMK'nun 211/1-c ve 215. maddelerine aykırı davranılması,

b) Olayla ilgili olarak temin edilen tüm

görüntülerin mahkemece huzurda izlenmesinden, taraflarca temin edilen bilirkişi

raporları incelenerek bu hususta bir tutanak düzenlenmesinden, görüntülerin

kanaat oluşturmaya yeterli olmadığı düşünüldüğünde ise bu hususta kendisini

geliştirmiş üniversitelerin ilgili bölümleri veya TRT gibi uzman kuruluşlara

mensup bilirkişilere tevdii edilerek, mümkün olduğu takdirde görüntü

kalitesinin ileri teknoloji ile iyileştirilmesi sağlandıktan sonra tarafların

da hazır bulunduğu bir oturumda izlenmesinden ve taraflar ile müdafii ve

vekillerinden diyeceklerinin sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin

ve takdiri gerektiği gözetilmeden mahkeme heyetince nerede izlendiği ve içeriği

tutanaklardan anlaşılmayan görüntülerin hükme esas alınması suretiyle yine 5271

sayılı CMK'nun 216 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi,... (BOZULMASINA),

... hükmolunan cezanın miktarı, temyiz

incelemesi için geçen süre dışındaki tutukluluk süresi, bu aşamada bir hak

kaybının bulunmaması, mahkemece sanığın hukuki durumunun bozma sonrası

yargılama sırasında yeniden değerlendirilecek olması nazara alınarak sanıklar

müdafiilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE..."

2. 2015/307

Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci

62. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine

Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/307 esasına kayden görülen yargılamada,

10/7/2015 tarihli tensipte sanığın tutukluluk hâlinin devamına, sanığın ilk

tutuklama incelemesinin 7/8/2015 tarihinde, ikinci tutuklama incelemesinin ise

4/9/2015 tarihinde yapılmasına, 7/9/2015 tarihinde gerçekleşecek duruşma için

taraflara çağrı kâğıdı gönderilmesine karar verilmiştir. 7/8/2015 tarihli

incelemede sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

63. Ayrıca 10/7/2015 tarihinde, Ankara Ağır Ceza

Mahkemesince 7/9/2015 tarihinde gerçekleşecek ve tutuklu sanığın hazır

bulunacağı duruşmada güvenliğin sağlanması için güvenlik birimlerine

müzekkereler yazılmıştır. Ayrıca Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 2/9/2015 tarihli

yazı ile 7/9/2015 tarihli duruşmadan önce duruşma salonunda köpekle veya

gerekli her türlü teknik teçhizatla bomba araması yapılmasını güvenlik

birimlerinden talep etmiştir.

3. Davanın

Nakli Kararı ve Sonrasındaki Yargılama Süreci

64. Sanık müdafileri 5/8/2015 havale tarihli dilekçeyle,

polis memuru A.Ş.nin can güvenliği olmadığını, mahkeme huzurunda bile

darbedildiğini, radikal gruplar tarafından adliye binası çevresinde gösteriler

yapıldığını, adliye binasına saldırılıp zarar verildiğini, kapıların kırılıp

polis araçlarının yakıldığını, duruşmalarda olaylar çıktığını, Mahkeme Heyetine

hakaret edildiğini ve her türlü baskının yöneltildiğini, Mahkemenin her duruşma

öncesi güvenlik sağlanması için güvenlik güçlerine müzekkere yazması

gerektiğini, ilk duruşmadan bu yana hem saldırılar hem de Mahkeme Heyetine

yönelik baskı ve tehditler nedeniyle güvenli ve adil yargılamayı sağlayacak bir

ortamda duruşma yapılamadığını, bundan sonra da yapılamayacağını belirterek

davanın daha güvenlikli ve adil yargılama yürütülebilecek bir ortamda görülmesi

için güvenlik gerekçesiyle başka bir yere naklini istemiştir.

65. Bunun üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2015

tarihinde, yargılamaya devam edilmesinin kamu güvenliği için tehlike oluşturup

oluşturmadığı, davanın naklinin zorunlu olup olmadığı konusunda gereği yapılmak

üzere söz konusu dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığı ise söz konusu yazıyı 10/8/2015 tarihinde Genel Müdürlüğe

iletilmiştir.

66. Genel Müdürlüğün 12/8/2015 tarihli yazıyla, talebin

Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara Valiliğinin (Valilik) görüşü ile birlikte

gönderilmesi gerektiğini bildirmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı; Ankara

Ağır Ceza Mahkemesinden ve Valilikten görüş talep etmiştir.

67. Valilik 14/8/2015 tarihinde, sanık polis memuru

A.Ş.nin yargılanması sırasında duruşmalarda sanığa bazı marjinal gruplar

tarafından şiddet uygulanması, adliye dışında yasa dışı gösteriler yapılması,

adliye binasına ve güvenlik güçlerine saldırıda bulunulması, Mahkeme Heyetinin

baskı altına alınmaya çalışılması gibi eylemler karşısında A.Ş.nin ceza infaz

kurumunda, adliyede, ceza infaz kurumundan adliyeye getirilip götürülmesi

sırada kargaşa çıkarılmasının, saldırıya uğramasının, kaçırılmaya ve

öldürülmeye çalışılmasının muhtemel olduğunun, alınan güvenlik tedbirlerine

rağmen öngörülemeyen ve kamu güvenliğini ciddi olarak ihlal edebilecek, infial

yaratabilecek olayların çıkabileceğinin değerlendirildiğini bildirerek davanın

naklinin kamu güvenliği bakımından zaruret arz ettiği yönündeki görüşünü

bildirmiştir.

68. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi de Valiliğin görüşünü

teyit eden görüşünü Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığınca Genel Müdürlüğe yeniden iletilen nakil talebi 21/8/2015

tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı 25/8/2015 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesinden

davanın nakli için talepte bulunmuştur.

69. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 31/8/2015 tarihli kararıyla

kamu davasının Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar vermiştir. Gerekçenin

ilgili kısmı şöyledir:

"...Davanın başka bir yere naklinin

uygun olacağı yolundaki görüş ve Adalet Bakanlığının bu husustaki isteği

yerinde görüldüğünden kamu güvenliği nedeniyle CMK.nun 19/2. maddesi uyarınca

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/307 esasında kayıtlı kamu davasının

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine NAKLİNE..."

70. Bu karar üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2015

tarihinde resen celse açmış, başvurucular ile vekillerinin yokluğunda verdiği

kararla davanın Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline ve Yargıtay 1. Ceza

Dairesi tarafından mahkûmiyet kararının usul yönünden bozulmuş olması, davanın

nakli sebebiyle yargılamanın uzun sürebileceği, sanığın tutuklu kaldığı süre ve

duruşmaları devamlı olarak takip etmesi gerekçeleriyle A.Ş.nin tahliyesine

karar vermiştir.

71. Başvurucular vekili tarafından 4/9/2015 havale

tarihli dilekçeyle, A.Ş.nin tutukluluk incelemesinin 4/9/2015 tarihinde

yapılacağına dair ara kararı var iken adli tatilde, nöbetçi bir heyet

tarafından davanın güvenlik nedeniyle nakli talebinde bulunulduğu ve sonrasında

Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından davanın nakline karar verilmesiyle görevi

sona erdiği hâlde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutukluluk incelemesi

yapılacak tarihten bir gün önce ara celse açılarak davanın nakliyle birlikte

sanığın tahliyesine de karar verildiği belirtilmiş ve tahliye kararına itiraz

edilmiştir.

72. İtiraz, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2015

tarihli kararıyla, davanın nakli kararında sebepleri belirtilmek suretiyle

tahliye kararı verme yetkisinin mahkemenin mutlak yetkisi sınırı içinde olduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir.

73. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2015 tarihli

kararı başvuruculara 30/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular

13/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Aksaray Ağır

Ceza Mahkemesi Nezdindeki Yargılamalar

1. 2015/364

Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci

74. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/364 esasına

kayden görülen yargılamanın 11/1/2016 tarihli duruşmasında A.Ş., SEGBİS

aracılığıyla hazır bulunmuştur. A.Ş.nin dört müdafii, başvurucular Sayfı

Sarısülük, Mustafa Sarısülük, İkrar Sarısülük, Cem Sarısülük ile başvurucuların

yirmi beş vekili duruşma salonunda hazır bulunmuştur. Başvuruculara Yargıtayın

bozma ilamına karşı diyecekleri sorulmuş, başvurucular esas mahkemede beyanda

bulunmak istediklerini ve bozma ilamı konusunda bir diyeceklerinin olmadığını,

avukatlarının bu konuda beyanda bulunacaklarını belirtmiştir.

75. Dosyanın incelenmesi neticesinde başvurucular

vekillerinin sanığın huzurda savunma yapması, duruşmada hazır edilmesi

yönündeki taleplerinin Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılamada da

devam ettiği anlaşılmıştır.

76. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince aynı duruşmada, bozma

ilamında belirtilen şahısların dinlemesi talebinden başvurucular vekillerinin

vazgeçtiği ve davanın nakledilmeden önce görüldüğü Ankara Ağır Ceza

Mahkemesince de bu tanıkların dinlenmelerinden vazgeçilmesine karar verildiği

anlaşılmakla tanıkların dinlenmesi hususunda yeniden karar verilmesine yer

olmadığına, yine bozma ilamında belirtilen, dosyaya sunulan görüntü

kayıtlarının Mahkemece celse arasında huzurda izlenerek bilirkişi raporları da

incelenmek suretiyle tutanak tutulmasına, görüntü kayıtları incelendikten sonra

hüküm vermeye elverişli olmadığı kanaatine varılması hâlinde gerekli işlemin

yapılmasına, A.Ş.nin duruşmada hazır edilmesi talebinin savunmasını SEGBİS

aracılığıyla yapmak istemesi ve bu hususun savunma hakkıyla ilgili olması

nedeniyle reddedilmesine ve A.Ş.ye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu,

delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, A.Ş.nin duruşmaları takip etmesi,

kaçtığına ya da kaçacağına ilişkin bir bulguya rastlanmaması, ayrıca delilleri

karartma yönünde bir eylemi olmaması nedeniyle tutuklanması talebinin reddine

karar verilmiştir.

77. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bozma kararı

doğrultusunda 18/3/2016 tarihinde, olaya ilişkin görüntülerin bulunduğu

Cumhuriyet Başsavcılığının emanetinde kayıtlı olan ve yargılamanın nakli

sonucunda dosya ile birlikte gönderilen, çeşitli televizyon kanalları

tarafindan iletilen DVD, üzerinde "Olay Öncesi Polise Saldırı"

yazısı bulunan CD, üzerinde "Polis Havaya Ateş" yazan DVD,

üzerinde "yavaş +" yazan CD, müşteki vekili tarafından sunulan

11/6/2013 tarihli CD, yine müşteki vekilinin sunduğu, bir televizyon kanalı

tarafından çekilen görüntülerin olduğu CD, A.Ş.nin müdafilerinin sunduğu flaş

bellek içindeki görüntüler, çeşitli MOBESE kayıtları, Ankara Ağır Ceza

Mahkemesine sunulan, 5/8/2013 tarihli bilirkişi raporunun hazırlanmasında

izlenen CD, başvurucular vekillerinin sunduğu, özel bilirkişi raporlarının

hazırlanmasında izlenen görüntüler izlenmiştir. Görüntülerin izlenmesi sonucu

düzenlenen tutanakta, görüntü kayıtları ve bilirkişi raporlarının incelenmesi

neticesinde olay anını gösteren CD ve görüntü kayıtları bulunan flaş bellekteki

görüntülerin netleştirilmesi, atış anlarına ve olayın başlangıcı ile bitiş

anına ilişkin kayıtların net olarak tespit edilmesi ve fotoğraflanması

gerektiği belirtilmiştir. Heyet, izlediği hâliyle görüntü kayıtlarının netlik

ve kalite açısından hüküm vermeye elverişli olmadığı kanaatine varmıştır.

78. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2016 tarihli

duruşmada dosya kapsamında mevcut tüm görüntülere dair yeniden bilirkişi raporu

aldırılmasına karar vermesi üzerine aynı tarihte dosya kapsamındaki tüm görüntü

kayıtları ve bilirkişi raporlarını Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine ileterek

görüntülerin netleştirilmesi ve sonrasında görüntü kayıtlarının kare kare

fotoğraflanması, ateş etme süresinin ve atış sayısının tespiti, olay anında

göstericiler tarafından polislere ve sanık polis memuruna taş atılıp

atılmadığı, atılmış ise sanık polis memuruna isabet edip etmediği, isabet etmiş

ise kaçının isabet ettiği, üçüncü atışta sanığın kolunda pozisyon değişikliği

olup olmadığı, varsa taş ya da sopa isabet etmesi gibi buna etken bir nedenin

bulunup bulunmadığı hususlarının ayrıntılı rapor ile tespitini talep etmiştir.

79. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi 14/4/2016 tarihinde,

iletilen tüm görüntülerin kalitesinin ve çözünürlüğünün iyileştirilmesini

TÜBİTAK'tan talep etmiştir. Görüntülerin iyileştirilmesini müteakip görüntüler

rapor hazırlanması için Türkiye Radyo Televizyon Kurumunda (TRT) görevli

tekniker, sistem analisti ve başkameramandan oluşan bilirkişi heyetine teslim

edilmiştir. Başvurucuların itiraz ettiği 19/8/2016 havale tarihli bilirkişi

raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"...Mahkeme'nin dava konusu olaya

ilişkin talepleri genel olarak değerlendirildiğinde, taleplerin yoğun görsel

unsurlar içerecek şekilde raporlanması gereken talepler olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle dava dosyası ekinde incelenmek üzere komisyonumuza verilen tüm

görüntü kayıtları öncelikle ayrıntılı bir biçimde hem içerik ve hem de teknik

yeterlilikleri bakımından komisyonumuzca incelenmiştir.

Raporda yer alacak fotoğrafların açık ve

anlaşılır olması amacıyla komisyonumuza verilen olay görüntülerinden, dava

konusu olayı en açık ve anlaşılır şekilde görüntüleyen kayıtlar seçilmiş,

orijinal görüntü içeriğine hiçbir şekilde müdahale edilmemiştir.

Tüm görüntü kayıtları üzerinde

komisyonumuzca yapılan değerlendirme neticesinde ... isimli görüntü

kayıtlarının ... Mahkemenin taleplerine cevap verebilecek içerik ve teknik

yeterliliğe sahip olduğuna karar verilmiştir.

'vurulan genç' isimli görüntü kaydından

toplam 996, 'polis havaya ateş' isimli görüntü kaydından toplam 1426 ve

'mobese' isimli görüntü kaydından toplam 1348 adet olay fotoğrafı elde

edilmiştir. Elde edilen tüm fotoğraf kareleri ile olay akışı, diğer kamera

görüntülerindeki fotoğraflarla doğrulatmak suretiyle tek tek incelenmiştir.

Ayrıca, farklı kamera açılarından

kaydedilen olay görüntüleri, uluslararası geçerliliği olan ... görüntü işleme

yazılım programı aracılığıyla eşlenerek bilgisayar ortamında tekrar kaydedilmiş

ve böylece olay anını farklı kamera açılarından aynı anda izeyip

değerlendirebilme imkanı sağlanmaya çalışılmıştır.

Komisyonumuzca hazırlanan bilirkişi

raporunda kullandığımız görüntü kayıtlarından elde edilen tüm fotoğraflar ile

görüntü eşleme yöntemi ile tekrar kaydettiğimiz video kayıtları ayrıca DVD

ortammda bilirkişi raporumuz ekinde sunulmuştur.

...

(2) Kamera-2 görüntülerine göre sanık

polis memuru yere diz çökmüş olan bir göstericinin kafasına sağ ayağıyla sert

bir tekme atar. Bu arada çevredeki göstericiler sanık polis memuruna taş

atmaktadır.

(3) Başka bir göstericinin sanık polis

memuruna savurduğu iri bir taş polis memurunun kaskının tam yüzüne gelen

bölümüne çarparak parçalanır.

(4) Sanık polis memuru geriye doğru

sıçrayarak sağ elinde tutmakta olduğu tabancasının emniyetini açar.

(5) Sanık polis memuru sağ elinde

taşıdığı tabancasını yukarıya kaldırarak ilk ateşlemeyi gerçekleştirir. Polis

memurunun önünde bulunan gösterici kalabalık arasında [E.S.] açık bir biçimde

görülmektedir. [E.S.nin] ilk ateşleme sırasında taş atmak üzere sağ

elini yukarıya doğru kaldırdığı görülmektedir.

(6) Sanık polis memuru sağ elinde

taşıdığı tabancasını yukarda tutmaya devam ederek ikinci ateşlemeyi

gerçekleştirir. Görüntülere göre ikinci ateşleme sırasında [E.S.nin] sağ elindeki taşı sanık

polis memuruna doğru attığı görülmektedir.

(7) Sanık polis memuru sağ elinde

taşıdığı tabancasını da tutmaya devam ederek bu kez üçüncü ateşlemeyi

gerçekIeştirir. Görüntülere göre üçüncü ateşleme sonrasında [E.S.] başını sola doğru çevirir.

...

Mevcut kamera görüntüleri incelendiğinde

olaylar sırasında göstericilerin polislere ve sanık polis memuruna yoğun bir

biçimde ve büyük ebatlarda taş attıkları ve göstericiler tarafından atılan

taşların sanık polis memuruna isabet ettiği tespit edilmiştir.

...

Olaylar sırasında kamera görüş alanı

içerisinde yoğun bir hareketlilik olması ve atılan taşların sanık polis

memuruna ulaşıncaya kadarki süratinin kamera kayıt hızını kimi zaman aşması ve

kamera titreşimlerinden kaynaklanan netlik bozulmaları nedeniyle sanık polis

memuruna isabet eden taşların tespiti konusunda makul bir hata payını da

dikkate alarak, komisyonumuzca net bir biçimde atışlar öncesi ve atışlar

sırasında sanık polis memuruna isabet eden taşlar aşağıda belirtilmiştir:

A) SİLAH ATEŞLENMEDEN ÖNCEKİ TESPİTLER

Tespit-1: Atıcısı tespit edilemeyen taş

polis memuruna isabet ediyor.

Tespit- 2: Polis memuruna isabet ediyor.

Tespit- 3: Polis memurunun kaskına

isabet ediyor.

Tespit- 4: Polis memurunun sağ tarafına

isabet ediyor.

...

Tespit-7: Gösterici taşı çok yakın

mesafeden atmakta ve taş sanık polis memurunun kaskına isabet etmektedir.

...

Tespit- 10: Polis memurunun sağ omuz

bölgesine isabet ediyor.

B) ATEŞLEME SIRASINDAKİ TESPİTLER

Tespit- 11: Maktulün attığı taş polis

memurunun kaskının sağ tarafına çarparak yön değiştiriyor.

Tespit-12: Atıcısı tespit edilemeyen taş

polis memurunun sağ bacağına isabet ediyor.

...

Yukarıda görsel analiz yoluyla yapılan

tespitler neticesinde silah atışları öncesinde ve silah atışları sırasında

sanık polis memuruna göstericilerce taş atıldığı tespit edilmiştir. Silah

atışları öncesinde sanık polis memuruna isabet eden tahmini taş sayısı 6, silah

atışları sırasında sanık polis memuruna isabet eden tahmini taş sayısı 2'dir. Atış

öncesinde atılan tahminen 4 ve atış sırasında atılan 2 taşın isabet edip

etmediği tespit edilememiştir.

...

1. Atış (Tahmini atış zamanı:

00:000:08:19)

2. Atış (Tahmini atış zamanı:

00:000:09:06)

3. Atış (Tahmini atış zamanı:

00:000:09:12)

Her atış sırasında sanık polis memurunun

atış pozisyonunu etkileyecek vucüt açılarını dikkate alarak bir değerlendirme

yapıldığında:

1.1.Atışta her iki ayak yere basmakta,

2.Atışta sadece sağ ayak yere basmakta, 3. Atışta ise atışı yapan şahıs sıçrar

pozisyonda olup parmak uçları yere değmektedir.

2. Her üç vücut krokisindeki 3 numaralı

nokta incelendiğinde; atışları yapan şahsın bel kısmından öne doğru belirgin

bir biçimde eğildiği,

3. Her üç vücut krokisindeki 4 numaralı

nokta incelendiğinde atışlan yapan şahsın omuz kısmında silahı tutan sağ kolunu

aşağı doğru belirgin bir biçimde indirdiği,

4. Her üç vücut krokisindeki 5 numaralı

nokta incelendiğinde, atışları yapan şahsın dirsek kısmında açısal olarak

belirgin bir değişiklik olmadığı,

5. Her üç vücut krokisindeki 6 numaralı

nokta incelendiğinde, atışları yapan şahsın sağ bilek kısmında bileğini aşağı

doğru belirgin bir biçimde indirdiği,

tespit edilmiştir.

Ayrıca, dava konusu olay görüntülerinin

değişik açılardan incelenmesi neticesinde;

...

2. 3. Ateşleme sırasında ateş eden

kolunun pozisyonunu değiştirecek şekilde sağ koluna taş isabet etmediği,

3. Sanık polis memurunun 3. Ateşleme

sırasında kolunun pozisyonu değiştirecek herhangi bir etken ihtisas alanımız

dahilinde tespit edilememiştir."

80. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2016 ve 19/9/2016

tarihli duruşmalarında A.Ş.nin müdafileri, başvurucuların bir kısmı ile

başvurucuların birçok vekili hazır bulunmuştur. Başvurucular Sayfı Sarısülük,

İkrar Sarısülük, Cem Sarısülük, vekilleri ve A.Ş.nin müdafilerinin hazır

bulunduğu 28/11/2016 tarihli duruşmada ise Cumhuriyet savcısı sunduğu esas

hakkındaki mütalaasında, A.Ş.nin meşru müdafaa ve silah kullanma yetkisine dair

hukuka uygunluk nedenlerinden basit taksir sonucu E.S.nin ölümüne sebep

olduğunu belirtmiştir.

81. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 19/12/2016 tarihinde,

başvurucular Fikrinaz Tümen ve Mustafa Sarısülük dışındaki başvurucular ve

vekillerinin, A.Ş. müdafilerinin yüzüne karşı verdiği kararla A.Ş.nin meşru

savunmada sınırın taksirle aşılması suretiyle öldürme suçundan 2 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, cezada 5237 sayılı Kanun'un 27. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca 1/6 oranında ve aynı Kanun'un 62. maddesinin birinci

fıkrası uyarınca da 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın neticeten 1 yıl 4 ay

20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, şartları oluşmadığından A.Ş.

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının (HAGB) uygulanmasına yer

olmadığına, hapis cezasının takdiren adli para cezasına çevrilmesiyle neticeten

10.100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmedilen cezanın türü

dikkate alınarak ertelemeye yer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca A.Ş.

hakkında Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesince 24/6/2013 tarihli yurt dışı çıkış

yasağına dair adli kontrol tedbirinin devamına, imza atma yükümlülüğüne dair

adli kontrol tedbirinin ise kaldırılmasına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

Tanık [F.Ö]: 'Olay günü ben kalkancı olarak görevdeydim. Ön

saflardaydım. Bize yönelik göstericilerden yoğun bir şekilde taş bilye atışı

vardı. Hatta kalkanı üst tarafımıza siper yaptığımız için ayaklarımıza doğru

atıyorlardı. Bu nedenle geri çekilme emri aldık. Biz çekilirken göstericiler

yakın mesafeden bizi sıkıştırıp filamalarla vurmaya, taş atmaya başladılar. Ben

zorlukla taksi durağının arkasına çıkıp saklandım. Bir ara 3-4 arkadaşımın

telefon kulübelerinin yanından çıkmaya çalıştıklarını fark ettim. Bu grup

çıkarken yoğun şekilde taşlandılar. [A.Ş. de] bu gurubun içindeydi.

Bunların çıkmak istedikleri yer ile zemin arasında yaklaşık yarım metre

yükseklik farkı vardı. Bunlar çıktıktan sonar göstericilerin taş yağmuru devam

ediyordu. Bu sırada uzun boylu ve kel bir göstericinin [A.Ş.nin] üzerine

geldiğini, taşlamaya başladığını fark ettim. Ben kalkanımla yanlarına gitmeye çalıştım.

Ancak başaramadım. Yoğun taş atışından gidemedim. Bu sırada aynı kel

göstericinin [A.Ş.nin] yanına yaklaştığını, tekme attığını vurmaya

çalıştığını ve vurduğunu gördüm. [A.Ş.nin] yere düşüp düşmediğini,

kalkıp kalkmadığını görmedim. Bir an için silah sesi duyduğumda baktığımda [A.Ş.nin]

üzerine gelen göstericilerin önünde havaya doğru ateş etmekte olduğunu gördüm.

Hazırlıkta 3 el ateş ettiğini belirtmiş isem de şuan kaç el ateş ettiğini

bilmiyorum. Bu esnada göstericilerde onu taşlıyorlardı. Ateş ettikten sonra

dönüp [A.Ş.nin] kaçtığını gördüm. Bize doğru geldi. O esnada [E.S.]

isimli kişinin yaralandığını, yere düştüğünü ya da gruptan herhangi birinin

yere düştüğünü, yaralandığını görmedim. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir'

şeklinde beyanda bulunmuştur.

...

...'Gezi Olayları' olarak bilinen

olaylar[ın] ...

01/06/2013 günü de devam ettiği, bu gösteriler nedeniyle alınan güvenlik

tedbirleri kapsamında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube

Müdürlüğü'nde Polis memuru olarak görev yapan sanık [A.Ş.nin], Ankara

Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nden alınan görev listesine göre,

01/06/2013-02/06/2013 tarihinde 3. Birlik Amirliğinde 3. Grup 1. Tim'de,

Kızılay Bölgesinde görevlendirildiği, sanığın içinde yer aldığı Çevik Kuvvet

Birliği ile birlikte saat:17:00 sıralarında Ankara Metrosu Milli Müdafaa

Caddesi çıkışı ile Güvenpark içerisinde bulunan havuz arasında

konuşlandırıldığı, sanığın kalkancı olması sebebiyle en ön safta yer aldığı, Çevik

Kuvvet Birliğinin olayların yoğunlaştığı Güvenpark içerisinde düzen almasından

hemen sonra, o bölgede bulunan göstericilerin taş, demir bilye vb. çeşitli sert

cisimler atmak suretiyle güvenlik güçlerine saldırıda bulundukları,

göstericilerin Kızılay meydanının bir çok bölgesine yayılmış, sayısının çok

fazla olduğu, mütemadiyen değişik alanlardan polislere taş, demir bilye vb.

çeşitli sert cisimler atıldığı, göstericiler tarafından gerçekleştirilen

saldırıların yoğunlaşması ve Kumrular Caddesinden çok büyük sayıda gösterici

grubunun yaklaşması üzerine, Güvenpark içerisinde ve YKM Alışveriş Merkezi

önünde bekleyen Çevik Kuvvet Birliğine ait birliklerin Milli Müdafaa Caddesi

ile Kumrular Caddesinin kesiştiği hattın yukarısına çekilme emri aldığı,

sanığın ve arasında yer aldığı Çevik Kuvvet Birliğinin, geri çekilme sırasında

arkalarında bulunan beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübeleri ile

göstericiler tarafından gerçekleştirilen aralıksız saldırılar sebebiyle hızlı

ve düzenli bir şekilde çekilemediği, olaylar sırasında sanığa ait kalkanın

göstericiler tarafından gaspedildiği, polislerin bir kısmının telefon

kulübelerinin üzerinden atlayarak o bölgeden uzaklaştığı, sanık ile birlikte

kalkan taşıyan ve ön safta yer alan küçük bir polis grubunun park içerisinden

en son çekildikleri, bu hususun olay günü Polis memuru olarak görev yapan tanık

[M.E.G.nin] .... şeklindeki beyanı, olayla ilgili görüntü kayıtları ve

aldırılan bilirkişi raporları ile sabit olduğu, bu grubun geri geri çekildiği

sırada karşılarından sürekli olarak taş atan göstericilerden dolayı ellerindeki

kalkanların beton banklar arasına sıkışması ve göstericilerin yoğun şekilde

taşlı, sopalı saldırıları sebebiyle beton banklar arasına düşen polisler olduğu

gibi kalkanını elinden düşüren polislerin de olduğu, bu gruba ve özellikle

gruptaki yere düşen polis memurlarına göstericiler tarafından yarım metre-bir

metre gibi yakın mesafeden taşlı sopalı saldırıların yapıldığı, nitekim olayın

bu anına ilişkin görüntü kaydında düşen polis memurlarına yaklaşık 10 kişinin

taş ile vurduğunun net olarak görüldüğü,... bu sırada Güvenpark içerisinden

çıkan sanığın Milli Müdafaa Caddesi ile Güvenpark arasındaki kaldırıma geldiği

anda sanığın üzerine görüntülerde de görülen ve yakın mesafeden sanığa tanık

beyanlarında taş atan kel gösterici olarak tabir edilen şahsın geldiği, olay

günü polis memuru olarak görev yapan tanık [F.Ö.nün] talimatla alınan

beyanında 'Bu sırada uzun boylu ve kel bir göstericinin [A.Ş.nin]

üzerine geldiğini, taşlamaya başladığını fark ettim. Ben kalkanımla yanlarına

gitmeye çalıştım. Ancak başaramadım. Yoğun taş atışından gidemedim. Bu sırada

aynı kel göstericinin [A.Ş.nin] yanına yaklaştığını, tekme attığını

vurmaya çalıştığını ve vurduğunu gördüm.' şeklinde anlattığı üzere sanığın

üzerine, görüntülerde de net olarak görülen göstericinin geldiği ve sanığa

saldırdığı, üzerine gelen ve kendisine saldıran göstericiyi uzaklaştırmak

amacıyla sanığın ileri doğru tekmeyle hamle yaptığı, bu hususun görüntülerde

net olarak görüldüğü, sanığın kendisine saldıran bu göstericiyi uzaklaştırmaya

çalıştığı sırada bir anda Metro çıkışı önünde bulunan ve içlerinde ölenin de

bulunduğu kalabalık bir gösterici grubunun önünde kaldığı, bu grubun sanığın

üzerine geldiği ve taşlı saldırılarını sanığa yönelttikleri, görüntülerde

ölenin yüzünü kırmızı fular benzeri bir bezle kapatmış olarak görüldüğü, elinde

polis kalkanının bulunduğu, bu sırada sanığın silahının elinde bulunduğu, ancak

silahla göstericilere yönelik herhangi bir hamlesinin bulunmadığı, kel

gösterici olarak tabir edilen şahıs tarafından tekmeyle saldırıya uğraması ve

akabinde kalabalık gösterici grubu tarafından yoğun şekilde taşlanması üzerine

silahının mekanizmasını çekmek suretiyle fişek yatağına mermi sürdüğü, bu

sırada namluyu yere doğru tuttuğu, o sırada sanığa kalabalık içerisinden yoğun

şekilde taş atılmaya devam edildiği, taşlanmakta olan sanığın daha sonra

silahını yukarı kaldırıp elini omuz hizasından yukarıda tutarak havaya ateş

etmeye başladığı, havaya ateş ettiği sırada üzerine gelen taşlardan kaynaklı

geriye ve yana doğru çekildiği, silahıyla bu şekilde iki kez havaya ateş

ettiği, bu sırada kaskına ve vücudunun değişik yerlerine taş isabet ettiği,

isabet etmeyen çok sayıda taş da bulunduğu, yerde seken taşların, kaskına

çarpıp parçalanan taşların ve taşların ebadının görüntelerde net olarak görüldüğü,

bu şekilde geriye ve yana doğru çekilirken görüntülerden ve görüntüde sanığın

vücudunun aldığı şekil, sol elini o bölgeye doğru bastırması nedeniyle

anlaşıldığı üzere sol kasık kısmına isabet eden taşın verdiği acı ve etki

nedeniyle sanığın havaya doğru sıçrar posizyona geldiği ve isabet eden taşın

verdiği etki nedeniyle tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, normal

çekimde bu durumun anlaşılamadığı, yavaşlatılmış çekimde ancak görülebildiği,

sanığın anlık bir şekilde bu konumda iken tabancasının üçüncü kez ateş aldığı,

bu sırada ölen [E.S.nin] de elindeki taşı sanığa doğru attıktan sonra

uzaklaşmak için sola döndüğü sırada tabancadan çıkan mermi çekirdeğinin ölen [E.S.nin]

başına sağ kulak hizasından isabet ettiği, bu sırada sanığın yaklaşık 1 metre

yanında bulunan kel göstericinin elini olabildiğinde açıp taş fırlattığı,

sanığın eylemcilerle karşı karşıya kalmasından silahını 3. kez ateşlemesine

kadar geçen 1,5 saniyeden az süre zarfında karşısında bulunan göstericiler

tarafından atılan ve sanığa isabet eden taşlarla ilgili katılan tarafın özel

aldırdığı bir rapor dışında diğer raporlarda ve özellikle TRT'den alınan

bilirkişi raporunda net bilgi bulunduğu, gerek ateş etmeden önce, gerek ateş

esnasında ve gerekse ateş tamamlandığında göstericiler tarafından atılan

taşların sanığın vücudunun muhtelif yerlerine isabet ettiği, bu hususun

bilirkişi raporlarına da yansıdığı, ayrıntılı açıklamanın TRT'den aldırılan

raporda bulunduğu, sanığın üçüncü kez ateş etmesi ile birlikte geriye dönerek

oradan uzaklaştığı, sanığın oradan uzaklaşırken ve kalabalıktan epeyce

uzaklaşmasına rağmen arkasından gelen taşların da görüntülerde net olarak

gözüktüğü, hatta sanığın kalabalıktan uzaklaşırken sırtına isabet eden taşın ve

bu taş nedeniyle tökezlediğinin de görüntülerde açıkça belli olduğu,

belirtildiği şekilde olay sırasında yaralanan [E.S.nin] Ankara Numune

Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, ancak 14/06/2013 tarihinde vefat

ettiği anlaşılmıştır.

Bundan sonra ölü muayene işleminin

yapıldığı, daha sonra Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca 15/06/2013

tarihinde, katılanlar adına gözlemci olarak Adli Tıp Uzmanı Dr. [A.U.nun] da katılımıyla otopsi

yapıldığı,... [E.S.nin] ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı

olarak öldüğünün yapılan otopsi ile anlaşılması üzerine, sanığın görev silahına

el konulduğu anlaşılmıştır. Otopsi sırasında ölenin başından bir adet 9 mm

çapında mermi çekirdeğinin çıkartıldığı, adli emanete alınan sanığa ait silah

ile ölenin vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin ... gönderildiği, Adli Tıp

Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şubesi tarafından mermi çekirdeği ve

tabanca üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 20/06/2013 tarih ...

balistik raporunda...

Olaylar sırasında kendisine isabet eden

taşlar nedeniyle sanığın da yaralandığı, soruşturma aşamasında sanığa ait

olduğu bildirilen ve vücudunun çeşitli yerlerinde yara izlerini gösteren

fotoğrafların dosyaya konulduğu, olaydan sonra sanığın [M.İ.] Hastanesinin 01/06/2013

tarih... numaralı raporunda karın sağ alt kısımda, sağ ön kol bileğinde ve sol

ön kol iç yüzde abrazyon mevcut olduğu, aynı Hastane tarafından sanık hakkında

01/06/2013 tarihinde 2 gün, 03/06/2013 tarihinde 7 gün, 10/06/2013 tarihinde de

7 gün istirahat raporu düzenlendiği görülmüştür.

Olay sonrası Cumhuriyet Savcısı ve

Ankara İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Timi'nde görevli 2 uzman

bilirkişi ile 07/06/2013 tarihinde olay mahallinde keşif yapıldığı, keşif

sırasında katılan vekillerince hazır edilen tanıkların dinlenildiği,

bilirkişilerce ölenin düştüğü yerin ve olay yerindeki sabit noktaların tespit

edilerek ölçümlerinin yapıldığı, olay mahallini gösteren fotoğrafların ve

kamera kaydının alındığı, keşif sonrası keşfe katılan bilirkişilerce 13/06/2013

tarihli raporun düzenlendiği...

Soruşturma aşamasında ölenin vurulma

anına ilişkin görüntülerin, olay mahallinde bulunan kamu kurumları ile özel

şahıslara ait işyerlerinin güvenlik kameralarından, mobese kayıtlarından,

televizyon kuruluşlarından, internetten ve RTÜK'ten temin edilen görüntülerin

bilirkişilere tevdi edildiği, bilirkişilerin 25/06/2013 tarihli raporu ibraz

ettikleri görülmüştür. Raporun ayrıntılarında polise yapılan saldırıların,

sanığın ateş etme anı, maktülün vurulma anı ve sanığa yönelik taşlı

saldırılarının fotoğraflarla gösterildiği, gerilerden koşarak gelen bir

göstericinin elindeki büyük bir taşı yakın mesafeden sanığın başına attığı,

sanığın başındaki kaskın ön tarafına çarpan taşın yere düştüğü, bu sırada

sanığın sağ elinde bulunan tabancasının mekanizmasını çektiği, sanığın

tabancayı havaya kaldırdığı sırada ölenin de dahil olmak üzere bir çok

göstericinin elinde taş bulunduğu ve taşları atmak üzere oldukları, toplam 3 el

ateş eden sanığın ateş etme süresinin 1 saniye civarında olduğunun, ateşlemeler

sırasında namlunun çok hareketli olduğu, son ateşleme öncesinde ise namlunun

bir an yere paralel olduğu, sanığın göstericilere yaklaşmasından silahını 3.

kez ateşlemesine kadar geçen süre içerisinde göstericiler tarafından 10 adetten

fazla taşın sanığa atıldığının belirtildiği görülmüştür.

Ankara Emniyet Müdürlüğünün 24/06/2013

tarihli yazısı ekinde 02/06/2013 tarihli olay tutanağının bulunduğu,... Olay

tutanağında anlatılan hususların tanık beyanları ile anlatılan, görüntü

kayıtlarında Kızılay Meydanına ait görüntülerle uyumlu olduğu anlaşılmıştır.

Yine içlerinde sanığın da bulunduğu

Çevik Kuvvet Birliğinin amiri olan [S.G.nin], görev yaptıkları 01/06/2013 günü saat 16:00 ila

02/07/2013 günü saat 10:00 arasında gerçekleşen olaylara ilişkin 02/06/2013

tarihli Görev Raporu düzenlediği, bu raporda ölenin vefatı olayı, bu olaydan

önce ve sonra yaşananların detaylı olarak anlatıldığı, raporda isimleri yazılı

9 polis memurunun yaralandığı ve iş göremez raporu aldığı, polise ait 5 adet

kalkanın da göstericiler tarafından gasp edildiği bilgilerine de yer verildiği,

rapor içeriğinin görüntü kayıtları ile uyumlu görüldüğü, özellikle bilirkişi

raporunda belirtilen ve göstericilerin polis kalkanı ile çekilen görüntüsü ile

uyumlu olduğu görülmüştür.

Katılanların olay nedeniyle şikayetçi olup,

davaya katılma talebinde bulundukları, katılma konusunda karar verildiği ve

katılan sıfatını aldıkları görülmüştür.

Sanık [A.Ş.nin] soruşturma aşamasında alınan ifadesinde

özetle... ifade ettiği anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında verdiği savunmasının

da benzer mahiyette olduğu görülmüştür.

Görüntülerde ve bilirkişi raporlarında

bir saniye ile bir buçuk saniye kadar bir sürede 3 el silah sesinin duyulduğu,

sanık polis memurunun silahını yere doğru dolduruş yaptıktan sonra 3 el atış

yaptığı, atışlar esnasında sanığın karşısında bulunan, içerisinde [E.S.nin] de yer aldığı gösterici

grubun taşlı saldırısına maruz kaldığı, 3. atış sesinin gelmesinin hemen

ardından grubun bir kısmının geriye doğru kaçtığı, bir kısmının ise sanığı

taşlamaya devam ettiği, sanık kaçarken dahi arkasından taşların gelmeye devam

ettiği, hatta kaçarken taşlardan birinin sanığın sırtına isabet ettiği ve bu

taşın etkisiyle sanığın tökezlediği görülmüştür.

Bu itibarla,... eylemlerin basit bir

gösteri yürüyüşü boyutunda kalmadığı,... gösterici sayısının kolluk görevlisi

sayısından çok fazla olması nedeniyle ilk başta görüntülerde de görüldüğü üzere

kalkanlarla bekleme ve gaz sıkma olarak müdahale ettikleri, ancak

göstericilerin sayısının, baskı ve şiddetinin her geçen dakika artması üzerine

geri çekilmeye başladıkları, bu sırada göstericilerin sıkıştırdıkları polis

memurlarını linç ettikleri, bu durumun görüntü kayıtları ile sabit olduğu, ...

Kızılay meydanı Güvenpark içerisinde sıkışan kolluk görevlilerinin

göstericilerin sayısı, uyguladıkları şiddet nedeniyle ölüm korkusu içine

düştükleri, sadece gaz sıkma ve güvenli şekilde çekilme gerçekleştirmeye

çalıştıkları, bu esnada sanığın da geri çekilirken kalkancı grupta yer alması

ve bu sebeple en önde yer alması nedeniyle geri çekilirken daha evvel

bahsedildiği ve görüntü kayıtları ile sabit olduğu üzere taş bankların

bulunduğu kısımda sıkıştığı, olay günü polis memuru olarak görev yapan tanık [F.Ö.] talimatla alınan beyanında

belirttiği üzere görüntülerde sanığa en yakın pozisyonda bulunan ve en yakından

taş atan uzun boylu ve kel gösterici olarak tabir edilen bir göstericinin

sanığın üzerine geldiği, tekme atmaya çalıştığı, sanığı taşlamaya başladığı,

bunun üzerine sanığın göstericiyi kendinden uzaklaştırmaya çalıştığı ve bu

amaçla göstericiyi tekmelemeye başladığı, bu sırada sanığın kalabalık gösterici

grubunun önünde kaldığı, göstericilerin yoğun taşlı saldırısının ve daha evvel

taş bankların önünde sıkışması ve darp edilmeleri nedeniyle sanığın

göstericileri kendinden uzaklaştırmak amacıyla silahını yere doğru tutmak

suretiyle mermiyi namluya sürdüğü, yine aynı şekilde elini havaya kaldırdığı,

elinin omuz hizasından yukarıda iken havaya ateş açıp göstericilerin

dağılmasını sağlamak istediği, bu sırada taşla saldırının halen devam ettiği ve

atılan taşlar nedeniyle sanığın sabit duramadığı, sanığın ilk iki atışı uyarı

amaçlı havaya yaptığı sırada atılan ve sol kasık bölgesine isabet eden taş

nedeniyle sanığın yukarı doğru sıçrar pozisyona geldiği ve yere sadece ayak

uçlarının temas ettiği, bu hususun ana klasörün ek 1. klasörü içinde bulunan

polis memurlarınca hazırlanmış 20/06/2013 tarihli bilirkişi raporunun 25.

sayfasında '40 nolu şahıs tarafından atılan 39 nolu taşın Polisin karın ile

kasık bölgesi arasına isabet ettiği, bu isabet nedeniyle sol kolun karın

bölgesine doğru tutulduğu, vücudun kasılma hareketi sergilediği' şeklinde

belirtildiği, sanığın yoğun taşlı saldırıya maruz kaldığı sırada bu şekilde

üçüncü atışın gerçekleştiği, o anda anlaşıldığı kadarı ile isabet eden taşın

verdiği etki ve atılan ancak isabet etmeyen taşlardan korunma refleksi ile

sanığın vücudunun şeklinin, el ve kol durumunun bozulduğu, dolayısıyla sanığın

hedef gözetmediği, özellikle yavaşlatılmış görüntü incelendiğinde sanığın hedef

gözettiğinin söylenmesinin mümkün olmadığı, sanığın göstericilerin üzerine

doğru ateş etmediği, sanığın havaya uyarı atışı yaptığı sırada taşlamanın

etkisiyle mevcut neticenin meydana geldiği, dolayısıyla sanığın saldırıya

uğramış bir halde iken ve bu saldırıyı defetmek maksadıyla, görüntü

kayıtlarındaki saldırgan sayısı ve atılan taş yoğunluğu nazara alındığında

saldırıyla orantılı şekilde, PVSK 16. maddesinde belirtilen silah kullanma

yetkisi kapsamında havaya ateş ederek saldırıyı uzaklaştırmaya çalıştığı sırada

sol kasık bölgesine isabet eden taşın verdiği etkiyle tedbirsizliği ve

dikkatsizliği ile üçüncü atışta [E.S.nin] yaralanmasına ve akabinde

ölümüne neden olduğu, sanığın bir kolluk görevlisi ve çevik birliğinde görevli

olması nedeniyle bu durumda kendisinden saldırı anında dahi daha dikkatli

olmasının, silah kullanma becerisinin o zor anda dahi ileri seviyede olmasının,

daha dikkatli olmasının beklendiği, sanığın taş atıldığı sırada elinin şeklinin

değişeceğini düşünüp ona göre tavır geliştirmesinin beklendiği, bu nedenle

tedbirsizliği ve dikkatsizliği nedeniyle taksir düzeyinde sorumluluğunun

bulunduğu kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda sanığın eyleminin tipik karşılığı

olan TCK 27/1 maddesi yollamasıyla TCK 85/1 maddesi uyarınca cezalandırılması

cihetine gidilmiştir. Her ne kadar yargılama süresince sanığın hedef gözettiği

iddia olunmuş ise de yukarıda yapılan açıklamalar ve ana klasörün ek 5.

klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafından hazırlanan 25/11/2013

tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen video görüntülerinde maktül [E.S.nin]

ya da herhangi bir göstericinin hedef alındığına değin sanık [A.Ş.nin]

bir hareketi izlenmemiştir' şeklinde belirleme, görüntü kayıtları karşısında bu

iddialara itibar edilmemiştir.

Her ne kadar sanık müdafiileri TCK 27/2

maddesinin uygulanmasını talep etmiş iseler de, sanığın kolluk görevlisi olması

ve bu eğitimi almış olması gözetilerek bu beyana itibar edilmemiştir.

Her ne kadar yargılama aşamasında sanık

polis memurunun ekip arkadaşlarından ayrılarak ileriye çıktığı ve hedef

gözeterek bu eylemi gerçekleştirdiği iddia olunmuş ise de, gerek görüntü

kayıtlarında gerekse katılan vekillerinin dosyaya ibraz ettiği 02/12/2013

tarihli dilekçenin 49. sayfasında mevcut fotoğrafta da net olarak gözüktüğü

üzere sanık polis memurunun ekip arkadaşlarından ayrılmadığı, fotoğrafta ağacın

sağ tarafında sanık polis memurunun arka tarafına doğru birden fazla polis

memurunun bulunduğu görülmekte olup bu nedenle polis memurunun ekip

arkadaşlarından ayrıldığı yönündeki beyanlara itibar edilmemiştir.

KASTEN ADAM ÖLDÜRME SUÇU YÖNÜNDEN

DEĞERLENDİRME

Dosyadaki beyan ve ifadeler, özellikle görüntü kayıtları

incelendiğinde sanığın bir anda kalabalık grubun karşısında kaldığı ve

kalabalığı dağıtmak amacıyla havaya ateş ettiği, görüntüler dikkatle

incelendiğinde sanığın karşısındaki gruba karşı herhangi bir şekilde hedef

gözetme hareketinin bulunmadığı, ana klasörün ek 5. klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafından

hazırlanan 25/11/2013 tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen video

görüntülerinde maktül [E.S.nin] ya da herhangi bir göstericinin hedef

alındığına değin sanık [A.Ş.nin] bir hareketi izlenmemiştir' şeklinde bu

durumun açıklandığı, sanığın kalabalığın önünde kaldığı sırada ölenin

kalabalığın orta kısmında yüzünde kırmızı fular ile bulunduğu, sanığın havaya

ateş etmeye başlaması ile grubun ön kısmının geriye doğru kaçması üzerine

ölenin önünün açıldığı ve yukarıda ayrıntılı olarak bahsedildiği üzere üçüncü

atış neticesinde vurulduğu, bu anlamda dosya kapsamı itibariyle sanığın kasten

öldürme amacıyla ateş etmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki sanığın böyle bir

kastının varlığı bir an için kabul edildiğinde sanığın hemen en yakınında ve

ona en yakından taş atan tanık beyanlarında kel gösterici olarak tabir edilen

şahsı hedef almasının hayatın olağan akışının gereği olacağı, yine sanığın ölen

[E.S.yi] daha önceden tanımadığı, ilk iki atışın havaya doğru olduğu, üç

atış süresinin toplamda maksimum 1,5 saniye civarında olduğu, bu süre

içerisinde düşünüp, tanımadığı öleni hedef alıp üçüncü atışı yapmasının

düşünülemeyeceği, sonucun düşünüldüğü yönünde de bir kanıt olmadığı,

kalabalığın orta kısmında bulunan öleni bilerek ve kasten hedef aldığının kabul

edilmesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağı, bu itibarla mevcut olayda

hedef gözetmenin ve kasten öldürme fiilinin gerçekleşmediği, eylemin yukarıda

bahsedildiği üzere TCK 27/1 maddesi yollamasıyla TCK 85/1 maddesini oluşturduğu

Mahkememizce kabul edilmiştir. Yine burada belirtmek gerekir ki görüntüler

incelendiğinde polis memurlarının özellikle taş banklar civarında sıkıştırılıp

yoğun şekilde taşlı saldırıya uğradığında ve görüntülerde net olarak görülen

özellikle iki alanda linç girişimi bulunduğu ahvalde dahi ve PVSK 16. madde

anlamında silah kullanma yetkileri bulunmasına rağmen silaha sarılmadıkları,

sadece göstericileri uzaklaştırma gayretinde bulundukları anlaşılmaktadır. Bu

durumda o halde dahi silaha sarılmayan kolluk görevlilerinin hedef gözettiği,

kasten öldürdüğü iddiasının soyut kaldığı aşikardır.

OLASI KAST YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Olası

kast TCK 21/2 maddesinde 'Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların

gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast

vardır.' şeklinde açıklanmıştır... Somut olayda sanığın amacı sayıca çok fazla

olan, olaydan kısa süre önce kendilerini taş bankta sıkıştıran ve darp eden,

bir anda önünde kaldığı göstericileri havaya ateş ederek dağıtmak ve oradan

uzaklaşmak olup, içinde ölenin de bulunduğu göstericilerin yoğun taşlı

saldırısı sırasında vücuduna isa[b]et taşın vücut şeklini bozması ve elinin bir an oynaması

üzerine mevcut neticenin meydana geldiği, dolayısıyla sanığın havaya uyarı

atışı açmak amacında olduğu, bu amaçta neticenin öngörüldüğünün

söylenemeyeceği, bu durumun hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağı, bu nedenle

sanığın eyleminde olası kastın şartlarının gerçekleşmediği kanaatine

varılmıştır.

BİLİNÇLİ TAKSİR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Bilinçli

taksir TCK 22/3. maddesinde 'Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın,

neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır' şeklinde tarif

edilmiştir. Az evvel olası kastla ilgili açıklama yaparken bahsedildiği üzere

sanığın neticeyi öngördüğünün savunulması hayatın olağan akışı ile bağdaşmaz.

Zira somut olayda sanığın amacı sayıca çok fazla olan, olaydan kısa süre önce

kendilerini taş bankta sıkıştıran ve darp eden, Kızılay meydanının geneline

dağılmış ve somut olayda bir anda karşısında kaldığı göstericileri havaya ateş

ederek dağıtmak olup bu itibarla neticeyi öngörme, öngördüğü neticeyi istememe

halinin bulunmaması nedeniyle bilinçli taksir halinin de bulunmadığı kanaatine

varılmıştır.

MEŞRU MÜDAFAA YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

Gezi olaylarının büyüklüğü, bu hususun katılan vekillerince de ikrarı,

görüntülerde görüldüğü üzere gösterici sayısının kolluk güçleri sayısından çok

fazla olması, zaman zaman kolluk görevlilerinin göstericilerce sıkıştırılması,

darp edilmesi, görüntülerle sabit olduğu üzere linç edilmesi, yine görüntülerle

sabit olduğu üzere göstericilerin organize şekilde ve süreklilik arzeder

biçimde taşlı saldırıları, kolluk güçlerinin ancak gaz sıkma ve çekilme dışında

başkaca müdahale edememesi, yine bu sıkıştırma ve darp sırasında kel ve uzun

boylu olarak tabir edilen göstericinin, tanık beyanından anlaşıldığı üzere

sanığın yanına gelip tekrar saldırması, sanığın bu göstericiyi uzaklaştırmak

isterken içinde ölenin de bulunduğu kalabalığın önünde kalması, yoğun taşlı

saldırıya uğraması, ölenin dahi taşlı saldırıya iştirak etmesi, ölenin somut

olaydan bir süre önce yerden taş topladığı ve attığı taş sayısı, basit bir gösteri

yürüyüşü olmayan gezi olayları bağlamında değerlendirildiğinde sıradan bir

gösteri yürüyüşü olarak nitelendirilmeyen,... normal bir gösteri yürüyüşünde

rastlanmayacak boyutta saldırıya maruz kalan ve polis olan sanığın kendisini

saldırıdan kurtarma amacına, havaya ateş etmek suretiyle yöneldiğinin kabulünün

gerektiği, bu amaçla sanığın namluyu yere doğru tuttuğu sırada namluya mermi

sürdüğü, havaya kaldırdığı, bu aşamaya kadar sanığın olayların büyüklüğü,

saldırıların devam etmesi ve yapılan saldırılar karşısında meşru müdafaa

şartları içerisinde kaldığı, ancak aldığı eğitim ve yer aldığı çevik birliği

nedeniyle sanığın atılan taşlara rağmen profesyonelce havaya ateş etme eylemini

tamamlayamadığı ve atılan taşlardan kaynaklı vücut şekli ve el kol düzeninin

kayması nedeniyle ölenin vurulduğu, tüm dosya kapsamına göre sanığın hedef

gözetmediği, birini vurma amacına yönelmediği, bu itibarla normal bir gösteri

yürüyüşünden farklı olup çok sayıda gösterici tarafından yoğun şekilde taşlı

saldırıya uğrayan sanığın meşru müdafaa şartları içeresinde iken meşru müdafaa

sınırını açıklandığı üzere taksir derecesinde kusuru ile aştığı kanaatine

varılmıştır.

TANIK ANLATIMLARI ...

ADLİ EMANETTE BULUNAN GÖRÜNTÜ KAYITLARI

ÜZERİNE DEĞERLENDİRME: ...

BİLİRKİŞİ RAPORLARI ÜZERİNE

DEĞERLENDİRME

Ana klasörün ek 5. klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafından

hazırlanan 25/11/2013 tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen video

görüntülerinde maktül [E.S.nin] ya da herhangi bir göstericinin hedef

alındığına değin sanık [A.Ş.nin] bir hareketi izlenmemiştir' şeklinde

belirleme olup bu belirlemenin dosya kapsamı ve görüntülerle uyumlu olduğu, bu

nedenle sanığın hedef gözetmediğine ilişkin Mahkememiz kabulüne uygun olması

sebebiyle raporun bu kısmına itibar edilmiştir. Ancak raporun sonuç kısmında,

göstericilerin ve özellikle ölenin ve göstericilerin davranışları ile ilgili

herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması, sadece sanık açısından tek

taraflı değerlendirme yapılması nedeniyle raporun bu kısımlarına itibar edilmemiştir.

Ana klasörün ek 1. klasöründe bulunan [K.S.] tarafından hazırlanan

09/09/2013 tarihli raporda,.. bağımsız rapor sunacak derecede bilgisinin

olmadığı kanaati oluştuğu, yine Polisin kendisine isabet eden taş nedeniyle

havaya doğru sıçradığı ancak bununla ilgili olarak '1 taş Polisin kaskına

isabet ediyor, Polisin doğrudan bununla ilgili bir tepkisi görünmüyor' şeklinde

fotoğraf ile uyumsuz beyanının bulunduğu, yine raporun son kısmında 'burada bir

meşru müdafaa durumu söz konusu olamaz' şeklinde açıklamasının bulunduğu, yine

aynı sayfada 'Polisin silahını ateşlemesi yalnızca kendisinin eyleme geçmeye

meyilli olmasından kaynaklanıyor gibi gözüküyor' şeklinde açıklamasının

bulunduğu, raporda göstericilerin eylemleri ve şiddeti konusunda herhangi bir

açıklama yapılmadığı, bu açıklamalar nazara alındığında olayların mahiyeti,

büyüklüğü, göstericilerin şiddet içeren eylemleri, olayların öncesi ve

sonrasından bilirkişinin bilgisinin olmadığı kanaatine varıldığı, ayrıca

raporun ön kısmında bilirkişinin uzmanlık alanının 'belgesel yönetmenliği

profesörü' olarak belirtildiği, ancak hukuki bir kavram olan 'meşru müdafaa'

hakkında hukukçu olmadığı ve uzmanlık alanına girmediği halde subjektif bir

değerlendirme yaptığı, olayı tek tarafa yönlendiren rapor hazırladığı, bu

nedenle dosya kapsamı, mevcut görüntü kayıtları itibariyle bu rapora itibar

edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Ana klasörün ek 1. klasörü içinde

bulunan [C.K.] tarafından

hazırlanan 03/07/2013 tarihli raporda, olayın Ankara'nın göbeğinde gerçekleştiği

belirtilerek 'söz konusu Polis Memuru, olayın hiçbir aşamasında, kalabalık bir

gösterici grubu içinde kalmış, ekibindeki Polis arkadaşlarından ayrı düşmüş,

tüm savunma araçları elinden alınmış, çaresiz bir durumda değildir...

göstericilere doğru öfke ile yöneldiği... tam anlamıyla durumla orantısız bir

şiddet içeren ikinci davranış izlemiş... kontrol edemediği öfke ve

saldırganlığı nedeniyle' şeklinde ifadelere yer vermiştir.... yine sanığın

öfkesini kontrol edemediğini bilirkişinin nasıl anladığının rapor içeriğinden

anlaşılamadığı, sanığın karşısında bulunan grubun öfke içinde olup olmadığı,

grubun ve içerisinde ye alan ölenin öfkeli olup olmadığı, öfkelerini kontrol

edip etmedikleri, ölenin olay öncesi ve sırasında durumu hakkında ve olaylar bağlamında

göstericilerin sayısı ve polisin tavrı konusunda bir açıklama bulunmadığı,

sanki olay bir polis memuru ile beş-on kişi arasında cereyan etmiş gibi

açıklamalar bulunduğu, raporda açıklanan hususların görüntülerle uyumlu

olmadığı, bilirkişiden beklenen objektif değerlendirme yerine raporda sadece sanığı

değerlendirerek tek taraflı ve subjektif hazırladığı gerekçesiyle rapora itibar

edilmemiştir.

Ana klasörün ek 1. klasörü içinde

bulunan [O.A.]

tarafından hazırlanan 05/08/2013 tarihli raporda, fotoğraflarda Kızılay

meydanındaki göstericilerin konumu, taşlanan, beton banklar arasında sıkışarak

düşen ve burada linç edilen, kaçmak için telefon kulubesinden atlayan

polislerin, yerden taş toplayan ölenin, olay anına ilişkin fotoğraflarının

bulunduğu, raporun dosya kapsamında incelenen görüntülerle uyumlu olması

sebebiyle rapora itibar edilmiştir.

Ana klasörün ek 1. klasörü içinde

bulunan [S.Ç.Ö. ve

E.Ö.] tarafından hazırlanan 17/07/2013 tarihli bilirkişi özel raporunda

görüntülerle uyumlu kısımlara itibar edilmiştir. Ancak dosya kapsamı ve

görüntülerle ve diğer bilirkişi raporlarıyla uyumlu olmayan sanığa taş isabet

etmediğine ilişkin 7. sayfadaki açıklamalar, 8. sayfada fotoğrafta net olarak

çok sayıda göstericinin taş attığının ve atmaya çalıştığının çıplak gözle dahi

görülmesine rağmen 'görüntüdeki herhangi bir göstericinin taş atmadığı

anlaşılıyor' şeklindeki dosya ve görüntü kayıtlarına, diğer bilirkişi

raporlarına aykırı açıklamalar nedeniyle rapora itibar edilmemiştir.

Ana klasörün ek 1. klasörü içinde

bulunan Polis memurlarınca hazırlanmış 20/06/2013 tarihli bilirkişi raporundaki

fotoğraf ve açıklamaların dosya kapsamı ve görüntülerle uyumlu olması sebebiyle

rapora itibar edilmiştir. Raporda görüntüler kısmında Polis memurlarının

sıkıştırıldığı anda taşlanma, taşların büyüklüğünü gösteren, yere düşen

Polislere saldıran göstericilerin, yerden taş toplayıp 5 kez taş atan maktülün

görüntülerinin bulunduğu görülmüştür. Raporun 25. sayfasında 40 nolu şahıs

tarafından atılan 39 nolu taşın Polisin karın ile kasık bölgesi arasına isabet

ettiği, bu isabet nedeniyle sol kolun karın bölgesine doğru tutulduğu, vücudun

kasılma hareketi sergilediği belirtilmiş olup, bu husus eylemin

vasıflandırılması konusunda yukarıda yapılan açıklamalarla uyumludur.

Ana klasörün ek 1. klasörü içinde

bulunan bilirkişi [S.A.

ve A.C.] tarafından hazırlanan 25/06/2013 tarihli raporda daha evvel izlenen

görüntü kayıtlarıyla ilgili yapılan açıklamalar doğrultusunda göstericilerin

taşlama, polisin beton banklar arasında sıkışan ve taşlanma, gösterici sayısı

ve kapladıkları alanı gösteren, olay anına ilişkin açıklamalı fotoğrafların

bulunduğu bilirkişi raporunun dosya kapsamı ve izlenen görüntü kayıtlarıyla

uyumlu olduğu kanaatine varılmıştır.

Mahkememizce bozma sonrası aldırılan TRT

bilirkişilerinin verdiği 19/08/2016 tarihli bilirkişi raporu içeriğinde yapılan

açıklamaların dosya kapsamı ve incelenen görüntülerle uyumlu olduğu, olay

sırasında ölenin de sanığa taş attığı, ölenin içinde bulunduğu grubun sanığa

yönelik taşlı saldırıları ve olay anına ilişkin açıklamaların bulunduğu, sanığa

olay sırasında isabet eden taşlarla ilgili isabet yerleri de gösterilerek bu

hususların açıklandığı, raporun 10, 11, 12 ve 13 sayfalarında sanığa isabet

eden taşlarla ilgili açıklamaların mevcut olduğu, 13. sayfada ölenin attığı

taşın sanığın kaskının sağ tarafına çarptığı, 14. sayfasında atış öncesinde

sanığa isabet eden taş sayısının 6, atış sırasında isabet eden taş sayısının 2

olduğunun belirtildiği, atış sırasında sanığın fiziki yapısına ilişkin açıklamaların

bulunduğu görülmüş, bu nedenle dosya kapsamı, görüntü kayıtları, itibar edilen

bilirkişi raporları ile uyumlu olması nazara alınarak bu rapora itibar

edilmiştir. Her ne kadar raporun son sayfasında ateşleme sırasında ateş eden

kolun pozisyonunu değiştirecek şekilde 'sağ kola' taş isabet etmediği

belirtilmiş ise de, görüntü kayıtlarında 3. atış sırasında sanığın sol kasık

bölgesine taş isabet ettiğinin sanığın sol kolunu bu kısma doğru getirdiğini ve

sanığın isabet eden bu taş sebebiyle kasılma hareketi gösterdiği, sağ elinin bu

sebeple bir an için yere paralel hale geldiği yukarıda izah olunmuş olup,

raporda bahsedilen sağ kola taş değmemesi açıklamasının Mahkememizin eylemin

vasıflandırılması ve kabulüne aykırı olmadığı anlaşılmıştır.

Ana klasörün ek 3. klasörü içinde

bulunan Emniyet Müdürlüğü İl Polis Disiplin Kurulu Başkanlığının 22/10/2014

tarih ... disiplin kararında '... linç edilmek istenildiği sırada bu

saldırıları bertaraf etmek için meşru savunma durumuna düşen Polis Memuru [A.Ş.nin] PVSK'nın 16. maddesi gereği

doğrudan silah kullanma yetkisi olmasına rağmen yasa dışı eylem yapan

göstericilerden kendisini kurtarma maksadıyla silahını sadece havaya ateş etmek

suretiyle kullanmasının mevzuatın kendisine verdiği yetkilerden olduğu... Kanunun

kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde havaya ateş ettiği ancak kendisinden

kaynaklanmayan nedenden dolayı silahının pozisyonunun değişerek... yasa dışı

eylemlere müdahale ettiği esnada kendisine yönelik saldırıyı bertaraf etmek

maksadıyla silahını kullanmasında kusurunun olmadığı... ceza tayinine mahal

olmadığına' karar verildiği görülmüştür.

GEZİ OLAYLARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRME: ...

Olay değerlendirilirken meydana geldiği sosyal, psikolojik, sosyolojik ve

çevresel faktörler ile sanığın ve ölenin bulunduğu şartlar dikkate alınmalıdır.

Mahkememizce de hüküm verilirken bu faktörler yukarıda anlatıldığı şekilde

değerlendirilmiştir.

KABUL EDİLEN EYLEMLE İLGİLİ

BİREYSELLEŞTİRME

Sanığın eylemi bu şekilde vasıflandırıldıktan sonra olayın

gelişimi, 'Gezi Olayları' olarak bilinen olayın büyüklüğü, basit bir gösteri

yürüyüşü olmaması, sanığın ve suç tarihinde Kızılay'da görev yapan kolluk

görevlilerinin maruz kaldığı saldırının boyutu, şidetin dozu, sanığın içinde

bulunduğu hal ve buna mukabil sanığın taksire dayalı kusurunun derecesi takdir

edilerek takdiren alt sınırdan bireyselleştirme yapılmış, TCK 27/1 maddesinin

amir hükmü gereği ve takdiren 1/6 oranında indirim yapılmış, takdiri indirim

nedenlerinin bulunması gözetilerek takdiren 1/6 oranında indirim yapılmış,

netice olarak belirlenen ceza miktarı sanığa verilen süreli hapis cezasının

taksirli suça ilişkin olması, sanığın kişiliği ve ekonomik sosyal durumu,

hürriyeti bağlayıcı cezanın ağırlığı, olayın meydana gelme hal ve koşulları,

bir engel bulunmaması nazara alınarak takdiren adli para cezasına çevrilmiştir.

Burada hesaplanan netice hapis cezasının ertelenmesi veya adli para cezasına

çevrilmesi hususunda..., erteleme halinde sonuç cezanın hapis olup kanun gereği

infaz edilmiş sayılacağı, bu durumda seçenek yaptırımlara çevirme hükümlerinin

ertelemeden daha lehe olduğu kanaatine varılarak adli para cezasına çevirme

işlemi uygulanmıştır.

Sanığın taksirli eylemi neticesinde ölüm

olayının meydana gelmesi, katılanların ölenin vefatı nedeniyle onun desteğinden

yoksun kalmaları, bu anlamda maddi zararlarının bulunması, nitekim katılan

tarafın maddi zarar nedeniyle Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2014/1665 esas

sayılı dosyası ile dava açmaları, bu itibarla CMK 231 maddesinin şartlarının

oluşmaması nedeniyle sanık hakkında CMK 231 maddesinin uygulanmamasına karar

verilmiştir.

Her ne kadar suçta kullanılması

hasebiyle sanığa ait silah ve eklerinin müsaderesi düşünülürse de sanığın

eyleminin taksirli suça ilişkin olması,... müsadere edilemeyeceği, silah ve

eklerinin resmi işlemlerin tamamlanması için sanığın bağlı olduğu kuruma

gönderilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

...

Her ne kadar katılan vekilleri sanığın

tahliyesine karar veren heyetin adli tatil içerisinde toplama bir heyet

olduğunu, verilen tahliye kararının korsan bir karar olduğunu, Aksaray Ağır

Ceza Mahkemesinin yetkisinin gaspedildiğini iddia etmiş iseler de tahliyeye

ilişkin duruşma zaptı incelendiğinde heyette mahkumiyet kararını veren Başkan

ve üye Hakimin bulunduğu görülmüş, bu itibarla katılan vekillerinin beyanlarına

itibar edilmemiştir. Bir Mahkeme her türlü kararında tahliye veya tutukluluğun

devamı yönünde karar verebilir. Uygulamada örneğin görevsizlik kararı veren

Asliye Ceza Mahkemesi görevsizlik kararı ile tahliye kararı veya tutukluğun devamı

yönünden karar verebilmektedir. Yine bir dosyaya geçici bakan bir Hakim'de

gerek tahliye ve gerekse tutukluluğun devamı yönünde karar vermektedir. Bu

uygulamalara sıkça rastlanmaktadır..."

82. Başvurucuların kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 5/12/2017 tarihli kararıyla anılan kararın suçun sübutu

yönünden onanmasına fakat ceza miktarı yönünden bozulmasına karar verilmiştir.

Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

2- Toplanan deliller karar yerinde

incelenip, sanık [A.Ş.nin],

maktul [E.S.ye] yönelik suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma

sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdiri indirim sebebinin

niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş,

incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik

görülmemiş olduğundan, sanık müdafilerinin TCK.nun 27/2. maddesinin uygulanması

gerektiğine, sair hususlara, katılanlar vekillerinin eksik incelemeye, suç

vasfına, sair hususlara yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; polis

memuru olan sanığın, olay günü kamuoyunda Gezi Parkı Olayları olarak bilinen

Kızılay Güvenpark bölgesinde görevlendirildiği, söz konusu olaylar sırasında,

göstericiler tarafından birçok kamu malına zarar verildiği, güvenlik güçlerine

yönelik taşlı sopalı saldırılarda bulunulduğu, artan saldırılar nedeniyle

sanığın bulunduğu bölgede görev yapan güvenlik güçlerine Başbakanlığı korumak

için geri çekilme talimatı verilmesi üzerine, Çevik Kuvvet Birliklerinin geri

çekilmeye başladıkları, ancak; kendilerine yönelik saldırılar yüzünden düzenli

şekilde çekilemedikleri ve bazı çevik kuvvet mensuplarının Güvenpark'ın içinde

sıkıştıkları, sanık ve yanındaki bir kaç arkadaşının da bu şekilde geri

çekilmek üzere parkı terk ederken bazı göstericilerin saldırısına uğradıkları,

sanığın aldığı darbe yüzünden elindeki kalkanı düşürdüğü, kendisinin de yere

düştüğü, parktan çıktığı sırada kendisine yöneldiğini düşündüğü bir göstericiye

onu uzaklaştırmak için tekme attığı, ardından bu göstericinin arkasındaki,

içinde maktulün de bulunduğu bir grup göstericiyle karşı karşıya kaldığı,

gösterici grubunun kendisine yönelik yoğun taşlı saldırısını o andaki hal ve

koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde PVSK.nun 16/6-a maddesi kapsamında

havaya ateş etmek suretiyle def etmek istediği, arka arkaya gerçekleşen 3

atıştan, ilk ikisinin havaya, sonuncusunun ise aldığı taş isabetleri yüzünden

silah üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi sonucu, karşısındaki grubun içinde

bulunan maktulün sağ parietotemporal bölgesine isabet ettiği olayda, TCK.nun

27/1 ve 85/1. maddeleri uyarınca aynı Kanunun 3. ve 61. maddesindeki ilkeler

doğrultusunda taksire dayalı kusurunun ağırlığı nedeniyle taksirle ölüme neden

olma suçundan, sonuca etkili olacak şekilde teşdiden ceza tayini gerektiği

gözetilmeden, yazılı şekilde alt sınırdan ceza belirlenmesi..."

2. 2018/2

Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci

83. Bozma kararı üzerine yargılama Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin 2018/2 esasına yeniden kaydedilmiştir. Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesi; başvurucuların vekilleri, A.Ş.nin müdafileri ve başvurucular Sayfı

Sarısülük ile İkrar Sarısülük'ün yüzüne karşı verdiği 21/3/2018 tarihli karar

ile aynı gerekçelerle A.Ş.nin meşru savunmada sınırın taksirle aşılması

suretiyle öldürme suçundan takdiren alt sınırdan ayrılarak 3 yıl hapis

cezasıyla, neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, şartları

oluşmadığından A.Ş. hakkında HAGB'nin uygulanmasına yer olmadığına, hapis

cezasının takdiren adli para cezasına çevrilmesiyle neticeten 15.200 TL adli

para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmedilen cezanın türü dikkate alınarak

ertelemeye yer olmadığına karar vermiştir.

84. Karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 11/3/2019 tarihli

kararıyla onanmıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 30/5/2019 tarihli ek

kararıyla A.Ş.nin tutuklu kaldığı sürelerin hakkında hükmedilen adli para

cezası miktarını karşılaması nedeniyle infazının tamamlandığını dikkate alarak

A.Ş. hakkındaki yurt dışı çıkış yasağı konulmasına dair adli kontrol kararının

kaldırılmasına karar vermiştir.

85. Başvurucular vekili nihai kararı 13/4/2019 tarihinde

öğrendiğini bildirmiş olup başvurucular 13/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

D. Olayla

İlgili Bazı İddialara İlişkin Diğer Soruşturma Süreçleri

86. Polis memurlarına güç kullanmaları yönünde talimat

veren ve olayı gördüğü hâlde müdahale etmeyen polis memurları ve amirleri

hakkında başvurucuların bir kısmının yaptığı suç duyurusuna ilişkin olarak

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11/7/2013 tarihinde, olay gününe ait polis

telsiz muhabere kayıtlarına göre A.Ş.ye silahını kullanması yönünde bir talimat

verilmediğinin anlaşıldığı, bir saniye süren ateş etmeler sırasında olayın fark

edilmediği ve müdahale imkânının bulunmadığı gerekçesiyle meşru savunmada

sınırın aşılması suretiyle ölüme neden olma suçuna azmettirme ve görevi kötüye

kullanma suçlarından ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

Başvurucuların karara karşı yaptıkları itiraz Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince

3/10/2013 tarihinde reddedilmiştir.

87. Başvurucuların bir kısmının o tarihte görev yapan

başbakan ve vali hakkında yaptığı suç duyurusuna ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığı 5/11/2013 tarihinde, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, görevi kötüye

kullanma, hakaret gibi suçlardan kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.

88. Yine olayda A.Ş.nin aldığı yaralara dair sahte rapor

düzenlendiği ve bu raporun kullanıldığı iddiasıyla başvurucuların A.Ş. ve

doktorlar hakkında yaptığı 17/3/2014 tarihli suç duyurusuna ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığı, kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Başvurucuların karara

karşı yaptıkları itiraz Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince 4/6/2014

tarihinde reddedilmiştir.

E. Olaya

İlişkin Tam Yargı Davası Süreci

89. Başvurucular yakınlarının ölüm olayına ilişkin olarak

aynı iddialarla 9/9/2014 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi)

nezdinde İçişleri Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Başvurucular

Sayfi Sarısülük için 75.000 TL manevi, 1.000 TL maddi tazminat, Cem, Mustafa,

İkrar Sarısülük ve Fikrinaz Tümen için her birine 40.000 TL manevi tazminat,

başvurucu sıfatı bulunmayan müteveffanın babası Muzaffer Sarısülük için ise

75.000 TL manevi, 1.000 TL maddi tazminat olmak üzere toplam 312.000 TL

tazminat ödenmesi talep edilmiştir.

90. İdare Mahkemesi 14/12/2018 tarihli kararla manevi

tazminat isteminin kısmen kabulüne, maddi tazminat isteminin reddine karar

vererek anne Sayfi Sarısülük ve baba Muzaffer Sarısülük'ün her biri için 50.000

TL, kardeşler Cem Sarısülük, Mustafa Sarısülük, İkrar Sarısülük ve Fikrinaz

Tümen'in her biri için 25.000 TL olmak üzere toplam 200.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar vermiştir. Kararda maddi tazminat talebinin reddedilmesine

dair karşıoy bulunmakta olup karşıoy gerekçesi şöyledir:

"Kamu görevlilerinin üstlendikleri

ödevin ve yürüttükleri hizmetin kural ve usul ve gereklerine aykırı olarak

yaptıkları eylem ve işledikleri kusurlar idareden ayrılamamaları nedeniyle

görevle ilgili olarak işlenen 'görev kusuru' niteliğinde ve idarenin hizmet kusuru

içerisinde değerlendirilmektedir. Bu bağlamda kamu görevlisi olan olan polis

memurununkamu hizmetini icra ederken kastı olmasa bile taksiri il ölüme sebep

olmasıyla idarenin hizmet kusuruna yol açtığı kuşkusuzdur. Davacılar yakınının

ölümü ile meydana gelen zararın polis memurunun taksirli eylemi ile kamu

hizmetinin yürütülmesi ve görevin ifası sırasında oluştuğu dolayısı ile idari

eylem ile zarar arasında nedensellik bağı bulunduğu açıktır.

Ölenin kanuna aykırı olarak izinsiz bir

şekilde düzenlenen, demokratik gösteri sınırlarını aşan, yasa dışı örgütlerin

boy gösterdiği ve şiddet olaylarının yer aldığı eylem ve gösteriye bilerek ve

isteyerek aktif bir biçimde katılmış olması nedeniyle takdiren belirlenecek

kusuru oranında indirim yapılmak sureti ile maddi tazminata hükmedilmesi

gerekirken aksi yöndeki maddi tazminat isteminin tümden reddi yönündeki

çoğunluk kararına katılmıyorum."

91. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava dosyasının incelenmesinden,

davacılar yakını

[E.S.nin] 01.06.2013 tarihinde Kızılay'da gerçekleştirilen ve 'Gezi Parkı

Eylemleri' olarak adlandırılan eylemler sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü

emrinde görevli polisler tarafından göstericilere müdahale edildiği esnada,

geri çekilen ve göstericiler tarafından darp edilen polis memurlarından A.Ş.

isimli polis memurunun silahından çıkan kurşunun kafasına isabet etmesi

neticesinde yaralandığı, 14/06/2013 tarihinde de hayatını kaybetmesi üzerine,

emniyet güçlerinin aşırı güç kullandığı iddialarıyla uğradıkları zararın

tazmini amacıyla şimdilik annesi Sayfı Sarısülük için 75.000,00TL manevi

1.000,00TL maddi; babası Muzaffer Sarısülük için 75.000,00TL manevi, 1.000,00TL

maddi; kardeşleri Cem, Mustafa, İkrar ve Fikrinaz'ın her biri için 40.000,00TL

manevi tazminatın olay tarihi olan 01/06/2013 tarihinden itibaren işleyecek

faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın

açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, Mahkememizin 16/11/2016 tarihli

ara kararı ile polis memuru A.Ş. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucunda

verilen kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine dosyanın nakil kararı ile

gönderildiği ve yeniden yargılamasının yapıldığı Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi

2015/307 E. Sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği

sorularak, kararın ve dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunun

gönderilmesinin istenilmesine karar verildiği, bu karar üzerine gönderilen

bilgi, belge ve kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde; polis memuru

A.Ş.'nin yapılan yargılamasında öldürme kastı ve olası kast hali olmaksızın

meşru müdafaa şartları içinde iken sınırını taksir derecesinde kusuru ile

aştığı gerekçesi ile neticede 10.100,00 TL Adli Para Cezası

ilecezalandırılmasına karar verildiği, 'Gezi Parkı Eylemleri' olarak adlandırılan

eylemler sırasında çeşitli sivil toplum örgütleri ve marjinal gurupların

organize olmak suretiyle Kızılay bölgesinde ana arterlerin araç ve yaya

trafiğine kapatılması ve çevrede bulunan kamu ve özel mallara zarar verilmek

suretiyle kamu düzenin bozulması üzerine güvenlik güçlerinin tazyikli su ve gaz

sıkmak suretiyle gruplara müdahale ettiği, söz konusu olayların yukarıda

aktarılan ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile güvence altına alınan

Toplantı ve Gösteri Özgürlüğünü aşar nitelikte olduğu, zira bahse konu eylemin

kamu düzenini bozucu, suç işlenmesine zemin hazırlayıcı ve başkalarının hak ve

özgürlüklerini ihlal edici boyutta olması nedeniyle Kanunlarda yer verilen

düzenlemelere aykırı bir şekilde meydana geldiği, bu durumun toplanma hakkının sınırlandırılması

kapsamında kaldığı ve bilirkişi raporuna esas alınan kamera kayıtlarında

güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen müdahalenin meşru bir amaç olan

asayiş, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ile başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda; protesto eyleminin yukarıda

belirtilen gelişimi dikkate alındığında, kolluk görevlilerince kamu düzeninin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla eyleme müdahale edilmesi, göstericilerin dağıtılması ve

gözaltına alınmasına ilişkin olarak mevzuatta öngörülen zor kullanma yetkisinin

kullanımına dair şartların oluştuğu ve 'Gezi Parkı Eylemleri' olarak

adlandırılan eylemler sırasında polisler tarafından göstericilere müdahale

edildiği esnada polis memurunun silahından çıkan kurşunun eylemciler içerisinde

bulunan davacılar yakının başına isabet ettiği, yaralanma olayının ve

sonrasında da ölüm olayının bu suretle meydana geldiği iddia olunmuşsa da; bilirkişi

raporundan ve incelenen görüntülerden ölenin de sanığa taş attığı, taşın

sanığın kaskının sağ tarafına çarptığı, yine ölenin yerden taş toplayan

fotoğraflarının olduğu, barikatı ateşe verme görüntülerinin ve işyerlerine taş

atma görüntülerinin olduğu, ve bahsedilen eyleme aktif olarak katıldığı

anlaşılan davacılar yakınının kolluk görevlilerince defalarca yapılan ikazlara

rağmen devam eden kamu düzenini bozucu nitelikteki eylemlerin veya eylemcilere

karşı mevzuat çerçevesinde güvenlik güçlerince yapılan müdahalenin istenmeyen

neticesi olabileceği hususları göz önüne alındığında, uyuşmazlık konusu olayda

zararla idarenin eylemi arasında kesin bir nedensellik bağı kurulamadığından

idarenin tazminle sorumlu tutulamayacağı, öte yandan, olayda kusursuz sorumlululuk

hallerinden birinin de var olmadığı anlaşıldığından davacılardan Sayfı ve

Muzaffer Sarısülük'ün maddi tazminat istemleri hukuka uygun bulunmamıştır.

Davacıların manevi tazminat istemine

gelince;

Manevi tazminat, patrimuanda meydana

gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin

aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi

amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol

açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de; tam yargı davalarının

niteliği gereği olarak da takdir edilen miktarın aynı zamanda idarenin

kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir.

Buna göre, her ne kadar müdahalenin

istenmeyen sonucu şeklinde ölüm olayının gerçekleştiği dolayısıyla idareye atfı

kabul bir kusur bulunmadığı değerlendirilmiş ise de, olayın oluş şekli, zararın

niteliği, yaralanma derecesi(ölüm olayı), dikkate alındığında davacıların olay

nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsa

dindirilmesi için takdiren, anne ve babanın her biri için 50.000,00 TL,

kardeşlerin her biri için 25.000,00TL olmak üzere, toplamda 200.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesi yerinde görülmüştür.

Açıklanan nedenlerle, manevi tazminat

isteminin kısmen kabulü ile anne ve babanın her biri için 50.000,00.-TL,

kardeşlerin her biri için 25.000,00.-TL olmak üzere toplamda 200.000,00.-TL'nin

idareye başvuru tarihi olan 11.07.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya

ilişkin manevi tazminat istemi yönünden ve maddi tazminat istemi yönünden

davanın reddine..."

92. Karara karşı hem İçişleri Bakanlığı hem de maddi

tazminat taleplerinin reddi bakımından başvurucu Sayfi Sarısülük ile Muzaffer

Sarısülük istinaf incelemesi talebinde bulunmuş olup yargılama Bölge İdare

Mahkemesi nezdinde incelemededir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

93. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu’nun "Zor ve silah kullanma" kenar başlıklı

16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

...

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik

bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın,

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma,

zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü

halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir."

94. 2559 sayılı Kanun'un ek 9. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(Ek: 16/6/1985 - 3233/7 md.) Bu

Kanun ve diğer kanun hükümlerine göre gerekli hallerde;

...

Sanık polis, hakkında dava açıldığı

takdirde duruşmadan vareste tutulabilir..."

95. 25/4/1938 tarihli ve 3890 sayılı Polis Vazife ve

Salahiyet Nizamnamesi'nin 17. maddesi şöyledir:

"Polis Vazife ve Salahiyet

Kanununun on altıncı maddesi mucibince polis için silah kullanmak salahiyetinin

kabul edildiği hallerde silah kullanılması silah kullanmaktan başka bir çare

bulunmadığı hallere munhasırdır. Bu takdirde mümkün olduğu kadar suçlunun

öldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi ve kalabalık

yerlerde silah kullanmaktan imkan nispetinde sakınılması icap eder."

96. 5237 sayılı Kanun'un "Kast" kenar başlıklı

21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Suçun oluşması kastın

varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve

istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki

unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde

olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren

suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda

yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise

temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir."

97. 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" kenar

başlıklı 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

(2) Taksir, dikkat ve özen

yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında

belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi

istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;

bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

..."

98. 5237 sayılı Kanun'un "Meşru savunma ve

zorunluluk hali" kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Gerek kendisine ve gerek başkasına

ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan

haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde

defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez."

99. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması"

kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran

nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde

de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden

üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması

mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile

ceza verilmez."

100. 5237 sayılı Kanun'un "Kısa süreli hapis

cezasına seçenek yaptırımlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Kısa süreli hapis cezası,

suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu

pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adlî para cezasına,

...

Çevrilebilir.

...

(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan

hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde,

birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu

hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.

(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde

hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir."

101. 5237 sayılı Kanun'un "Adli para cezası"

kenar başlıklı 52. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini

göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün

kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil

verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar

verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz.

Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın

tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği

belirtilir."

102. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten öldürme"

kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:

"Bir insanı kasten öldüren kişi,

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

103. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme"

kenar başlıklı 85. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

104. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Davanın nakli ve duruşmanın başka yerde yapılması"

kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:

"(1) Yetkili hâkim veya mahkeme,

hukukî veya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa;

yüksek görevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye

nakline karar verir.

(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkili

olan mahkemenin bulunduğu yerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa,

davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan ister.

(3) (Ek: 24/11/2016-6763/21 md.)

Mahkeme, fiili sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırları

içinde başka bir yerde yapılmasına karar verebilir. Bu karara karşı itiraz yolu

açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

105. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

"Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur...

2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde

mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu

maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı

korunmasının sağlanması;

..."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

106. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin

2. maddesini 1. maddesiyle birlikte yorumlayarak devletin yaşam hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.

No: 18984/91, 27/9/1995, § 161).

107. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu

görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından

geçerli değildir (Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 27446/12,

25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da

yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün

sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma

yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili soruşturma yapma şeklindeki

usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline

gelmiştir.

108. AİHM 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği

kararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerini

belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001).

Jordan Prensipleri olarak anılan bu ilkeler, AİHM'in tamamen yeni

belirlediği ilkeler değildir. Bunlar, yukarıda belirtilen McCann ve

diğerleri/Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığı

birtakım ilkelerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM'in yaşam hakkı

kapsamında etkili soruşturmaya ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:

- Soruşturma makamlarının yaşam hakkıyla ilgili

konulardan haberdar olduğunda kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve

cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı

aydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik

Krallık, § 107)

- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine

açık olması, her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak

için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 109)

109. AİHM, yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif

yükümlülüğün ulusal hukuk sistemlerinin kanuna aykırı olarak herhangi bir

kişiyi öldüren ya da ölümcül şekilde yaralayan kişiler hakkında ceza hukukunu

uygulayabilme kapasitesini göstermesi gerektirdiğini kararlarında sıkça dile

getirir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98,

43579/98, 6/7/2005, § 60).

110. Ayrıca AİHM, kamu görevlisinin karıştığı kötü

muamele veya öldürme olayları için uygun olan yaptırımları seçmelerinde ulusal

mahkemelere saygı gösterdiğini ancak eylemin vahameti ile verilen ceza arasında

açık bir orantısızlık olduğu durumlarda değerlendirme ve müdahale etme

hususunda yetki kullanmasının gerekli olduğunu belirtmektedir (Nikolova ve Velichova/Bulgaristan,

B. No: 7888/03, 20/12/2007, § 61).

111. AİHM, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilip

getirilmediğini incelemek için ulusal mahkemelerin bu kararlara varırken hukuk

sisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşama hakkı ihlallerinin

önlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıyla

Sözleşme'nin 2. maddesi uyarınca davaya gereken önemi gösterip göstermediğini

ya da ne dereceye kadar gösterdiğini değerlendirmesi görevinin kendisine ait

olduğuna vurgu yapmaktadır (Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02,

8/4/2008, § 62).

112. Öte yandan AİHM soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu, bu

itibarla bu konuda yaptığı değerlendirmelerin başvuruculara üçüncü kişileri

adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği ve tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediğini de belirtmiştir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 96).

113. AİHM'e göre Sözleşme’nin 2. maddesi soruşturma

mercilerine, ölenin bir yakınının belirli bir soruşturma tedbirinin alınması

için yaptığı her talebi karşılamaları şeklinde bir yükümlülük yüklemez (Ramsahai

ve diğerleri/Hollanda [BD], B. No: 52391/99, 15/5/2007, § 348; Velcea ve

Mazăre/Romanya, B. No: 64301/01, 1/12/2009, § 113).

114. AİHM, tüm kovuşturmaların mahkûmiyet ve belirli bir

cezaya hükmedilmesiyle sonuçlanmasına yönelik mutlak bir yükümlülük

bulunmamasına rağmen ulusal mahkemelerin -kamu görevlilerinin ölüme yol açan

ihmalkârlıkları sonucu ortaya çıkan suçlar da dâhil olmak üzere- kişilerin

hayatlarını tehlikeye sokan suçları cezalandırmamaya hiçbir koşulda olanak

vermemesi gerektiğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre kamu güveninin

sürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve kanunsuz eylemlere yönelik

herhangi bir tolerans ya da ittifak olduğu görünümünün önlenmesi açısından bu

durum hayati önem taşımaktadır (Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,

17/10/2006).

115. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana

gelen olaylarda yaşam hakkının negatif yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ileri

sürülmediği, sadece etkili soruşturmaya ilişkin usul yükümlülüğü iddialarının

dile getirildiği AİHM'in Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], B. No:

5878/08, 30/3/2016) kararında, toplu ulaşım mekanlarında meydana gelen terör

saldırıları sonrasında yürütülen bir operasyonda güvenlik görevlilerinin

silahlı güç kullanımı sonucu, olaylarla ilgisi bulunmadığı sonradan anlaşılan

bir kişinin hayatını kaybetmesine ilişkin olaya dair başvuruda Sözleşme'nin 2.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiği

ileri sürülmemiş, sadece meşru savunmaya ilişkin iç hukuk hükümlerinin

Sözleşme'nin 2. maddesinin gerektirdiği standardın altında kaldığı ve adli

makamların kolluk güçlerinin davranışlarını dikkatli bir şekilde incelemeden

yürüttükleri soruşturma nedeniyle hesap verilebilirliğin güvence altına

alınmamasına yol açtıkları belirtilmiş, bu nedenlerle etkili bir soruşturma yapılmadığı

iddia edilmiştir. AİHM bu başvuruda bu iddianın kapsamını özellikle vurgulamış

ve sadece yaşam hakkının usul yönünden bir inceleme yapmıştır.

116. AİHM, kolluk güçlerinin yol açtığı ölüm olayı

nedeniyle yaşam hakkının usul yönünün ihlali iddialarını incelediği Armani

Da Silva/Birleşik Krallık (aynı kararda bkz. § 245) kararında öncelikle

olayların dışında olması sebebiyle kendisinin ve başkalarının hayatına karşı

algıladığı bir tehlikeyi bertaraf etmek için olayın sıcaklığıyla tepki vermek

zorunda kalan bir görevlinin duruma ilişkin takdiri yerine kendi takdirini

koyamayacağını, durumları bahse konu olaylar meydana geldiği zaman meşru

müdafaada bulunan kişinin bakış açısından değerlendirmesi gerektiğini, hem

kişinin güç kullanımının gerekliliğine dair düşünceye sahip olup olmadığını

tespit ederken hem de kullanılan gücün derecesinin gerekliliğini

değerlendirirken kendisini ölümcül güç kullanımına başvurmuş olan kişinin

yerine koymaya çalıştığını ifade etmiştir.

117. AİHM, adli makamların yaşanan olayın saniyeler

içinde meydana gelmiş olduğunu ve kolluk güçlerinin ölenin bir bomba

patlatacağından korkmuş oldukları yönündeki ifadelerini destekleyen birtakım

bağımsız delillerin mevcut olduğunu dikkate alarak değerlendirme yaptıklarını,

dolayısıyla adli makamların kolluk görevlileri tarafından güç kullanılmasının

söz konusu koşullar altında haklı gerekçelerinin mevcut olup olmadığını

Sözleşme’nin 2. maddesinin şartlarıyla bağdaşır bir biçimde

değerlendirmediklerinin söylenemeyeceğini ifade etmiştir (Armani Da

Silva/Birleşik Krallık, §§ 253-256). AİHM, soruşturma sonucunda savcılıkça

her ne kadar takipsizlik kararı verilmişse de kolluk görevlilerinin yanlışlıkla

başvurucunun yakınının ölümüne yol açtığının yetkililerce kabul edilmesi, aile

ile hemen bağlantı kurularak mali ihtiyaçlarının karşılanması, bağımsız hukuki

yardım alabilmeleri konusunda gerekli maddi yardımın kendilerine sağlanması,

olayda sorumluluğu görülen kolluk görevlileri ile görevlilerin bağlı

bulundukları kurumun kurumsal sorumluluğun tespiti için gerekli incelemelerin

yapılmış olması, ailenin hukuk mahkemesinde açtığı tazminat davası üzerine

yetkililerin aile ile bağlantı kurarak üzerinde uzlaşılan tutarı kendilerine

ödemiş olmalarını birlikte dikkate alarak olayda yaşam hakkının usul yönünün

ihlal edilmediğini değerlendirmiştir (aynı kararda bkz. § 283).

118. Toplumsal olaylara müdahale sırasında yoğun saldırı

altında kalan üç kolluk görevlisinin içinde bulunduğu bir kolluk aracının yola

kurulan barikat nedeniyle sıkışarak saldırgan göstericiler arasında kalması ile

taşlı sopalı saldırı altındayken araç içinde bulunan bir kolluk görevlisinin

iki el ateş etmesi sonrası bir göstericinin hayatını kaybetmesine ilişkinGiuliani

ve Gaggio/İtalya ([BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011) başvuruda AİHM, kolluk

görevlilerinin meşru müdafaa kapsamında silah kullanmasına ilişkin olarak

yaptığı değerlendirme sonucunda yaşam hakkının maddi ve usul yönlerinin ihlal

edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Olayda savcılık, göstericilerin yoğun

saldırısına maruz kalan araç içindeki kolluk görevlisinin aracın çevresinin

göstericiler tarafından sarılması ve araç içindekilere göstericilerin yoğun

biçimde düşmanca fiziksel saldırıda bulunması nedeniyle yaşamının tehlikede

olduğunu düşünmesinin haklı görülebileceğini ifade ettikten sonra kolluk

görevlisinden saldırıyı durdurma kapasitesi olan tabancısını kullanmaktan

kaçınmasının ve fiziksel bütünlüğünü tehlikeye sokması muhtemel olan bir

saldırıya boyun eğmesinin beklenemeyeceğini belirterek görevli hakkında

kovuşturmasızlık kararı vermiştir (aynı kararda bkz. § 75).

119. AİHM, olayın bir kolluk görevlisinin güç kullanırken

video görüntüsü ve fotoğraflarının çekilebildiği ender olaylardan olması

nedeniyle bu görüntülere önem atfettiğini, ayrıca saldırı nedeniyle güç

kullanmak zorunda kalan saldırının muhatapları açısından güç kullanımına dair

eylemleri değerlendirmesi gerektiğini öncelikle ifade etmiştir (aynı kararda

bkz. §§ 186, 188). AİHM'e göre olay yerinden ayrılmaya çalışan ve göstericilere

bir tehdit oluşturmayan kolluk güçlerinin aracına açık şekilde yasa dışı ve

şiddetli bir saldırı olmuştur, araç göstericiler tarafından kısmen kuşatılmış,

sallanmış, araca taşlar ve diğer sert nesneler atılmış olup bu durumda kolluk

görevlilerinin linç edilmeleri ihtimali ortaya çıkmıştır (aynı kararda bkz. §§

186, 188). Güç kullanan kolluk görevlisi silahını ateşlemeden önce bir

göstericinin yangın söndürme tüpünü araçtakilere fırlatması tehlikesi mevcuttur

ve sanık kolluk görevlisi silahını ateşlemeden önce göstericilere silahını

göstererek dağılmalarını söylemiştir (aynı kararda bkz. § 189). AİHM'e göre bu

durum, güç kullanan kolluk görevlisinin yaşamının tehlikede olduğuna dair

samimi inancı sonucu ateş etmek gibi potansiyel ölümcül bir savunmaya

başvurmasını haklılaştırmıştır (aynı kararda bkz. § 191). AİHM, yakın bir

tehlike ile karşı karşıya kalan kolluk görevlisinin aracın yedek lastiği ile

tavanı arasındaki dar boşluktan ateş edebilecekken riskli bir boşluktan ateş

ederek saldırganlardan birinin ölümüne neden olmasını başlı başına savunmayı

orantısız hâle getirmeyeceğini ifade ederek yaşam hakkının maddi yönünün ihlal

edilmediğine karar vermiştir (aynı kararda bkz. § 193).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

120. Anayasa Mahkemesinin 15/12/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

121. Başvurucular; polis memurunun kimliğinin uzun süre

soruşturma makamına bildirilmemesi, olaydan on yedi gün sonra silahının teslim

edilmesi, sanığın gözaltına alınmaması ve yirmi üç gün sonra tutuklamaya sevk

edilebilmesi suretiyle sanığın korunması, siyasetçilerin soruşturmayı

etkileyecek tarzda açıklamalarda bulunması, MOBESE kameralarını kontrol eden

güvenlik güçlerinin delilleri karartması, soruşturma sırasında bağımsız olmayan

İl Jandarma Komutanlığı görevlilerinin bilirkişi atanarak bu kişilerle birlikte

keşif yapılması ve rapor temin edilmesi, sanığın sorgusuna katılımının

engellenerek ve sanığa eksik soru sorularak sanığın serbest bırakılmasına karar

verilmesi, mahkeme üzerindeki baskı nedeniyle adli tatil sırasında nöbetçi bir

heyet ile davanın nakli talebinde bulunulması, davanın nakli kararı sonrasında

yetkisiz hâle gelmiş mahkeme tarafından taraflara bildirilmeden ve incelenme

tarihinden önce duruşma açılarak polis memuru sanığın tahliyesine kararı

verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

122. Başvurucular adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkin olarak ayrıca duruşmada sanığın peruk, sahte bıyık takması

gibi nedenlerle usulüne uygun kimlik tespitinin yapılamadığını, sanığın SEGBİS

aracılığıyla savunmasının alındığını, bağımsız ve tarafsız bir kurum olmayan

TRT'den bilirkişi raporu alındığını, polis memurunun silahını ateşlediği

sıradaki konumunun ve hareketlerinin gözardı edilerek sanığı kollama amacıyla

taraflı ve eksik inceleme sonucu hazırlanan bilirkişi raporlarına, ismi gizli

tutulan iki polis memurunun hazırladığı Görüntü İnceleme Tutanağı'na, sanık

hakkında düzenlenen gerçek dışı sağlık raporlarına dayanılarak suç vasfının

tayin edildiğini ve mahkûmiyet kararı verildiğini iddia etmiştir. Başvurucular

başvuru formuna ek olarak sundukları açıklamada aynı gerekçelerle adil

yargılanma hakkının yanı sıra yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğünün

de ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

123. Bakanlık; başvurucuların davanın nakline ve bu

kararla birlikte A.Ş.nin tahliyesine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine dair 2015/16451 numaralı başvuruya ilişkin görüşünde,

başvuruya konu yargılamanın başvurunun yapıldığı tarihte derdest olduğuna

değinerek Anayasa Mahkemesinin Şehap Korkmaz (B. No: 2013/8975,

23/7/2014) başvurusunda yargılamanın derdest olması nedeniyle yargılamanın

nakli sebebiyle yargılamaya etkili katılım sağlanamadığı iddiasının bu aşamada

değerlendirilmesinin mümkün olmadığına dair tespitinin somut başvuru açısından

da dikkate alınmasının uygun olacağını belirtmiştir.

124. Bakanlık söz konusu görüşünün devamında davanın

nakline karar verilmesi hâlinde gerçekte yetkili olan mahkemenin davanın

esasına ilişkin olanlar dışındaki işlemleri tamamlayarak esası hakkında karar

vermek için dosyayı belirlenen mahkemeye göndermesi gerektiğine, Ankara Ağır

Ceza Mahkemesinin de davanın nakli kararından sonra davanın esasına etkili bir

işlem yapmadığına ve davanın nakli sebebiyle meydana gelebilecek gecikme

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesine sebebiyet

vermemek adına kanunun kendisine verdiği yetkiyle resen tutukluluk

değerlendirmesi yaptığına, neticede 14 aya yakın süredir tutuklu olan sanığın

tahliyesine karar verdiğine, bu karara karşı başvurucuların itiraz etme imkânı

olduğuna, nitekim başvurucuların itirazının bir başka mahkeme tarafından

esastan incelenerek reddedildiğine işaret etmiştir.

125. Bakanlık, başvurucuların sanığın mahkûmiyetine karar

verilmesi sonrasında adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkının etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasına dair 2019/15572 numaralı

başvuruya ilişkin görüşünde ise öncelikle başvurucuların açtığı tam yargı

davası neticesinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin sanığın taksir düzeyinde

kusurlu olduğu tespitine istinaden başvurucular lehine toplam 200.000 TL

tazminat ödenmesine karar verdiğini, kararın istinaf incelemesinde olduğunu

belirterek verilen mahkûmiyet kararının yanı sıra tazminata da hükmedildiği

hususunun başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalmadığı bakımından

değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

126. Bakanlık; yaşam hakkının maddi yönü bakımından

görüşünde, yasa dışı gösteri sırasında göstericilerin polis memurlarına sert

cisimlerle saldırdığını, geri çekilme sırasında çok sayıda polis memurunun

yaralandığını, bazısının kalkanlarının zapt edildiğini, bu esnada kendisine

saldıran bir göstericiden kurtulmaya çalışırken başvurucuların yakınının da

aralarında bulunduğu bir grup gösterici tarafından yakın mesafeden A.Ş.ye taş

atıldığını, göstericilerden kurtulmak amacıyla havaya iki el ateş eden A.Ş.ye

isabet eden taşlar nedeniyle elinin yere paralel hâle gelmesi sonucu üçüncü

kurşunun başvurucuların yakınına isabet ettiğini belirtmiştir. Bakanlık; polis

memurunun kendisine isabet eden taş sonucu elinin doğrultusunu değiştirmesiyle

ölüme neden olan üçüncü kurşunu ateşlediği, herhangi bir hedef gözetmediği,

kendisine yönelik saldırıyı defetmek maksadıyla havaya ateş ettiği sırada

kendisine isabet eden taşın etkisiyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu

başvurucuların yakınlarının hayatını kaybetmesine sebebiyet verdiği kanaatini

ifade etmiştir.

127. Bakanlık yaşam hakkının usul yönü bakımından yaptığı

değerlendirmede resen başlatılan soruşturmada otopsi işlemiyle ölüm sebebinin

tespit edildiğini, olay yerinde keşif ve gerekli incelemelerin yapıldığını,

polis memurunun silahı üzerinde kriminal incelemenin yaptırıldığını, olay yeri

çevresindeki kamera kayıtları, televizyon kuruluşlarındaki görüntüler,

internette yer alan görüntüler ile RTÜK'te (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu)

mevcut olan görüntülerin temin edilerek bu görüntüler üzerinde bilirkişi

incelemesi yaptırıldığını, olay yerinde görevli olan diğer polis memurları,

olay günü özel televizyon kuruluşları adına olay yerinde görev yapan basın

görevlileri ile başvurucular vekillerinin bildirdiği çok sayıda kişinin tanık

olarak dinlendiğini belirtmiştir.

128. Ayrıca görüşte belirtildiğine göre başvurucular, her

aşamada soruşturma ve kovuşturma makamlarına şikâyetlerini sunabilmiş;

avukatları aracılığıyla sundukları talepleri doğrultusunda araştırmalar

yapılmış, her türlü işleme karşı kendilerine itiraz ve temyiz imkânı sağlanmış,

meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde

katılabilmelerine olanak verilmiştir. Soruşturma işlemleri Cumhuriyet savcısı

tarafından bizzat yürütülmüş; olay yeri incelemesi ve görüntü kayıtları

üzerindeki incelemeler, sanık polis memurunun bağlı olduğu Emniyet Genel

Müdürlüğü ile hiyerarşik bağı olmayan Jandarma Genel Komutanlığı ve TRT

görevlileri aracılığıyla yapılmış; soruşturmanın bağımsızlığı kriterine riayet

edilmiştir. Olaya ilişkin soruşturma yaklaşık bir buçuk ay gibi kısa bir sürede

tamamlanmış; benzer şekilde yargılama da dinlenen tanık sayısının çokluğu,

olayın karmaşık niteliği, tarafların bir kısım talebinin yerine getirilmesi,

davanın güvenlik nedeniyle başka bir ile nakli gibi yargılama süresine etki

edebilecek hususların varlığına rağmen makul bir özen ve süratle

tamamlanmıştır.

129. Bakanlığa göre Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi olayın

hangi şartlar altında meydan geldiğini, sanık polis memurunun silahını

ateşlemesine yol açan unsurları, başvurucuların yakının da aralarında olduğu

grubun sanık polis memuruna yönelik saldırılarını dikkate alarak olayın

taksirli eylem neticesinde meydana geldiği sonucuna ulaşmış ve meşru müdafaada

sınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyle taksirle ölüme sebebiyet verme

suçundan sanık polis memurunu adli para cezası ile cezalandırmıştır. Verilen

cezanın meydana gelen netice ile orantılı olduğunu da ifade eden Bakanlık olaya

ilişkin olarak etkili bir soruşturma ve yargılama yürütüldüğünü

değerlendirmiştir.

130. Başvurucular, Bakanlık görüşlerine karşı

beyanlarında başvuru formlarındaki iddialarını yinelemiş; ayrıca açtıkları tam

yargı davasında tazminat taleplerinin kısmen reddedilmesi nedeniyle mağdur

sıfatlarının ortadan kalkmadığını, fail polis memurunun olay anında meşru

savunma hâlinde olmadığını, silahını öfkeyle çekip diğer polislerin arasından

çıkarak göstericilere doğru -kendi tercihi ile yakınlaşması nedeniyle- silah

kullanması için gerekli koşulların oluşmadığını da dile getirmiştir.

B. Değerlendirme

131. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama... hakkına

sahiptir.

...

(…) meşru müdafaa hali, yakalama ve

tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün

kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…)13 veya

olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında

silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen

öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."

132. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Şikâyetlerin

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

133. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özü yakınlarının öldürülmesine dair etkili

bir soruşturma yürütülmemesidir. Bu nedenle başvurucuların adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

134. Başvuru formlarının incelenmesi neticesinde

başvurucuların, yakınlarının güç kullanımı sonucu öldüğüne yani yaşam hakkının

negatif yükümlülüğünün ihlal edildiğine dair iddiada bulunmadıkları

görülmüştür. Başvurucular başvuru formunda polis memurunun eyleminden ve genel

itibarıyla Gezi Parkı protestoları ile polis cinayetlerinin cezasız bırakılması

politikasından bahsetmişseler de bu hususlara olay hakkında adil bir yargılama

yapılmadığı, bilirkişilerin taraflı rapor hazırladıkları, dolayısıyla etkili

bir soruşturma yürütülmediği iddialarını desteklemek amacıyla değindikleri

açıktır. Nitekim başvurucular başvuru formunda adil yargılanma hakkının ve

yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal

edildiği iddiasında bulunmuştur. Bu nedenle başvurucuların yaşam hakkının ihlal

edildiğine yönelik iddiaları, yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne

ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmiştir (AİHM'in benzer inceleme yöntemi

için bkz. § 115).

135. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında,

başvuru formundaki iddialarına ek olarak polis memurunun orantısız güç

kullanımı neticesinde yakınlarının hayatını kaybettiğine dair yaşam hakkının

maddi boyutunun ihlal edildiğine yönelik beyanlarda bulunmuştur. Ne var ki

başvuruya konu edilen soruşturma kapsamında verilen nihai kararın

öğrenilmesinden itibaren otuz günlük başvuru süresi içinde dile getirilmeyen

iddiaların Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi mümkün değildir. Aksinin

kabulü, bir kez bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncaya

kadar başvuru dosyasına gelen her türlü ihlal iddiasının incelenmesini gerekli

kılar ki bu, bireysel başvuru için öngörülen otuz gün kuralını anlamsız hâle

getirir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31). Bu sebeple

başvurucuların başvuru formunda dile getirmeyip de Bakanlık görüşüne karşı

beyanlarında ortaya attıkları yaşam hakkının maddi boyutuna ilişkin olarak

değerlendirilebilecek iddialar hakkında herhangi bir inceleme yapılmayacaktır.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

136. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu

olayda başvurucular, müteveffanın annesi ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuruda

başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

137. Başvurucuların yaşam hakkının negatif yükümlüğünün

ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin olmadığı, ayrıca her ne kadar yürütülen

soruşturma neticesinde verilen bir mahkûmiyet kararını müteakip başvurucularca

açılan tam yargı davası neticesinde başvurucular lehine bir miktar tazminata

hükmedilmiş olsa da söz konusu kararın kanun yolu incelemesinin tamamlanmamış

olduğu da gözetildiğinde başvurucuların mağdur sıfatının devam edip etmediği

noktasında bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

138. Bu itibarla açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

139. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

140. Yaşam hakkı kapsamındaki devletin pozitif

yükümlülüğü kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bir devlet

görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir (Tahir Canan, § 25). Bu tür olaylarda yürütülen idari

ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

141. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan

hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle

veya onların sorumlulukları altında meydana gelen veya diğer bireylerin

fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerini

sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan

burada yer verilen değerlendirmeler, hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı verdiği tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

142. Temel anlayış bu yönde olmakla birlikte derece

mahkemelerinin yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemlerin ve maddi ve manevi

varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmalarına imkân vermemeleri de

gerekmektedir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32).

143. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun

kabul edilebilmesi için;

- Soruşturma makamlarının haberdar olur olmaz resen

harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57). Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu

kişilerin belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma

yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir.

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri gerekir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

- Soruşturmada görevli olan kişilerin olayların içinde

olan veya olması muhtemel olan kişilerden bağımsız olması gerekir. Bu durum

sadece hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantı bulunmamasını değil aynı zamanda

somut bir bağımsızlığı da gerektirmektedir (Cemil Danışman, B. No:

2013/6319, 16/7/2014, § 96). Cumhuriyet savcısının emrinde adli kolluk olarak

görev alan kişilerin sırf kamu görevlileri olmaları nedeniyle soruşturmanın

bağımsız ve tarafsız yürütülmesi ilkesinin zedelendiği kural olarak kabul

edilmez. Aksi yöndeki iddianın somut olgularla desteklenmesi gerekmektedir (Cemil

Danışman, § 103; Ahmet Kortak ve diğerleri, B. No: 2016/14603,

10/12/2019, § 115).

- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektif

analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

gerekir (Cemil Danışman, § 99).

144. Ayrıca soruşturmanın makul bir özen ve süratle

yürütülmesi gerekmektedir (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013 §

30). Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin

tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli

sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanın

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre

farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 91).

145. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi

gerekliliğinde önemli olan husus soruşturmalarda başvurucuların soruşturmanın

süratle ve özenle sonuçlandırılmasındaki menfaatlerinin niteliği dikkate

alındığında başlı başına, özelde ise başvurucuların ve genel olarak da

toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli sürat ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Fahriye Erkek ve diğerleri, §

92).

146. İfade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin ilgili

soruşturma ve yargılama makamlarının yerine doğrudan geçecek şekilde, gerçekleşen

olaylardaki delillerin değerlendirmesini kendisinin yapması söz konusu olamaz;

bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili

adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman, § 58) fakat Anayasa

Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782,

11/3/2015, § 68).

147. Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında başvuru

konusu olaylar açısından yer verilen somut tespitlerin hiçbir şekilde Anayasa

Mahkemesince kişilerin masumiyetine veya suçluluğuna ilişkin bir yorum

yapıldığı şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğinin altı çizilmelidir (Rıfat

Bakır ve diğerleri, § 143).

148. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt

seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre

değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın

pratik gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilir. Bu nedenle

soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari

soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün

değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 68).

149. Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında yetkililer,

diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi

incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Doğan Demirhan, B. No:

2013/3908, 6/1/2016, § 68).

150. Bu noktada ifade edilmelidir ki Anayasa Mahkemesinin

görevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzman

mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi raporu ve

benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları

soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan, B.

No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).

151. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut bilgilerden

hareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçların

veya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdeleme

görevinin de bulunmadığı belirtilmelidir (Esma Çelebi, B. No:

2014/17591, 19/4/2017, § 147).

152. Yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 143) etkili

soruşturmanın unsurlarından biri de ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde

katılabilmeleridir. Davanın bulunduğu yerden başka bir yere

nakledilmesiyargılamaya etkili katılımı etkileme potansiyeline sahiptir. Böyle

bir durumda, yargılamaya etkili katılım sağlanıp sağlanmadığı yargılamanın tümü

gözetilerek tespit edilmelidir.

153. Bu bağlamda yaşam hakkı kapsamındaki bir davanın

görevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde görülmesinin -söz konusu bölgede

meydana gelebilecek toplumsal olaylar ya da başka benzeri faktörler dikkate

alınarak- kamu güvenliği için tehlikeli olduğu sonucuna varılabilmesi ve bu

gerekçe ile başka bir yere nakledilmesine karar verilebilmesi mümkündür. Bu

durumda dikkat edilmesi gereken husus, yaşam hakkı kapsamında yürütülen

davaların nakledilmesi ile etkili soruşturmanın temel amacının tehlikeye

düşürülmesine, söz konusu hak kapsamında yer alan ilke ve esaslara aykırı olan

neticelerin doğmasına sebep olunmaması gerektiğidir (Seyfullah Turan ve

diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, §§ 174, 175).

154. Diğer taraftan soruşturmaya katılımın etkililiğinin

seviyesi soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişebilir. Ancak her

hâlükârda meşru menfaatlerini korumak için sanığın savunmasının alındığı, görgü

tanıklarının dinlendiği, bilirkişi raporlarının tartışıldığı, olaya ilişkin şikâyetlerinin

dile getirildiği ve diğer delillerin ileri sürülerek tartışmasının yapıldığı

duruşmalara katılmak isteyen mağdurlara bu imkân tanınmalıdır. Aksinin kabulü,

katılımın sadece teorik olarak kabul edilmesi ve pratikte sağlanmaması hakkın

özünün zedelenmesi anlamına gelebilecektir (Seyfullah Turan ve diğerleri,

§ 187).

155. Son olarak belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesi

kural olarak başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının

açıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığında

soruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmak

istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm sebeplerini

kesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısına

varılan durumlarda, yürütülen soruşturmaların -soruşturmaların ve davaların

derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin

bulunmaması koşuluyla- ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili olduğunun

ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B.

No: 2013/841, 23/1/2014, § 95).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

156. Somut başvurunun adli makamların olayı

aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri

tespit etmesi gerekliliği bakımından incelemesi neticesinde Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından derhâl ve resen soruşturma başlatıldığı anlaşılmıştır.

Bu noktada Cumhuriyet Başsavcılığının resen ve derhâl harekete geçmesinin

soruşturmanın etkililiği adına önemli olmakla birlikte bunun tek başına yeterli

olmadığının, kamu görevlilerinin silahlı güç kullandığı olaylarda bir

soruşturmanın etkililiğinden söz edilebilmesi için bu soruşturmanın yasa dışı

silah kullanılması sonucunda ölümlerin gerçekleşmesinin önlenmesini güvence altına

alacak nitelikte kapsamlı, dikkatli ve tarafsız şekilde yürütülmesinin, ayrıca

olayın sebebinin aydınlatılması ve sorumluların tespiti bakımından gerekli

işlemlerde bir eksiklik bulunmamasının zorunlu olduğu tekrar hatırlatılmalıdır

(Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 107).

157. Başvurucu Mustafa Sarısülük'ün katılımıyla

Cumhuriyet Başsavcılığınca ölü muayene işlemi yapılmış (bkz. § 17), devamında

da başvurucuların talebi üzerine adli tıp uzmanı bir doktorun da gözlemci olarak

katılımıyla kamera kaydı eşliğinde otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir (bkz. §§

18, 19). Otopsi işlemi sonucunda ölüm nedeni açıklığa kavuşturulmuştur.

158. Ölümün ateşli silahla vurulma sonucu

gerçekleştiğinin netleşmesi üzerine şüpheli polis memuruna ait silah İl Emniyet

Müdürlüğü tarafından adli makamlara iletilmiştir. Sonrasında müteveffanın

ölümüne neden olan kurşunun bu silahtan atıldığı, eylemi gerçekleştiren polis

memurunun mensubu olduğu teşkilatla hiyerarşik bir bağı bulunmayan ATK

tarafından gerçekleştirilen balistik inceleme sonucunda tespit edilmiştir (bkz.

§ 20).

159. İl Emniyet Müdürlüğü şüpheli polis memurunun kimlik

bilgisini adli makamlara iletmiştir. Bu noktada Cumhuriyet Başsavcılığı

6/6/2013 tarihinde İl Emniyet Müdürlüğünden polis memurunun kimlik bilgisi ve

silahını istediği (bkz. § 21), İl Emniyet Müdürlüğünün 11-12 günlük bir süre

içinde her iki bilgiyi de netleştirerek adli makamlara ilettiği (bkz. §§ 24,

25), böylelikle herhangi bir delil kaybına sebebiyet verilmediği gözetildiğinde

söz konusu bilgi iletme süresi bakımından makul sayılamayacak bir gecikme

yaşandığı değerlendirilmemiştir. Ayrıca İl Emniyet Müdürlüğü olaya dair temin

ettiği tüm kamera görüntülerini Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir (bkz. §

25).

160. Yine bizzat Cumhuriyet savcısı, olaydan altı gün

sonra bilirkişi eşliğinde olay yeri incelemesi yapmıştır (bkz. § 15).

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay yerinde bulunan tüm özel binalardaki ve

kamu binalarındaki güvenlik kameralarından, MOBESE kameralarından, haber

ajanslarından ve RTÜK'ten olay anına dair tespit edilebilen tüm görüntüler

temin edilmiştir (bkz. §§ 22, 26). Bu görüntüler, soruşturma aşamasında Adalet

Komisyonu listesinden seçilen yazılım donanım ve görüntü inceleme uzmanlarınca

incelenerek bilirkişi raporu düzenlenmiştir (bkz. § 35).

161. Cumhuriyet Başsavcılığı olayın gerçekleşme

şartlarını netleştirmek için hem resen tespit ettiği hem de başvurucuların

dinlenilmesini talep ettiği vatandaş, polis memuru, haber ajansı görevlileri

gibi birçok tanığın beyanına başvurmuştur (bkz. §§ 16, 29, 36).

162. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın

gerçekleşmesinden yirmi dört gün sonra (bkz. § 31) ve olayın gerçekleşme

şartlarının genel hatları itibarıyla belirlenmesinde makul sayılacak bir süre

içinde A.Ş., ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh ceza

mahkemesine sevk edilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından gerekli görülmesi

üzerine olayın gerçekleşme şartlarına dair ve olayda tutuklama nedeninin oluşup

oluşmadığının tespitine yönelik olarak -ek soru da sorulmak suretiyle-

şüphelinin sorgusunun yapıldığı görülmüştür (bkz. § 31). Neticede Sulh Ceza

Mahkemesi tarafından şüpheli hakkında adli kontrol kararı verilmesi takdir

edilmiştir.

163. Tüm bu veriler doğrultusunda, yürütülen soruşturmada

Cumhuriyet Başsavcılığının olayın gerçekleşme şartlarının aydınlatılması ve

sorumluların tespiti amacıyla delilleri toplama konusundaki isteğinden şüphe

duyulmasını gerektirecek bir eksiklik tespit edilmediği belirtilmelidir.

164. Yargılama aşamalarında da yargılama makamları, hem

bilişim suçları uzmanından hem de Yargıtayın bozma kararı gereğince TRT'deki

görüntü inceleme konusunda uzman görevlilerden olay anına ait netleştirilmiş

görüntülere dair bilirkişi raporları temin etmiştir (bkz. §§ 41, 79). Sanık

A.Ş.nin yargılama sırasında hem SEGBİS aracılığıyla hem de başvurucuların

talebi doğrultusunda huzurda ayrıntılı savunmaları alınmıştır (bkz. §§ 48, 57,

59).

165. Hem soruşturma makamınca temin edilen hem de

başvurucuların sunduğu olay anına ilişkin görüntü kayıtları bizzat Mahkeme

Heyeti tarafından izlenmiştir (bkz. § 77). Başvurucular ve vekilleri

yargılamanın her aşamasında katılan sıfatıyla beyanda bulunabilmiş, temin

ettikleri özel bilirkişi raporlarını da yargılama makamının dikkatine

sunabilmiştir (bkz. § 39).

166. Sanık polis memurunun kimlik tespitinin

yapılamadığına dair iddialar bakımından ise polis memurunun tehdit alması ve

birtakım güvenlik endişeleri nedeniyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk

duruşmaya peruk ve bıyık takarak geldiği, duruşma öncesinde tartışmalar çıkması

nedeniyle ilk duruşmanın, dolayısıyla sanığın kimlik tespitinin

gerçekleştirilemediği anlaşılmıştır (bkz. § 43). Sonrasında A.Ş.nin

Şanlıurfa'dan katıldığı duruşmada kimlik tespiti SEGBİS aracılığıyla yapılmış

ve kimlik belgesinin resimli fotokopisi ile çekilen bir fotoğrafının

gönderilmesine karar verilmiştir (bkz. § 48). Dolayısıyla yargılama sırasında

sanığın gerçek kimliğine yönelik bir tereddüt bulunmamaktadır.

167. Tüm bu bilgiler ışığında yargılama aşamasında da olayın

gerçekleşme şartlarının aydınlatılması ve sorumluların tespitiyle

cezalandırılması hususunda gerekli tüm adımların atıldığı değerlendirilmiştir.

168. Başvurucuların da birtakım iddiaları olduğu üzere

(bkz. § 121) soruşturma ve yargılama süreçlerinin kamu denetimine açık olması

ve ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturma

sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri gerekliliği bakımından da somut

olayı incelemek gerekir.

169. "Genel İlkeler" kısmında

belirtildiği gibi (bkz. § 143) soruşturmanın etkili yürütülmesindeki

unsurlardan biri de ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için

bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanmasıdır. Belirtmek

gerekir ki katılımın etkililiğinin seviyesi, başvuruya konu soruşturma ve

kovuşturmaların kendine özgü koşullarına göre değişmektedir.

170. Soruşturma aşamasında başvurucu Mustafa Sarısülük

ölü muayenesinde tanık olarak hazır bulunmuş ve dinlenmiş, otopsi işleminde ise

başvurucuların talebi üzerine başvurucuların gözlemcisi sıfatıyla bir adli tıp

uzmanı doktor hazır bulunmuş ve kamera kaydı yapılmıştır (bkz. § 19). Yine

Cumhuriyet savcısının gerçekleştirdiği olay yeri incelemesinde başvurucu

Mustafa Sarısülük ve vekilleri hazır bulunmuş, dinlenmesini talep ettikleri

tanıkların Cumhuriyet savcısı tarafından olay yeri incelemesi sırasında

beyanları alınmıştır (bkz. §§ 15, 16).

171. Dolayısıyla yukarıda belirtilen hususlarla beraber

başvurucuların soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildikleri, delilerini,

taleplerini ve itirazlarını detaylı şekilde soruşturma makamına sunabildikleri

(bkz. §§ 13, 16, 23, 32), iddialarını soruşturma makamı önünde ileri

sürebildikleri görüldüğünden başvurucuların soruşturma sürecine meşru

menfaatlerini korumak için gerekli olduğu ölçüde katılabildikleri kanaatine

ulaşılmıştır.

172. Başvurucuların sürece etkili katılım

sağlayamadıkları iddiasının temelini oluşturan davanın bir başka ildeki

mahkemeye nakledilmesi hususunun incelenmesinde ise somut olayda Ankara Ağır

Ceza Mahkemesindeki yargılama sırasında ilk duruşmadan itibaren duruşma salonu

içinde ve dışında tartışmaların çıktığı hatta ilk duruşmanın bu nedenle

ertelendiği (bkz. § 43), adliye kapılarının kırıldığı, polis araçlarının

yakıldığı, duruşma sırasında yaşanan olaylar ve Mahkeme Heyetine yapılan

hakaretler nedeniyle Heyetin suç duyurusunda bulunduğu (bkz. § 44), Ankara Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından hem 2013/349 esasa hem de 3/9/2014 tarihli mahkûmiyet

kararının bozulması sonrasında 2015/307 esasa kayden görülen yargılamalarda

duruşma tarihlerinin öncesinde güvenliğin sağlanması amacıyla ilgili güvenlik

birimlerine müzekkereler yazıldığı (bkz. §§ 42, 44, 47, 54, 56, 58) hatta bozma

sonrası gerçekleştirilecek ilk duruşma için Mahkeme tarafından duruşma

öncesinde duruşma salonunda bomba araması yapılmasının dahi talep edildiği

(bkz. § 63), sanığın çeşitli tehditlere maruz kaldığı (bkz. §§ 50, 67)

anlaşılmaktadır.

173. Nitekim Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin davanın nakli

talebine dair görüşünde bildirdiğini teyit eder biçimde Valilik tarafından

iletilen görüşte de adliye dışında yasa dışı gösteriler yapıldığı, adliye

binasına ve güvenlik güçlerine saldırıda bulunulduğu, sanığın adliyede, ceza

infaz kurumundan adliyeye getirilip ceza infaz kurumuna götürülmesi sırasında

kargaşa çıkarılmasının, saldırıya uğramasının, kaçırılmaya ve öldürülmeye

çalışılmasının muhtemel olduğu, alınan güvenlik tedbirlerine rağmen

öngörülemeyen ve kamu güvenliğini ciddi olarak ihlal edebilecek, infihal

yaratabilecek olayların çıkabileceği bildirilerek davanın naklinin kamu

güvenliği bakımından zaruri olduğu belirtilmiştir (bkz. § 67). Nitekim Yargıtay

5. Ceza Dairesi tarafından da Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ve Valiliğin davanın

naklinin gerektiğine dair görüşündeki gerekçelerin benimsendiği ifade edilmek

üzere "davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı yönündeki görüş

... yerinde görüldüğünden" denilmek suretiyle davanın Aksaray Ağır

Ceza Mahkemesine nakline karar verilmiştir (bkz. § 69).

174. Bu şartlar altında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde

bozma ilamı sonrası görülecek olan yargılamada dahi güvenlik endişesinin devam

ettiği (bkz. § 63), yargılamanın güvenli ve adil yargılama yapılmasına uygun

şartlarda gerçekleştirilemeyeceğine dair veriler bulunduğu, başvurucular

ve/veya vekillerinin davanın nakledildiği Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinde

görülen yargılamanın her duruşmasında hazır bulunduğu (bkz. §§ 74, 80, 81, 83),

başvurucuların birden fazla vekil tarafından temsil edildiği ve duruşmada

sanığa bizzat soru sorabilme imkânına sahip oldukları (bkz. §§ 49, 55), Ankara

Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama esnasında, temin ettikleri özel bilirkişi

raporlarını mahkemeye sundukları (bkz. § 39), bu raporların Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından da değerlendirmeye alındığı (bkz. § 81), Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin davanın nakline karar verirken Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ve

Valiliğin davanın naklinin gerektiğine ilişkin görüşünü benimsediğine dair

gerekçesini de sunduğu (bkz. § 69), başvurucuların sanığın mahkeme huzurunda

savunma yapmasına dair ısrarlı taleplerinin hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hem

de Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi nezdindeki yargılama süreçlerinde de devam

ettiği (bkz. §§ 55, 75), dolayısıyla sanığın SEGBİS aracılığıyla değil mahkeme

huzurunda savunma vermesine takdiren karar verilmesi ihtimalinin mevcut olduğu

hususları da gözönünde bulundurulduğunda yargılamanın ciddi güvenlik sorunu

yaşanan ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından adil yargılama

yürütülemeyeceğinin değerlendirildiği bir ortamdan Ankara'ya 2,5 saat mesafede

bulunan ve ulaşımı kolay olan Aksaray'a nakline karar verilmesinin

başvurucuların yargılamaya gerekli olduğu ölçüde katılım

sağlayamamasına, dolayısıyla soruşturmanın etkililiğinin zedelenmesine neden

olduğunu söylemek mümkün değildir.

175. Ayrıca başvurucuların katılma talebi Ankara Ağır

Ceza Mahkemesince kabul edilmiş ve başvurucular tüm yargılama boyunca neredeyse

her duruşmaya bizzat katılmış, çok sayıda vekille duruşmalarda temsil edilmiş,

bilirkişi raporları başta olmak üzere her türlüitirazlarını ve taleplerini dile

getirebilmiş, duruşmalarda ayrıntılı olarak beyanda bulunabilmiş, özel

bilirkişi raporları da dâhil olmak üzere tüm delillerini mahkemeye

sunabilmiştir. Başvurucuların talepleri doğrultusunda gerekli görülen

araştırmalar adli makamlarca yapılmıştır.

176. Başvurucuların iddialarından etkili katılım ilkesine

ilişkin olduğu değerlendirilen bir başka husus ise sanık polis memurunun SEGBİS

aracılığıyla savunmasının alınması nedeniyle başvurucuların soru soramadığı

iddiasıdır. Bu noktada dosya incelendiğinde A.Ş.nin Ankara Ağır Ceza

Mahkemesindeki 2/12/2013 tarihli duruşmaya Şanlıurfa'ya tayin olması nedeniyle

SEGBİS aracılığıyla katıldığı, sanığın sözlü savunma vermediği, yazılı

savunmasının ise duruşmada okunduğu, yazılı savunmasının soruşturma

aşamasındaki ifadesiyle benzer hususlar içerdiği, başvurucuların duruşmada

hazır bulunduğu, birçok vekille temsil edildiği ve katılma taleplerinin kabul

edildiği görülmüştür. Sanık bu duruşmada başvurucular vekillerinin sorduğu

sorulara SEGBİS aracılığıyla cevap vermiştir (bkz. § 49).

177. Diğer yandan Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin

başvurucuların talebi üzerine A.Ş.nin duruşmada hazır edilmesine karar vermesi

nedeniyle A.Ş. 26/5/2014, 7/7/2014 ve 3/9/2014 tarihli duruşmalarda hazır

bulunmuş ve bizzat savunmasını yapmıştır (bkz. §§ 57, 59). Nitekim Ankara Ağır

Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında "Mahkemenin buradaki amacı,

tarafların beyanlarını değerlendirirken sanık savunmasına ilişkin sanık

vekillerinin de beyanları göz önüne alınarak adil yargılama ilkeleri

çerçevesinde savunmanın alınması olduğundan, tekrar savunma alınmıştır. Esasen

mahkememizin görüşüne göre SEGBİS sistemiyle yapılan savunma geçerli olmasına

rağmen, özellikle sanık vekillerinin sanığı hazır etmeleri suretiyle

savunmasının alınmasını talep etmeleri sebebiyle talepleri kabul

edilmiştir." şeklinde bu duruma değinmiştir (bkz. § 60).

178. Davanın Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakli

sonrasındaki yargılama sürecinde ise polis memuru A.Ş. 11/1/2016 tarihli

duruşmaya SEGBİS ile katılmış, bu sırada başvurucuların bir kısmı ile çok

sayıda vekili duruşmada hazır bulunmuştur (bkz. § 74).

179. Yukarıda değinilenler doğrultusunda sanığın

savunmasının SEGBİS ile alınması sırasında başvurucuların sorduğu soruları

A.Ş.nin yanıtladığı, A.Ş.nin duruşmada hazır edilerek savunma da yaptığı

gözetildiğinde olayın gerçekleşme şartlarının yeterince ortaya konulduğunun

değerlendirildiği somut yargılamada SEGBİS ile sanığın duruşmalara katılmasının

başvurucuların soruşturmaya etkili katılım sağlamaları gerekliliği bakımından

sorun teşkil etmediği değerlendirilmiştir.

180. Sonuç olarak başvurucuların olayın kendine özgü

koşullarında, soruşturma va yargılama süreçlerine gerekli olduğu ölçüde katıldığı

kanaatine ulaşılmıştır.

181. Toplamda 5 yıl 9 ay gibi bir sürede tamamlanan

soruşturmanın makul bir süratle yürütülmesi ilkesi yönünden yapılan

inceleme neticesinde soruşturma aşamasının -toplanan pek çok delil olmasına

rağmen- 1,5 aya yakın ve hızlı sayılacak bir sürede tamamlandığı tespit

edilmiştir. Yargılama aşamasının süresi bakımından yapılan inceleme neticesinde

ise ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının Yargıtay

1. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinden üç kez geçtiği ve temyiz inceleme

sürelerinin toplamda 2 yıl 8 ay olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu inceleme

süresinin -yargılama dosyasının hacmi ve söz konusu Yargıtay Dairesinin iş yükü

gözönüne alındığında- makul bir süre olarak kabul edilmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

182. Yargılama aşamasının temyiz incelemesi dışında kalan

üç yıl civarındaki süresi bakımından yapılan incelemede ise pek çok yargılama

işlemi yapıldığı, başvurucuların tüm yargılama boyunca çok sayıda vekil ile

temsil edildiği, duruşmalarda taraflar ile vekillerinin pek çok kez söz alarak

dinlendiği, mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığına, yargılamanın adil

şekilde yürütülmediğine ilişkin başvurucular tarafından yapılan ısrarlı

itirazlar nedeniyle hâkimin davadan çekindiği, diğer yandan yargılama sırasında

davanın her iki tarafı bakımından çeşitli güvenlik sorunlarının yaşandığı, bahse

konu güvenlik sorunları nedeniyle davanın nakline karar verilmesinin gerektiği,

olayın oluş şeklinin netleştirilmesi amacıyla birçok bilirkişi raporunun temin

edilmesi gerektiği gözönüne alındığında bu sürenin de makul bir süre olarak

kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

183. Sonuç olarak yukarıda değinilen etkenler bir bütün

olarak gözetildiğinde güç kullanımı sonucu ölüme ilişkin olan ve kamuoyuna

yansımış olan birtakım güvenlik sorunlarının yaşandığı, olayın gerçekleşme

şartlarının netleştirilmesi bakımından karmaşık sayılabilecek yargılamanın hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesine neden olacak şekilde makul bir süratle yürütülmediği sonucuna

ulaşılmamıştır.

184. Başvurucuların birtakım iddialarını ilgilendiren, soruşturmanın

bağımsız ve tarafsız olarak yürütülmesi gerekliliğine dair incelemeye geçmeden

önce herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzman

mütalaasının gerekli olup olmadığına karar verme yetkisinin soruşturma

makamlarına ait olduğunun, bunun Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığının,

ayrıca Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardıkları sonuçların doğru olup

olmadığını irdeleme görevinin de bulunmadığının (bkz. §§ 150, 151) tekrar ifade

edilmesi gerekir.

185. Öncelikle ölü muayenesi, keşif/olay yeri incelemesi,

tanık ve şüpheli ifadelerinin alınması gibi delillerin bizzat Cumhuriyet

savcısı tarafından toplandığı, kolluk birimlerine bırakılmadığı

belirtilmelidir.

186. Soruşturma makamı tarafından olay yeri incelemesi

gerçekleştirilirken İl Jandarma Komutanlığından bilirkişi seçilmesinin

soruşturmanın bağımsız ve tarafsız yürütülmesini zedelediği iddiası bakımından

ise Cumhuriyet savcısının ilk önce Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden olay

yeri inceleme konusunda uzman iki bilirkişi tespit ettiği, bu şahısların

çeşitli sebeplerle görevlendirilememeleri üzerine TÜBİTAK'tan bilirkişi talep

edildiği, yine uygun bilirkişi bulunamaması üzerine işin aciliyeti dikkate

alınarak İl Jandarma Komutanlığı OYİ Timinden iki görevlinin bilirkişi tayin

edildiği gözönünde bulundurulmalıdır (bkz. § 15). Ayrıca İl Emniyet

Müdürlüğünden ayrı bir teşkilatlanmaya sahip olan, İl Emniyet Müdürlüğü ile

hiyerarşik bir bağı bulunmayan İl Jandarma Komutanlığı görevlilerince somut

olayda bağımsız ve tarafsız bir bilirkişi raporu hazırlanmadığına dair herhangi

bir veriye rastlanmamıştır.

187. Aynı şekilde bozma kararı üzerine Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından TRT görevlilerinden temin edilen bilirkişi raporu

bakımından yapılan incelemede de İl Emniyet Müdürlüğünden ayrı bir kurumsal

yapı olan TRT'nin çalışanlarından seçilen bilirkişilerce olay anına dair en net

görüntülerin seçilerek özel bir program kullanılmak suretiyle olay anına dair

görüntülerin yavaşlatılıp çeşitli açılardan izlenerek değerlendirmelerde

bulunulduğu anlaşılmıştır (bkz. § 79). Bu bakımdan söz konusu bilirkişilerce

bağımsız ve tarafsız bir bilirkişi raporu hazırlanmadığına dair herhangi bir

veriye rastlanmamıştır.

188. Adli makamların siyasetçilerin baskısı altında ve İl

Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen Görüntü İnceleme Tutanağı'na dayalı olarak

karar verdiği iddiası bakımından yargılamanın tümü değerlendirildiğinde

tarafsız ve bağımsız bir yargılama yürütülmediğinin söylenmesi mümkün değildir.

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında; tüm soruşturma ve yargılama

işlemlerini, özellikle de resmî veya özel tüm bilirkişi raporlarını

görüntülerin Mahkeme Heyeti tarafından incelenmesi üzerine edinilen kanaat ile

birlikte değerlendirmeye aldığını ayrıntıları ile belirtmiştir (bkz. § 81).

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince yalnızca İl Emniyet Müdürlüğünün düzenlediği

Görüntü İnceleme Tutanağı'na dayalı olarak mahkûmiyet hükmü kurulmadığı

gerekçeli karardan açıkça anlaşılmaktadır.

189. Öte yandan başvurucuların Ankara Ağır Ceza Mahkemesi

Heyetinin bağımsız ve tarafsız yargılama yapmadığına dair iddiaları nedeniyle

davanın koşulları gereğince Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti davadan çekinme

kararı vermiş, bu kararı bir başka mahkeme incelemiştir. İnceleme mercii,

Heyetin tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerin dosyada mevcut olmadığı

kanaatiyle çekinme kararının uygun olmadığını değerlendirmiştir (bkz. § 51).

190. Başvurucuların Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

inceleme tarihinden önceki bir tarihte ve davanın nakline karar verilmesinden

hemen sonra sanık polis memurunun tahliyesine karar verildiğine dair

iddialarının soruşturmanın bağımsız ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine dair

ilke kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Ankara

Ağır Ceza Mahkemesi tarafından davanın nakli kararı sonrasında davanın nakli

sebebiyle herhangi bir gecikme olması hâlinde sanığın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edilmesine yol açılmaması için resen tutukluluk

incelemesi yapılarak sanığın tahliyesine karar verildiği, dolayısıyla bu

durumun yargılamanın etkililiğini zedelemediği kanaatine ulaşılmıştır.

191. Son olarak somut yargılamanın soruşturma

makamlarınca olayın sebebinin objektif analizinin yapılması ve soruşturma

sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı,

nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekliliği bakımından

incelenmesi gerekmektedir. Bu gereklilik, adli makamlarca hukuka aykırı

eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesine

neden olunmaması bakımından elzemdir.

192. Bu inceleme öncesinde yukarıda belirtildiği üzere

(bkz. § 146) delilleri değerlendirme yetkisinin adli mercilere ait olduğu fakat

Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesinin

gerekli olabildiği ifade edilmelidir.

193. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 19/12/2016 tarihli

kararında, atış anından önceki şartları, basit bir gösteri yürüyüşü boyutunda

kalmayan eylemlerdeki gösterici sayısının güvenlik güçlerinin sayısından çok

fazla olduğu, göstericilerin sıkıştırdıkları polis memurlarını linç ettiği,

sıkışan güvenlik güçlerinin göstericilerin sayısı, uyguladıkları şiddet

nedeniyle ölüm korkusu yaşadığı, A.Ş.nin geri çekilirken en ön saftaki kalkancı

grupta yer alması nedeniyle en son geri çekildiği, dâhil olduğu az sayıda

polisten oluşan grubun beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübeleri ile

göstericilerin gerçekleştirdiği aralıksız saldırılar sebebiyle hızlı ve düzenli

bir şekilde çekilemediği, banklara sıkıştığı, A.Ş.ye ait kalkanın göstericiler

tarafından gasbedildiği, polis memurunun kaldırıma geldiği sırada

göstericilerden birinin yanına geldiği, A.Ş.nin kendisine saldıran göstericiyi

uzaklaştırmak amacıyla tekmeyle hamle yaptığı, bu sırada bir anda E.S.nin de

aralarında bulunduğu kalabalık bir gösterici grubunun önünde kaldığı şeklinde

kabul etmiştir.

194. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine göre karşısındaki

eylemci grup A.Ş.ye taşla saldırmakta iken A.Ş.nin elindeki silahla

göstericilere yönelik herhangi bir hamlesi bulunmamaktadır. Kalabalık gösterici

grubunun yoğun şekilde taşlaması üzerine A.Ş. silahının namlusunu yere doğru

tutarak silahına mermi sürmüş, bu sırada göstericilerin yoğun şekilde taş

atmaları devam etmiştir. A.Ş. silahını omuz hizasından yukarıda tutarak havaya

ateş etmek suretiyle göstericilerin dağılmasını sağlamak istemiş, bu sırada

atılan taşlar nedeniyle sabit duramamış, üzerine gelen taşlardan geriye ve yana

çekilmiştir. A.Ş. silahıyla bu şekilde iki kez havaya ateş ederken kaskına ve

vücudunun değişik yerlerine taş isabet etmiştir. Bu sırada isabet etmeyen çok

sayıda taş da bulunmakta ve yerde seken taşlar, kaskına çarpıp parçalanan

taşlar ile bu taşların ebadı görüntülerde net olarak görülmektedir. A.Ş. sol

kasığına taş isabet etmesi nedeniyle elini o bölgeye bastırmış ve isabet eden

taşın verdiği acıyla havaya sıçramış, yere sadece ayak uçları temas etmiştir.

İsabet eden taşın verdiği etki nedeniyle tabancası bir an yere paralel hâle

gelmiş ve A.Ş. bu konumda iken anlık bir şekilde tabancası üçüncü kez ateş

almıştır. Bu sırada E.S. de elindeki taşı A.Ş.ye attıktan sonra uzaklaşmak için

sola döndüğü sırada tabancadan çıkan mermi çekirdeği E.S.nin başına isabet

etmiştir. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, olayın gerçekleşme anına ilişkin

şartları bu şekilde kabul etmiştir. A.Ş.nin geri çekilmekte iken kaldırımdan

düştüğü sırada bir göstericinin saldırmak için A.Ş.nin yanına geldiğine dair

kalkancı olarak A.Ş. ile birlikte görev yapan ve olay anında orada bulunan

polis F.Ö.nün tanık beyanlarına da (bkz. §§ 36, 81) hükmün gerekçesinde yer

verilmiştir.

195. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, A.Ş.nin göstericilerle

karşı karşıya kalması ile silahını üçüncü kez ateşlemesine kadar geçen sürenin

1,5 saniyeden az olduğunu, ateş etmeden önce, ateş anında ve ateş ettikten

sonra göstericilerin attığı taşların A.Ş.nin vücudunun çeşitli yerlerine isabet

ettiğini, isabet eden taşın etkisi ve isabet etmeyen taşlardan korunma refleksi

ile A.Ş.nin vücut duruşunun, el ve kol durumunun bozulduğunu, dolayısıyla

A.Ş.nin hedef gözetmediğini, göstericilerin üzerine ateş etmediğini, havaya

uyarı atışı yaptığı sırada taşlamanın etkisiyle olayın meydana geldiğini

belirterek A.Ş.nin uğradığı saldırıyı defetmek için saldırgan sayısı ve atılan

taş yoğunluğu nedeniyle saldırıyla orantılı şekilde silah kullanma yetkisi

kapsamında havaya ateş ederek saldırıyı uzaklaştırmaya çalıştığı sırada sol

kasık bölgesine isabet eden taşın etkisiyle tedbirsizliği ve dikkatsizliği

sonucu üçüncü atışta E.S.nin vurulmasına neden olduğu sonucuna ulaşmıştır.

196. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bu değerlendirmesi

uyarınca da A.Ş.nin Çevik Kuvvet Birliğinde görevli güvenlik gücü olması

nedeniyle böyle bir saldırıda dahi kendisinden daha dikkatli olmasının, silah

kullanma becerisinin daha ileri seviyede olmasının, taş atıldığı sırada elinin

doğrultusunun değişeceğini düşünüp ona göre tavır geliştirmesinin bekleneceğini

de gözeterek A.Ş.nin olayda taksirli sorumluluğunun bulunduğu kanaatine

ulaşmıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, A.Ş.nin güç kullanımı sırasında ceza

sorumluluğunu kaldıran nedenlerden meşru müdafaa hâlinin sınırını taksirle

aştığını kabul ederek taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine

karar vermiştir.

197. Mahkeme bu sonuca ulaşırken -gerekçeli karardan da

anlaşıldığı üzere- soruşturma aşamasında toplanan tüm delilleri, soruşturma ve

yargılama aşamasında temin edilen tüm resmî bilirkişi raporlarını,

başvurucuların dosyaya sunduğu özel bilirkişi raporlarını olay anına dair

görüntülerin bizzat Heyet tarafından izlenmesi neticesinde ulaşılan kanaat ile

birlikte dikkate almıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, tüm özel/resmî

bilirkişi raporlarında itibar edilen/edilmeyen tespitlere gerekçesinde

değinmiş; tanık beyanlarını gözetmiş, yalnızca İl Emniyet Müdürlüğünün

hazırladığı Görüntü İnceleme Tutanağı ya da sanığın da aralarında bulunduğu gösterilere

müdahale eden polis memurlarının düzenlediği görev raporuna dayalı olarak hüküm

kurmamıştır.

198. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararda;

A.Ş.nin eyleminin kasten öldürme, olası kasıt ile öldürme ya da bilinçli

taksirle öldürme suçlarını oluşturmamasının, ayrıca eylemin hangi nedenlerle

meşru müdafaa sınırları içindeolduğunun kabul edilmesinin gerekçelerine dair

bilirkişi raporları ve olay anına dair görüntülerin bizzat izlenmesi

doğrultusunda kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Gerekçeli kararda olayın

gerçekleşme koşulları, eylemin hukuki niteliği ayrıntılı bir şekilde

tartışılmış, temyiz incelemesi aşamalarında da bu noktalarda değerlendirme

yapılarak suç vasfının uygun şekilde tayin edildiğine karar verilmiştir (bkz. §

82).

199. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bozma kararı uyarınca,

A.Ş.nin işlediği suçtan 5237 sayılı Kanun'un 85. maddesinde düzenlenen bahse

konu suça ilişkin cezanın alt sınırından ayrılarak neticeten 2 yıl 1 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, alt sınırdan ayrılırken

olayın oluş şekli ve sanığın taksire dayalı kurusunun derecesini gözettiğini

ifade etmiştir. A.Ş. hakkında HAGB uygulanmasına gerek görmeyen Mahkeme,

hükmedilen süreli hapis cezasının taksirli suça ilişkin olması nedeniyle hapis

cezasının adli para cezasına çevrilerek A.Ş.nin neticeten 15.200 TL adli para

cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar

vermiştir.

200. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı ile ilgili

başvurulardaki görevi olaydan sorumlu olduğu değerlendirilen kişi ya da

kişilerin eyleminin hangi suçu oluşturduğunu belirlemek değildir (Gülşen

Polat ve Kenan Polat, B. No: 2015/4450, 10/10/2019, § 143). Ayrıca Anayasa

Mahkemesinin ilk elden olayları inceleyen yetkili adli mercilerin vardığı

sonuçlardan ayrılması ancak olaya ilişkin kesin ikna edici nitelikte bulguların

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Cemil Danışman, § 58).

201. Bu noktada Anayasa Mahkemesince olay anının öncesi

ve sonrasına ait görüntüler ile olay anına ilişkin görüntülerin incelenmesi

neticesinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince ulaşılan, A.Ş.nin içinde bulunduğu

diğer polis memurlarından ayrılarak göstericiler üzerine koştuğu yönündeki

iddiaya kararda özel olarak gerekçesi açıklanmak suretiyle itibar edilmeden,

tanık F.Ö.nün beyanlarıyla da teyit edildiği üzere sanığın bir göstericinin

saldırısını tekme atmak suretiyle defetmek isterken karşı karşıya kaldığı

kalabalığı uyarmak amacıyla havaya ateş ettiği sırada isabet eden taşların

etkisi ve acısıyla, isabet etmeyen taşlardan sakınma refleksiyle içinde

bulunduğu korku hâliyle omuz hizasından yukarıda bulunan kolunun duruşunun bir

anlık değişmesi sonucu olayın meydana geldiği ve polis memurunun hedef

gözeterek ateş etmediği yönündeki kabulden ayrılmayı gerektirecek bir husus tespit

edilememiştir.

202. A.Ş.nin dâhil olduğu polis grubunun bulunduğu yerde

sıkışarak geri çekilmekte zorlandığı, A.Ş.nin kırk kişilik gösterici grubunun

sürekli taş atışına maruz kaldığı sırada silahının namlusunu yere doğrultmak

suretiyle silahına mermi sürdüğü ve havaya yaptığı üç atışın toplamda 1 saniye

kadar sürdüğü, her üç atış sırasında da silahını baş bölgesinden yukarıda

tuttuğu, atışlar öncesinde ve sırasında A.Ş.nin yoğun taş atışına maruz

kaldığı, üzerinde herhangi bir koruyucu kıyafet veya kalkanı olmadığı, kaçmak

amacıyla geriye ve yana zıpladığı, bu sırada silah tutan elinin bilek kısmından

titrediği, gösterilerin boyutu ve saldırıların yoğunluğu, olay anının öncesinde

gösterilere müdahale eden polislerin yaşadıkları bir bütün olarak gözetildiğinde

-olayın kendine özgü şartlarında- Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince tayin edilen

suç vasfının ve bu vasıflandırmaya bağlı olarak verilen mahkûmiyet kararının

elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı

olmadığının ve 14 ay süreyle tutuklu yargılanan sanık hakkında hükmedilen adli

para cezasının meydana gelen netice ile orantılı olmadığının değerlendirilmesi

mümkün değildir.

203. Açıklanan gerekçelerle somut başvuruda adli

makamların olayın gerçekleşme şartları, suç vasfının tayini ile hükmedilen

netice cezanın türü ve miktarı konusundaki takdirine saygı gösterilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

204. Sonuçta olaya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi yaşam

hakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütüldüğünü

değerlendirmiştir.

205. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Celal

Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,

Engin YILDIRIM, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/12/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucuların yakını olan E.S., 1/6/2013 tarihinde

Ankara’da düzenlenen bir gösteriye katılmış, gösteriye müdahalede bulunan

kolluk görevlilerinden birinin silahından çıkan merminin başına isabet

etmesiyle yaralanmış, kaldırıldığı hastanede 14/6/2013 tarihinde hayatını

kaybetmiştir.

2. Olaya ilişkin açılan soruşturma sonucunda kolluk

görevlisinin meşru savunmada sınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyle

öldürme suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. Ankara 6.

Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda sanığın olası kastla kişinin

ölümüne sebep olma suçundan dolayı neticeden 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve hükmen tutuklu halinin devamına karar verilmiştir.

3. Başvurucuların temyizi üzerine karar, savcılık

tarafından ifadeleri alınan bazı tanıkların yargılama sırasında dinlenmemesi ve

olayla ilgili tüm görüntülerin bilirkişilere tevdii edilerek mümkün olduğu

takdirde görüntü kalitesi iyileştirildikten sonra tarafların hazır bulunduğu

bir oturumda izlenerek diyeceklerinin sorulmaması gerekçeleriyle Yargıtay 1.

Ceza Dairesince bozulmuştur.

4. Bozma sonrasında sanık avukatlarının talebi üzerine

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, “…Davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı

yolundaki görüş ve Adalet Bakanlığının bu husustaki isteği yerinde

görüldüğünden kamu güvenliği nedeniyle” kamu davasının Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesine nakline karar vermiştir. Burada yapılan yargılama sonunda sanık

meşru müdafaa sınırlarını taksirle aşmaktan dolayı neticeten 1 yıl 4 ay 20 gün

hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza da 10.100 TL adli para cezasına

çevrilmiştir.

5. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın “taksire

dayalı kusurunun ağırlığı nedeniyle taksirle ölüme neden olma suçundan, sonuca

etkili olacak şekilde teşdiden ceza tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı

şekilde alt sınırdan ceza belirlenmesi” gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bu kez alt sınırdan ayrılarak neticeten 2 yıl 1 ay

hapis cezasına, bunun 15.200 TL adli para cezasına çevrilmesine karar

vermiştir. Sanığın tutuklu bulunduğu 14 aylık süre dikkate alınarak adli para

cezasının infaz edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Karar, temyiz aşamasında

onanarak kesinleşmiştir (bkz. §§ 60, 61, 81, 83-84).

6. Olaya ilişkin yargılama sürecinden de anlaşılacağı

üzere, kolluk görevlisinin ateşli silah kullanmasına ilişkin fiilin

nitelendirilmesi bakımından iki ağır ceza mahkemesi arasında görüş ayrılığı

bulunmaktadır. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi fiili olası kastla işlenmiş bir

suç olarak değerlendirmiş, buna karşılık Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi meşru

müdafaa sınırlarının taksirle aşılması olarak nitelemiştir. Ancak belirtmek gerekir

ki, her iki ağır ceza mahkemesi de sonuç olarak olayda hukuka aykırı bir güç

kullanımı olduğunu, dolayısıyla yaşam hakkı bağlamında devletin “öldürmeme”

şeklinde ifade edilebilecek negatif yükümlülüğünün ihlal edildiğini tespit

etmişlerdir.

7. Mahkememizin kararlarında vurgulandığı üzere devletin

yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin yönü, doğal

olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir.

Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (T.A. [GK], B. No:

2017/32972, 29/9/2021, § 138).

8. Dolayısıyla bu noktada yapılması gereken

başvurucuların yakınlarının ölümüne sebep olan öldürme fiiline ilişkin

soruşturma ve kavuşturma sürecinin etkili olarak yürütülüp yürütülmediğini

belirlemektedir. Bu usul yükümlülüğünün yerine getirilmediği durumlarda yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermek gerekecektir.

9. Eldeki başvuruda, çoğunluk görüşünden farklı olarak,

a) davanın naklinin gerekliliğinin gerekçelendirilememesi, b) cezasızlığa yol

açılması ve c) altı yıla yakın yargılama süresinin makul olmaması nedenleriyle

yürütülen soruşturmanın/kovuşturmanın etkili olmadığını, dolayısıyla

başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğini düşünüyorum.

10. Belirtmek gerekir ki, davanın nakli ancak istisnaî

şartlarda, yargılamanın sağlıklı yürütülebilmesi için zorunlu olan durumlarda

başvurulması gereken bir kurumdur. Zira keyfi nitelikteki nakil kararları bir

yandan tarafların yargılamaya etkili katılımını engelleyebilecek, diğer yandan

da yargılamaya müdahale edildiği görünümünün ortaya çıkmasına neden

olabilecektir.

11. Bu sebeple yargılamanın nakline ilişkin kararların

tatmin edici bir gerekçesinin olması beklenir. Davanın görevli ve yetkili

mahkemenin bulunduğu yerde görülmesi hâlinde kamu güvenliği için tehlike

oluşturup oluşturmayacağı ve bunun yargılamanın sıhhatini olumsuz yönde

etkileyip etkilemeyeceği ilgili ve yeterli gerekçeyle gösterilmelidir.Bunun

yapılması “adalete olan güvenin sarsılmaması, hukuk devletine olan inancın

sürdürülmesi ve en önemlisi genel olarak kamuoyunda özelde de mağdurlarda

davanın naklinin hesap verilebilirliğe ilişkin kamuoyu denetiminin ve

mağdurların etkili katılımlarının önüne geçilebilmesi amacıyla gerçekleştirildiği

kanısının oluşmasına engel olunması açısından kritik bir öneme sahiptir” (Seyfullah

Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 178).

12. Başvuruya konu olayda, davanın nakline Ankara 6. Ağır

Ceza Mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından bozulmasından sonra karar

verilmiştir. Esasen kamu güvenliğinin ve sanığın can güvenliğinin sağlanması

şeklindeki nakil gerekçelerinin, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde iki yıl iki

ay süren yargılama sırasında geçerli olduğu söylenebilir. Nitekim söz konusu

dönemde gerek mahkeme huzurunda gerekse mahkeme dışında yaşanan asayişi bozan

olaylara rağmen davanın nakline karar verilmemiştir.

13. Ankara’da yaşanan bu olumsuzluklara rağmen

sonuçlandırılan yargılamanın, Yargıtay’ın bozma kararından sonra Aksaray’a

nakledilmesinin ikna edici gerekçelerinin olduğu söylenemez. Olayların oldukça

sıcak olduğu bir dönemde bile gerekli tedbirlerin alınması suretiyle Ankara’da

görülebilen davanın, aynı yerde ve mahkemede görülmeye devam edilmesinin kamu

güvenliğini ne yönde tehdit edeceği gösterilebilmiş değildir. Diğer yandan

sanığın can güvenliğini sağlama şeklindeki amacın da Aksaray’a nakledilen

yargılamada sanığın SEGBİS üzerinden duruşmalara katıldığı gözetildiğinde,

makul bir gerekçe olarak kabul edilmesi zordur.

14. Bunun yanında, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin adli

para cezası olarak ortaya çıkan nihai kararı da dikkate alındığında, nakil

kararının objektif gereklilikten ziyade sanık lehine karar verilmesini

sağlamaya dönük bir karar olarak alındığı izlenimini doğurmaya elverişli olduğu

söylenebilir. Buna nakle ilişkin kararın adli tatil esnasında nöbetçi heyetçe

alınması da eklendiğinde yargılamaya müdahale edildiği izleniminin oluşması

kaçınılmazdır.

15. Kuşkusuz bozma üzerine dava Ankara 6. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından görülmeye devam etseydi de Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin

verdiği karar verilebilirdi. Ne var ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı

ilkesi “olgu” olduğu kadar “algı” meselesidir. Mahkemelerin

gerçekten bağımsız ve tarafsız olması yetmez, bunun dışarıya da yansıması

gerekir. Bu sebeple yukarıda belirtilen şartlarda somut başvuruya konu

yargılamanın, ikna edici gerekçeler ortaya konmadan, bozma sonrasında

-mahkûmiyet kararı veren mahkemeden- başka bir ildeki mahkemeye nakledilmesi

yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesinin zedelendiği izlenimini ortaya

çıkarmıştır.

16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) adil

yargılamanın vazgeçilmez unsurları olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının

aynı zamanda bir “görünüm” meselesi olduğunu vurgulamıştır. AİHM’in

kararlarında belirtildiği üzere “adaletin sağlanması yetmez, sağlandığının

görülmesi de gerekir” (Denisov/Ukrayna, B.No: 76639/11, 25/9/2018, §

63). Bu sebeple demokratik bir toplumda tarafsızlıkları noktasında mahkemelerin

kamuoyuna ve davanın taraflarına güven vermesi gerekmektedir (bkz. Fey/Avusturya,

B. No: 14396/88, 24/2/1993, § 30; Academy Trading Ltd ve

diğerleri/Yunanistan, B.No: 30342/96, 4/4/2000, § 45; Sazanov/Rusya,

B.No: 24647/05, 1/12/2015, § 38).

17. Bu bağlamda yargılamanın sonucuna etkili olup

olmadığından bağımsız olarak yeterli gerekçe olmaksızın yargılama yerinin

değiştirilmesi mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında “haklı”

şüpheye neden olabilir. Nitekim AİHM’e göre başvurucunun lehine verilen bir

kararın ardından yüksek mahkeme tarafından davanın yeterli gerekçe olmadan

başka bir mahkemeye gönderilmesi, bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda şüpheye

yol açmış, bu suretle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma

hakkının ihlaline neden olmuştur (Bochan/Ukrayna, B.No: 7577/02,

3/5/2007, §§ 66, 74).

18. Anayasa Mahkemesinin önündeki başvuruya konu somut

olayda da bozmadan sonra yargılama yerinin değiştirilmesi ve buna ilişkin ikna

edici gerekçelerin ortaya konulamaması bir bütün olarak mahkemenin tarafsızlığı

konusunda tereddütlere neden olmuştur. Bu da yürütülen soruşturma/kovuşturmanın

etkili olarak kabul edilmesini engellemiştir.

19. Diğer yandan, yargılama sonunda öldürme olayından

sorumlu kolluk mensubuna uygulanan yaptırımın “cezasızlık” sonucu doğurmaması

gerekir. Bu noktada öncelikle Anayasa Mahkemesinin yetkili mercilerin yerine

geçerek delilleri değerlendirmesinin ve sorumluluk türünü belirleyen hukuk

kurallarını yorumlamasının söz konusu olmadığı belirtilmelidir (bkz. Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, §§ 68, 143).

20. Bununla birlikte yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştiren

kamu görevlilerinin cezasız kalmalarına ya da gerektiği gibi

cezalandırılmamalarına yol açan uygulamalar, caydırıcılığı sağlayamadığı için

etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü açıkça zedelemekte, yaşam

hakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili uygulanmamasına, dolayısıyla

kişilerin hayatlarının kanun ile korunamamasına sebebiyet vermektedir (bkz. Seyfullah

Turan ve diğerleri, § 162).

21. Bu nedenle ifade edildiği üzere, Anayasa Mahkemesinin

somut olayda ceza hukuku kapsamındaki sorumluluğun türüne ilişkin bir tespitte

bulunma görevi bulunmamakta ise de yargısal mercilerin Anayasa'dan kaynaklanan,

yaşamı korumak için oluşturulan hukuku etkili biçimde uygulamaya ilişkin

yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini denetleme görevi bulunduğu

açıktır.

22. Nitekim Anayasa Mahkemesi kolluk görevlisi tarafından

güç kullanılması sonucu hayati tehlike geçirilmesine neden olacak şekilde yaralanmanın

meydana geldiği bir olaya ilişkin soruşturma/kovuşturma sürecinin hükmün

açıklanmasının geriye bırakılması kararı ile sonuçlandırılmasını yaşam hakkının

usul boyutunun ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkemeye göre “olayda ağır

suç meydana getiren eyleme karşılık olarak yetersiz cezaya hükmolunması”

benzer olaylarda caydırıcılığın sağlanması için devletin etkili bir ceza

soruşturması yürütme konusundaki yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına

gelmektedir (Seyfullah Turan ve diğerleri, § 196). Söz konusu

caydırıcılık hukukun üstünlüğünün sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere

tolerans gösterildiği görünümünün önlenmesi açısından hayati derecede önemlidir

(konuya ilişkin AİHM’in yaklaşımı için bkz. Okkalı/Türkiye, B. No:

52067/99, 17/10/2006, § 65; Ateşoğlu/Türkiye, B. No: 53645/10,

20/1/2015, § 23).

23. Mevcut başvuruya konu olayda ise Mahkememiz

çoğunluğuna göre “14 ay süreyle tutuklu yargılanan sanık hakkında hükmedilen

adli para cezasının meydana gelen netice ile orantılı olmadığının

değerlendirilmesi mümkün değildir” (§ 202). Öncelikle belirtmek gerekir ki,

cezanın orantılı olup olmadığını değerlendirirken bir tedbir olan tutuklulukta

geçen sürenin dikkate alınması isabetli değildir. Kaldı ki somut olayda

tutuklulukta geçen süre hükmolunan nihai cezadan indirilmiş, Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin 30/5/2019 tarihli ek kararıyla sanığın “tutuklu kaldığı

sürelerin hakkında hükmedilen adli para cezası miktarını karşılaması nedeniyle

infazının tamamlandığını dikkate alarak” adli kontrol kararı kaldırılmıştır

(§ 84).

24. Diğer yandan yaşam hakkının söz konusu olduğu bir

yargılamanın sonunda hükmedilen bir “adli para cezası”nın meydana gelen

netice ile orantılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira meydana gelen

netice bir kişinin yaşamının sona ermesidir. Bu derece ağır bir sonucun alt

sınıra yakın bir adli para cezasıyla tecziyesi cezasızlık durumu ortaya

çıkarır.

25. Son olarak soruşturmanın etkili olabilmesi için makul

bir özen ve süratle yürütülmesi gerekir. Soruşturmanın özenle ve süratle

sonuçlandırılması, özelde başvurucuların genel olarak da toplumun hukukun

üstünlüğüne bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü

gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi

bakımından önemlidir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B.No: 2013/4668,

16/9/2015, § 92). Kuşkusuz soruşturma/kovuşturmanın makul bir özenle ve süratle

yürütülüp yürütülmediği başvuruya konu her olayın şartlarına bağlıdır. Bu

anlamda şüpheli veya sanık sayısı, suçlamaların niteliği ve olayın karmaşıklık

derecesi gibi hususlara bakılmalıdır (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 91).

26. Nitekim Anayasa Mahkemesince yargılamanın beş yıl üç

ay sürdüğü bir başvuruda “başvuruya konu ceza yargılamasının daha sonra

ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan

önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul bir özen ve süratle

yürütülmediği sonucuna varılmıştır” (bkz. Fatma Akın ve Mehmet Eren,

[GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 110).

27. Eldeki başvuruda bu sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir

durum bulunmamaktadır. Başvuruya konu olayda tek sanıklı ve karmaşık olmayan

bir davanın olduğu, olaya ilişkin görüntülerin ve diğer delillerin de

toplandığı, üstelik soruşturma evresinin bir buçuk ayda tamamlandığı dikkate

alındığında altı yıla yaklaşan yargılama süresinin makul olduğu söylenemez.

28. Açıklanan gerekçelerle Anayasanın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğini

düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. Cem SARISÜLÜK

2. Fikrinaz TÜMEN

3. İkrar SARISÜLÜK

4. Mustafa SARISÜLÜK

5. Sayfı SARISÜLÜK

Başvurucular Vekili

:

Av. Kazım BAYRAKTAR

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Bilindiği üzere Anayasanın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının korunması için devletin negatif ve pozitif

yükümlülükleri bulunmaktadır. İlk derece mahkemesince kolluk görevlisinin

toplumsal olaya müdahale sırasında kusuruyla ölüme neden olduğuna karar

verildiği için negatif yükümlülüğün ve maddi boyutun ihlal edildiği tespiti

yapılmıştır. Bu durumda başvurunun konusu usul boyutunun üzerinde

yoğunlaşmaktadır. Yaşama hakkının korunması bakımından usul boyutu açısından

devletin yükümlülüğü, bu hakka yönelik eylemler karşısında etkili soruşturma

yükümlülüğünü yerine getirmektir. Kovuşturma sürecini de kapsayan etkili

soruşturma yükümlülüğü mutlak anlamda cezalandırmayı sağlama yükümlülüğü

anlamına gelmemekle birlikte maddi olayın gerçekliğinin araştırılarak failin

belirlenmesini ve suçun işlendiği sonucuna ulaşılmışsa etkili bir ceza

verilmesini de kapsamaktadır. Mahkememiz çeşitli kararlarında, amacı

gerçekleşen ölümler veya ölümcül yaralanmalar nedeniyle varsa sorumluların

hesap vermelerini sağlamak olan etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine

getirilmiş olduğunun kabulü için bazı kriterler aramaktadır:

- Yetkili makamlar olaydan haberdar olur olmaz resen

harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelidir.(AYM Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57),

- Soruşturma kamu denetimine açık olmalı ve mağdurların

soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımları sağlanmalıdır. (AYM Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümler veya ölümcül yaralanmalar yönünden soruşturma bağımsız yürütülmelidir

(AYM Cemil Danışman, § 96),

- Soruşturmalar makul bir özenle ve süratle

yürütülmelidir (AYM Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

- Benzer yaşama hakkı ihlallerinin önlenebilmesi bakımından

ceza uygulamasında da caydırıcılık sağlanmalıdır. Devletin hesap verilebilirlik

ve caydırıcılığı sağlamaya ilişkin etkili soruşturma yürütme konusundaki

yükümlülüğü kapsamında kamu güvenliğinin sürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün

sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yaşama yönelik bu tür ağır saldırılar

cezasız bırakılmamalı ve sorumlular hakkında yeterli cezalar uygulanmalıdır

(AYM Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par.

190-191).

2. Başvuruya konu soruşturma ve kovuşturma süreci

değerlendirildiğinde somut olayda yukarıda belirtilen kriterlerden ilk üçünün

karşılandığı söylenebilir. Ne var ki son iki kriter yönünden ciddi sorunların

bulunduğu görülmektedir. İncelenen başvuruda Mahkeme çoğunluğunca yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuca

belirtilen kriterler yönünden aşağıda yaptığım değerlendirmeler dolayısıyla

katılamıyorum.

3. İlk olarak yargılamanın nakli kurumunun uygulanış

şekli ve zamanı açısından ciddi bir sorun ortaya çıkmıştır. Yargılamanın nakli,

görevli ve yetkili mahkemenin yargılamayı adil yargılama ilkelerine uygun

olarak yürütmesinde ciddi bir sorun ortaya çıktığında başvurulabilecek usul hukuku

kurumudur. Gerek diğer nedenlerle gerekse güvenlik sorunlarının adil yargılanma

sürecini etkilemesi durumunda başvurulması zorunlu bir yol olduğu kabul

edilmelidir. Mahkememiz bir kararında çeşitli meşru nedenlerin varlığı

durumunda davanın nakledilebileceğini, nakle karar vermek için sadece güvenlik

sorununun varlığının yeterli görülmeyip bu sorunun yargılamayı olumsuz

etkileyip etkilemeyeceğinin gözetilmesi gerektiğini, ayrıca naklin

soruşturmanın temel amacını tehlikeye düşürmemesi gerektiği gibi nakil

sonucunda yaşama hakkı mağdurlarının meşru menfaatlerinin korunması için

gerektiği ölçüde davaya katılımlarının sağlamasını talep etme haklarının özüne

dokunulmaması gerektiğini ifade etmiştir (AYM Seyfullah Turan ve diğerleri,

B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par. 175-177). Bununla birlikte Ankara 6. Ağır

Ceza Mahkemesinde Temmuz 2013 yılında başlayan yargılamada hükmün verildiği

Eylül 2014 tarihine kadar toplam dokuz duruşma yapılmıştır. Mahkeme olası

kastla öldürme suçu nedeniyle 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına hükmetmiş,

temyiz incelemesi sonunda Yargıtay’ın bozma kararı sonrası başlayan yargılamada

ikinci duruşmada sanık müdafilerinin talebi üzerine davanın nakline karar

verilmiştir. Davanın nakledildiği yerin mesafesi açısından ölenin yakınlarının

katılımı yönünden önemli sorunlar yaşanmadığı söylenebilir ise de oluşan bu

fotoğraf yargılamanın adilliği üzerinde bir leke bırakmıştır.

4. Belirtilen hususlar soruşturma ve kovuşturma sürecinin

makul bir özenle yürütülüp yürütülmediği kriteriyle ilgilidir. Yukarıda

belirtildiği üzere davanın nakliyle ilgili sorunlar ile tek sanıklı bir dava

olması gözetildiğinde soruşturma tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar 6 yıla

yaklaşan soruşturma-kovuşturma süresinin makul olmadığı ve yaşam hakkının

korunması için beklenen özenin gösterilmediğine işaret ettiği

değerlendirilmektedir.

5. İkinci sorun bozma sonrası yargılamanın neticesi

açısından verilen mahkumiyet kararının yaşam hakkının korunması bakımından

etkili olup olmadığı hususuyla ilgilidir. Öncelikle ilk karar ile, kesinleşen

son karar arasında cezanın niceliği ve niteliği bakımından ciddi farklılık

bulunmakla birlikte, sonuç karar ile mahkemenin bu olayda devletin yaşam

hakkına ilişkin negatif yükümlülüğünün ihlal edildiği tespitini yapmış olduğunu

ifade etmek gerekir. Başka deyişle kolluk görevlisinin bir toplumsal olaya

müdahale sırasında özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek bir kişinin

yaşamını yitirmesine neden olduğu hususu mahkeme kararıyla tespit edilmiştir.

Bununla birlikte yaşam hakkının bu kararla yeterince korunmuş olup olmadığının

belirlenebilmesi için verilen cezanın etkililiği üzerinde de durulmalıdır.

6. Türk Ceza Kanununda fail hakkında hükmedilen hapis

cezası yerine seçenek cezalar ve yaptırımlar öngörülmüştür. Bu hükümler kural

olarak tüm suç tipleri yönünden geçerlidir. Diğer bir anlatımla suç tipine,

somut olayın özelliğine ve failin durumuna göre hakimin bunlardan uygun olanı

takdir etmesi gerekmektedir. Bununla birlikte yaşam hakkının veya işkence,

eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye maruz kalmama hakkının

etkin biçimde korunması bakımından gerek AİHM gerekse AYM kararlarında seçenek

yaptırımların veya kurumların uygulanmasında özen gösterilmesi gerektiği,

seçilen ceza türünün veya hukuki kurumun örneğin yaşam hakkının korunması

bakımından yaptırımı caydırıcı olmaktan çıkarmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu yönde verilen kararlardan birinde fail hakkında hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı verilmesinin yaşam hakkının etkili soruşturulması

yükümlülüğü bağlamında caydırıcı olmadığı belirtilmiştir (AYM Seyfullah

Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par. 194-197). Öte yandan

TCK'nın 3. maddesinde belirtildiği üzere hükmedilecek cezanın fiilin

ağırlığıyla orantılı olması zorunludur. İncelenen dosyada ise Yargıtay bozma

kararında mahkeme tarafından verilen cezanın caydırıcı olmaktan uzak olduğu

belirtilmesine karşın mahkemesince adli para cezasında nisbi bir artış

yapılarak cezayı 10.000TL’den 15.000TL’ye çıkarmakla yetinilmiştir.

7. Kural olarak taksirle ölüme neden olma suçu için adli

para cezasına hükmedilmesinin salt bu nedenle caydırıcılık etkisini ortadan

kaldıracağı ileri sürülemez. Fakat olayın özelliği, failin toplumsal olaylara

müdahale ve silah kullanımı konusunda eğitimli bir kimse olması, başka deyişle

toplumsal bir olayda hangi durumda silah çekilmesi gerektiğinin, silah

çekilmesi halinde koşulları oluşmadan kişilere karşı doğrudan

kullanılamayacağının, böylesi bir kargaşada ateşlenen silahın ölüme yol açmaması

için gösterilmesi gereken özenin yüksek olacağının dikkate alınması

gerekmektedir. Dolayısıyla kamu görevlisi tarafından bir yaşama son verilerek

devletin negatif yükümlülüğünün ihlal edildiği bir olayda pozitif yükümlülüğün

usul boyutunu somut olayda gerçekleştirmekle görevli olan Mahkemenin de

hükmettiği cezanın gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak etkili ve caydırıcı

olması gerektiğini gözetmesi zorunludur. Bu olayda Mahkeme hükmettiği hapis

cezasını paraya çevirmeyi tercih ettiği gibi, paraya çevirirken de 15.000TL’den

76.000TL’ye kadar geniş bir aralıkta tercihte bulunarak cezaya hükmedebilecek

iken alt sınırdan para cezası vermeyi uygun görmüştür. Hükmedilen para

cezasının, hüküm tarihi itibarıyla anılan meslekteki en düşük memur maaşıyla

kıyaslandığında yaklaşık üç aylık ücrete bedel olduğu söylenebilir.

Mahkememizin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere yaşam hakkının

korunması için öngörülecek cezanın failin eylemiyle yüzleşerek hukuk düzenine

karşı hesap vermesini sağlayacak bir etkililiğe sahip olması ve benzer olaylar

bakımından gerek fail gerekse başkaları üzerinde caydırıcılık kapasitesinin

bulunması gerekmektedir. Öte yandan caydırıcılık kapasitesinin tayininde bir

ceza olmayıp koruma tedbiri olan tutuklu kalınan sürelerin gözetilmesi de

mümkün olmayacaktır. Bu durum infazla ilgilidir.

8. Sonuç olarak mahkemece hükmedilen ceza miktarı yaşam

hakkının korunması bakımından gerekli olan caydırıcılık kriterini karşılamaktan

uzak olduğu gibi temyiz denetiminde de bu eksiklik giderilemediğinden yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiği görüşündeyim.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucular, kolluk görevlilerince güç kullanımı

sonucu meydana gelen olay nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikâyet

etmektedir.

2. Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasanın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif ve

pozitif ödevler yüklemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No.

2012/752, 22/11/2012, § 50). Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre,

“Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında, kamusal bir yetkiyle güç

kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin

hayatına son vermeme ödevi bulunmaktadır” (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 51). Bu yükümlülük “hem kasıtlı biçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle

sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç kullanımını kapsamaktadır” (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Pozitif yükümlülükler

kapsamında ise devletin, “yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını,

kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır” (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 51; AYM, E.2010/58, K.2011/8, 06/01/2011).

3. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülükleri çerçevesinde usul yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bir devlet

görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından Anayasanın 17. maddesini ihlal eder

biçimde bir muamelenin gerçekleştiğine dair savunulabilir bir iddianın

bulunması hâlinde etkili resmî bir soruşturmanın yapılması devletin yaşam

hakkına yönelik pozitif yükümlülükleri arasındadır.

4. Mahkememizin yerleşik içtihadına göre, “Devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği

durumlarda Anayasanın 17. maddesi devlete elindeki tüm imkânları kullanarak

yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi

uygulanmasını, bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir” (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52). Bu yükümlülük, “doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirmektedir. Bu

soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen veya diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır” (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

5. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasanın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun

kabul edilebilmesi için gerekli olan ilkeler Mahkememiz kararlarında ifade

edilmiştir(Bkz. Fatma Akın ve Mehmet Eren, B. No: 2017/26636,

10/11/2021, § 99). Buna göre;

- Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz,

resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümler

yönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız

olması (Cemil Danışman, § 96),

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

58),

- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih

Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30),

- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektif

analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tüm

bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, olayda güç

kullanımı var ise kararın ayrıca yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın

aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına

yönelik bir değerlendirme içermesi şarttır (Cemil Danışman, § 99).

6. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen

soruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçilmiş ise bu aşamanın da

Anayasanın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması

gerekir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/06/2015, § 30).

7. Somut olayda başvurucuların yakını 01/06/2013

tarihinde Gezi Parkı Eylemleri veya kısaca Gezi olayları olarak bilinen

toplumsal eylemlerin Ankara ayağındaki bir gösteriye katılmış, buna müdahale

eden kolluk görevlilerinden birinin silahıyla yaptığı müdahale sonucu

yaralanmış, kaldırıldığı hastanede 14/06/2013 tarihinde vefat etmiştir.

8. Kolluğun güç kullanımı 01/06/2013’de tarihinde

gerçekleşmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 06/06/2013 tarihinde

Ankara Emniyet Müdürlüğünden silah kullanan polis memurunun açık kimlik

bilgisinin iletilmesini istemiştir. Başsavcılık, 6/6/2013 ve 7/6/2013 tarihli

müzekkerelerle olay anı, öncesi ve sonrasını gösteren polis kamerası ve MOBESE

kayıtları da dâhil olmak üzere tüm görüntüleri Ankara Emniyet Müdürlüğünden

talep etmiştir. Başvurucuların yakınının 14/06/2013’de hayatını kaybetmesinden

hemen sonrasına kadar bu talepler konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğünden bir

bilgi Başsavcılığa sunulmamıştır. Ölüm olayından bir gün sonra Cumhuriyet

Başsavcılığı 15/06/2013 tarihinde cevabın çabuklaştırılması ve polis memurunun

olayda kullandığı silahın teslim edilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğüne

tekrar müzekkereler yazmıştır. İstenen bilgiler ancak ikinci müzekkerelerden

sonra Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir.

9. Başvurucular 11/06/2013 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına sundukları dilekçede olay anına ait elde ettikleri bir video

görüntüsünde şüpheli polis memurunun kask numarasının görüntülerde mevcut

olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucu yakınlarının olaydan 11 gün sonra şüpheli

polis memurunun kimliğinin tespit edilmesinde önemli bir bulgu olan kask

numarasına erişebilirken Ankara Emniyet Müdürlüğünün bu bilgiye olaydan 11 gün,

Başsavcılık yazısından da 5 gün sonra hala erişememiş olması hayatın ve

bürokratik kurumsal yapının olağan işleyişine hiç uymamaktadır. Ankara Emniyet

Müdürlüğü yetkililerinin ellerinde olan olayla ilgili görüntülerde şüphelinin

kask numarasını tespit etmesi ve açık kimlik bilgilerine ulaşmasının çok da

zaman almaması gerekirdi. Hâlbuki Ankara Emniyet Müdürlüğü 18/06/2013 tarihli

yazısıyla şüphelinin kimlik bilgisini ilk müzekkereden 12 gün, olaydan da 18

gün sonra Başsavcılığa ancak iletebilmiştir. Benzer şekilde şüphelinin silahı

ilk müzekkereden 11 gün, olaydan da 17 gün sonra 17/06/2013 tarihinde

Başsavcılığa teslim edilmiştir.

10. Bütün bu makul sayılması güç olan gecikmeler

bürokratik bir zafiyet ve iyi yönetişim eksikliği olarak görülebileceği gibi

İdarenin kolluk görevlisini koruma ve kollama güdüsüyle hareket ettiğinin bir

işareti olarak da algılanabilir. Başsavcılık ilk müzekkerelerde elde edemediği

bilgileri almak için ölüm olayından bir gün sonra yeni müzekkereler yazmış ve

bundan sonra talep ettiği bilgilere kavuşabilmiştir. Daha önce tespit

edilemeyen kimliğe ve silaha ancak ikinci müzekkereden kısa bir süre sonra

ulaşılabilmiştir. Bu gecikmelerin ne tür bir zorunluluktan kaynaklandığına dair

tatmin edici bir açıklama mevcut değildir.

11. Çoğunluk, şüpheli polis memurunun kimlik bilgisi ve

silahıyla ilgili bilgilerin İl Emniyet Müdürlüğünün “11-12 günlük bir süre

içinde her iki bilgiyi de netleştirerek adli makamlara ilettiği…böylelikle

herhangi bir delil kaybına sebebiyet verilmediği …gözetildiğinde söz konusu

bilgi iletme süresi bakımından makul sayılamayacak bir gecikme” yaşanmadığını

savunmaktadır (AYM kararı, § 159). Ankara Emniyet Müdürlüğünün Çevik Kuvvet

Şube Müdürlüğünde görev yapan ki görüntülerde kask numarası da gözüken bir

polis memurunun açık kimliği ve silahıyla ilgili bilgileri ancak “11-12” gün

içinde “netleştirebilmesi” hayatın olağan akışına uymadığı gibi bürokratik

kurumsal işleyiş mantığı ve tarzına da uygun gözükmemektedir.

12. Bütün bunların yanısıra soruşturmayla ilgili bir

başka güven zedeleyici konu da Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın

gerçekleşmesinden 24 gün sonra yani hiç de makul sayılmayacak bir süre içinde

şüpheli kolluk görevlisinin ifadesinin alınmasıdır. Şüphelinin ifadesinin

alınması için 24 gün beklenmesinin mantıklı ve geçerli bir açıklaması da

yapılmamıştır. Şüphelinin kimlik bilgisinin Başsavcılığa iletildikten 6 gün

sonra ifadesinin alınmasının bir gecikme olarak nitelendirilmemesi

düşünülebilir. Normalde 6 günlük bir süre fazla görülmeyebilir ama yaşam

hakkına yönelik bir müdahalede açık kimlik bilgilerine ulaşılması nispeten

kolay olan şüphelinin tespit edilmesinin ve ifadesinin alınmasının neden zaman

aldığının ikna edici bir açıklamasının da sunulması gerekirdi.

13. Nitekim Mahkememizde bir kararında “Ölümün meydana

geldiği olaylarda olayın faillerinin ifadelerinin alınmasında

yaşanan…gecikmeler, ilgili soruşturmalarda gerekli özenin gösterilmediğini

açıkça ortaya koymak açısından başlı başına yeterlidir. Bu durum ayrıca kolluk

görevlilerinin karıştığı olaylarda mağdurlarda ve genel olarak toplumda, kolluk

görevlilerinin eylemlerinden -adli makamlar dâhil olmak üzere- kimseye karşı

sorumlu olmadıkları bir otorite boşluğu içinde hareket ettikleri düşüncesinin

oluşmasına da yol açabilir” (Cembeli Erdem, B. No: 2014/19077,

18/04/2018, § 132) tespitinde bulunmuştur.

14. Başsavcılığın Ankara Emniyet Müdürlüğünden talep

ettiği ve kolaylıkla, hızlı bir şekilde iletilebilecek bilgileri, geç

sayılabilecek bir zaman diliminde elde etmesi soruşturmanın etkilili

yürütülmediğine dair endişe oluşturacak bir ortama zemin hazırlamıştır. Hangi

neden veya nedenlerle yukarıda değindimiz gecikmelerin yaşandığının kabul

edilebilir bir açıklaması yapılmamıştır. Şüphelinin açık kimlik bilgilerine

ulaşılması, silahının teslimi ve ifadesinin alınmasındaki olağan sayılamayacak

gecikmelerle başlayan süreç, aşağıda değineceğimiz gibi yargılamalar esnasında

da devam etmiştir.

15. Soruşturmayla ilgili bir başka sorunda başvuru

dilekçesinde söz edilen olayın geçtiği mekânı kaydeden MOBESE kameralarından

birini yöneten polis memurunun bir göstericinin polis tarafından vurulduğunu

görünce kamerayı önce gökyüzüne sonra ilerdeki ağaçlara çevirerek olay yerinden

uzaklaştırarak delil karartması yaptığı iddiasıdır. Olayı kaydeden başka bir

MOBESE kamerasını yöneten polis memuru için de benzer bir iddiada da

bulunulmuştur. Soruşturma sırasında başvurucuların MOBESE kameralarını kontrol

eden güvenlik güçlerinin delilleri karartığı iddiasına yönelik bir

değerlendirme ve araştırma dosyadan anlaşıldığı kadarıyla yapılmamıştır.

Hâlbuki MOBESE kayıtlarıyla ilgili olarak başvurucuların olay anında

kameraların görevliler tarafından başka yönlere çevrildiği iddiası

araştırılmaya değer bir konudur.

16. Soruşturmaya ilişkin bir diğer sorunlu alanda olay

yeri incelemesine İl Jandarma Komutanlığından bilirkişilerin katılmasıdır.

Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden ve TÜBİTAK’tan talep edilen

bilirkişilerin çeşitli nedenlerle görevlendirilememelerinden dolayı “işin

aciliyeti dikkate alınarak” İl Jandarma Komutanlığından bilirkişiler

görevlendirilmesi soruşturmanın tarafsız ve bağımsızlığı konusunda tereddütler

doğurma potansiyeline sahiptir. Bu durumun bir zorunluktan kaynaklandığı kabul

edilse bile (AYM kararı, § 186) bunun soruşturmanın bağımsız ve tarafsız

yapılması gerektiği hususunda bir tereddüte neden olması beklenebilir, zira

Jandarmanın, İl Emniyet Müdürlüğünden ayrı bir teşkilatlanmaya sahip olması ve

aralarında hiyerarşik bir bağ bulunmaması Jandarmanın da bir kolluk gücü olduğu

gerçeğini değiştirmemektedir.

17. Her ne kadar çoğunluk, “yürütülen soruşturmada

Cumhuriyet Başsavcılığının olayın gerçekleşme şartlarının aydınlatılması ve

sorumluların tespiti amacıyla delilleri toplama konusundaki isteğinden şüphe

duyulmasını gerektirecek bir eksiklik” tespit edilmediğini (AYM Kararı, § 163)

savunsa da yukarıdaki paragraflarda belirtilen hususlar dikkate alındığında bu

görüşe katılmak mümkün gözükmemektedir.

18. Davanın ilk görüldüğü yargı organı olan Ankara 6.

Ağır Ceza Mahkemesi, “olay anına ilişkin video görüntüsü, tanık beyanları,

katılanlar vekillerinin beyanları, otopsi raporları, adli tıp ve bilirkişi

raporları ile dosya kapsamını” birlikte değerlendirerek sanığı olası kasıtla

öldürme suçundan 7 yıl 9 ay 10 gün hapse mahkûm etmiştir. Başvurucuların

temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17/06/2015 tarihinde derece

mahkemesinin kararını bozmuştur. Sanık müvekkillerinin başvurusu üzerine dava

kamu güvenliği gerekçesiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından 31/08/2015

tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmiştir. Sanık bu mahkeme

tarafından meşru savunmada sınırın taksirle aşılması suretiyle öldürme suçundan

2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmış ve bu ceza takdiren 15.200 TL adli para

cezasına çevrilmiştir.

19. Davanın yargılama sürecinde de tıpkı soruşturma

aşamasında olduğu gibi makul karşılanamayacak bazı durumlar ortaya çıkmıştır.

Bunlardan en önemlisi davanın nakledilme meselesidir.

20. Olayın üzerinden 2 yıl 2 ay geçip, soruşturma ve

kovuşturma yürütülüp kamu güvenliği için tehlike oluşturan bir durum veya bu

durumla birlikte yargılamayı etkileyen bir unsur tespit edilmemişken, dahası

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hüküm sonucunda sanık 7 yıl 9 ay 10

gün ağır hapis cezasına mahkûm edilmişken, sanık avukatlarınca sanığın ve

kamunun güvenliği gerekçesiyle davanın nakli talep edilmiş, bu talep Yargıtay

5. Ceza Dairesi tarafından kabul edilmiştir. Bunun üzerine dava Ankara 6. Ağır

Ceza Mahkemesinden alınarak Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine verilmiştir. Davanın

daha uygun bir dönemde daha yargılamanın başlarında nakledilmesi mümkünken,

hüküm açıklandıktan sonra nakledilmesi üzerinde durulması gereken bir konudur.

21. Kamuoyunun ve bir kısım medyanın yakından izlediği

davanın görülmekte olduğu başkentdeki bir mahkemeden küçük bir ildeki başka bir

mahkemeye nakli davaya etkili katılım hakkına müdahale anlamına gelmektedir.

Burada ilginç olan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünü açıkladıktan sonra

davanın kamu güvenliği ve düzeni gerekçesiyle Aksaray iline nakledilmesine karar

verilmesidir. Gerekçe olarak öne sürülen ilk duruşma esnasında mahkeme ve

adliye de olan olaylar yargılamanın sağlıklı yürütülmesinin önünde bir engel

olarak değerlendirilmiş olsaydı, bu olaylardan sonra davanın başka bir ile

nakledilmesi gerekirken, bu yapılmamış, aksine sükûnetin sağlandığı bir anda,

üstelik Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hüküm kurulduktan sonra

yargılama yetkisi Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.

22. Çoğunluk, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki

yargılama sırasında “ilk duruşmadan itibaren duruşma salonu içinde ve dışında

tartışmaların çıktığı hatta ilk duruşmanın bu nedenle ertelendiği, adliye

kapılarının kırıldığı, polis araçlarının yakıldığı, duruşma sırasında yaşanan

olaylar ve Mahkeme Heyetine yapılan hakaretler nedeniyle Heyetin suç

duyurusunda bulunduğu ve sanığın çeşitli tehditlere maruz kaldığı” gerekçesiyle

davanın başka bir kente naklinde sorun görmemiştir (AYM kararı § 172).

23. Açıktır ki yaşam hakkı kapsamındaki bir davanın

görevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde yürütülmesi kamu güvenliği için

ciddi olumsuz sonuçlar doğuracaksa davanın başka bir yere nakledilmesi

gerekebilir ancak bunun olayların veya tehditlerin ortaya çıktığı zamanda

değilde somut olayımızda olduğu gibi hüküm açıklandıktan sonra yapılması

zihinlerde soru işaretleri doğmasına neden olmaktadır. Ankara 6. Ağır Ceza

Mahkemesinde duruşmanın ilk celsesinde meydana gelen bazı olaylar dışında

izleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği duruşmalarda herhangi bir ciddi olay

meydana gelmemiştir. Kaldı ki, kamu güvenliğini ve yargılamanın sağlıklı bir

şekilde yürütülmesine zarar verebilecek durumlar devam ederken bile yargılama

sürdürülmüş ve mahkemece bir hükme varılmıştır.

24. İki yıl iki ay boyunca sorun olmayan kamu

güvenliğinin her nedense hüküm verildikten sonra sorun olarak ortaya çıkması

sanığın Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen cezadan kurtarılmaya

çalışıldığı yönünde bir izlenim uyandırmaya müsaittir, çünkü sanık yargılandığı

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince daha hafif bir hapis cezasına çarptırılmış, bu

ceza da adli para cezasına çevrilmiştir. Bütün bunlar, davanın nakliyle

amaçlanın sanığın hafif bir ceza verilmesinin amaçlanıp amaçlanmadığını akla

getirmektedir.

25. Sanığın tahliye edildiği “duruşmanın” tarihi ve

heyetin toplanması da tartışılması gereken bir başka konudur. Yargıtay 5. Ceza

Dairesi tarafından verilen davanın nakli kararıyla birlikte yargılama yetkisi

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinden Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine 31/08/2015

tarihinde geçmiştir. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/07/2015 tarihli tensip

kararında duruşma günü 07/09//2015 olarak belirlenmiş ve bu taraflara tebliğ

edilmişken mahkeme tarafların bilgisi dışında 03/09/2015 günü başka bir heyetle

toplanarak resen duruşma yapmıştır.

26. Duruşma tutanağında yazılan, “Belirli gün ve saatte

1.celse açıldı.” ibaresi de yanıltıcıdır zira 03/09/2015 tarihi daha önce

tespit edilen belirli gün değildir. Halbuki dava ile ilgili duruşma yapma ve

karar yetkisi 31/08/2015 tarihinden sonra Yargıtay tarafından Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesine nakledildiğinden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin bu tarihten sonra

davaya bakma yetkisi mevcut değildi. Nitekim 03/09/ 2015 tarihli “duruşma”

tutanağında, “Duruşmada güvenliğin sağlanması hususunda müzekkere yazılan

emniyet ve jandarma birimlerine, davanın nakli sebebiyle duruşma yapılmayacağı

hususunun bildirilmesine” cümlesi bulunmaktadır. Yani mahkeme heyeti davanın

nakli nedeniyle duruşma yapılmayacağını tespit etmesine ve nakil kararına

rağmen “duruşma” yapmaktadır! Bu “duruşma”da sanık tahliye edilmiştir. Müdahil

tarafın haberi olmadan yapılan bu “duruşma” müdahil tarafın çağrılmaması ve

düşüncesinin alınmamasına neden olduğundan “silahların eşitliği” ilkesi

yönünden sorunludur.

27. Çoğunluk, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/09/2015

tarihinde resen celse açtığını ve başvurucular ile vekillerinin yokluğunda

karar verdiğini kabul etmekte(AYM kararı, § 70) ve “Ankara 6. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından davanın nakli kararı sonrasında davanın nakli sebebiyle

herhangi bir gecikme olması halinde sanığın kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihmal edilmesine yol açılmaması amacıyla resen tutukluluk incelemesi

yapılarak tahliyesine karar verildiğini” belirtmektedir (AYM kararı,§ 190).

28. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemenin daha önce hazırladığı

tensip tutanağına göre zaten 04/09/2015’de sanığın tutukluluk hali hususunda

bir inceleme yapılacaktı. Bu nedenle 3 Eylül’de duruşma yapılmasının mantığını

anlamak zordur. Sanık 04/09/2015’de ki incelemede de tahliye edilebilirdi.

Kişilerin haksız yere bir gün bile özgürlüklerinden mahrum kalmamasının

sağlanması esastır ama mevcut olayda sanığın kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının bir gün bile ihlal edilmemesi için taraflara ilan edilenden bir gün

önce duruşma ve tutukluluk incelemelerinin yapılması ülkemizdeki yargı

sisteminin işleyişi düşünüldüğünde fazla örneği olmayan bir uygulamaya

benzemektedir.

29. Yargılama sürecinde hangi bilirkişi raporlarının

değerlendirileceği yerel mahkemenin takdirinde olan bir husustur. Bununla

birlikte, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin “bilirkişi raporu” olarak kabul ettiği

ama aslında görüntü izleme tutanağı olan belgenin sanığın bağlı bulunduğu

Ankara Emniyet Müdürlüğünde çalışan polis memurlarınca hazırlanmış olması ve

buradaki bulgulara itibar edilmesi, buna karşılık İl Emniyet Müdürlüğünden ayrı

bir kurumsal yapıda çalışan ve sanıkla herhangi bir hiyerarşik, mesleki ve

kurumsal bağı olmayan TRT bilirkişilerinin hazırladığı rapora itibar edilmemesi

makul ve akılcı gerekçelerle izah edilmemiştir.

30. Derece mahkemesi polislerce hazırlanan görüntü

inceleme tutanağına bilirkişi raporu muamelesi yaparak TRT raporu da dâhil

olmak üzere tüm diğer bilirkişi raporlarını bu inceleme tutanağını esas alarak

değerlendirmiştir. Mahkemenin kesin hükme esas teşkil eden kararında görüntü

inceleme tutanağındaki tespitler suç vasfı tayininde belirleyici olmuştur.

Sanık polis memurunun bağlı olduğu kurumda çalışan meslektaşlarınca hazırlanan

görüntü inceleme tutanağına Mahkemece sanıkla kurumsal ve hiyerarşik hiçbir

bağı bulunmayan, örneğin TRT bilirkişi raporuyla eşdeğer muamele yapılması,

hatta bunun da ötesine geçilerek polis memurlarınca hazırlanan görüntü

tutanağına dosya kapsamındaki tüm bilirkişi raporlarını değerlendiren bir

üst-değer atfedilmesi ve diğer raporları adeta denetleyici bir kıstas gibi

işlev görmesinin makul ve ikna edici bir açıklaması mahkeme kararında

bulunmamaktadır.

31. Mahkememiz çoğunluğu Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince

“…TRT çalışanlarından seçilen bilirkişilerce olay anına dair en net

görüntülerin seçilerek… yavaşlatılarak ve çeşitli açılardan izlenerek…” hüküm

oluşturulduğu kanaatindedir. (AYM kararı, §187). Tabi bu durumda akla şu

sorunun gelmesi kaçınılmazdır; madem ki TRT bilirkişilerinin “olay anına dair

en net görüntüleri” seçtiğini Mahkememiz çoğunluğu kabul etmektedir, neden

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin “olay anına ait en net görüntü”lere dayanan TRT

raporunu dikkate almadığının da çoğunluk tarafından sorgulanması gerekirdi.

32. Somut olayda ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri

de hem başvurucular bakımından hem de toplumsal vicdan ve kanaat açısından bir

bütün olarak cezasızlık olarak nitelendirilebilecek yargılama sonucundan

kaynaklanmaktadır.

33. Anayasa Mahkemesinin “ceza hukukuna ilişkin

sorumluluğa ve suçluluğa ilişkin bir tespitte bulunma görevi olmamakla birlikte

yargı mercilerinin Anayasadan kaynaklanan yaşamı koruma yükümlülüğünü etkili

biçimde uygulamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini

denetleme görevi vardır. Kamu görevlilerinin Anayasanın 17. maddesi kapsamında

işledikleri suçlar için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık

derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda

Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır” (Cembeli

Erdem, § 103; Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/07/2014,

§ 76).

34. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkına yönelik güç

kullanımının gerekliliği ve orantılılığı yönlerinden bu tür olaylara yetersiz

ve hafif cezalar verilerek müsamaha gösterilip gösterilmediğini ve kolluk görevlilerinin

kollanıp kollanmadığını incelemekle görevlidir. Kolluk tarafından silahlı güç

kullanımlarında, eylemlerin ağırlığı ile verilen ceza arasında açık bir

orantısızlık bulunması hâlinde Anayasa Mahkemesi, “derece mahkemelerinin

yaptırımları belirlemedeki tercihlerine saygı duymasına ve görevi doğrudan bu

olmamasına rağmen söz konusu duruma müdahale etmek mecburiyetinde

kalabilmektedir” (Cembeli Erdem, § 102).

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, ulusal

mahkemelerin yaşam hakkını ilgilendiren konularda karar verirken, hukuk

sisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşam hakkının ihlallerinin

önlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıyla, davaya

gereken ihtimamı gösterip göstermediğini ya da ne dereceye kadar gösterdiğinin

değerlendirilmesi gerekir (Külah ve Koyuncu/Türkiye, B. No. 24827/05,

23/4/2013, § 39). Kamu güveninin idamesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve

kanunsuz eylemlere yönelik herhangi bir tolerans ya da ihtilaf olduğu

görünümünün önlenmesi açısından bu durum hayati önem taşımaktadır (Okkalı/Türkiye,

B.No. 52067/99, § 65; Külah ve Koyuncu/Türkiye, § 40). Strazburg

Mahkemesi, “yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaşam

hakkı ve kötü muamelenin yasaklanmasını engellemede oynaması gereken rolün

öneminin zayıflamasının” önlenmesi için “yerel mahkemelerin kararlarını

verirken Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinin gerektirdiği titizlikle

davrandıklarının varsayılıp, sayılmayabileceği ve ne dereceye kadar

varsayılabileceği”ne özel bir önem vermektedir (Ali ve Ayşe Duran/Türkiye,

B. No. 42942/02, 8/4/2008, § 62).

36. Somut olayda yargı makamlarının bir kişinin ölümüne

neden olan hukuka aykırı silahlı güç kullanımına karşı yaptırım olarak adli

para cezasını uygun ve yeterli buldukları görülmektedir. Bir kolluk

görevlisinin silah kullanımı sonucu neden olduğu derece mahkemesince de kabul

edilen ölüm olayına karşın karşı takdir edilen adli para cezasının benzer hak

ihlallerinin önlenebilmesi ve caydırıcı olması bakımından uygun ve yeterli bir yaptırım

olduğu söylenemez. Suç vasfının nitelendirilmesi yerel mahkemeye ait olmakla

birlikte ölüm gibi son derece ağır bir sonuç doğuran durumlarda mahkemelerin

sahip olduğu takdir hakkının eylemin sonuçlarını hafifletmeye dönük olarak

kullanıldığı görünümün verilmemesi insan haklarının korunması, hukukukun

üstünlüğünün korunması ve adalet sistemine toplumun güven duymasının sağlanması

ve sürdürülmesi açısından son derece önemlidir.

37. Çoğunluk, “…gösterilerin boyutu ve saldırıların

yoğunluğu, olay anının öncesinde gösterilere müdahale eden polislerin

yaşadıkları bir bütün olarak gözetildiğinde -olayın kendine özgü şartlarında-

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince tayin edilen suç vasfının ve bu vasıflandırmaya

bağlı olarak verilen mahkûmiyet kararının elde edilen tüm bulguların kapsamlı,

nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmadığının ve 14 ay süreyle tutuklu

yargılanan sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının meydana gelen netice

ile orantılı olmadığının değerlendirilmesi mümkün değildir” görüşündedir (AYM

kararı, § 202). Kısacası, çoğunluk sanığın 14 ay tutuklu kalmasının ve 15.2000

TL olarak verilen adli para cezasının sanığın mahkûm olduğu suç bağlamında

orantılı olduğunu kabul etmektedir.

38. Derece mahkemesi olay ve olgular üzerinde yaptığı değerlendirme

sonucunda takdir yetkisini hafif bir ceza yönünde kullanmıştır. İlgili mevzuat

derece mahkemelerine, hapis cezasını adli para cezasına çevirme konusunda

takdir yetkisi tanımaktadır ancak mahkemeler bu yetkilerini ölüm gibi ciddi ve

ağır bir duruma neden olan bir eylemin sonuçlarını hafifletmek için

kullanmamalıdır. Hukuka aykırı biçimde yaşam hakkına yönelik müdahalelerde

bulunan sorumlu kişiler hakkında devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri

bağlamında ceza hukukunun etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Bu tür

eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğine işaret eden bir caydırıcılık

unsurunun ceza tayin edilirken mahkemelerce göz önünde bulundurulması hukukun

üstünlüğünün sağlanması, toplumun yargı sistemine olan güvenin zedelenmemesi ve

kamu görevlilerinin kanunsuz eylemlerine hoşgörüyle yaklaşıldığı izlenimine

meydan verilmemesi bakımından hayati önem taşımaktadır (Cembeli Erdem,

§§ 100-101).

39. Derece mahkemesinde hükmedilen ve Mahkememiz

çoğunluğunca da orantılı olduğu kabul edilen ceza, ölüm gibi vahim bir sonuca

yol açan mevcut olayda bir cezasızlık algısı yaratmaktadır. Bilindiği üzere

yargının ve adalet sisteminin bağımsız ve tarafsız olması kadar öyle görünmesi

ve algılanması da kişilerin ve toplumun hukuk sistemine güven duymasının

sağlanması yönünden şarttır. Somut başvurudaki gibi durumlarda sorumlulara

etkili ve caydırıcı cezalar verilmemesi yaşamı koruyan anayasal hükümlerin ve

yasaların kâğıt üzerinde kaldıkları gibi hiç de haksız sayılmayacak bir

izlenimin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

40. Son olarak, olayımızda ceza muhakemesi sürecinin

toplamda 5 yıl 9 ayda sonuçlandığı düşünülürse, davanın makul bir sürede

tamamlandığı söylenemez. Mahkememiz bir kararında bazı durumlarda soruşturmanın

ilerlemesine engel olan güçlüklerin ortaya çıkabileceğini “…ancak böyle bir

durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi,

hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik bir

öneme sahiptir” (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96)

değerlendirmesinde bulunmuştur.

41. Anayasa Mahkemesine göre, “Soruşturmanın makul bir

özen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın

kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların

niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanın ilerlemesine engel

olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık

gösterebilecektir” (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,

16/9/2015, § 91).

42. Somut başvuru çok da karışık olmayan, çözümü için

görüntüler de dâhil olmak üzere çeşitli delil ve bulgular bulunan ve sadece bir

şüphelisi olan bir olayı içermektedir. Dolayısıyla davanın bu kadar uzamasının

haklı bir nedeni bulunmamaktadır. Bahse konu ceza yargılamasının daha sonra

ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesi amacına hizmet

edecek şekilde makul bir özen ve süratle yürütülmediği görülmektedir.

43. Mahkememizin yerleşik içtihadında soruşturmanın makul

bir özen ve süratle yürütülmesinde dikkat çektiği bir nokta da “…sadece

başvurucuların soruşturmanın süratle ve özenle sonuçlandırılmasındaki

menfaatlerinin korunması değildir”. Bunun kadar önemli olan bir başka nitelik

de “özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin

hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere

hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin

engellenmesi açısından yeterli sürat ve özenin gösterilip gösterilmediğinin

ortaya konulmasıdır” (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 92).

44. Hem başvurucular bakımından hem de toplumsal vicdan

ve kanaat açısından soruşturma ve yargı süreçlerinde bir şeylerin üstünün

kapatılmaya çalışıldığı ve birilerinin korunduğu izleniminin verilmemesi ve

böyle bir algının oluşmasının önüne geçilmesi hayati bir önem taşımaktadır.

Maalesef, somut olay bağlamında böyle bir algının ortaya çıkmadığı söylemek

mümkün görünmemektedir. Sanığın yargılanması sırasında kamuoyuna yapılan bazı

açıklamaların da bu yönde intibaların oluşmasına yol açması muhtemeldir.

45. Başvuru konusu olayla ilgili soruşturma ve yargılama

sürecine bir bütün olarak baktığımızda bu dava özelinde uygulandığı şekliyle

ceza hukuku sisteminin hukuk dışı fiillerin önlenmesinde caydırıcı bir etki

doğurmasının çok zor olduğu kanaatine varılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiyle

karara katılmıyorum.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucular, katıldığı bir toplumsal gösteride bir

yakınlarının güvenlik güçlerince güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olayı

ile ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Mahkememiz

çoğunluk kararında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

olarak başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra, başvurucunun Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönünün ihlal edilmediğine

karar verilmiştir.

2. Çoğunluk kararında, hakkında mahkumiyet kararı verilen

polis memuru A.Ş.’nin de dâhil olduğu polis grubunun bulunduğu yerde

yaşananlar, gösterilerin boyutu, saldırıların yoğunluğu ve olay anı öncesinde

gösterilere müdahale eden polislerin yaşadıkları bir bütün olarak

gözetildiğinde somut başvuruda adli makamların olayın gerçekleşme şartları, suç

vasfının tayini ile mahkemece hükmedilen netice cezanın türü ve miktarı

konusundaki takdirine saygı gösterilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve olaya

ilişkin olarak yaşam hakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma

yürütüldüğü belirtilerek başvuru konusu olayda yaşam hakkının usul boyutunun

ihlal edilmediğine karar verilmiştir (§§ 201-205).

3. Bahse konu ölüm olayıyla ilgili soruşturma

başlatılması, delillerin özenli ve hızlı biçimde toplanması, nihai yargısal

kararda nesnel ve detaylı bir gerekçe bulunması konularında hassasiyet

gösterilmediğini ve bu konularda sorunlar bulunduğunu söyleyebilmek mümkün

değildir. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu olayla ilgili olarak bu hususlara

dayalı biçimde yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılması

mümkün değildir.

4. Bununla birlikte bu başvuruda asıl sorunlu olan

boyutun önemli ölçüde davanın nakli ve yargılama sürecinin uzunluğu ile ilgili

olduğunu belirtmek gerekir. Davanın, olayın gerçekleştiği Ankara gibi merkezi

bir yerden iki yüz kilometre uzaklıktaki bir ile nakli mağdurların davaya

katılımını belli ölçüde zorlaştırmıştır. Bununla birlikte bu bağlamda davanın

nakli ile ilgili asıl sorunlu yön bu naklin zamanlaması hususunda ortaya

çıkmaktadır. Zira davanın nakli davanın ilk görülmeye başlandığı zamanlarda

veya devam eden duruşmalarda değil çok daha sonraki bir zamanda gündeme gelmiş

ve gerçekleştirilmiştir.

5. Yargılama ilk olarak Ankara’da başlamış ve açılan dava

Ankara Ağır Ceza Mahkemesince 3/9/2014 tarihli kararla sanığın neticeten 7 yıl

9 ay 10 gün hapis cezasına mahkûm edilmesi ile sonuçlandırılmıştır.

Başvurucuların temyizi üzerine bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/6/2015

tarihli kararıyla bozulmuştur.

6. Bozma kararı sonrasındaki aşamalarda sanık

müdafilerinin talebi de dikkate alınarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesince yeni bir

süreç başlatılmıştır. Detaylı bir yazışma, görüş alma ve karar verme sürecinin

ardından nihai olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 31/8/2015 tarihli kararıyla

"Davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı yolundaki görüş ve

Adalet Bakanlığının bu husustaki isteği yerinde görüldüğünden kamu güvenliği

nedeniyle CMK.nun 19/2. maddesi uyarınca Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

2015/307 esasında kayıtlı kamu davasının Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline"

karar verilmiştir.

7. Öncelikle bu aşamada davanın naklinin güvenlik

sebebiyle gerçekleştirilmiş olduğunun gerekçelerinin yeterli biçimde ortaya

konulduğunun söylenemeyeceğini ifade etmek gerekir. Güvenlik nedeniyle davanın

nakli yerine Ankara’daki yargılamalarda pekala daha sıkı güvenlik tedbirlerinin

alınması ile yargılamanın yine aynı yerde sürdürülmesi seçeneği devreye

sokulabilirdi.

8. Öte yandan davanın nakli sonrasında Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinde gerçekleştirilen yargılamalarda sanık polis memurunun davaya

SEGBİS aracılığıyla katıldığı da göz önünde tutulduğunda güvenlik endişesi ile

davanın nakledildiğine ilişkin gerekçenin daha sorunlu hale geldiği ortaya

çıkmaktadır. Elbette ki davaya katılımın SEGBİS aracılığıyla yapılması ve

yargılamanın bu şekilde gerçekleştirilmesinin tek başına her durumda sorunlu

olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bununla birlikte kamuoyunu oldukça

meşgul eden ve güvenlik gerekçesi ile nakledilen bir davada sanık konumundaki

kişinin SEGBİS aracılığıyla davaya katılmaya devam etmesi “davaya etkin

katılımın sağlanması” yönünden farklı bir durum ortaya çıkarmamaktadır. Zira

burada ifade etmek gerekir ki davanın nakli sanık müdafilerinin talebi üzerine

başlatılan sürecin sonucunda gerçekleşmiştir.

9. Daha da önemlisi davanın naklinin sanık hakkında

verilen 7 yılı aşkın bir hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasından

sonraki aşamada gerçekleşmiş olması önemli bir diğer sorunlu husustur. Zira

böyle bir durumda, her ne kadar Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince gerçekleştirilen

yargılamada verilen 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırma ve hükmedilen

süreli hapis cezasının taksirli suça ilişkin olması nedeniyle hapis cezasının

adli para cezasına çevrilerek A.Ş.nin neticeten 15.200 TL adli para cezasıyla

cezalandırılması ve bu cezanın ertelenmesine yer olmadığı şeklindeki yeni

kararın detaylı bir hukuki gerekçeye dayandığı ve Mahkemenin olası kast ve

bilinçli taksirle ilgili temel ilkeleri somut olaya uyarlayan detaylı

gerekçelerle yargılamayı sonuçlandırdığı aşikar ise de Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin bu kararının Ankara’da gerçekleşen ilk yargılama sonucu verilen

mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulmuş olmasının ve akabinde davanın

naklinin gölgesinde kaldığı görülmektedir. Bu faktörler ise bahse konu

yargılamayı ister istemez algı boyutuyla olumsuz biçimde etkilemektedir.

10. Esasında kamuoyunda ilgi uyandıran ve yakından takip

edilen bir davanın görülmesi sürecinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde bu davanın

ilk görüldüğü zamanlarda “güvenlik” gerekçesiyle davanın naklinin gündeme

getirilmiş olması yargılama sürecine ilişkin bu derece olumsuz bir izlenim

oluşmasına yol açmayabilirdi. Buradaki temel sorun aynı zamanda davanın

naklinin olması gereken zamanda gündeme getirilmemiş olmasından

kaynaklanmaktadır.

11. Dolayısıyla bu bağlamda somut bireysel başvuruya konu

yargılamada yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin ihlal iddiasını ele alırken

aynı zamanda yargılama sürecine bir bütün olarak bakmak gerekir. Gerek Ankara

Ağır Ceza Mahkemesinin ve gerekse Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin kararları,

karar gerekçeleri ve ulaştıkları sonuçların nesnel hukuki değerlendirmelere ve

kendi içinde tutarlı hukuki dayanaklara sahip oldukları ifade

edilmelidir.Ancak, kamuoyunda yakın takip edilen bir davada verilen ilk

mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulması sonrasındaki bir aşamada

davanın nakli yolunun gerçekleşmiş olması ve davanın nakli sonrasındaki

yargılamada daha hafif bir cezaya hükmedilmiş olması bu yargılama sürecine

ilişkin olumsuz izlenimin doğmasına neden olmaktadır. Bu da bir bütün olarak

yargılama sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.

12. Gerçekten bu biçimdeki bir bireysel başvuru

incelemesinde Anayasa Mahkemesinin yapacağı denetim bir kanun yolu incelemesi

şeklinde gerçekleşmemelidir. Dolayısıyla bu başvuruda Anayasa Mahkemesi bariz

takdir hatası veya açık bir keyfilik olmadığı sürece derece mahkemelerinin

verdiği mahkumiyetin bilinçli taksire mi olası kasta mı girdiğinin

değerlendirmesini yapmamaktadır. Bunlar somut olay bağlamında hem Ankara ve

Aksaray Ağır Ceza Mahkemelerindeki ilk derece mahkemesi kararlarında hem de

temyiz merciinin kararlarında detaylı biçimde değerlendirilmiştir. Anayasa

Mahkemesi burada bu yargılama süreçlerinde bir bütün olarak yaşam hakkının usul

boyutu ile ilgili yükümlülüklere uygun bir yargılama yürütülüp yürütülmediğine

bakmaktadır.

13. Burada yargılamanın adil biçimde gerçekleştirilmesi

noktasında derece mahkemelerdeki yargısal süreçlerin adil yargılanma hakkının

güvencelerine riayet edilerek yürütülmesi kadar dikkat edilmesi gereken önemli

bir diğer hususun ise bu yargılama sürecinin adil biçimde yürütüldüğüne yönelik

kamuoyundaki kanaatin varlığıdır. Algısal boyutla ilgili olan bu hususa riayet

edilmesinin de önem arz ettiğini ifade etmek gerekir.

14. Öte yandan bu bireysel başvuruda yaşam hakkının usul

boyutu ile ilgili yapılan incelemede Anayasa Mahkemesi yürütülen yargılamanın

makul bir sürede gerçekleşip gerçekleşmediğine de bakmalıdır. Bu bağlamda

yürütülen ceza yargılaması süresinin de makul olması önem arz etmektedir. 2013 yılı

ortalarında başlayan yargılamadaki süreç nihai olarak 11/03/2019 tarihinde

sonuçlanmıştır.

15. Bu bağlamda Mahkememiz yerleşik içtihadında da ortaya

konulduğu üzere soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına

ilişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli

sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanın

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre

farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,

16/9/2015, § 91).

16. Beş yıldan daha uzun süren bu ceza davasında esasında

en önemli delilin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olayına ilişkin video

kayıtları olduğu ve bu kayıtların da henüz ölüm olayının gerçekleştiği ana çok

yakın bir zamanda Savcılığa ulaştığı dikkate alındığında yargılama süresinin bu

derece sürmesinin makul sayılamayacağı söylenebilir. Zira dava çok karmaşık bir

nitelik arz etmediği gibi davadaki deliller de zaten olayın gerçekleşmesinden

sonra kısa süre içinde elde edilmiştir. Bu nedenle yargılamanın makul bir

sürede bitirilememiş olması da yaşam hakkının korunmasına ilişkin usul

yükümlülüğünün bu başvuruda ihlal edildiği kanaatine ulaşılmasını

gerektirmektedir.

17. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle

başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

usul boyutunun ihlal edildiği kanaatinde olduğumuz için Mahkememiz çoğunluğunun

aksi yöndeki kararına katılmamaktayız.

Üye

Engin YILDIRIM

KARŞIOY GEREKÇESİ

Güvenlik kuvvetlerince güç kullanımı sonucunda meydana

gelen ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi sebebiyle

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda, söz konusu hakkın

usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

Çoğunluğun buna ilişkin kararının gerekçesinde; şüpheli

bir ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütüldüğünün kabul edilebilmesi

için gerekli şartlar sayılarak bunların gerçekleştiği, derhal ve re’sen

soruşturma başlatıldığı ve yaklaşık birbuçuk ayda dava açıldığı, toplanmayan

bir delil bulunmadığı gibi yargılama da dahil olmak üzere beş yıl dokuzayda

tamamlanması sebebiyle soruşturmanın makul bir süratleyürütülmediğinin

söylenemeyeceği, başvurucuların olayın kendine özgü koşullarında soruşturma

sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabildiği ve ondört ay tutuklu yargılanan

sanık hakkında hükmedilen adlî para cezasının meydana gelen netice ile orantılı

olmadığından da söz edilemeyeceği belirtilerek, yaşam hakkının usul boyutunun

ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Kararda yaşam hakkının usul boyutu yönünden belirtilen

genel ilkeler ve bu ilkelerin olaya uygulanmasıyla ilgili olarak soruşturma

makamlarının resen ve derhal harekete geçmesi ve ölenin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine yeterli ölçüde katılımı

yönlerinden yapılan tespitler isabetli olmakla birlikte, çoğunluğun “İlkelerin

Olaya Uygulanması” başlığı altında yaptığı bazı değerlendirmelere ve ulaştığı

sonuca katılmak mümkün değildir.

Bilindiği gibi, Mahkememize ve AİHM’e göre, kamu

görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölüm

olaylarında devletin etkili soruşturma yükümlülüğü, kasıt olmaksızın

gerçekleşen güç kullanımını da içermektedir.

Anayasanın 17. maddesi ile Sözleşmenin 2. maddesinin ilk

fıkraları demokratik toplumların en temel değerlerinden olan yaşam hakkını

korumakta, bu nedenle de mezkûr hakkın ihlal edildiğine ilişkin iddiaların çok

dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, kolluk görevlileri

tarafından ölümcül bir gücün kullanılması anılan maddelerde belirtilen hâllerde

haklı görülebilirse de son çare olarak kullanılabilecek güç gerekli olandan

fazla olmamalı ve can kaybının haklı görülebileceği durumlar dar

yorumlanmalıdır.

Yaşam hakkı kapsamında olayla ilgili olarak etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğünün temel amacının, yaşam hakkını koruyan kanun

hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını teminat altına almak ve kamu

görevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler hakkında hesap

vermelerini sağlamak olduğu da tartışmasızdır.

Kuşkusuz, buna ilişkin olarak Mahkememizce yapılacak

değerlendirmeler kişilerin masum veya suçlu olduğuna ilişkin bir nitelik

taşımamakta; delillerin değerlendirilmesi konusunda sorumlu ve yetkili

mercilerin olayları ilk elden inceleyen adlî makamlar olduğu da bilinmektedir.

Başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve yargılama

makamlarının yerine geçecek şekilde delilleri doğrudan kendisinin

değerlendirmesi söz konusu değildir.

Yine kararlarımızda birçok defa vurgulandığı üzere,

soruşturmanın gerektirdiği yeterlilik boyutu her olayın niteliğine göre

değişiklik gösterebilmektedir. Bu anlamda, şüpheli ölüm olaylarında Devletin

yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmadığı gibi, ölüm olayının gerçekleştiği

şartların ve varsa sorumluların tespitine engel olmadığı sürece, Anayasanın 17.

maddesi uyarınca yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının olayın

gelişimi ve deliller konusunda ölenin yakınlarının bütün iddialarını ve

taleplerini karşılama zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, Anayasanın mezkûr hükmünün gerektirdiği

ölçüde etkili bir soruşturma yürütüldüğünün kabul edilebilmesi için şüpheli bir

ölüm olayı hakkındaki ceza soruşturmasının (kovuşturma aşamasına geçilmesi

hâlinde ise karar verme safhası da dahil olmak üzere kovuşturmanın tamamının)

kanunla yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğün gereklerine uygun olması

zorunludur (örn. olarak bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02,

8/4/2008, § 61; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30).

Buna göre, bütün kovuşturmaların mutlaka belirli bir

cezaya hükmedilmesiyle sonuçlanması gerekmese de (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56), ulusal mahkemelerin kamu

görevlilerinin taksirle de olsa kişilerin hayatlarını sona erdiren veya

tehlikeye atan fiillerinin cezalandırılmamasına hiçbir şartta imkân vermemesi

gerekir (örn. olarak bkz. Okkalı/Türkiye, B.No: 52067/99, 17/10/2006;

Kasap ve diğerleri/Türkiye, B.No: 8656/10, 14/1/2014, §§ 54-61).

AİHM, kamu görevlilerinin karıştığı öldürme olayları için

uygun yaptırımların seçilmesi hususunda ulusal mahkemelerin yetkili olmasına

rağmen, fiilin vahameti ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık

olduğunu değerlendirdiği durumlarda da ihlal sonucuna ulaşmakta (Nikolova ve

Velichova/Bulgaristan, B.No: 7888/03, 20/12/2007, § 61) ve belirtilen

yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini incelemek için mahkemelerin karar

verirken hukuk sisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşam hakkı

ihlallerinin önlenmesi bakımından davaya gereken önemi gösterip göstermediğini

değerlendirme görevinin bulunduğunu belirtmektedir (Ali ve Ayşe

Duran/Türkiye, § 62).

Kolluk görevlilerinin silahlı güç kullanması sebebiyle

meydana gelen ölüm olaylarında ödenen tazminatla mağduriyetin giderildiği

itirazlarını da değerlendiren AİHM, devletin sorumluların tespit edilerek

cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün

bulunduğunu (örn. olarak bkz. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD],

B. No: 24014/05, 14/4/2015, § 177) ve aksinin kabulünün bazı durumlarda kamu

görevlilerine fiilî bir dokunulmazlık sağlayarak öldürmeye ilişkin genel

yasakların uygulamada etkisiz kalmasına yol açacağını hükme bağlamaktadır (örn.

olarak bkz. Özcan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18893/05, 20/4/2010, §

54).

İncelenen başvuruya konu somut olaya ilişkin iddianamede;

Ankara Güvenpark’ta yapılan gösterilerde göstericilerin sert cisimler atmak

suretiyle saldırıda bulunmaları üzerine Çevik Kuvvete mensup polis memurlarının

geri çekilme emri aldığı, kalkan taşıyan ve ön safta bulunan bir grup memurun

taşlı, sopalı saldırıda bulunan göstericilerle beton banklar arasında sıkışarak

kalkanlarını düşürdüğü, grup içinde bulunan şüphelinin üzerine gelen bir

göstericiyi uzaklaştırdığı ve yere düşen bu göstericiye tekmeyle vurduğu,

göstericiye tekme atmadan önce tabancasını çeken şüphelinin göstericiler tarafından

taşlanınca havaya iki defa ateş ettiği ve geriye çekilirken elinin yere paralel

duruma gelmesinden sonra üçüncü defa ateş ettiği, bu sırada elindeki taşı

atarak uzaklaşmak isteyen maktulün vurularak yere düştüğü iddia edilmiştir.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin ilk kararında da, olay

benzer şekilde aktarılarak sanığın geri çekilme imkânı varken geri çekilmeyip

silahını çektiği belirtilmiş ve duruşmadaki ifadesinde de olaydan hemen sonra

polis arkadaşlarına söylediklerini kabul etmesi sebebiyle fiil olası kasıtla

adam öldürme olarak değerlendirilmiştir.

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin kararında ise olay genel

olarak benzer şekilde aktarılmakla birlikte, sanığın taş atan bir göstericiyi

kendisinden uzaklaştırmak amacıyla tekmelemeye başladığı, bu sırada yoğun taşlı

saldırıda bulunan kalabalık bir gösterici grubunun önünde kalması ve atılan

taşların vücuduna isabet etmesi sebebiyle havaya ateş ederek göstericileri

dağıtmaya çalıştığı ve meşru müdafaa şartları içinde iken bu sınırı taksir

derecesinde kusurlu olarak aştığı belirtilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/12/2017 tarihli kararıyla

olayın meydana gelişiyle ilgili bu kabul üzerinden, taksirle ölüme neden olma

suçundan, sonuca etkili olacak şekilde teşdiden ceza tayin edilmesi gerekirken

alt sınırdan ceza verilmesi sebebiyle karar bozulmuştur.

Başka bir anlatımla, iddianamede ve mahkeme kararlarında,

söz konusu polis memurunun fiilinin kendisi açısından kontrol edemeyeceği

olayların başlamasında ve sonuçlanmasında etkili olduğu belirlenmiş, sonuç olarak

sanığın fiili derece mahkemelerince hukuka aykırı bulunmuştur.

Olay öncesinde yaşananlar ancak fiilin hukuka uygun olup

olmadığının belirlenmesinde dikkate alınabileceğinden, Mahkememizce yapılacak

olan değerlendirme derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğuna hükmedilen

fiile ilişkin olarak tayin edilen müeyyidenin yukarıda aktarılan AİHM

kararlarındaki ilkelere uyup uymadığı yönünde olmalıdır.

Birçok kararımızda da vurgulandığı üzere, Anayasa

Mahkemesinin, bireysel başvuru incelemelerinde ceza hukukuna ilişkin sorumluluk

ve suçluluk konusunda bir tespitte bulunması mümkün olmamakla birlikte, yaşamı

korumak için oluşturulan hukuku etkili bir şekilde uygulama yükümlülükleri

bulunan yargı mercileri tarafından bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini

denetleme görevi bulunmaktadır. Yaşam hakkı ihlali ile ilgili sorumlulukları

belirlenen kamu görevlilerinin cezasız kalmalarına veya gereği gibi

cezalandırılmamalarına yol açan bazı yaptırımların caydırıcılığı sağlayamaması

sebebiyle etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü zedeleneceğinden,

incelenen başvuruda olduğu gibi hakkın ihlal edildiğinin mahkemelerce de tespit

edildiği durumlarda başvurucuların ihlalden kaynaklanan mağduriyetinin

giderilip giderilmediğinin Mahkememizce incelenmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda; kamu güveninin sürdürülmesi, hukukun

üstünlüğünün sağlanması ve böyle ihlallere müsamaha edildiği intibaının

verilmemesi açısından, mahkemelerin takdir yetkilerini suçun sonuçlarını

hafifletmek için kullanmayı tercih ettikleri görüntüsünü vermemeleri

zorunludur. Kuşkusuz bu yükümlülük sadece cezasızlık için değil, güç kullanımı

sonucunda meydana gelen ölümle ceza arasında açık bir orantısızlık bulunması

hâlinde de geçerlidir.

AİHM gibi Mahkememiz de çok sayıda kararında, kolluk görevlilerinin

silah kullanımı sonucunda gerçekleştiği kabul edilen ölüm sebebiyle hükmedilen

adlî para cezasının, kişilerin yaşamının korunması ve benzer hak ihlallerinin

önlenebilmesi bakımından uygun ve yeterli bir yaptırım olmadığına, yaşam hakkı

ihlallerinin önlenmesinde kritik bir rolü olan mahkemelerin takdir yetkilerini

bu yönde kullanmalarının adalete olan güveni ve hukuk sisteminin caydırıcı

etkisini ortadan kaldıracağına hükmetmiştir.

Somut olaya ilişkin olarak Yargıtay, 5/12/2017 tarihli

kararında Türk Ceza Kanununda iki yıl ilâ altı yıl hapis cezası verilmesi

öngörülen taksirle ölüme neden olma suçundan, “sonuca etkili olacak şekilde

teşdiden ceza tayini gerektiği gözetilmeden…alt sınırdan ceza belirlenmesi”ni

bozma sebebi olarak belirtmiş; ilk derece mahkemesi ise, bozma kararı üzerine,

cezanın tayininde alt sınırdan ayrılırken olayın oluş şekli ile taksire dayalı

kusurun derecesini gözeterek takdir yetkisini fiille ceza arasında uygun bir

orantı sağlamak amacıyla kullanmasının gerekmesine rağmen, alt sınırdan sadece

bir ay uzaklaşarak sanığın iki yıl bir ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına

karar vermiş, ancak bunu da tamamen etkisiz kılacak şekilde sonuç olarak adlî

para cezasına hükmetmiştir.

Yargılama sürecinde, davanın başka bir ile nakledilmesi

ve yukarıda belirtilen sonuca ulaşılması, yukarıda belirtilen ilkelere aykırı

bir görüntünün oluşmasına sebep olmuştur.

Davaya ilk olarak bakan Ankara Ağır Ceza Mahkemesince

hüküm verilinceye kadar, yargılamaya Ankara’da devam edilmesinin kamu güvenliğini

tehlikeye düşüreceğinden söz edilmemesine rağmen, anılan mahkemece neticeten

yedi yıl dokuz ay on gün hapis cezasına hükmedilmesinin ve bu kararın usulî

sebeplerle Yargıtayca bozulmasının ardından -olaydan iki yıl iki ay sonra- adlî

tatil sırasında sanık müdafilerinin talebi üzerine, davanın -kamu güvenliğinin

sağlanması bakımından Ankara’dan daha uygun bir yer olduğuna dair bir gerekçe

de belirtilmeden- Aksaray’a nakledilmesine ve davanın nakli başvurucuların

yargılamaya etkili bir şekilde katılımlarını etkilemiş olmasa da, sanığın

bozulan ilk mahkûmiyet kararından çok daha düşük olan iki yıl bir ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezanın da 15.200 TL adlî para cezasına

çevrilmesine karar verilmesi, Mahkememizin ve AİHM’in yukarıda aktarılan kararlarında

belirtilen ilkelere aykırı olarak, bu tür ihlallere müsamaha gösterildiği,

mahkemelerin takdir yetkilerini bu tür suçların sonuçlarını hafifletmek için

kullandıkları, kolluk görevlilerinin, eylemlerinden dolayı adlî makamlar da

dahil olmak üzere kimseye karşı sorumlu olmadıkları ve bir otorite boşluğu

içinde hareket ettikleri yönünde şüphelere ve tereddütlere yol açabilecek bir

sonuç doğurmuştur.

Başka bir deyişle, yargılama süreci bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, süreç yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında oluşturulan

hukukun etkili bir şekilde uygulanmadığı intibaını doğuracak şekilde yürütülmüş

ve sonuçlanmıştır.

Diğer taraftan, somut olayda, öldürme fiilinin hukuka

aykırı olduğunun ve yaşam hakkının çiğnendiğinin ilgili mahkemelerce de

belirlenmesine rağmen, anılan kolluk görevlisinin disiplin cezasıyla da

cezalandırılmadığı dikkate alındığında, başvurucuların açtıkları tam yargı

davasında idare aleyhine tazminata hükmedilmiş olması da -yukarıda aktarılan

ilkelerde belirtildiği üzere- ilgiliye bir tür fiilî dokunulmazlık sağlayarak,

öldürmeye ilişkin genel yasakların uygulamada etkisiz kalmasına yol

açabileceğinden yeterli olmamıştır.

Son olarak, iddianamenin birbuçuk ay gibi kısa bir sürede

hazırlandığı tek sanıklı mezkûr davada toplam beş yıl dokuz ay süren yargılama

süresinin makul olduğunu söylemek de mümkün değildir (beş sanıklı bir ceza

davasında beş yıl üç ay üç günlük yargılama süresinin makul olmadığı ve

yargılamadaki hiçbir unsurun yargılamanın bu kadar uzamasını haklı kılmadığı

yönündeki yakın tarihli bir ihlal kararımız için bkz. Fatma Akın ve Mehmet

Eren [GK], B.No: 2017/26636, 10/11/2021, § 110). Aynı nedenle, bu başvuruya

konu ceza yargılamasının da, makul bir özenle ve süratle yürütüldüğü

söylenemez.

Bu sebeplerle, başvuru konusu olayla ilgili olarak yaşam

hakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütülmediği ve anılan

hakkın usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki

kararına karşıyım.

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2015/16451, 15 Aralık 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olayla
  10. Şüpheli Sorgusunda
  11. Gerekçe
  12. Sonuç Ve Genel Değerlendirme
  13. C. Aksaray Ağır
  14. A) Silah Ateşlenmeden Önceki Tespitler
  15. B) Ateşleme Sırasındaki Tespitler
  16. Kasten Adam Öldürme Suçu Yönünden
  17. Değerlendirme
  18. Meşru Müdafaa Yönünden Değerlendirme
  19. Adli Emanette Bulunan Görüntü Kayıtları
  20. Bilirkişi Raporları Üzerine
  21. Değerlendirme
  22. Kabul Edilen Eylemle İlgili
  23. Bireyselleştirme
  24. D. Olayla
  25. E. Olaya
  26. IV. İlgili
  27. Hukuk
  28. A. Ulusal Hukuk
  29. B. Uluslararası Hukuk
  30. V. İnceleme Ve
  31. Gerekçe
  32. A. Başvurucuların
  33. B. Değerlendirme
  34. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  35. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  36. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  37. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  38. Karşıoy Gerekçesi
  39. M. Emin KUZ
  40. Karşıoy Gerekçesi
  41. Karşıoy Gerekçesi
  42. Karşıoy Gerekçesi
  43. Karşıoy Gerekçesi
  44. M. Emin KUZ
  45. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2015/16451
Tarih
15 Aralık 2021

İlgili Kararlar

  • M.s. Başvurusu (B. No: 2019/8096)
  • Hamit Aktaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/6275)
  • Yılmaz Adakan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/1833)
  • İ.k. Başvurusu (B. No: 2019/841)
  • İbrahim Şahintürk Başvurusu (B. No: 2019/9757)
  • Sadık Çakal Başvurusu (B. No: 2018/13343)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.