İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cumali Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17696)

1. Başvuru, başvurucuların yakınlarına karşı işlenen kasten

Başvuru No2014/17696Tarih12 Ocak 2017Okuma15 dk · 3.085 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cumali Aslan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
12 Ocak 2017
Başvuru Numarası
2014/17696
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.085 kelime·15 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların yakınlarına karşı işlenen kasten

öldürme suçuna ilişkin yürütülen soruşturma ve açılan kamu davasının dokuz yılı

aşkın bir süredir devam etmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların kardeşi ve babası olan Halil Aslan 9/3/2007

tarihinde öldürülmüş ve Siverek Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

sonucunda 2/8/2007 tarihli iddianameyle şüpheliler M.A., R.A ve M.A hakkında

Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/135 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.

Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 3/8/2008 tarihli iddianamesiyle ise şüpheli

İ.A. hakkında Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/136 sayılı dosyasında kamu

davası açılmıştır.

9. Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 8/8/2007 tarihli kararıyla

aralarında hukuki ve fiilî bağlantı olduğu gerekçesiyle davaların

birleştirilmesine ve yargılamanın 2007/135 sayılı dava dosyasında yürütülmesine

karar verilmiştir. Sonrasında 22/1/2008 tarihli iddianameyle kasten insan

öldürme, kasten yaralama, taksirle yangına sebebiyet verme, ruhsatsız silah

bulundurma suçlarını işlediği iddiasıyla şüpheli M.A. hakkında kamu davası

açılmış; Mahkemenin 22/1/2008 tarihli kararıyla bu dava Mahkemenin E.2007/135

sayılı dava dosyasında birleştirilmiştir.

10. Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 9/11/2009 tarihli ek

iddianamesiyle şüpheli M.A. hakkında tehdit suçunu işlediği iddiasıyla kamu

davası açılmıştır.

11. Mahkemenin 19/11/2009 tarihli kararında, meydana gelen olay

şöyle özetlenmiştir:

"Sanık R.A.'nın

bakkal dükkanında hırsızlık olayı gerçekleşmesi üzerine, bu şahısların

hırsızlık olayını kimin gerçekleştirdiği hususunda yaptıkları araştırma

sonucunda, şüphelendikleri müşteki D.A.'nın kardeşi

C.A.'nın bu hırsızlık olayını gerçekleştirebileceğini

düşündüklerini, 9/3/2007 günü saat 19:00 sıralarında sanık M.A.'nın ve kardeşi İ.A.'nın müşteki

D.A. ile yolda karşılaştıkları ve konuşmak için hırsızlık olayının meydana

geldiği dükkana geldikleri, dükkanda hırsızlık olayı ile ilgili olarak müşteki

D. A. ile sanıklar M.A., R.A., ve İ.A.'nın konuştukları,

müşteki D.A.nın hırsızlık olayını kendisinin

gerçekleştirmediğini, ancak R.İ.'nın yapmış

olabileceğini ifade ettiği, bunun üzerine İ.A.'nın

D.A. ile R.İ.'yi yüzleştirmek için dükkana

getirdikleri, bu kişilerin tartıştıkları, bu sırada olay yerine sanık M.A.'nın geldiği, sanık M.A.'nın D.A..yı içeri çektiği, dükkan içinde sanıkların D.A.'yı tekme tokat ve ele geçirilemeyen soplarla vurdukları, bu

sırada M. A.'nın müşteki D.A.'nın

“silah almaya gidiyorum, seni öldüreceğim” demek suretiyle dükkandan ayrıldığı,

bu sırada müşteki D.A.'nın babası Veysi Aslan’ı

arayarak olayı anlattığı, Veysi Aslan’ın da Siverekte

olan kardeşi Halil Aslan’ı arayarak olay yerine gitmesini istediği, maktul

Halil Aslan’ın yanında tanık S.K. olduğu halde saat 20:00 sıralarında olayın

geçtiği dükkana geldiği, maktulün dükkana geldiği sırada sanık M.A.'nın da dükkana dönmüş olduğu, maktul ile sanıkların müşteki

D.A.'nın hırsızlık yapıp yapmadığı hususunda

tartışmaya başladıkları, bir müddet sonra tartışmanın kavgaya dönüştüğü, sanıklardan

R.A, M.A., M.A ve İ.A.nın maktul Halil Aslan'ı

dövmeye başladıkları, kavga sırasında maktul Halil Aslan’ın M.A.'ya

tokat attığı, bunu gören R.A.'nın maktulü kastederek

vurun öldürün gibi sözler söylediği, R.A.'nın

sözünden etkilenen sanık M.A.nın dükkanın kapısının

yanına çekilerek dükkandan ayrıldığı sırada getirdiği ruhsatsız tabanca ile

Halil Aslan’ı hedef gözeterek ateş ederek öldürdürdüğü,

maktül Halil Aslan’ın vurulmasından sonra bu

sanıkların hep birlikte maktulü sürükleyerek dükkan dışına çıkardıkları, olay

muhalinden uzaklaşmak istedikleri, dükkanın darabalarını

indirerek uzaklaştıkları sırada elektriğe bağlı olarak çalışan sobanın bu

sanıkların telaşı sonucu devrildiği, ve dükkan içerisinde dışarısı ve çevre

için tehlike arz etmeyecek şekilde bir kısım dükkan eşyasının yanmasına

sebebiyet verdiği, bu yangının gelen itfaiye görevlilerince söndürüldüğü,

olaydan sonra kaçan ve yakalama emirlerine rağmen M.A., R.A. ve İ.A.'nın yakalanıp savunmalarının alınamadığı, olay yerinde ele

geçirilen kovan ve merminin M.A.'nın teslim ettiği

tabancadan atıldığının tespit edildiği, her ne kadar sanık M.A.'nın maktulü kendisinin ateş ederek öldürdüğünü beyan etmiş

ise de, bu beyanı kardeşini adama öldürme suçundan cezalandırmadan kurtarmaya

yönelik olduğunu iddia ettiği anlaşılmıştır."

12. Mahkemenin 19/11/2009 tarihli kararıyla sanıklar M.A., R.A

ve İ.A hakkında kasten insan öldürme, kasten yaralama, taksirle yangına

sebebiyet verme, tehdit, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve

Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçları yönünden açılan

kamu davalarının ayrılmasına karar verilmiştir. Sanık M.A.nın

Halil Aslan'ı öldürdüğü, müşteki D.A.ya karşı kasten

yaralama suçunu işlediği kabul edilerek yaklaşık 26 yıl 6 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına; taksirle yangına sebep olma suçundan beraatine

karar verilmiştir. Diğer sanık M.A.nın ise Halil

Aslan'ın kasten öldürülmesine yardımcı olduğu, müşteki D.A.ya

karşı kasten yaralama suçunu işlediği, suç üstlenme suçunu işlediği gerekçesiyle

yaklaşık on bir yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına; taksirle yangına sebep

olma suçundan ise beraatine karar verilmiştir.

13. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/2/2011 tarihli

kararıyla aynı müteveffa ve mağdura yönelik öldürme ve yaralama suçunun

failleri olarak yargılanan ve aralarında menfaat çatışması bulunan sanıklar M.A.

ve M.A.nın ayrı ayrı müdafiler tarafından temsil

edilmeleri gerekirken aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri suretiyle

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38. maddesi ile 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 152. maddesine aykırı karar

verildiği, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu yönünden verilen

beraat kararının da bu nedenle irtibatlı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.

14. Bozmaya uyularak yürütülen yargılamada Mahkemenin 20/6/2013

tarihli kararıyla İ.A hakkında kasten insan öldürme, kasten yaralama, taksirle

yangına sebebiyet verme, tehdit, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçları yönünden

açılan kamu davalarının ayrılmasına, sanık M.A.nın beraatine, sanık R.A. hakkında açılan davanın ölüm

nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Sanık M.A.nın,

Halil Aslan'ı öldürdüğü, müşteki D.A.ya karşı tehdit

ve kasten yaralama suçlarını işlediği, ruhsatsız silah bulundurma suçunu

işlediği kabul edilerek yaklaşık 26 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Diğer sanık M.A.nın ise, Halil

Aslan'ın kasten öldürülmesine yardımcı olduğu, müşteki D.A.ya

karşı kasten yaralama suçunu işlediği, ayrıca suç üstlenme suçunu işlediği

gerekçesiyle yaklaşık on bir yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

15. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14/10/2014

tarihli kararıyla sanık M.A. yönünden onanmıştır. Diğer sanık M.A.nın kasten öldürmeye yardım etmek suçunu işlediği

yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, müstakil

olarak kasten yaralama suçunun işlendiği, genel güvenliğin taksirle tehlikeye

sokulması suçundan hüküm kurulmadığı, bu suçla ilgili dava zamanaşımı süresi

içinde karar verilebileceği belirtilerek hüküm bozulmuştur.

16. Mahkemece bozmaya uyularak yürütülen yargılamada 29/1/2015

tarihli kararla sanıkların genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması

suçundan beraatine karar verilmiştir. M.A. ise kasten

yaralama suçundan 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.

17. Karar temyiz edilmiş olup inceleme devam etmektedir.

18. Öte yandan ayırma kararı sonrasında Mahkemenin 14/2/2014

tarihli kararıyla İ.A.nın beraatine

karar verilmiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

“Kasten öldürme” kenar başlıklı 81. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir insanı kasten öldüren

kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "

20. 5237 sayılı Kanun’un “Kasten

yaralama” kenar başlıklı 86. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 12/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

1. Başvurucuların

İddiaları

22. Başvurucular, yakınlarının ölümü nedeniyle açılan kamu

davasının başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık sekiz yıldır devam etmesi

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

2. Değerlendirme

23. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurunun kasten

öldürme suçu ile ilgili yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması ile ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucuların tüm iddiaları

Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek bu kapsamda değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Başvurucuların, kasten öldürme sonucunda gerçekleşen ölüm

nedeniyle sadece ceza soruşturmasına yönelik şikâyetlerinin bulunduğu

görülmekte olup bu şikâyetler açısından Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif

yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu,yaşanan ölüm

olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine

imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak

ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

25. Devletin doğal olmayan her ölüm olayında gerçekleşen ölümün

sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma

yapmamış olması, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür

olaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas

edilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini

oluşturmaktadır (Filiz Aka, B.

No: 2013/8365, 10/6/2015, § 26).

26. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

görülen ve etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesi suretiyle

Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

27. Kabul edilebilirlik incelemesinde de ifade edildiği gibi

Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine

getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu; doğal

olmayan her ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin

belirlenmesine ve gerekiyorsa cezalandırılmasına imkân tanıyan etkili bir

soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

54).Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına soruşturma

makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek,

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 57, Sadık Koçak ve diğerleri, §

94).

28. Yukarıda sayılanlara ilave olarak, yürütülecek

soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu

da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özel durumlarda soruşturmanın veya

kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.

Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı

hareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde

aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014,§ 96).

29. Kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlerin daha

sıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte başvuru konusu olaydaki gibi

doğal olmayan ölüm olaylarında olası cezai sorumluluğun tespiti adına,

soruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda ilk derece

mahkemesi önündeki yargılama aşaması dâhil bütün sürecin de 17. maddenin

gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekmektedir (Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Ali ve Ayşe

Duran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61, Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, §§ 95, 96). Böylece derece mahkemeleri mağdur olan kişilerin yaşam

hakkına ve maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırıların cezasız

bırakılmamasını teminat altına alabilecektir (Sadık

Koçak ve diğerleri, § 77).

30. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararlarında sıklıkla

belirtildiği üzere yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının

amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını

tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17.

maddesi başvuruculara belirli bir suç nedeniyle üçüncü tarafların

yargılanmalarını ya da cezalandırılmalarını sağlama hakkı vermekle birlikte bu,

tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da bir ceza kararıyla sonuçlandırılması

yükümlülüğünün öngörüldüğü anlamına da gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

31. Temel anlayış bu yönde olmakla birlikte derece

mahkemelerinin, yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemlerin ve maddi ve

manevi varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmalarına imkân vermemeleri

de gerekmektedir (Filiz Aka, §

32).

32. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi tarafından ele alınması

gereken önemli bir diğer husus da derece mahkemelerinin, bu tür olaylara

ilişkin yürüttükleri yargılamalarda bir sonuca varırken Anayasa’nın 17.

maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarını ya da ne ölçüde yaptıklarını değerlendirmektir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlülükteki

yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 110).

33. Başvurucular; yakınları Halil Aslan'ın kasten öldürme suçu

sonucunda9/3/2007 tarihinde yaşamını yitirdiğini, davanın olgularında ve yasal

konularda bir karmaşıklık olmadığını, yargılama organlarınca süratli bir

yargılama yapılmaması sonucu davanın başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık sekiz

yıldır devam ettiğini belirterek makul sürede bir yargı kararı elde etme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Başvuru konusu olayda Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başvurucuların babası ve kardeşinin 9/3/2007 tarihinde öldürülmesinin

ardından başlatılan soruşturma sonucunda 2/8/2007 tarihli iddianameyle

şüpheliler M.A., R.A ve M.A hakkında 3/8/2008 tarihli iddianameyle şüpheli İ.A.

hakkında 22/1/2008 tarihli iddianameyle ise şüpheli M.A. hakkında kamu davası

açıldığı, farklı tarihlerde açılan davaların Mahkemece birleştirilmesine karar

verildiği, soruşturma ve ilk derece yargılaması aşamasında olay yeri inceleme

ve keşif tutanağı, müteveffaya ait ölü muayene ve otopsi tutanağı temin

edildiği görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin olaydan yaklaşık 2 yıl 8 ay

sonra 19/11/2009 tarihinde verdiği hüküm, temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 17/2/2011 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozmaya uyularak yürütülen

yargılama sonucunda bozma kararından yaklaşık 2 yıl 4 ay sonra 20/06/2013

tarihinde verilen hüküm, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14/10/2014 tarihli

kararıyla sanık M.A. yönünden onanmış; diğer sanık M.A. yönünden ise

bozulmuştur. Bozmaya uyularak yürütülen yargılama sonucu 29/1/2015 tarihinde

verilen hüküm temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi yaklaşık iki yıldır devam

etmektedir.

35. Anayasa Mahkemesi; kural olarak doğal olmayan bir ölüm olayı

sonrasında başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının

açıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığında

soruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmak

istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerini

kesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği

kanısına vardığı durumlarda -yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği ve

ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması

koşuluyla- yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya

çelişkili olduklarının ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 95).

36. Bununla birlikte soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun

sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de

etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine

sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasını

önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini

karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilme imkânını

bulundurması hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26)

37. Somut olayda başlangıçta Başsavcılık soruşturması ve İlk

Derece Mahkemesi yargılaması aşamasında, yeterli derinlik ve titizlikte bir

çalışma yürütüldüğü görülebilmekle birlikte İlk Derece Mahkemesince olaydan

yaklaşık 2 yıl 8 ay sonra verilen karara ilişkin temyiz başvurusunun yaklaşık 1

yıl 3 ay sonra karara bağlandığı ve sadece 5237 sayılı Kanun’un 152. maddesinde

düzenlenen “şüpheli veya sanığın birden

fazla olması hâlinde savunma” hükümlerinin hatalı bir şekilde olayda

uygulanması gerekçesiyle kararın bozulduğu görülmektedir. Bozma sonrası yapılan

ikinci yargılamada yaklaşık 2 yıl 4 ay sonra İlk Derece Mahkemesi aynı sonuca

ulaşmış ve bu karar da yaklaşık 1 yıl 4 ay sonra 14/10/2014 tarihli kararla

kısmen bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 29/1/2015

tarihinde İlk Derece Mahkemesi karar vermiş, anılan karar da temyiz edilmiştir.

38. Başvuru konusu yargılamada üç defa yapılan temyiz

incelemesinin toplamda beş yıla yakın sürmesinin Yargıtay ilgili Dairesinin iş

yükünden kaynaklanmış olabileceği anlaşılmakla birlikte Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44). Bu kapsamda bazı istisnai hususlar dışında personel ve yargıç

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 55).

39. Somut olayda yaşanan gecikmeler nedeniyle dokuz yıldan uzun

süren yargılamanın -verilen kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın-

özelde babalarını ve kardeşlerini kaybeden başvurucuların davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği dikkate alındığında başlı başına

toplumdaki bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özende yürütülmediği

sonucuna ulaşılmıştır. Başvuru formunda, hissiyatları "yakınlarının faillerini kısmen de olsa öğrenebilmişlerse

de bu yargılama neticesinde sekiz yıllık bir süre boyunca mahkeme süreciyle

uğraştıkları ve faillerin belirlenmesi noktasında manevi olarak zarar

gördükleri" ifadeleriyle dile getirilmiştir.

40. Bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut

olayda, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve gerekli tüm delilleri

elde etmesi sonucu makul bir süre içinde kovuşturma aşamasına geçildiği,

Savcılık soruşturması ve ilk derece yargılaması aşamasında ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve

cezalandırılmasına imkân tanıyan bir sürecin işlediği görülmektedir. Fakat

temyiz talebi sonrasında yürütülen kovuşturmanın makul bir özen ve hızla

gerçekleştirildiğini söylemek mümkün değildir. İki dereceli yargılama sürecinde

başvurucuların davanın hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati

ve gecikmesinde hiçbir dahlinin olmaması, davanın az sanıklı olması ve çok

karmaşık olmaması gibi hususlar gözönünde

bulundurulduğunda dokuz yılı aşan soruşturma ve kovuşturma süresinin makul

olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir bütün olarak yargılama sürecinin,

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hız ve yeterlilikte olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

43. Başvurucular, yaşam hakkının ihlali nedeniyle 25.000 TL

maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

44. Somut olayda Anayasa’nın 17. maddesinin usule ilişkin

boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

45. Başvurucuların yakınlarının ölümü hakkında etkili ve

caydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları

karşılığında -somut olayın özellikleri dikkate alınarak- başvuruculara

müştereken net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucuların

uğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet

bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması

nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

46. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara müştereken net 20.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (Tebliğname No.3-2015/101128) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucular

:

1. Cumali

ASLAN

2. Cuma

ASLAN

3. Veysi

ASLAN

Vekili

:

Av. Lütfü

POLAT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/17696, 12 Ocak 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  9. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  10. C. Başvuruculara müştereken net 20.000 TL manevi tazminat
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  12. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. Gültekin
  18. Aslan
  19. Aslan
  20. Aslan
  21. Polat
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/17696
Tarih
12 Ocak 2017

İlgili Kararlar

  • Emine Ataş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/20450)
  • Sabriye Erbay Başvurusu (B. No: 2014/16221)
  • Ataşan Tümel Başvurusu (B. No: 2014/17948)
  • İsmail Dönder Başvurusu (B. No: 2014/9891)
  • Memet Zeki Daş ve Salih Aytekin Başvurusu (B. No: 2014/16247)
  • Adil Delibaş Başvurusu (B. No: 2014/16197)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.