İçeriğe geç
AC
Genel Kurul Başvuru No: 2018/10482 Tarih:

E.y. Başvurusu (B. No: 2018/10482)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

E.Y. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/10482)

Karar Tarihi: 14/12/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 21/2/2023-32111

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbiri dolayısıyla

ödenen tazminatın yetersiz olması, adli kontrol tedbiri kapsamındaki tazminat

talebinin kabul edilmemesi nedeniyle adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve

güvenliği haklarının, vekâlet ücretinin yapılan düzenlemeyle azaltılması

nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 4/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon;

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine

karar vermiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, PKK çağrılarıyla gerçekleştirildiği

belirtilen yasa dışı bir gösteri yürüyüşüne katıldığı iddiasıyla

14/5/2016tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu; müdafii huzurunda

Başsavcılıkta verdiği ifadesinde, gösteriye katılmadığını, gizli tanığın teşhis

ettiği, görüntülerde yer alan kişinin kendisi olmadığını, sosyal medya hesabını

kabul etmekle birlikte terör örgütü propagandası niteliğinde bir paylaşım

yapmadığını belirtmiştir.

7. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

diğer şüphelilerle birlikte 16/5/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklama

kararının gerekçesi şöyledir:

"suça sürüklenen çocuğun üzerine

atılı suçun niteliği, gizli tanık beyanları, teşhis tutanakları, dosyada yer

alan mobese kamera görüntüleri, sosyal paylaşım sitesinde yapılan paylaşımlar,

CMK'nın 100/3 maddesinde belirtilen ve kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde

tutuklama nedeni varsayılan suçlardan olması, mevcut delil durumu ile tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuklar yönünden

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgu ve delillerin bulunması,

atılı suçun kanunda öngörülen cezasının nevi ve miktarına göre tutuklama

tedbirinin ölçülü olması, kaçma şüphelerinin bulunması ve adli kontrol

uygulamasının bu aşamada yetersiz kalacak olması dikkate alınarak CMK'nın 100,

101ve devam eden maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına... [karar verildi.]"

8. Başvurucu hakkında 3/6/2016 tarihinde, silahlı terör

örgütüne üye olma, kamu malına zarar verme, kanuna aykırı toplantı ve

yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, kasten

yangın çıkarma, korku, kaygı veya silahla panik yaratabilecek tarzda ateş etme,

tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, terör örgütü

propagandası yapma, toplantı ve yürüyüşlere silahla katılma, trafik güvenliğini

tehlikeye sokma suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.

9. İddianamede; PKK/KCK terör örgütü çizgisinde yayın

yapan internet sitesinden sokağa dökülme, sokak direnişleri gerçekleştirme,

eylemler yaparak kamu düzenini bozmaya yönelik yapılan çağrılar üzerine

28/12/2015 tarihinde Anadolu Mahallesi Çukurova Caddesi'nde gösteri eylemi

düzenlendiği, bu gösteride barikat kurularak yolların trafiğe kapatıldığı, eylemlere

müdahale eden görevlilere ve kullandıkları araçlara taş, molotofkokteyli, el

yapımı patlayıcılarla saldırılar düzenlendiği, kamu binalarına zarar verildiği

belirtilmiştir. İddianamede, başvurucunun da aralarında olduğu suça sürüklenen

çocukların eylemlere yüzleri maskeli bir şekilde katıldıkları belirtilmiştir.

Başvurucunun söz konusu eyleme katıldığı iddiası gizli tanık beyanına

dayandırılmıştır. Gizli tanığa 28/12/2015 tarihinde gerçekleştirilen eylemde

çekilen görüntüler gösterilmiş, gizli tanık bu görüntülerden başvurucuyu teşhis

etmiştir.

10. İddianamede; başvurucunun ekiplere taş,

molotofkokteyli, havai fişek atılan çatıda olduğu, elindeki cisimleri çatıdan

ekiplere attığı, çatıdaki grup ile fikir ve eylem birliği içinde hareket

ettiği, bu grupla malzeme taşıdığı, başvurucunun da aralarında olduğu

şahısların attığı materyaller sebebiyle Akrep ekip aracının yandığı,

başvurucunun bu şekilde uzunca bir süre çatıda ekiplere yönelik saldırı

gerçekleştirdiği, elindeki malzemelerle yolu trafiğe kapattığı, caddede ateş

yaktığı, yolu trafiğe kapatan terör örgütü yandaşı grupla hareket ettiği,

caddede seyir hâlindeki araçları durdurduğu, elinde sürekli taş bulundurduğu,

caddede yakılan ateşe odun attığı ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurucunun sosyal

medya hesabında yasa dışı eylem fotoğrafı paylaştığı belirtilmiştir.

11. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 17/6/2016

tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve E.2016/339 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme ayrıca aynı tarihte yaptığı tensip

incelemesinde başvurucunun üzerine atılı suçun vasfının değişme ihtimalini, bu

aşamada tutukluluk hâlinin devamının hakkaniyete aykırı olacağını, yaşı ve

sabit bir ikamet adresi olduğu gözetildiğinde kaçma ihtimalinin bulunmamasını

dikkate alarak başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme adli

kontrol tedbirine tabi tutularak tahliyesine karar vermiştir.

12. 10/10/2016 tarihli duruşmada konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbiri kaldırılmıştır.

13. Mahkeme; yargılama sonunda gizli tanık beyanının tek

başına mahkûmiyete esas alınamayacağını belirterek terör örgütü üyeliği ve

diğer suçlar yönünden başvurucunun beraatine, sosyal medya paylaşımları

nedeniyle terör örgütü propagandası suçundan cezalandırılmasına ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

14. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu; iki

ay haksız yere tutuklu kaldığını, gözaltı, tutuklama kararı ve adli kontrol

tedbiri nedeniyle çalışamayıp kazanç kaybına uğradığını, üzüntü ve sıkıntı

çektiğini, itibarının zedelendiğini, terörist muamelesi gördüğünü, gözaltına

alınmadan önce aylık ortalama 2.000 TL kazandığını belirterek 10.000 TL maddi

ve 15.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Dava

dilekçesinde başvurucu, gözaltının ve tutuklamanın haksız olduğu iddiasını

gözaltına alınmasına ve tutuklandığı suçlar yönünden beraat etmesine

dayandırmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde gözaltı, tutuklama ve adli kontrol

tedbirinin hukuki olup olmadığıyla ilgili bir açıklamada bulunmamıştır.

15. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2017 tarihli

kararıyla başvurucuya 6.330,76 TL maddi, 12.000 TL manevi tazminat ile 2.199,69

TL vekâlet ücretinin ödenmesine karar vermiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi,

kararında adli kontrol tedbiri yönünden bir değerlendirmede bulunmamıştır.

16. Başvurucu; hükmedilen tazminatların ve vekâlet

ücretinin düşük olduğunu, adli kontrol tedbiri nedeniyle de tazminata

hükmedilmesi gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

17. Bölge Adliye Mahkemesi 2/3/2018 tarihinde

tutuklamadan sonra verilen konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin

ceza infaz kurumunda tutuklu kalma gibi değerlendirilerek fazla manevi

tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu

doğrultuda manevi tazminatı 4.000 TL, vekâlet ücretini de 1.240 TL olarak

düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun ''Adli kontrol'' kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

''(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.)

Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

...

(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda

gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

...

k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli

bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

...''

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" (1) Suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim

önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı

hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir

şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli

tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı

kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama

veya tutuklama işlemine karşı Kanunda

öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler"

20. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21/12/2020 tarihli ve

E.2019/1929, K.2020/7258 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...[A]macı maddi gerçeği

ortaya çıkarmak olan ve kamusal nitelik taşıyan ceza mahkemesinde, bazı

koruyucu tedbirlere başvurulması gerekebilir. Bu tedbirler, muhakemenin

yapılabilmesi açısından, delillerin karartılmasını önlemeye yönelik olabileceği

gibi şüpheli ya da sanığın hazır bulundurulmasını veya ilerde verilecek hükmün

yerine getirilmesini sağlamak amacını da taşıyabilir. Koruma tedbirleri kavramı

içinde yakalama, gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma, adli kontrol,

gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme ve telekomünikasyon yoluyla

iletişimin denetlenmesi konuları yer almaktadır. 466 sayılı Kanunda bu koruma

tedbirlerinden yakalama, gözaltı ve tutuklama, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun 141. ve devamı maddelerinde ise yakalama, gözaltı, tutuklama, arama

ve el koyma işleminden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmininin

düzenlendiği dikkate alındığında, davacı hakkında uygulanan ve 5271 sayılı

CMK'nın 109/3-j. maddesinde düzenlenen konutunu terk etmemek şeklindeki adli

kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği

ancak davacı hakkında aynı dosyada bir gün gözaltına alınması nedeniyle sadece

CMK’nın 141/1-e maddesi gereğince gözaltı nedeniyle maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup, ... hükmün bozulmasına...

[karar verildi.]''

21. İlgili hukuk için ayrıca bkz. A.A. [GK], B.

No: 2017/34502, 21/10/2021, §§ 22-46; Esra Özkan Özakça [GK], B. No:

2017/32052, 8/10/2020, §§ 36-52.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Anayasa Mahkemesinin 14/12/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Gözaltı ve Tutuklama Tedbiri Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, haksız gözaltı ve tutuklama nedeniyle

ödenen tazminatın yetersizliğinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi A.A. kararında Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki şikâyetler yönünden başvuru yollarının

tüketilmiş sayılabilmesi için başvurucuların ilk derece mahkemelerinde

yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin iddialarını

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

kapsamında- açıkça ileri sürerek dava açmaları gerektiğini belirtmiştir. Anılan

tedbirlerin hukuka uygun olmadığına dair iddialar dile getirilmeden

-Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığı

değerlendirilen- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(e) bendi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayalı

olarak dava açılmasının başvuru yollarının tüketilmesi anlamına gelmediğine

karar vermiştir (A.A., §§ 70-90).

25. Gözaltının ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca bir tazminat davası açılmadığının anlaşıldığı somut olay

yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI bu görüşe

katılmamıştır.

2. Konutu Terk Etmeme Şeklindeki Adli Kontrol Tedbiri

Yönünden

a. Başvurucunun iddiaları

27. Başvurucu; tazminat davasında konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbiri konusunda herhangi bir değerlendirme

yapılmadığını, kendisine tazminat ödenmediğini, adli kontrol nedeniyle uğradığı

mağduriyetin karşılanmadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına müdahale teşkil eden bir tedbir olduğundan (Esra Özkan

Özakça, §§ 68-76) başvurucunun şikâyetleri kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı kapsamında incelenmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen A.A.

kararı yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerine ilişkin olup adli kontrol

tedbirleriyle ilgili bir tespit içermemektedir. Dolayısıyla söz konusu içtihadın

adli kontrole ilişkin şikâyete uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

30. Başvurucu; tazminat davasında konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbiri konusunda herhangi bir değerlendirme

yapılmadığını, kendisine tazminat ödenmediğini, adli kontrol nedeniyle uğradığı

mağduriyetin karşılanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun adli kontrol

tedbirine ilişkin etkili olmayan bir yolu tüketip tüketmediği, buna bağlı

olarak başvuruyu süresinde yapıp yapmadığı başvurunun doğrudan esasını

ilgilendirdiğinden kabul edilebilirlik değerlendirmesinin işin esasıyla

birlikte yapılmasına karar verilmesi gerekir.

31. Öte yandan açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri yönünden kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas

Yönünden

(1) Genel İlkeler

(a) İnceleme Yöntemine İlişkin

32. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci

ve üçüncü fıkralarında özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlar sayılmış,

dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında ise hürriyetinden

yoksun kalan kişilere tanınan güvencelere yer verilmiştir.

33. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise

bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade

edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi

tutulan kişiler" ifadesi ile maddenin diğer tüm fıkralarında

belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı

doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında

belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale

edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci

fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğradığı zararlar

devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, B. No: 2014/7498,

5/4/2017, § 44).

34. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip

edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer

fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını

incelemesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda başvurucunun

Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir

işleme tabi tutulduğunu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediğini tespit ederse Anayasa'nın

19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının

ihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45).

35. Bir başka ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasının uygulanabilmesi için başvurucunun anılan maddenin diğer

fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığının

derece mahkemelerince ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi gerekir. Bu

bağlamda kişinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen

esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu, bu kapsamda uğradığı zararın devlet

tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği veya bir

tazminat imkânının bulunmadığı tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu

olacaktır. Öte yandan kişinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında

belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu derece mahkemeleri

tarafından tespit edilmişse Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme tazminat

miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (M.E.,

B. No: 2018/696, 9/5/2019, §§ 46, 47).

(b) Konutu Terk Etmeme Şeklindeki Adli Kontrol

Tedbirinin Hukukiliğine İlişkin

36. Genel ilkeler için bkz. Esra Özkan Özakça, §§

78-84.

(2)İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Somut olayda derece mahkemesi adli kontrol tedbirinin

hukukiliğiyle ilgili bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda başvurucu

hakkındaki adli kontrol tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesindeki esaslara uygun

olup olmadığının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesi gerekmektedir.

38. Başvurucu, terör örgütü üyesi olma suçundan bir süre

tutuklu kaldıktan sonra Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen bir kararla 5271

sayılı Kanun'un 109. maddesi uyarınca konutu terk etmeme şeklindeki adli

kontrol tedbirine tabi tutulmuştur. Dolayısıyla başvurucu hakkında bir adli

kontrol yükümlülüğü olarak uygulanan konutu terk etmeme tedbirinin kanuni

dayanağı bulunmaktadır.

39. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan adli kontrol

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce ön

koşul olarak suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerekir.

40. Anayasa Mahkemesi Rıza Barut (B. No: 2020/14339,

28/12/2021) kararında gizli tanık beyanının şüpheli ya da sanığa bu beyanı

yeterince denetleme imkânı sunulması ve bu beyanının somut olgular içermesi

durumunda tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin mümkün

olduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında başvurucunun

tutuklanmasına dayanak yapılan gizli tanık beyanlarının avukatının da hazır

bulunduğu başsavcılık ifadesinin alınması esnasında başvurucuya sorulduğunu ve

başvurucunun gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunmasını yaptığını tespit

etmiş, başvurucuya tanık beyanını denetleme ve karşı argümanlar sunma

fırsatının verildiği sonucuna ulaşmıştır (Rıza Barut, §§ 68-73).

41. Somut olayda da başvurucunun tutuklanmasına dayanak

yapılan gizli tanık beyanlarının başvurucunun avukatının da hazır bulunduğu

Başsavcılıkta ifadesinin alınması esnasında başvurucuya sorulduğu ve

başvurucunun gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunmasını yaptığı

görülmüştür.. Aynı şekilde başvurucu, avukatının da hazır bulunduğu tutuklama sorgusunda

da gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunma yapabilme imkânına sahip

olmuştur. Dolayısıyla başvurucuya tanık beyanını denetleme ve karşı argümanlar

sunma fırsatının verildiği anlaşılmıştır. Öte yandan gizli tanık beyanının

somut olgular içerip içermediğinin de tespit edilmesi gerekir. Başvurucu

28/12/2015 tarihindeki PKK çağrıları üzerine gerçekleşen ve şiddet eylemlerinin

vuku bulduğu eyleme katılmakla ve bu eylemde aktif olarak rol almakla

suçlanmıştır. Başvurucunun bu eyleme katıldığı iddiası gizli tanık beyanına

dayandırılmıştır. Gizli tanığa söz konusu eylemde çekilen görüntüler

gösterilmiş, gizli tanık bu görüntülerden başvurucuyu teşhis etmiştir. Bu

teşhisin somut bir olgu içerdiği açıktır. Başvurucunun sosyal medya hesabından

yasa dışı eylem fotoğrafı paylaştığı şeklindeki tespit de dikkate alındığında

suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

42. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan adli

kontrol tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

43. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. Konutu terk etmeme şeklindeki

adli kontrol tedbirinin tutuklamaya alternatif olma niteliği gereği bu tedbir

yalnızca Anayasa'da öngörülen bu amaçlarla verilebilir. Anılan tedbirin

niteliği ve özellikleri dikkate alındığında bunun bilhassa şüpheli veya

sanıkların kaçmalarını engellemeye yönelik adli bir önlem olarak

değerlendirilmesi mümkündür (Esra Özkan Özakça, § 80). 5271 sayılı

Kanun'un 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da tutuklama sebeplerinin

varlığı hâlinde kişinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına

karar verilebileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla adli kontrol tedbiri tutuklama

sebeplerinin varlığı hâlinde ve ancak tutuklamanın ölçülü olmayacağı hâllerde

başvurulabilen bir tedbirdir. Bu bağlamda tutuklama ile adli kontrol arasında

sadece ölçülülük bakımından bir fark olduğu, meşru amaç yönünden ise böyle bir

farkın bulunmadığı anlaşılmaktadır.

44. Tutuklama sebepleri 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya

sanığın delilleri yok etme, gizleme veya değiştirmesi, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında kuvvetli şüphe

oluşması tutuklama nedenleridir. Tutuklamanın anılan meşru amaçları adli

kontrol bakımından da geçerlidir. Bu kapsamda adli kontrol tedbiri açısından

somut olayda kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini,

tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçlarının

ortaya konulup konulmadığının değerlendirilmesi gerekir.

45. Somut olayda derece mahkemesi, başvurucunun adli

kontrol altına alınmasına karar verirken kaçma şüphesinin bulunmadığını açıkça

belirtmiştir. Delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini, tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçları yönünden ise bir

değerlendirmede bulunmamıştır. Somut olayda deliller soruşturmanın

tamamlanmasıyla birlikte toplanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun delilleri

karartma şüphesinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Öte yandan

başvurucunun yargılandığı davada gizli tanık söz konusu olduğundan tanık

üzerinde baskı yapılmasını önleme amacının bulunmadığı görülmüştür. İsnat

edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı ve isnat edilen

suçun kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlardan olmasının

başvurucunun başta bu tedbire tabi tutulmasını haklı gösterebildiği varsayılsa

bile mevcut durumda olduğu gibi yargılamanın ileri bir aşamasında bu tedbire

başvurulmasının gerekçesi olamayacağı sonucuna varılmıştır. Adli kontrol tedbirinin

meşru bir amacının bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Ölçülülük yönünden

ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

46. Açıklanan gerekçelerle meşru amacı ortaya konulmadan

başvurucu hakkında konutu terk etmeme tedbirinin uygulanmasının Anayasa'nın 19.

maddesinde yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

47. Somut olayda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu sonucuna

varıldığından Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası somut olayda

uygulanabilir niteliktedir. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında

maddenin önceki fıkralarına aykırı olarak tutulan kişilerin uğradıkları

zararların devletçe tazmin edileceği hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasından önce gelen fıkralarından bir veya daha

fazlasının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı durumlarda iç hukukta herhangi

bir tazmin mekanizması bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının da ihlali sonucunu doğuracaktır.

48. 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde;

hukuka aykırı olarak yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin

uğradıkları zararlar için ağır ceza mahkemeleri nezdinde dava açabilecekleri,

uğradıkları her türlü maddi ve manevi zararın tazminini isteyebilecekleri hüküm

altına alınmıştır. Ancak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde adli

kontrol, tazminat talep edilebilecek koruma tedbirleri arasında sayılmamıştır.

Somut olayda ilk derece mahkemesi ise başvurucunun açtığı tazminat davasında

adli kontrol tedbirine ilişkin talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirmede

bulunmamıştır. İstinaf mahkemesi ise adli kontrol tedbirinin tazminat hesabına

dâhil edilemeyeceğini belirtmiştir. Yargıtayın da konutu terk etmeme şeklindeki

adli kontrol tedbirinden kaynaklanan tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği

yönünde kararı bulunmaktadır (bkz. § 20). Dolayısıyla konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbiri bakımından etkili bir tazminat imkânının

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin

-üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun iddiaları

50. Başvurucu, gözaltına alma ve tutuklama nedeniyle

hükmedilen tazminatların yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Anayasa Mahkemesi A.A.

kararında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendi uyarınca açılan davalarda hükmedilen tazminatın yetersiz olduğu yönündeki

iddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini

belirtmiştir (A.A., § 87). Bu itibarla başvurucunun bu kısımdaki

şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

52. Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren durumlar dışında kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara dair şikâyetler bireysel başvurunun incelemesi

kapsamında değildir (Ş.K., B. No: 2018/753 12/1/2022, § 19).

53. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal

iddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu ve bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

durumun da bulunmadığı anlaşılan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; koruma tedbirleri nedeniyle açtığı

tazminat davasında ağır cezalık işler için öngörülen miktar üzerinden vekâlet

sözleşmesi yapmasına rağmen yapılan düzenlemeyle sulh ceza hâkimliği için

öngörülen vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet, mahkemeye erişim ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

55. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir.

56. Anayasa Mahkemesi M.E. kararında aynı

mahiyetteki şikâyete ilişkin olarak başvurucunun mevcut bir mülkü veya mülkü

edinmeye yönelik meşru bir beklentisi olduğunu ortaya koyamadığını, dolayısıyla

mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığını

belirterek konu bakımından yetkisizlik kararı vermiştir (M.E., §§

36-38). Somut başvuru yönünden anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Giderim Yönünden

1. Genel

İlkeler

58. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde

yer almaktadır.

59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. 6216 saylı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında

bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de

gerekir (Mehmet Doğan, § 54).

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

62. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin

Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun

hükmünü uygulamaları veya kanundaki belirsizlikler sebebiyle ortaya çıkmışsa bu

ihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu

durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz

edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılması

veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya

da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğin

giderilmesi suretiyle giderilebilir (Süleyman Başmeydan [GK], B. No:

2015/6164, 20/6/2019, § 70)

63. Bu çerçevede ihlal, Anayasa Mahkemesine başvuru

yapmadan önce başvuru yapılabilecek idari veya yargısal başvuru yoluna ilişkin

kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanabilir. Bu durumda söz konusu ihlalin

bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi ancak ihlale yol açan

konuda kanuni düzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin yeni ihlallere yol

açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ile mümkün olur. Bunun yanında bazı

hâllerde sadece kanuni düzenleme yapılması ihlalin tüm sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından yeterli olmayabilir. Bu durumda ise bireysel başvuru

kapsamında mağdurların ihlalden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafi

edici birtakım tedbirlerin alınması da gerekebilir (Y.T. [GK], B. No:

2016/22418, 30/5/2019, § 68; Nevriye Kuruç [GK], B. No: 2021/58970,

5/7/2022, § 105).

2. İlkelerin

Olaya Uygulanması

64. İncelenen başvuruda, hukuka aykırı adli kontrol

tedbirinden kaynaklanan zararların tazminine yönelik özel bir mekanizmanın

öngörülmemiş olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

65. Anayasa'nın Başlangıç bölümünde, kuvvetler ayrımının

devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği ancak belli

yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu, erkler arasında medeni bir

iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek,

adli kontrol tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulandığı durumlarda kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiasıyla ilgili başvuru yapılabilecek

etkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiği tespitini yapmıştır. Dolayısıyla

böyle bir düzenleme benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başvurunun

amacı ve işlevine de uygun olacağından Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetin

ihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu yapısal sorunun çözümü için

kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesi

gerekir.

66. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organına

gönderilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklanan

mağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkin

eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa maddi ve manevi

zararlarının da giderilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ihlalin niteliği dikkate

alınarak başvurucuya 25.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır. Diğer taraftan başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağını ortaya koyamadığından ve

uğradığını iddia ettiği zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 9.900 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltı ve tutuklama tedbiri yönünden kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Zühtü ARSLAN,

Hasan Tahsin GÖKCAN ve Basri BAĞCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri

yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE ,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla

bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. Hukuka aykırı adli kontrol tedbirine ilişkin tazminat

imkânının bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline

sebebiyet veren yapısal sorunun çözümü için keyfîyetin Türkiye Büyük Millet

Meclisine BİLDİRİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 6. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/362, K.2017/442) GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 14/12/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama

tedbirleri üzerine açtığı tazminat davasında hükmedilen miktarın yetersizliği

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyeti, çoğunluk tarafından başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmuştur.

2. Başvurucu gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına neden

olan suçtan dolayı beraat etmesini müteakip “iki ay haksız yere tutuklu

kaldığını” ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuş, talebi kısmen kabul

edilmiştir. Başvurucunun hükmedilen tazminatın düşük olduğunu belirterek

istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi adli kontrol

tedbirinin tutuklu kalma gibi değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle manevi

tazminatı düzelterek (düşürerek) istinaf başvurusunun esastan reddine kesin

olarak karar vermiştir (§§ 14-17).

3. Çoğunluk, A.A. kararına atıf yapmak suretiyle

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının kanuna uygun yakalama veya tutuklamadan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlere tazminat imkânı

sağlayan (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının, anılan tedbirlerin

hukuka aykırılıkları dile getirilmeden, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrası kapsamında incelenemeyeceğini belirtmiştir (§§ 24-26).

4. Atıf yapılan A.A. kararına ve onunla aynı gün

verilen Eyyüp Güneş kararına yazdığım karşıoylarda belirttiğim

gerekçelerle, CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi

uyarınca açılan tazminat davalarının reddedilmesi veya verilen tazminatın düşük

bulunması üzerine yapılan başvuruların Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrası kapsamında olmadığına dair görüşe katılmıyorum (A.A. [GK], B.

No: 2017/34502, 21/10/2021, Karşıoy, §§ 5-9; Eyyüp Güneş [GK], B.No:

2017/28308, 21/10/2021, Karşıoy, §§ 4-20).

5. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kanun koyucu

Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen esaslara aykırılığı bir adım öteye

taşıyarak, kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişinin hakkında karar

verilmesine yer olmadığı yahut beraat kararı verilmesi durumunda da tazminat

talep edebileceğini öngörmüştür. Tam da bu nedenle Anayasa Mahkemesi “Kanun

koyucu, Anayasa’nın 19/9 hükmünün sağladığı imkânları daha da genişletmiştir”

demek suretiyle CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi

uyarınca açılan tazminat davalarını da Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrası yönünden incelemiştir (Hasan Akboğa, B.No: 2016/10380,

27/3/2019, § 68).

6. Diğer yandan CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davalarında hukuka

aykırılığın veya haksızlığın karine olarak kabul edildiği

görülmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, istikrarlı olarak “kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı

olduğu”, “beraatine hükmedilmesi nedeniyle gözaltı ve tutuklamanın

hukuka aykırı olduğu” ve “beraatle sonuçlanmış suça ilişkin olarak yapılmış

olan tutuklamanın haksız hale geldiği” şeklinde tespitler yaptıktan sonra

farklı nedenlerle davacılara tazminat ödenmemesini kanuna aykırı bulmuştur

(Yargıtay 12. CD, E.2013/27015, K.2014/1040, 21/1/2014; E.2014/5935,

K.2014/12895, 27/5/2014; E.2014/2232, K.2014/13556, 03/6/2014).

7. Yargıtay’ın temel hak ve hürriyetlerin uygulama

alanını genişleten bu içtihadının “kanunun lafzına aykırı olduğu”

gerekçesiyle reddedilmesini bireysel başvuruda benimsenen hak eksenli

yaklaşımla bağdaştırmak mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru

yolunun kabul edilmesiyle birlikte Türk hukukunda temel hak ve hürriyetlerin

korunmasının nihai güvencesi haline gelmiştir. Bu nedenle yapılması gereken

Yargıtay’ın veya derece mahkemelerinin benimsedikleri hak eksenli yorumların “yanlış”

olduğunu söylemek değil, söz konusu yorumu veri olarak kabul edip yapılan

bireysel başvuruları Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında

karara bağlamaktır (ayrıntılı açıklama için bkz. Eyyüp Güneş, Karşıoy,

§§ 8-10).

8. Bunun yanında, uygulamada tazminat davalarının

sıklıkla CMK’nın 141. maddesinin herhangi bir fıkrasına ya da bendine atıf

yapılmadan, genel anlamda “haksız yere” hürriyetlerinden mahrum

bırakıldıkları gerekçesiyle davaların açıldığı görülmektedir. Nitekim somut

olayda başvurucu “gözaltında kaldığı ve tutuklandığı suç hakkında beraat

kararı verilmiş” olması nedeniyle “gözaltı ve tutukluluk süresi[nin]

haksız tutuklama ve gözaltı” olduğunu belirterek tazminat talebinde

bulunmuştur. Tazminat talebini kısmen kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi açılan

davayı “5271 sayılı “CMK’nın 141. maddesinde düzenlenen haksız gözaltı ve

tutuklama nedeni ile tazminat talebine ilişkin” olarak nitelendirmiştir.

Benzer şekilde Bölge Adliye Mahkemesi de istinaf başvurusunu CMK’nın 141.

maddesine genel olarak atıf yapmak suretiyle karara bağlamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun gözaltının ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

bir tazminat davası açmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne (§ 25) katılmak mümkün

değildir.

9. Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetinin kabul edilebilir

olduğunu düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Kenan YAŞAR

Muhterem İNCE

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

E.Y.

Vekili

:

Av. Vedat ÖZKAN

KARŞIOY

Başvurucu müsnet suça ilişkin yargılamada beraat etmiş,

gözaltında ve tutuklu olarak kaldığı süreler nedeniyle uğradığı maddi ve manevi

zararın giderilmesi amacıyla CMK madde 141/1-e doğrultusunda açtığı tazminat

davasında mahkemece sonuç olarak hükmedilen tazminat miktarının düşük olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Mahkememiz çoğunluğunca oluşturulan karar gerekçesinde ise

başvurucunun tazminat davasını haksız gözaltına alındığı ve tutuklandığı

iddiasına dayandırmayıp salt beraat etmiş olmasını öne sürdüğü, başka deyişle

özgürlük ve güvenlik hakkı yönünden usulünce (m. 141/1-a kapsamında) dava

açmadığı gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir.

Mahkememizin daha önceki bir kararında (Eyyüp Güneş

[GK], B. No: 2017/28308, 21/10/2021) da aynı husus tartışılmış ve aynı yönde

karar verilmiştir. Anılan emsal karara karşı yazdığım karşıoy içeriğinde yer

alan gerekçelerim doğrultusunda incelemeye konu bu başvuru hakkında da

başvurunun kabul edilebilir bulunarak esası hakkında inceleme yapılması

gerektiği görüşündeyim.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY

1. Başvurucu dosyaya konu somut olayda hakkında açılan

kamu davasının beraat ile sonuçlanması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanununun

141/1-e maddesi hükmüne dayanarak tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucunun

gözaltı ve tutuklamanın haksız olduğuna dair 141/1-a maddesi gereğince ayrı bir

dava açması gerektiği ve bu başvuru yolunu tüketilmediğinden bahisle çoğunluk

tarafından kabul edilmezlik kararı verilmiştir.

2. CMK.nın 141/1-e maddesinde yer alan düzenleme sürecin

soncuna bağlı olarak ve başlangıçta hukuka uygun olarak verilen gözaltı ve

tutuklama kararlarında bile tazminata hükmedilmesi neticesini doğurmaktadır.

3. Somut olayımızda başlangıçtaki gözaltı ve tutuklama kararlarının

hukuka aykırı olduğu beraat kararı ile ortaya çıkmaktadır.

4. Somut hadisede karar mercii gizli tanık beyanının

hükme esas alınamayacağını beraat kararında dile getirmiştir. Diğer taraftan

söz konusu gizli tanık beyanı tutuklama kararının da en önemli delillerinden

bir tanesi olup bunun hukuka aykırılığı ancak son karar ile tebeyyün etmiştir.

5. Mevcut hal itibariyle beraat kararının dayandığı

gerekçeler başlangıçtaki gözaltı ve tutuklama kararını da hukuka aykırı hale

getirmekte, ancak gelinen nokta itibariyle başvurucunun başlangıçtaki hukuka

aykırılığı fiilen dava konusu yapma olanağı bulunmaktadır.

6. Dahası somut olayda olduğu gibi başlangıçtaki hukuka

aykırılığın sonradan anlaşılması durumunda hukuka uygun ve aykırı tutuklamalar

açısından aynı miktar tazminata hükmedilmesi gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

7. Diğer taraftan sonradan anlaşılan bir durum açısından

başvuruculara ayrı ve önceden bir başvuru yapma yükümlülüğü getirilmesi

kendileri açısından makul olmayan bir yük oluşturmaktadır.

8. Bu nedenle kişilerin CMK. 141/1-e kapsamındaki

tazminat talepleri incelenirken, konuya dair talebin başlangıçtaki kararları da

kapsadığı noktasından hareketle, bunların da değerlendirme konusu yapılması,

somut olayda olduğu gibi kişilere atfı kabil bir kusur olmaksızın hukuksuzluğun

sonradan anlaşılması hallerine münhasır olmak üzere tayin olacak tazminat

miktarında bu durumunda gözetilmek suretiyle değerin ona göre belirlenmesinin

yerinde olacağını değerlendirdiğimizden çoğunluğun başvurunun kabul edilemez

olduğu yönündeki fikrine iştirak edilmemiştir.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye

Basri BAĞCI

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2018/10482, 14 Aralık 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası