İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Elif Güneş Yıldırım Başvurusu (B. No: 2016/15455)

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

Başvuru No2016/15455Tarih1 Temmuz 2020Okuma29 dk · 5.751 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Elif Güneş Yıldırım Başvurusu (2)

Karar tarihi
1 Temmuz 2020
Başvuru Numarası
2016/15455
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.751 kelime·29 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

gösteride gaz fişeği kapsülü isabet etmesi sonucu yaralanma meydana gelmesi ve

bu olaya ilişkin açılan ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedenleriyle

eziyet yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 31/8/2016 tarihinde, 2017/17418 numaralı

başvuru 27/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2017/17418 numaralı aynı başvurucuya ait başvuru,

aralarında hukuki ve fiilî irtibat bulunması nedeniyle bu başvuruyla

birleştirilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. 1982 doğumlu olan başvurucu, Gezi Parkı eylemleri

olarak bilinen gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı tarihte İstanbul'da

yaşamaktadır.

11. 16/6/2013 tarihinde eylemlerden biri devam

etmekteyken beyanına göre eve gitmek amacıyla yolda yürüdüğü sırada başvurucu,

bir cismin alnına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır.

12. Başvurucu, çevrede bulunan kişilerin yardımı ve

ambulansla Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Devlet Hastanesi)

götürülmüş ve başvurucuya ilk müdahale burada yapılmıştır.

13. Devlet Hastanesi tarafından başvurucu hakkında

16/6/2013 tarihli adli muayene raporu düzenlenmiştir. Raporda, başvurucunun gaz

bombası kapsülüyle kafasına darbe alması şikâyetiyle Acil Servise

getirildiğinde vital (hayati) bulgularının stabil ve bilincinin açık

olduğu açıklandıktan sonra frontal alanda (alnında) yaklaşık 6-7 cm'lik

obrik seyirli sağ kaşına-kemiğine uzanan cilt-cilt altı kesisinin mevcut olduğu

tespitine yer verilmiştir. Başvurucunun, tedavisi (alnına dikiş atılması) ve

takibini başka bir hastanede devam ettirmek istemesi üzerine başvurucuya hayati

riskleri açıklanarak kendisinin taburcu edildiği raporda ayrıca belirtilmiştir.

14. Taburcu edilmesinin ardından başvurucunun özel bir

hastaneye başvurması üzerine tedavisi yapılmış ve bu hastane tarafından

başvurucu hakkında 17/6/2013 tarihli, on gün iş göremez olduğuna ilişkin sağlık

raporu düzenlenmiştir.

15. Başvurucu, kolluk görevlileri tarafından yakın

mesafeden ve hedef gözetilerek atılan gaz fişeğinin alnına isabet etmesi sonucu

yaralandığını ileri sürerek kolluk görevlileri, İstanbul Valisi ve İl Emniyet

Müdürü ile isimlerini ve unvanlarını belirtmediği İl Emniyet Müdürlüğünün üst

düzey amirleri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) suç

duyurusunda bulunmuştur.

16. Savcılık 18/12/2013 tarihinde İl Valisi ve Emniyet

Müdürü hakkında görevsizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,

hakkında suç duyurusunda bulunulan kişilerin kamu görevlisi olduğu gerekçesiyle

soruşturma izni verilmesi için dosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiş; İçişleri

Bakanlığı ise 14/3/2014 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar

vermiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Danıştay Birinci Dairesinin

7/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun anılan sürece ilişkin

şikâyetleri Anayasa Mahkemesinin 2014/12391 numaralı bireysel başvuru

dosyasında incelenmiş ve 5/4/2017 tarihinde başvurucunun iddiası savunulabilir

görülmediğinden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir

(Elif Güneş Yıldırım, B. No: 2014/12391, 5/4/2017).

A. Üst Düzey

Emniyet Amirleri Hakkında Yapılan Soruşturma

17. İl Emniyet Müdürlüğünün isimleri belirtilmeyen üst

düzey amirleri hakkında başvuruya konu şikâyet kapsamında Savcılık, Valilikten

soruşturma izni talep etmiştir. Valiliğin 14/7/2015 tarihli kararıyla şikâyet

edilen kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

18. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul

Bölge İdare Mahkemesi Birinci Kurulunun (Bölge İdare Mahkemesi) 6/11/2015

tarihli kararıyla araştırmanın yeterli bulunmadığı gerekçesiyle kabul

edilmiştir.

19. Valilikçe 25/2/2016 tarihli kararla başvurucunun

yaralanma anını ve dolayısıyla sorumluları tespit etmeyi sağlayacak kamera

görüntülerinin bulunmaması nedeniyle şikâyet edilen amirler hakkında soruşturma

izni verilmemesine yeniden karar verilmiştir. Başvurucu tarafından ikinci kez

yapılan itiraz, Bölge İdare Mahkemesi tarafından "ceza soruşturması

yapılmasını gerektirecek yeterlilikte bilgi ve belge olmadığı"

gerekçesiyle reddedilmiştir.

20. Söz konusu karar, başvurucuya 1/8/2016 tarihinde

tebliğ edilmiş olup başvurucu 31/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Kolluk Görevlileri Hakkında Yapılan Soruşturma

21. Başvurucuyu yaraladıkları iddia edilen kolluk

görevlileri hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin başvurucunun şikâyetleri

2017/17418 numaralı başvuruyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurusu konusu

yapılmış, 3/2/2020 tarihinde birlikte incelenmesi amacıyla iki başvuru

birleştirilmiştir.

22. Başvurucu, olay yerinde olduğunu iddia ettiği üç gaz

fişeği kapsülünü delil olarak Savcılığa sunmuş, Savcılıkça kapsüller adli

emanete alınmıştır.

23. Başvurucunun yaralandığı bölgede görevli ve gaz

mühimmatı kullanmaya yetkili kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespiti

amacıyla Savcılık tarafından Emniyet Müdürlüğünün farklı birimlerinden bilgi

istenilmiştir. Kolluk birimlerince gönderilenmüzekkere cevaplarında, görevli

polis memurlarının liste hâlinde isimleri bildirilmiş, savunmalarını yapmak

üzere bir kısmına tebligat yapıldığı ancak on üç polis memurunun farklı şubeye

atanması nedeniyle kendilerine tebligat yapılmadığı belirtilmiştir. Farklı

şubeye atanan bu polis memurlarının savunması Savcılıkça alınmamıştır.

24. Soruşturma kapsamında toplam on dört polis memurunun

şüpheli olarak ifadesine başvurulmuştur. Şüpheli polislerin büyük bir kısmı -on

bir şüpheli- olay günü başvurucunun yaralandığı bölgede görevli olmadığını

beyan etmiş, o bölgede görevli olduğunu belirtenler ise yetkileri olmasına

rağmen Zed/savunma tüfeği/gaz fişeği kullanmadıklarını ifade etmiştir.

Şüphelilerin ayrıca olayın meydana gelmesiyle ilgili olarak görgüye dayalı

bilgilerinin olmadığı da beyanlarına yansımıştır.

25. Savcılık, başvurucunun şikâyetini almıştır.

Başvurucu, saat 15.05 sıralarında Rumeli Caddesi üzerinde yürürken alnına gaz

tüfeğinden atılan gaz kapsülünün çarpması neticesinde yaralandığını ifade

etmiş; kendisini yaralayan polisi göremediğini, dolayısıyla polis memuru ile

arasındaki mesafeyi bilmediğini ve bu kişiyi teşhis edemeyeceğini belirtmiştir.

Göstericilerin etrafta olduğunu ancak kendisinin gösterilere katılmadığını,

sadece eve gitmek üzere yolda yürürken yaralandığını beyan etmiştir. Başvurucu

ayrıca yerde yaralı vaziyette yatarken ayaklarının olduğu yere gaz bombası

atıldığını ifadesine eklemiştir.

26. Olay yerinde bulunan tanık M.O.; gösterilere

katıldığını, arkasından polislerin ateş ettiğini, bu esnada başvurucunun

yaralandığını gördüğünü, yaklaşık 15-20 metre mesafeden polislerin ateş

ettiğini fark ettiğini, başvurucuyla ilgilendiği için sonrasında gelişen

olayları bilmediğini beyan etmiş, gaz fişeğinin etkisiyle etrafın duman içinde

kaldığını ifade etmiştir.

27. Tanık H.A.; olay tarihinde öğleden sonra markete

gitmek için sahibi olduğu modaevinden çıkıp caddede yürürken bir anda üzerine

kan geldiğini ve önünde yürüyen başvurucunun yere yığıldığını gördüğünü,

kendisinin de yardım etmek için eğildiği sırada arkasına baktığında maskeli

gösterici bir grubun bulundukları noktaya doğru geldiğini belirtmiştir.

Ardından kendisine yardım ederek başvurucuyu orada bulunan bir kafeye

taşıdıklarını, kafeden dışarı çıktığında resmî ve sivil kıyafetli bir polis

grubunun beklediğini gördüğünü beyan etmiştir. Tanık ayrıca başvurucunun ilk

başta nasıl yaralandığını anlayamadığını ancak kafasında ciddi bir yara

olduğunu görünce başına isabet eden gaz kapsülünden yaralandığını sonradan

farkettiğini ancak bu kapsülü tam olarak kimin attığını görmediğini ve

başvurucunun eylemci olmadığını ifade etmiştir.

28. Olay yerini gösterir MOBESE kameralarının zarar

görmesi nedeniyle başvurucunun yaralanma anını gösteren görüntü olmadığı,

ayrıca polis kamerasıyla da görüntü kaydedilmediği Emniyet Müdürlüğü tarafından

bildirilmiştir.

29. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü

(ATK) tarafından düzenlenen 3/3/2014 tarihli raporda, kafa frontel alanda

yaklaşık 6-7 cm'lik oblik seyirli sağ kaşına-kemiğe uzanan cilt-cilt altı kesi

şeklindeki yaralanmanın başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı ancak basit

tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte de olmadığı tespit edilmiştir.

30. Savcılıkça 18/11/2016 tarihinde hakkında soruşturma

yürütülen polis memurlarına ilişkin olarak kovuşturma yapılmamasına karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Toplanan deliller ışığında olay

tarihinde meydana gelen gösterilerin yasal olmadığı ve barışçıl nitelik

taşımadığı açıktır ancak soruşturma evrakı içerisindeki adli raporlar, bu

raporlardaki bulguların müştekinin iddialarıyla uyuşması, müşteki ve bunu

doğrulayan tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde kimliği tespit

edilemeyen bir polis memurununzor kullanma yetkisindeki sınırı aşarak gaz

tüfeğini yasaya uygun bir şekilde kullanmadığı, bunun sonucu müştekinin hayati

tehlike geçirmez, basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde yaralandığı,

eylemin 5237 S. TCK m. 256/1 delaletiyle m.86/1, 86/3-dkapsamında kaldığı,

ancak soruşturma sonunda müşteki-mağdura yönelik eylemi gerçekleştiren

görevlinin kim olduğunun tespit edilemediği soruşturma sırasında ifadeleri

alınan şüphelilerin bu eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin savunmaları aksine

haklarında kamu davası açmak için yeterli şüphe oluşturacak delil elde

edilemediği anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle;

Bu nedenle; ... yaralama iddiasına

ilişkin olarak yukarıda adı geçen şüpheliler hakkındaek kovuşturmaya yer

olmadığına ..."

31. Savcılık tarafından 21/11/2016 tarihinde soruşturma

ile ilgili daimî arama kararı verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Toplanan delillere ışığında [...] kimliği tespit edilemeyen bir polis memurunun

zor kullanma yetkisindeki sınırı aşarak gaz tüfeğini yasaya uygun bir şekilde

kullanmadığına, bunun sonucu gaz kapsülünün müştekinin başına isabet ettiğine

ve onu hayati tehlike geçirmez, basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde

yaralandığına ilişkin soruşturmaya devam edilmesi için yeterli şüphe

oluşturacak delil bulunduğu, eylemin 5237 S. TCK m. 256/1 delaletiyle m.86/1,

86/3-d kapsamında kaldığı, ancak soruşturma sonunda müşteki-mağdura yönelik

eylemi gerçekleştiren görevlinin kim olduğunun tespit edilemediği

anlaşılmıştır.

Bu nedenle soruşturmanın,

1-Daimi aramaya alınmasına,

2-Kararın müşteki vekiline tebliğine,

3-Kararın bir örneğinin,

3a) Şüpheli veya şüphelilerin gösterilen

zamanaşımı tarihine kadar aranması.

3b) Bulunduklarında kimlik ve görev yeri

bilgilerinin C. Başsavcılığımıza gönderilmesi,

3c) Bulunamadıkları taktirde, yapılan

araştırma sonucunun üçer aylık dönemlerde bildirilmesi,

3d) Evrakın, şüphelilerin açık

kimliklerinin tespit edildiğinde veya zamanaşımı süresi dolduğunda

Başsavcılığımıza gönderilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gönderilmesine

karar verildi."

32. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz

reddedilmiş, itirazın reddi kararı başvurucuya 30/12/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

33. Başvurucu 27/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

34. Şişli Emniyet Amirliğince 28/2/2017 tarihinde üçer

aylık araştırma kapsamında faili meçhul hırsızlık -sehven yazıldığı

düşünülmektedir- suçuyla ilgili faillerin tespitinin henüz mümkün olmadığı ve

araştırmaların devam ettiği bildirilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

35. İlgili ulusal mevzuat için bkz. Hüseyin Caruş, B.

No: 2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır, B. No: 2014/5097,

28/9/2016, §§ 22-30.

B. Uluslararası

Hukuk

1. Uluslararası

Mevzuat

36. İlgili uluslararası mevzuat için bkz. Özlem Kır, §§

31-35.

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi ile ilgili içtihatlarda kötü

muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğu vurgulanmıştır.

Terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi

Sözleşme'nin güvenlik güçlerini mağdurların davranışlarından bağımsız olarak

işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği

belirtilmiştir. Sözleşme'nin 15. maddesinde ifade edilen toplum hayatını tehdit

eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü muamele yasağının hiçbir istisnasına yer

verilmediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No:

25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

38. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96,

21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, §

53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs, § 53; Selmouni/Fransa,

§ 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir.

39. AİHM'e göre gaz fişeğinin çan şeklinde (hafif

yukarıya doğru) atılması, -çarpması hâlinde kişilerin yaralanmasını veya

ölümüne sebebiyet vermesini engellediği ölçüde- uygun bir atış tarzı olarak

kabul edilebilecektir (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, B. No: 44827/08,

16/7/2013, § 48).

40. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73;

Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

41. AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan

durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve

hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, genel affın veya affın mümkün

kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması

veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alması

durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet

Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B.

No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; benzer yöndeki Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesinin nihai ve tavsiye kararları için bkz. Türkiye,

27/5/2003, CAT/C/CR/30/5)

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

42. Mahkemenin 1/7/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucu; gösterici olmamasına rağmen Gezi Parkı

olayları sırasında gaz fişeğiyle alnından yaralandığını, olay günü görevli olan

polis memurlarının kimler olduğu belli olmasına rağmen kendisini yaralayan

polis memurunun kimliğinin soruşturma makamlarınca tespit edilmediğini,

soruşturmanın daimî aramaya alınarak makul özen ve süratle soruşturma yükümlülüğüne

aykırı davranıldığını, ayrıca gaz fişeği kullanılması talimatını veren üst

düzey emniyet amirlerinin olayda sorumluluğu bulunmasına rağmen haklarında

soruşturma izni verilmediğini, bu nedenlerle kötü muamele yasağı ile etkili

başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin önceki

içtihatlarına değinilerek kolluk amirlerinin talimatları ile meydana gelen olay

arasında illiyet bağını ortaya koyan savunulabilir bir bilgi veya belge ortaya

konulamamış olduğundan üst düzey kolluk amirlerinin doğrudan sorumlu olduğunu

söylemenin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

45. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formunda dile getirdiği hususları yinelemiş; üst düzey kolluk amirlerinin de

olayda müşterek fail olduklarını ve kolluk memurları kadar sorumluluklarının

bulunduğunu ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

46. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.”

47. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

… kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî

ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır."

48. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’da güvence altına alınan diğer

haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Üst Düzey

Kolluk Amirlerinin Eylemlerine Yönelik İhlal İddiaları Yönünden

49. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde olay

hakkında etkili resmî bir soruşturma yürütülmesi gerekmektedir (Tahir Canan,

§ 25). Ancak bu konuda bir soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle söz

konusu iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların

gerçekliğinin tespit edilebilmesi için her türlü makul şüpheden uzak kanıtların

varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı

emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir.

Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde bir soruşturma yükümlülüğünün

bulunduğundan bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).

50. Başvuru konusu olayda başvurucunun gösterilerle bir

ilgisi olmadığı hâlde kolluğun toplantı ve gösteri yürüyüşü yapan gruba

müdahalesi sırasında yaralanması nedeniyle bunun sorumlusunun kendisini

yaralayan kolluk görevlilerine müdahale emrini veren ancak bu müdahaleyi

kontrolsüz ve denetimsiz bırakan kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması

izni verilmemesinden şikâyet ettiği görülmektedir.

51. Başvurucunun varlığını ileri sürdüğü kolluk

müdahalesi ile üst düzey kamu görevlilerinin talimatları arasında ceza hukuku

kapsamında bir illiyet bağının bulunduğunu savunulabilir kılan bir bilgi veya

belge ortaya koyabildiği söylenemez. Ayrıca başvurucunun cezalandırılmasına

karar verilmesini istediği, isimleri belli olmayan kamu görevlilerinin

gerçekleştirilen toplantı ve gösteriye müdahale edilmesi yönünde talimat

verdiğine ilişkin bir bilgi veya belge de başvuru dosyasında bulunmamaktadır.

Öte yandan böyle bir talimatın varlığı kabul edilse bile bu durum da başlı

başına anılan illiyet bağının kurulması için yeterli değildir. Zira başvuru

konusu olayda, üst düzey kamu görevlilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü

konusunda varlığı iddia edilen müdahale talimatının kolluk görevlilerinin

yetkisini aşacak ve suç oluşturacak nitelikte hareket etmelerine yönelik

olduğuna ilişkin herhangi bir somut kanıt da gösterilebilmiş değildir (benzer

yöndeki değerlendirme için bkz. Elif Güneş Yıldırım, § 25).

52. Dolayısıyla somut olayda kamu görevlileri hakkında

soruşturma izni verilmemesinin etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiği

iddialarının yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilemeyen birtakım karinelerden oluşan makul delillerle desteklenmediği,

dolayısıyla söz konusu iddiaların soyut ve kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğu

kanaatine varılmıştır. Bu itibarla başvurucunun kamu görevlileri tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin iddiasının savunulabilir olmadığı sonucuna

varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Kolluk

Memurlarının Kuvvet Kullanımına Yönelik İhlal İddiaları Yönünden

54. Savcılıkça (ek) kovuşturma yapılmaması ve daimî arama

kararı verilmesi üzerine soruşturmada ilerleme kaydedilmeyeceğini değerlendiren

başvurucu, yasal süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Eziyet

Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

ilkeler

56. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı,

kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi

tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 80).

57. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi

üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen

ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin

işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek

için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu

ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı

muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla

Anayasa tarafından getirildiği, anılan ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

58. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı

muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu

hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur

olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması şartı aranmaz.

Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi

altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının

infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk

istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet

olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

59. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde

kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir.

Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

60. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

61. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

62. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi, bir

yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür

bir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.

Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce

başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

63. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82).

64. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin toplumsal

olaylara müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal ve

uluslararası mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerinde

öngörülen kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararlarında, bu

gazın kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğuna

vurgu yapmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kararında kolluk görevlilerini

aşmaya çalışan grup dışındaki göstericilere doğrudan müdahale olduğunun tespit

edilemediği, ayrıca göz yaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir

yaralanma olmadığı ve gazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor

raporuna veya başka bir bulguya rastlanmadığı durumlarda gazdan etkilenmenin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini

aşmadığı sonucuna varmıştır. (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 91, 92).

65. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, göz yaşartıcı gaz

silahlarının uygun olmayan bir şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin

ölümlere ya da somut olayda olduğu gibi yaralanmalara yol açma riski bulunması

nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul ettiği ilkelerin -uygun

düştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarak

dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda gaz silahı kullanımı

konusunda kolluk görevlilerini yetkilendiren, kullanım yöntemini yeterli ve

etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak, kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, §§ 59, 60).

66. Bu nedenle doğrudan silah kullanımı sonucu meydana

gelen olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka bir

çarenin kalmadığı zorunlu bir durumda ve ölçülü bir şekilde

gerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen ortaya konulması gerekmektedir.

Bu çerçevede kolluk görevlilerinin eylemlerinin yanında kendilerine uygun

talimatın verilip verilmediğinin, gaz fişeği atışı için kullanılan silahlar

konusunda bu kişilerin yeterli eğitim alıp almadığının ve olası riskleri

önlemek adına tedbir almakta ihmalleri bulunup bulunmadığının da incelenmesi

gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).

67. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi bir başka kararında

toplumsal bir olayda müdahaleyi gerektiren duruma sebep olan kişilerden olmayan

başvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli

tedbirleri almadıkları ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde

gaz fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep oldukları kanaatine

vararak Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Özlem

Kır, § 80).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

68. Somut olayda kolluk görevlilerinin bir gösteriye

müdahalesi sırasında başvurucunun başından yaralandığı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun göz yaşartıcı gaz kullanımı sırasında gaz fişeği kapsülünün başına

isabet etmesi sonucu yaralandığı Savcılık kararında yer aldığı gibi kolluk

tarafından da bu hususa itiraz edilmemiştir. Her ne kadar adli muayene ve ATK

raporu başvurucunun yaralanmasının gaz fişeğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı

konusuna bir açıklık getirmese de soruşturmada toplanan deliller neticesinde

olayların oluş şekli ve başvurucunun yaralanma biçimi değerlendirilerek başvurucunun

gaz fişeğiyle yaralandığı soruşturma makamlarınca kabul edilmiştir.

69. Bununla birlikte olay günü gaz silahı kullanan kolluk

görevlilerinin bu konuda bir eğitim alıp almadığı, operasyonun planlama ve

kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğu

hususları ile kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli

ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içerip içermediği -başvuruya yansıyan eksiklikler nedeniyle- bu

aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenememiştir (aynı yöndeki karar için

bkz. Özlem Kır, § 69). Bu nedenle somut olay bakımından eziyet yasağının

maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasına ilişkin inceleme, sadece olay

sırasında gaz fişeğini kullanan kolluk görevlilerinin eylemleriyle sınırlı

olarak yapılacaktır.

70. Bu bağlamda başvuru konusu olay değerlendirildiğinde

Savcılıkça alınan ifadesine göre başvurucu, Gezi Parkı olaylarına gösterici

olarak katılmamış; evine gitmek amacıyla yolda yürürken alnından yaralanmıştır.

Basit tıbbi müdahaleyle tedavi edilemez biçimde yaralanan başvurucunun ifadesi

de tanıklar tarafından doğrulanmıştır. Ayrıca zor kullanma yetkisinin aşılarak

kimliği belirlenemeyen bir polis memuru tarafından başvurucunun gaz fişeğiyle

yaralandığı soruşturma makamlarınca tespit edilmiştir.

71. Başvurucunun yaralanma anını gösterir kamera kaydı

bulunmadığından gaz fişeğinin ne şekilde atıldığının görülme olanağı bulunmasa

da başvurucunun alnına denk gelecek şekildeki yaralanma ve yaralanmanın

ağırlığı dikkate alındığında yere paralel ve düz bir hat üzerinde ilerleyen bir

kapsülün isabet etmesi sonucu başvurucunun yaralandığı öngörülmüştür. Öte yandan

kapsülün hangi açıyla başvurucuya isabet etmiş olabileceğine dair inceleme ve

değerlendirme raporu bulunmaması nedeniyle bu husus net olarak belirlenememiş,

kolluğun savunma tüfeğini Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım

Talimatı'na uygun şekilde havaya doğru ve belli bir açıyla kullandığının ortaya

konamadığı değerlendirilmiştir.

72. Bununla birlikte somut olayın Gezi Parkı eylemlerinin

bir parçası olmasından dolayı olaylara geniş çapta bir katılımın bulunduğu ve

bu nedenle belli oranda kargaşa ortamının doğabileceği kabul edilmektedir.

Kargaşa ortamlarında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etme ve müdahaleyi

gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaleden mümkün olduğunca

etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri bulunmaktadır.

73. Olay yerinde görevli olan kolluk görevlileri savunma

tüfeğinin kullanılmadığını veya kullanılmış ise de başvurucunun yaralanmasından

haberleri olmadığını, başından yaralanan kimseyi hatırlamadıklarını beyan

etmiş; başvurucunun müdahaleyi gerektiren bir davranışından bahsetmemişlerdir.

Bu durumda kolluğun başvurucuyu yakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye

çalışırken yaraladığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa

ortamına yol açtığı ileri sürülmeyen başvurucunun başından yaralanması olayında

kolluğun gerekli tedbirleri almadığı ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak

suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu değerlendirilmiştir.

74. Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri,

başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel

ve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık

eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.

75. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı nitelendirilmelidir. Bu kapsamda

somut olay bir bütün olarak ele alındığında -özellikle yaralanmanın başvurucuda

yarattığı etki nazara alındığında- eylemin eziyet olarak

nitelendirilmesi uygun görülmüştür.

76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Eziyet

Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

77. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen

olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri,§

110).

78. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

79. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

80. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel

olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir

ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden

kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem Erden,

B. No: 2015/4032, 23/1/2019 §34).

81. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin ne

olduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucunun ve genel olarak da toplumdaki

diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı

eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

82. Somut olayda başvurucunun şikâyeti üzerine Savcılık

tarafından soruşturma başlatılmış, sorumluların kimliklerinin tespiti amacıyla

olay günü başvurucunun yaralandığı bölgede görev alan ve savunma tüfeği

kullanmaya yetkili kolluk görevlileri liste usulü tespit edilmiştir. Birden

fazla listede çok sayıda kişinin isminin yer aldığı gözlenmiştir.

83. Savcılıkça on dört polis memuru şüpheli olarak

dinlenmiştir. Şüphelilerden on bir memur başvurucunun yaralandığı bölgede görev

almadığını ifade etmiş, olay yerinde bulunduğunu kabul eden üç memur ise

savunma tüfeği kullanmadıklarını ve başvurucunun yaralanmasından haberdar

olmadıklarını dile getirmiştir.

84. Savcılık, şüpheli on dört polis memuru hakkında

kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş; akabinde olay yerini

gösterir görüntü kayıtlarının bulunmadığı ve başvurucunun veya tanıkların

yaralamaya sebebiyet veren polis memurunu teşhis edemeyecekleri gerekçeleriyle

soruşturmayı üçer aylık sürelerle gözden geçirilmek üzere daimî aramaya

almıştır. Daimî arama kararı verildiği 2016 tarihinden başvurunun incelenme

tarihine kadar soruşturmada hiçbir işlem yapılmamıştır.

85. Başvurucu, kolluğun toplumsal bir olaya müdahalesi

esnasında kullandığı gaz fişeği kapsülüyle yaralanmıştır. Savcılık tarafından

sorumluların kimlikleri tespit edilmeye çalışılmış ise de olay yerinde görevli

ve savunma tüfeği kullanma yetkisi ile mühimmatı bulunan görevlilerden sadece

üç kişi tespit edilebilmiş; bu kişilerin tüfek kullanmadıklarına yönelik savunmalarıyla

yetinilmiştir. Listede adı bulunan fakat savunması alınmayan memurlar hakkında

ceza soruşturması yapılmamış, bu kişilerin tanık olarak dahi beyanlarına

başvurulmamıştır.

86. Savcılık tarafından yedi yılı aşkın süredir

sorumluların tespitinin yapılamamış olduğu, son dört yıldır soruşturmanın daimî

aramada beklediği, bu süre içinde hiç işlem yapılmadığı dikkate alındığında

soruşturmada uzun zamandır ilerleme kaydedilmediği kanaatine varılmıştır.

87. Kamera aracılığıyla kayıt altına alınan geniş çaptaki

toplumsal bir olaya müdahale esnasında başvurucuyu gaz fişeği kapsülüyle

yaralayan kolluk görevlilerinin makul sayılamayacak bir süre içinde soruşturma

makamları tarafından kimliklerinin dahi tespit edilememesi nedeniyle

soruşturmanın özenli ve süratli yürütülmesi yükümlülüğünün yerine getirilmediği

değerlendirilmiştir.

88. Dolayısıyla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için

gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda Cumhuriyet

Başsavcılığınca yapılan soruşturmada Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısından gerekli özenin

gösterilmediği anlaşılmıştır.

89. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

90. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

91. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

92. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

93. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

94. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

95. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin kovuşturmaya yer olmadığı

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

96. Bu durumda eziyet yasağının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

97. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının maddi ve usul

boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 65.000 TL ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

98. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 497 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.497 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Üst düzey kolluk amirlerinin eylemleri yönünden

kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kolluk memurlarının eylemleri yönünden eziyet

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

eziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (2013/173472

Soruşturma) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 65.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 497 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.497 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 1/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Elif Güneş YILDIRIM Vekili : Av. Sinem GÜNDOĞDU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/15455, 1 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Üst Düzey
  10. B. Kolluk Görevlileri Hakkında Yapılan Soruşturma
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun
  18. B. Değerlendirme
  19. A. 1. Üst düzey kolluk amirlerinin eylemleri yönünden
  20. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  21. C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin
  22. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/15455
Tarih
1 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Ertuğrul Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/22705)
  • Aysel Gümüş Yavuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/42849)
  • Hüseyin Ak Başvurusu (B. No: 2016/77854)
  • Abdurrahman Demircan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/42739)
  • Avni Aksoğan Başvurusu (B. No: 2017/24906)
  • Kadriye Çağlar Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/22304)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.