İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Elif Kulak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/34033)

1. Başvuru, düzenlenmek istenen oturma eyleminin hukuka

Başvuru No2020/34033Tarih6 Ekim 2022Okuma29 dk · 5.707 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Elif Kulak Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2022
Başvuru Numarası
2020/34033
R.G. Tarih ve Sayı
4/11/2022-32003
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.707 kelime·29 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, düzenlenmek istenen oturma eyleminin hukuka

aykırı olarak ve orantısız güç kullanılarak engellenmesinin, bu nedenle sorumlu

kolluk görevlileri hakkında açılan ceza soruşturmasının sonuçsuz kalmasının ve

tam yargı davasının reddedilmesinin başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 27/10/2020 ve 29/12/2021 tarihlerinde

yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar vermiştir. 2020/34497, 2020/34656, 2020/34470 ve

2021/65032 numaralı başvuru incelenen başvuruyla birleştirilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık; Elif Kulak, Zebide İnce ve

Zeynep Bayar'ın başvurularına ilişkin olarak görüşünü bildirmiştir. Anılan

başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Olay tarihinde ceza infaz kurumlarındaki bazı tutuklu

ve hükümlüler, PKK terör örgütü lideri A.Ö.ye uygulandığı iddia edilen tecridi

protesto etmek amacıyla açlık grevine başlamıştır. Başvurucular 19/4/2019

tarihinde ceza infaz kurumunda açlık grevinde olan yakınlarının sağlık

durumlarına dikkat çekmek amacıyla Gebze M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu önünde

oturma eylemi yapmak istediklerini ifade etmiştir.

6. Kolluk görevlilerince düzenlenen 24/4/2019 tarihli

Kamera Görüntüleri Çözüm Tutanağı'na göre Ceza İnfaz Kurumunun yan cephesindeki

parkın yanındaki yeşil alan içinde ve kenarında, çoğunluğu kadın olan yirmi beş

kişi toplanmıştır. Kolluk güçleri topluluğa bulundukları yerden uzaklaşmaları

yönünde ikazlarda bulunmuş; topluluktan bir kişinin talimata uymaması,

diğerlerinin ise yavaş hareket etmesi nedeniyle toplumsal müdahale aracı (TOMA)

ile boş alana tazyikli su sıkılmıştır. Ceza İnfaz Kurumuna yakın mesafede

bulunan yedi kadının olduğu yerden ayrılmaması ve yavaş hareket etmesi üzerine

kolluk görevlisi copun iki ucundan tutarak şahısların bel ve omuz kısımlarına

baskı yaparak şahısları uzaklaştırmıştır. Aynı şekilde kolluk görevlisi, Ceza

İnfaz Kurumuna yakın mesafedeki bir ara sokakta yürüyen beş kadından birine

-yavaş hareket etmesi nedeniyle- copu yavaşça temas ettirerek uzaklaşması

yönünde uyarmıştır. Dağılan topluluk tekrar toplanmak istemiş ancak kolluk

görevlilerince uzaklaştırılmıştır.

7. Başvurucular, başvuru formuna müdahaleye konu olaya

ilişkin görüntü kayıtlarını sunmuştur. Başvurucular ulusal basında yer aldığı

ileri sürülen müdahaleye ilişkin görüntülerin nerede ve ne şekilde yer

aldığına, bunların kapsamına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

A. İdari Yargı

Süreci

8. Başvurucular vekili; bila tarihli dilekçesiyle, kolluk

görevlilerinin barışçıl nitelikte olan toplantıyı haksız olarak engellenmesi,

başvuruculara ulusal basın önünde hakaret etmesi ve başvurucuları copla

darbetmek suretiyle yürütmesi nedeniyle başvurucuların manevi yönden zarar

gördüğünü belirtip Gebze Kaymakamlığından (Kaymakamlık) manevi tazminat talep

etmiştir.

9. Kaymakamlık tazminat talebine ilişkin olarak 25/7/2019

tarihli yazısında müracaatın adli mercilere yapılması gerektiği gerekçesiyle

idarece yapılacak bir işlem olmadığını açıklamıştır.

10. Başvurucular toplantı hakkının kullanımına engel olan

kolluk görevlilerinin aşağılayıcı ve kötü muamelelerine maruz kaldıklarını ve

bu durumun basın yayın organlarında gösterilmesinin manevi tahribat

yaşamalarına neden olduğunu iddia ederek 2/12/2019 tarihinde Kocaeli 1. İdare

Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde tam yargı davası açmıştır.

11. Kaymakamlık davaya karşı düzenlediği dilekçelerinde

özetle şu hususları savunmuştur:

i. Kocaeli Valiliğinin (Valilik) 18/10/2018 tarihli oluru

ile Kandıra T ve F Tipi Ceza İnfaz Kurumları merkez olmak üzere 5 km

yarıçapındaki alan ile Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu alan

merkez olmak üzere 1 km yarıçaplı alan içinde 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. ve 22. maddesi ile 10/6/1949

tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11/C maddesine istinaden her türlü

“açık ve kapalı toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, çadır kurma,

stant açma, el ilanı dağıtma vb.” eylem ve etkinliklerin 18/10/2018

tarihinden itibaren ikinci bir emre kadar yasaklandığını ifade etmiştir.

ii. PKK/KCK terör örgütü liderine tecrit uygulandığı

iddiasıyla Hakkâri Milletvekili L.G. önderliğinde başlatılan açlık grevi

eylemlerine destek vermek amacıyla ülke genelinde birçok ceza infaz kurumunda

PKK terör örgütü üyeliğinden tutuklu ve hükümlünün açlık grevine başladıklarını

belirtmiştir.

iii. Halkların Demokratik Partisince organize edilen ve

PKK terör örgütüne müzahir şahısların katılım ve desteğiyle 19/4/2019 günü saat

12.00'de Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu önünde düzenlenen oturma eylemi

için toplanan 50 kişiye, Valiliğin yasaklama kararı bulunduğu bildirilerek

grubun ikaz edildiğini ancak grubun dağılmamakta ısrar etmesi üzerine kolluk

görevlilerince süpürme işlemi yapılarak dağıtıldığını, kötü muamelede

bulunulmadığını açıklamıştır.

12. Başvurucuların anılan toplantılara katılmakla aykırı

davrandığının kabul edildiği emir, Kocaeli Valiliğinin "olur"u

şeklindeki 18/10/2018 tarihli yasaklama kararıdır. Söz konusu karar şu

şekildedir:

"Kandıra'da bulunan ve etrafı

güvenlik duvarı veya tel örgülerle çevrili bağımsız bölümleri bulunmayan T ve F

Tipi Ceza İnfaz Kurumlarının ortasından İzmit-Kandıra bağlantı yolunun geçtiği,

güvenlik önlemi veya yol bakım çalışması nedeniyle bu yolun zaman zaman ulaşıma

kapatıldığı,

MİT Bölge Daire Başkanlığı ve İl Emniyet

Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünden alınan istihbari bilgiler ve her hafta

yapılan İl Güvenlik ve Asayiş Toplantılarında; Kandıra İlçesinde bulunan T ve F

Tipi Ceza İnfaz Kurumlarının FETÖ/PDY, PKK, DAEŞ ve DHKP-C terör örgütü men

arını barındırması nedeniyle bu bölgede stant açma, toplantı ve gösteri

yürüyüşü veya basın açık ası adı altında provokatif eylemler yapılabileceği,

özellikle FETÖ/PDY ve PKK terör örgütü kapsamında tutuklanan kişilerin ceza

infaz kurumlarından isyan ve kaçma girişiminde bulunabilecekleri, bu durumun

yolda seyir halinde olan sürücüler ile ceza infaz kurumlarına ziyaret için

gelenlerin can ve mal güvenliğini ve aynı zamanda ceza infaz kurumunun

güvenliğini olumsuz etkileyeceği ve kamu düzeninin bozulacağı sebebiyle, bu

alanda güvenlik hassasiyetinin en üst seviyeye çıkarılmasına ihtiyaç duyulmuş,

08.10.2018 tarihinde gerçekleştirilen İl Güvenlik ve Asayiş Toplantısında

Kandıra T ve F Tipi Ceza İnfaz Kurumları olmak üzere 5 (beş) km yarı çapındaki

alan ile Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu alan merkez olmak

üzere 1 (bir) km yarıçaplı alanda her türlü 'Açık ve kapalı toplantı, gösteri

yürüyüşü, basın açıklaması, çadır kurma, stant açma, el ilanı dağıtma vb.'

eylem ve etkinliklerin yasaklanması konusunda bir tavsiye kararı alınmıştır.

Yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü;

Kandıra T ve F Tipi Ceza İnfaz Kurumları merkez olmak üzere 5 (beş) km

yarıçapında ki alan ile Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu alan

merkez olmak üzere 1 (bir) km yarıçaplı alan içerisinde 2911 sayılı Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Kanunu'nun 17 ve 22. Maddesi ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun

11/C maddesine istinaden her türlü 'Açık ve kapalı Toplantı, gösteri yürüyüşü,

basın açıklaması, çadır kurma, stant açma, el ilanı dağıtma vb.' eylem ve

etkinliklerin 18/10/2018 tarihinden itibaren ikinci bir emre kadar

yasaklanmasını,

..."

13. Kocaeli 1. İdare Mahkemesi dört ayrı esasa kaydedilen

tam yargı davaları sonucunda 28/2/2020 ve 3/3/2020 tarihlerinde tazminat

taleplerinin reddine dair kararlar vermiştir. Mahkemenin ret gerekçeleri aynı

olup kararların ilgili kısmı şöyledir:

"Dava dosyasının

incelenmesinden; davacının da aralarında bulunduğu 50 kişi tarafından

19/04/2019 tarihinde örgüt elebaşına tecrit uygulandığı iddiasıyla başlatılan

açlık grevlerine destek amacıyla Gebze Kapalı Kadın Cezaevi önünde oturma

eylemi yaptıkları, eylemin kolluk kuvvetlerince dağıtıldığı, bu esnada kolluk

kuvvetlerince orantısız güç kullanıldığı iddiası ile manevi tazminat istemiyle

yapılan başvurunun Gebze Kaymakamlığı'nın 25/07/2019 tarih ve E.2798 sayılı

işlemi ile reddi üzerine anılan işlemin iptali ile davacıya 50.000,00-TL manevi

tazminat ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

...

Dava konusu olayda, davacının ve davalı

idarenin sunduğu içeriği aynı CD'de yer alan görüntüler ile söz konusu

görüntülere ilişkin 24/04/2019 tarihli çözüm tutanağı ile dosyadaki bilgi ve

belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; Kocaeli Valiliği'nin 18/10/2018

tarihli Olur'u ile Kandıra T ve F Tipi Ceza İnfaz Kurumları merkez olmak üzere

5 (beş) km yarıçapındaki alan ile Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun

bulunduğu alan merkez olmak üzere 1 (bir) km yarıçaplı alan içerisinde 2911

sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 17 ve 22. maddesi ile 5442

sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesine istinaden her türlü 'Açık ve kapalı

toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, çadır kurma, stant açma, el ilanı

dağıtma vb.' eylem ve etkinliklerin 18/10/2018 tarihinden itibaren ikinci bir

emre kadar yasaklandığı, Gebze ilçesinde bulunan M Tipi Kadın Kapalı İnfaz

Kurumunda PKK/KCK terör örgütü sözde lideri Abdullah Öcalan'a uygulanan sözde

tecridin kaldırılması amacıyla cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemlerine

yapmış oldukları açlık grevi ile destek veren tutuklu ve hükümlülere destek

amacıyla 9 Nisan 2019 tarihinden itibaren terör örgütü müzahir kitlesi

tarafından cezaevleri önlerinde eylemler gerçekleştirilmeye başlanıldığı,

anılan eylemler kapsamında aralarında davacının da bulunduğu kalabalığın

19/04/2019 tarihinde Gebze Kapalı Kadın Cezaevi önünde oturma eylemi

gerçekleştirdiği, görevli memurların uzaklaşmaları yönünde ikazda bulunduğu,

kalabalığın eylemi bitirilmemesi ve sokak aralarına yönelmesi üzerine olay

mahalline tomanın geldiği, tomanın kalabalığın arkasından kalabalığa

ulaşmayacak şekilde su sıktığı, gösteriyi dağıtmakla görevli memurun elindeki

jop ile jopun iki tarafından tutarak şahısların bel ve omur hizasından temas

ettirmek sureti ile uzaklaştırmaya çalıştığı, kalabalığın yakalama/gözaltı

yapılmadan sadece süpürme işlemi olay mahallinden uzaklaştırıldığı

anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, davacının Kocaeli

Valiliği'nin Gebze M Tipi Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu alan

merkez olmak üzere 1 (bir) km yarıçaplı alan içerisinde yasaklama kararına

rağmen yasaklı alanda oturma eylemine katıldığı, akabinde güvenlik güçlerinin uyarılarını

dikkate almayarak olay mahallinden ayrılmadığı, olaya ilişkin görüntüler ile

görüntülerin çözümüne ilişkin raporun incelenmesinden tomaların direk

kalabalığın üzerine basınçlı su sıkmadığı, kalabalığa isabet etmeyecek şekilde

arkalarından yola sıktığı, kalabalığı dağıtmak amacı ile görevli memurun

elindeki jopun iki ucundan tutarak bel ve omur hizasından itelemek sureti ile

yaptığı müdahalenin de orantısız güç kullanımı olarak nitelendirilemeyeceği

kanaatine varıldığından; dava konusu manevi tazminat isteminin reddine ilişkin

Gebze Kaymakamlığı işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davacının 50.000,00-TL manevi tazminat

talebine gelince;

...

...Manevî zarar; bir kimsenin kişi

olarak haiz olduğu ve hukukça korunan hayat, vücut bütünlüğü, sağlık, hürriyet,

isim, şeref, haysiyet, cinsel ve ruhsal bütünlük gibi kişilik değerlerine

yapılan saldırılar sonucu kişinin bu saldırıdan dolayı duyduğu bedenî ve/veya

ruhsal acı ve üzüntü olarak tanımlanmakta; manevî tazminatla kişinin bu acı ve

üzüntüsünün kısmen de olsa tatmin edilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre; manevî

tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve

kazanma gücünün azalması veya sona ermesi sonucunu doğuran olayların meydana

gelmesi ya da idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir

elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetin rencide edilmiş

olması gerekir.

Bu itibarla; kolluk kuvvetinin yasak

alanda yapılan oturma eylemini dağıtmak amacıyla yaptığı eylemlerinin yukarıda

da açıklandığı üzere orantısız güç kullanımı olarak nitelendirilemeyeceği, söz

konusu yasal eylem nedeni ile şeref ve haysiyetinin rencide edilmediği

kanaatine varıldığından davacının 50.000,00-TL manevi tazminat isteminin

reddine karar vermek gerekmiştir."

14. Başvurucular anılan ret kararlarına itiraz etmiştir.

İtiraz dilekçelerinde, Valiliğin mahkeme kararlarında belirtilen yasaklama

kararının kolluğa otomatik olarak keyfî şekilde müdahale yetkisi vermediğini,

mahkeme kararında süpürme şeklinde bir müdahalenin neden yapıldığının

açıklanmadığını, toplanan kişilere cinsiyet ve yaşları gözetilmeden orantısız

şekilde kötü muamelede bulunulduğunu, bu eylemlerin basın yayın organlarında

gösterilmesinin aşağılanmalarına ve manevi tahribat yaşamalarına neden olduğunu

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular barışçıl bir toplantının gerekli olmadığı

hâlde dağıtılmasının, dağıtılırken onur kırıcı davranışa maruz kalmalarının

hukuka aykırı olduğunu dile getirmiştir.

15. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi

(Daire) istinaf yoluyla kaldırılması istenen mahkeme kararlarında kanunda

sayılan nedenlerin bulunmadığı gerekçesiyle 8/9/2020, 16/9/2020 ve 22/9/2020

tarihli kararlarıyla istinaf başvurularını reddetmiştir. Daire, ret

gerekçelerinde idari eylemlerden doğan tam yargı davalarının idareye başvurulup

bir ön karar alındıktan sonra açılabileceğini belirtmiştir. Daire, idarenin

başvurunun reddine ilişkin cevap yazısının kesin nitelikte olmaması, altmış

günlük cevap verme süresinin beklenmemesi nedeniyle idari davaya konu

olabilecek nitelikte bir ön karar olmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle

mahkemece tam yargı davasının incelenmeksizin davanın reddine karar verilmesi

gerektiğini belirtmiş ancak davanın reddine ilişkin kararın sonucu itibarıyla

hukuka uygun olduğuna karar vermiştir.

16. Başvurucu Hanife Bayar, anılan nihai kararı öğrenme

tarihinden itibaren otuz günlük bireysel başvuru süresini geçirdiğinden

Komisyon aşamasında başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmiştir. Diğer başvurucular yasal sürede bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Ceza

Soruşturması Süreci

17. Aralarında başvurucuların da bulunduğu on üç

şikâyetçi, 19/4/2019 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu önünde yapılması planlanan

protesto gösterisini ve oturma eylemini kolluk görevlilerinin hukuka aykırı ve

orantısız güç kullanmak suretiyle engellemesi, ayrıca copla iterek ve hakaret

ederek gerçekleştirdikleri bu müdahalenin basına yansıması nedeniyle

aşağılandıklarını ve manevi yönden tahribata uğradıklarını, bu nedenle kendilerine

müdahale eden kolluk güçleri ve sorumlu olan amirler ile Kocaeli İl Emniyet

Müdürü ve Kocaeli Valisi hakkında 22/4/2019 tarihinde Gebze Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuştur.

Başvurucular, kendilerine yapılan müdahaleye ilişkin olarak herhangi bir sağlık

raporu sunmadıkları gibi dilekçelerinde, sağlık muayenesinden geçirilmeleri

talebinde de bulunmamıştır.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/5/2019 tarihinde, Kocaeli

İl Emniyet Müdürü ve Kocaeli Valisi'nin özel soruşturma usulüne tabi olması

nedeniyle soruşturmanın ayrılmasına karar vermiş; 29/7/2019 tarihinde anılan

kişiler hakkındaki soruşturmayı görevsizlik kararıyla Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı 4/9/2019 tarihinde, şikâyet

edilen polis memurları ve amirleri hakkındaki hazırlık soruşturmasının kül

hâlinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gerektiğini

değerlendirerek tefrik edilen soruşturma dosyasını görevsizlik kararı ile

göndermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararını, polis memurları ve

amirleri hakkındaki şikâyetlerin 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun uyarınca soruşturma

iznine tabi olduğu, aynı Kanun'un 3. maddesinin (e) fıkrası uyarınca ast memur

ile üst memurun aynı fiile iştiraki hâlinde soruşturma izninin üst memurun

bağlı olduğu merciden isteneceği hükmüne dayandırmıştır.

20. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17/9/2019 tarihli

yazısıyla, başvuruya konu olay nedeniyle Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkında işleme

konulmama kararı verildiğini açıklamıştır. Anılan merci, 4483 sayılı

Kanun'un 10. maddesinde yer alan "İştirak halinde işlenen suçlarda ast

memur üst memurla yargılanır." şeklindeki düzenlemenin soruşturma

aşamasını kapsamadığı gerekçesiyle polis memur ve amirleri hakkında verilen

görevsizlik kararını Cumhuriyet Başsavcılığına iade etmiştir.

21. Soruşturmayı yeniden esasa kaydeden Cumhuriyet

Başsavcılığı 9/1/2020 tarihinde, müdahalede bulunan polis memurları ve amirleri

hakkında Kaymakamlıktan soruşturma izni talep etmiştir. Kaymakamlık, ön

inceleme sonucunda 27/3/2020 tarihli ve 2020/12 sayılı kararıyla soruşturma

izni verilmemesine karar vermiştir. Gerçekleştirilen ön incelemede, haklarında

soruşturma izni istenen kolluk görevlilerinin ifadeleri alınmış; müdahaleye

ilişkin görüntü kaydı, düzenlenen Olay Tutanakları ve müştekilerin sağlık

raporları incelenmiştir. Ön inceleme raporunda; yasaklama kararı bildirildikten

ve ihtarda bulunulduktan sonra oturma eylemi yapan grubun dağıldıktan sonra

tekrar toplanmaya başlaması üzerine boş bir alana tazyikli su sıkıldığı, Ceza

İnfaz Kurumu çevresinde tekrar bir araya gelmek isteyen şahıslara süpürme

işlemi yapıldığı, şikâyetçilere vurulmadığı belirtilerek kolluk müdahalesinin 2911

sayılı Kanun'un 17. ve 22. maddeleri ile Valiliğin yasaklama kararına dayandığı

açıklanmıştır.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/10/2020 tarihinde,

soruşturma yapılması için izin koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan karara itiraz edilmesi

üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. İdare Dava Dairesi 2/12/2020

tarihinde, kolluk görevlilerine isnat edilen eylemin görev sebebiyle

işlenmediği ve soruşturma iznine gerek olmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesi

kararının kaldırılmasına karar vermiştir.

23. Anılan karar üzerine kolluk görevlileri hakkında

soruşturma açan Cumhuriyet Başsavcılığı, şikâyet edilen kolluk görevlilerinin

şüpheli sıfatıyla ifadelerini almış; 10/9/2021 tarihinde bu kişiler hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda; verilen talimat üzerine

yerine getirilen şikâyete konu eylemlerin kolluk görevlilerinin yetkileri

kapsamında olduğu ve kolluk görevlilerinin isnat edilen suçları işlediğine dair

kamu davası açmaya yeterli delil ve emare bulunmadığı belirtilmiştir.

24. Anılan karara itirazın 4/11/2021 tarihinde Gebze 2.

Sulh Ceza Hâkimliğince reddi üzerine başvurucular yasal süresi içinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

25. 2911 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, önceden izin almaksızın, bu

Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı

belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

26. 2911 sayılı Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

"Bölge valisi, vali veya kaymakam,

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla

belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç

işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde

yasaklayabilir."

27. 2911 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan

22. maddesi şöyledir:

"Genel yollar ile parklarda,

mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde

ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde

toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri

düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda,

halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve

kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

28. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

29. 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendi

şöyledir:

"İl sınırları içinde huzur ve

güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu

esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve

görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır.

Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin

olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da

bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek

üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu

güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli

yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların

seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve ruhsatlı da olsa her çeşit

silah ve merminin taşınması ve naklini yasaklayabilir."

30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Aşağıda yazılı hallerde;

IX. Kanunsuz toplantı veya kanunsuz

yürüyüşleri dağıtmak veya suçluları yakalamak için...

...

XIII. Yukardaki maddeler dışında diğer

kanunlarda istisnai olarak zabıtanın sözlü emirle yapmaya mecbur tutulduğu

haller için, Yetkili amir tarafından verilecek sözlü emirler derhal yerine

getirilir. Bu emirlerin yazılı olarak verilmesi istenilemez. Bu hallerde emrin

yerine getirilmesinden doğabilecek sorumluluk emri verene aittir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

32. Başvurucu Zebide İnce, maddi durumunun iyi olmaması

nedeniyle fakirlik kâğıdının düzenlendiği 11/9/2019 tarihinden başvuru

tarihine kadar maddi durumunda herhangi bir iyileşme olmadığından bahisle adli

yardım talebinde bulunmuştur.

33. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucular, barışçıl nitelikte gerçekleştirdikleri

oturma eyleminde kolluk görevlilerinin süpürme işlemi yaparak hukuka aykırı ve

orantısız müdahalede bulunduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca kolluk güçlerinin

fiziksel durumlarını ve yaşlarını gözetmeden, copla iterek ve hakaret ederek

kendilerini uzaklaştırmaya çalıştığını, bu müdahalenin ulusal basında yer

alması nedeniyle aşağılandıklarını ve manevi çöküntü yaşadıklarını iddia

etmiştir. Başvurucular kötü muamele yasağına aykırı eylemler nedeniyle

açtıkları tam yargı davasının reddedilmesi ve sorumlular hakkında açılan ceza

soruşturmasının sonuçsuz kalması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan aşağılayıcı ve onur kırıcı muamele ile kötü muamele yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde, başvurucuların kötü muameleye maruz

kaldıklarına ilişkin iddialarına yönelik ceza soruşturmasının devam ettiği

belirtilerek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilmezlik kararı

verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurucuların kötü muameleye

maruz kaldıklarına dair iddialarına yönelik olarak -herhangi bir sağlık evrakı

olup olmadığı da gözetilmek suretiyle- savunulabilir bir iddiayı kamu

makamlarına sunup sunmadıklarının ve muamelenin asgari ağırlık eşiğini aşıp

aşmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

36. Bakanlık görüşüne karşı başvurucular, bireysel

başvuru formlarında ileri sürdükleri hususları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

37. Başvurucular, gerçekleştirdikleri eylem barışçıl

nitelikte olduğu hâlde kolluk görevlilerinin gereksiz ve orantısız güç

kullanmak suretiyle eyleme müdahale ettiğini iddia etmişlerdir. Müdahale

esnasında yaşlarının ve konumlarının gözetilmediğini belirten başvurucular,

kolluk görevlilerinin copla ittirmek ve hakaret etmek suretiyle toplanma

alanından kendilerini uzaklaştırdıklarını, özellikle bu muamelenin ulusal

basında yer almasının manevi yaşamlarında tahribata yol açtığını belirterek

anılan müdahalenin aşağılayıcı ve onur kırıcı muamele ile kötü muamele yasağını

ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarını Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında ileri sürdüğü sonucuna

varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Meral Danış Beştaş (4),

B. No: 2018/6657, 24/3/2021, §§ 30, 38).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı ile üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, …maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz,

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

40. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Erdal Sarıkaya [GK],

B. No: 2017/37237, 17/3/2021, § 132).

41. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81; Erdal Sarıkaya, § 136).

42. Bununla birlikte bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu

gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate

alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir

anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 83; Erdal Sarıkaya, § 137).

43. Somut olayda Kocaeli Valiliği, Ceza İnfaz Kurumunun

güvenliğini sağlamak ve kamu düzenini korumak amacıyla toplantı ve gösteri

yürüyüşü de dâhil olmak üzere tüm eylem ve etkinlikleri anılan Kuruma belli bir

mesafeye kadar yasaklamıştır. Devletin kamu düzeninin sağlanması amacıyla ve

özellikle zamanın koşullarını dikkate alarak yapacağı düzenleme ve

uygulamalarda belli bir takdirinin olduğunun kabulü gerekir. Bu doğrultuda

kolluk görevlilerinin idarenin aldığı yasaklama kararını uygulamaya ve Ceza

İnfaz Kurumunun güvenliğini sağlamaya yönelik müdahalesinin keyfî olduğu

söylenemez. Nitekim kolluk görevlilerinin -yasaklama kararı olması nedeniyle-

kanuna aykırı kabul edilen bir toplantıyı dağıtmasının kanuni dayanağı olup

(bkz. §§ 29, 30) bu müdahalenin anayasal başka bir hakkı ihlal etmesi otomatik

olarak kötü muamele yasağının ihlali sonucu doğurmaz.

44. Anayasa Mahkemesi yakın bir tarihte verdiği S.Ç.

(B. No: 2017/17516, 15/9/2020) kararında kolluk görevlilerinin açıkça keyfîlik

bulunmayan işlem ve eylemlerinde -haksız olduğu düşünülse dahi- yetkileri

kapsamında talep ettikleri hususların yerine getirilmesinin bir zorunluluk

olduğunu ve kişilerin aksi bir tutumu hâlinde zor kullanma yetkisinin

doğacağını açıklamıştır (S.Ç., § 34).

45. Bununla birlikte kamu düzeni ve güvenliğinin

sağlanmasına yönelik olarak kullanılan kolluk gücünün meşru amacı aşacak

boyutta keyfî ve orantısız olması kötü muamele yasağının ihlaline neden

olabilir. Bu nedenle kullanılan gücün makul seviyede olup olmadığı, sonuçları

bakımından güç uygulanan kişideki fiziksel ve ruhsal etkilerinin kötü muamele

oluşması için aranan eşiği aşıp aşmadığı değerlendirilmesi gereken diğer bir

husustur (kamu makamlarınca uygulanan tedbirler yönünden benzer

değerlendirmeler için bkz. Meral Danış Beştaş (4), § 34).

46. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre kolluk

görevlileri, Ceza İnfaz Kurumu çevresinden ayrılmaları yönünde gruba ikazda

bulunduğu hâlde gruptan bazıları talimata uymamış, bazıları da yavaş hareket

etmiştir. Bu nedenle kolluk görevlileri, copla ittirmek suretiyle kişileri

uzaklaştırmıştır. Somut olayda başvurucular, kolluk görevlilerinin kötü muamele

teşkil eden söz ve davranışlarının ulusal basında yer almasının

aşağılanmalarına ve onurlarının rencide olmasına sebebiyet vermesinden şikâyet

etmiştir. Başvurucular, kolluk görevlilerinin anılan müdahalelerinin fiziksel

etkilerinden değil bu müdahalelerin ulusal basında yer alması nedeniyle manevi

bütünlükleri temelinde zarar gördüklerini açıklamıştır (bkz.§ 34). Nitekim

fiziksel müdahaleye ilişkin olarak dosya kapsamına sağlık raporu da

sunmamıştır.

47. Kolluk görevlilerinin uyguladığı gücün teşhir

edilmesi hâlinde kötü muamele yasağı kapsamında inceleme yapılabilmesi mümkünse

de bunun için öncelikle kamu görevlilerinin teşhir amacıyla hareket ettiğine

ilişkin somut delillerin varlığı gerekir (uygulanan güvenlik tedbirinin teşhir

edilmesi olayına ilişkin benzer değerlendirmeler için bkz. Mustafa Kamil

Çolak, B. No: 2016/75236, 8/9/2020, § 35; Meral Danış Beştaş (4), §

36).

48. Somut olayda başvurucular, kendilerine yönelik

gerçekleştirilen müdahalenin basına yansımasına ilişkin olarak kamu

görevlilerinin başvurucuları teşhir etmek amacıyla hareket ettiklerini ortaya

koymadıkları gibi mevcut müdahale ile onurlarının kırılmasının amaçlandığı

yönünde bir iddiada da bulunmamıştır. Öte yandan müdahalenin ulusal basında yer

aldığını ileri sürmüşlerse de haberin hangi basın ve yayın organında ne şekilde

aktarıldığına ve kapsamına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Bu

doğrultuda kolluk görevlilerinin kamu düzeni ve güvenliğinin bir an önce

sağlanmasına dönük olan başvuruya konu müdahalelerinin, kötü muamele iddiası

yönünden asgari bir ağırlık derecesine ulaşıp ulaşmadığını belirleme bakımından

bir değerlendirme dahi yapılamamaktadır.

49. Diğer taraftan başvurucuların aşağılandıkları ve

manevi yönden tahribata uğradıklarına dair beyanları dışında olayın etkisi

nedeniyle yaşadıkları ruhsal sorunlara işaret eden bir açıklama yapmadıkları ya

da psikolojilerinin bozulduğuna dair bir rapor sunmadıkları görülmüştür. Bu

kapsamda başvurucuların kolluk görevlilerinin yaralanmaya sebebiyet vermeyecek

şekildeki müdahalelerinin ruhsal bütünlükleri üzerinde yarattığı olumsuz

etkinin asgari ağırlık derecesine ulaştığını ortaya koyamadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağına ilişkin

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucular, toplantının gerekli ve orantılı olmayan

güç kullanımı ile kolluk görevlilerince dağıtılması nedeniyle Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde; başvurucuların yasaklama kararına

rağmen yasaklı alanda oturma eylemine katıldığı, güvenlik güçlerinin uyarılarına

rağmen olay mahallinden ayrılmadığı, kalabalığı dağıtmak amacıyla görevli

memurun copun iki ucundan tutarak başvurucuların bel ve omur hizasından itmek

suretiyle müdahalede bulunduğu, bu nedenle müdahalenin orantısız ve keyfî

olmadığı, kamu düzeninin korunmasına yönelik meşru bir amacının olduğu

değerlendirilmiştir.

53. Bakanlık görüşüne karşı başvurucular, bireysel

başvuru formlarında ileri sürdükleri hususları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

54. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar

başlıklı 34. maddesi şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan,

silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı

ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın

ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

55. Somut olayda İdare Mahkemesi, başvuruya konu

uyuşmazlığın esası hakkında karar vermiştir. Bu karara karşı istinaf başvurusu

üzerine Bölge İdare Mahkemesi Dairesi, esastan inceleme yapmış ve yargılamayı

yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması nedeniyle başvuruyu reddetmiştir.

Başvurucuların anılan hakkın ihlal edildiğine ilişkin iddiaları idari yargı

yolunda ileri sürdükleri anlaşıldığından başvuru yollarını usulüne uygun olarak

tükettikleri sonucuna varılmıştır.

56. Başvurucu Hanife Bayar'ın kamu görevlilerinin

toplantıya yönelik müdahalesi nedeniyle açtığı tam yargı davasında nihai kararı

öğrenme tarihinden itibaren yasal süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmadığından başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmiştir (bkz. § 16). Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu

hakkında ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

57. Bununla birlikte başvurucu Hanife Bayar'ın kamu

görevlilerinin müdahalesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı ile kötü muamele yasağını ihlal eden sorumluların cezalandırması için

talepte bulunduğu, soruşturma süreci tamamladıktan sonra da yasal süresi içinde

bireysel başvuru yaptığı anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi bu zamana kadar

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden oluşturduğu içtihadında,

kural olarak toplantı ya da gösteri yürüyüşüne yönelik müdahaleden sorumlu

tutulan kamu görevlileri hakkında adli makamlara suç duyurusunda bulunulmasını

ve Cumhuriyet savcılarının bir suç işlenip işlenmediği yönündeki

değerlendirmelerini olağan kanun yollarının tüketilmesi şartını karşılayan

etkili bir hukuk yolu olarak görmüştür (birçok karar arasından bkz. Özge

Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018; Sevinç Hocaoğulları, B. No:

2015/271, 15/11/2018, §§ 31, 47-53; Ali Çerkezoğlu ve diğerleri, B. No:

2015/1737, 18/7/2019; E. A. K., B. No: 2015/12263, 16/1/2020; Salih

Şahin, B. No: 2016/13964, 28/1/2020; Deniz Kaplan ve diğerleri, B.

No: 2015/17962, 11/3/2020; İlhan Yiğit, B. No: 2016/7532, 29/12/2021).

Bu doğrultuda anılan başvurucunun ihlal iddialarının da incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

59. Başvurucuların ceza infaz kurumu önünde gerçekleştirmek

istedikleri oturma eyleminin kamu görevlileri tarafından engellenmesinin

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale olduğu kabul

edilmelidir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

60. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

61. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

(1) Kanunilik

(a) Genel

İlkeler

62. Hak ya da özgürlüklere bir müdahale söz konusu

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün mevcut olup olmadığıdır. Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında yapılan

bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabul edilebilmesi için müdahalenin

kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (kanunilik şartına başka

bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Tuğba Arslan [GK], B. No:

2014/256, 25/6/2014, § 82; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 36; Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§

56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270,

11/7/2019, § 35).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

63. Başvurucular, gerçekleştirmek istedikleri toplantıya

hukuka aykırı olarak müdahale ettiğini düşündükleri kamu görevlileri hakkında

Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olmuş; ayrıca kolluk görevlilerinin anılan

müdahalesi nedeniyle idari yargıda tam yargı davası açmıştır. Başvurucular,

İdare Mahkemesince tazminat taleplerinin reddedilmesinin, şikâyet edilen ve

doğrudan müdahalede bulunan kolluk görevlileri hakkında Cumhuriyet

Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinin toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

64. Kolluk görevlileri, gerçekleştirilmek istenen

toplantıya Kocaeli Valiliğinin 18/10/2018 tarihli yasaklama kararı bulunduğu

gerekçesiyle müdahale etmiştir. Bu kapsamda Kocaeli Valiliğinin başvuru konusu

müdahaleye dayanak kararının 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendi ve

2911 sayılı Kanun'un 17. ve 22. maddeleri uyarınca verildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda ikinci bir emre kadar geçerli olacağı öngörülen yasaklama

kararı şeklindeki müdahalenin kanunilik şartını karşılayıp karşılamadığı

değerlendirilmelidir.

65. Valilik, etkinlikleri yasaklamaya yönelik ilgili

kararına dayanak olarak 2911 sayılı Kanun'un 17. ve 22. maddeleri ile 5442

sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendini göstermiştir. 2911 sayılı Kanun'un

17. maddesi gereğince bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale edilebilmesinin

koşulları şöyledir:

i. Müdahalenin millî güvenlik, kamu düzeni, suç

işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amacını taşıması

ii. Müdahalenin belirli bir toplantıya yönelik olması

iii. Toplantıya yönelik ertelemenin bir ayı aşmaması

iv. Suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin mevcut

olması hâlinde toplantının yasaklanabilmesi

66. 2911 sayılı Kanun'un 22. maddesinin birinci

fıkrasında; parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde,

bunların eklentilerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre

uzaklıktaki alan içinde kategorik olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenlenmesi yasaklanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise iki koşulun

birlikte gerçekleşmesi hâlinde valilik ve kaymakamlıklara toplantı ve gösteri

yürüyüşüne ilişkin düzenleme yapabilme yetkisi verilmiştir. Bahsi geçen

koşullar şöyledir:

i. Genel meydanlarda yapılan bir toplantı olması

ii. Halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak

amacına yönelik olması

67. 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendinin

ikinci fıkrası gereğince valinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale

edilebilmesinin koşulları ise şöyledir:

i. Kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak

veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğuna ya da bozulacağına ilişkin ciddi

belirtilerin bulunması

ii. On beş günün geçilmemesi

68. Görüldüğü üzere kanun koyucu, her iki Kanun yönünden

de toplantıya ve gösteri yürüyüşüne müdahale edilebilmesi için belirli şartların

sağlanmasını ve belirli sürelerle müdahale edilebileceğini düzenlemiştir. 5442

sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendi uyarınca yasaklama süresi on

beş günle sınırlanmışken 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca ancak

belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşü ancak bir ayla sınırlı olmak üzere

ertelenebilir. Bu kapsamda somut olayda her iki kuralın da Valiliğin başvuru

konusu belirsiz süreli yasaklama kararının dayanakları olarak kabulü mümkün

olmamıştır (Zeytin Dalı operasyonu devam ettiği sürece şeklinde bir

yasak süresi öngörülmesinin kanunilik şartını sağlamadığına ilişkin benzer

değerlendirmeler için bkz. Onur Erden, B. No: 2019/5403, 31/3/2022, §

41; Eser Budak, B. No: 2020/12955, 13/4/2022, § 38).

69. Öte yandan 2911 sayılı Kanun'un 22. maddesinin ikinci

fıkrası, idareye yasaklama yetkisi vermemektedir. Anılan Kanun maddesi

valiliğe, genel yollarda yapılacak toplantılarda sınırlı olmak üzere araç ve

yaya trafiğinin aksamaması amacına matuf düzenleme yapma yetkisi tanımaktadır.

2911 sayılı Kanun'un 22. maddesinin de Valiliğin somut başvuruya konu süresiz

yasaklama kararının dayanağı olamayacağı anlaşılmıştır.

70. Bu kapsamda başvuruya konu müdahaledeki asıl sorun,

Valiliğin yetkisini belirli bir toplanma ya da protesto eylemine yönelik bir tedbir

alınması amacıyla değil belirsiz süreyle geçerli, önleyici bir yasaklama

şeklinde kullanmasıdır. Nitekim dayanılan Kanun hükümleri uyarınca da ikinci

bir emre kadar şeklinde bir yasak süresi belirlenemeyeceği gibi Anayasa

Mahkemesine hâlihazırda anılan yasaklama kararına dayanak olabilecek başka bir

kanun hükmünün bulunduğu da gösterilememiştir.

71. Açıklanan gerekçelerle Valiliğin 8/10/2018 tarihli

yasaklama kararından yaklaşık altı ay sonra -19/4/2019 tarihinde-

gerçekleştirilen bir toplantıya yönelik müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde

açıkça emredilen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilmiştir.

72. Başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını

sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahalede diğer güvence ölçütlerine

riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

73. Sonuç olarak başvurucuların Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

74. Ayrıca somut olayda başvurucuların ön karar talebine

idarenin yazılı olarak cevap verdiği gözetildiğinde idarenin verdiği cevabın

kesin nitelikte olmadığı, dolayısıyla ön karar alma şartı yerine

getirilmediğinin kabulüyle davanın reddi kararının aşırı şekilci nitelikte bir değerlendirme

olacağı gözetilmelidir.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesi ve ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması ile maddi ve manevi zararların giderilmesini

talep etmiş; maddi ve manevi tazminat miktarına ilişkin herhangi bir açıklamada

bulunmamıştır.

76. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı merci

tarafından yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak

ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya

özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar

için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri

Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

77. Başvuruculara ayrı ayrı 13.500 TL manevi tazminat

ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucular maddi zarar ile

ilgili bilgi ve belge sunulmadıklarından maddi tazminat talepleri reddedilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Zebide İnce'nin adli yardım talebinin

KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Kocaeli 1. İdare Mahkemesine (E.2019/1209, K.2020/276;

E.2019/1210, K.2020/277; E.2019/1211, K.2020/278 ile E.2019/1213, K.2020/289 sayılı

dosyalar) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvuruculara net 13.500 TL manevi tazminatın AYRI

AYRI ÖDENMESİNE, diğer tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. Başvurucular Elif Kulak (birleştirilen 2020/34656

numaralı dosya) ve Zeynep Bayar'a (birleştirilen 2020/34470 numaralı

dosya) 446,90 TL, başvurucu Zeynep Calıhan'a (2020/34033 numaralı dosya)

487,60 TL harcın AYRI AYRI; 487,60 TL (birleşen 2021/65032 numaralı dosya)

başvuru harcı ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin ise

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 6/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Hasan HÜZMELİ Başvurucular : 1. Elif KULAK 2. Zebide İNCE 3. Zeynep BAYAR 4. Zeynep CALIHAN 5. Hanife BAYAR Başvurucular Vekili : Av. Ramazan DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/34033, 6 Ekim 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. İdari Yargı
  10. B. Ceza
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. IX. Kanunsuz toplantı veya kanunsuz
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Adli Yardım
  17. B. Kötü Muamele
  18. C. Toplantı ve
  19. D. 6216 Sayılı
  20. A. Başvurucu Zebide İnce'nin adli yardım talebinin
  21. B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  22. C. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan
  23. D. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü
  24. E. Başvuruculara net 13.500 TL manevi tazminatın AYRI
  25. F. Başvurucular Elif Kulak (birleştirilen 2020/34656
  26. G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  27. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2020/34033
Tarih
6 Ekim 2022

İlgili Kararlar

  • Maxxıum Pazarlama ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2019/9692)
  • Ömer Lütfi Polat Başvurusu (B. No: 2018/22888)
  • Halise Özgüven Başvurusu (B. No: 2019/42069)
  • Bekir Karataş Başvurusu (B. No: 2019/8102)
  • Muharrem Karayol Başvurusu (B. No: 2019/40211)
  • Fuat Akman Başvurusu (B. No: 2021/10545)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.