İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emin Arslan Başaran Başvurusu (B. No: 2013/1462)

1. Başvuru, kendisine ilgili

Başvuru No2013/1462Tarih25 Haziran 2015Okuma18 dk · 3.630 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Emin Arslan Başaran Başvurusu

Karar tarihi
25 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/1462
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.630 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kendisine ilgili

belediyece verilen yapı ruhsatı üçüncü kişiler tarafından açılan dava sonucu

iptal edilen başvurucunun, mülkiyet, yaşama, konut edinme ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/2/2013

tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 26/9/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için

Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının görüş

yazısı, 25/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, başvurucu Adalet Bakanlığının cevabına karşı beyanlarını yasal süresi

içinde 9/10/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu İstanbul ili

Kartal ilçesinde 605 sayılı parselde yer alan taşınmazına inşaat yapmak için

yapı ruhsatı talep etmiş ve Kartal Belediyesinden ilgili ruhsatı almıştır.

Verilen ruhsat üçüncü kişilerce açılan davada mahkeme kararlarıyla iptal

edilmiştir.

8. Kartal Belediyesince tekrar 5/9/2005 tarihinde 2-44 sayılı ruhsatlar başvurucuya

verilmiş, ancak bu ruhsatların da iptali için yine üçüncü kişilerce daha önce

verilen iptal kararındaki hususlar düzeltilmeden kot vermeye ilişkin hükümlerin

tekrar uygulandığı, ruhsatın İstanbul İmar Yönetmeliği ve 1/1000’lik imar

planına aykırı olduğu gerekçesiyle İstanbul 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme)

nezdinde Kartal Belediye başkanlığı aleyhine 13/10/2005 tarihinde dava açılmıştır.

Başvurucu bu davaya 18/1/2006 tarihli dilekçesiyle

müdahil davalı olarak katılmıştır.

9. Mahkemenin 15/5/2008 tarihli ve E.2005/2513, K.2008/864 sayılı

kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine Danıştay

Altıncı Dairesi 18/2/2009 tarihli ve E.2008/12855,

K.2009/1441 sayılı kararıyla yapıların bulunduğu çevrenin karakteri ve kota

ilişkin gerekli inceleme yapılmadan ve bilirkişi raporu alınmadan karar

verildiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

11. Bozma sonrası yeniden

görülen davada Mahkeme, E.2010/358, K.2010/668 sayılı kararıyla Danıştayın bozma kararına uyarak, ruhsat istenen arazinin

eğiminin %15’den büyük olduğunun saptandığı, İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 6.07

maddesinin (a) fıkrasının 4. bendine göre civarın karakterine göre kot

verilmesi gerektiği, ancak ruhsatın bahsedilen Yönetmeliğin 6.07 maddesinin (a)

fıkrasının 2. bendine göre verildiği, bilirkişi raporunda bina köşe noktalarına

göre kot verilmesi halinde kot alınan noktanın yaklaşık 160 cm daha düşeceği,

bunun da zemin katın bodrum kat seviyesine inmesi anlamına geldiğinin

belirtildiği, mevcut imar planındaki yoğunluk ve yüksekliğin

değiştirilemeyeceği, bu nizamın ruhsat ve tadilat ruhsatlarıyla bozulmasının

şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu gerekçesiyle idari

işlemin iptaline karar vermiştir.

12. Başvurucu ve idarenin temyiz

talebini inceleyen Danıştay Altıncı Dairesi 10/11/2010

tarihli ve E.2010/9556, K.2010/10304 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi

kararını onamıştır.

13. Başvurucu ve idarenin karar

düzeltme istemi de Danıştay Altıncı Dairesinin 29/11/2012

tarihli ve E.2011/3194, K.2012/6991 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı

tarihte kesinleşmiştir.

14. Kesinleşen karar başvurucuya

14/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 11/2/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar

Kanunu’nun “Yapı ruhsatiyesi”

başlıklı 21. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun kapsamına

giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen

istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması

mecburidir.

Ruhsat alınmış

yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına

bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanı artmıyorsa ve nitelik

değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabi olmaz.

Ancak; derz, iç ve

dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları,

elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve

yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak

imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer

tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.

Belediyeler veya

valilikler mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum

sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamaları

ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu Kanunun

yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da bu hükme tabidir.”

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

18. 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“İdari yargı yetkisi,

idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari

mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda

gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak,

idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak

biçimde yargı kararı veremezler”

19. İstanbul İmar Yönetmeliğinin

6.07 maddesi şu şekildedir:

“a) Genel olarak

binalara arsanın cephe aldığı, yolun kırmızı kotuna göre ve yolun yüksek

tarafına rastlayan bina kenarı hizasındaki tretuvar üst seviyesinden kot

verilir. Kaplaması yapılmış yollarda mevcut yol kotları, yapılmamış yollarda

ise yol profili ile belirlenen kırmızı kotlar esas

kabul edilir. Henüz tretuvarı ikmal olunmamış ve kırmızı kotu tesbit edilmemiş olan yollarda bu tesbit

işi ilgilisinin müracaatı üzerine ilgili Belediye Başkanlığı’nca 30 gün içinde

yapılır.

Kot alınan yola olan

mesafesi 6m.’yi aşan ayrık nizam binalarda kot bina ön cephesi tabii zemin

ortalamasından alınır. Ancak yol kotuna nazaran tabii zemini yükselen

parsellerde (Yola göre ters meyilli) ise kot binanın köşe kotları

ortalamasından alınır.

Ön bahçe mesafeleri

bina köşe noktalarına göre farklılık gösteren hallerde bina köşe noktalarından

yola çıkan dik mesafelerin ortalaması alınarak ön bahçe mesafesi belirlenir.

Ancak dik meyilli

olan veya yol kenarında set teşkil eden arsalarda ön bahçe mesafesine bağlı

kalınmaksızın yapılacak binalara civarın karakterine göre kot verilir. Blok

başına rastlayan ön bahçeli binalara blokun diğer parsellerin bulunduğu

şartlara göre kot verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

11/2/2013 tarihli ve 2013/1462 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, kendisine ait

taşınmazda resmi izinleri almak suretiyle inşaat yaptığını, üçüncü kişiler

tarafından açılan yapı ruhsatının iptali istemli davanın ilk derece mahkemesi

tarafından yapının mevcut kanun ve düzenlemelere uygunluğu belirlenerek

reddedildiğini, ancak Danıştay’ın şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına

aykırı olduğundan bahisle bozma kararı verdiğini, böylece yerindelik denetimi

yaptığını, davanın aşamalarında emekli olan yüksek mahkeme başkanının eşinin de

taraf olmasının süreci etkilediğini, bozma kararına uyularak verilen karar

sonucu yapı ruhsatının iptal edilmesi ve davanın makul süreyi aşması

nedenleriyle mülkiyet, yaşama, konut edinme ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek, yeniden yargılama yapılmasını veya haksızlığın

giderilmesi için maddi ve manevi zararlarının karşılanması ile tedbir kararı

verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Başvurucu, kendisine ilgili

belediyece verilen yapı ruhsatının üçüncü kişiler tarafından açılan davanın

kabul edilmesi sonucu iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet, yaşama, konut edinme

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa

Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp, somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrasına göre herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarak bireylerin

temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hak ihlallerini

gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıdır.

24. Somut başvuruya konu davada

başvurucunun ihlal edildiğini iddia ettiği haklara müdahalenin bir kamu işlem

veya eyleminden değil, üçüncü kişilerce başlatılan bir dava süreci sonunda

meydana geldiği, iddianın aksine İdarenin başvurucunun talebini kabul ettiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun şikâyetlerinin yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu ve mülkiyet hakkı, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

açısından ayrıca inceleme yapmayı gerektiren bir kamu müdahalesi bulunmadığı

görüldüğünden, bu haklar yönünden inceleme yapılmamış, başvurucunun sayılan

iddiaları hakkaniyete uygun yargılama kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun

makul sürede yargılanma ve adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri

ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

25. Başvurucu, üçüncü kişiler

tarafından açılan yapı ruhsatının iptali istemli davada İstanbul İmar

Yönetmeliğine aykırı kot verildiği, bu haliyle ruhsat verme işleminin

şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu gerekçesiyle verilen

iptal kararı nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince

incelenemez (Necati GÜNDÜZ ve Recep GÜNDÜZ,

B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

30. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun yukarıdaki iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece

Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet bulunmadığına, derece mahkemelerinin uyuşmazlığa

getirdiği çözümün hakkaniyete uygun olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. 3194 sayılı Kanun’un 21.

maddesi, taşınmaz üzerinde inşaat yapılabilmesi için ruhsat almayı zorunlu

tutmakta, İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 6.07 maddesi ise ruhsat verilecek

taşınmazın meyilli olması halinde yol kenarında set teşkil eden arsalarda ön

bahçe mesafesine bağlı kalınmaksızın yapılacak binalara civarın karakterine

göre kot verileceğini, blok başına rastlayan ön bahçeli binalara ise bloğun

diğer parsellerin bulunduğu şartlara göre kot verileceğini hüküm altına

almaktadır.

32. Başvuruya konu olayda üçüncü

kişilerin 5/9/2005 tarihli ruhsat verme işlemiyle

ilgili olarak daha önce verilen iptal kararındaki hususlar düzeltilmeden

1/1000’lik imar planına ve İstanbul İmar Yönetmeliği’ne aykırı kot verildiği ve

bu haliyle ruhsat verme işleminin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına

aykırı olduğu iddiasıyla açılan davayı inceleyen Mahkeme, bozma kararı

sonrasında taşınmazın eğiminin % 15’den büyük olduğunun saptandığı, bu nedenle

İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 6.07 maddesinin (a) fıkrasının dördüncü bendine

göre civarın karakterine göre kot verilmesi gerektiği halde 6.07 maddesinin (a)

fıkrasının ikinci bendine göre kot verildiği, bu şekilde kot verilmesinin zemin

katın bodrum kat seviyesine inmesi anlamına geleceği, imar planındaki yoğunluk

ve yüksekliğin değiştirilemeyeceği, bu nizamın ruhsat ve tadilat ruhsatlarıyla

bozulmasının şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu

gerekçesiyle idari işlemin iptaline karar vererek başvurucu ve davacıların

yarışan hakları arasında bir denge kurmuştur.

33. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

34. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası

veya açıkça keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkına Yönelik Diğer Şikâyetler

35. Başvurucu, yapı ruhsatı ve

resmi izinler alınmak suretiyle inşaat yaptığını, üçüncü kişilerce ruhsatın

iptali istemiyle açılan davanın derece mahkemesince reddedildiğini, Danıştay

tarafından yerindelik denetimi yapılmak suretiyle kararın bozulduğunu, davanın

aşamalarında emekli olan yüksek mahkeme başkanının eşinin de taraf olmasının

süreci etkilediğini iddia ederek haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. 6216 sayılı Kanun'un, 'Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi' kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

37. 6216 sayılı Kanun'un 47.

maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile

İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru

konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki

iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine

dair açıklamalarda bulunarak iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

38. Başvurucunun, kamu gücünün işlem,

eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile

dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru

dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller

açıklanmalıdır (Veli Özdemir, §

20).

39. Yukarıda belirtilen koşullar

yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan

yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan

yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun

başlangıçta, başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için

başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu

gücünün ihlale neden olduğunu iddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli

açıklamaları yapması zorunludur (Veli

Özdemir, § 23).

40. Mahkeme, bozma kararı

sonrasında taşınmazın eğiminin % 15’den büyük olduğunun saptandığı, bu nedenle

İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 6.07 maddesinin (a) fıkrasının dördüncü bendine

göre civarın karakterine göre kot verilmesi gerektiği halde 6.07 maddesinin (a)

fıkrasının ikinci bendine göre kot verildiği, bu şekilde kot verilmesinin zemin

katın bodrum kat seviyesine inmesi anlamına geleceği, imar planındaki yoğunluk

ve yüksekliğin değiştirilemeyeceği, bu nizamın ruhsat ve tadilat ruhsatlarıyla

bozulmasının şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu

gerekçesiyle idari işlemin iptaline karar vermiştir.

41. Başvurucunun taşınmazı,

bulunduğu bölgenin eğim durumu ve civar yapısı itibarıyla, Danıştay ve derece

mahkemesi tarafından Yönetmeliğin 6.07 maddesinin (a) fıkrasının dördüncü bendi

kapsamında değerlendirilmesine rağmen Belediye tarafından Yönetmeliğin 6.07

maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendi uyarınca kot verildiği göz önüne

alındığında, kot verme işleminde idarenin takdir yetkisine müdahalenin

olmadığı, Mahkemeler tarafından hukuka uygunluk denetimi yapıldığı

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu yerindelik

denetimi yapıldığı iddiasını sadece İdarenin hukuka uygun görerek verdiği

ruhsat verme işleminin Mahkemece iptal edilmesine bağlamakta, bu iddiasını

kanıtlayacak argümanları somut olayla ilişki kurarak

temellendirmemektedir. Ayrıca başvurucu emekli olan yüksek mahkeme başkanının

eşinin de taraf olmasının süreci etkilediğini iddia etse de bu iddiasını,

bahsettiği kişilerin kimlikleri ve davanın ne şekilde etkilendiği hakkında

bilgi ve belge sunmadan soyut olarak ileri sürmektedir.

43. Anayasa Mahkemesine yapılan

bireysel başvurularda başvurucuların, ihlal edildiğini iddia ettikleri Anayasa

hükmü ile somut başvuruya konu olaylar arasında ilişki kurarak açıklamalarda

bulunmaları ve iddialarını delillendirerek

kanıtlamaları gerekmektedir. Somut başvuruda başvurucunun, yukarıda sayılan

koşulları yerine getirmediği ve iddialarını temellendiremediği anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanıtlanamamış olması

nedeniyle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

45. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına yönelik

şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu şikâyet yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu 2005 yılında idari

yargıda açılmış olan ve müdahil davalı olarak katıldığı davada yargılamanın

makul sürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

47. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

48. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir

(Güher Ergun ve Diğerleri, §§

41–45).

49. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucuya verilmiş yapı ruhsatının

iptali istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, başvurucunun

mülkiyet hakkına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebini

konu alan somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

50. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir. (Selahattin Akyıl,

§ 45).

51. Başvuru konusu davanın

açılış tarihi 13/10/2005 olmakla beraber, başvurucunun

vekili vasıtasıyla verdiği 18/1/2006 tarihli asli müdahale dilekçesi

sonrasında, asli müdahil sıfatıyla yargılamada yer almaya başladığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle, başvurucu açısından yapılacak makul süre

değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, davanın

açıldığı tarih değil, usule uygun olarak asli müdahale talebinde bulunulduğu

tarihtir (İsmail Özkan, B. No:

2012/367, 17/9/2013, § 25).

52. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52). Bu

kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay Altıncı Dairesinin

E.2011/3194, K.2012/6991 sayılı kararı verdiği 29/11/2012

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

53. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve yapı ruhsatının iptalini konu

alan davanın anılan Dairenin bozma kararı sonrasında Mahkemenin 2010/358

esasına kaydedildiği, Mahkemece 30/4/2010 tarihinde

verilen iptal kararının Daire tarafından 10/11/2010 tarihinde onandığı ve aynı

Dairenin 29/11/2012 tarihli, karar düzeltme talebini reddeden kararıyla

kesinleştiği, davanın iki davacı, bir davalı ile bir müdahil davalı olmak üzere

dört tarafının olduğu anlaşılmaktadır.

54. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 15).

55. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz

önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl,

§ 54-60).

56. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yedi yıla

yaklaşan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

58. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması ve diğer şikâyetleri nedeniyle maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

59. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yedi yıla yaklaşan yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

61. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından ve

başvurucunun makul süre şikâyeti dışındaki şikâyetleri hakkında kabul

edilemezlik kararı verildiğinden başvurucunun maddi tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

62. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

ile adil yargılanma hakkına yönelik diğer ihlal iddialarının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkına

yönelik şikâyetin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

25/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucu : Emin Arslan BAŞARAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1462, 25 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 5.000,00 TL
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1462
Tarih
25 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Abdurrazak Özel Başvurusu (B. No: 2014/5599)
  • Hikmet Çiçek Başvurusu (B. No: 2013/5884)
  • Muharrem Erkan Başvurusu (B. No: 2014/5226)
  • İbrahim Durak Başvurusu (B. No: 2014/6564)
  • Yahya Türk Başvurusu (B. No: 2014/7008)
  • Uğur Yüzkan Başvurusu (B. No: 2014/8033)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.