İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Erdal Sarıkaya Başvurusu (B. No: 2017/37237)

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

Başvuru No2017/37237Tarih17 Mart 2021Okuma59 dk · 11.789 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Erdal Sarıkaya Başvurusu

Karar tarihi
17 Mart 2021
Başvuru Numarası
2017/37237
R.G. Tarih ve Sayı
29/4/2021-31469
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.789 kelime·59 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve

buna ilişkin açılan ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet

yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1980 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde

İstanbul'da yaşamakta ve bir giyim firmasında güvenlik görevlisi olarak

çalışmaktadır.

A. Genel Olarak

10. Başvurucu, ülke genelinde gerçekleşen ve Gezi

Parkı eylemleri olarak bilinen gösterilerin 11/6/2013 tarihinde yapılan

Taksim Meydanı'ndaki kısmına katılmıştır. Kardeşini almak için eylemlerin

yapıldığı yere gittiğini beyan eden başvurucu, Anayasa'nın 26. maddesinde

düzenlenen haktan yararlanarak kendini ifade etmek için gösterilerde yer

aldığını soruşturma aşamasında dile getirmiştir. Kolluk görevlilerinin

başvurucunun bulunduğu yerdeki gösteriye müdahale ettikleri esnada başvurucu,

gözüne isabet eden sert bir cisimle yaralanmıştır.

11. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014

tarihinde yayımlanan Gezi Parkı olayları raporuna göre kısaca (detaylı bilgi

için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §10) Gezi Parkı

eylemleri/olayları;

- İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nda

yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013

tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı'na girmesiyle başlamış, haziran ve temmuz

aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri

yürüyüşleridir.

- İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile

6/9/2013 tarihleri arasında 80 ilde bu kapsamda 5.532 eylem/etkinlik

gerçekleştirilmiştir.

- Türk Tabipleri Birliği verilerine göre kamu

hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda

kurulan revirlere toplam 8.163 kişi yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan

106'sı kafa travmasına uğramış, 63'ü ağır yaralanmış, 11'i gözünü kaybetmiştir.

12. Başvurucunun katıldığı tarihte gerçekleşen gezi

eylemleriyle ilgili olarak kolluk memurları tarafından 11/6/2013 ve 12/6/2013

tarihli Olay Tutanakları düzenlenmiştir. 11/6/2013 tarihli Olay Tutanağı'nda

Taksim Meydanı'nda göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanılması, 12/6/2013

tarihli Olay Tutanağı'nda ise tazyikli su kullanılması suretiyle gösterilere

müdahale edildiği, bu gösteriler nedeniyle hiç kimsenin gözaltına alınmadığı

belirtilmiştir.

B. Ceza

Soruşturması Süreci

13. Başvurucu, kolluk memurlarınca müdahale sırasında

gerekli olmadığı hâlde savunma/ZED tüfeği (gaz fişeği) veya plastik mermi

kullanılması nedeniyle gözünden yaralandığını ileri sürerek yaralanmasına

sebebiyet veren kolluk görevlileri hakkında 3/10/2013 tarihinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur.

14. Başsavcılık tarafından başvurucunun şikâyeti üzerine

2013/139143 Soruşturma numarasıyla soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma

22/10/2013 tarihinde benzer yakınmaları olan yüzlerce müştekinin şikâyetiyle

birlikte 2013/79334 numaralı soruşturma dosyasında birleştirilmiştir. Beş yüz

soruşturma dosyasının birleştirilmesiyle oluşan bu soruşturma, İstanbul'un

farklı yerlerinde ve farklı tarihlerde gerçekleşen Gezi olaylarıyla ilgili

olarak yürütülen ana soruşturmalardan biridir.

15. Başsavcılıkça olay yerini gösteren MOBESE ve diğer

kamera görüntülerinin toplanması, tanıkların tespit edilmesi ile şüpheli kolluk

görevlilerinin belirlenmesi 30/10/2013 tarihinde İstanbul Emniyet

Müdürlüğünden, kamera görüntüleri mevcut ise bu görüntülerin çıkarılarak

gönderilmesi 10/3/2014 tarihinde Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğünden

istenmiştir. Kolluk birimlerince Başsavcılık istemine cevap verilip

verilmediğine, verilmişse içeriğine dair UYAP'taki soruşturma dosyalarında

herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

16. 12/3/2014 tarihinde başvurucunun şikâyetine yönelik

olarak yürütülen soruşturmaya, ana soruşturmadan ayrılarak 2014/35756

numarasıyla devam edilmiştir.

17. Başsavcılıkça başvurucunun 18/3/2014 tarihinde sözlü

ifadesi alınmıştır. Başvurucu kısaca sağ gözüne isabet eden gaz fişeği

kapsülüyle veya plastik mermiyle yaralandığını, kolluğa taş atmadığını,

anayasal hakkını kullandığını, kendisini yaralayan polis memurunu göremediğini,

yaralandığı sırada arkadaşını cep telefonuyla aradığını, arama kayıtları

çıkarılırsa yaralanma saatinin tam olarak tespit edilebileceğini, kayıtların

çıkarılmasına rızasının olduğunu, ayrıca vurulduğunda yanında kardeşi ile

arkadaşı Y.nin bulunduğunu, onların tanık olarak dinlenmesini istediğini ve

kendisini yaralayan kolluk görevlisinden şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.

18. Yaralanma tarihine/saatine veya yerine ilişkin kesin

bilgi bulunmamakla birlikte başvurucu, Başsavcılığa verdiği ifadesinde 12/6/2013

tarihinde saat 01.00 ile 01.30 arasında yaralandığını iddia etmiş; daha sonra

-12/12/2019 tarihinde verdiği dilekçeyle- yaralanma saatinin 11/6/2013

tarihinde saat 23.30 ile 12/6/2013 tarihinde saat 02.30 arasında olduğunu

belirtmiştir. Yaralanma yerinin tam olarak neresi olduğunu da ifadesinde

açıklayamayan başvurucu, sadece yaklaşık olarak Talimhane Caddesi'nin Taksim

Meydanı'na çıkan kısmında toplanan kalabalıktan ayrılarak 10-20 metre

yürüdükten sonra yaralandığını dile getirmiş; daha sonra ibraz edeceği

dilekçeyle yaralanma yerini haritada işaretleyerek soruşturma makamlarına

ileteceğini vurgulamıştır. Başvurucu 12/12/2019 tarihli dilekçesinde yaralanma

yerinin Cumhuriyet Caddesi'nin Taksim Meydanı'na çıkılan yeri olduğunu dile

getirmiştir.

19. Başvurucu, vekili aracılığıyla sunduğu 24/10/2014

tarihli dilekçesiyle ana soruşturmada (2013/79334 numaralı) toplanan deliller

ile ilgili beyanda bulunmuş; MOBESE kameralarının tahrip edildiği Gezi olayları

soruşturmalarına yansımasına rağmen bu tahribatın kim tarafından yapıldığının

araştırılmadığını, görev yoğunluğundan dolayı listelerin düzenli tutulmadığının

ve kimlerin gaz fişeği kullandığının tespit edilemediğinin kolluk birimleri

tarafından bildirildiğini, listelerde belirtilen kolluk görevlilerinin en az

yarısının ifadesinin alınmadığını belirterek görüntülere yansıyan kolluk

memurlarının kimliklerinin tespit edilerek soruşturmaya dâhil edilmesini talep

etmiştir.

1. Sağlık

Raporları

20. Başvurucu; Başsavcılık ifadesinde ve sunduğu

dilekçelerde, yaralandıktan sonra çevrede bulunan kişilerin yardımıyla önce

Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine, ardından Okmeydanı Eğitim

ve Araştırma Hastanesine götürülerek burada ilk ameliyatını olduğunu,

sonrasında Çapa Tıp Fakültesi Göz Kliniğinde iki kez ameliyat olduğunu

açıklamıştır.

21. Başsavcılıkça başvurucunun tedavi evrakı ile hakkında

düzenlenen sağlık raporları Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden

11/11/2014 tarihinde, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinden

12/11/2014 tarihinde istenmiştir. Başvuru dosyasında veya UYAP'a kayıtlı

soruşturma dosyasında hastaneler tarafından gönderilen evrakların bulunmadığı,

buna karşın şikâyet dilekçesiyle birlikte ilgili evrakın bir kısmının başvurucu

tarafından Başsavcılığa sunulduğu görülmüştür.

i. Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin

12/6/2013 tarihli ve 04.16 saatli raporunun "Olay Öyküsü"

kısmında başvurucunun polis müdahalesinde başına biber gazı kapsülü geldiğini

beyan ederek başvurduğu belirtilmiştir (Sunulan rapor tek sayfa olup başkaca

bilgi bulunmamaktadır.).

ii. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Servisi

tarafından düzenlenen 12/6/2013 tarihli ve 04.30 saatli genel adli muayene

raporunda, 12/6/2013 tarihinde saat 00.30 civarında, sağ gözüne biber gazı

fişeği çarpan başvurucunun Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma

Hastanesinden sevkinin yapıldığı, sağ grob perfasyonu tanısıyla acil

operasyon için hastaneye yatışının gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Aynı

Hastane tarafından düzenlenen 12/6/2013 tarihli geliş ve 13/6/2013 çıkış

tarihli epikriz raporunda başvurucunun genel anesteziyle ameliyat edildiği, sağ

gözün ekarte edilerek onarımının yapıldığı açıklanmıştır.

22. Hastaneler tarafından gönderilen evraklar,

Başsavcılıkça İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğüne (Adli Tıp Kurumu) 20/10/2015

tarihinde iletilerek başvurucunun yaralanmasının niteliğinin belirlenmesi talep

edilmiştir. Adli Tıp Kurumunca söz konusu evraklara atıf yapılarak düzenlenen

21/10/2015 tarihli rapor şöyledir:

"Şişli Etfal E.A. Hastanesinin

12.06.2013 tarih 242845 sayılı raporunda; polis müdahalesinde başına biber gazı

kapsülü gelmesi ifadesiyle geldiği, her iki gözde periorbital ekimoz olduğu,

kranial BT de intrakranial hadise düşünülmediği, orbita BT de glob perforasyonu

düşünüldüğü, göz bakısında, sağ skleral perforasyon olup sağda ışık hissinin

negatif olduğu, sağ orbita tabanında küçük fraktür hattı saptandığı, Okmeydanı

E.A. Hastanesinin 12.06.2013 geliş, 13.06.2013 çıkış tarihli epikriz raporunda,

genel anestezi altında ameliyat edildiği, sağ göz ekarte edilerek onarımının

yapıldığı, arızasının,

Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı,

Basit bir tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,

Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi

ORTA(2) derece olduğu,

Duyularından birinin fonksiyonun sürekli

kaybı niteliğinde olduğu"

2. Şüpheli

Kolluk Görevlilerinin Belirlenmesine İlişkin İşlemler

23. Başsavcılıkça temin edilen bazı kamera görüntüleri

2/12/2014 tarihinde bilirkişiye tevdi edilmiş, görüntülerde yer alan kolluk

görevlilerinin kask numaralarının tespit edilmesi istenmiştir. Görüntülerin

neleri içerdiği veya ne şekilde elde edildiği UYAP'taki soruşturma dosyasından

anlaşılamamaktadır. Ulusal Kriminal Büro, görüntüleri incelemek üzere

Başsavcılıkça bilirkişi olarak atanmıştır. Ulusal Kriminal Büro Amirliğinin

8/1/2014 tarihli raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"Taksim bölgesinde yüzlerce çevik

ve onlarca Zetçinin o günün her saatinde muhtelif yerlerde görüldüğü, bunlardan

ise olaya müdahili olduğu değerlendirilenlerin, olaydan bilgisi olanın olay

yerinin müdürü sıfatıyla resmi görülen tek yıldızlı emniyet müdürü olduğunun

düşünüldüğü, [T- ...]

Kask numaralı 6246 grubunun birinci yaya kuvvetler ekibinden [... ]

sicil numaralı [E.T.nin] da görüntüsü ve birlikte bulunması nedeniyle

sanki Müdürün refakat polisi olduğu, olaydan sorumlu olan ZET'çileri mutlaka [E.T.nin]

da tanıdığı, [B-...] kasklı olay yeri ve ay anı ekibinden olan sicil no [...]

Robokopçu [M.K.nin] içinde olduğu 5 kişilik Zet timi olduğunun

değerlendirildiği, Olay yerindeki 4-5 ZET'çinin kendi ekibinde olması nedeniyle

tüm Zetçileri en iyi ve en yakın bilmesi gereken çevik kuvvet polisinin

[...] sicilli Robokopçu [M.K.] olduğunun değerlendirildiği, olay

noktasına başkaca görüntülerde, başkaca yapılan Zet ateşlemesine ve ateşine

rastlanmadığından mağdur Erdal Sarıkaya'nın vurulma olayının 11/06/2013'ü

12/06/2013'e bağlayan gece yarısının tam ortasında oluştuğu değerlendirildiği,

Erdal Sarıkaya'nın vuruluş anının ve vuranın birebir kameralarda görülmemesinin,

yüzlerce polis listesinden en fazla 5 personelle, bir müdür ve iki önemli görgü

tanığına indirgenebilmesinin ve bulguların değerlendirilmesi..."

24. Bilirkişi tarafından numaraları belirlenen kaskları

kullanan kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespitine yönelik olarak 10/3/2015

tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden bilgi istenmiştir. Emniyet

Müdürlüğünce kask numaraları tespit edilen personelden olay günü görevli olup

ZED/savunma tüfeği kullanma yetkisi veya eğitimi bulunanların isim listesi

Başsavcılığa iletilmiş, bazı kask numaralarının (beş adet kask numarasının)

kayıtlı olmadığı bildirilmiştir. Emniyet Müdürlüğünün cevabında tarih

bulunmamakta olup cevabın UYAP'a kayıt tarihi 26/6/2015'tir.

25. Öte yandan Gezi eylemlerinde başvurucuyla aynı gün

yakın bölgede yaralanan A.A.nın kolluk görevlilerine ilişkin şikâyetine dair

yürütülen ceza soruşturması Gezi olaylarıyla ilgili 2013/79334 Sor. numaralı

ana soruşturmadan 8/11/2013 tarihinde ayrılmış, bir süre 2014/53879 Sor.

numaralı soruşturmada tek başına yürütüldükten sonra 10/3/2015 tarihinde

başvurucunun şikâyetinin araştırıldığı 2014/35756 Sor. numaralı soruşturmayla

birleştirilmiştir.

26. Birleşen 2014/53879 numaralı soruşturma dosyası

(A.A.nın şikâyetiyle ilgili yürütülen) kapsamında Başsavcılık tarafından olay

günü savunma tüfeği kullanmaya yetkili olan ve kimliği tespit edilen on altı

polis memurunun soruşturmalar birleştirilmeden önce 2014 yılı Haziran-Temmuz

ayları arasında -farklı tarihlerde- şüpheli olarak savunmaları alınmıştır.

Şüpheli polisler genel olarak suçlamaları kabul etmemiştir. Memurların bir

kısmı Gezi Parkı eylemlerinde görevli olduğunu ancak yaralama eylemlerinin

gerçekleştiği yerde bulunmadığını beyan etmiş, diğer bir kısmı ise olay yerinde

savunma tüfeği kullandığını ancak kimseyi yaralamadığını ifade etmiştir.

Başsavcılık ayrıca aynı soruşturmada 17/4/2014 tarihinde İstanbul Emniyet

Müdürlüğünden toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) veya kolluk araçlarında

çekilen görüntülerin bulunup bulunmadığının araştırılmasını istemiştir.

27. Başsavcılık, İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde

komiser olan ve olay yerinde görev alan K.K.nın tanık olarak 10/3/2015

tarihinde ifadesini almıştır. Tanığın ifadesi şöyledir:

"11/06/2013 günü sabah 05:00

sıralarında Beşiktaş Dolmabahçe stadı civarında konuşlanmıştık. Gece 23:00

sıralarına kadar o bölgede görev yaptık. Daha sonra Taksime çıktık. Ve Divan

Kavşağı yoluna da geçtiğimiz hatırlıyorum. Ancak Talimhaneye hiç geçmedik diye

hatırlıyorum. Divan Kavşağına geldiğimizde göstericiler tarafından barikatlar

kurulmuştu. Bizimde gruplar olarak müdahalemiz oldu. Bu sırada sorumluluğumda

bulunan zet silahı kullanmakla görevli personelimde kurallara uygun şekilde

gerek olduğunda zet silahını kullanmıştır. Hatırladığım kadarıyla 11 Haziran

günü gruplara yönelik olarak yapılan çalışmaların yoğun olduğu bir gündü.

birçok grup olay yerindeydi. Hemen hemen her yerde barikat kurulmuştu. Bu

barikatları ve göstericileri bertaraf etme amacıyla çok sayıda gruplar olarak

müdahalede bulunduk.

[M.C.Y.] grubumun zetçilerindendir. Hiçbir zetçi polisinin kurallara aykırı

olarak göstericileri doğrudan hedef alarak ateş ettiğini görmedim. Böyle bir

talimatımızda söz konusu olamaz."

28. Başvurucu ve diğer şikâyetçi A.A.nın ortak vekili

tarafından 5/4/2016 tarihinde Başsavcılığa sunulan dilekçeyle, Emniyet

Müdürlüğünün cevap yazısına göre liste şeklinde isimleri bildirilen

görevlilerin soruşturmaya dâhil edilmesi, numarası kayıtlı olmadığı bildirilen

kaskların nasıl mevcut olabildiğinin araştırılması, Çevik Kuvvet ekibine bağlı

olmadığı tespit edilen görevlilerin hangi birime bağlı olduğunun tespit

edilmesi talep edilmiştir.

3. Soruşturma

İzni İstenmesi Sürecine İlişkin İşlemler

29. Öte yandan Başsavcılık 20/10/2015 tarihinde başvurucu

ve A.A.nın şikâyetiyle ilgili olarak zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması

suçunu işledikleri isnadıyla kask numaralarından kimlikleri tespit edilen on

altı kolluk görevlisi ile kimliği tespit edilemeyen gaz bombası ve

tüfeği kullanan görevli hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar

ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma

izni talep etmiştir.

30. İstanbul Valisi'nin 8/1/2016 tarihli oluruyla, on

altı polis memuru hakkında soruşturma izni verilip verilmeyeceğinin tespiti

amacıyla ön inceleme raporu hazırlaması için 2. Sınıf Emniyet Müdürü A.V. ön

incelemeci olarak görevlendirilmiştir. Ön inceleme raporunun ilgili kısmı

şöyledir:

"Gezi parkı eylemleri olarak

bilinen Türkiye genelinde ve İstanbulun birçok semtinde aynı anda birçok

protesto eyleminin yapıldığı, Taksim Meydanının ise İstanbuldaki olayların en

yoğun yaşandığı yerlerden olduğu, gaz fişeği kullanan polis memurlarının 2559

sayılı PVSK'nın 16. maddesi hükmü gereğince görevlerini yerine getirdikleri,

olay yerinde şartların oluşmasından dolayı görevli olan personelin kendilerine

2911 sayılı ve 2559 sayılı kanunların verdiği yetkiyi kullanarak kanunsuz eylem

ve yürüyüş yapan gruba yasal sınırlar içinde müdahalede bulundukları, eylemleri

önlemek amacıyla eylemcilere herhangi bir kısıt olmaksızın atılmış olan gaz

fişeğinin bahse konu yerde şahıs yada şahısların yaralanmasına sebebiyet verme

ihtimali olmakla birlikte şikayetçi şahısların görevli polis memurlarının atmış

olduğu gaz fişeği neticesinde yaralandığını, delillendirebilecek somut, teşhise

uygun isim, şahıs, şahit veya delil ortaya koyma imkanı olmadığı, bu nedenle

adı geçen görevlilerin kusurlu olduklarının tespit edilemediği

anlaşıldığı"

31. İstanbul Valisi tarafından 22/2/2016 tarihli ve

2016/123 sayılı kararla ön inceleme raporundaki tespitler doğrultusunda on

altı kolluk görevlisi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir. Kararda, şikâyetçi olan kişilerin kasıt olmaksızın atılan gaz

fişeğiyle yaralanma ihtimalleri mevcut ise de kolluk görevlilerince atılmış gaz

fişeğiyle yaralandıklarına ilişkin somut delillerin ortaya konma ihtimalinin

bulunmaması nedeniyle on altı kolluk görevlisinin kusuru olmadığının

değerlendirildiği açıklanmıştır.

32. Soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara itiraz

edilmeyeceği Başsavcılık tarafından 10/5/2016 tarihinde Valiliğe

bildirilmiştir. Valilikçe, süresinde itiraz edilmemesinden dolayı on altı

kolluk görevlisi hakkındaki kararın 22/8/2016 tarihinde başvurucu açısından

kesinleştiği 11/10/2016 tarihinde Başsavcılığa bildirilmiştir.

33. Diğer müşteki A.A. ise soruşturma izni verilmemesi

kararına itiraz etmiştir. Müşteki A.A.nın yaralanması nedeniyle yürütülen

soruşturma, başvurucunun yaralanmasıyla ilgili yürütülen soruşturmadan

25/10/2016 tarihinde Başsavcılık tarafından ayrılmış ve yeni bir soruşturma

numarasıyla (2016/126756 numaralı) soruşturmaya ayrıca devam edilmiştir.

34. Bu arada Başsavcılıkça, sadece kimliği tespit edilen

on altı kolluk görevlisi hakkında değil aynı zamanda bilirkişi raporunda kask

numaraları belirtilen (beş adet kask numarası) ancak kimliği tespit

edilemeyen gaz bombası ve tüfeği kullanan görevliler hakkında da soruşturma

izni istendiğinin 26/8/2016 tarihinde Valiliğe hatırlatılması üzerine İstanbul

Valisi'nin 27/1/2017 tarihli oluruyla bu kez kimliği tespit edilemeyen gaz

bombası ve tüfeği kullanan görevliler hakkında ön inceleme raporu

hazırlaması için Komiser S.E. ön incelemeci olarak görevlendirilmiştir.

35. Ön inceleme raporunda bazı kask numaralarının Çevik

Kuvvet Şube Müdürlüğü kayıtlarında bulunmadığı, diğer bazı numaraların

kayıtlarının olduğu ancak 11/6/2013 ile 12/6/2013 tarihli günlük görev

listelerinde göz yaşartıcı gaz kullanan personelin girişi yapılmadığından bu

kaskları kullanan personelin kimlik tespitinin yapılamadığı, bu nedenle kimliği

belli olmayan kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine ve

disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

36. Ön inceleme raporundaki tespitler doğrultusunda

İstanbul Valisi tarafından 23/2/2017 tarihli -kararda sehven 23/2/2016 tarihi

yazılmıştır- ve 2017/64 sayılı kararla kimliği tespit edilemeyen gaz bombası

ve tüfeği kullanan görevliler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir.

37. Başvurucu kimliği belli olmayan kolluk görevlileri

hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin bu karara itiraz etmiş;

başvurucunun itirazı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi

(Bölge İdare Mahkemesi) tarafından 11/5/2017 tarihinde kabul edilmiştir.

Kararda, 4483 sayılı Kanun'un 2. maddesinde efrada karşı yapılan suimuameleler

(kötü muamele) ile ilgili olarak açılan soruşturmalarda anılan Kanun'un

hükümlerinin uygulanmayacağının düzenlendiği ve karara konu suç isnadının bu

kapsamda kaldığı dikkate alınarak soruşturmanın genel hükümlere göre

yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle itirazın kabul edildiği açıklanmıştır.

38. Kimlikleri tespit edilen şüpheli on altı polis

memuru hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle Başsavcılıkça

2/5/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin ek karar verilmiştir.

Kararda müşteki olarak sadece başvurucu yer almaktadır. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"...şikayete konu iddianın

soruşturmasının 4483 sayılı yasaya tabi olması nedeniyle Zor Kullanma Yetkisine

İlişkin Sınırı Aşılması suçundan Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından

şüpheliler hakkında 4483 sayılı yasa kapsamında soruşturma izni verilip

verilmemesi hususunda talep edildiği, talebimiz sonucu İstanbul Valiliği İl

Emniyet Müdürlüğü tarafından ön inceleme başlatıldığı, yapılan ön inceleme

sonucu ... şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesine dair karar

verildiği, ... karara karşı yasal süre içerisinde her hangi bir itiraz

olmadığından kararın kesinleştiği,

...

Şüpheliler hakkındaki incelemenin

sonucunda müsnet Zor Kullanma Yetkisine İlişkin Sınırı Aşılması, görevi kötüye

kullanma suçundan, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanmasına Dair Kanunun 4. maddesinin son fıkrası uyarınca soruşturma

yapılmasına yer olmamasına..."

39. Başsavcılıkça verilen kovuşturmama (ek) kararından

haberdar olmaksızın başvurucu soruşturmanın genişletilmesi talebiyle

1/6/2017 tarihinde Başsavcılığa dilekçe ibraz etmiştir. Başvurucunun dilekçesi

sehven ek karara itiraz dilekçesi olarak kabul edilerek değerlendirilmek üzere

İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin

2/6/2017 tarihli kararıyla, Başsavcılık ek kararının 15/4/2017 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmesine rağmen başvurucunun on beş günlük kanuni sürenin

dolmasından sonra 1/6/2017 tarihinde karara itiraz ettiği gerekçesine istinaden

itirazın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine karar verilmiştir.

40. Başsavcılık diğer taraftan başvurucunun kimliği

tespit edilemeyen gaz bombası ve tüfeği kullanan görevliler hakkında soruşturma

izni verilmemesine kararına itirazının Bölge İdare Mahkemesince kabulü

nedeniyle kimliği tespit edilemeyen gaz bombası ve tüfeği kullanan görevli hakkında

devam eden soruşturmanın üç ayda bir bilgi verilmesi koşuluyla 11/7/2017

tarihinde daimî aramaya alınmasına karar vermiştir.

41. Başvurucu 14/7/2017 tarihinde Başsavcılığın on altı

kolluk görevlisi hakkında verdiği ek karara itiraz dilekçesi sunarak

2/5/2017 tarihinde verilen Başsavcılık kararını 15/4/2017 tarihinde tebliğ

almasının mümkün olmadığını belirtmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin ek

kararı 13/7/2017 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucunun bu itirazı,

İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince süresinde kabul edilmiş, buna karşın "Başsavcılık

kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle 11/9/2017 tarihinde

esas yönünden reddedilmiştir. İtirazın reddi kararı başvurucuya 12/10/2017

tarihinde tebliğ edilmiştir.

42. Başvurucu 9/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

4. Bireysel

Başvurudan Sonraki Soruşturma Süreci

43. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunduktan sonra

soruşturma süreciyle ilgili yaşanan gelişmeler kısaca şöyledir:

i. Aynı soruşturma dosyasındaki diğer şikâyetçi A.A.nın

İstanbul Valisi'nin 22/2/2016 tarihli ve 2016/123 sayılı on altı kolluk

görevlisi hakkında soruşturma izni verilmemesi kararına itirazı, Bölge İdare

Mahkemesinin 5/7/2018 tarihli kararıyla soruşturmaya konu suç isnadının genel

soruşturma hükümleri çerçevesinde soruşturulması gerektiği gerekçesiyle kabul

edilmiştir. A.A.nın şikâyeti ile ilgili bu soruşturma 25/10/2016 tarihinden

beri ayrı yürütüldüğünden soruşturmanın akıbeti bilinmemektedir.

ii. Emniyet Müdürlüğü tarafından 24/7/2017, 22/1/2018 ve

Ağustos 2018 -müzekkerede tam tarih bulunmamaktadır- tarihlerinde başvurucunun

yaralanmasından sorumlu şahısların aranması çalışmalarının devam ettiği

bildirilmiştir.

iii. Başvurucu, soruşturmanın genişletilmesi talebini

içeren dilekçeyi 28/3/2018 tarihinde soruşturma makamına sunmuş; dilekçede,

kimliği belirlenemeyen ancak kask numaraları belirlenen görevlilerin başka

illerden gelme ihtimaline binaen araştırma yapılmasını, kimliği belirlenen on

altı görevlinin savunmalarının tespit edilmesini, olay günü olay yerinde

görevli diğer kolluk görevlilerinin beyanlarına başvurulmasını, görev

listelerinde belirtilmeyen ve savunma tüfeği kullanan görevlilerin

araştırılmasını, tüfeklerin tesliminden sonra zimmet belgelerinin imha edildiği

bildirildiğinden imha edenler hakkında soruşturma yapılmasını, tüm kamera

görüntülerinin toplanarak incelenmesini, olay günü kullanılan TOMA'ların hard

disklerinin temin edilerek incelenmesini talep etmiştir.

iv. Başsavcılık tarafından Emniyet Müdürlüğünden Gezi

Parkı eylemlerine ilişkin toplu görüntüler temin edilerek 4/6/2018 tarihinde

İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvarına gönderilmiş, başvurucunun ifade ve

dilekçelerinde belirttiği yaklaşık yaralanma yeri haritada işaretlenerek

12/6/2013 tarihi saat 01.00 ile 01.30 arasındaki görüntülerin incelenerek

başvurucunun yaralanma anına ilişkin görüntü mevcutsa araştırılarak gönderilmesi

istenmiştir. Laboratuvarın 13/9/2018 tarihli uzmanlık raporuna göre talep

edilen incelemenin teknik inceleme kapsamında sayılmadığından yapılamadığı,

ayrıca gönderilen kayıtlarda incelenmesi istenen tarih aralığına da

rastlanmadığından araştırmanın yapılamadığı bildirilmiştir.

v. Başsavcılık başvurucunun yaralanmasından sorumlu

olanların belirlenmesi amacıyla araştırma yapılmasını 19/10/2018 tarihinde İl

Emniyet Müdürlüğünden yeniden istemiştir. İl Emniyet Müdürlüğünün cevabında,

başvurucu ifadesinde Talimhane Caddesi yakınlarında yaralandığını iddia

ettiğinden olay günü Talimhane Caddesi ve çevresinde görevli olan kolluk

personelinin kimlik bilgileri liste hâlinde bildirilmiştir.

vi. Başvurucu, İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvarı

tarafından hazırlanan uzmanlık raporuna 5/11/2018 tarihinde itiraz etmiş; daha

önce Ulusal Kriminal Bürosu tarafından hazırlanan raporda görüntülerin

incelenebildiğini belirterek teknik donanıma sahip bilirkişi heyeti

oluşturulmak suretiyle kayıtların yeniden incelenmesini istemiş; bu defa

incelemeye esas olay saatinin 14.00-06.00 aralığı olarak belirlenmesini talep

etmiştir.

vii. Başvurucu 29/11/2018 tarihli dilekçesiyle açtığı tam

yargı davası içinAdli Tıp Kurumu tarafından 31/10/2018 tarihinde hazırlanan ve

başvurucunun sağ gözünde tam görme kaybının olduğunun tespit edildiği raporu

soruşturma dosyasına sunmuştur.

viii. Başvurucu; vekili aracılığıyla sunduğu 14/3/2019

havale tarihli dilekçesiyle soruşturmada ilerleme kaydedilebilmesi için kolluk

birimlerinden olay günü plastik mermi kullanan kolluk görevlilerinin

kimliklerinin tespit edilmesini, bu kişilerin cep telefonu HTS kayıtlarının

temin edilmesini, olay anındaki telsiz görüşme kayıtlarının istenmesini, mevcut

görüntülerin bağımsız bilirkişi olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesince

incelenmesinin istenmesini talep etmiştir.

ix. Başsavcılık tarafından 3/9/2019 tarihinde

soruşturmanın ikinci kez daimî aramaya alınmasına karar verilmiştir.

x. Başsavcılıkça başvurucunun yaralandığı yer ve saatte

yapılan telsiz konuşma içerikleri ilgili kolluk birimlerinden 21/10/2019

tarihinde istenmiş ancak konuşma içeriklerine ulaşılamadığı kolluk tarafından

bildirilmiştir.

xi. 12/12/2019 tarihinde başvurucu, kamera görüntülerinin

yeniden incelenmesini talep etmiş; yaralanma anının 11/6/2013 tarihi saat 11.30

ile 12/6/2013 tarihi saat 02.30 arasında olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun

talebi doğrultusunda Başsavcılıkça dosyaya bilirkişi atanmış, İstanbul Emniyet

Müdürlüğünden temin edilen Gezi Parkı eylemlerine ilişkin bir kısım kamera

kaydının incelenmesi suretiyle başvurucunun bulunduğu konuma ve yaralanma anına

ilişkin görüntü olup olmadığının araştırılarak yaralamaya neden olan polis

memurunun kimliğinin belirlenmesi talep edilmiştir.

xii. 23/3/2020 tarihli bilirkişi raporunda, MOBESE ve

olay yerinde bulunan işyeri kameralarından elde edilen altı kaydın incelenmesi

neticesinde başvurucunun yaralanma anını gösteren görüntü olmadığının tespit

edildiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca kayıtların yer aldığı CD'lerin her

birinin üzerinde 6/7/2013 tarihinin yazılı olduğu ifade edilmiştir. Anılan

tarih olay tarihi olmamasına rağmen hangi sebeple CD'lerin üstünde bu tarihin

yazılı olduğu açıklanmadığından anlaşılamamıştır.

C. Tam Yargı

Davası Süreci

44. UYAP'ta yapılan araştırma neticesinde başvurucunun

18/7/2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı aleyhine idarenin kusurlu eylemi

nedeniyle yaralandığını dile getirmek suretiyle maddi ve manevi tazminat

istemli tam yargı davası açtığı görülmüştür.

45. İstanbul 9. İdare Mahkemesi, anılan davanın 16/9/2019

tarihinde süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Dava istinaf incelemesi

aşamasında olup karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyasının incelenmesinden;

davacının 11.06.2013 tarihinde Taksim Geziparkında meydana gelen toplumsal

olaylar sırasında hiçbir şekilde emniyet kuvvetlerine eylemde bulunmamasına

rağmen emniyet güçlerinin kullandığı gaz kapsülünün gözüne isabet etmesi

nedeniyle yaralandığını belirterek idarenin hizmet kusuru nedeniyle uğradığı

zararların tazmini için eldeki davayı ikame ettiği, davanın ilk önce 14.07.2014

tarihinde açıldığı ve Mahkememizin 2014/1370 Esasına kaydedildiği, yapılan

yargılama neticesinde Mahkememizin 24.11.2015 tarih ve 2014/1370 E. 2015/2082

K. sayılı kararıyla dava dilekçesinin İçişleri Bakanlığı ve İstanbul

Valiliği'ne (her ikisine ayrı ayrı) tevdiine karar verildiği, kararın temyiz

edilmediği ve karar doğrultusunda dava dilekçesinin 11.12.2015 tarihinde

İçişleri Bakanlığı'na, 15.12.2015 tarihinde İstanbul Valiliği vekiline,

10.12.2015 tarihinde de İstanbul Valiliği'ne tebliğ edildiği görülmektedir.

...

Dolayısıyla, tebliğ edilen dava

dilekçeleri sonrasında idarelerce 09.02.2016, 13.02.2016 ve 08.02.2016

tarihlerinde zımnı red işlemleri gerçekleşmiş, bu tarihler itibariyle 60 günlük

dava açma süresi başlamış ve neticede de dava açma süreleri 11.04.2016,

15.04.2016 ve 10.04.2016 tarihlerinde sona ermiştir. En geniş yorumla davacının

dava açma süresi 15.04.2016 tarihine kadar devam etmiştir.

Bu durumda, davacının mercine tevdi

kararı sonrası, dava dilekçelerinin ilgili idarelere tebliğ edilmesine rağmen

cevap verilmemesi nedeniyle meydana gelen zımnı red işlemlerine karşı en geç

(60 gün + 60 gün) 15.04.2016 tarinine kadar dava açması gerekirken bu süre

geçirildikten çok sonra, (Mahkememizce sonradan dilekçe red kararı verilen)

19.07.2016 tarihli dilekçeyle açılan davanın süresinde olmadığı sonuç ve

kanaatine varılmıştır."

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Soruşturma

İzni Sürecine İlişkin

46. 4483 sayılı Kanun'un "Amaç" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek

usulü düzenlemektir."

47. 4483 sayılı Kanun’un "Kapsam" kenar

başlıklı 2. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243

ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154

üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve

kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz."

48. 4483 sayılı Kanun'un "Olayın yetkili mercie

iletilmesi, işleme konulmayacak ihbar ve şikayetler" kenar başlıklı

4. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet başsavcıları, memurlar

ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin

herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu

öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan

delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya

şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın

evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler."

49. 4483 sayılı Kanun'un "İtiraz" kenar

başlıklı 9. maddesi şöyledir:

"Yetkili merci, soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına,

hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa

şikâyetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin

karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;

soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı

veya şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin

kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), (g)

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç

üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir."

50. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza

Kanunu'nun 245. maddesi şöyledir:

"Kuvvei cebriye imaline memur

olanlar ve bilümum zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini icrada ve

mafevkınde bulunan amirin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden

başka surette bir kimse hakkında sui muameleye veya cismen eza verecek hale

cür'et eder yahut ol kimseyi darp ve cerh eyler ise bir aydan üç seneye kadar

hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezalariyle cezalandırılır. Eğer

işlediği cürüm bu fiillerin fevkınde ise o cürümlere terettüp eden cezaya üçte

bir miktarı zammolunur."

51. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

Yürürlük ve Uygulama Şeklinde Hakkında Kanun'un "Yollamalar"

kenar başlıklı 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan

Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu

hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır."

52. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar

başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.

53. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten yaralama"

kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna

acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan

kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

...

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silahla,

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır. "

54. 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi sebebiyle

ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kasten yaralama fiili,

mağdurun;

...

b) Duyularından veya organlarından

birinin işlevinin yitirilmesine,

...

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre

belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya

giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

..."

55. Yargıtayın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın

aşılması suçunun 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma iznine tabi olmayacağı

yönündeki kararı için bkz. Melih Dalbudak, B. No: 2016/16050, 13/2/2020,

§ 66.

2. Kolluk

Görevlilerinin (Polisin) Güç Kullanımına İlişkin

56. İlgili ulusal mevzuat için bkz. Özlem Kır, B.

No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-30.

B. Uluslararası

Hukuk

1. Soruşturma

İzni Sürecine İlişkin

57. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuruculara

karşı fiziki güç kullanan kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni

verilmemesine ilişkin şikâyeti incelediği İşeri ve diğerleri/Türkiye (B.

No: 29283/07, 9/10/2012, § 42) kararında 4483 sayılı Kanun'un 2. maddesi

uyarınca soruşturma konusu fiilin soruşturma izni gereken bir suç olmadığına

işaret edip daha önceki içtihatlarına da atıf yaparak idari makamlar tarafından

yürütülen soruşturmanın bağımsız bir makam tarafından yürütülen bir soruşturma

olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir (benzer yöndeki bir başka karar

için bkz. Karahan/Türkiye, B. No: 11117/07, 25/3/2014, § 45).

2. Kolluk

Görevlilerinin Güç Kullanımına İlişkin

58. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

3. maddesi ile ilgili içtihatlarda kötü muamele yasağının demokratik

toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize

suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin güvenlik güçlerini

mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiğini belirtmiştir. Sözleşme'nin 15.

maddesinde ifade edilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde

dahi kötü muamele yasağının hiçbir istisnasına yer verilmediğini içtihatlarında

da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, §

95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

59. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık,

B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96,

21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, §

53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs, § 53; Selmouni/Fransa,

§ 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir.

60. AİHM'e göre gaz fişeğinin çan şeklinde (hafif

yukarıya doğru) atılması, -çarpması hâlinde kişilerin yaralanmasını veya

ölümüne sebebiyet vermesini engellediği ölçüde- uygun bir atış tarzı olarak

kabul edilebilecektir (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, B. No:

44827/08, 16/7/2013, § 48).

61. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73;

Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

62. AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan

durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve

hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, affın veya genel affın mümkün

kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması

veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alması

durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet

Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B.

No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; benzer yöndeki Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesinin nihai ve tavsiye kararları için bkz. Türkiye,

27/5/2003, CAT/C/CR/30/5).

63. Ayrıca göz yaşartıcı gaz kullanımı ile ilgili

uluslararası belgeler ve AİHM'in göz yaşartıcı gaz kullanılması konusunda

dikkate aldığı ilkeler (Özlem Kır, aynı kararda bkz. §§ 31-35) kararında

yer almaktadır.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

64. Mahkemenin 17/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

65. Başvurucu; Gezi Parkı eylemleri sırasında gaz kapsülü

veya plastik mermiyle yaralanması nedeniyle kolluk memurlarından şikâyetçi

olduğunu, talep edilen soruşturma izninin verilmemesi nedeniyle Başsavcılıkça

kovuşturma yapılmaması ek kararı verildiğini, soruşturmada kolluk birimlerinden

istenmesine rağmen delillerin toplanamaması sebebiyle soruşturmanın bağımsız

makamlarca yürütülmediğini, makul özenle ve hızlı bir şekilde etkili soruşturma

yapılmayıp kamera görüntülerinin zamanında temin edilmediğini belirterek yaşam

ve adil yargılanma ile etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

66. Bakanlık görüşünde; somut olayın kasıtlı bir eylemden

kaynaklanmadığı, Gezi Parkı eylemleri sırasında başvurucunun vücut bütünlüğüne

polis memurlarınca kasıtlı olarak zarar verildiğine dair Başsavcılıkça yapılan

bir tespitin bulunmadığı, şiddet olaylarının bastırılması amacıyla biber gazı

müdahalesi sırasında başvurucunun kafasına gaz kapsülünün kazara geldiği

hususunun soruşturma dosyasından anlaşıldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda

bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken etkili yolun tam yargı davası olup

olmadığı konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğuna işaret

edildikten sonra anılan gösterilerde belli bir konuya dikkat çekme veya mesaj

verme amacının dışına çıkılarak gösterilerin şiddet olaylarına dönüştüğü

vurgulanmıştır. Sonuç olarak başvurucunun da katıldığı eylemlerin yasa dışı ve

barışçıl nitelikten çıkmış şiddet olayları olduğu, kolluk görevlilerinin olayın

durum ve gerekleriyle orantılı olacak şekilde müdahalede bulunduğu, dolayısıyla

kötü muamele yasağının ihlal edilmediği ifade edilmiştir.

67. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; başvuru

formunda dile getirdiği hususları yineledikten sonra plastik mermi veya gaz

fişeğiyle yaralandığını, Başsavcılıkça bir kısım yazışma yapıldığını ancak bu

yazışmaların etkili soruşturma yürütülmesi bakımından yeterli olmadığını,

yazışmalardan sonuç elde edilemediğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

68. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevî

varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

69. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

70. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Adli Tıp Kurumu raporunda başvurucunun yaralanmasının hayati

tehlike yaratmadığının tespit edildiği nazara alındığında başvurucunun yaşam

hakkıyla bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialarının Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele (eziyet) yasağı kapsamında

olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır. Aynı zamanda

başvurucunun adil yargılanma ve etkili başvuru haklarına yönelik olarak ileri

sürdüğü ihlal iddialarının eziyet yasağının usul yükümlülüğü çerçevesinde

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

71. Başvurucu, on altı kolluk görevlisi hakkında

soruşturma izini verilmemesi nedeniyle kovuşturma (soruşturma) yapılmaması ek

kararına itirazının reddi üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bir yandan

başvurucunun on altı kolluk görevlisi hakkındaki soruşturma izni verilmemesi

kararına itiraz etmemesi nedeniyle karar kesinleşmiş ve buna bağlı olarak

başvurucu, verilen Başsavcılık kararından şikâyet etmiştir. Diğer yandan kimliği

tespit edilemeyen gaz bombası ve tüfeği kullanan görevli hakkındaki ceza

soruşturmasının devam ettiği anlaşılmıştır.

72. Bu durumda başvurunun kabul edilebilirlik kriterleri

yönünden başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği üzerinde durulmalıdır.

Başvuru yollarının tüketilmesi hususu ile başvurunun süresi birbiriyle doğrudan

bağlantılı olup bir bireysel başvuruda öncelikle etkili görülen yolun tüketilip

tüketilmediği değerlendirilmeli, ardından bu yolun tüketilmesinden itibaren

süresinde başvuru yapılıp yapılmadığı incelenmelidir.

73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası gereği ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. Aynı Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

74. Somut başvuruda başvuru yollarının tüketilmesiyle

ilgili değerlendirilmesi gereken ilk mesele etkili başvuru yolunun hangi yol

olduğu ve başvurucunun bu yolu tüketip tüketmediğidir.

75. Kamu görevlilerince gerçekleştirildiği iddia edilen

kötü muamele şikâyetlerinde etkili yargı yolu ceza soruşturması yoludur (Zeki

Güngör, B. No: 2013/8491, 31/3/2016).

76. Buna karşın söz konusu şikâyetlere yönelik bireysel

başvurularda, ceza soruşturması aşamasında izin istenmesi yöntemi benimsenmiş

ve izin verilmemesi nedeniyle soruşturma yapılmamış veya soruşturmaya devam

edilmemişse başvuru süresinin izin verilmemesi kararını itirazen değerlendiren

idari yargı makamlarının kararlarının öğrenilmesiyle başlayacağı kabul

edilmektedir (Günnur Coşkun B. No: 2012/836, 20/3/2014; Ayla Akat Ata

([GK], B. No: 2014/221, 30/11/2017; Semiha Usluduran, B. No: 2014/20337,

5/4/2018; M.P.B., B. No: 2015/19357, 11/12/2018). Dolayısıyla izin

prosedürünün işletildiği ceza soruşturmalarında idari yargı makamları kararları

nihai karar olarak kabul edilmekte, idari yargı yolu etkili yol olarak zımnen

benimsenmektedir.

77. Anayasa Mahkemesinin bir önceki paragrafta değinilen

içtihadının temeli, soruşturma makamlarınca verilen kararların şikâyet veya

ihbar ile başlayan sürecin bitirilmesine yönelik olduğu ve bu bağlamda belirleyici

mahiyette olmadığı değerlendirmesine dayanmaktadır.

78. İçtihadın gelişimine bakılacak olursa soruşturma izni

verilmemesi hâlinde savcılıkça verilecek kararın niteliğinin Anayasa Mahkemesi

tarafından ilk defa irdelendiği 2014 tarihli Günnur Coşkun kararında,

soruşturma makamının incelememe/işleme koymama kararının bölge idare

mahkemesinin kararına "aykırılık içeremeyeceğine" değinilerek

bölge idare mahkemesi kararı nihai karar olarak kabul edilmiş ve somut

başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamı dışında

kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

79. Buna karşın Anayasa Mahkemesince daha sonra kolluk

görevlilerinin güç kullanımı neticesinde yaralama meydana gelmesi iddiasıyla

yapılan Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş (B. No: 2013/7907, 21/4/2016)

başvurusunda başvuru yollarının tüketilmesi/süre yönünden yetki konusu kısmen

geniş yorumlanmıştır. Başvuru sebebini oluşturan kovuşturma yapılmaması

kararının asıl gerekçesi görevliler hakkında soruşturma izni verilmemesi

olmasına rağmen -bu arada ek gerekçe suç unsurunun oluşmamasıdır- bölge idare

mahkemesi kararından sonra değil ceza itiraz yolu tüketildikten sonra yapılan

başvurunun süresinde olduğu değerlendirilmiştir. Şüphesiz başvurucu lehine

yapılan bu değerlendirmenin tek başına Anayasa Mahkemenin içtihadını

değiştirdiği söylenemez.

80. Nitekim bu konunun açıkça ele alındığı 2017 tarihli Ayla

Akat Ata kararında Anayasa Mahkemesince Günnur Coşkun kararındaki

tespitler benimsenerek başvuru süresinin bölge idare mahkemesince verilen ret

kararının başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı

açıklanmak suretiyle başvurunun süresinde yapılmadığı değerlendirilmiştir.

Ayrıca kararda, şikâyet edilen suçun soruşturulmasının izne tabi olmadığı

iddiasının bireysel başvurunun ancak süresinde yapıldığı takdirde

incelenebileceği belirtilmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi, soruşturulması

izne bağlı olan veya olmayan suçlar bakımından ayrım yapılmaksızın izin

prosedürünün işletildiği tüm hâllerde nihai kararların bölge idare

mahkemeleri/Danıştay tarafından verilen kesin nitelikteki ret kararları

olduğunu kabul etmiştir.

81. Anayasa Mahkemesinin Ayla Akat Ata içtihadıyla

bir suçun soruşturulmasının izne bağlı olmadığının sonradan anlaşılması veya

elde edilen yeni delille suçun nitelendirilmesinin değişmesi hâllerinde soruşturma

makamının resen hareket etme veya buna yönelik hukuki süreci başlatma

yetkisi değerlendirme dışı bırakılarak idari yargı makamı kararı/süreci bireysel

başvuru için etkili ve yeterli kabul edilmiştir.

82. Oysa ki Anayasa Mahkemesi 4483 sayılı Kanun'un 9.

maddesinin dördüncü fıkrasının “Verilen kararlar kesindir.” şeklindeki

ikinci cümlesinin iptali istemiyle açılan davada verdiği 27/12/2006 tarihli

kararında 4483 sayılı Kanun'un Danıştay ve bölge idare mahkemelerine verdiği

itirazı inceleme görevinin yargılama faaliyeti kapsamında olmadığını,

dolayısıyla bu incelemenin bir dava değil idari bir görev olduğunu

değerlendirmiştir (AYM, E.2006/163, K.2006/121, 27/12/2006). Diğer bir ifadeyle

Anayasa Mahkemesi itiraz üzerine verilen bu kararları yargı yolu kapalı

idari kararlar olarak yorumlamıştır.

83. İdarenin soruşturma izni verilmesi/verilmemesi

kararlarının denetimi neticesinde idari yargı makamlarınca verilen kararlar

elbette ceza soruşturmasının bir parçası olmakla birlikte bu kararların

soruşturmayı sonlandıran nihai karar olarak kabul edilmesi yukarıda açıklandığı

üzere savcılıkların resen hareket etme yetkileri ile bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla

Ayla Akat Ata içtihadının gözden geçirilmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

84. Savcılıklarca verilen kararların Danıştay veya bölge

idare mahkemelerinin kararlarına aykırılık teşkil edemeyeceğine yönelik

yorumun kötü muamele şikâyetleri yönünden etkili başvuru yolunun ceza

soruşturması olduğunu kabul eden Anayasa Mahkemesinin etkili soruşturma

yükümlülüğüne ilişkin genel bakış açısıyla uyuşmadığı ortadadır.

85. Diğer taraftan Danıştay veya bölge idare

mahkemelerince verilen ret kararlarının başvuruculara tebliğ edildiği ve bu

nedenle bireysel başvuru süresinin tebliğ tarihinden itibaren başladığı

durumlarda da bir kısım belirsizlik yaşandığı başvurulara yansımıştır.

Değinildiği üzere savcılıklarca genel soruşturma hükümlerine göre her zaman resen

soruşturma yapılma ihtimalinin olması nedeniyle başvuruculara tebliğ yapıldığı

tarihte henüz savcılıklarca verilmiş karar bulunmadığından başvurucularda

sürecin devam ettiği algısının oluşabildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca mevcut

içtihada göre bireysel başvuru süresi başladığı için başvuru yapan

başvurucular, devam eden savcılık soruşturması/sulh ceza mahkemelerindeki

itiraz sürecini takip etmemeleri nedeniyle başvuru yollarının tüketilmemesi

kararlarıyla karşılaşabilmektedir.

86. Zira kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni

verilmemesi nedeniyle bölge idare mahkemesi kararından itibaren süresinde kötü

muamele yasağına yönelik ihlal iddiasında bulunulan Hüseyin Demir (B.

No: 2014/5310, 21/2/2018) başvurusunda yapılan değerlendirme buna örnektir.

Kararda, izin prosedürü başlatılmış olmasına rağmen bireysel başvuru tarihinden

sonra savcılıkça genel hükümlere göre soruşturmanın tamamlanarak kovuşturma

yapılmaması kararı verilmesine karşın başvurucu tarafından sulh ceza

hâkimliğine itiraz yoluna gidilmediği için başvuru, başvuru yollarının

tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur.

87. Diğer bir ifadeyle içtihada göre tüketilmesi beklenen

yolun bölge idare mahkemesine itiraz süreci olmasına rağmen daha sonra

soruşturma makamınca genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü hâllerde

tüketilmesi beklenen yol bu kez sulh ceza hâkimliklerine itiraz yolu olarak

değişmektedir. Bu durumun başvurucularda bireysel başvuru açısından tüketilmesi

beklenen kanun yolunun hangisi olduğu bakımından tereddüt yarattığı

anlaşılabilir bir olgudur.

88. Bu aşamada sulh ceza hâkimliklerine itiraz yolunun

soruşturma izni verilmemesine dayanan kovuşturma yapılmaması kararları

bakımından etkili olup olmadığı elbette gündeme gelebilir. Soruşturma

makamlarınca uygulamada izin prosedürünün iki farklı yöntemle işletilmesi

nedeniyle itiraz sürecinin etkisinde farklılıklar bulunmaktadır. Şöyle ki bir

taraftan bazı savcılıklarca soruşturma işlemi başlatılmaksızın izin

prosedürünün uygulanması nedeniyle izin verilmeme durumunda işlem/inceleme

yapılmasına yer olmadığına ve benzeri nitelikteki kararlar verilirken diğer

taraftan başka savcılıklarca soruşturma işleminin şeklen başlatılması

-soruşturma numarası verilerek kaydedilmesi- nedeniyle izin koşulunun

sağlanmaması durumunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararlarının

verildiği görülmektedir. Bunun sonucu olarak savcılıklarca verilen kovuşturma

yapılmaması (ek) kararları 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 172. ve 173. maddelerinde belirtilen nitelikteki kararlar olarak

kabul edilerek itiraz yoluna tâbi iken işlem yapılmaması ve benzeri nitelikteki

kararlar bu nitelikte görülmeyerek kesin olarak verilmektedir.

89. Kısacası karar gerekçesine bakılmaksızın savcılıkça

verilen kovuşturma yapılmaması kararlarının tümü itiraz yoluna tâbidir.

İtiraz kanun yolunun izin verilmemesi nedeniyle kamu görevlileri hakkında

kovuşturma yapılmamasına ilişkin verilen kararları ortadan kaldırabilecek

etkisi olduğundan etkili kanun yolu olduğu hususunun kabulü gerekir. Zira somut

olayda da soruşturma izni verilmemesi nedeniyle Başsavcılıkça verilen karar

Sulh Ceza Hâkimliğince esastan incelenerek bir sonuca ulaşılmıştır. Buna karşın

nitelikleri gereği itiraz yoluna tâbi olmadığı belirtilen kararlardan sonra

bireysel başvuruda bulunulması beklenmektedir. Aynı içeriğe sahip savcılık

kararlarından sonra yapılan bireysel başvurularda tüketilmesi beklenen yolların

uygulamadaki farklılıklar nedeniyle değişmesi başvuru sürecinin

belirsizleşmesine neden olmaktadır.

90. Bu doğrultuda kamu görevlileri hakkında izin

prosedürünün işletilip işletilmemesinden bağımsız olarak kötü muamele

şikâyetlerinde etkili yolun ceza yolu olduğu ana kuralından ayrılmaksızın -4483

sayılı Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan bir kısım farklılıklar ve

gelişmeler de dikkate alınarak- Ayla Akat Ata içtihadıyla benimsenen

görüşün değiştirilmesinin zorunlu olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda soruşturma

izni prosedürü işletilen soruşturmalarda da genel kuralda olduğu gibi etkili

yol kabul edilen savcılıklarca veya ceza mahkemelerince verilen kararlara karşı

olağan kanun yollarının tüketilmesinden itibaren bireysel başvuru süresinin

başlaması gerektiği değerlendirilmiştir.

91. Ayrıca bu noktada değinilmesi gereken bir başka

husus, başvurucuların soruşturma izni verilmemesi kararına itiraz hakları

bulunmasının yanı sıra itiraz yolunun işletilmesinin aynı zamanda savcılıklara

tanınan yetki ve sorumluluk kapsamında olduğudur. Bu itibarla soruşturma

izni verilmemesi kararlarına başvurucular dışında savcılıklarca da itiraz

edilmemesi nedeniyle kararların kesinleşmesi ve sonuçta kamu görevlileri

hakkında soruşturma yapılamaması aslında savcılıkların özenle hareket etme

yükümlülüğü içinde değerlendirilecek bir meseledir. Neticede etkili soruşturma

yükümlülüğü kapsamında savcılıkların sorumluluğunda olan bu meselenin aynı

zamanda bireysel başvurunun ön şartı olarak kabul edilmesi etkili soruşturma

yükümlülüğüne ilişkin anayasal denetimi zayıflatacak mahiyettedir.

92. Bilhassa gerekmediği hâlde soruşturma izni prosedürünün

başlatıldığı durumlarda başvurucuların izin prosedürünü devam ettirme iradesini

göstermemeleri makul karşılanabilir. Bir suçun nitelendirilmesi ve buna bağlı

olarak soruşturulmasının izne tabi olup olmadığının belirlenmesi kural olarak

soruşturma makamlarına ait olmakla birlikte bu yetkinin anayasal hakları

etkisiz kılacak şekilde ve 4483 sayılı Kanun'a açıkça aykırı yorumlanarak

kullanılması hâlinde Anayasa Mahkemesi etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiği sonucuna ulaşabilir. Bu nedenle soruşturma izni verilmemesi

kararlarına başvurucular tarafından itiraz edilmemesi meselesi genellikle

Anayasa Mahkemesince başvuruların esas yönünden incelenmesi aşamasında

değerlendirilebilecek bir olgudur. Aynı düşünceyle somut olayda başvurucunun

soruşturma izni verilmemesine itiraz etmemesi hususu esas yönünden yapılan

inceleme kapsamında aşağıda değerlendirmiştir.

93. Başvuru yollarının tüketilmesi kriterinde somut

başvuru açısından irdelenmesi gereken ikinci mesele; başvurucunun Başsavcılığın

on altı kolluk görevlisi hakkında kovuşturma yapılmaması ek

kararından sonra bireysel başvuruda bulunmasıdır. Başsavcılıkça başvurucunun

yaralanmasından sorumlu olan kolluk memurunun kimliği henüz tespit edilemediği

için kimliği meçhul failin daimî olarak aranmasına karar verilmiştir. İnceleme

tarihi itibarıyla soruşturma devam etmektedir.

94. Bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir

Canan, § 25). Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli bir kişinin sorumlu

olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini ortaya koyacak kapsamda

ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili olup olmadığına ilişkin

değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak- belirli

bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak değil yürütülen soruşturma bir

bütün olarak incelendikten sonra yapılabilecektir (Gülcan Keleş ve

diğerleri, B. No: 2014/797, 22/3/2017, § 30).

95. Bir ceza soruşturması veya yargılaması sürecinde

kovuşturmasızlık, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararları ile farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması

durumunda -bu aşamaların tek bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına

yönelik olduğu gözetildiğinde- soruşturmaların bir bütün olarak değerlendirilmesi

gerekebileceğinden (S.D. B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 69) hareket

eden Anayasa Mahkemesi, aynı olaya ilişkin sorumluluğu bulunduğu iddia edilen,

birden fazla kişi hakkında yürütülen adli süreçlerin bir kısmı devam ederken

bazı şüpheli/sanık bakımından sürecin sona ermesi üzerine yapılan bireysel

başvurularda somut olayın ve tüm adli sürecin bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmediği

sonucuna ulaşmıştır (Bülent Kurt, B. No: 2013/7408, 20/1/2016, § 40; Bilal

Turan ve diğerleri (3), B. No: 2013/7418, 31/3/2016, § 72; Gülcan Keleş

ve diğerleri, §§ 30, 31).

96. Başvuru yollarının tüketilmesi meselesine ilişkin

anılan içtihadın ortaya çıkışında, ihlal iddiasına konu olaya dair sorumluluğu

bulunduğu iddia edilen kişilerden her birine atfedilebilecek kusur durumu ile

her bir kişi için adli süreçte elde edilecek delil durumunun farklı

değerlendirilebileceğinin ve soruşturmanın etkililiği araştırılırken olayın tüm

boyutlarıyla ele alınarak bir bütün olarak irdelenmesi gerekliliğinin gözönünde

bulundurulduğu anlaşılmaktadır (Dilek Genç ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/3944, 1/2/2018, § 55).

97. Anayasa Mahkemesince birden fazla faille ilgili

yürütülen soruşturmaların etkililiği yönünden yapılan incelemelerde kural

olarak bütünsellik ilkesi gereği tüm aşamaların tamamlanmış olması

beklenmektedir. Bir başka ifadeyle şikâyet edilen bir olayın soruşturulmasına

ilişkin kısmi irdelemenin sağlıklı sonuca ulaşmaya imkân vermeyeceği

değerlendirilerek bazı failler hakkındaki adli sürecin kovuşturma yapılmaması,

mahkûmiyet, beraat ve benzeri kararlarla tamamlanmış olması başvuruların esas

yönünden incelenmesi için yeterli görülmemektedir. Neticede bir kısım fail

hakkında savcılıklarca yapılan soruşturma sonucunda kovuşturma yapılmaması

kararları verilmesinden sonra yapılan bireysel başvurular başvuru yollarının

tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmaktadır (bkz. § 95).

98. Genel kural soruşturmanın kısmi incelenmesini mümkün

kılmamakla birlikte özellikle kimlik tespiti yapılan şüpheli kamu görevlileri

hakkında kovuşturma yapılmaması ek kararıyla beraber başkaca şüpheli tespit

edilememesi nedeniyle kimliği belirsiz faillerin daimî olarak aranmasına karar

verildiği hâllerde Anayasa Mahkemesi genel kuraldan ayrılarak devam eden

soruşturmaları usul yükümlülüğü kapsamında inceleyebilmektedir (Hüseyin

Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015; Cihan MutluB. No: 2016/9422,

13/2/2020; Elif Güneş Yıldırım (2), B. No: 2016/15455, 1/7/2020).

99. Daimî arama kararı verilmesi veya başka nedenlerle

başvurucular soruşturmanın etkili yürütülmediğini ileri sürerek kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerini makul süre içinde bireysel

başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşıyabilirse de söz konusu şikâyetlerin

esasının incelenmesi ancak başvurucuların soruşturmanın tamamında ilerleme

kaydedilmediğine yönelik bir iddiasının bulunması ve Anayasa

Mahkemesinin anılan soruşturmanın etkililiğini kaybettiği kanaatine

varmasıyla mümkün olabilmektedir.

100. Başvurucu, on altı kolluk görevlisi hakkında

kovuşturma yapılmaması kararı verilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunarak

sorumlu olan bu kişilerin cezalandırılması gerektiği hâlde delillerin zamanında

toplanmaması nedeniyle haklarında ceza davası açılmadığından şikâyet etmektedir.

Bu durumda kısmi soruşturma işlemlerinden şikâyet eden başvurucunun

soruşturmanın genel olarak etkisizliğinden şikâyet ettiği sonucunun çıkarılması

ilk bakışta zor görünmektedir. Gerçekten başvurucunun bireysel başvuruda

bulunduktan sonra soruşturma aşamasındaki gelişmeler, başvurucunun

Başsavcılıktan talepleri ve bu talepler yönünde yapılan işlemler başvurucunun

soruşturmanın etkililiğine yönelik beklentisini devam ettirdiğini

düşündürmektedir.

101. Öte yandan gerekmediği hâlde 4483 sayılı Kanun

kapsamında izin prosedürünün işletilmesinden sonra izin verilmediği

gerekçesiyle bazı kamu görevlileri hakkında kovuşturma yapılmaması ek kararı

verilmesi hâlinde, ilgili kamu görevlilerine isnat edilen suçun soruşturmasının

hiç yapılmamış olmasının kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğü

bakımından tek başına anayasal sorun yaratacağı açıktır. Bu durumda izin

verilmediği gerekçesiyle hakkında soruşturma yapılamayan bu kamu görevlileriyle

ilgili kötü muamele şikâyetlerini içeren başvuruların diğer kovuşturma

yapılmaması ek kararlarından -suçun oluşmaması, kovuşturma için yeterli

delil bulunmaması, cezasızlık nedeninin mevcut olması gibi- sonra yapılan

başvurulardan farklı olarak esasının incelenmesi suretiyle bir sonuca

ulaşılabileceği anlaşılmaktadır.

102. Aksi hâlde soruşturma engeli bulunmayan kamu

görevlilerinin soruşturulmayarak kamu makamlarınca kötü muamele şikâyetine konu

eylemlere müsamaha gösterildiği ve bu eylemlerinin cezasız bırakıldığı izlemini

oluşturma tehlikesi oluşacaktır. Dolayısıyla kamu görevlileri hakkında izin

verilmemesi nedeniyle kovuşturma (veya soruşturma) yapılmaması ek kararlarından

sonra yapılan başvurular incelenirken soruşturma tamamlanmamış olsa dahi

başvurucudan soruşturmanın tamamını tüketerek gelmesi beklenemeyeceği gibi bu

durumun başvurunun esasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

103. Sonuç olarak başvuru yollarının tüketilmesi

kriteri ile ilgili yukarıda(§§74- 92 ve §§93-102) açıklanan her iki meselenin

de -somut olayda uygulanan soruşturma izni prosedürünün ancak gerekli olduğu

sonucuna ulaşılması durumunda bir önem kazanacağı nazara alındığında-

başvurunun esasının incelenmesine engel oluşturmadığı değerlendirilmiştir.

104. Buna göre, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Eziyet

Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

105. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 110).

106. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

107. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

108. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

109. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 34).

110. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan

husus -sonuçta alınan kararın niteliğinin ne olduğunun önemi olmaksızın- özelde

başvurucunun, genelde de toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan

bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür

eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından

yeterli hız ve özenin gösterilip gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin

Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 86).

111. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa

etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı

olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile

karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin

belirli bir makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir.

Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında, memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı ceza

kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında- kanunun

gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu hüküm altına alınmıştır (Hidayet

Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, §§ 106, 107).

112. Soruşturma izni prosedürünün amacı kamu

görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri ileri sürülen suçlardan dolayı

gereksiz ithamlarla karşılaşmamaları, bu şekilde her türlü endişeden uzak

tutulmaları suretiyle kamu hizmetlerinin aksamaması için iddia olunan suçlar

bakımından ceza soruşturmasına geçilmeden önce bir ön inceleme yapılmasıdır. Ön

inceleme, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri

iddia olunan bir suç konusunun soruşturulması kapsamında yetkili idari merciler

tarafından gerçekleştirilen ve sonucunda idari veya adli yönden işlem yapılması

için soruşturma açılmasına gerek olup olmadığı biçiminde bir karara varmak

üzere yürütülen idari bir incelemedir. Bu incelemede isnat edilen suç konusu

eylemin gerçekliği genel hatları ile kapsam ve niteliği, çerçevesi,

delillerinin neler olduğu gibi hususlar araştırılır (Dilek Genç ve diğerleri,

§ 77).

113. Gerek idari nitelikteki ön incelemenin gerekse

soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı yapılan itirazları değerlendiren

idari yargı organlarınca yapılacak inceleme ve değerlendirmelerin soruşturma

izni prosedürünün ceza yargılamasının işleyişini geciktirecek ve soruşturmanın

etkili şekilde yürütülmesine engel olacak şekilde uygulanmasına ya da kamu

görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimi oluşturmasına izin

vermeyecek şekilde yapılmasına özen gösterilmesi gerekmektedir (Dilek Genç

ve diğerleri, § 78).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

114. Başvurucu, kolluk görevlilerinin müdahale ettiği

gösterinin yapıldığı yerde gözüne isabet eden bir cisimle yaralanmış ve aynı

gün aldığı sağlık raporlarını daha sonra Başsavcılığa sunarak yaralanmasına

sebep olan görevlilerden şikâyetçi olmuştur. Bu durumda başvurucunun kolluk

görevlilerinin güç kullanımı neticesinde yaralandığı hususunda savunulabilir

iddiasının bulunduğu anlaşıldığından Başsavcılığın etkili soruşturma yükümlülüğünün

başladığı kabul edilmektedir.

115. Yapılan ceza soruşturması olaydan yaklaşık dört ay

sonra başvurucunun şikâyetiyle başlamıştır. Olayın ardından başvurucunun

yaralanmasıyla ilgili adli raporlar düzenlenmiş ise de resen ve derhâl ceza

soruşturması başlatıldığına ilişkin bilgi başvuru dosyasına yansımamıştır.

116. Başvurucunun şikâyetiyle başlayan soruşturma

kapsamında başvurucunun yaralanma saati ve yerinin tam olarak tespit

edilmesiyle ilgili talepte bulunmasına rağmen bir kısım delilin toplanmadığı

görülmüştür. Bu bağlamda yaralanma anında başvurucunun cep telefonuyla

görüştüğünü ifade ederek olay anında tam olarak nerede olduğunun arama

kayıtlarından tespit edilmesini, ayrıca yanında bulunan kardeşi ve arkadaşının

tanık olarak dinlenilmesini talep etmesine rağmen bu yönde bir araştırma

yapılmadığı anlaşılmıştır. Yaralanma saati ve yerinin zamanında tam olarak

tespit edilememesi olaydan sorumlu kişilerin belirlenememesine ve sonuç olarak

olayın aydınlatılması ihtimalinin zayıflamasına neden olup soruşturmayı

doğrudan etkilemiştir.

117. Bununla birlikte Başsavcılık tarafından başvurucunun

yaralanmasından sorumlu olan görevlilerin tespiti amacıyla geniş çaplı

gerçekleşen eylemlerin görüntüleri bilirkişi vasıtasıyla incelenmiş, ardından

ilgili kolluk birimleriyle yazışma yapılarak olay günü görevli ve savunma/ZED

tüfeği kullanma yetkisi olan görevliler arasından kask numaraları tespit edilen

on altı görevlinin kimliği belirlenmiştir. Başsavcılıkça kimlikleri belirlenen on

altı kolluk görevlisi ile kimliği belirlenemeyen gaz bombası/tüfeği

kullanan görevliler hakkında soruşturma izni talep edilmiştir. İl valisi

tarafından görevlendirilen iki farklı kolluk amirinin ön inceleme raporundaki

tespitler doğrultusunda hem on altı kolluk görevlisi hakkında hem de kimliği

belirlenemeyen görevli hakkında farklı tarihlerde soruşturma izni verilmemesine

yönelik iki ayrı karar verilmiştir.

118. Söz konusu kararlardan kimliği meçhul görevli

hakkında verilen karar başvurucunun itirazı üzerine Bölge İdare Mahkemesince

incelenmiştir. İsnat olunan suçun soruşturulmasının izne tabi olmadığı Bölge

İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilerek soruşturmanın genel hükümlere göre

yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir. İzin verilmeme kararı Bölge İdare

Mahkemesi kararıyla kaldırıldığından Başsavcılıkça bu kişi/kişiler yönünden

soruşturmaya devam edilmiş ancak sorumluluğu bulunan kişinin kimliği

belirlenemediği için daimî olarak aranmasına karar verilmiştir. Bu aşamadan

sonra başvurucunun talebi doğrultusunda bir kısım kamera görüntüsü daha

incelenmişse de failin kimliğini tespit etmeye yarayan herhangi bir bilgiye

ulaşılamamıştır. Gelinen aşamada fail veya failler soruşturma makamlarınca yedi

yıldır belirlenememiştir. İnceleme tarihi itibarıyla soruşturmanın bu kapsamda

devam etmekte olduğu tespit edilmiştir.

119. Diğer taraftan on altı kolluk görevlisi hakkında

verilen karara itiraz edilmediği için soruşturma izni verilmemesi kararı

kesinleşmiş, bu karar doğrultusunda Başsavcılıkça şüpheli polisler hakkında

kovuşturma yapılmamasına yönelik ek karar verilmiştir. Başvurucu, Başsavcılığın

ek kararına itiraz etmiş ise de itirazı reddedilerek karar kesinleşmiştir.

Başvurucunun şikâyet dilekçesi soruşturmaya kaydedildiği ve buna ilişkin bir

kısım soruşturma işlemi yapıldığı için soruşturmanın kapatılmasına yönelik kovuşturmaya

yer olmadığına ilişkin ek karar, hukuki anlamda aslında soruşturma

yapılmaması kararıdır. Dolayısıyla kimliği belirlenen on altı kolluk

görevlisi hakkında izin olmaması nedeniyle soruşturma yapılamamıştır.

120. Bu durumda başvurucunun gaz fişeğiyle yaralandığı

kanısıyla yapılan soruşturmada savunma tüfeği kullanma yetkisi olup olay

yerinde görevli olan kolluk görevlilerinden kimliği belirlenenler

hakkında izin olmaması nedeniyle soruşturma yapılmamışken kimliği

belirlenemeyenler hakkında isnat edilen suçun soruşturulmasının izne tabi

olmaması nedeniyle resen soruşturmaya devam ediliyor oluşu zaten başlı başına

izin prosedürünün hatalı işletildiğinin göstergesidir.

121. Anayasa'nın 129. maddesinde memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı ceza

kovuşturması açılması izin şartına bağlanmış, izin prosedürünün işletilmemesi

gereken hâllerin kanunla düzenleneceğine yer verilmiştir. Anayasa'nın 129.

maddesinde işaret edildiği üzere düzenlenen 4483 sayılı Kanun'un 2. maddesinde

kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçların soruşturulması

için izin alınması gerektiği belirtildikten sonra bir kısım suç kapsam dışı

tutulmuştur.

122. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde tutularak

uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve kamu

görevlilerinin soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen

kurallar bütününün birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir.

Bununla birlikte soruşturulması izin şartına bağlı olmayan suçlarda izin

mekanizmasının işletilmesi soruşturmanın etkililiği bakımından sorun

oluşturabilir (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 108).

123. Belirtmek gerekir ki bir olaya karıştığı ileri

sürülen kişilerin hangi suçlardan soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi

tutulacaklarını belirleyecek olanlar, elbette olayı ilk elden inceleyen

soruşturma ve yargılama makamlarıdır. Bireylere ait cezai sorumlulukların

kapsamının belirlenmesine yönelik hukuki sorunların incelenmesi kural olarak

Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamında olmayıp suçluların tespiti ve

cezalandırılması soruşturma makamları ile derece mahkemelerinin görev ve

yetkisindedir (Sadıka Şeker, B. No: 2013/1948, 23/1/2014, § 49).

124. Ancak soruşturma iznine tabi olmayan suçlar

bakımından izin yönteminin benimsenmesi nedeniyle şüpheli kamu görevlileri

hakkında soruşturma yapılmaması veya soruşturmanın gereksiz uzaması faillerin

eylemlerinin cezasız bırakılmasına yol açması ve sonuçta bu tür eylemlere

müsamaha gösterildiği izlemini yaratması bakımından kötü muamele yasağının

etkili soruşturma yükümlülüğü yönüyle ihlal edilmesi sonucunu doğurur.

125. Anayasa Mahkemesinin kolluk görevlisinin güç kullanımı

neticesinde meydana gelen yaralamalarla ilgili kötü muamele -ve bazen yaşam

hakkı- şikâyetlerinin incelendiği önceki kararlarında, 4483 sayılı Kanun

hükümleri çerçevesinde ilgili görevliler hakkında yürütülen ve soruşturma izni

verilmemesi ile sonuçlanan ön inceleme prosedürüne atıf yapılırken soruşturma

konusu suçların resen kovuşturulması gereken suçlar olup olmadığının savcılık

kararlarında tartışılmaması nedeniyle kötü muamele yasağının usul yönüyle ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır (birçok karar arasından bkz. Hidayet Enmek ve

Eyüpsabri Tinaş; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461, 15/12/2015;

Selçuk Yıldız. B. No: 2014/10382, 15/2/2017; Adalet Sevin, B. No:

2016/3693, 20/11/2019; Melih Dalbudak).

126. Somut olayda kolluk görevlilerinin güç kullanması

neticesinde yaralandığını iddia eden başvurucunun şikâyetiyle ilgili olarak

Başsavcılıkça verilen kararda isnat edilen suçun resen soruşturulması gereken

suçlar kapsamında olup olmadığı tartışılmamıştır. Dahası başvurucunun yaralanma

şikâyeti kolluğun güç kullanımına dayandığından Başsavcılıkça isnat edilen

suçun "zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması" olarak

nitelendirilerek soruşturma izni istendiği dikkate alındığında söz konusu suçun

4483 sayılı Kanun'un 2. maddesinin son fıkrası kapsamında açıkça düzenlenmesi

nedeniyle bu fıkranın eklendiği 2/1/2003 tarihinden itibaren soruşturulmasının

izne tâbi olmadığı anlaşılmaktadır.

127. Bu durumda incelenen soruşturmada gerekmediği hâlde

izin prosedürünün işletildiği ve sonuçta olayla ilgili kimliği belirlenmiş

şüpheli polisler hakkında soruşturma yapılmadığı tespit edilmiştir. Soruşturma

makamınca izne tâbi olmayan suçların soruşturulması için izin prosedürünün

işletilmesi ve bu nedenle sorumluluğu bulunan kişiler hakkında soruşturma yapılmaması

başlı başına kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal eder.

Bu nedenle bu tür soruşturmalarda kamu makamlarınca izin prosedürü başlatılmış

ise de gerekli olmayan bu yolun tamamlanmasının başvurucudan beklenmesi makul

olmadığından başvurucunun soruşturma izni verilmemesi kararına itiraz

etmemesinin somut başvurunun esas yönden incelenmesi bakımından engel

oluşturmadığı değerlendirilmiştir.

128. Diğer taraftan gerekli olmayan iznin verilmemesi

nedeniyle bir kısım kamu görevlisi hakkında soruşturma veya kovuşturma

yapılmamasına yönelik ek karar verilmesi durumunda bu karara karşı ihlal

iddialarını sunması için yine başvurucunun soruşturmanın tamamlanmasını

beklemesi anlamlı değildir. Bu hâlde verilen bu ek kararlar soruşturmanın bütününün

etkililiğini zedeleyebilecek mahiyette olduğundan başvurucunun söz konusu ek

kararlardan sonra başvurması somut başvuru açısından olağandır.

129. Neticede gerekli olmadığı hâlde soruşturma izni

prosedürü işletilmesi nedeniyle şüpheli polisler hakkında soruşturma

yapılmamasından dolayı artık başvurucunun soruşturma izni verilmemesi kararına

itiraz etmemesi veya bir kısım kolluk görevlisi hakkındaki ek karardan sonra

soruşturma sürecinin tamamlanmasını beklememesinin başvuru koşulları açısından

sorun yaratmadığı anlaşılmıştır.

130. Öte yandan 2013 yılında meydana gelen olay hâli

hazırda aydınlatılmamış, soruşturma yaklaşık sekiz yılda tamamlanamamıştır.

Dolayısıyla Başsavcılıkça resen ve derhâl hareket etme yükümlülüğüne aykırı

hareket edilerek maddi gerçeğin araştırılması bakımından gereken özenin

gösterilmediği, kaybolması muhtemel delillerin zaman kaybedilmeksizin

toplanmadığı ve sorumluların tespit edilmediği, ayrıca makul süratle

soruşturmanın tamamlanmadığı dikkate alındığında kötü muamele (eziyet) yasağı

kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

131. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Eziyet

Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

ilkeler

132. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet

yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 80).

133. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi

üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen

ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin

işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

kavramlarından hangisiyle nitelendirileceğine karar vermek için aralarındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara

neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği, anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanununda düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

134. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin

maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence

olarak belirlenmesi mümkündür. Muamelelerin ağırlığının yanı sıra özellikle

bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle

kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt

unsurunun bulunduğu anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

135. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı

muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu

hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur

olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması şartı aranmaz.

Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 88).

136. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

137. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate

alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve

ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

138. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82).

139. Anayasa Mahkemesi kolluk görevlilerinin toplumsal

olaylara müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal ve

uluslararası mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerinde

öngörülen kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararlarında, bu

gazın kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğuna

vurgu yapmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kararında kolluk görevlilerini

aşmaya çalışan grup dışındaki göstericilere doğrudan müdahale olduğunun tespit

edilemediği, ayrıca göz yaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir

yaralanma olmadığı ve gazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor

raporuna veya başka bir bulguya rastlanmadığı durumlarda gazdan etkilenmenin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini

aşmadığı sonucuna varmıştır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 91, 92).

140. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, göz yaşartıcı gaz

silahlarının uygun olmayan bir şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin

ölümlere ya da somut olayda olduğu gibi yaralanmalara yol açma riski bulunması

nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul ettiği ilkelerin -uygun

düştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarak

dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda gaz silahı kullanımı

konusunda kolluk görevlilerini yetkilendiren, kullanım yöntemini yeterli ve

etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak, kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, §§ 59,

60).

141. Bu nedenle doğrudan silah kullanımı sonucu meydana

gelen olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka bir

çarenin kalmadığı zorunlu bir durumda ve ölçülü bir şekilde

gerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen ortaya konulması gerekmektedir.

Bu çerçevede kolluk görevlilerinin eylemlerinin yanında kendilerine uygun

talimatın verilip verilmediğinin, gaz fişeği atışı için kullanılan silahlar

konusunda bu kişilerin yeterli eğitim alıp almadığının ve olası riskleri

önlemek adına tedbir almakta ihmalleri bulunup bulunmadığının da incelenmesi

gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).

142. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi bir başka kararında

toplumsal bir olayda müdahaleyi gerektiren duruma sebep olan kişilerden olmayan

başvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli

tedbirleri almadığı ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz

fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu kanaatine

vararak Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Özlem

Kır, § 80).

143. Anayasa Mahkemesi Erdal İmrek (B. No:

2015/4206, 17/7/2019) kararında, gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin gözetimi

altında bulunduğu hâllerde olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla birlikte

kolluk güçleri tarafından kordon altına alınan sokakta yirmi gazeteci arasında

bulunan başvurucunun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde

yaralanmasının nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme

yükümlülüğünün devlete ait olduğunu ortaya koymuş ve makul açıklamanın

yapılmadığı sonucuna ulaşarak insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

ihlal edildiğine karar vermiştir.

144. Anayasa Mahkemesi aynı yaklaşımla Erdoğan Akdoğdu

(B. No: 2017/17795, 16/9/2020) kararında, toplantı esnasında kolluk tarafından

güç kullanımı sonucunda yaralandığı kabul edilen başvurucuya uygulanan gücün

kaçınılmaz hâle geldiği ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlama yükümlülüğü

kamu makamlarına ait olmasına rağmen kamu makamlarının ispat yükümlülüğünü

yerine getirmediği gerekçesiyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutu yönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

145. Somut olayda kolluk görevlilerinin yapılan gösteriye

müdahalesi sırasında gösteri yerinde bulunan başvurucu, gözüne bir cisim isabet

etmesi neticesinde ağır derecede yaralanmıştır. Başvurucu, kolluk

görevlilerince göz yaşartıcı gaz kullanımı sırasında gaz fişeği kapsülünün

isabet etmesi sonucu yaralandığını ileri sürmüş; daha sonra yaralanmasına

sebebiyet veren cismin plastik mermi olabileceğini iddia etmiştir. Olayın

ardından başvurucu hakkında alınan sağlık raporunda başvurucunun başına biber

gazı kapsülü gelmesi şikâyetiyle hastaneye başvurduğu belirtilmiştir.

146. Başvurucunun şikâyeti üzerine kolluk görevlileri

hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Başsavcılık, kimliği belirlenen

kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle soruşturma

yapılmamasıyla birlikte başvurucunun yaralanmasından sorumlu olan ve kimliği

belirlenemeyen gaz bombası/tüfeği kullanan görevlinin daimî olarak

aranmasına karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun kolluk görevlilerinin güç

kullanımı sonucu yaralandığı iddiasının aksi kamu ve/veya soruşturma

makamlarınca ortaya konulmamıştır. Başvuru dosyasına yansıyan bilgiler

çerçevesinde Anayasa Mahkemesince de farklı sonuca ulaşmayı gerektiren bir olgu

tespit edilmemiştir. Bu durumda başvurucunun kolluk görevlilerinin güç

kullanımı sonucu yaralandığının kabulü gerekir.

147. Bu aşamadan sonra, güç kullanımının kaçınılmaz hâle

geldiği ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlama yükümlülüğü kamu

makamlarına aittir. Somut olayda başvurucunun bizzat şiddete başvurduğu veya

kolluk güçlerine direndiğine dair tutanak veya görüntü bulunmamaktadır.

Başvurucu hakkında bu toplantı nedeniyle alınmış cezai bir önlem veya

soruşturma yapıldığı bilgisi de mevcut değildir. Ayrıca başvurucunun kendi

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulduğunu düşünmeye sevk edecek bir delil

soruşturma veya başvuru dosyasına yansımamıştır. Dolayısıyla başvurucuya

yönelik güç kullanılmasının kaçınılmaz hâle geldiği kolluk birimlerince

ispatlanamamıştır.

148. Dahası başvurucunun yaralanmasına sebebiyet veren

cismin niteliği idari veya soruşturma makamlarınca netleştirilmemiştir.

Başvurucunun gaz fişeği veya plastik mermiyle yaralandığı iddiası karşısında

Savcılıkça olayın fail veya faillerinin belirlenmeye çalışılması, olay günü

savunma/ZED tüfeği (gaz fişeği) kullanma ihtimali bulunan kolluk memurları

kapsamıyla sınırlı yapılmıştır. Sonuç olarak başvurucuya yönelik kullanılan güç

ayrıntılarıyla tespit edilememiş ise de soruşturma makamlarının başvurucunun

özellikle gaz fişeğiyle yaralandığı kanısıyla hareket ettiği gözlemlenmiştir.

149. Kaldı ki başvurucunun katıldığı geniş çaplı

gösteriye kolluk görevlilerinin müdahalesi esnasında zaman zaman bazı yerlerde

göz yaşartıcı gaz kullanıldığı başvuru dosyasına yansımıştır. Soruşturma ve

kolluk makamlarınca da kabul edilen bu durumun varlığıyla birlikte başvurucunun

sağ gözüne isabet eden cisim nedeniyle sürekli biçimde duyu kaybı oluşacak

şekilde yaralanmasının ağırlığı da dikkate alındığında başvurucunun gaz

fişeğiyle yaralandığı iddiası temelsiz değildir.

150. Ancak olay günü gaz silahı kullanan kolluk

görevlilerinin bu konuda bir eğitim alıp almadığı, operasyonun planlama ve

kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğu

hususları ile kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli

ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içerip içermediği -Savcılık dosyasındaki eksiklikler nedeniyle- bu aşamada

incelenememiştir (aynı yöndeki karar için bkz. Özlem Kır, § 69). Bu

nedenle somut olay bakımından kötü muamele/eziyet yasağının maddi boyutunun

ihlal edildiği iddiasına ilişkin inceleme, sadece olay sırasında gaz fişeğini

kullandığı iddia edilen kolluk görevlilerinin eylemleriyle sınırlı olarak

yapılmıştır.

151. Bununla birlikte başvuru konusu olayın Gezi Parkı

eylemlerinin bir parçası olmasından ötürü olaylara geniş çapta bir katılımın

olduğu ve bu nedenle belli oranda kargaşa ortamının doğabileceği kabul

edilmektedir. Kargaşa ortamlarında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etme

ve müdahaleyi gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaleden

mümkün olduğunca etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri

bulunmaktadır. Somut olayda kolluğun yakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye

çalışırken başvurucuyu yaraladığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.

Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığı ileri sürülmeyen başvurucunun başından

(gözünden) yaralanması olayında kolluğun gerekli tedbirleri almadığı ve

kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına

sebep olduğu değerlendirilmiştir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Cihan

Mutlu, §§ 58, 59; Elif Güneş Yıldırım (2), §§ 72, 73).

152. Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri,

başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel

ve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık

eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.

153. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Olayın koşulları

bir bütün olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki

nazara alındığında yaralama eyleminin eziyet olarak nitelendirilmesi

mümkündür.

154. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

155. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

156. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesine karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

157. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

158. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

159. Başvuruda, kolluk güçleri tarafından gerekli

olmadığı hâlde güç kullanılması nedeniyle eziyet yasağının maddi boyutuyla,

buna ilişkin etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle de eziyet yasağının usul

boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Eziyet yasağının maddi boyutuna

yönelik ihlalin kolluk görevlilerinin eyleminden, usul boyutuna yönelik ihlalin

ise öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığının kararlarından (kovuşturmama ek kararı

ve bununla bağlantılı daimi arama kararı) kaynaklandığı anlaşılmıştır.

160. Bu durumda eziyet yasağının usul boyutuna yönelik

ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma, ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun bir

soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

161. Başvurucunun tazminat talebi bulunmadığından ayrıca

tazminata hükmedilmesine gerek görülmemiştir.

162. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç

ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutu itibarıyla İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 17/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI İrfan FİDAN Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Erdal SARIKAYA Vekili : Av. Danış AKPOLAT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2017/37237, 17 Mart 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Genel Olarak
  10. B. Ceza
  11. C. Tam Yargı
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. A. Ulusal Hukuk
  15. B. Uluslararası
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Başvurucunun
  19. B. Değerlendirme
  20. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  21. B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  22. C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ihlalinin
  23. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. M. Emin KUZ
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2017/37237
Tarih
17 Mart 2021

İlgili Kararlar

  • Yeliz Erten Başvurusu (B. No: 2020/99)
  • Metin Akdemir Başvurusu (B. No: 2017/21919)
  • İdris Baluken Başvurusu (B. No: 2020/8387)
  • Mehmet Nafiz Güniz Başvurusu (B. No: 2018/737)
  • Şenel Altan Başvurusu (B. No: 2016/4950)
  • Y.a. Başvurusu (B. No: 2018/26345)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.