İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erol Arslan Başvurusu (B. No: 2018/27076)

1. Başvuru, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin

Başvuru No2018/27076Tarih6 Ekim 2021Okuma19 dk · 3.834 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Erol Arslan Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2018/27076
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.834 kelime·19 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin

denetlenmesi neticesinde elde edilen kayıtların imha edilmediği ve

alenileştirildiği ileri sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/9/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu hakkında Hizbullah terör örgütü adına eylem

ve faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

(Başsavcılık) tarafından 2011 yılında soruşturma başlatılmıştır.

10. Soruşturma sürecinde başvurucu hakkında 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi kapsamında

iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmıştır.

11. Başvurucunun da aralarında bulunduğu altmış dört

şüpheli hakkında Başsavcılık tarafından 2/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, şüpheliler

hakkında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı

ve söz konusu tedbirin uygulanmasına 22/5/2013 tarihinde son verildiği

belirtilmiştir. Kararda; yürütülen soruşturmada operasyon yapılmasını

gerektirecek mahiyette yeterli delile ulaşılamadığı, şüphelilerin

gerçekleştirdiği görüşmelerin güncel görüşmeler kapsamında kaldığı ve neticede

delil elde edilemediğinden şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiği ifade edilmiştir. Kararda, mahkeme kararlarına dayanılarak icra

edilen iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin

değerlendirilmesine ilişkin tedbirlerin kaldırıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca

telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un

137. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca ilgili kişilere gerekli

bildirimlerin yapılmasına, adli emanet memurluğunda bulunan kayıtlı

materyallerin aynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca imha edilmesine, bu

hususta anılan merciye yazı yazılmasına da karar verilmiştir.

12. Başvurucu; telekomünikasyon yoluyla iletişimin

denetlenmesine ilişkin koruma tedbirinin kanuna aykırı şekilde iki yıldan fazla

süre boyunca uygulandığını, söz konusu koruma tedbiri neticesinde elde edilen

ve 2/11/2015 tarihli takipsizlik kararıyla birlikte imha edilmesine karar

verilen kayıtların Başsavcılık tarafından farklı mahkemelere gönderildiğini,

kayıtların 11/4/2016 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP)

yüklendiğini ve bu suretle alenileştirildiğini ileri sürerek 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası

açmıştır. Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) kayda alınan ve 20.000 TL

manevi tazminat talebi içeren 13/5/2016 havale tarihli dava dilekçesinde

başvurucu, imha edilmesi gereken söz konusu kayıtların -tespit edebildiği

kadarıyla- yirmi dört farklı dava dosyasına girdiğini iddia etmiş ve bu hususta

mahkeme adı, esas numarası gibi detaylı bilgiler sunmuştur. Başvurucu;

takipsizlik kararının üzerinden beş ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen

soruşturma kapsamında elde edilen dinleme kayıtlarının imha edilmemiş olmasının

ve bu kayıtların UYAP'a yüklenip farklı mahkemelere gönderilerek

alenileştirilmesinin 5271 sayılı Kanun'da yer alan usullere açıkça aykırı

olduğunu ileri sürmüştür. Kişinin mahremiyetine ve haberleşmesine yönelik

müdahaleler dolayısıyla oluşan zararların devlet tarafından tazmin edilmesi

gerektiğini, fiilî durumun Cumhuriyet savcılarının eksik ve yanlış şekilde

yaptığı işlemlerden kaynaklandığını ve açtığı davanın 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmeye uygun olduğunu iddia

etmiştir.

13. Cumhuriyet savcısı tarafından Mahkemeye sunulan esas

hakkındaki mütalaada yasal koşulların oluşmadığı belirtilerek davanın reddine

karar verilmesi talep edilmiştir.

14. Mahkeme 13/1/2017 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, koruma tedbiri neticesinde elde edilen

kayıtların aleniyet kazanmadığı ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen tazminat koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir.

15. Başvurucu, söz konusu kararın bozulması ve davanın

kabulüne karar verilmesi talebiyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesine istinaf

başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun

12/5/2015 tarihli kararı zikredilmiş ve kanunların her sorunu çözemeyeceği,

sorunların çözümü için uygun kurallar manzumesini ortaya koydukları, sorunların

ise ancak karar vericileri tarafından çözülebileceği ifade edilmiştir. Dinleme

kayıtlarının ifşa edildiği açık olmasına rağmen davanın reddedilmesinin hukuka

aykırı olduğu belirtilmiş ve oluşan manevi zararların 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında giderilmesi yönündeki talebin yersiz gerekçelerle

reddedildiği ileri sürülmüştür.

16. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin

19/7/2018 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde mahkeme kararında usule ve mevzuata

ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı belirtilmiştir.

17. Nihai karar 5/9/2018 tarihinde öğrenilmiştir.

18. 11/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

19. İlgili hukuk (ulusal mevzuat, yargı mercilerince

verilen kararlar, uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

kararları) için bkz. Murat Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, §§

19-31.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

21. Başvurucu;

i. Hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınmasına ilişkin koruma tedbiri uygulandığını, yaklaşık iki buçuk yıl süren

bu tedbir sonrasında kovuşturmaya yer olmadığına ve elde edilen kayıtların imha

edilmesine karar verildiğini, 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin (3) numaralı

fıkrası gereğince yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların en geç on

gün içinde imha edilmesi gerektiğini, sonraki süreçte açılan davalarda

mahkemelerce soruşturma dosyasının Başsavcılıktan talep edildiğini

belirtmiştir.

ii. Haksız şekilde kayıt altına alınan ve imha edilmesi

gereken tapelerin/görüşmelerin takipsizlik kararının üzerinden beş ay geçmesine

rağmen soruşturma dosyasıyla birlikte Başsavcılık tarafından yirmi dört farklı

mahkemeye gönderildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca imha edilmeyen kayıtların UYAP

üzerinden gönderildiğini, bu suretle özel hayatının ve haberleşmesinin ifşa

edildiğini iddia etmiştir.

iii. Cumhuriyet savcısının ihmalinden ve yaptığı

işlemlerden kaynaklanan manevi zararlarının karşılanması talebiyle 5271 sayılı

Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde öngörülen koruma tedbirleri nedeniyle

tazminat davası açtığını, Cumhuriyet savcısının kişisel kusurundan kaynaklanan

zararların giderilmesi amacıyla kendisiyle aynı soruşturma kapsamında

soruşturulan ve haklarında takipsizlik verilen kişilerce aynı iddialarla açılan

tazminat davalarının kabul edildiğini, açık olan ihlal nedeniyle lehine manevi

tazminata hükmedilmesi gerekirken açtığı davanın hukuka aykırı şekilde reddine

karar verildiğini ifade etmiştir.

iv. Mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki

dava yolu hakkında geliştirdiği ve hakkın özünü korumayan dar yorumu nedeniyle

manevi zararlarını karşılayamadığını, devletin sorumluluğuna gidemediğini

belirterek özel hayata saygı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu edilen süreçte

yargı organlarınca verilen kararlara ilişkin genel bilgiler aktarılmış ve

başvurucu hakkındaki kayıtların UYAP ortamına aktarılmasının başvurucuya aşırı

bir külfet yüklemediği, kamu yararı ile başvurucunun bireysel yararı arasında

makul dengenin gözetildiği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun kayıtlarının

süresinde imha edilmediğine ilişkin iddiasının doğru olması durumunda -her ne

kadar bu husus mevzuata aykırılık oluştursa da- kayıtların ifşa olmadığı,

herhangi bir şekilde kullanılmadığı, dosyayla ilgilenen yetkili kişiler dışında

üçüncü kişilerle paylaşılmadığı, ilgili makamların mevzuata aykırılığı fark

ettiği anda resen harekete geçtikleri ve kayıtların silinmesini talep ettikleri

belirtilmiştir. Görüşte, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun

herhangi bir zararının ve dolayısıyla mağduriyetinin bulunmadığı ve

başvurucunun ilk derece mahkemeleri önünde zararının varlığını kanıtlayamadığı

ileri sürülmüştür.

23. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevap

dilekçesinde bireysel başvuru formundaki taleplerini tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

24. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar

başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ...saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz.”

25. Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenar

başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine

sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."

26. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

27. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

korunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin

hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek

zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından

vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun yargı makamlarınca gerçekleştirilen işlemlerden ve

ihmallerden kaynaklanan, özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin

ihlal edilmesi suretiyle oluşan zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığı

davada etkili bir çözüm imkânı sunulmadığına ilişkin şikâyetleri, Anayasa'nın

20. ve 22. maddeleriyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Etkili

başvuru hakkı bakımından yapılacak incelemenin sonucuna göre bu aşamada özel

hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bakımından ayrıca bir inceleme

yapılmayacaktır (aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Murat Haliç, §

40).

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

30. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine

bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine

yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bunun

yanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve

görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletin

bireylerin özel hayata saygı haklarına ve haberleşme hürriyetlerine keyfî olarak

müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hak ve özgürlüklere karşı

saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif

yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298,

8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32; U.B.,

B. No: 2015/3175, 10/10/2019, § 33; Murat Haliç, § 42).

31. Söz konusu yükümlülükler, kişilerin özel hayatlarına

ve haberleşmelerine yönelik gerçekleşmesi yakın tehlikelere karşı gerçek

anlamda bir koruma sağlayabilmeli ve oluşan zararların tazmin edilmesi için

kamu makamlarınca gerçekleştirilen işlemler, yapılan eylemler ve ihmaller

konusunda kişilere etkili bir karşı çıkma ve telafi imkânı tanımalıdır. Bu

imkân ise ancak etkili bir başvuru yolu tanınması ile sağlanabilir (Murat

Haliç, § 43).

32. Etkili başvuru hakkı, anayasal bir hakkının ihlal

edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını

inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini

engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)

elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması

olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat

Haliç, § 44).

33. Anayasa Mahkemesi, manevi zararların ağırlıkta olduğu

ihlal iddialarında -kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, özel hayata

saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti kapsamında- hukuki tazmin yolunu daha

yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu

olarak kabul etmiştir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44; Aslı

Kırmızı Demirseren, B. No: 2013/5680, 15/4/2014, § 41; Gülşin Oral,

B. No: 2013/6129, 16/9/2015, § 47; Sümeyye Örnek, B. No: 2014/11091,

7/6/2017, § 26). Bunun gerekçesi ise kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderilmesi imkânının daha fazla olması,

ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk

alanında objektif sorumluluk esasının da etkili şekilde uygulanması ve hukuki

sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat

standardı kullanılması olarak açıklanmıştır. Ayrıca hukuk sistemimizde hukuki

sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin

zararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında özellikle manevi zarara

dayanan uyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolu ilgililere daha yüksek

başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olarak

nitelendirilmiştir (Işıl Yaykır, § 44; Aslı Kırmızı Demirseren, §

41; Mesut Özbezen, B. No: 2013/8175, 15/4/2014, § 40; Murat Haliç, §

45).

34. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kişilik haklarına saldırı

mahiyetindeki iddiaların adli ve idari yargı düzenindeki mahkemelerce

değerlendirilebileceğini, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilik

haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi

hususunda hukuk davası ile tam yargı davası açılabileceği konusunda bir

tereddüdün bulunmadığını da vurgulamaktadır (Ali Çığır, § 41; Erol

Kumcu, § 41; Cansun Sarıyıldız, B. No: 2015/11671, 8/1/2020, § 30; Murat

Haliç, § 46).

35. Devletin suçların soruşturulması faaliyeti kapsamında

şüpheliler hakkında birtakım tedbirler alarak onları gözetimi altında tuttuğu

durumlarda ise şüphelilerin sonradan ileri sürecekleri şikâyetlerinin olması

olağandır. Usul kurallarının yoğun şekilde öngörüldüğü bu özel durumlar

yönünden söz konusu şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve

gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması da

ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanması bakımından bir gerekliliktir.

5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirleri

nedeniyle tazminat davaları da bu bağlamdaki gerekliliği karşılamaya uygun bir

yöntem sunmalıdır (Murat Haliç, § 47).

36. H.Ö. (B. No: 2017/34332, 12/12/2018) kararında

Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirleri tazminat davaları ile 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden birtakım değerlendirmelerde

bulunmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile pratikteki uygulamaların bu tür

şikâyetler açısından etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi için

gerekli olan yargısal yaklaşıma ilişkin yapılan açıklamalarda Anayasa Mahkemesi

5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya yaptığı işlemler

nedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabileceğinin öngörüldüğünü,

anılan hüküm kapsamında Cumhuriyet savcılarının yapmış oldukları işlemler

nedeniyle zarar gördüğünü düşünen mağdurlar yönünden bir başvuru mekanizmasının

oluşturulduğunu tespit etmiştir (H.Ö., § 41; ayrıca bkz. M.Y., B.

No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50). H.Ö. kararında, yargılama

faaliyetlerinden doğan ve emredici ya da yasaklayıcı bir kural bulunmaması

nedeniyle kişisel kusur veya haksız fiil kapsamında değerlendirilemeyecek

özensiz davranışlardan kaynaklanan zararların 5271 sayılı Kanun'un (3) numaralı

fıkrası kapsamında giderilebileceğine ilişkin olarak Yargıtayca verilen bazı

kararlara da yer verilmiş ve anılan fıkranın etkili bir yol olarak

işletilebileceğine işaret edilmiştir (Murat Haliç, § 48).

37. Gerçekten de kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi

amacıyla öngörülen yargı yollarından biri olan koruma tedbirleri nedeniyle

tazminat davası açma imkânının mevzuatta yer alması tek başına yeterli olmayıp

bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola

başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken

dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki

iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı

sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili

ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (Murat Haliç, § 49).

38. Sonuç olarak tahdidi sayılan koşullar dışında

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptığı

işlemlerden kaynaklanan zararların giderilmesine yönelik girişimlerde bulunma

imkânı sağlayan ve geniş şekilde yorumlanmaya uygun olan söz konusu

düzenlemelerin zarar görenlerin herhangi bir yargı merciine başvurma imkânını

ortadan kaldıracak şekilde dar yorumlanmaması ve etkili bir yargısal koruma

sağlama konusunda yargı makamlarınca temel hak ve özgürlükleri önceleyen bir

yaklaşım içinde olunması etkili başvuru hakkının gereklerinin sağlanması

açısından önem arz etmektedir (Murat Haliç, § 50).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

39. Başvuru özetle takipsizlik kararıyla birlikte

Başsavcılık tarafından imha edilmesine karar verilen dinleme kayıtlarının beş

ay geçmesine rağmen tutulmaya devam edilmesi, kayıtların birçok farklı

mahkemeye gönderilmesi ve UYAP'a aktarılması nedeniyle manevi zarara uğradığını

belirten başvurucunun pratikte bu iddialarını dile getirebileceği mevcut

yargısal yolun etkili şekilde işletilmediğine ilişkindir.

40. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde 18/6/2014

tarihinde yapılan değişikliklerle eklenen (3) numaralı fıkra ile anılan

maddenin (1) numaralı fıkrasında yazan hâller dışında suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri

de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar

veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının devlet aleyhine

açılabileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suretle Cumhuriyet savcılarının

yapmış olduğu işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünen kişiler yönünden bir

hukuk yolunun getirildiği görülmektedir.

41. Bazı kararlarında Yargıtay, suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri

de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya

yaptığı işlemler nedeniyle zarar gördüğünü iddia ederek 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesi kapsamında tazminat davası açan kişilerin durumlarını bu bağlamda

değerlendirmiştir. Örneğin özel hayatın gizliliği ve iddianame içeriğinde

kişisel verilerle ilgili bilgi ve belgelere haksız şekilde yer veren Cumhuriyet

savcısının bu eylemine karşı açılan tazminat davasında Yargıtay, yargı

mensuplarının zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uygun hareket ederek özenli

davranmaları gerektiğini, kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan

haberleşme içeriklerine, kişiler arasındaki konuşmalara, kişisel verilerle

ilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer verilmesinin uygun

olmadığını, yer verilmesinin zorunlu olması durumda ise maruz kalınan suçlar

bakımından kişilerin onur ve saygınlığını en az zedeleyecek şekilde bu

hususlara yer verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay, bu durumda

bireysel hakları en az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntemin

benimsenmesi gerektiğini ifade ederek aksi yöndeki yaklaşımı özensiz davranış olarak

nitelendirmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası

gereğince mağdurun manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiği sonucuna

ulaşmıştır (söz konusu karar için bkz. Murat Haliç, bkz. § 25).

42. Başka bir kararında Yargıtay, yeterli uzmanlığı

bulunmayan bilirkişiye rapor düzenlettiren ve bu raporu esas alarak kamu davası

açan Cumhuriyet savcısının eyleminden dolayı ileri sürülen manevi tazminat

talebinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (söz konusu karar için bkz. Murat

Haliç, § 26). Yine Yargıtay, dinleme kararı veren ve hakkında disiplin

soruşturması başlatıldığı iddia edilen hâkimin bu kapsamdaki eylem ve

işlemlerinden kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan davada 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasının uygulanabileceğini

ifade etmiştir (söz konusu karar için bkz. Murat Haliç, § 27). Ayrıca

başvurucuyla aynı soruşturma kapsamında soruşturulan dört kişi tarafından aynı

hukuki gerekçelerle -koruma tedbirleri nedeniyle- açılan tazminat davasında

-Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2017 tarihli kararıyla- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında manevi tazminata

hükmedilmiştir (söz konusu karar için bkz. Murat Haliç, § 24).

43. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında "suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere

hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları

işlemler" şeklinde ifade edilen ve her somut olayın özelliğine göre

değerlendirilmesi gereken nedenlere dayanılarak bir zararın meydana geldiği

konusunda savunulabilir iddiaların ileri sürülmesi durumunda yargı makamlarının

bu konuda yapacakları yorum, söz konusu temel hakların korunmasını sağlayan

etkili başvuru yolunun bulunup bulunmadığının saptanmasında kilit rol

oynamaktadır.

44. Somut olayda, başvurucunun özel hayatının ve

haberleşmesinin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle manevi olarak zarar

gördüğüne ve bu zararların tazmin edilmesi gerektiğine yönelik şikâyetleri 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı gerekçesiyle

derece mahkemelerince reddedilmiştir.

45. Başvurucunun şikâyet ettiği hususun hangi nedenlerle

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği

hususunda delillere dayanan somut gerekçeler ileri sürdüğü görülmektedir. Ancak

derece mahkemelerince bu iddiaların yeterli şekilde değerlendirilmediği ve

savunulabilir nitelikteki iddialara dayanan dava neticesinde verilen kararda

ikna edici açıklamalarda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu ile

aynı soruşturma kapsamında hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınmasına ilişkin tedbirler uygulanan ve başvurucuyla birlikte hakkında

takipsizlik verilen diğer kişiler tarafından açılan tazminat davalarında (söz

konusu karar için bkz. Murat Haliç, § 24) farklı yönde verilen

kararların da derece mahkemelerince dikkate alınmadığı görülmektedir.

46. Başvurucunun içinde bulunduğu koşulların ve

iddialarının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde yer alan koşulların

oluşmadığı yönünde verilen kararın bu yönüyle ilgili ve yeterli gerekçeler

içermediği ve başvurucuya uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli olmadığı

anlaşılmaktadır. Esasında derece mahkemelerince ortaya konulan bu yaklaşımın

temel hakların ihlaline yönelik şikâyetin etkili bir şekilde incelenmesine

imkân sağlamadığı değerlendirilmektedir. Neticede somut olayın koşullarında

özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan zararlarının

tazmini konusunda başvurucuya, asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili bir

hukuk yolu sunulmadığı sonucuna varılmaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleriyle

bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

49. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın

yenilenmesine ve lehine 10.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

50. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

51. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir

(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

52. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul

hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin

yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir

yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

53. İncelenen başvuruda özel hayata saygı hakkı ile

haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin özel hayata saygı hakkı ile haberleşme

hürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari

güvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu imkânı sunmayan derece

mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

54. Bu durumda etkili başvuru hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

55. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç

ile 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle

bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan

etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/196, K.2017/19) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ile 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Fatih ALKAN Başvurucu : Erol ARSLAN Vekili : Av. Murat SADAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/27076, 6 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle
  16. B. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan
  17. C. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkının
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/27076
Tarih
6 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Özge Kibar Başvurusu (B. No: 2018/25600)
  • Zilan Gül Başvurusu (B. No: 2018/36804)
  • Şeref Ata Başvurusu (B. No: 2018/16749)
  • İsmail Adak Başvurusu (B. No: 2018/19964)
  • Aynes Gıda Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2018/5307)
  • Emre Aslan Başvurusu (B. No: 2018/37526)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.